Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
13 Mart 2012       Mesaj #43
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
FİL Bir zamanlar Avustralya ve Güney Amerika dışında yeryüzünün bütün karalarına dağılmış olan fillerin bugün yalnızca Afrika ve Asya kıtalarında yaşayan iki türü vardır: Afrika fili (Loxodonta africana) ve Asya fili (Elephas maximus). Bazı müzelerde iskeletleri görülebilen dev mamutlar da fillerin yeryüzünden silinmiş olan ataları arasındadır.
Elephant Animals

Filler bugün yaşayan bütün kara hayvanlarının en irisidir. Erişkin bir filin omuz yüksekliği 4 metreyi, ağırlığı 7,5 tonu bulur. (Yeni doğmuş bir fil yavrusu bile yaklaşık 90 kg ağırlığındadır.) Bu hantal yapılı iri gövdelerinin dışında filler, sütun gibi kalın bacakları, geniş ve sarkık kulakları, çok uzun dişleri ve uzun hortumlarıyla tanınır. Rengi boz ile kahverengi arasında değişen derileri kalın, kaba görünümlü ve neredeyse çıplak denecek kadar seyrek tüylüdür. Kısa ve kalın bacakları gövdelerinin ağırlığını ancak taşıyabilir. Sürekli uzayan üst kesicidişleri ise hem topraktan bitki köklerini çıkarmaya yarar, hem de hayvanın düşmanlarına karşı en önemli savunma silahıdır. Ne var ki, fildişi denen bu dişler çok değerli olduğundan, aynı zamanda fillerin ölçüsüzce avlanmasının da başlıca nedenidir.

Aşağıya doğru sarkan ve hayvan ayaktayken bile yere değecek kadar uzun olan hortumları fillerin en önemli organlarından biridir. Burunları ile üstdudaklarının uzantısı olan bu organ yerine göre el, kol, burun ve dudak işlevi görür. Binlerce kastan oluştuğu için hem kolayca eğilip bükülen, hem de çok güçlü olan hortumları fillerin en büyük savunma aracıdır. Öte yandan hortumun ucundaki parmağa benzeyen duyarlı uzantı da hayvanın iğne büyüklüğündeki nesneleri algılayıp tuta bilmesini sağlar. Fillerin kuyrukları kamçı gibi ince uzun ve ucu püsküllüdür Gözler çok küçük ve görme duyulan zayıf olan bu hayvanların beyinleri de iri gövdelerine oran la küçücüktür.

Asya fili daha çok Hindistan fili adıyla tanınır; oysa bu tür Hindistan Yarımadası’nın yanı sıra Sri Lanka, Birmanya, Malezya Tayland, Çinhindi ve Sumatra’da da yaşar Afrika filine ise bugün yalnızca Büyük sahranın güneyinde rastlanmaktadır. Bu türün en iri örnekleri Doğu ve Orta Afrika orlarında, daha küçükleri de Batı Afrika mantarında bulunur. Afrika ve Asya filler arasındaki en büyük fark, Afrika filinin daha iri, kulaklarının daha büyük ve hortumunun ucundaki parmaksı uzantının iki tane olması dır. Ayrıca Afrika filinin hem erkeğinde hem dişisinde uzun savunma dişleri olduğu halde, bu uzamış kesicidişler Asya filinde yalnız erkeğe özgüdür.

Tümüyle otçul hayvanlar olan filler hortumlarıyla kopardıkları otlar, ağaçların yaprakları, meyveleri, ince sürgünleri gibi bitki sel yiyeceklerle beslenir ve gerektiğinde yiyecek ya da su bulmak için uzun yolculuklara çıkarlar. Karınlarını doyurmak uzun saatlerini alır. alır ve günde 225 kilogramdan çok ot ya da yaprak yiyebilirler. Filleri su içerken izlemek çok ilginçtir. Suyu bir tulumba gibi hortumlarının içine çeker, sonra bu esnek organı geriye doğru bükerek suyu ağızlarına püskürtürler. Duş yapmak istediklerinde gene hortumlarıy la emdikleri suyu sırtlarına doğru püskürtmeleri yeterlidir. Su bulamadıkları zaman da çevrelerindeki toz toprağı hortumlarıyla top layıp sırtlarına boşaltarak “kum banyosu” yaparlar. Aslında filler suya çok düşkündür; her fırsatta suya girip yıkanmaktan ve duş yapmaktan çok hoşlanırlar. Üstelik oldukça İyi yüzücüdürler; ucunda burun delikleri olan hortumlarını suyun dışında tutarak soluk alıp verebilir, böylece derin ırmakları yüzerek geçebilirler. Bağırmaları yüksek tonda bir horazan sesini andır; ama daha alçak tonda, homurtuya benzer sesler de çıkarabilirler. Filler toplu yaşamayı seven hayvanlardır, genellikle birey sayısı 5 ile 40 arasında değişen sürüler halinde dolaşırlar. Her sürü nün bir önderi vardır; bu görevi çoğu zaman sürünün en yaşlı dişisi üstlenir. Karşılaştıkları bütün sorunların çözümü sürü başının alacağı karara bağlıdır ve topluluğun bütün üyeleri önderlerine kendi istekleriyle boyun eğerler. Dolaşmaya ya da göç yolculuğuna çıktıkların da en önde sürü başı, onun arkasında tek sıra olarak dişiler ile yavrular, en arkada da erkek filler yürür. Normal yürüyüş hızları insanınkinin yaklaşık iki katıdır, ama gerektiğinde saatte 25 km hızla koşabilirler.

Filler arasındaki bağlılık, düşkünlük ve yardımlaşma duygusu üstüne inanılması güç öyküler anlatılır. Afrika’da fil avına çıkan bir avcının tanık olduğu bir olay bu dayanışmanın çarpıcı örneklerinden biridir. Avcı bir fili vurup yaralamış, ama tam yanına gideceği sırada arkadaşının vurulduğunu gören bir başka fil hemen onun yardımına koşmuş. Bunun üzerine avcı, vurduğu filin değerli dişlerini daha sonra almak üzere olay yerin den uzaklaşmış. Bir ay sonra aynı yere döndü ğünde gözlerine inanamamış. Çünkü vurulan fil hâlâ yaşıyormuş, ama yaralı olduğu için oradan uzaklaşamamış. Anlaşılan, o gün yardımına koşan sadık dostu her gün ona yiyecek ve su taşıyarak yaralı fili ölümden kurtarmış. Gerçekten de sürüdeki hayvanlardan biri hastalandığında, arkadaşları iyileşip yola devam edinceye kadar bütün sürü onu bekler; içlerinden biri tuzağa düştüğünde de öbürleri onu çukurdan çıkarmak için ellerinden geleni yaparlar.

Eskiden fillerin yüzlerce yıl yaşadığına inanılırdı. Oysa bugün bilindiği kadarıyla ortalama ömürleri hemen hemen insanınkine eşittir ve tutsak edilerek insan eliyle bakılan filler arasında 70 yaşını aşanlar pek azdır.