Arama

Anlayana - Tek Mesaj #650

AlCoLiC - avatarı
AlCoLiC
Ziyaretçi
14 Şubat 2007       Mesaj #650
AlCoLiC - avatarı
Ziyaretçi
Yazı tura meselesi-Y.Türker
miniminilogo 27-09-2004 Radikal atacbuyuk "Askerde ölmek mi, askerden sağ çıkıp hayatın içerisinde ölmek mi? Yazı mı tura mı? Bunun hangisi; ne fark eder ki hangi yüzü gelse..."
Yıldırım Türker

Uğur Yücel, Türk sinemasına gürültülü bir giriş yaptı. 'Yazı Tura' filmini seyreden, öncelikle Türk vatandaşlarının tepkilerini gerçekten çok merak ediyorum. Öte yandan, 'profesyonel' bir dille kalkanlanmış soğukkanlı seyirci türünün kimi örnekleriyle karşılaştım. Filmin görüntü kalitesinden, kameranın yoruculuğundan, kimi sekansların mübalağa uzun tutulmuşluğundan yakınırken filmin derdinin üstlerinden akıp gidivermiş olduğu anlaşılıyordu.
'Yazı Tura', Güneydoğu'daki savaşta gazi olmuş iki Mehmetçiğin hikâyesini anlatıyor. Çerçevesi cilalı küçük umutların peşinde, eğitimsiz ve sıradan iki delikanlı. Dünyayla aralarına gerilmiş olan delik deşik şahadet perdesinin ardında yaşadıkları gölge oyununun kurbanları.
Uzun süre öldürülme korkusu yaşamış, öldürmüş insanların artık geri dönülemez yolculuğunu anlatıyor 'Yazı Tura'. 'Savaştan asla dönülemez'i anlatıyor. Zaten Uğur Yücel de, bir söyleşisinde, "Askerde ölmek mi, askerden sağ çıkıp hayatın içerisinde ölmek mi? Yazı mı tura mı? Bunun hangisi; ne fark eder ki hangi yüzü gelse..." diyordu.
Biri bacağını kaptırmış, diğeri tek kulağının işitme duyusunu kaybetmiş iki gaziyi savaş dönüşü, kendilerini asla umursamayan bir dünya karşılıyor. Onları birer kahraman gibi karşılamaktan geçtim, yüzlerine bakmayan bir dünya. Biri, savaşta yaşadığı hikâyeleri duymak bile istemeyen, ona dengesiz sakat muamelesi yapan, nişanlısını elinden alıveren dünya karşısında ayık gezemeyeceğini biliyor. Ama sarhoşluğun da uyuşturamayacağı acısıyla öte yana, hayaletlerin dünyasına geçiveriyor. Şehirli olansa, yine ayık gezemediği dünyadan hakkını alabilmek için zorbalığı cömert, acısı saldırgan bir kopuk olarak meşruiyetinin sınırına tosluyor.
'Yazı Tura'da, hayatın çoktan yenik düşmüş olduğu bir dünya tasvirini çizen görüntülerin kirliliği, seyirciye yoğun bir huzursuzluk armağan ediyor. Bu kâbus perdesi karşısında memleket seyircisinin tepkisi onun için çok önemli. Kaçınılan huzursuzluk, ölümün ve vahşetin iyice derinlerimize sokulmasına, hayatımızın orta yerine çöreklenmesine neden oluyor çünkü.
Kazanılmış bir zafer, inşa edilmiş bir barış üstünde oturduğumuzu zannederken görmezden geldiğimiz savaş kahramanları yaralarını bir başlarına sarmaya çalışarak dağılmışlar aramıza. Vietnam ertesi, 'Travma sonrası stres bozukluğu' üstüne yapılmış onca araştırmanın benzerleri ülkemizde de gündeme gelmeye başladı işte. Verilere dayanarak Türkiye'de yaklaşık 550 bin eski askerin bu sendromun pençesinde olduğunu söylemek mümkün. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sosyal Psikiyatri Bölümü'nden Doç. Dr. Doğan Şahin, Türkiye'de Güneydoğu'da 15 yıl savaşı yaşamış sivillerle birlikte bu rakamın 1 milyonu bulabileceğini vurguluyor.
'Yazı Tura', bu anlamda kapıyı ilk aralayan film. Üstünde fikir yürütmenin hâlâ en tekinsiz uğraşlardan biri olduğu uzun sürmüş bir savaşın sonuçlarına tutuyor çıplak kamerasını. Çıkar çıkmaz sansürle karşılaşıp soluğu kesilmiş Handan İpekçi filmi 'Büyük Adam Küçük Aşk'tan sonra bu savaşta kaybettiklerimize bakıyor. Bu anlamda tarihe tavizsiz bir kayıt düşmüş oluyor.
Hiçbir sanatçı, yapıtının bir cümleye kilitlenmesini istemez elbet. Gelgelelim bu yazı da bir sinema eleştirisi değil. Öyle olsa, uzun uzun oyunculuk yönetiminin benzersizliğinden; sert ve riskli bir sinema diliyle kurduğu drama duygusunun sağlamlığından, bu filmi şimdiye kadar seyretmiş olduğumuz bütün filmlerden farklı kılan öğelerden söz ederdim.
Şu an beni ilgilendiren, millet olarak 'Yazı Tura'yla yüzleşmeye hazır olup olmadığımız. Bu huzursuz, şiddet yüklü, en uç noktadaki insanlık halleriyle seyircisini sınayan filmi, bakalım es geçecek miyiz?
Öyleyse 12 Eylül'ü, 'Vizontele Tuuba'yla andığımız gibi, yüz binlerce askerin, milyonlarca vatandaşın hayatına silinmesi güç izler bırakmış savaşı da artık 'Hababam Sınıfı Asker'de unutacağız demektir.