Arama

Mısır ve Mısır Tarihi - Tek Mesaj #4

Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
13 Temmuz 2017       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Fatımiler


Şiitsmailiye mezhebinin öncüsü olarak Abbasilere karşı çıkan ve halifelik iddiasında bulunan Fatımiler, Mısır’ı ele geçirmeyi bütün İslam dünyasını egemenlik altına almanın ilk aşaması olarak görüyorlardı. Bu nedenle el-Fustat yakınında inşa ettikleri Kahire’yi başkent edindikten sonra dinsel propaganda eşliğinde yayılma çabasına girdiler. Böylece Kuzey Afrika’nın yanı sıra Filistin, Güney Suriye, Hicaz ve Yemen de Fatımi topraklarına katıldı. Ama bu geniş imparatorlukta Sünniler çoğunluğu oluşturduğundan, Mısır dışındaki eyaletlerde Fatımilerin siyasal ve askeri denetimi zayıftı. Fatımi ilerlemesinin durduğu 11. yüzyılın ikinci yarısında başlayan gerilemeyle birlikte eyaletlerdeki kanşıklıklar daha da arttı. Abbasilerin koruyucusu Selçuklular karşısında alınan yenilgilerden sonra Fatımilerin egemenliği Mısır’la sınırlandı. Öte yandan Fatımi halifeleri güçlü vezirlerin ye komutanlann kuklası durumuna geldi. tsmailiye mezhebinde ortaya çıkan ayrılıklarla iç çekişmeler şiddetlendi.

Şiitsmailiye mezhebini yayma çabalan yoğun baskılara karşın Mısır’da bile etkili bir sonuç vermeyen Fatımilerin Müslüman olmayan topluluklara karşı izlediği politika ise genelde hoşgörüye dayanıyordu. Bu nedenle birçok Kopt ve Yahudi, bürokraside en üst mevkilere kadar çıkma olanağını buldu. Halife Hâkim’in (hd 996-1021?) Hıristiyanlığı sindirmek için başvurduğu sert önlemler İslamlaşma sürecini hızlandırdıysa da kalıcı bir nitelik kazanmadı. Öte yandan tsmailiye mezhebini yaymak amacıyla oluşturulan dai örgütlenmesi, Mısır’ı önemli bir düşünsel ve dinsel merkez durumuna getirdi. Kahire’de el-Ezher adıyla kurulan eğitim kurumu İslam dünyasının her yanından Şii bilginleri çekerek edebiyat, felsefe ve bilimin gelişmesine önemli katkıda bulundu.

Fatımi yönetimi altında Mısır’ı Araplaştırma süreci de büyük bir ilerleme gösterdi. Orduda Berberilerin ağırlığını dengelemek amacıyla ülkeye çok sayıda Arap asker getirildi. Yukan Mısır’a çiftçilik yapmak üzere Arap kabileleri yerleştirildi.
Ad:  4.jpg
Gösterim: 748
Boyut:  41.9 KB

Fatımi döneminin bir özelliği de Mısır’ın Akdeniz ticaretinde büyük bir önem kazanmasıydı. 10. yüzyılda Suriye ve Mezopotamya’da kargaşanın hüküm sürmesi Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarının Mısır’a kayması sonucunu doğurdu. Donanmasıyla Kızıldeniz ve Doğu Akdeniz’i denetleyen Mısır, uluslararası ticaret için çekici bir merkez durumuna geldi. Fatımiler de düşük gümrük tarifeleri uygulayarak ve tüccarlara geniş serbestlik tanıyarak bu gelişmeye destek verdiler.

Mısır’ın kısır iktidar mücadelelerine sürüklendiği 12. yüzyılda, Haçlı tehdidine karşı koymaya çalışan Suriye’deki hanedanlar Mısır siyasetinde önemli bir ağırlık kazandı. Birbirini izleyen müdahaleler sonunda 1169’da Mısır’a giren Müslüman Suriye ordusunun komutanlarından Kürt kökenli Salaheddin Eyyubi vezirliğe getirildi. Salaheddin’in 1171’de Fatımi halifeliğine son vermesiyle, Mısır Eyyubi hanedanının yönetimine girdi.

