Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Şubat 2006       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Can Karpat, AIA Türkiye ve Balkan Masası

Türklerle Arnavutlar arasında kuvvetli tarihi ve duygusal bağlar vardır. Türklerle Sırplar arasındaki düşmanlık ise tarihte iyi bilinir. Oysa öyle görünüyor ki bugünlerde Ankara dış politikayı duygulardan ayırmayı tercih ediyor. Osmanlı mirası ile Avrupa perspektifi arasında sıkışan Türkiye, Kosova’nın nihai statüsü konusunda son derece temkinli bir politika izliyor.



Turkish Foreign Minister Abdullah Gul meets Ibrahim Rugova in Pristina, October 2005


“Türkiye, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1244 sayılı kararının tam olarak uygulanmasını desteklemektedir. Türkiye; Kosova’daki KFOR, UNMIK ve AGİT’e askeri birlik, sivil polis ve uzmanlar sağlayarak Kosova’nın güvenliğine ve istikrarına katkıda bulunmaktadır. Bölgeyle yüzyıllardan gelen tarihi ve kültürel bağları bulunan Türkiye, Kosova’daki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Bu bağlamda Türkiye, Türk azınlığın kazanılmış haklarının korunmasına ve Kosova’daki siyasi ve idari teşkilatlarda adil ve eşit bir şekilde temsil edilmelerine büyük önem atfetmektedir”.


Türk Dışişleri Bakanlığı Internet sayfasında yayınlanan Türkiye’nin Kosova ile olan ilişkilerinin bu kısa özeti, Türkiye’nin Kosova’nın nihai statüsü konusundaki gerçek tutumu hakkında çok şey söylemiyor. Ancak bu son derece diplomatik dil, Türkiye’nin bu konudaki kendi endişeleri hakkında çok şey söylüyor.
Türkiye’nin endişeleri Rusya’nınkilerle örtüşüyor. Türkiye gibi Rusya’nın da Slavların hamisi sıfatıyla Balkanlarda uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu bakımdan Moskova, Kosova’nın bağımsızlığının Rusya’nın Çeçen sorunu için tehlikeli bir emsal oluşturması yönündeki kendi kaygıları bir yana, aynı zamanda bir Slav davası olan Sırp davasını savunurken kendi kendisiyle çelişkiye düşmüyor.
Buna karşılık Balkanlardaki Osmanlı mirasını yani Türk, Müslüman Slav ve Müslüman Arnavutların varlığını savunması beklenen Türkiye, Kosova için “Sırbistan sınırları içerisinde güçlü bir özerklik” fikrini savunurken kendi kendisiyle çelişkiye düşmüş gözüküyor. Bilhassa Türklerle Arnavutlar arasında tarihten gelen güçlü kültürel ve duygusal bağlar hatırlanacak olursa...


Türkiye’deki Arnavut diasporası


Kosova Arnavutları ve genel olarak Arnavutlar Osmanlı İmparatorluğunun millet-i sadıkasıydı. Padişahların muhafızları, cesaret ve sadakatlerinden dolayı daima Arnavutlar arasından seçilirdi. Anlatılana göre ancak Kosova’da bulunan Firzovik (Verisovic/Ferisaj) kasabasındaki Arnavut isyanının haberini alınca II. Abdülhamit en sonunda teslim olmuş ve 1908’de II. Meşrutiyeti ilan etmişti. Padişah, Arnavutların ayaklanmasını son nokta olarak almıştı.
Türk-Arnavut ilişkilerinin tarihi eskidir. Anadolu topraklarında Arnavut varlığı XV. yüzyıla dek uzanır. Balkanlarda Osmanlı hakimiyetinin bittiği 1913 tarihinden itibaren konjektürel krizleri takiben Arnavutluk, Makedonya ve Kosova’dan çok sayıda Arnavut Türkiye’ye göç etmiştir. Türkiye’deki Arnavut diasporasının en büyük özelliği, bu insanların Türk çoğunlukla hiçbir vakit siyasi ya da sosyal bir sorun yaşamamış olmasıdır. Farklı dil ailelerinden olmalarına rağmen Arnavutça ve Türkçe arasındaki şaşırtıcı kelime benzerlikleri, ikinci ve üçüncü kuşak Arnavutların Türk toplumuna asimilasyonunu kolaylaştırmıştır.
Bugün sadece İstanbul’da on dört adet Arnavut ve Kosovalı Arnavut derneği bulunmaktadır. Bunların yanı sıra İzmir, Bursa, Adapazarı ve Adana’da başka dernekler mevcuttur. Tüm bu dernekler sadece sosyal ve kültürel faaliyetler yürütmektedir. Tek istisna, 1994’te siyasi amaçlarla kurulan Kosovalılar Derneğidir. Derneğin başkan yardımcısına göre amaçları, “TBMM’nin ve hükümetin Kosova politikasını takip etmek”. Bu bağlamda dernek; Türk milletvekilleri, bakanlar ve yetkililerle görüşmeler yapmakta, Kosova sorunu ile ilgili makale ve özel dosyalar hazırlamaktadır.

