Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Kasım 2005       Mesaj #77
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
GERÇEK BİR HİKAYE Annem!

Annecigim..,

3 yil kadar önceydi, 16 yasindaydim, hatirliyor musun? Dogus’ta
yayimlanan
“Bir Annenin Feryadi” baslikli bir yaziyi kaç kere okutturmus ve
gözyaslari
arasinda o acili anneye dualar etmis, onun için üzülmüs ve kimsenin
böyle
bir duruma düsmemesi için dilekler dilemistik...

Özellikle bizim aile ve kendimiz için dualar etmistik...

Dizinin dibine oturur, basimi gül kokulu gögsüne yaslar; bal akitan
dilinden
nasihatler dinlerdim. Yüreginin atisinda ve her anlatisinda bizler
vardik.
Verdigin o ögütler, yolumu aydinlatir, ufkumu açar, kendime olan
güvenimi
artirir, hayata bakisimi sekillendirirdi.

Beynim dinç, ruhum diri, yüregim huzura kavusmus olarak ayrilirdim
yanindan... Ve “biz aile olarak asla parçalanmayacagiz” derdim kendi
kendime...
“Arkadas seçimine dikkat et; Sibel’le iliskilerini sinirli ve mesafeli
tut”
derdin... Dinlerdim ve tutardim da nasihatlerini...

Ama ne oldu da bu hale geldik, hala anlayabilmis ve sirrini çözebilmis
degilim... Gelsem, kapini çalsam; hem evinden hem de yüreginden içeri
alacaksin, biliyorum; ama, yüzüm yok.... Utanç yiginiyim anne... Hep 16
yasindaki bebegin olarak kalsaydim da, sana bu aci ve utanci
tattirmasaydim...


Iki yil Atheneum’da okudum; benimle gurur duyuyordunuz. “Yüzümüzü
güldürecek, topluma hizmet eden bir insan olacaksin yavrum” diye,
benden
herkese övgüyle bahsediyordunuz... Ikinci yil sinifta kaldim, üzerinde
durup, nedenlerini arastirmadiniz; sorup/sorusturmadiniz...

O yil ben, Sibel’in internet aliskanliginin kurbani oldum. Sanal
ortamda
yazismalar hosuma gitmisti ve uzun zaman biriyle haberlesmistim.
Dersleri
askiya almis, gece-gündüz bilgisayarin basinda arkadasimla
yazisiyorduk...
Benim bu halimden bile övgüyle bahsediyor, “Aferin benim yavruma!
Gece-gündüz ders çalisiyor” diyordunuz...

Agabeyimle chat arkadasligim
Uzun zaman intenette yazistigimiz, hatta kim oldugunu bilmeden, yüzünü
görmeden asik oldugum gençle tanismak üzere randevulastik. Korkuyor,
çekiniyordum; ama daha fazla dayanamadim ve randevu sözü verdim...

Okan’la bir kütüphanede bulusacak ve ben elimde, Kerime Nadir’in,
“Hiçkirik”
adli romaninin okuyor olarak onu karsilayacaktim... Okan, tarif ettigi
giyimiyle sözlestigimiz saatte karsimda duruyordu...

Ama bu olamazdi anne!!! Çünkü karsimda agabeyim Erhan duruyordu...
Aylarca
yazistigim, siirler gönderdigim, sevda sarkilari besteledigim ve hatta
sevdigimi haykirdigim kisi kardesim Erhan’mis... Göz göze geldik,
bakislarimiz mum gibi birbirimizi eritiverdi. Bir utanç yiginiydik..
Kanimin
dondugunu, dünyanin durdugunu hissettim bir an... Gözlerinde yanan
isigin
söndügünü, alev fiskiran bir ocaga döndügünü gördüm. Onurluydu,
namusluydu
ve o bir erkekti... Dövmedi, sövmedi; beni utancimla bas basa birakti
ve
çekip gitti...


Onunla dövüsür, kapisir, kirgin ve küsülü gezerdik ya anne; simdi onu
ne çok
özlüyorum bir bilsen!.. Gömlek ve pantolonlarini ütülemeyi, odasina
çay-kahve götürmeyi, yatagini düzletmeyi bile özledim anne... O gidince
dünyanin yükü omzuma bindi sanki...Agabeyimin evi neden terk ettigini
hep
merak ederdin ya anne, iste gizlenen bu sir ve utançtandi...

Agabeyimi görmedim ondan sonra; ama, onu görenlerden haberini aldim.
Iyiymis, saglikli ve çalisiyormus. Evlenmis ve bir de kizi olmus...
Ismini
de bu ‘yasamiyasica’ kizinin adini koymus... “Elif” diyorlarmis
yegenime...
Agabeyimin beni affettiginin bir isareti mi bu anne?


Onun evden gidisinin ve ailenin büyük bir aciyla karsilasmasinin
müsebbibi
olarak her seyi askiya almis, okulu boslamis ve sigaraya baslamistim.
Ask Çocuklariyla Tanisikligim
Anne, yine Dogus’ta editör imzali bir yazida, genç kizlar “Fuhus
Tuzagi”na
düsmemeleri hususunda uyariliyordu hatirliyor musun? Insanoglu ne çok
unutkan oluyor...