Eyyubiler


Güçlü bir orduyla Mısır’daki konumunu sağlamlaştıran Salaheddin, İslam hukukuna aykırı vergileri kaldırarak ve İsmailiye mezhebinin uygulamalarına son vererek halkın geniş desteğini kazandı. Aynca ülkenin savunmasını güçlendirmek üzere Kahire Kalesi’ni inşa ettirdi ve çeşitli yerlerdeki tahkimatları pekiştirdi. Bürokrasiyi sivil görevlilerin elinde tutmakla birlikte komutanlar aracılığıyla etkili bir denetim mekanizması kurdu. İtalyan kent devletleriyle ticaretin bütün canlılığıyla sürmesi, Mısır’ı Haçlılarla yürütülen savaş boyunca önemli bir hammadde kaynağı durumuna getirdi.

Bu süreç içinde yeniden Sünni dünyası içindeki yerini alan Mısır, aynı zamanda Haçlı seferlerine karşı yürütülen mücadelede öncü bir rol üstlendi. Salaheddin, Frank saldırılarına karşı Suriye ve Mezopotamya’daki Müslüman güçleri kendi önderliği altında birleştirdi. Kudüs’ü Haçlılardan geri alarak Eyyubi egemenliğini Hicaz ve Yemen’e kadar genişletti.

Salaheddin’in sağladığı birlik ölümünden (1193) sonra dağılmaya yüz tuttu. Bunun başlıca nedeni, Eyyubi topraklarının daha Salaheddin döneminde ikta sistemine göre içişlerinde özerk meliklikler biçiminde aile üyelerine dağıtılmasıydı. Böylece federatif bir yapının ortaya çıkması, Mısır’daki Eyyubi hükümdarlarını sık sık iç çekişmelerle karşı karşıya getirdi. Haçlı tehlikesini kullanarak meliklerin çoğunu kendisine bağlamayı başaran Salaheddin’in yeğeni el-Kâmil (hd 1218-38), savaş ortamına son vermek için Kudüs’ü Hıristiyanlara geri vererek 1229’da Kutsal Roma-Germen imparatoru II. Friedrich’le barış yaptı.
Eyyubilerin Mısır’daki egemenliği büyük ölçüde bağımsız bir askeri gücün varlığına dayanıyordu. Bu nedenle Eyyubi ordusunda Memlûk denen Türk kökenli köle askerlerin ağırlığı hızla arttı. El-Kâmil’in ölümünü izleyen yeni aile kavgaları ve Haçlılara karşı elde edilen askeri zaferler Memlûk subaylarına hızla yükselme yolunu açtı. Bir grup subayın 1250’de gerçekleştirdiği saray darbesiyle yönetim bir Memlûk sultanına geçti.

Memlûkler


Memlûk yönetiminin ilk yıllarında da süren karışıklıkların ardından tahtı ele geçiren I. Baybars (hd 1260-77) dönemin Doğu İslam dünyasındaki en güçlü devletinin temelini attı. Bu yolda attığı önemli adımlardan biri de Moğollardan kaçan Abbasi hanedan üyelerinden birini 1261’de Kahire’de halife ilan ederek sultanlığını meşrulaştırmasıydı. Devlet yönetiminde hiçbir söz sahibi olmayan halifeler, daha çok Mısır’ın İslam dünyasındaki üstünlüğünü pekiştirmeye hizmet etti. Baybars içeride düzeni sağladıktan sonra Suriye ve Filistin’de giriştiği askeri herakâtlarla Haçlıların elindeki kalelerin büyük bölümünü geri aldı. Ayrıca Moğol saldırılarını durdurmada önemli rol oynadı.

