intizar Karanlık senindir artık, istemesen de bir elin buz gibi duvarda inersin geceye ve gece öğretir sana kanata kanata yalnızlığı...
Alışılır soğuğa da, gece güne kavuşunca bilirsin ki, alnındaki sıcaklık sadece ve sadece aşk'ın ateşidir, yanar ve yanarsın...
Zil çalan eteklerinde taşlar doludur artık boşaltılmaya gebe ve taşıdıkça taşırsın, sırası gelince'ye... Lâkin hiç sıra gelmez, o ateştir ki taşı bile yakarsın, elinde küller, kış bahara döner bahar başka bir kışa, alışırsın geçmeyen yaralarına...
Hiç dinmeyen iç çekişlerini, duyan kimse yoktur diye daha da derin çekersin ki bitmek bilmez o nefes ve asla vermeden küçücük bir es...
Her gece bir uzvunu kazma kürek yapıp, eşersin ve eşersin bütün vücudunu kalan dünlerini ve diğerlerini çıkarmak için ki nafiledir bu uğraş, aşk sadece alnındaki ateş, gerisi senden kalan bir yalan ve eridikçe erirsin an be an...
Elinin yettiği ve gözünün gördüğü her yerde ararsın gecelerine ortak bir şiir ve bilirsin ki doğmamıştır henüz ve hâlâ senin kadar yalnız bir şair... Kimsenin hiç kimsesi benzemez sana ve herhangi bir yalnızlık değildir sendeki yara...
Alfabenin tüm harfleriyle ezberlediğin ismi bağır ve çağır sayarsın da sayarsın geceye, tut ki duyanın yoktur. Sesine bir ses çalınır ve kesilirsin sessizce kulak inceden inceye, farkedersin ki yalnızlık sadece ve yalnızca sessizliğin yankısıdır...
Soğuk mu soğuk bir odaya yaslarsın başını, yârin sıcacık hatırasını koyarsın göğüs kafesinin üstüne ve bir ağlamadır başlar ki, yıkarsın da yıkarsın ne varsa geçmişten geleceğe...
Öğrenirsin ki; yalnızlığın hesabı sorulmaz hayattan... Azgın bir ırmağın üzerinde, ha battı ha batacak bir sandaldır yaşam...
Ve aşktır onun dümeni ki olmazsa olmayan...
Çilekeş bir sigaranın dumanıyla boğarsın bütün an’larını ve fikrince daha zavallısındır parmaklarının ucunda ezildikçe ses bile çıkaramayan tütün parçasından... İçindeki boşluğu doldurmaktır amacın, çektikçe çekersin, bir nefes daha, bir daha, bir daha, aslında hiçbir şey eksilip - fazlalaşmaz asla ve ulaşamaz incecik duman derin çukurlarına... Parçalanmış dumanı boşaltırsın ciğerinden, yanarsın sessizce içinden kopan anılara...
Buz gibi cama çarpıp geri gelir bütün düşüncelerin, bilir ve öğretir gece; aşk bir denizdir ve verdiği her şey daima ödünçtür... Bulamazsın senin kadar hüzünlü bir şarkı ve bilirsin ki hiçbir şarkıcı senin kadar yalnız değildir...
Soğuk ve sessiz bir sızıyı dolarsın bileklerine, sönmeyen yaranın ışığı aydınlatır tüm geçmişini... Sende unuttuğu ateşi bir hançer gibi basarsın bağrına ve ısıtır da ısıtırsın lanet gövdeni hatıralarla...
Öğrenirsin ki; göremediğin rüyaların adresi sorulmaz hayattan... Nerede bittiği belli olmayan sonsuzluğun içinde, ha kaydı ha kayacak bir yıldız’dır yaşam...
Ve aşk’tır onun hâresi ki olmazsa olmayan...
Kırılacağın şeyler sorgulanmaz hayattan... Dudaklarının köşesinde ha düştü ha düşecek bir gül'dür yaşam...*