Ege Bölgesi Tarihi ve Turistik Yerleri
Dünya denizcilik tarihinin başlangıç noktasında bulunan Ege bölgesi, insanlığın da en eski yerleşim alanlarından biri. Tarihte çok sayıda uygarlığın vatanı oldu. Ege bölgesi tarihten bu yana bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Antik kentler bakımından zengin bir bölgemizdir. Deniz turizmi bakımından ilk bölgemizdir. Ege bölgesinin tarihi zenginliğinin yanında doğal güzellikleride bulunmaktadır.
Ege bölgesinin tarihi ve doğal güzelliklerinden bazıları şunlardır.
- Efes antik kenti
- Bafa gölü
- Aphrodisias antik tiyatro
- Bergama antik kenti
- Seferihisar
- Kula türk evleri
- Priene antik kenti
- Meryem ana evi
- Pamukkale travertenleri
- Diley yarımdası ulusal parkı
- Apollon tapınağı
Efes Antik Kenti
Bütünüyle benzersiz bir kent Eski efsanelere göre; Efes (Ephesus), Amazon adı ile bilinen kadın savaşçılar tarafından kurulmuştur. İsminin, Ana Tanrıça kenti anlamına gelen Arzawa krallığındaki bir kentten, Apasas’dan geldiği düşünülür. İzmir'in Selçuk ilçesinde bulunan Efes Antik Kenti Roma, Yunan ve Türk olmak üzere farklı medeniyetlerin esintisini içermektedir.
Kuruluşu MÖ. 6000 yıllarına dayanan Efes Antik Kenti, farklı dönemlerde Roma, Yunan ve Türklere ait bir antik kent olmuştur. İçerisinde Artemis Tapınağı, Meryem Ana Evi ve Ashab-ı Kehf gibi yapıtları bulunduran bu olağanüstü eser İzmir’in Selçuk ilçesinde yer almakta ve Türkiye’nin en önemli turistik yerleri arasında bulunmaktadır.
Efes, Helenistik ve Roma dönemlerinde en parlak zamanlarını yaşamıştır. Roma imparatoru Augustus zamanında Asya Eyaleti’nin başkenti olarak nüfusu 200.000 kişiye ulaşmıştır. Doğu ile batı arasında bir kapı vazifesi gören Efes aynı zamanda önemli bir liman kentiydi. Bu özelliği Efes’in o dönemde önemli bir ticaret ve politik merkez olmasını sağlamıştır. Bunun yanında Anadolu’nun eski tanrıça geleneğine dayalı olan Artemis kültürünün en büyük tapınağı da Efes içerisinde yer almaktadır. Tarihte ve günümüzde çok önemli bir yere sahip olan Efes, Herakleitos, Artemidoros, Hipponaks, Zenodotos ve Soranos gibi ünlü isimleri yetiştirmiştir.
Bafa gölü
Didim'e 10 kilometre, Söke'ye 25 kilometre mesafede bulunan Bafa Gölü, Söke-Milas karayolunun doğusunda yer alır. Aydın ve Muğla il topraklarında yer alan gölün en derin yeri 21 metre, kıyı uzunluğu ise 50 kilometredir. Eskiden Ege Denizi'nin bir koyu olan Bafa Gölü, Büyük Menderes nehrinin zamanla taşıdığı alüvyonlarla bir göle dönüşmüş ve denizle ilişkisi kesilmiştir. Çevresi zeytin ve çam ağaçları ile kaplı olan ve irili ufaklı adacıkların bulunduğu gölde tipik Akdeniz iklimi görülür. Aynı zamanda önemli bir orkide ve kuş gözlem alanı olan göl çevresi Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından “'tabiat parkı”' olarak ilan edilmiştir.

Gölün üzerinde üç küçük ada var Buralarda manastırlar, kiliseler kurulmuş çok eskiden En eskisi "Yediler Manastırı" Tarihi kalıntıların yanısıra, balıkçıl kuşları, pelikanlar, karabataklar ve ördekler de hemen dikkatinizi çekiyor Etrafı zeytin ağaçlarıyla çevrili gölün doğal zenginliklerini tamamlıyor kuşlar Sahilde birçok tekne gezi için yolcularını bekliyor Dolmuş usulü çalışan teknelerle ada turu yapmak mümkün Bu keyifli tur sırasında yüzme molası da veriliyor Ama en keyifli anlar, güneş battıktan sonra gökyüzüne vuran kızıllığın gölün rengini değiştirmesi seyrettiğiniz saatler.