1994’te Kosova Cumhuriyeti Türkiye Temsilciliği (KCTT) kuruldu. Temsilciliğin misyonu, Arnavut diasporası ile Ibrahim Rugova’nın Kosova Demokratik Ligine yakın siyasi çevreler arasındaki irtibatı sağlamaktı.
Şubat 1998 sonu itibariyle KCTT’nin tahminlerine göre 3000 Kosovalı Arnavut sığınmacı Türkiye’ye geldi. 1999 Martı sonunda NATO askeri müdahalesinin başlamasıyla birlikte Türkiye, Kosova’dan 20.000 kadar mülteci kabul etti. Kosova Kurtuluş Ordusundan (UÇK) 60 kadar ağır yaralı askerin tedavisinin İstanbul’da özel hastanelerde yapıldığı biliniyor. Bu dönemde Türkiye’deki Arnavut diasporası; Türk basın-yayın kurumları, yetkililer ve kamuoyu nezdinde lobi oluşturmak gibi yoğun siyasi faaliyetlerde bulunmuştu. Bilhassa NATO müdahalesi arifesinde 1998 ve 1999 Martında İstanbul’da gösteriler düzenlenmişti.

Kosova savaşı sona erdiğinde bu mülteciler geri döndüler. Ancak bugün hemen hemen her Kosovalı Arnavut ailenin Türkiye’de bir akrabası olduğu tahmin edilmektedir.


Kosova nihai statüsü: Geçmişi ve geleceği arasında sıkışan Türkiye


Türkiye, dış ilişkilerinde 1923’ten beri sadık bir biçimde “aktif tarafsızlık politikası” izlemektedir. Bu politika II. Dünya Savaşı sırasında olduğu gibi kimi zaman işe yaramış; kimi zaman ise işe yaramamıştır. Bu politikanın esası, herhangi bir anlaşmazlıkta ilgili bütün tarafları dengede tutmak ve ortalama bir uzlaşma formülü ortaya atmaktır.

Kosova çatışması başladığı sıralarda da Türkiye, çözümün diplomatik yollarla bulunması için büyük çaba sarfetmiş, ikili ve çok taraflı görüşmelerde bulunmuştu. Diplomasinin sorunu çözemeyeceği görüldüğünde ise Türkiye, NATO’nun askeri müdahalesine havadan destek vermiştir. Türkiye ayrıca müdahale sonrası Kosova’ya yerleşen UNMIK ve KFOR birliklerine de katkıda bulunmuştur. 1999 itibariyle Prizren’e bir Kosova Türk Tabur Görev Kuvveti Komutanlığı konuşlanmıştır.



Turkish soldiers in Kosovo


Bu tarihten beri Türkiye, Kosova için, bölgenin 1974-1989 tarihleri arasında elde etmiş olduğu özerklikten daha geniş bir özerklik fikrini savunmaktadır. Bu formül ile Kosovalı Türklerin ve diğer Arnavut olmayan azınlıkların hakları eşit ölçüde güvenceye alınabilecektir. O tarihte Türkiye’nin temel politikası, Kosova Türklerinin kazanılmış haklarını korumaktı.
Bununla birlikte 2001’de Türkiye Kosova politikasını hafifçe değiştirdi. Müdahaleyi takiben Türkiye yukarıda belirtildiği üzere Kosovalı Türklere odaklanmış bir politika takip etmekle yetinmişti. Oysa bu durum, Türkiye ile Osmanlı zamanından kalma tarihi ve duygusal bağları olan Kosova Arnavutlarının tepkisine yol açmıştı. Böylece 2001’den sonra Türkiye bölge polikasına etnik Arnavutları da dahil etti. Ankara ve Priştina, kültür ve çevre konularında işbirliği anlaşmaları imzaladı.



Sultan Murat I tomb in Kosovo


Buna göre, Türkiye Kosova’da I. Murat Türbesi gibi Osmanlı eserlerinin restorasyonuna katkıda bulundu. Kosova İslam Birliği ve Diyanet İşleri arasında, bölgeye en uygun dini teşkilatı görüşmek üzere bir köprü kuruldu. Bunların yanı sıra Kosova’da tedavileri yapılamayan hastalar, İstanbul ve Ankara’daki hastanelere yatırıldı. Türk Sağlık Bakanlığı, Kosovalı doktorlar için kalp hastalıkları ve kanser üzerine eğitici seminerler düzenledi.

Buna karşın UNMIK pasaportlarını bir hayli geç tanıyan Türkiye, UNMIK plakalı arabalar konusunda halen tereddütlü. Bu durum Türkiye’nin, Kosova politikasını planlarken, Kosova’nın hukuken hala Sırbistan-Karadağ’ın bir parçası olduğu gerçeğini hesaba kattığını gösteriyor.

