İstifası
Mehmet Akif 11 Mayıs 1913 de, 20 yıldan beri çalışmakta olduğu memuriyetinden istifa ederek ayrıldı. Bu istifaya sebep baytarlık işleri müdürü Abdullah efendinin vazifesinden haksız yere uzaklaştırılmasından doğan teessürdü.
Mehmet Akif, çok sevdiği ve saydığı şefinin haksızlığa uğramasına tahammül edememiş ve istifa etmek suretiyle hükümet vazifesinden çekilmişti. Bu sırada Mısır'a seyahat yaptı. Balkan Harbi bozgunluğu ve Mısır seyyahati onu kötümser bir hale soktu. Aradığı İslâm Birliği mefkuresini yaymak için büyük bir gayret gösteriyordu. Yazılariyle şimdi memlekete bu mefkûresini aşılıyordu.
Millî Mücadele
Mehmet Akif, 1918 yılından sonra bütün ümitlerini kaybederek kötümser olmağa başlıyor. Çünkü Arapların İstiklâl uğrunda çarpışmaları boşa çıkmış, islâm âlemi çökmeğe yüz tutmuştur. İslâm âlemini kurtaracak en aydınlık yol, müslümanların el birliği ile mücadeleleridir.
Mehmet Akif'in İslâm Birliği ideali sarsılmıştır. Lâkin onu yeniden aydınlığa ve nura kavuşturacak hamle, imkânları da belirmeğe bağlamıştır. Mehmet Akif, Balkan Harbi ve Umumî Harp sıralarında kalemi ile yaptığı gibi, şimdi yine ayni şekilde mücadele hayatına atılmıştır. Mehmet Akif, aslında ruhen kötümserdir. Lâkin görünüşte vazifesinin Türk milletini yeniden ayaklandırmak ve hamleye sevketmek olduğunu idrak etmektedir. Kurtuluş Savağı onun bu ayaklanma ve hamle ümitlerini besleyen bir kaynak olmuştur. Çünkü İslâm memleketlerinden biri olan Osmanlı İmparatorluğu içinde mücadeleden vaz geçmeyen ve direnen, kuvvetli bir yığın bulunduğu göze çarpmaktadır.
İşte Mehmet Akif asil Türk milletinin kalbi olan bu kuvvete yardım edecektir. Onu gayesine ulaştıracak yolda yeni ışıklar parıldamağa başlamıştır. Eğer Türkiye kuvvetlenirse muhakkak ki diğer İslâm memleketleri de uyanacak ve Mehmet Akifin Ümit kestiği İslâm Birliği hülyası yeniden canlanacaktır. Şimdi Mehmet Akif için biricik kurtuluş yolu Türkiye'nin kendini toplaması olacaktır. Bu kararını tatbik mevkiine koyan Mehmet Akif Millî kuvvetlere katılmak arzusu ile 19 Ekim 1920 tarihinde İstanbul'dan Kastamonu'ya doğru yola çıkıyor. Onu Kastamonu halkı parlak bir şekilde karşılıyorlar. Kastamonu'da Nurullah camiinde ve civar kazalarda Kasım ve Aralık aylarında Mehmet Akif Millî Mücadeleye katılmanın lüzumunu belirten bir çok vaızlar veriyor. İstanbul'da yayımlanmakta olan Sebilürreşat şimdi Kastamonu'da çıkmağa başlamıştır.