1994 yılında tabiat parkı olarak ilan edilen Bafa Gölü ve çevresinde kamping alanları, ziyaretçi merkezi, kuş gözlem istasyonu, günübirlik kullanım alanları, yürüyüş parkurları ile restoranlar bulunmaktadır. Aynı zamanda yapılan araştırmalara göre yaklaşık 2000 yaşında olan ve ülkemizde bilinen en yaşlı zeytin ağacı da Bafa Gölü kıyısında yaşamaktadır.
Arkeolojik ve tarihi değerler ile doğal güzellikleri açısından Türkiye'nin en muhteşem coğrafyalarından biri olan Bafa Gölü ve çevresi mutlaka görülmesi gereken zenginliklerimizden biridir.
Aphrodisias Antik Tiyatro
Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodite tapımı ile ünlenmiş bayındır bir antik kent, günümüzde ise çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli arkeolojik yerlerinden biridir. Afrodit tapınağı bu antik kentte bulunmaktadır.Tanrıça Afrodit'e adanmış birçok eski çağ kentinin ortak adı.

Aphrodisias özellikle Roma çağında Aphrodithe tapınımı ile ünlenmiş bayındır bir antik kent, günümüzde ise çok iyi korunmuş anıt yapıları ile Türkiye’nin en önemli Arkeolojik yerlerinden biridir. M.Ö. 5000’lere kadar giden Prehistorik bir yerleşmedir. M.Ö. 6. yüzyılda Aphrodisias küçük bir köydür. M.Ö. 5. yüzyılda Roma İmparatorluğu döneminde gelişmiş, M.Ö. 1. yüzyıl ile M.S. 5. yüzyıllar arasında, başta heykelcilik olmak üzere önemli bir sanat merkezi haline gelmiş, Afrodit tapınağıyla ve Afrodit adına yapılan törenlerle ün salmıştır. Kent adını, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite'den almıştır. Aphrodisias ismi ilk olarak M.Ö. 2.yy da kullanılmaya başlanmıştır. Kent daha önce başka adlarla anılıyordu.
Aydın’ın Karacasu ilçesinde yer alan Geyre beldesinin sınırları içinde yer alan Aphrodisias, Aydın’a 95 km. uzaklıkta bulunuyor. Buraya ulaşmak oldukça kolay, Aydın – Denizli karayolu üzerinde ilerlerken Kuyucak sapağından dönüp tabelaları takip ediyorsunuz. Tavas Aydın yolu üzerindedir. Giriş 10 Türk lirasıdır. Araba parkı ücretlidir. Buradan Babadağ görünmektedir.
Bergama Antik Kenti
İzmir‘in 100 km kuzeyinde Bakırçay Havzasında yer alan 8.500 yıllık tarihi geçmişi olan Bergama Antik Kenti, uygarlık tarihinin en eski yerleşim yerlerinden birisiydi. Tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır olan şehir, olağanüstü güzel doğası ve şifalı doğal kaynaklarıyla Doğu’nun en batısında, Batı’nın da en doğusunda yer alan bir yerde kurulmuş, Ortaçağın önemli stratejik konumdaki şehirlerinden biriydi.
Krallığı’nın da başkenti olan bu kent, kuruluşundan bugüne kadar bilim ve kültür tarihi alanında pek çok olaya ev sahipliği yapmış bir yer. Çeşitli bilimlerin doğuşuna tanıklık etmiş olan Bergama, Anadolu’da gelişen tıp biliminin ilk örneklerine ev sahipliği de yapıyordu. Tıpta kullanılan ilk aletlerinin Bergama ve civarı bölgelerde bulunmuş olması bunu destekleyen nitelikte.
Bergama Antik Kenti, yerli turistler kadar yabancı turistler tarafından da sürekli olarak ziyaret edilmektedir. Kent, antik dönemlerde Pergama ve Pergamon isimleri ile anılmıştır. Bergama Antik kenti, sadece birçok medeniyetin hüküm sürdüğü bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda sağlık ve şifa merkezi özelliği taşımaktadır. Antik şehrin her kalıntısı fazlasıyla dikkatinizi çekecek. İzmir'de geçireceğiniz günlere Bergama Antik Kent'ni dahil edip, tarihi dönemlere kısa bir yolculuk yapabilirsiniz.