Türkiye’nin olası bir bağımsızlık konusundaki endişeleri üç bölümde özetlenebilir.
Her şeyden önce Türkiye’nin, Kürt ayrılıkçı terör örgütü PKK’ya karşı yıllardan beri süren bir “güneydoğu sorunu” bulunmaktadır. Bir federal devlet çerçevesinde federe bir devletin bir diğerinin toprak bütünlüğüne zarar vermemesi gerektiği varsayılır. Bu açıdan yabancı bir müdahale, Milosevic yönetimindeki Sırbistan’ın Kosova’nın özerk statüsünü ihlal etmesi bakımından mantıklı kılınabilir; zira bu durum, bölgedeki barış ve istikrar ortamını tehdit ediyordu. NATO müdahalesi sırasında Ankara bu şekilde bir mantık yürütmüş olabilir. Ancak bugün eğer Kosova’ya bağımsızlık verilirse bu, yeni kurulmuş demokratik Sırbistan-Karadağ devletinin toprak bütünlüğüne zarar verecektir. Bu yüzden Ankara haklı olarak böyle bir bağımsızlığın kendi akut güneydoğu sorunu açısından tehlikeli bir emsal teşkil etmesinden endişe duymaktadır.

11 Haziran 1999’da European Bureau’dan Alan Freeman, Johns Hopkins Üniversitesinde sosyolog ve New York merkezli bir lobi grubu olan Human Rights Watch’un danışmanı olan James Ron’un şu ifadelerine yer verdi: “Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin çok gergin olmasına rağmen Türkler, Sırpların uğradığı net yaptırımlardan yakayı kurtardılar. Oysa sicilleri aynı. Eğer Kosova’ya müdahale ettiyseniz, Türkiye’ye de etmelisiniz. Yoksa çifte standart davranmış olursunuz. [...] ancak [Türkler] bundan kurtuldular; zira Türkiye NATO’nun önemli bir üyesi”.
Bu iki sorun arasındaki benzerlik ve farklılıkları tespit etmek bu makalenin amacı değil. Ancak Sırp-Arnavut ilişkilerinin geçmişi ile Türk-Kürt ilişkilerinin geçmişi arasındaki tarihi ve sosyolojik farklılıklar açıktır. Bilhassa eski Federal Yugoslav Devletinin aksine, 1923 Lozan Antlaşması ve 1982 Anayasasında belirtildiği üzere Türkiye daima üniter bir devlet olmuştur.

Kosova konusu ile Kürt konusu arasında bu şekilde hızlı paralelikler kurulması Ankara’nın uluslararası platformlarda tartışmak isteyeceği son şeydir. Bu yüzden Türkiye, toprakları üzerinde ayrılıkçı hareketlerle mücadele eden Rusya ve Çin ile beraber devletlerin toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı ilkesini savunmaktadır.
İkinci nokta, Kosova’nın bağımsızlığını savunmak Sırbistan-Karadağ’ın düşmanlığını kazanmak demek olacaktır. Avrupa Birliği yolunda ilerleyen Türkiye, üyeliğinin önünde bir Slav-Ortodoks bloğunun oluşmasına neden olmak istememektedir. Ankara, “Belgrad faktörü”nü hesaba katmak zorundadır. Sonuçta Türkiye, Osmanlı tecrübesinden Kosova’nın bir yanda Sırplar diğer yanda Arnavutlar için ne demek olduğunu çok iyi bilmektedir.


The Battle of Kosovo of 1389


Prens-Piskopos Njegos’un Sırp epik şiirinin en ünlü örneği olan ve konusunu 1389 Kosova Savaşından alan “Dağların Çelengi” ile büyüyen Sırplar, Kosova bağımsız olursa büyük infial duyabilirler. Bu infialin daha sonradan nelere yol açacağı ise önceden tahmin edilemez. Illyrialılardan gelen Arnavutlar ise bölgeye Sırplardan çok önce geldiklerini iddia etmektedirler. Böylece aktif tarafsızlık politikasına sadık kalan Türkiye, ortalama bir çözüm önermektedir: Sırbistan sınırları içerisinde geniş özerklik ve etkili bir adem-i merkeziyetçilik. Adem-i merkeziyetçilik, Kosova’nın bağımsızlığı ile 1974-1989 dönemi Arnavut asimilasyon baskısının geri gelmesinden endişe duyan Kosovalı Türklerin siyasi ve sosyal konumunu da sağlamlaştıracaktır.

Son olarak Türkiye’nin Balkanlardaki en yakın iki müttefiki Makedonya ve Arnavutluk’tur. Türkiye’nin bu iki ülke ile askeri ilişkileri bulunmaktadır. Kuzeyinde büyük bir Arnavut azınlık bulunan Makedonya, Kosova’nın olası bağımsızlığından bu bağımsızlığın Balkanlarda “Büyük Arnavutluk” projesini alevlendirmesi açısından büyük endişe duymaktadır. Arnavutluk ise tam tersine bu projeyi hayata geçirmek isteyebilir. Makedonya ile Arnavutluk arasındaki ilişkilerin gerginleşmesi, Türk diplomasisini zor durumda bırakacaktır.

Sonuç olarak, geçmişi (Balkanlarda Osmanlı mirasından gelen tarihi ve duygusal sorumluluk) ile geleceği (Avrupa Birliği üyeliği) arasında kalan Türkiye, Kosova’nın nihai statüsü konusunda son derece temkinli bir politika takip etmektedir.
Son düzenleyen Blue Blood; 27 Şubat 2006 13:34