Okula artik “laf olsun” diye takiliyor ve yasadigim o olayin etkisinden
bir
türlü kurtulamiyor, degisik yollar deniyor, bir çikis ariyordum... Okul
önünde, sari saçlari, yesil gözleri, pahali giysileri ve son model
arabasi
olan bir genç sürekli beni izlemeye basladi. Her türlü konusma ve
arkadaslik
tekliflerini reddettim; diretti, inat etti ve beni pes ettirdi.
Beraberce
çikmaya baslamistik. Beni her gün güllerle; bazen de pahali hediyelerle
karsiliyordu...

Önceleri sadece elimi tutuyor, öpmeye bile yanasmiyordu. Her hali,
tavri
beni kendine baglamis ve sirilsiklam asik olmustum. Onunda beni
sevdiginden
ve dürüst oldugundan emindim. Çünkü benden istifade etmeye asla
yanasmiyordu. “Her seyi evlilige saklamaliyiz, seni tertemiz olarak ak
duvaginla kabul etmek istiyorum” diyordu...
Romantizmin dorugunda bir ask yasiyorduk. Ayaklarim yer degmiyordu.
Annem,
canim annecigim! Senin ögütlerini ve basima nelerin geleceginin
hesabini
çoktan unutmustum.

Bir gün Serhan’in oldum; nasil oldu hala anlamis degilim. Su an
müptelasi
oldugum uyusturucuyu, ilk o gün içirmis olabilir mi diye zaman zaman
düsünüyorum.. Ama ne fayda!
Zordayim, dardayim, dipsiz karanlik kuyulardayim anne!... Feryadimi
duydugunu ve her gün gözyaslari içerisinde yolumuzu bekledigini
biliyorum...
Anne! Agabeyimin evi terk edisine alisamamisken, benim de ortalardan
kaybolusum sizi fena halde yikti biliyorum. Benimle ilgili gerçekleri
ögrendiginizde kahrolacaginizi bildigimden gitmek zorundaydim anne...
Her
seyi aninda sana anlatsam bu hallerin hiçbiri basima gelmeyecekti; ama
bunun
için artik çok geç...


Serhan, kendisiyle oldugum o utanç anini video olarak görüntülemis. Bu
rezil
kaseti size gösterme tehdit ve santajiyla beni sizden kopardi.
“Birbirimizi
seviyorsak, ailemi evlilige razi ederim, böyle bir çirkeflige neden
gerek
duydun” diye sordugumda verilen cevap benim bitisimin baslangiciydi....

“Ne evliligi be! Bundan böyle benim malimsin ve istedigim sekilde
hareket
etmek zorundasin! Aksi halde basina gelebilecekleri sen hesapla!..”
Fuhus ve uyusturucu batakligindayim
Parasiz kaldigini söyleyerek baska erkeklere pazarlandim, uyusturucu
bulamama korkusuyla her denilene boyun egdim. Insanligimdan,
kadinligimdan
zerre kalmadi anne. Içimde yanan koca bir ates her gün beni yakip
bitiriyor.
Atesten sicak olan o kucagini özledim, gül kokunu, yüreginin atisini,
sefkatli bakisini özledim anne!..


Bir gün bu hayata elveda diyecegim, belki de senden önce göçecegim..
Saçlarim ve gözlerim artik gece siyahi degil!.. Sari ve yesil oldular
anne..
Burnum düzeltildi...
Öldügümde teshis için seni çagirirlarsa tanimakta zorlanir ve belki de,
“bu
benim nazli kizim Elif’im degil” der çeker gidersin.. Beni yadellere
birakma
anne, beni de al yanina; beni de götür gidecegin yere....


Beni, sol gögsümün, tam yüregimin üstüne yaptirdigim ve “ANNEM”
yazdirdigim
dövmeden tani anne!..
ben sana olan sevgimin bir
nisanesi
olarak kazdirdim ve beni ölünce rahat taniyasin diye yazdirdim anne!...


Serhan’i polise sikayet ettim, üç gün sonra çikip geldi ve daha da
azitti,
korkuyorum anne!.. Bu sebekeyi durduracak tek güç; aileler ve özgüvenle
donatilmis gençlerdir anne...

Anne, bu mektubu sana mi yazdim, yoksa benden sonra bu tuzaga düsmesini
istemedigim genç kizlara mi bilemiyorum...

Ben söylenen sözlerden, edilen nasihatlerden ders alsaydim bu hale
gelmezdim
elbette, benim yazdiklarimdan da gençlik ibret almayacak ve bu fuhus
sebekesi, bu uyusturucu ve organ mafyasi kirli çarklarini isletip
duracaklardir.

Nice masum gencin cani yanacak, onuru, namusu incinecektir. Ama ben son
bir
kez bana düsen insanlik görevimi yapayim ve sana sesimi ulastirayim
istedim... Sen beni mutlaka duyacak ve affedeceksin biliyorum ama,
Müslüman-Türk kizlari bu çigligima kulak verecek mi bilmiyorum...

Seni seven kizin Elif...
*************************************************************************** ****
***************************************************HER GÜNÜNÜ CiCEK GiBi TOPLA ; KURUT ONLARI. SONRA MiSKAMBER DAMLAT. BURAM BURAM GECMi$iN KOKSUN DIYE....
BUGÜNLERiMiZ DÜNÜN YARINLARI DEGiL MiYDi???
****************************