UYUŞTURUCU HER YERDE!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Geleceğimizin temelini kökünden sarsan, annelerin, babaların korkulu rüyası haline gelen uyuşturucu hakkında ne düşünüyorsunuz. Bu konudaki düşünce ve önerilerinizi bilgi ve deneyimlerinizi bu platforma taşımanızı ve toplumumuzun başına bela olan bu illet konusunda nasıl bir savaş vereceğimizi sorgulamanızı istiyorum.
Yılmaz Erdoğan yalvarıyorum diye bir metin hazırlamıştı biliyorsunuz. Kurşunla insan bir kez ölür. Ama siz bilir misiniz? Bir uyuşturucu müptelasının annesi kaç kez ölür?
Yarınlarımız için... gençlerimiz... çocuklarımız için!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Haydi arkadaslar, hep birlikte uyuşturucuya hayııııııııııııırrrrrrrrrrrrrrr diyelim!!!!!!!!!!!!!!
------------------------------------------------------------
UYUŞTURUYA HAYIIIIIIRRRR!!!!!!
bence toplumumuzun din ve ahlak bilgisi eksikliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. özdeğerlerimizi yitirdiğimiz böylesi acı sahnelerin eksik olmadığı günümüzde öncelikle kendi bilgi eksikliğimizi giderip bizim meyvelerimiz olan gelecek nesilide din ve ahlak bilgisiyle yeteri derecede donatırsak sorunu çözeriz diye düşünüyorum. eğitim şart
UYUŞTURUYA HAYIIIIIIRRRR!!!!!!
-----------------------------------------------------------
Çek hadi bir nefes!...
Babasını kaybetmiş ıraklı bir kız çocuğunun gözyaşları var o nefesin içinde!
Çek hadi bir nefes daha çek, bebesini emzirirken üzerine bomba yağdırılan bir annenin, son çığlığı var o dumanın içinde.....
Çek hadi bir nefes daha çek,zevkten dört köşe ol....
Filistin'li gencin patlamış gözleri, kopmuş kolu, binbir parçaya bölünmüş cesedinin kanı var her nefesinde....
Vietnam'a atılan bombanın molekülleri,
Filistin'li kızın, dünyayı gözyaşına boğan baba özlemi var her nefesinde...
Bir köy ağasının zulmü, asgari ücretlinin, çalınmış alın teri var her nefesinde...
Çek hadi çek tırman zirveye...
Kana, zulme, sömürüye hizmet et...
Çek hadi biraz daha, biraz daha duman.....
Yetmedi mi hapa saldır...
O da yetmedi eroine...
O da yetmedi kokaine....
Tırman hadi tepeye, en tepeye........
Zirveye!!!!!
Hadi daha çok kan, daha çok gözyaşı......
Daha da.... daha da çok anne laneti var...
Her nefesinde!!!!!!!
----------------------------------------------
Dilek Cihan'ın uyuşturucu ile ilgili bir yazısını paylaşmak istiyorum.
Son günlerde yaşanan acı olaylar, bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Uyuşturucu kullanma yaşı 11’lere düştü. Ortaya çıkan vahim tablo bir kez daha gösterdi ki uyuşturucu ile mücadelede alınan önlemler yeterli değil.