İzmir'in sayısız tarihi alanlarını ziyaret ederken doğal güzelliklerine de zaman ayırmayı unutmayın. Gölcük Yaylası, Kazak Vadisi ve Malgaca İçmeleri'nin yanı sıra; Hadrian Tapınağı, Klaros Antik Kenti, Larissa Antik Kenti ve Belevi Mozolesi'ni gezi listenize mutlaka dahil etmelisiniz.
Seferihisar
Seferihisar‘ın, özellikle de Sığacık‘ın (Seferihisar’ın Sahil Kasabası), gelenlerin tekrar geldiği, eve döndüklerinde de eşlerine dostlarına önerdikleri bir yer olması ve Türkiye’nin ilk “Citta Slow”u olarak, kaliteli bir hayat sürmek isteyenlerin ilgisini çekmeyi başarması ile ismi İzmir il sınırlarından taşmaya başladı.
Peki nedir İzmir Seferihisar‘ı özel yapan?
Sığacık’ın muazzam restore edilen sokaklarının fotojenikliği, pazar günleri burada kurulan yöresel pazarı, az bilinen antik kent Teos, doğa idealistlerinin kurduğu Doğa Okulu…
İzmir Seferihisar, Türkiye’nin ilk Citta Slow’u yani “Sakin Şehri”. Seferihisar’ın 2oo9 yılında aldığı bu ünvan şehirleşme ve küreselleşme karşısında, mimarisi, kültürü, gelenekleri, zanaatleri bozulmadan bugüne gelen, nüfusu 50 binin altındaki yerleşkelere İtalya’daki bir komite tarafından veriliyor ve sıkı denetleniyor. Citta Slow’un en temel hedeflerinden biri de yerel topluluklarda ve kasabalarda eco-gastronomi pratiklerini günlük hayatın içine sokarak “Slow Food” felsefesini geliştirmek.
Seferihisar'da Gezilecek Yerler
Teos Antik Kenti, Sığacık Kalesi ve Marinası, Sığacık Pazarı mutlaka gezilmesi gerek yerleri. Denk gelirseniz Kale Meydanı’nda yazın konserler de oluyor. Ayrıca buraya kadar gelmişken Sığacık’a yarım saat uzaklıktaki Seferihisar Doğa Okulu’na bir uğrayın deriz. Zihninizi açacak bir yer olduğuna emin olabilirsiniz.
Kula Türk Evleri
Kula evleri 18. yy Osmanlı İmparatorluğu’nun altındaki hemen her bölgede karşımıza çıkan ve TÜRK EVİ olarak tabir edilen ahşap evlerdir. Gerek plan, kuruluş ve gerekse ahşap, alçı ve kalem işi gibi zengin sistemleriyle bu dönem Osmanlı Sanatı nın başarılı örnekleridir. 19, yy da devam eden yapı tipiyle Kula tipik bir Osmanlı Kent dokusuna sahiptir.
Genelde iki katlı olan tarihi Kula Evleri'nin üst katları, sokağa doğru çıkıntılı bir yapıya sahip. Kiremitle örtülü olan çatılar ise saçakla bitiyor. Saçakların hemen alt kısmında yer alan süslemeler ise hemen göze çarpıyor. Tahta kepenkli pencereleri, iç avlusu ile Kula Evleri, günlük yaşam biçimine oldukça uyumlular.
Tüm Kula Evleri'nin en az 3 metre yükseklikte bir duvar ile çevrelendiği bir avlusu bulunuyor. Eve girişler de bu avlularda yer alan çift kanatlı ahşap bir kapı ile sağlanıyor. Genellikle iki katlı olan Kula Evleri'nin zemin katlarında ahır, kiler ve mutfak gibi bölümler yer alıyor. Fırın ve tuvalet ise genelde avlunun bir köşesinde bulunuyor. Ancak sofalı evlerde tuvaletler evin içlerine yapılmış. Kula Evleri'nin plan tipini ise üst kat belirliyor. Üst katlarda da genelde günlük yaşamın geçtiği oturma odaları bulunuyor.
