Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
30 Eylül 2006       Mesaj #1602
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
ikiyüzlü arzuhalci

iki yüzlü arzuhalci. fırtına var dışarıda. dönüp geldim caddeyi. köşede bir güvercin ölüsü. hep senin durduğun ve yazılar yazdığın köşede. kıpırtısız vaziyette, başı kanlı, gözleri yarı açık. gri ve kurşun rengi tüylerinin altında çarpan bir yüreği yok artık. beklenmedik bir anda karşılaştık. bilirsin; severim güvercinleri. kırılmışlığım da oldu bir dönem. o zaman altıncı katta oturuyordum hatırlarsın. pencerenin önünde hep ıslak ekmek dilimleri dururdu. sabahın erken saatlerinde başlardı uğultuları. gelirler ve uçup giderlerdi boşlukta. bir gün kör oldu içlerinden biri. balkonuma gelemez oldular. kaç mevsim geçti üzerinden. şimdi zaman zaman aç gözlü martılar uçuyor onların bıraktığı boşlukta.
iki yüzlüsün arzuhalci. on yılı geçti gideli. bu elimdeki defter yazılmış bir kaç satır cümlen kaldı. "içimden akşam üzeri ölüsü çok olur bu şehir`in diye geçirdim. burada nefes aşıp verenler arasında bile çok sayıda ölü var. gözleri çoğunun sıcaklığını yitirmiş. sen güleç yüzünle, yitirdiklerini unutmayı seçmişsin. kısa değil mi bu hayat dedikleri şey?" okuyunca bir filmden arakladığını düşündüm bu satırları. hangi filmdi hatırlayamıyorum.
elma ağacının altındaki çimleri kesiyordu büyük annem. daha genç sayılırdı. bal kabaklarının yanında durmuş onun elindeki makası kullanamadığım zamanları düşünüyordum. senin haberinden sonra bir anda yere yığıldı. kestiği çimlerin üzerine düştü başı. hiç birşey yapamadım. içimde büyük bir çığlık birikti durdu o günden beri. bir sen bilemedin bu görüntüyü. bulutu çok olan bir gündü koşar adım geçmiştim caddeyi.
ah kalbim. yokluk, tenimi yalayıp geçen rüzgarın sesinde daha bir dokunaklı. sarı renkli boya kalemi ile fihristte adının üzerini çizmişim. yoksun, bunu bilmek üşütüyor içimdeki yarayı. kanayan ne kalır bunca günden sonra? duvardaki resmin artık üzerindeki örtüyü benimsemiş. sesime cevap verecek biri yok bu rakamları çevirsem. yokluk mudur çoğu zaman içimize tüneyen?
daha dökecek yaprak var mı? bu sonbaharda sararmış anılarım. bahçenin bir köşesinde pevruze kendine dolamış kollarını. armut ağacı hışırdamıyor artık. bir kaç evden sızan ışıklar var geceye karışan. uğultularım artıyor. merdivenleri koşup üst kata çıksam, pencereyi aralasam. sana doğru kalbim.
bütün geceler bu susmalar bir intihara dönüşecek diye korkuyorum. gün gelsin açsın sofayı. duvardaki resimdeki yaşlı adam yine assın suratını ve korkutsun küçük çocukları. oysa gece bilen için karıştırır bütün hesapları. dolanır diline bir şiir, eğip başını dönersin kuytusuna gecenin.
hiç birşey hatırlayamadığımda acılarımı karıştırırım seninle ilgili. aralık mı kalmış kapı? kuyruğunu dikleştirir pevruze ve sürer bacaklarına içeri girerken. sesimde tavan arasına ait izler."geldim. kalamazdım bir kaç gün daha. çiçekler iyice kurudu. topraklarını değiştirmeli. yeni tohumlar ekmeli bahçeye." içimden yanık kokusuna benzer birşeyler geçiyor. uzak bir şehir, tren istasyonu. iki kişi gezdiğimiz bir çarşı. mağazalar ve yangınlarım.
düşten yeni uyandım. karanlıkla tanışırken evren, uzun otların arasından geçip gitti belirsizlik gibi, üstümüze çöken bulutlar. merdivenleri yeni inmiştin. çok sevdiğim boğazlı siyah kazağını giyinmiştin. aylardır birbirimizi görmezmiş gibi, büyük bir hasretle kucaklaştık, öpüştük. yüzünün yarısını aydınlatan ayın ışığı altında sustuk. bütün gece sürdürdüğümüz birbirimize doymak bilmeyen bakışmalardan sonra bozdum karanlığın suskusunu. ’yalnızlık için iki kişi gerekir.’
önce ışığını sonra sesini duyduk gök gürültüsünün. sen de ben de yer değiştirme niyetinde değildik. birkaç dakika sonra giderek hızlanan yağmur taneleri saçlarıma, yüzüme, ellerime çarpıyor ve dağılıyordu. yüzüne değen tanelerse tutunmak, düşmemek için çırpınıyordu. biliyordum, sonsuzluk uzun bir soluklanma anıdır ve seni hep yanımda istiyordum.
o aylarca beklediğim ve olmadığın gecelerde hep aynı çardakta oturdum. Bir resme bakar gibi eskittim karşımdaki dağın görüntüsünü. yolda gözüken kırmızı audi’nin içinde seninde olabileceğini düşündüm. uzun sürecek bir yağmur başladı. ellerimden yüzümden ve saçlarımdan aşağı süzülen yağmur taneleri gözlerimdeki düşü de silip gitti.
ayaklarım üşüyor. bütün gece yağdı durdu. kimseler yok, hiç birşey söyleyemedim. elinde şemsiye, yavaş yavaş geçti caddeyi bir adam. yüzüne vuran ışık kırıldı sonra. iki çocuk koşup şakalaştılar. bakkalın önünde bir kaç kişi dinmesini bekliyordu yağmurun. ağızlarından yükselen buharları buradan görmek mümkün. yan dairedeki yaşlı kadın yine erken uyumuş. çok fazla bu yalnızlık dayanamadığı hissediyorum.
bekleşen insan manzaraları. ben bekliyorum. yaşlı kadın her akşam üzeri o tepede, oğlunu getirecek minibüsü bekliyor; alnında çocukluğundan kalma bir yara. her akşam merdivenleri inerken karşıma çıkan ayşenin güzel yüzü. bir diğerinde serum şişesinden sızan ilaç damlalarını büyük sessizlikle izliyor. çocuğun sağ kolu kesilmiş. henüz farkında değil elini öptüremeyeceğinin. bekir gidiyor bir istasyondan başka istasyona. içim sıkıldı bu yazılanlardan sonra. hepsi durağan acıları yaşıyor hikayelerinde.
-"ya sen?"
-` nasıl ben?`
-"bizim hikayenin bir sonu var mı?"
ah kalbim. yarası üzerinden sıyrılıp düşen kabuk gibi iyileşirim bir gün. kanayan ve sızlayan yokluktur. biz unuturuz biz olmayı ve döneriz bendeki kış yalnızlığına. `iki yüzlüsün sen arzuhalci. gidecek bir yer vardı ve sakladın benden.` güvercinlerin biri kör oldu, uçamaz oldular. uğultuları kesildi. bir kaç gün sonra bir boşluğa bakar buldular yüzümü.