Arama

Platonik Aşk - Tek Mesaj #147

Nephthys - avatarı
Nephthys
Ziyaretçi
23 Nisan 2007       Mesaj #147
Nephthys - avatarı
Ziyaretçi
Ben Sensem Sen Kimsin - Hebun




siirler



Ben sensem sen kimsin o zaman?Ben kendime dönüyorum, beni yoran, beni acıtan ve bana yalanlar söyleten çocukluğuma, sokaklara dönüyorum, doğduğum, büyüdüğüm ve yaşamaktan tat aldığım o acılı düşlerime dönüyorum.Balkonumda çiçekler yetiştirmeyeceğim ve susuz bırakacağım, kimseler beklemeyecek beni ve beklettiğim birileri olmayacak, hiçbir suda fırtınalarla boğuşup, tükendikçe çoğalan düşleri kovalamayacağım, sığınacak limanlarımda olmayacak benimKırgın dalgalar kuzey kıyılarıma vuruyor, akşamlar beni yine kanatıyor, çaresiz ve edepsiz sözcüklerle boğuşuyorum durmadan, düşüyor aklıma yine ayrılık, yüreğime dağ dağ sözcükler çoğalıyor, zaman sanki duruyor, gün yağmurlarla çalıyor penceremi açmıyor, açamıyorum.Dostluk naraları atıyor radyom, özlemek dostluktan değil, aşktandır, neden özler insan, niçin savaşır sözcüklerle. Uzaklıklar, uzaklıklar hep içime oturuyor benim.Özlüyorum dilini, ellerini, saçlarını, hele hele gözlerini daha bir özlüyorum. İnsanı nasılda tutukluyor bir bilsen, elini, bilincini, gözlerini, dilini nasıl da bağlıyor, anlatabilsemSöyleyemediklerimi ve anlatamadıklarımı düşünüyorum şimdi.Henüz yazmadım, anlatabilmiş değilim, işte bunlar insanı özleme çeken, özlediğini anlatan ya da fark ettiren şeyler, insan neyi özler, yaşadıklarını mı, yaşamak istediklerini mi, özlemi belirleyen tutkular mıdır, yada tutku varsa özlemde vardır desem ne dersin buna?Uzak düştüğümüzde , uzak olanı yakınlaştırmak özlemek değil midir?Özlemek özlenenin içimizdeki yerinin anlaşılması değil midir?Bazen öyle bir ilişkiye tutulursun ki, ne sevebilir, ne terkedebilirsin. Kör kütük başlanmışsındır aslında En güzel yıllarının, acı tatlı hatıralarının ortağıdır; iç çekişmelerinin müsebbibi, yazılarının ilhamı, sohbetlerinin konusudur. Gözyaşlarında, bilinçaltında, kahkahandadır. Korkunca saklandığın bir sığınak, coşunca öptüğün bir bayrak Sevdan riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "ÖLMEK VAR, DÖNMEK YOK" tur. Lakin gün gelir anlarsın; içten içe bir şeylerin kanadığını Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursun: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa"Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsın. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsın. Aşkının gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersin. "Eskiden böyle miydi ya" diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından Böyle süremeyeceğini bilirsin.Değişsin istersin. O, sevgisizliğinize yorar bunu İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür."YA SEV BÖYLE YA DA TERKET" diye gürlerBir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini sana Hoyrattır, bakmaz yüzüne Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder. Mühürler dudaklarını, yırtar atar yazdıklarını, siler seni defterden "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için" dersin, dinletemezsin. Ayrılırsanız yaşamayacağını bilirsin, lakin böyle de sevemezsin.İhanetten kırılmıştır kalemin; severek, terk edersin"Madem öyle’nin çağı başlar ondan sonra Madem ki sen böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetini bilmemiştir, o halde "günah senden gitmiştir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersin. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece Daha özgür olacağın limanlara demirlersin bir süre Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersin olup biteni Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diyeUğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla "Bana nekendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsın bir süreAma sonra ansızın kulağına çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsın. Kokusunu özlersin; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsın, sular kulağına fısıldasın diyeDönüp "SENİ HALA SEVİYORUM" diye bağırmak geçer içinden Dönemezsin. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsın. Anlarsın ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersin
Ve sen yoksun artıkKorkularını alıp yanına,Bilmediğin bir şehrin, hiç sevemeyeceğin yağmurlarına bıraktın kendini.Düşünmek istemediğin ne varsa,Belki de senden önce vardılar, gitmek istemediğin uzaklaraUnutulmak korkusu yanına aldığın korkuların en büyüğüydü,Ve sen daha bu duyguya alışamadan,Yanlızlıkla tanıştın.Ayrılıklar ne kadar acı olsa da,Umursamayacak kadar inatçıydın,Ve bir kez olsun geriye dönüp bakmadın.Oysa bilmediğin ne çok şey vardıSönmek bilmeyen yangınların tek çaresi,Pişmanlıkların, keşkelerin, yitip gitmelerin umutsuz sebebiydin,Herşeydin senGittin ve umutlar yandı.Yarının mutlulukları büyük bir hayal şimdi.Bak,Bir şiir daha hüzünle son buluyor,Ve ben yine keşkeyle başlayan cümleler kuruyorum:"Keşke senden daha güçlü ve daha inatçı olsaydım.Oysa ben sadece seni sevince daha güçlü,Sensiz kalınca daha inatçı ve bomboşum"Bir şehrin siyah saçlarını örüyorum Beyoğlu kalabalık bir karanlıkta Gözlerimde perdesiz bir gece var Çiçekler son karanfillerini saklamış gözyaşlarımın tuzundan Belli ki aşkın kimyası ağır Belli ki çapraz aşkın yolları dar Yani Yorgun gözlerimin yeşili Yani Besmeleler dudaklarımda yorgun Benden gizli bir tebessüm içinde hayat Yalnızlığım yorgunKalbim kançanağı sağanaklarında özleminin Seni seviyorum diyorum kendi kendime Seni seviyorumSeni seviyorum Çık gel Kendini al gel bana Her nerdeysen ve ne haldeysen çık gel Sensizliğin acısını başkalarından saklamaktan yoruldumİstemediğim halde gülümsemenin bende yarattığı ihanetten İstemediğim anlarda denizi seyretmekten İstemediğim içkileri içmekten Bana ait olmayan sarhoşlukları yaşamaktan Ve sensiz bir sabaha uyanmaktan yoruldum Çık gel Çık gel ki ellerim ısınsın Çık gel ki başkalarına verdiğim cevaplar güçlensin Çık gel Çık gel ki azrail utansın Çık gel ! Sensizliğin şehrinde ateşe veriyorum saçlarımın beyazını Sabrımın rengi siyah sanırdım oysa Sanki yüreğim avucumda Sanki her sabah pişmanlığını anlatan Bir mektup atılacak kapımın altından Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan herşeyi yok edebilirdim. Sana ulaşmamı engelleyecek herşeyi eritirdim, kül ederdim. Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm.Ve o göle bir tek sen girebilirdin. Sevdim ve hayrandım da Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı, gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu, olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da. Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman. Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı. Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim. Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın. Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin. Sevdim işte ötesi yok





siirler