YİNE YANDI YÜREKLERİMİZ
"Ey şehid oğlu şehid! İsteme benden makber, Sana âğûşunu açmış, duruyor peygamber." Mehmed Akif ERSOY
10 Eylül 2001 Pazartesi akşamında, İstanbul Taksim Gümüşsuyu'nda Çevik Kuvvet polislerinin arasına dalan bir canlı bomba ile Halil İbrahim Doğan ve Tuncay Karataş adlı iki polisimiz şehid oldu, 16'sı polis olmak üzere 23 kişi de yaralandı. Adana'nın Kozan İlçesi Bucak Köyü'nde 1976 yılı doğumlu Halil İbrahim Doğan, daha 3 ay önce, Haziran ayında Diyarbakır Polis Okulu'ndan mezun olup; İstanbul Çevik Kuvvet'te görevine başladı . Fakir bir aileye mensuptu, ablasının yanında kalıyordu. Haberi alan acılı annesi, "En büyük isteğin polis olmaktı. Daha mesleğine doyamadan bizi bırakıp gittin" diyerek ana yüreğinden taşan göz yaşlarını pınar edip ağladı, ağladı, ağladı... Samsun'un Çarşamba İlçesinde doğup büyüyen Tuncay Karataş ise eşi Mine hanım ile daha üç ay önce evlenmişti. Şehit eşinin tabutuna sarıldı, feryatları yürekleri dağladı... Yaralı polis Eşref Koçak ise, gözlerini kaybetti. Avustralya'lı 23 yaşındaki Amanda Rigg, Türkçe öğrenmek için gittiği dershaneden çıkmış oteline giderken canlı bombaya yakalandı; kolu koptu, ciğerleri parçalandı ve iki gün sonra da vefat etti. (Gazetelerden)
RUHLARI ŞÂD OLSUN... "Cennete girdikten sonra hiçbir kimse tekrar dünyaya dönmeyi arzu etmeyecektir. Ancak şehitler böyle değil. Şehit, gördüğü ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönmeyi ve on kere şehit olmayı temennî eder." (Hadis-i Şerif: Tirmizî, Cihad 25) Sadece bugün değil, her devirde hep zulme uğradı bu aziz millet. Hem çeşitli terör örgütleriyle vurup kıydılar, hem de, vurulup kıyıldık, diyerek devletimizi mahkûm ettirmek istediler iç ve dış bu şer güçler. Yurtiçinde tam 35 bin canı candan kopardılar, yurtdışında da sadece 1973-1994 yılları arasında 33 Büyükelçilik mensubumuzu şehit ettiler. Görmeyen gözlere, duymayan kulaklara, sızlamayan gönüllere ibret olmak üzere, terör olaylarının dünyayı meşgul ettiği bu günde, yurtdışında şehit edilen bu 33 insanımızın adlarını, görev yerlerini ve şehit edildikleri tarihleri bir ibret vesikası olmak üzere burada vermeyi bir vefa borcu olarak görüyorum. Asker, polis, diğer görevli, sivil bütün şehitlerimizin ruhları şâd olsun. Yurtiçinde ve dünyanın dört bir tarafında hunharca katledilen aziz şehitlerimiz! Sevginiz, yüce Türk Milleti'nin vefâkâr gönlüne işlendi ilmek ilmek. Artık hep oradasınız ebediyyete kadar. Allah üzerinizden rahmetini esirgemesin.