İstanbul Emniyeti’nin geçtiğimiz hafta yayınladığı rapor acı bir gerçeği daha gözler önüne serdi. Son altı ay içerisinde 51 kişinin uyuşturucu madde kullanımından dolayı hayatını kaybettiği belirtilen raporda, madde bağımlılığı yaşının da ilkokul çağına kadar düştüğü vurgulanıyor. Emniyet’in raporundaki acı tablonun üzerine, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde hizmet veren ÇEMATEM (Çocuk, Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezi) Şef Yardımcısı Dr. Defne Tamar Gürol’un sözleri tuz-biber oluyor: “2004 yılında merkeze ilk kez başvuran çocuk sayısını bu yılın ilk yarısında geçtik. ÇEMATEM’e geçen yıl toplam 2 bin 750 hasta başvurmuştu, bu yılın ilk altı ayında 1600’ü geçti...” Gençleri, hatta çocukları bile pençesine düşüren uyuştucu madde kullanımı yaygınlaştıkça, ölüm oranları da artıyor. Ölüm sebebi ise malum: Aşırı dozda uyuşturucu kullanımı ve maddenin alkolle birlikte alınması. Uyuşturucu madde kullanımının artmasındaki en önemli faktör uzmanlara göre kentleşme. Kentleşme arttıkça sosyal destek sistemleri zayıflıyor ve ailenin çocuğu kontrol etmesi güçleşiyor. Özellikle ergenlik döneminde ailesiyle çatışma içine düşüp evden uzaklaşan çocuklar, kötü arkadaşları sayesinde madde kullanımına başlıyor. Narkotik ekiplerinin araştırmalarında okullarda kullanımı yaygın olan maddelerin dağıtımı öğrenci tarafından yapılıyor. Madde bulunamadığı zamanlarda ise öğrenciler akla gelmedik para bulma metotları (hırsızlık, yankesicilik vs.) uyguluyorlar. Hatta sokak satıcılarıyla işbirliği bile yapıyorlar. Ayrıca zengin aile çocuklarının ya da varoşlarda yaşayan çocukların daha sık kullandığı yönündeki söylemler sadece bir varsayım; çünkü uyuşturucu ile mücadele kapsamındaki ÇEMATEM, AMATEM gibi merkezlere her kesimden bağımlı başvuruyor.
Çocukların uyuşturucu kullanıp kullanmadığı onların gözlerine, kollarına bakarak anlaşılmaz. Özellikle ergenlik döneminde ailesi ile aşırı çatışma içerisine giren çocuklara dikkat. Çocuğun okul başarısında birdenbire ciddi bir düşüş başladıysa, giyim kuşamında bir değişiklik varsa, fazla para harcıyorsa ve hepsinden önemlisi arkadaş ortamı değiştiyse tehlike çanları çalıyor demektir.
Emniyet ve narkotiğin beraber yürüttüğü operasyonlar neticesinde binlerce uyuşturucu madde ele geçiriliyor ama bu konuda somut iyileşmeler sağlanamıyor. Çünkü Türkiye uyuşturucu ticaretinde transit bir konuma sahip ve Emniyet yetkililerine göre Türkiye’den geçen uyuşturucunun bir kısmı muhakkak burada kalıyor. Bunun için de çocuklar ve gençler maddeye çok kolay ulaşabiliyor. Maddeye ilk önce arkadaşlarının ikramıyla başlayan çocuklar, sonra da nereden nasıl alacağını öğreniyor. Öyle ki eskiden madde kullandığını saklayan gençler, şimdi gururla söylüyorlar..
Dr. Defne Tamar Gürol’a göre madde bağımlılığı kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalık. Maddesiz yaşamayı başarmak kolay değil, ama imkansız da değil. Ancak bağımlıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta tedavi olduktan sonra asla bir daha denememeli. Kişi “Ben tedavi gördüm, artık arada sırada içebilirim” moduna asla girmemeli. Tekrar kullanmaya başladığı anda da tekrar tedaviye gitmeli. Tamar Gürol “20 yıl eroin kullanıp şu an tertemiz olan birçok hastam var ve hiçbiri tekrar kullanmayı asla düşünmüyor.” diyor ve ekliyor: “Çünkü maddesiz hayat çok daha güzel.” Gürol, gençlere “Bir kez kullanmış olsanız dahi mutlaka bize gelin.” şeklinde çağrıda bulunuyor. Çocukların eğitimi ve uyuşturucu dağıtımı konusunda ciddi politikaların üretilmesi için narkotik ekiplerinin ve bu konudaki uzman psikiyatrların bir araya gelerek ortak çalışmalar yapmasını isteyen Gürol, “Uyuşturucu ile mücadele, terörle mücadele kadar ciddi bir iş.” şeklinde konuşuyor.
Uzun yıllar bu konuda AMATEM’de çalışan Yeniden Sağlık ve Eğitim Derneği Başkanı Doç. Dr. Kültegin Ögel ise gençleri uyuşturucuya iten en önemli sebebin merak olduğunu savunuyor. Ögel, ailelere büyük işler düştüğünü, çocukları, uyuşturucu tuzağından ancak onların çıkarabileceğini düşünüyor.
Tedavi için ÇEMATEM’e gelen çocukların hemen hemen hepsinin hikayesi birbirine benziyor. Kısacık hayatlarında uyuşturucu her maddeyi kullandıkları için başları beladan hiç eksik olmamış. Kimi kendi başına, kimi ailesinin teşvikiyle, kimi de polis zoruyla tedaviye gelmiş. Ama hepsi de “iyi ki de geldik buraya” diyor ve uyuşturucu maddeye ulaşabilmenin çok kolay olduğundan yakınıyor.