Büyük aile yapısına uygun bir şekilde inşa edilmiş olan Kula Evleri, yaşamın önemli bir bölümünü evde geçiren kadınlara göre düzenlenmiş. Yaz aylarında yaşamın çoğu avluda ve sokakta, kış aylarında ise ara ya da ikinci katta geçiyor. Bahçede ise sebze ve meyve yetiştiriliyor genelde. Yolunuz bir gün Kula'ya düştüğünde Kule Evleri'ni görmeyi ve fotoğraflamayı ihmal etmeyin.
Priene Antik Kenti
Ionia Bölgesi’nde kurulan 12 İon kentinden biri olan Priene M.Ö. 10. yüzyılda Yunanistan’dan gelen kolonicilerce kuruldu. Kentin ilk kurulduğu yarımadanın her iki yanında yer alan iki limandan oluştuğu sanılır. M.Ö 630’da Anadolu’ya giren yırtıcı Kimmerler Priene’yi yıkıma uğrattılar. Daha sonra Lidya Kralı Ardys tarafından ele geçirildi. İÖ 547’de Pers egemenliğine girdi. İÖ 500’de Perslere başkaldıran İonia kentleri arasında yer aldı.

İonia İhtilali adı verilen bu ayaklanmada Miletos Kenti’nin önündeki Lade Adası açıklarında Pers Donanması’na karşı yapılan deniz savaşına 12 gemiyle katıldı (İÖ 495). İÖ 350’de doğal nedenler yüzünden eski yerleşme bırakılarak günümüze kalıntıları ulaşan kent Atina Kenti örnek alınarak yeniden kuruldu. Ancak yüzyıllar boyunca Büyük Menderes Irmağı buradaki denizi de doldurarak günümüzdeki görünümünü aldı. İÖ 334’te Persleri Anadolu’dan çıkaran Büyük İskender Priene’ye uğradığında yeni kurulmaya başlayan kentin yapımı için maddi yardımda bulundu. Priene kuruluşundan bir süre sonra Atina’nın egemenlik ve etki alanına sonra Bergama Krallığı’nın egemenliğine girdi. Bergama Kralı III. Attalos (İÖ 138-133) krallığının topraklarını ölümünden sonra Roma’ya verilmesini vasiyet edince Priene de Roma topraklarına katıldı.
Roma döneminde Büyük Menderes’in körfezi giderek daha fazla doldurması Priene’nin de zamanla önemini yitirmesine yol açtı. Roma İmparatorluğu’nun İS 395’te ikiye ayrılmasından sonra Bizans İmparatorluğu’nun topaklarında kalan Priene bir süre piskoposluk merkezi oldu. 12. yüzyıldan sonra da tümüyle terk edildi.
Kentin en önemli yapıları arasında Demeter Tapınağı, Athena Tapınağı, tiyatro, agora, Zeus Tapınağı, bouleuterion, Yukarı Gymnasion, Aşağı Gymnasion, Mısır Tapınağı, Büyük İskender’in evi, Bizans klisesi, nekropol ve konut alanları sayılabilir. 5000 kişilik kapasiteye sahip tiyatro M.Ö. 350 yılında inşa edilmiştir. Tanrıça Athena için kentin en hakim yerine yapılan tapınağın önünde Athena’nın altın ve fildişinden yapılan heykeli yer almaktaydı. Tapınak sunağının günümüzde yalnız bir bölümü ayaktadır.
Meryem Ana Evi
İzmir ilinin Selçuk ilçesinde bulunan Efes Antik kentinin üst kapısından geçildikten Hz. Meryem’in altın görünümlü heykeli karşılıyor sizi. Kısa bir yolculuktan sonra karşınıza çıkan tarihi yapı bir Bizans Kilisesi olmasının yanı sıra Meryem ana evi olarak bilinir. Bu evde zamanında Hz. İsa’nın annesi Hz. Meryem’in yaşadığı ve burada öldüğüne inanılmaktadır. Müslümanlardaki hac ziyareti kadar kutsal kabul edilerek Hıristiyanlar da burayı ziyaret etmeyi dini bir vazife olarak kabul ederler.