Tahtı darbeyle ele geçiren bir başka Memlûk sultanı olan Kalavun (hd 1280-90) Haçlı kontluklarını ortadan kaldırma politikasını başarıyla sürdürdü. Komutanların sultanı seçme yetkisini kaldırarak yönetimin kendi soyunda kalmasını sağlayacak bir düzenleme getirdi. Kurduğu hanedan bazı kısa kesintiler dışında 1382’ye değin başta kaldı. Bununla birlikte askeri güce dayanarak sultanlığı ele geçirme geleneği Memlûk döneminin büyük bölümünde varlığını sürdürdü.
Ad:  5.jpg
Gösterim: 730
Boyut:  20.8 KB

Uzun bir süre sultanlığı elinde tutan Melikü’n-Nasır (hd 1293-1341) İlhanlIlarla girişilen bir dizi çarpışmadan sonra 1323’te barış yaptı. Bedevi ayaklanmaları, dinsel çekişmeler ve kıtlık gibi iç sorunlara karşın Mısır’ın ekonomik refah düzeyini korudu ve hem Müslüman, hem de Hıristiyan devletlerle barışçı ilişkiler geliştirdi. Onun ölümünden sonra 1348’de ortaya çıkan veba salgını, Timur istilası, ordu üzerindeki denetimin yitirilmesi ve ticaretin gerilemesi gibi etkenler Memlûklerin giderek zayıflamasına yol açtı. Kayıtbay’ın (hd 1468-96) Türkmen devletlerinin saldırılarını ve OsmanlIların ilerleyişini durdurma çabalan sonuç vermedi. Sürekli savaşlarla bozulan ekonomiyi düzeltme çabalan da sonuçsuz kaldı.

Mısır’da 8. yüzyıldan başlayarak gelişen Araplaştırma süreci Memlûk döneminde tamamlandı. Arapçanın yazı ve konuşma dili olarak bütün toplumda benimsenmesinin yanı sıra Arap kültürü de Mısır’a egemen oldu. Moğol istilasından kaçan çok sayıda göçmenin Mısır’a sığınması bu süreci daha da hızlandırdı. Memlûk sultanlannın koruma altına alarak önemli devlet görevlerine getirdiği Arap din adamlan ve bilginleri kültürel yaşamın canlanmasına büyük katkıda bulundu. Aynı dönemde Arap sanatçılar da büyük bir destek gördü. Memlûklerin yaptırdığı çok sayıda cami, medrese ve kervansaray, İslam mimarisinin Mısır’a damgasını vurmasını sağladı. Tarih yazımının gelişmesiyle bu alanda birçok yapıt verildi.

Hıristiyanlık karşıtı akımın güçlenmesi de Memlûk dönemine rastlar. Bir ölçüde Moğol-Hıristiyan ittifakının yarattığı dış tehditle bağlantılı olan bu gelişme, Koptların devlet ve toplum yaşamındaki ağırlığına karşı duyulan yaygın tepkiyle de besleniyordu. Müslüman halkın çeşitli eylemlere başvurarak gösterdiği hoşnutsuzluğun etkisiyle 1297’den başlayarak bürokraside Koptlan hedef alan bir dizi tasfiyeye girişildi. Aynca 1301’de kiliselerin çoğu kapatıldı. Bu süreç içinde Koptların önemli bir bölümü İslâmî benimsedi.

Mısır’ın Akdeniz ve Karadeniz’deki limanlarından Hindistan’a kadar uzanan geniş ticaret ağı, canlılığını 13. ve 14. yüzyıllarda da korudu. Bu dönemde Doğu ticareti Karimiler olarak bilinen bir grup Müslüman tüccann elindeydi. Akdeniz ticareti ise İskenderiye’de belirli ayrıcalıklardan yararlanan AvrupalI tüccarlara bırakılmıştı. 15. yüzyıla doğru iç karışıklıklar, artan devlet müdahalesi ve Portekiz’in Hindistan ticareti üzerindeki rekabeti Mısır’ın ticari konumunu önemli ölçüde sarstı.

OSMANLI YÖNETİMİ


15. yüzyıl sonlarında OsmanlIlar ile Memlûkler arasında başlayan çatışmanın temel nedeni sınırdaki Türkmen devletleri üzerinde denetim kurma mücadelesiydi. OsmanlIların 1514’te Doğu Anadolu’da üstünlüğü ele geçirmesinden sonra, Memlûk sultanı Kansu Gavri (hd 1501-16) Suriye’nin kuzeyindeki kuvvetlerini takviye etme ve Şafevilerle ilişkileri geliştirme yoluna gitti. İran üzerine yürümeyi tasarlayan I. Selim (Yavuz) olası bir ittifala önlemek için öncelikle Suriye’ye yöneldi ve Mercidabık’ta Memlûk ordusunu bozguna uğrattı (Ağustos 1516). Ardından bölünmüş olan Memlûklere son darbeyi vurmak üzere Mısır’a geçti ve Ridaniye Savaşı’nı (Ocak 1517) kazanarak Memlûk yönetimine son verdi. Bu gelişmeden sonra Halifelik makamı da Osmanlı padişahlarına geçti.

