İNCİ TANESİNDEN İSTİRİDYESİNE
"UNUTMA KABUĞU AÇILAN İSTİRİDYENİN İNCİSİ BÜYÜMEZ GÜL YÜREKLİM....."
Beyin emir verir, zihin düşünür, dil dönmez konuşmaya, bi gayret eller devreye girer beyinden dile verilen emir, ellere parmak uçlarına kaydırılır. Buruk duygularla yüklü, kırık kalbiniz uzanır klavyeye yada en azından bir tükenmez kaleme... Parmaklar yürekden gelecek emri bekler, gözler parmak uçlarına bakar pür dikkat. İnadına kıpırdamaz parmaklar yine inadına titrer gözbebekleri ve hiç umulmadık ani bir sağanak boşalır göz pınarlarından "nar" yanaklara, dudaklar katılır göz bebeklerinin titreyişlerine ve yürek hıçkırığı doğuruverir, bazen sessizce bazende derin göğüs sarsıntılarıyla. Her doğum gibi bu da zordur. Hıçkırıklar gürler, gözyaşları yağar, beden sarsılır. Ne kadar süreceği belli olmaz, nasıl başladığına ve nasıl bitirileceğine göre değişir . Kimi zaman benliğinizde fırtınalar kopartan ve gözlerinizden sağanak yağdıran "O"sert, soğuk ve acımasız rüzgar, değişiverir yarattığı tufanı görünce, ılık ılık esen bir meltem olur etrafınızda ve dindirirverir fırtınayı, ruhunuz huzura erer bir anda "O"rüzgarın kollarında yeniden. Rüzgar saçlarınıza dokunur, onları koklar tıpkı yağmur sonrası duyulan mis gibi toprak kokusunu içine çeker gibi.. Sonra "sahil" ve "dalga" misali atılırsınız birbirinize ve dalgayla sürüklanen kum tanesi gibi bırakırsınız kendinizi dalgaya sizi çekip denizlerin derinliğine götürsün diye. Bir daha hiç ayrılmamak için dalgadan sonsuza dek denize sürüklenmeyi seve seve kabullenirsiniz. Bilirsiniz özleyeceğinizi güneşi , rüzgarı ve nemlenip dalgayla ayak izi olmayı bir sonraki dalgaya dek... Ama kopamazsınız dalgayla bütünleşmekten, sessizce sürüklenirken açık denizlerin derinliklerinde, mutlusunuzdur sizi çekip götürdüğü içine aldığı için. Gün gelir yorulduğunuz hissedersiniz sürüklenip durmaktan derinliklerde, dibe inip biraz dinlenmek istersiniz. Gözleriniz karanlığa alışınca birden farkediverirsiniz acı gerçeği ... Orası sizin gibi niceleriyle doludur. Hepsi sesiz umarsız ve mutsızca çöküvermişlerdir enginlerin dibine.. İşte o an anlarsınız herşeyi, dalganın aşkına kapılıp sürüklenenin bir tek siz olamadığını. Tüm mutluluklar sizi terk eder, birer hava kabarcığı olup yüzeye doğru çıkmaya başlarlar Ardından tüm umutlarınız ve hayallerinizin ıslanıp eridiğini farkedersiniz, hesap sormak için bakınırsınız etrafa ama dalga yoktur artık ... Derin bir okyanusun karanlık dibinde çaresizce kalakalmışsınızdır.Yüzeye çıkamak için çabalamak istersiniz ama dalganın aşkına kapılıp enginlerde sürüklenmekden tüm gücünüzün tükendiğini farkedersiniz. Yaşadıklarınızın tüm ağırlığıyla dibe vurusunuz . Ve lanet okursunuz" AŞKA"... Günlerce, zamanlarca beklersiniz çaresizlikle, tek umudunuz Tanrının şefkatıdır, sizi ancak o kurtarabilir bu acı dolu karanlık ve soğuk bekeleyişten... Dalganın aşkını Tanrının şefkatinden daha üstün tuttuğunuz için kendinize kızarsınız. Bir gün kendinizi karanlık ama yumuşacık bir yerde buluverirsiniz... Siz hiç farketmeden sizi içine almış yüreğinin,varlığının en içinde saklamaya başlamış bir şey olduğunu farkedersiniz. Kimsin? benden ne istiyorsun diye bağırırsınız .. Şefkatli kararlı ve sevgi dolu bir ses yanıt verir size.. “Adım istiridye, benim korumamdasın artık, seni içimde, varlığımın en derin ve güvenli yerinde korumaya aldım, artık sürüklenmek yok, yapayanlız beklemek yok, sığınacak bir yerin var artık.” “Neden ben?” “Uzun zamandır seni gözlüyordum ben, yüzeye çıkmak için nasıl çırpındığını, çıkamayınca nasıl umutsuzlukla dibe vurduğunu gördüm. Diğerleri gibi teslim olmak üzereydin sende sonsuza dek bu karanlık derinde kaybolmaya hazırlanıyordun, tüm bu süre içinde seni izlemeye öyle alışmıştimki, olduğum yerden kıpırdak bile istemez oldum. Senden ayrı