N E C M
“i n n a l i l l a h . . .
kadim bir pişmanlık mı
büyüyen rüyâ mıdır
delikanlı atlasında demirleyen kan
bakışı doğuştan buğulu yıldız
serçe parmağından düşen yüzükte
abdullah'ın dudağı ellerinden de beyaz
tutsun o ellerden günahkâr yüzler
öpsün biraz
ısırgan ve nergis suyu içerek
silindi sayfaları omuzlarının
patikasında kesilen adımlar
nefesin
k a n / s e r din
emrine uyarak şâfî olanın
toprağı okşayan yıldız kokusu
teker teker çağırıyor sofrasına ölümü
saatlerin oyun halkalarında
gece ve gündüz
bir
elif tılsımından yansıyan hüzün
kefenliyor adımını gecenin
matemini çocukları taşıyacak gündüzün
bir yağmur
bir duadır silecek ardınızdan günahı
pencerede taze üzüm yaprağı
babanın sakalında çırpınışın izleri
yastıkta kan kulaktan kulağa
akan
akan
akan
toprak nasıl döner insana
ve nasıl düşer toprağa insan
bir şehre gidiyordun düşlerinde bir gece
“a b i y o l b i t t i” diyordun
ben limanlar kuruyorum gözlerinde
ıssız ve soğuk
yanağımda kurumuş öpücük izlerinden
biten ne acıdır ne de hasretin
yüzümüzde saklanan bir ağıt ki tetikte
çarpıyor / dağılıyor duvarında odanın
bir sülüs hattır
gözlerinin dokunduğu
durakladığı nefesin
yağmura tutarak bakışlarını
devralan hangi çiçek
meydanda çoğalan ağlayışı mazinin
ateşten bir ırmak boğazımda kuruyan
dediğin gibi
“b i r y ı l d ı z h e p k a y a c a k”
aslına çağrılan kelebek yolcuları
saçlarında kararan beyazlığı toprağın
ağrıyan sesiyle bir anne
oğul
“oğul...”
oğul
. . . v e i n n a i l e y h i r a c i u n”