Onu bizzat dinlemek bahtiyarlığına ulaşamıyanlar, vaızlarını bu dergide okumak suretiyle millî heyecanlarını körüklüyorlar. Bu yazıları heyecanla okuyan El-Cezire kumandanı Nihat Paşa, Mehmet Akif'i tebrik ediyor. Nihat Paşa, Mehmet Akif'in bu vaızlarını Diyarbakır'daki Cami-i Kebir de cuma namazında okutmuş ve bununla da yetinmiyerek onları matbaada binlerce nüsha halinde bastırarak Diyarbakır, Bitlis, Van illeri ile civar mutasarrıflıkları halkına dağıtmıştır. Biz Nihad paşanın bu telgrafından onun hitabelerinin ne geniş yankılar uyandığını ve millî mücadeleyi ne kadar kuvvetle desteklediğini öğreniyoruz. Padişahlık hükümeti, Millî kuvvetlere aktıldı diye Mehmet Akif'in İstanbul'daki vazifesine son veriyor. 25 Ocak 1920 de Kastamonu'dan Ankara'ya hareket eden Mehmet Akif, yolda Yunan ordularının Ankara'ya yaklaşmakta olduğunu duyunca tekrar Kastamonu'ya dönüyor ve burada yeniden tesirli vaızlarına devama başlıyor. Kurtuluş Savası, Mehmet Akif'e yatan mefhumunun ifade ettiği manayı bütün heyecaniyle duyurmuştur. Şimdi onda İslâm'ı duygularla, vatan duyguları atbaşı gitmektedir.
Mehmet Akif 1921 de İstiklâl Marşını yazdı. Açılan müsabakada bu marş birinciliği kazandı. İstiklâl Marşı 17 Şubat 1921 de Sebilürreşat dergisinde basıldı. 1 Mart 1921 de Büyük Millet Meclisi kürsüsünde okunarak 21 Mart 1921 de Büyük Millet Meclisi toplantısında millî marş olarak merasimle kabul edildi.
Mehmet Akif Büyük Millet Meclisinin birinci devresinde Burdur'dan milletvekili seçildi. Bu sıralarda ona Kur'an'ı Kerim'in tercümesi teklif edildi. Tercümeyi Akif, tefsiri ise merhum Hamdi Aksekili yapacaktı.
Mısır Yılları
Bu sırada Mehmet Akif Mısır'a bir seyahat yapmağı düşünüyor.Yaptığı çevirmeleri Mısırdan kısım kısım Hamdi Akseki'ye yollamakta, Hamdi Akseki de eline geçen çevirmeleri hemen tefsir etmektedir. Lâkin Mehmet Akif bu çevirmeleri zamanında yetiştirememektedir. Bu yüzden Diyanet İşleri Başkanlığı Mehmet Akif'e çevirmeyi tamam olarak göndermesini yazıyor. Baskı altına girmeyi kabul etmiyen Mehmet Akif üzerine aldığı bu işi zamanında yetiştiremiyeceğini bahane ederek eseri Diyanet İşleri Başkanlığına, bu hususta aldığı para ile birlikte iade ediyor.
Kurtuluş Savaşı sonunda kurulan Yeni Türkiye ve dayandığı lâik esaslar, onun yıllardan beri ümit bağladığı İslâm Birliği idealini sarsmıştır. Beklediği şeyi elde edemiyeceğini anlayan Mehmet Akif büyük bir hayal kırıklığına uğramıştır. Bu yüzden Mısır seyahati onu oyalıyor. Bu gibi ruhî haller içinde bulunan Mehmet Akif Mısır'dan Ankara'ya geliyor. Bu yılın baharını İstanbul'da geçiriyor. Ve aynı yılın Ekim ayında Abbas Hilmi Paşa ile birlikte Mısır'a gidiyor. Kışı Mısır'da geçiren Mehmet Akif bahara yine İstanbul'a dönüyor.
1924 ve 1925 yıllarına ait kış mevsimlerini yine Mısırda geçiriyor. Baharları ise İstanbul'a dönüyor. 1926 yılında Mısır'a gidince o bahar İstanbul'a dönmüyor ve bundan sonra Mısır'da daimî olarak kalıyor. Ona Mısır hükümeti Camiatül Mısıriyye Darülfünunda Türk Edebiyatı veya Türk Lisanı profesörlüğünü vermiştir. Mehmet Akif 1936 yılına kadar bu vazifede bulunuyor. Bu sırada Kahire'ye oldukça uzak Hilvan adı verilen küçük ve sessiz bir köyde oturmakta ve derslerini vermek üzere haftanın iki günü Kahire'ye inmektedir. Bir gün Hilvan'da yalnız bir hayat yaşarken adı ve adresi belli olmıyan bir kimse ona Hindistan şairi Muhadded İkbal'in iki kitabını yolluyor. Bu kitapları zevkle okuyan Mehmet Akif kendisi ile İkbal arasında bir benzerlik bularak bundan sonra İkbal'i çok seviyor.