Böylece Osmanhlara bağlanan Mısır uzun bir aradan sonra yeniden eyalet statüsüne indi. Osmanlı sadrazamlarından İbrahim Paşa’nın 1525’te gerçekleştirdiği yönetsel ve mali düzenlemelerle Mısır’ın yeni yönetimi biçimlendi. Buna göre İstanbul’dan atanan bir valinin kendi divanı ve ordusuyla Mısır’ı yönetmesi öngörülüyordu. Eyaleti oluşturan dört sancağın yönetimi ve vergi toplama işi ise kâşif denen görevlilere yerildi. Başlangıçta önemli makamlara İstanbul’dan gönderilen memurlar getirildiyse de Memlûkler zamanla hem bürokrasiye, hem de orduya sızmayı başardı. Kâşifler genellikle Memlûkler arasından atanmaya başladı. Öte yandan orduda üst rütbelere yükselen Memlûk emirleri bu yoldan divana da girdi.

17. yüzyıla gelindiğinde bey unvanını taşıyan ve eski Memlûk emirlerinden oluşan seçkin bir tabaka ortaya çıkmış bulunuyordu. Güçlerini köle askerlerden alan bu beyler çok geçmeden siyasal ve askeri alanda üstün bir konum elde ettiler. Ama aralarında süren çekişmeler nedeniyle ancak 18. yüzyıl başlarında Mısır’ın yönetiminde söz sahibi olmaya başladılar. Bu dönemde şeyhü’l-beled unvanını kullanarak yönetimi ele geçiren Ali Bey ve Ebu Zeheb gibi Memlûk beyleri fiilen bağımsız bir yönetim oluşturarak Suriye ve Hicaz’a seferler bile düzenlediler. OsmanlIların Memlûk egemenliğine son vermek için 1786’da gönderdiği ordu ertesi yıl çekilmek zorunda kaldı. Memlûk beylerinin yönetimi Napoleon’un Mısır’ı işgal ettiği 1798’e değin sürdü.
Ad:  8.jpg
Gösterim: 633
Boyut:  37.4 KB

OsmanlIlar Mısır’da en güçlü konumda bulundukları 16. yüzyılda daha güneye de ilerleyerek, Kızıldeniz’i Portekiz sızmasından korumak üzere Sudan’ın büyük bölümünü ve Yemen ile Aden’i ele geçirdiler. Ama Osmanlılarm gerilemesi ve HollandalIların baharat ticaretine egemen olması nedeniyle 17. yüzyılda bu ileri karakolların önemi kalmadı.
OsmanlIlar Memlûk döneminin sonlarında ekonomik ve kültürel alanda başlayan gerileme eğiliminin önüne geçemediler.

DIŞ MÜDAHALELER VE KAV ALALI EGEMENLİĞİ


Fransız işgali


Napoleon’un 1798’de Mısır’a düzenlediği seferin asıl amacı Hindistan ticaretini keserek Devrim Fransası’nın savaş halinde olduğu İngiltere’ yi dize getirmekti. Bu arada Mısır’ı eski zenginliğine kavuşturacak ileri bir yönetim kurma hedefi de öngörülüyordu. Askeri birliklere Mısır’ın eski uygarlığını incelemek üzere çok sayıda bilim adamı ve uzman da eşlik ediyordu. İngilizlerin Akdeniz’deki donanmasını atlatarak temmuz başında Abukir Koyunda karaya çıkan ve İskenderiye’yi ele geçiren Napoleon, Arapça bir bildiriyle İslamın ve Osmanlılann dostu olduğunu ve zorba Memlûkleri cezalandırarak halkı kurtarmayı amaçladığını duyurdu. Piramitler Çarpışmasında Memlûk kuvvetlerini yenerek Kahire’ye girdikten sonra, ulema denen din önderlerini yanma çekmek için danışma organı niteliğinde çeşitli divânlar oluşturdu. İngiliz amirali Nelson’ın Abukir’deki donanmasını yok etmesi üzerine, dış bağlantıları kopan kuvvetlerinin kendi başına ayakta kalmasını sağlayacak düzenlemelere girişti. Halkın yönetimdeki yeniliklere gösterdiği tepki ve askeri işgalin getirdiği mali yük nedeniyle karşılaşılan güçlükler, Osmanlılann Fransa’ya savaş açmasıyla daha da ağırlaştı. Bir süre sonra Kahire’deki bir ayaklanmanın şiddetle bastınlması, Mısır halkının desteğini kazanma umudunu bütünüyle suya düşürdü.