ÇEMATEM’li gençler anlatıyor: Burada yeniden doğduk
K.K. (17): 4 sene önce arkadaş ortamıyla başladım. Ailemle ilişkilerim bozuktu. Hırsızlıktan adam vurmaya kadar birçok suç işledim. Uyuşturucu içe içe beynim kalmadı, sonraları yaşamak istemedim, hep ölümü düşündüm. Bu arada ailemle ilişkim iyice zayıfladı, çoğu zaman eve uğramıyordum ama farkında bile değillerdi. 1 ay önce beni buraya getirdiler ve şimdi hayata sımsıkı tutunmaya çalışıyorum. Dışarıdan lise sınavlarına girip okulumu bitireceğim ve insanlarla daha iyi ilişkilerde bulunacağım.
B.İ. (17): Arkadaşlarıma özenip sigara, alkol sonra esrarla başladım. Derslerden hiçbir şey anlamıyordum, onun için okulu bıraktım. Ailem öğrenince çok üzerime geldi, onun için düşman gibi gördüm onları. Sonra hayattan zevk almamaya başladım, insanların bana bakışı değişti, geceleri ağlıyordum. 1 ay önce buraya geldim ve hayatım değişti artık ailemi daha iyi anlayabiliyorum. Yeniden doğmuş gibiyim...
T.Z. (18): 4 sene önce birayla başladım. Ailem üzerimde yakalayınca eve gitmemeye başladım. Hep kötü yollardaydım, gasp ederek hap alıyordum. Bir gün yakalandım ve cezaevine girdim. Ailemden destek görmeyince ölmek istedim ve intihara kalkıştım. Ölümü bir çıkış olarak düşünüyordum. Kendi isteğimle buraya geldim, çok memnunum, üç haftadır hiçbir şey kullanmıyorum. Aradığım zamanlar oluyor; ama aklımdan silmeyi öğrendim.
R.K. (18): İlk kez liseye başladığımda sigara, alkol ve esrarla başladım. Sonra kuyumcuda çalışmaya başladım. İki günde bir mutlaka alıyordum. İşyerinde iki kez kriz geçirince işten çıkarttılar. Ailem buraya getirmek istedi ama ben kaçtım, kendimi öldürmekle tehdit ettim. Onlar da savcılığa dilekçe yazmışlar, polisler de kolumdan tutup zorla beni buraya getirdiler. 41 gündür hiç içmiyorum. Bazen kriz geçiriyorum ama her şey düzelecek biliyorum. Düzenli bir hayatım olacak, buna inanıyorum.
-------------------------------------------------------------
Ailelere sesleniyorum
Hep şunu söylüyorum. Refah seviyemiz artıkça elektronik aletlere ilgimiz artıyor. Para kazandıkça evimize taksitle de olsa televizyon alıyoruz. Çocuğumuza ayrı, hanıma ayrı televizyon alıyoruz. Ve insanlar aynı evde olmalarına rağmen çoğu kez ayrı kanallarda ayrı şeyler izliyor. Ve sanki ev, birlikte duygunun bilginin, kanaatlerin, sevginin vb. paylaşıldığı yer olmaktan çıkıyor adeta yağmurdan doludan, gece sokakta kalmaktan korunan bir fizik mekân haline geliyor. Bu, insanın yabancılaşmasıdır. Çok ciddi olarak söylüyorum, ey insanlar, ey aileler haftada bir gün, hiç olmazsa iki saat elektrikler kesilmiş muamelesi yapın da çocuğunuzla ailenizle lütfen toplanın. Aileler birbirinden kopmasın...