Mehmet Akif (Safahat) isimli büyük şiir kitabının son cildini teşkil eden «Gölgeler» i 1933 yılında Mısır'da bastırdı. Bu, onun 1918-1933 yılları arasında yazdığı 42 parça şiirinden meydana gelen son eseri idi. Bu sırada Abbas Hilmi Paşanın ölümü Mehmet Akifi çok sarstı.
Son Günleri
Mehmet Akif'i hastalıklar artık sık sık yokluyordu. 1935 yılı temmuz ayında, hava değiştirmek maksadiyle Aliye yakınında, Sükel-Garp köyüne çekildi. Lübnan çamlıklarında onu yakalayan sıtma hastalığı kendisini çok sarsmıştı. İdealinin yıkılmasiyle manen harap okluğu gibi, vücutça da bitkin ve haraptı. Bu sırada Antakya'dan Beyrut'a gelen arkadaşı Ali Hilmi Bey onu bu sessiz hayattan bir müddet olsun çekip kurtarmak için kendisini Antakya'ya çağırdı. Antakya halkı Mehmet Akif'i candan karşıladılar. Bereket Zade Cemil Bey Mehmet Akif'i konağında misafir etti. Mehmet Akif Antakya'dan, Mısır'a dönünce sıtmanın geçmediğini gördü. Şu hale göre kendisine sıtmadan başka bir hastalık daha var demekti.
Artık hayatı evham ve kuşku içinde geçiyordu, ihtiyarlamıştı. Zayıf ve dermansız kalmıştı. Manevî hayatı gibi, maddî hayatı da sönmeğe yüz tutmuştu. Şimdi onun içini kavuran en büyük hastalık yurt ve vatan hasreti idi. İstanbul'a dönmek ve orada ölmek istiyordu. Mısır'da öleceğinden korkuyordu. 1936 yılı yaz mevsimi başlangıcında Mısır'dan İstanbul'a geldi. Vapurdan çıkar çıkmaz davet edildiği Prenses Emine Abbas Halim'in konağına gitti. Bu konakta üç dört gün misafir kaldıktan sonra tedavi edilmek üzere Nişantaşındaki Sağlık Yurduna götürüldü.
İstanbul'a döner dönmez hükümet tarafından kendisine 170 lira tekaüt maaşı bağlanmıştı. Onu İstanbul parlak bir şekilde karşıladı. Bu hususta hakkında güzel yazılar yazıldı. Bir ay kadar Nişantaşı Sıhhat Yurdunda tedavi gören Mehmet Akif, hastalığın günden güne şiddetlenmesi yüzünden, Dr. Fuat Şemsi'nin tavsiyesiyle sıhhat yurdundan çıkarılarak Mısır apartmanına götürüldü. Tedavisini Profesör Burhanettin Tuğan üzerine aldı. Burada da bir müddet kaldıktan, sonra Prenses Halim'in Alem Dağındaki Baltacı Çifliğine gitti. Daha Mısır'da bulunduğu sıralarda en büyük arzusu son günlerini bu çiftlikte geçirmekti. İşte bu muradına da kavuşmuştu. İstanbul semtine kanında toplanan suyu aldırmak üzere İstanbul’a iniyordu. Günden güne artan bu acılarla kıvranan Mehmet Akif, İstanbul'a döndükten sonra çok sevdiği memleketinin havasını ancak 6 ay kadar teneffüs edeibildi. 1936 yılı Aralık ayının 27 inci Pazartesi gecesi tam saat 7,45 de gözlerini yumdu.
İşte sahifelere dar gelen «İstiklâl Marşı» şairimizin, ölümsüz hayâtı...
MEB