Ülkenin tiranı büyük bir piyanist olmak istermiş. Ama kader onu bir despot olmaya mecbur kılmış. O da ne yapsın, cerrahı çağırıp imparatorluğundaki en iyi piyanistin ellerini kendisine dikmesini istemiş. Ameliyat başarıyla sonuçlanmış ve diktatör değerli bir müzisyen olmuş. Ama sefalet içinde yaşayan piyanistin, hiçbir işe yaramayan elleriyle ne kendisine ne karısına ne de küçük oğluna bakabilecek durumu kalmış. Bu arada tiranın hırsı bitmek tükenmek bilmemiş ve artık piyano çalmaktan sıkıldığı için kendine yeni bir tutku edinmeye karar vermiş: Futbol. Meğer diktatör çocukluğundan beri büyük bir şampiyon olmak istermiş ve her hafta devam eden savaşlarına aldırmadan heyecanla tüm dünyadaki maçları izlermiş. Cerrahı çağırmış ve ondan imparatorluğun milli takımının kaptanının, en zor pozisyonlarda imkansızı başarabilen gencecik bir yeteneğin ayaklarını takmasını istemiş. İstediği zaman Pazar günleri sahaya inip futbol oynarmış. Rakiplerine göre açıkça üstün olduğundan goller atıp seyircinin beğenisini toplayarak eğlenirmiş. Sonra da sıkılıp gidermiş. Bu sırada milli takımın eski kaptanı pis sokakları o işe yaramaz ayaklarını sürüyerek geziyormuş. Ancak gelin görün ki ne konserler ne de maçlar tiranın sıkıntısını gidermeye kafi gelmiyormuş. İçinde ele geçirilecek ülke bile kalmayan bu yeniliksiz dünyadan sıkılmış ve bir şekilde sarayının koridorlarında doktorlara bağırıp duruyormuş; “ Bir şeyler yapın … Allah aşkına… Bir şeyler yapın! “ Bir gün kurnaz bir danışmanının aklına bir fikir gelmiş: “ Sıkıntını geçirmenin tek yolu kendine bir çocuğun gözlerini taktırmaktır. Onun saflığıyla dünyayı sanki yeni bir keşif gibi görmeye başlayacaksın. Her geçen gün daha çok şaşıracaksın; bu en azından bir süre için sıkıntını geçirecektir.” Tiran hemen cerrahı çağırtmış, ancak bu seferki istek karşısında cerrah da gözlerinde okunan hüznü ve isyanı saklamayı başaramamış. Ama her zamanki gibi tiranın kaprisini tatmin etmek için elinden geleni ardına koymamış. Ameliyattan sonra tiran kendisini görmek için bir ayna istemiş. Aynada yüzünü görür görmez bir bıçak almış ve askerlerin şaşkın bakışları arasında kalbine saplayıvermiş ve oracıkta ölmüş. Hiçbir tepki göstermeyen tek kişi doktor olmuş ve sakin bir sesle konuşmuş: “ Ona piyanistin oğlunun gözlerini taktım. Tiranı gördüğü anda öldüreceğine yemin etmişti.”