Uyuşturucu müsteşarlığı kurulmalı
Türkiye’de uyuşturucu meselesi çok önemli bir beladır. Toplumda % 1’dir. Yetmiş milyonda % 1 oran, 700 bin yapar. Bu yediyüzbin mikrop kadar çoğalır. Bir satıcı, yirmi kişiyi zehirler ve HİV virüsü gibi çoğalır. Bu sosyal bir belâdır. Bunu herhangi bir yöneticinin yönetimine vermek, başıboş serseri mayın gibi gelişmeleri, yalnızca emniyet müdürlerine havale etmek kadar yanlış bir fikir yok. Bizim ısrarlı ricamız şu ki, Allah rızası için, Başbakanlığa bağlı, uyuşturucuyla mücadeleyi ele alan bir müsteşarlık kurulsun. Bunun da bir bilimsel danışma kurulu olsun. Ve olay, bir orkestra şefi gibi tek elden yönetilsin. Hepsi bu. Siyaset üstü. Bu herhangi bir Bakanlığa da bağlı olmasın. Emniyet olarak söylemiyorum. Emniyet güçleri gerekeni yapsınlar, o ayrı mesele. Ama o müsteşarlık bilgi biriktirsin, bilgi depolasın, laf üretsin, laf söylesin konuşsun, etsin eylesin, halkı uyandırsın... Propaganda faaliyetleri yapılsın vs.
Profesör DR. Arif verimlinin yeniçağ gazetesine verdiği bir röportaj'dan alıntı
-------------------------------------------------------------
ÇOCUK YETİŞTİRİRKEN ANNE VE BABALAR NELER YAPMALI, NELERE DİKKAT ETMELİ?
Günümüz, çocuklarımızın her türlü bilgi bombardımanı altında kaldığı iletilerle dolu bir gün. 1990’lar sonrası artan kitle iletişim araçları ile globalizmin etkileri çocuk gelişiminde hem olumlu hem olumsuz bir takım sonuçlar doğurmaktadır. Burada anne ve babalara düşen internet dahil tüm kitle iletişim araçlarının olumlu etkilerini maksimum düzeye çıkarmak, olumsuz etkilerini ise minimum düzeye indirmektir.
Globalizm dediğimiz olgu; insani, dinsel ve ahlaki değerleri dişli çarkların içerisinde ezmekte, hem fiziksel hem de ruhsal olarak gelişmemiş çocuklarımızı toptan ezip geçmektedir. Hiçbir şeyden tatmin olmayan, kısa yoldan ve emeksiz başarılı olmayı hayal eden, sapık ahlaki ve dini akımların ( satanizm gibi), alkol ve uyuşturucunun, yoz bir şöhretin peşinden koşan çocuk ruhları oluşabilmektedir.
Her doğan çocuk önce kendi ailesinin, sonra eğitim ve sosyal çevresinin modellendirmesiyle kişilik gelişimini tamamlar, çocuklarımızın beyin bilgisayarlarına hangi programı yüklersek beyinleri o şekilde işlem üretirler. Yani çocuk yetiştirirken anne-babalar ne ekerlerse onu biçerler. Özellikle 5- 15 yaş arasında onları televizyonun, internetin ve yalnızlığın pençesine bırakırsak geleceğin suç potansiyeli yüksek, terör, uyuşturucu, mafya çetelerinin içerisinde odaklanmış, kişilik gelişimini sağlıklı tamamlamamış, ruhsal hastalıkları nükseden evlatlar yetiştirir ve bir daha da bunun önünü alamayız.
Çocuklarımız madem bizim geleceğimizse işte onları yetiştirirken dikkat etmemiz için bazı tavsiyeler:
* Çocuklarınıza dokunun, sarılın, onları öpün ve sevginizi fiziksel olarak gösterin
* Çok zaman onların yanında faydanız olmadan oturacağınıza, faydalı birkaç saat geçirin
* Sorunlarını önemseyin, mantıksız da olsa fikirlerini küçümsemeyin
* Evle ilgili bir değişiklik yapacaksanız onun da fikrini alın
* Sohbet edin, derslerine yardımcı olun
* İyi davranışa ödül, kötü davranışa eğitim verin
* Öfkenizi bile yumuşak sözlerle anlatın
* Çocuklarınızın yanında tartışmayın, başkalarının dedikodusunu yapmayın, onu başkalarıyla kıyaslamayın
* Öğretmek istediğinizi lafla değil, davranışla gösterin
* Zorlamayın, sıkmayın, boğmayın, onun kişiliğini zorla değiştirmeye çalışmayın, sabırla ve emekle onu kazanabilirsiniz
* Endişeli, aşırı korumacı ve kaygılı davranmayın, ona sorumluluklar da verin
* Arkadaşlarını tanıyın, arkadaşlarının aileleriyle tanışın
* Sanat ve spor faaliyetlerinden uzak tutmayın
* İlahi, tasavvuf müziği, klasik müzik… gibi ruha terapi yapan müzikleri daha bebekken kulağına aşina hale getirin
* Siz bir modelsiniz önce kendi eksiklerinizi eleştirin
* Hayatta her şeyin maddiyat olmadığını öğretin ve hatta ezberletin
* Şov dünyasını yansıtan programlardan uzak tutun, kimseye özenmesin,
* Kitle iletişim araçlarını beraber kullanın.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Uyuşturucu ve alkol bağımlıları bu maddeleri kullanmaya genellikle genç yaşta başlarlar; ileride giderek kötüleşecek olan bağımlılık macerasının ilk adımları erken yaşlarda atılır. Bunun pek çok nedenleri vardır. Bu nedenleri anlatabilmek için öncelikle gençlik dönemindeki doğal psikolojik ve sosyal gelişimi anlatacağız.