kalmamak için seni her gün görüp izleyebilmek için bir gece aniden seni içime alıverdim .Benimle kal lütfen ve bana güven.” “Peki şimdi ne olacak bana?” “Kötü hiç bir şey korkma, seni koruyup büyüteceğim benliğimde. Daha sonrasını Tanrı bilir. ” Başıma daha kötü ne gelebilirki diye düşünürsünüz bir an ve kabul edersiniz istiridyeyle yaşamayı. "Nasıl olsa artık eski yaşantıma dönmeme imkan yok hiç değilse burada emniyette ölürüm" diyerek yeni bir yaşmı kabullenirsiniz. Her geçen gün biraz daha alışıp bağlanırsınız istiridyeye, ara sıra dalgayı ve size yaşattıklarını anımsayıp hüzünlenirsiniz ve bir daha asla aşık olmamaya söz verirsiniz kendi kendinize. Sessiz sakin ve güvenli bir yaşama alışmışken günlerden bir gün her şey değişiverir aniden, korkunç bir aydınlık gözlerinizi kamaştırır, nemli bir el sizi söküp alır istiridyenin bağrından, neler olduğunu anlamaya çalışırken birden farkına varırsınız artık istiridyenin içinde olmadığınızı, yeniden yer yüzüne dönmüşsünüzdür. Peki ama neler olmuştur ? Çevrenize bakınca istiridyenin can çekişen vücudunu farkedersiniz ve söylediği son sözleri duyarsınız.. “Ne kadar güzel bir inci olmuşsun sen...” “Susma susma ne olur konuş benimle neler oluyor? Nerdeyiz? ” “Ayrılık vakti geldi aşkım” “Ayrılık mı? neden? ” “Tanrıya yalvardığın o günleri anımsa, işte o günlerden birinde Tanrı yakarışlarını duydu ve beni sana gönderdi. Senin yeniden güneşe ve kumsala kavuşman için beni vesile kıldı. Seni çime alıp korudum sakladım, büyütüp geliştirip güzelleştirdim, çektiğin tüm acılarının mükafatı olarak bunları yaptım. Benim görevim bitti artık. ” “Peki ben ben ne olacağım senden ayrılmak istemiyorum istiridye. Sensiz ne yaparım? ” “Tanrı seninle olacak korkma, O senin için en iyiyi verecek sana. Şimdi artık hoşçakal aşkım” Kadının döktüğü göz yaşlarına daynamayan adam sessizce evden dışarı çıktı. Otomobile atlayıp biraz dolaştıktan sonra şehrin en lüks ve meşhur mücevher dükyanına girdi, kısa bir süre bakınıp düşündükten sonra aldığı hediyeyi güzelce paketletip yeniden eve doğru yola çıktı. Eve vardığında kadın ağlamaktan bitap düşmüş yatağın üzerinde uyuyakalmıştı. Adam onu uyandırmaya kıyamadı ve hediye paketini sessizce baş ucuna bırakıp çıktı. Bir süre sonra uyanan kadın ağlamaktan şişmiş gözlerini açar açmaz baş ucundaki paketi farketti, şaşkınlıkla doğrulup önce derin bir iç çekti ve yavaşça pakete uzandı, üzerindeki kordelayı ve kağıdı çıkartınca bunun güzel kırmızı kadifeden bir kutu olduğunu farketti. Kutuyu şaşkınlık ve heyecanla açtığında önce içinde kendisine yazılmış bir not buldu ... "Seni haksız yere üzüp ağlattığım için beni affet aşkım, bu gerdanlıktaki inciler bana ağlarken döktüğün gözyaşlarını anımsattı. Keşke hiç dökülmemiş olsalardı . Bu gerdanlığı boynuna takıp odadan çıkarsan beni affettiğini anlamış olacağım ve seni asla bir daha ağlatmayacağım sevgilim. Kadın notu kucağına koydu ve gerdanlığı ellerine aldı, bu bütün ömründe gördüğü en güzel ve zarif inci gerdanlıktı. Tam o anda ağlayarak uyuduğu için göz pınarında kalmış bir damla yaş gerdanlığın üzerindeki en iri ve güzel incinin üzerine damladı. Kadın bunu farketmedi ve aynanın yanına doğru yürümeye başladı . İnci tanesi üzerine düşen bu damlayla irkildi. Bu da neydi? Bir kaç saniye sonra karşısındaki aynada kendi yansımasını gördü, çok zarif ve güzel bir kadının boynunu süslüyordu. İstiridyeden ayrıldıktan sonra ilk kez kendisini görüyordu, istiridye ona inci olduğunu söylemişti ama bu denli güzel olduğuna kendisi bile şaşırmıştı. Birden hafifçe sallandığını hissetti, kadınla birlikte odadan dışarı çıkıp yavaşça adama yaklastılar. Adam bir kaç saniye kadına ve boynundaki gerdanlığa baktı ve sonra aniden her ikiside birbirlerinin koynuna atılıverdiler. Tıpkı kendisi ve dalga gibi..... İNCİ TANESİİ