SIZLAMAK gçz. f.
1. Bedenin bir bölümü sözkonusuysa, orada bir sızı duymak: Dişi, dizleri sızlamak.
2. Sızlanmak, yakınmak: Ağlayıp sızlamak.
♦
sızlanmak dönşl. f. Bir çare, bir avuntu bulmak umuduyla, bir şeyden duyduğu hoşnutsuzluğu, acıyı, üzüntüyü vb. anlatıp durmak; ağlaşmak, yakınmak: Ne zaman, ne de para bulamıyorum diye sızlanıyor. Bütün gününü sızlanarak geçiriyor.
♦
sızlatmak ettirg. f.
1. Sızlamasına neden olmak.
2. Yüreğini, içini vb. sızlatmak, bir kimseye üzüntü vermek.
Kaynak: Büyük Larousse