Ergenlik döneminde psikososyal gelişim ve madde kullanımına zemin hazırlayan süreçler
Gençlik, değişim ve toplumda yer edinme dönemidir. Genç, doğumundan itibaren bağımlı olduğu anne ve babasından özerk hale gelirken arkadaşlarına bağlanır ve onların baskısına açık bir hale gelir. Bu dönemde kimlik gelişimi gerçekleşmekte, toplumsal roller belirginleşmektedir. Bunlarla ilgili yaşanan zorluklar güçsüzlük, yabancılaşma ve isyan duyguları doğurur.
Anne ve babadan bağımsızlaşma doğal sürecinde genç, davranışlarını bir grup içinde deneyerek geliştirir. Grup içinde reddedilme bir genç için katlanılabilecek en zor şeylerdendir. Sigara, alkol ya da herhangi bir uyuşturucu o grup içinde norm olmuşsa ya de o grubun elemanı olmanın bir şartı gibiyse, gruptaki yerini kaybetme ya da alay edilme endişesi gence uyuşturucunun etkilerinden daha korkunç gelir. Bu grup etkileşimini dar kapsamlı bir arkadaş grubu olarak düşünmemek gerekir. Örneğin okulda, gencin doğrudan yakın arkadaş olmadığı ama ortamda baskın olan diğer kişilerin tutumları dahi gencin davranışlarını yönlendirmede etkilidir.
Ayrıca, gençlikte farklı bir boyut kazanmaya başlayan kız-erkek ilişkileri ve bu ilişkiler içindeki bağlanma durumları, kendini kabul ettirme çabaları, çekici görünme isteği de kişinin davranışlarını yönlendirir.
Ergenlikte düşünce dünyası genişler, soyut ve teorik düşünme başlar. Dolayısıyla bu yaşlardaki genç her şeyi sorgular. Yetişkinler için doğal kurallar haline gelmiş şeyleri kendi süzgecinden geçirerek içselleştirmek ister. Çoğu zaman da sırf kendisini farklı bir birey olarak ortaya koyabilmek amacıyla yerleşik değerleri reddedebilir. Çünkü kendisinin anne ya da babasının bir kopyesi ya da uzantısı değil ayrı ve bağımsız bir birey olduğunu ispatlamaya çalışma bu dönemin en doğal çabasıdır. Aynı zamanda gençlik, en idealist dönemdir, bu çağda kişi her şeyi mümkün görür. Ayrıca ego sentrik (ben merkezci)’dir ve herkesin kendisi gibi düşünmesini bekler. Gereği gibi aşılırsa bu dönemin sonunda hayat felsefesi, kişisel değerler, hayatın anlam ve amacı gibi kavramlar oluşur.
Gençlikte riskler daha kolay alınır. Çevreyi etkileme ve kendini ispatlama çabasının yanında Testosteron hormonundaki artış da bunda etkilidir. Olası kötü sonuçlar kolaylıkla minimize ve göz ardı edilir. “Bana birşey olmaz” düşüncesi hakimdir. Gelecek ve gelecekte olabilecek riskler çok uzak uzak görülür. Genç, o anda oradaki sonuçlarla daha çok ilgilidir. Örneğin alkol ya da maddenin o anda vereceği doyum ya da çevrenin baskılarından kurtulma genç için önemliyken sigaraya bağlı yıllar sonra çıkabilecek sağlık sorunlarını pek de umursamaz.