Osmanlı saldırısını önlemek için Suriye’ deki Akkâ’yı alma girişimi sonuçsuz kalan Napoleon, Abukir’e çıkan Osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğrattıysa da seferin çıkmaza girdiğini görerek Mısır’dan gizlice kaçtı. Fransız kuvvetlerinin komutanlığını üstlenen Jean-Baptiste Kleber, Mısır’ı boşaltmak için Ocak 1800’de OsmanlIlar ve İngilizlerle anlaşmaya vardı. İngiliz hükümetinin anlaşmayı tanımaması nedeniyle başlayan çarpışmalar sırasında, OsmanlIların ele geçirdiği Kahire’yi geri alarak Fransız otoritesini yeniden sağladı. Kleber’nin öldürülmesinden sonra yerini alan Abdullah Jacques Menou, Fransız işgalini sürdürmek üzere yeni önlemler aldı. Ama üç koldan saldırıya geçen Osmanlı ve İngiliz birlikleri 1801’de Fransız kuvvetlerini teslim olmaya zorladı.

Fransız işgaÜnin en önemli sonucu Mısır’ın Doğu Sorunu’nun bir parçası olarak İngiliz-Fransız rekabetinin yörüngesine girmesi oldu. Öte yandan Mısır Batı kültürünün etkisine açıldı ve Mısır Enstitüsü’nü oluşturan Napoleon’un bilginleri Eski Mısır biliminin temelini attı. Bir başka önemli sonuç da Fransız işgalinin Memlûk beylerinin gücüne ağır bir darbe indirmesiydi. Rakip gruplara ayrılan yeni Memlûk önderleri Osmanlı ve İngiliz kuvvetleriyle uzlaşmak zorunda kaldı.

İngilizlerin Amiens Antlaşması uyarınca Mart 1803’te Mısır’dan çekilmesinden sonra, OsmanlIlar Mısır’ı eyalet statüsü altında yeniden kendilerine bağlamaya çalıştılar. Ama Mısır’daki Osmanlı ordusunun en vurucu kesimini oluşturan Arnavut birlikler ayaklanarak kendi komutanlarının fiilen yönetimi ele almasını sağladılar. Bu komutanın öldürülmesi üzerine yerini alan Kava- lalı Mehmed Ali temkinli adımlarla konumunu sağlamlaştırarak Memlûk ve Osmanlı yöneticilerini etkisiz hale getirdi.

Mehmed Ali Paşa ve ardılları


Mayıs 1805’te Kahire’de Osmanlı vahşine karşı başlayan ayaklanmamn ardından Mısır uleması Mehmed Ali’yi valilik görevini üstlenmeye çağırdı. Bu oldubittiyi kabul etmek zorunda kalan Osmanlı padişahı III. Selim, Mehmed Ali’ye valiliğin yanı sıra paşalık unvanı da verdi. Osmanlı egemenliğini tanımakla birlikte kendine bağlı bir yönetim oluşturan Mehmed Ali Paşa, Fransa ile yeniden savaşa girmiş olan ingilizlerin İskenderiye’yi işgal etme girişimini boşa çıkardıktan sonra, Osmanh yönetimine başkaldırmış olan Vehhabileri Hicaz’dan sürdü (1811-13). Bunu izleyen seferlerle (1816-18) Arabistan’ın orta kesimini Mısır’ın denetimi altına aldı. Yukan Nil Vadisindeki askeri harekâtla da (1820-21) Sudan’ın kuzey bölümünü ve köle ticaretini ele geçirdi. Girit’teki bir ayaklanmayı bastırarak (1822) ve oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetlerle Mora’daki askeri harekâta (1825-27) katılarak OsmanlIlara yardımcı olmasına karşın, 1831’de Akkâ valisiyle bir çatışmayı bahane ederek Suriye’ye bir sefer düzenledi. Stratejik ve ekonomik açıdan büyük önem taşıyan Suriye’nin alınması üzerine harekete geçen Osmanh ordusu Konya’da Mısır kuvvetleri karşısında bozguna uğradı (Aralık 1832). Bunun üzerine Osmanlı padişahı II. Mahmud Suriye’yi resmen Mehmed Ali Paşa’ya bırakmak zorunda kaldı.

