YAYA sıf. ve a.
1. Yürüyerek giden kimse: Bu yol yayalara mahsustur.
2. Yaya geçidi, trafiğe açık yerlerde yayaların geçmesi için ayrılmış kesim. || Yaya kaldırımı — KALDIRIM.
—Ask. Yaya yürüyüş, barışta ve seferde ulaştırma araçlarının yetersiz olduğu, yolların araçlar için uygun bulunmadığı ya da akaryakıt ikmalinin yapılamadığı durumlarda birliklerin araçlara binmeksizin gerçekleştirdikleri intikal hareketi.
—Ask. tar. Yeniçeri ocağı'ndan önce OsmanlIlarda Çandarlı Kara Halil Paşa'nın kurduğu sürekli orduya verilen ad (Bk ansikl. böl.). || Yaya başı, Yeniçeri ocağı’n- da cemaat ortalarının komutanı. (En kıdemlileri baş yaya başı diye anılan yaya başılara serpiyade de denir, bunlar 24 akçe yevmiye alır, dış hizmete çıktıklarında kendilerine yılda 25 000 akçelik zeamet derecesinde dirlik ya da yaya beyliği verilirdi. || Yaya beyi, yayaların tımar bölgelerinde maiyetlerinde bulundukları amirlerine verilen ad. (Bunlar dört taneydiler ve yaya sancakbeyine bağlıydılar.)
—Bayınd. Yaya yolu, bir karayolunun yayalara ayrılmış yan bölümü.
♦ be.
1. Yürüyerek, yaya olarak: Biz yaya gideceğiz.
2. Yaya kaldın tatar ağası, güvendiği kişilerden beklediği yardımı görmeyen ya da istediği başarıyı elde edemeyen kimseler için söylenir. || Yaya kalmak, kendisine yapılan yardım kesilince işini yapamaz duruma düşmek ya da bir işte bir başına kalmak.
—ANSİKL. Ask. tar. Yayalar piyadegân diye de anılır, kendilerine ikişer akçe yevmiye verilir, sefer bitince memleketlerine dönerek tarımla uğraşır, devlete hiçbir vergi ödemezlerdi. Atlı olan yaya sınıfı askerlerine müsellem" denirdi. Yayalar, Yeniçeri örgütü kurulduktan sonra, eyalet askeri olarak varlıklarını korudular ve kendilerine ocak biçiminde tımar verildi; sefer sırasında kendilerin yol açma, köprü ve kaleleri onarma gibi geri hizmetlerde çalıştırıldılar; gerektiğinde kıyılardaki kalelerde muhafız olarak görev yaptılar. Ocak biçimindeki tımarları önceleri (1590) yirmişer, sonraları (1670) otuzar kişilik gruplar arasında paylaşılırdı. Ocakların her birinde beş eşkinci vardı, geri kalanlar yamak idi. Her yamak bir sefer için eşkinciye elli akçe vermek zorunda olduğundan bunlara eHici de denirdi. Sefer sırasında yamaklar kalelerde kalır, eşkinciler ise göreve giderlerdi.
Kaynak: Büyük Larousse