Bağımlılıkla ilgili risk faktörleri:
Aile ile ilgili risk faktörleri:
Anne ve baba desteğinin az olması
Anne ve babada madde kullanımı
Anne ve babanın gencin alkol kullanımına izin verici, fazla toleranslı bir tutum içinde olması
Anne ve babanın çocuk ile ilişkisinin kalitesi (ayrılan vaktin uzunluğundan çok bu vaktin nasıl değerlendirildiği önemlidir.)
Tutarsız disiplin (anne ve babadan birinin yasakladığına diğerinin izin vermesi ya da farklı zamanlarda aynı ebeveynin farklı tutumlar sergilemesi)
Anne ve babanın çocuğun aktivitelerine ilgisizliği
Başarının ödüllendirilmeyişi, suçluluk duygusu uyandırmanın eğitim metaodu olarak kullanılması
Çevrenin gerçekçi olmayan beklentileri (çok başarı beklenmesi ve bu nedenle mevcut başarının takdir edilmeyişi gibi)
Çocuğun okuldan sonra kendine bakması
Sosyal risk faktörleri:
Yaşam stresleri (göç, işsizlik vs)
Madde kullanan arkadaş grupları içinde olmak
Düşük okul başarısı
Düşük sosyoekonomik düzey
Göç yaşama
Okul döneme çalışma
Cinsel ya da fiziksel taciz yaşama
Kişilikle ilgili faktörleri:
Girişkenliğin az olması
Kendine güvenin az olması
Kendini kontrol etme yeteneğinin az olması
Başetme mekanizmalarının kötü olması
Dışarıdan kolay etkilenme
Agresif kişilik yapısı
Heyecanlı, dürtüsel, asi, kötümser kişilik yapıları
Sosyal değerlere yabancılık
Davranış bozuklukları
Rol modelleri:
Gencin kendisine örnek aldığı kişiler, bazı maddelere başlamasını kolaylaştırır. Örneğin ağzında sigarayla çekilmiş pozları ünlü olan James Dean’e hayran olan bir genç, O’nu taklit etmek, O’nun gibi çekici görünmek için sigaraya başlayabilir. Bu yönden de gerek medyaya gerekse anne ve babalara görev düşmektedir. Gençler aile içinden ve çevresinden başlamak üzere iyi rol modelleri bulabilmelidirler.
Genetik faktörler:
Araştırmalar göstermektedir ki özellikle alkol bağımlılığı genetik yatkınlıkla yakından ilişkilidir. Hatta evlatlık verilmiş kişilerde alkolik olma sıklığının, kendilerini yetiştiren aileden daha fazla biyolojik anne ve babalarındaki alkolizmle ilişkili olduğu bulunmuştur. Alkolizme yatkınlık alkole dayanıklılık şeklinde nesilden nesile aktarılmaktadır. Yani alkole daha dayanıklı olanlar çok içtikleri halde az etkilendikleri için daha çok içerler ve sonunda daha kolay alkolik olurlar ve bu özellik yani alkolün etkilerine dayanıklı olma kalıtımsaldır. Özellikle babası ya da erkek kardeşinin alkol problemi olan erkekler sosyal içicilikten bile sakınmalı, alkolden tamamen uzak kalmalıdırlar.
Beklenti:
Alkolün sosyal ilişkileri kolaylaştırdığına, amfetaminin performansını arttıracağına, sigaranın kendisini olgun gösterdiğine vs. inanan kişiler bu maddeleri kullanmaya daha kolay ve erken başlarlar
Koruyucu faktörler:
Duygusal olarak destekleyici anne ve baba.
Anne ve baba ile iyi iletişim
Organize okul aktivitelerine katılım
Akademik başarıya önem verilmesi
Madde kullanımına başlama
Madde kullanımı genellikle erken başlar. 15 yaşından önce başlaması kötü gidiş işaretidir. Başlangıç en sık 18-25 yaş arasıdır, 25 yaşından sonra azalır. Kokain bu açıdan istisnadır.
Sigara, daha sert maddelere en önemli geçiş maddesidir. Gençlerde alkolizmin en güçlü belirleyicisi sigaradır. Sigara bağımlısı gençlerin büyük çoğunluğu alkolik değildir ama alkolik gençler arasında sigara tiryakisi olmayan yok gibidir. Yoğun alkol kullanımı da gençler arasında silah taşımanın en güçlü belirleyicisidir. Yanı yanında silah taşıyan gençlerin önemli çoğunluğu aynı zamanda yoğun alkol kullanan gençlerdir. Alkol de dahil olmak üzere bütün uyuşturucu maddelerden dolayı olan ölümleri intihar ederek ölenlerle toplayın yine bir yılda sigaraya bağlı nedenlerle ölen gençlerin sayısına ulaşmaz.