Suriye’yi yeniden almak isteyen Osmanh kuvvetlerinin Nizip Savaşı’nda (1839) İbrahim Paşa karşısında aldığı yenilgi ve ardından II. Mahmud’un ölümü OsmanlIları büyük bir tehhkeyle karşı karşıya getirdi. Duruma müdahale eden Avrupa devletleri İbrahim Paşa’yı Suriye’den çekilmek zorunda bıraktı. Mehmed Ah Paşa Arabistan’daki topraklan da yitirmekle birlikte Mısır valiliğinin soyuna kalmasını sağladı. Hastalığı üzerine Temmuz 1848’de yerine geçen İbrahim Paşa birkaç ay sonra öldüğünden, en büyük torunu Abbas Paşa (hd 1848-54) Mısır valisi oldu.

Mehmed Ah Paşa’nın askeri başanlarmın temelinde içeride gerçekleştirdiği köklü değişiklikler yatıyordu. Valiliğinin hemen başlarında Mısır’ın başhca güç odaklan Memlüklerin ve ulemanın dayanağını oluşturan tarım kesimindeki vergi sistemini yeniden düzenledi. Vergi toplama işini bu çevrelerin elinden alarak merkezileştirmenin yanı sıra bazı toprak sahiplerinin arazilerine el koydu. 1809’da ulemanın direnişini kırdı, 1811’de de Memlûk önderlerinin çoğunu ortadan kaldırdı. Sonraki yıllarda aile üyelerine ve yakın çevresine geniş topraklar dağıttı. Tarım ürünlerinin ticareti üzerinde kurduğu tekeli zamanla hammaddeleri ve mamul malları da kapsayacak biçimde genişletti. Dokuma sanayisi üzerinde sıkı bir denetim kurdu; başka dallarda da sanayiyi geliştirme çabaları kaynak ve enerji yetersizliği nedeniyle sonuçsuz kaldı. İngilizlerin OsmanlIlarla yapılan anlaşmalara dayanarak Mısır’ın serbest ticarete açılması için giriştiği baskılara başarıyla karşı koydu.

Düzensiz ve disiplinsiz Mısır ordusunu Batı yöntemlerine göre eğitme çabalarında sürekli isyanlarla karşılaşan Mehmed Ali Paşa, 1823’te “yeni tipte bir ordu” kurmak üzere köylüleri askere alma uygulamasını başlattı. Kırsal nüfusun azalması pahasına acımasızca yürütülen bu uygulama sonunda genellikle Türk subaylann komuta ettiği disiplinli bir ordu oluştu. Askeri reformlara koşut olarak yönetim yapısı da yeniden biçimlendi. Devlet işlerini görmek üzere Avrupa’daki bakanlık sistemine benzer organlar kuruldu. Yerel yönetim alanında da sıkı bir merkezî denetimle belirlenen hiyerarşik bir yapı ortaya çıktı. Bütün bu değişiklikler Avrupa tarzında eğitim görmüş memurlar ve subaylar gerektirdiğinden, geleneksel medreselerin yanında modern eğitim kurumlan açıldı ve bazı Mısırlı öğrenciler Avrupa’ya gönderildi. Aynı dönemde Batı’dan bazı yapıtlar Arapçaya çevrildi ve 1815’te kurulan devlet matbaası yeni kitapların geniş bir çevreye yayılmasını sağladı.

kaynak: Ana Britannica
Son düzenleyen Safi; 1 Ağustos 2017 14:08
SİLENTİUM EST AURUM