nereye gitsem seni özlüyorum..
nereye gitsem seni özlüyorum...
hep yollara çıkma arzusu..
ayaklarımda binyılların tozu..
dilimde teha sözlerle..bir başıma..
toplayıp bavullarımı gitmek o an olduğum her yerden ..uzaklara..kendimin bile uzağına...
içimdeki sancının beni sürüklediği yerlere..
varlığının tüm ihtimallerine..gitmek..gitmek istiyor ruhum..
ihtimal..taksimde sin..yürüyorsun..lapa lapa yağan kar papatya olup düşüyordur saçlarına..üşüyorsundur da...
kötü bir lodos kesiyordur nefesini......
ama sen aldırmıyorsun bunlara..yürüyorsun yine de..
ihtimal: altıparmak taki sinemalardan birindesin..
gittiğin filmde taze bir aşkın trgedyayla sonlanışı var...
terkedende hemcinsin galiba..
ihtimal; trabzon da yoksul bir balıkçının kızısın...
dalgın yüzüşlerin,sazan aldanmışlıkların takıldığı ağları dikiyorsundur her gün..evinin hiçbir köşesinde akvaryumda yoktur...ihtimal..
ihtimal güneydoğuda bir köyde ker*** bir evdesin..çeyiz işliyorsun..babanın sana uygun bulduğu birine..
ihtimal....belki hiç rastamayacağım sana...ne bir cami avlusunda,ne de mağribte adaklar adanan bir yatırda..
beni hep elinde bavullar ve dilimde sana ait sözlerle hatırlıyorlar..ne zaman ayaklarıma inen yorgunluk adımlarımı yavaşlatsa bir kuytuya atıyorum kendimi..geride:
-dur nereye gidiyorsun daha çayını bitirmedin-diyen hancının o yorgun sesi..
bilmiyor ki o çayı tam-lasam kalkıp gidecek aşkın o mavi otobüsü...ne varsa biriktirdiğim alıp götürecek cümlesini...geride gidecek bir ülkesi kalmamış yurtsuz bir adam kalacak yolların ortasında..
bilmiyorlar ki o çayı yudumlasam bir daha değmeyecek gözlerine gözlerim..
aşk küsüp gidecek,
aşk; sonsuza dek lanetleyecek beni..
gecikmişliğin bedeline aşk sallanacak ömrümün darağacında.
bilmiyorlar ki o çayı sonuna kadar yudumlasam..sonsuza dek içim susayacak..sonsuza dek cehennemsi bir kavrulmuşluk yakacak içimi..gecelerde ve yalnız...bir münzevi gibi yaşamak düşecek omzuma,binbir acıyla karalı yazgıma...
sonra gidiyorum yeniden..nereye gitsem seni özlüyorum yeniden..sana dair eski bir üşümüşlük sokuluyor içime..yeniden..
yollara vuruyorum kendimi..tanımadık öykülere..
bilmedik yurtlara..
avcumda cançekişen o kalbin..
dilimde dualar..bitmeyen yalvarışlar; Rabb'e..yaşatması için....
nasıl istiyorum bunu...çünkü çok duracak kalpler gördüm ben..bir ambulans kabinindeki monitörde..atımlarıyla aşklarının şiirlerini yazan kalpler..sonunda düz bir çizgi...ve ex....şiirini sürdürenler de oldu...ebed ebed diye attı kimisi..öykülerde anlattı birkaçı....şiirleri sürüp gitti bir ömür kimilerininki..
sende bana ait bişey var..beni çeken beni ihya eden bişey..sanki yaşarsan dirilecek içimin ölmüş hisleri..çoğalacak ırmaklarım..
çünki kalbin iyiliğin kalbi..ve şifa pompalıyor kainatın kalbine..yeryüzündeki tüm yaraları sağaltacak kanı pompalıyor insanlığın damarlarına..
sen gelirsen iyileşek kötürümleri kentlerin..
sen gelirsen görecek gözleri tüm körlerin..
işitecek yeniden hayatı sağır bir gecede yürümek- san-mışlar..
çünki adın kurtuluştur senin...adın beşiri, bahar günlerinin...
adın bende yeşerişi ümitlerin..yaşarsan zulüm olmayacak sanki bir daha yeryüzünde
yaşarsan,açlıktan ölmeyecek dünyada hiçkimse..
bunalımlar depresyonlar..toplu ölümler..olmayacak sanki hiçbiryerde..
dirilişin ve zaferin muştusu duyulacak her yerden....
adın kapkaranlık bir gecenin sabahı...
adın insanlığa dair yücelişlerde
adın bir tanvaktinde
beyazlar içinde...
adın,(Z) erafetin
ve (E) rdemin
bir (T) anvakti
(T) ezahürüdür bende