Esrar, en sık kullanılan yasa dışı maddedir ve diğer yasa dışı maddelere geçiş maddesidir. Esrar kullanımı motivasyonu azaltıp okul başarısını düşürür, bunun verdiği sıkıntıyı bastırmak için esrar kullanımı artar.
Madde kullanımı genellikle sigara ile başlar. Ardından alkol, daha sonra da esrar ya da uçucular(bali, tiner vb) gelir. Bunlardan daha ağır maddelere geçerler. Esrar ya da uçucu kullanmadan diğerlerine başlama hemen hiç görülmez.
Madde kullanımınının evreleri
Madde kullanımı ilk olarak DENEME için olur. Bunda özenti önemli rol oynar. Daha sonra genç, zevk için bu maddeyi ZAMAN ZAMAN KULLANMAya başlar. Bu dönemde maddenin kişiye hiçbir zararı yok gibidir, yalnızca zevk verir. O zamana kadar hakkında çok korkunç şeyler dinlediği bu şeyin aslında hiç de o kadar kötü olmadığını ve bağımlı olmadan kullanbildiğini düşünmeye başlar. DÜZENLİ KULLANMAya başladıkça tolerans (aynı etkiyi elde edememe), madde bulma uğraşısı ve çoğul madde kullanımı (ne bulursa kullanma) gelişir. Bazen maddeyi zaman zaman zevk için kullanan kişi hayatında bir sıkıntı yaşadığında zaten kolay ulaşabildiği uyuşturucu maddeye sığınır, sıkıntı ve üzüntüsünü azaltmak için düzenli kullanmaya başlar ve buradan bağımlılığa kayar. Bu evreden sonra artık kişinin çalışma kapasitesi düşer ve maddeyi kullanmadığı zaman ortaya çıkan yoksunluk belirtilerini yaşamamak için uyuşturucuyu kullanmaya devam eder. BAĞIMLILIK geliştiğimde artık kişi uyuşturucuyu “normal” hissedebilmek için almak zorundadır, başlangışta aldığı zevki almaz. Bu evreler bir noktada durup ilerlemeyedebilir.
Kokain ve eroin okula devamı en çok bozan maddelerdir.Son yıllarda LSD gibi hallusinojenlerin kullanımı batı ülkelerinde artışa geçmiştir. Amfetamin, extasy, GBH, anabolik steroidler gibi maddeler arasında bir homeostaz vardır, birilerinin kullanımı azaldıkça diğerleri artar.
Genel olarak kullanılan madde türü, miktarı ve yaygınlığı zaman içinde bir moda akımı gibi dalgalı bir seyir izler, artar ve azalır (5-10 yıllık dönemler içinde). Genellikle batı ülkelerinde yaygınlaşan bir madde kısa zaman içinde ülkemizde de moda olur.
Uyuşturucu kullanımının erken belirtileri:
Aileler ve eğitimciler aşağıdaki belirtileri gösteren gençlere dikkat etmelidirler. Uyuşturucuya yeni başlamış bir genci farketmek, durum ilerlemeden önlem alabilmek için önemlidir.
Fiziksel belirtiler: kilo kaybı, burunda iritasyon (tahriş), müzmin öksürük, iğne izleri (tipik olarak koldadır, bazıları sakalamak için ayak parmak araları gibi kolay görülmeyecek yerlere yaparlar)
Kişisel alışkanlıklarda değişiklik: giyim tarzı, uyku düzeni, arkadaş çevresi değişebilir. Yeni arkadaş ve ilgiler edinir.
Akademik performansında düşme: kötü notlar almaya başlama, sınıfta kalma, disiplin cezası alma vb.
Psikolojik belirtiler: Duygulanımda dalgalanmalar, risk içeren davranışlar, çalma vb.
Önleme yollarının temel ilkeleri
Önleme programaları yukarıda anlatılan risk gruplarına yönelik olmalı. İçeriği “sadece yapma” demenin ötesinde olmalı, çünkü bunun işe yaramadığı artık bilinmektedir.
