UZAK sıf.
1. Uzamda büyük olduğu düşünülen bir uzaklıkta yer alan bir şey için kullanılır; ırak: Uzak ülkeler. Uzak bir yer.
2. Bir şeyden, bir yerden uzak; bir şeye, bir yere uzak, özellikle o noktaya varmak için gerekli olan zaman, eylem ya da öznel bir bakış açısından, uzamda belli bir noktanın çok ötesinde yer alan başka bir nokta için kullanılır: Kentten uzak bir köyde oturmak. Okul evimize çok uzak değil.
3. Zaman içinde çok geride ya da çok ileride yer aldığı düşünülen bir şey için kullanılır: Olup bitenler artık çok uzak. Uzak anılar. Uzak bir gelecek.
4. Bir şeye, bir şeyden (soyut) uzak, öznel bir bakışla, bir şeyden ayrı, farklı, onunla ilişkisi, bağlantısı olmayan bir şey, bir kimse için kullanılır: Düşüncelerimiz birbirinden o kadar uzak ki hiçbir zaman anlaşamayız. Sorunu doğru değerlendirmekten çok uzaksın. Sanata uzak bir insan.
5. Onları yenmemiz çok uzak bir olasılık.
6. Olup biten şeylere katılmayan, ondan kopmuş görünen, olanların dışında kalan bir kimse, onun tutumu için kullanılır: Bana her zaman uzaktı.
7 Uzak akraba, dolaylı yoldan akraba olunan, akrabalık bağları karmaşık bir kimse için kullanılır.
—Biyol. Uzak alıcı, görme, işitme ya da koku almada olduğu gibi kaynağıyla doğrudan temas olmayan uyarılara tepki gösteren duyu organına denir.
—Müz. Uzak tonlar, YAKIN TONLAR'ın karşıtı olarak kullanılan deyim, (iki ton, aralarındaki ortak notalar ne kadar azsa o kadar birbirlerinden uzaktır; birbirlerine yakınlıkları ise toniklerinin aynı olması ya da aynı tonik üzerinde kurulmuş akortlarla aralarında yakın ilişkiler olması ile ölçülür.
♦ be
1. Uzamda büyük olduğu düşünülen bir yeri belirtir: Çocuğu ateşten uzak tut. Uzak dur.
2. Öznel bir değerlendirmede ayrılığı, uzaklığı, farklılığı ilgisizliği belirtir: Neden bize bu kadar uzak kaldın? Onu kendime çok uzak saymıyorum. Zavallıyı hep kendinden uzak tuttu
3. Uzak durmak, bir işe karışmamak, bir kimseyle ilgilenmemek: Onlardan, bu işten uzak durmaya bak. || Uzak düşmek, yakınında bulunmamak, uzak olmak.
♦ a.
1. Bir şeye, bir yere, bir kimseye uzak olan yer: Lütfen uzağa gitme. Uzakta oturuyorlar. Uzaktan geldi.
2. Uzağa gitme; uzakta arama, kendine, kendi yakınlarına, kendi çevrene bak. || Uzağı görmek bir sorunun ileride nasıl bir durum alacağını, nasıl gelişeceğini kestirmek. || Uzaktan, uzak mesafeden: Uzaktan gördüm, iyi seçemedim; birkaç göbek öteden: Uzaktan akrabamız olur. || Uzaktan bakmak, seyirci kalmak, bir şeyi seyretmekle yetinmek, karışmamak. || Uzaktan merhaba, çok yakın dostluk ve ahbaplık ilişkisi içinde bulunulmadığını belirtmek için kullanılır. || Uzaktan uzağa, ilgisi çok az olarak: Uzaktan uzağa bir akrabalığımız var; yaklaşmadan: Onu uzaktan uzağa izliyordum; çok uzaktan: Uzaktan uzağa top sesleri geliyordu. || Uzaktan yakından, belli bir yönden ya da hiçbir yönüyle: Uzaktan yakından hepsi birbirlerine akraba olurlar. Benimle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yok.
♦ uzaklar çoğl. a. Büyük bir uzaklığın ötesi: Uzaklara gitmek. Uzaklardan gelmek.
Kaynak: Büyük Larousse