İzmir Selçuk’taki Bülbüldağı’nda, Hz. İsa’nın annesi’nin son günlerini St. Jean (Yuhanna) ile geçirdiği kilise olduğuna inanılmaktadır. Hristiyanların Hac merkezidir. Papalar tarafından da ziyaret yeri haline gelen Meryem Ana Evi, inanılmaz bir ziyaretçi akınına uğramaktadır. Net olarak bir kanıt olmasa da Hz. Meryem’in burada öldüğünün düşünülmesi dışında Kudüs’de öldüğü ile ilgili de söylentiler bulunmaktadır. Ancak ona yaverlik eden Aziz Yuhanna’nın mezarının da Efes de bulunması Meryem Ana Evi’nin gerçek olduğunu desteklemektedir. Yeşillikler ile donatılmış bu şahane yapıya çıkış esnasında hediyelik eşya bakabileceğiniz dükkanlar, şifalı olduğuna inanılan suyundan içebileceğiniz bir çeşme ve bir mola verebileceğiniz cafeler bulunmaktadır. Burada bulunmanın, suyundan içmenin ayrı bir şifa olduğuna inanılması nedeni ile dilek duvarı bulunmaktadır.
Meryem Ana Evi’nde küçük bir Bizans Kilisesi bulunmaktadır. Sadece Hristiyanlar tarafından değil herkesin de ziyaret akınına uğrayan bir yerdir. 431 yılında Meryem Ana Evi adını almıştır. Bu yıllardaki Efes Konsili’ne kadar uzanan karşıt görüş Genel Konsil sonrasında İstanbul’a yazılan mektuptaki bir cümleye dayanır. Böylece 37-48 yıllarında Efes’te olduğunua inanılan St. Jean Meryem ile birlikte buraya geldiği ve Meryem Ana’nın burada yaşayıp 44 yılında öldüğü kabul edilir.
Bu tarihi ibadet yerini ziyaret edenlerin sayısı günümüzde on binleri aşmaktadır. İzmir’e gelip te Selçuk Meryem Ana Evini ziyaret etmeden gitmeyiniz.
Pamukkale Travertenleri
Denizli ilinin 18 km. kuzeyinde yer alan Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe Kutsal Kent olarak adlandirilmasi, kentte bilinen bir çok tapinak ve diger dinsel yapinin varligindan kaynaklanmaktadir. Hierapolis cografi konumu ile kendisini çevreleyen çesitli tarihi bölgeler arasinda yer almaktadir. Ilk Çagda yasayan Strabon ile Ptolemaios verdikleri bilgilerde, Karia bölgesine sinir olan Laodikeia ve Tripolis kentlerine yakinligi ile Hierapolis''''in bir Frigya kenti oldugunu ileri sürerler. Hierapolis olarak adlandirilmadan önce kentte bir yasamin var oldugunu Ana Tanriça kültünden dolayi biliyoruz. Kentin kurulusu hakkinda bilgilerin kisitli olmasina karsin; Bergama Krallarindan II. Eumenes tarafindan M.Ö. II. yy baslarinda kuruldugu ve Bergama'nin efsanevi kurucusu Telephos''''un karisi Amazonlar kraliçesi Hiera''''dan dolayi, Hierapolis adini aldigi bilinmektedir.

Denizli’de bulunan Pamukkale Travertenleri, sıcak su kaynaklarının doğal yollarla traverten yataklarına gelerek yüzeye çıkması ile oluşmaktadır. Sıcak su burada travertenlerin katmanlarına dökülerek çeşitli çökelmeler yapar. Kalsiyum ve hidrokarbonatça oldukça zengin olan bu sıcak su, 356 derecededir ve havayla temas ettiğinde bir dizi kimyasal değişim sonucu karbonat çökeltileri oluşturarak beyaz renk ve sert bir zemin oluşturur.
Pamukkale çevresindeki sıcak termal suların kaynağı bölgedeki fay hatları ve jeolojik olaylardır. Bölgede 35-100 derece aralığında sıcaklıklara sahip 17 adet sıcak su alanı yer almaktadır. Pamukkale kaynağı çok eski çağlardan hatta antik devirlerden beri kullanılmaktadır. Kaynaktan çıkan termal su 320 metre civarındaki bir mesafeyi kat ederek traverten başına gelir. Buradan da traverten katmanlarına dökülerek 240-300 metre kadar yol kat etmektedir. Buradaki kat kat görünümü oluşturan kimyasal tepkimeler dizisinde çökelen kalsiyum karbonat başlangıçta jel halinde bir yapıdadır. Zamanla sertleşen bu jelimsi yapı, traverten halini almakta ve pek çok turistin ilgisini çekmektedir.
