Üye Ol
Giriş
Hoş geldiniz
Misafir
Son ziyaretiniz:
11:22, 1 Dakika Önce
MsXLabs Üye Girişi
Beni hatırla
Şifremi unuttum?
Giriş Yap
Ana Sayfa
Forumlar
Soru-Cevap
Tüm Sorular
Cevaplanmışlar
Yeni Soru Sor
Günlükler
Son Mesajlar
Kısayollar
Üye Listesi
Üye Arama
Üye Albümleri
Bugünün Mesajları
Forum BB Kodları
Your browser can not hear *giggles*...
Your browser can not hear *giggles*...
Sayfaya Git...
Cumartesi, 31 Ocak 2026 - 11:22
Arama
MaviKaranlık Forum
Sahipsiz Mektup'lar
-
Tek Mesaj #356
Nephthys
Ziyaretçi
17 Nisan 2007
Mesaj
#356
Ziyaretçi
Mahzenden Sevgiliye Mektup 8 …
Merhaba iniltilerimin sebebi;
Kaçınılmaz varlığım merhaba;
Hasret ve hicranın hafakan ve cinnetle birleştiği bir avuntusuz gecenin, en yaman, en öldürücü, en yakıcı anlarında billurlaşan kanlarla seni arıyorum.
Kıyıya vuruyor varlığım, gözlerim sağa sola savruluyor; titrek parmak uçlarımdan kan damlıyor en güzel şiirlerin üstüne. Seni düşlüyorum sonra düşüyorum derin ve keskin kanyonların intihar kokan derinliklerine. Sokaklarda, insanlarda bulamıyorum aradığımı. Aradığımın sen olduğunu daha iyi biliyorum, matem renkli elbiselerle dehlizlere düştüğümde. Her yer sen kokuyorsun, ama sen yoksun!
İddialı cümlelerim vardı bir zamanlar. En yüksek sesle en keskin cümleleri kurardı, adını sayıklaya sayıklaya hazana yüz tutmuş dilim. Şimdi bu kahrolası kentin içinde, kahrolası bir nokta bile değilim. Silik karakterli, silik yüzlü, bilmem kaçıncı derecede siyah beyaz bir figüranım işte. Oysa ben senin dingin serinliğinden süt sağacaktım güneşli güzel günler için. Ateşlerimi ve güneşlerimi senin gölgende söndürecektim. Düşlerimin elinden tutup bir sabah vakti gülen güvercin kanatlarıyla gelecektim sana. Bir tufanı, bir volkanı hatırlatacaktı yaban ellere benim sana gelişim. Uçurumları taşıyan kirpiklerimle, kangren olmuş şehrin caddelerinde yüreğimin pankartlarını korkusuzca dalgalandırarak, bir annenin şefkat ve merhametine susuzluğuyla gelecektim yüreğinin kapısına. Sıkılmış mülteci yumruklarımla zulüm saltanatlarını yıka yıka, belki dişleri kenetli dipdiri bir ölü gibi gelecektim ayaklarına kapaklanmaya. Sana her yaprağında yüreğim kokan taze kır çiçekleri getirecektim. Ve şimdi eser yo eski benden.
Şimdi sen yoksun ya yanımda, her taraf kahır, her taraf zindan. Ne olur gel tut yüreğimin ellerinden. Bana beni yani seni bağışla.
Tükeniş saatlerinde odamın cinnet kokan duvarlarında, toprak renkli silüetinin gözlerinden hep kan akıyor nedense. Çileli ve çelişkili ifadelerle konuşuyorum seninle. Sonra, sonra sen de diğerleri gidiyorsun diğerleri gibi. Ve ben kalakalıyorum en soysuz gecelerin, en aşağılık ve en çıldırtıcı yalnızlığında. Ne olur gel Rüya! Ne olur gel!
Bu dem dilime dolanıyor şair. Dilim içime sığmıyor. Ve kelimeler senin için yürüyor çığlığımın atardamarından:
Ya içimden şu zalim şüpheyi kaldır
Ya sen gel, ya da beni yanına aldır.
Fırtına güncesini sokakların en soğuğuyla yazan, bir sokak çocuğu gibi, kentin ve insanlarının elinde dili dilim edilmiş diller gibi, başını duvardan duvara vuran deliler gibi, divaneler gibi, bir işçinin sıcak ekmek kokusuna hasretiyle düşeceğim gönül toprağına. Ama ne olur tut ellerimden.
Evet güneşin kızı, her şeye rağmen, ölüme, kana, ayrılığa, reddedilişe rağmen kendimi kendi külümden var ederek sana geleceğim. Ayaklarına kapanmaya, dudaklarından sonsuzluğa tutunmaya ve düşlerime düşen cemre güzeli gözlerinin düşsel gerçekliğine sığınmaya geleceğim.
Ne olur yüreğimi tut bu gece!
Bu gece yüreğim güneşe gebe!
Necdet Karasevda
BEĞEN
Paylaş
Paylaş
Cevapla
Kapat
Saat: 11:22
Hoş Geldiniz Ziyaretçi
Ücretsiz
üye olarak sohbete ve
forumlarımıza katılabilirsiniz.
Üye olmak için lütfen
tıklayınız
.
Son Mesajlar
Yenile
Yükleniyor...