Önleme programlarının bazı zorlukları vardır. Örneğin bu programlara katılan aileler zaten bu konuda duyarlı olan ve çocuklarıyla ilgilenen, dolayısıyla çocuklarında riskin görece düşük olduğu kişilerdir. Okullarda yapılan önleme programlarına o sırada okuldan kaçmış olan madde kullanımına eğilimli öğrenciler katılamyabilir. Bir maddenin toplumda kullanımı ya da genel olarak madde kullanımı toplumda arttığında ona karşı koruma programları başlatılır, oysa bu dönem doğal dalgalı seyir içinde kullanımın zaten azalmaya başlayacağı noktadır.
ABD’de “DAIR” isimli önleme programında polisler okullarda verdikleri seminerlerde tek tek uyuşturucu maddeleri öğrencilere tanıtarak etkilerinden bahsediyor, bunları kendilerine satmaya çalışabilecek kişilerin nasıl taktikler güdeceklerini vs anlatıyorlardı. Önce California’da başlayan bu program milyonlarca dolar harcanarak Amerikaya yaygınlaştırıldı ve 5 yıllık bir uygulamanın ardından yapılan araştırmalar, bu programın uygulandığı okullarda uyuşturucu kullanımında diğerlerine göre bir azalma olmadığını hatta bu programın uygulandığı düşük sosyoekenomik seviyedeki, genellikle zencilerin devam ettiği okullarda kullanımın daha da arttığı (muhtemelen bu gençlerde polise karşı beslenen antipati nedeniyle) anlaşıldı. Bu örnekta gayet iyi niyetle başlanan ve çok makul gibi duran programların yararsız hatta zararlı olabileceğinin en tipik örneğidir.
Gençleri uyuşturucudan uzak tutmak için maddeyi kullanma nedenlerine alternatif yollar üretmek gereklidir. Onların olgun gözükmek, büyümenin verdiği sıkıntı ile başetme, gruba kabul edilme kaygıları, ebeveynden farklılığını belli etme gibi kaygıları ciddiye alınmalı ve bunları aşabilecekleri sosyal fırsatlar önlerine açılmalıdır.
Gençlerin tedavisi erişkinlerden zordur, ve sonuçları genellikle daha kötüdür. Tedavi, belli bir döneme sınırlı kısa bir süreç olarak düşünülmemelidir. Uzun süreli takip önemlidir. Sosyal yetenekleri geliştirici ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurmaya yardımcı olan tedaviler yararlıdır. Aynı arkadaş grubuna dönüş sıklıkla yeniden başlama nedenidir.
Gençlerin çoğu çevre baskısıyla tedaviye gelir, ama buna rağman tedavi yararlı olur. Maddeyi tamamen bırakmasa dahi miktarını azaltmak ve alternatif yaşam stili oluşturmak büyük yararlar sağlar.
kaynak:alkolmadde- alinti
Bir çağ yangınıydı bu.
Bir çağ yangınıydı bu.
Televizyonun evlere girişiyle başlayan.
Öncesinde toplayıp komşuları başına bir bir,
Sonrasında bir bir koparan komşulardan.
Önce evlerimize kapandık.
Sonra odalarımıza.
Sonrasında kendi içimize.
Ne sıcak sohbetker kaldı,
Tanşan kanı çayların eşliğinde paylaşılan.
Nede sobalar,
Üstünde kestaneler pişirilerek,çoluk çocuk yenilen.
Şimdilerde bir başka camda arar olduk,
Eşimizi, işimizi, benliğimizi,
Hemen yanıbaşımızda olanları unutarak.
Ne aradiğımızı bilmeden,
Ve hergün biraz daha uzaklaşarak kendimizden.
Unuttuk ozanlarımızı, şairlerimizi.
Unuttuk, yaz yağmurlarında kokusunu mis gibi içimize çektiğimiz,
Topraklarımızın değerini.
Dallaslarla başlayıp, yalan rüzgarlarıyla devam eden dizilerin,
Sahte ve yapay cazibesine kaptırdık kendimizi....
Haraç mezat savurduk rüzgarlarında tüm değerlerimizi.
Şimdi bir büyük yalnızlığın içinde kavruluyoruz herbirimiz.
Seni seviyorum kelimesinin anlamını unutarak,
Ve korkarak sevmekten,
Yalnızca yaşıyoruz ...
Buna yaşamak denirse!
A. Sarıkaya...29 ekim...2005... alinti-