Diley Yarımdası Ulusal Parkı
Parkımız Ege Bölgesi, Aydın ili sınırları içinde yer alır. Dilek Yarımadası 1966 yılında, Büyük Menderes Deltası 1994 yılında ilan edilmiştir. Yarımada 10.985, delta 16.613 hektar olmak üzere toplam 27.598 hektarlık bir yüz ölçümüne sahiptir. Yarımada ülkemizde maki florasının en iyi örneklerine sahip olduğu gibi, kuzey bakılarında Karadeniz florasına ait türleri de barındırmaktadır. Delta ise Ege Bölgesi’nde göçmen kuşlar için en önemli yaşama alanlarından biridir. Delta aynı zamanda deniz balıklarının yumurta bırakma sahasıdır. Yarımada, yaz mevsiminde yöre halkının denizden yararlandığı bir merkez haline gelmektedir.
Dilek Yarımadası Milli Parkı ‘nın halka kapalı kısımlarında ise uzun trekking rotaları oluşturulmuş, bu alan tamamen yazılı özel izin dahilinde geçilebiliyor, ormanın derinlikleri de buralarda zaten. Milli Park olduğundan kamp kurmak ve ateş yakmak yasak. Konaklama imkanı da bulunmuyor. Plajlardaki özel işletmelerden şezlong, şemsiye, duş, yeme–içme hizmeti alabiliyorsunuz ya da havlunuzu çakıl taşlarının üzerine serip dilediğiniz yerden denize girebilirsiniz. Yörede yapılan tekne turlarının bazıları Dilek Yarımadası koylarına yakın giderek bu güzelliği tekne ile görme ve denize girme imkanı da sunuyor.
Dilek Yarımadası Milli Parkı’nda neler yapabilirsiniz:- Kuş gözlemciliği (Büyük Menderes Deltasının bitim yeri olduğundan flamingo dahil bir çok kuş türü mevcut)
- Bisiklet turu
- Doğa yürüyüşü
- Fotoğraf çekebilirsiniz
- Yamaç paraşütü
Apollon Tapınağı
Yenihisar ilçe merkezindedir. Didyma aslında bir antik kent değil, kutsal bir mahaldir. Miletos’tan gelen kutsal yol ile bağlantıya sahip Didyma bir kehanet merkezidir. Didyma ile ilgili ilk yazılı kaynak Herodot’tur. Herodot M.Ö. 600’lerde Mısır Kralı II. Nekho ve Lidya Kralı Kroisos’un Didyma’daki Apollon mabedine adaklar sunduklarını nakleder. Arkaik devirde çok ünlü olan Apollon’un kutsal yeri Persler tarafından M.Ö. 494’de yakılmıştır.

Didim'in girişinde, Batı Anadolu kıyılarının en etkileyici bağımsız anıtı olarak kabul edilen Apollon Tapınağı yükselir. Tapınağın anıtsal boyutları ve benzersiz planı kadar, çok iyi bir durumda koruna gelmesi de hayranlık uyandırmaktadır. Yunan dünyasında Apollon Tapınağı'nı boyutları bakımından önemli bir farkla geride bırakacak herhangi bir tapınak yoktur. Hellenistlik dönemde tasarlanan Apollon Tapınağı, dev boyutlu mimarlık yapıtlarının Roma'lıların tekelinde olmadığını göstermektedir. Didyma hiçbir zaman bir kent niteliği taşımamıştır. Tapınak ve onun yönetiminde ki bilicilik , Miletos toprakları içerisindedir ve rahibi de kentin önde gelen resmi görevlileri arasında yer almıştır.
Tapınak diğer tarihi miraslara bakıldığında şuan ki durumu tarihçileri ve gelen misafirleri oldukça fazla şaşırtmaktadır. Özellikle ayakta kalmayı başaran 3 dev sütun oldukça fazla dikkat çekmektedir. 100 yıllar önce bile tarihçilerin dikkatini çekmiş ve bir çok makalede konu olmuştur tapınak. Tapınak savaşlar esnasında saldırılardan dolayı zarar görmüştür sadece savaşlar değil doğal olaylar ve zamanında etkisiyle zarar görmüş fakat yinede ayakta kalmayı başarmıştır.
Derlemedir.