DÜNYANIN AHİRETİ DE VAR MUHAKKAK BİR GÜN... "Allah'ın haram kıldığı insan öldürme fiiline yaklaşmayın." (İsra, 33) "Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde temelli kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, lânetlemiş ve büyük azap hazırlamıştır." (Nisâ, 93) "Doğrusu Biz diriltiriz, Biz öldürürüz, dönüş ancak Bizedir." (Kâf, 43) "Kendinizi, kendi elinizle tehlikeye atmayın..." (Bakara, 195) "Sizden önce geçen ümmetlerden birisi içinde bir kişi vardı. Onun (vücudunda ) bir yarası vardı. Onun elem ve ızdırabına dayanamayıp bir bıçak almış da onunla elini kesmişti. Fakat kan bir türlü durmamış, nihayet ölmüştü. Allah Teâlâ; "Kulum kendi kendisine (ölüme teşebbüs ederek) Benim önüme geçti. Ben de ona cenneti haram kıldım." (Hadis-i Şerif: Tecrid-i Sarih Tercemesi, C.9, S.192-193, Hadis No: 1413) "Kim kendisini yüksek bir yerden atarak öldürürse; o kimse cehennem ateşinde de ebedi ve devamlı şekilde kendini atarak azap olunur. Zehir içerek kendisini öldüren kimse de , cehennemde devamlı zehir içerek azap görür. Kendisini bir demir parçası ile öldüren kimse ise, cehennem ateşinde devamlı elindeki demiri karnına saplayarak azap olunur." (Hadis-i Şerif: Buhari; Cenâiz 84; Tecrid-i Sarih Tercemesi, 12/96, Hadis No: 1940) "Sizden hiç kimse sakın ölümü temenni etmesin . Çünkü o sâlih bir kimse ise, hayatta oldukça iyiliklerinin artması umulur. Şayet kötü bir kimse ise, tevbe edip Cenab-ı Allah'ın rızasını kazanması umulur" (Hadis-i Şerif: Müslim, Zikr 13; Nesâî, Cenâiz 1) "Ey insanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise ve bu şehriniz (Mekke) nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız , mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur. Muhakkak ki siz, Rabbinize kavuşacaksınız ve o zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız." (Hadis-i Şerif: Buhârî, Megâzi 77 ) Âyet-i Kerime ve Hadis-i Şerif örneklerini çok daha arttırmak mümkün. Ancak bunlardan hiçbir yoruma mahal bırakmayan birkaçını buraya aldım. Herşey ayan-beyan ortada. Bırakınız insanın kendisini ve başkalarını öldürmesini, buna niyet edilmesinin dahi İslâm'da yeri yok. "Ebedi Cehennemlikler" hükmü altına alınmış bu gibi kişiler. Peki , bütün bu hükümler ortadayken neden bu zâlimlikler? Çünkü dînî inanışlar yok olmuş, insanî ve vicdanî duygular kararmış; ırkî hırslar, dînî hükümlerin önüne geçmiş. "Duâ ve ibadet olmasaydı, ben çoktan çıldırırdım" diyor Mahatma Gandhi. "Mûtedil, kuvvetli bir inanca sahip olan dindar bir şahıs, sinirlerini, kötülük yapma hislerini sağlam bir zırhla muhafaza etmektedir" diyor, Mazhar Osman. Bunları idrak edebildiği gün insanlık, karanlıklar gündüzler gibi aydınlık, gündüzler de cennet bahçeleri gibi mutlu ve huzurlu olacaktır.
NEDİR İSTENEN BU MAZLUM MİLLETTEN
Doğu ile Batı'yı birleştiren, Asya ile Avrupa'yı buluşturan bir köprü durumundaki ülkemiz, konumu itibariyle dünya coğrafyasının en önemli noktasında bulunuyor. Karadeniz'den Akdeniz'e, Ege'ye ve okyanuslara açılan iki kapıdır İstanbul ve Çanakkale boğazları. Ne ticaret gemileri işler, ne de uçak gemileri geçer bu kapılar açılmadan. Petrol rezervleri yönünden dünyanın en zengin bölgeleri olan Ortadoğu ve Ortaasya ülkeleriyle din bağımız, kan bağımız, kültür bağımız var. Üç tarafı denizlerle çevrili; suları gür ve berrak akan nehirlerimiz, bereketli topraklarımız, güneşi ve karı üzerinden dört mevsim eksik olmayan denizlerimiz-dağlarımız, gittikçe büyüyen yatırımlarımız ve en önemlisi vatanına-milletine, Kur'an'ına-Ezanına, Devletine-Bayrağına âşık insanımız var. Birliği-Beraberliği bozulmazsa eğer, dünyanın en güçlü devletleri arasındaki yerini alacak. İşte bunu gören şer güçler hiç boş durmadılar bugüne kadar ve bugün de durmuyorlar. Dün, kardeşi kardeşe kırdırmanın sinsi planlarıyla askerimizi-polisimizi, öğretmenimizi-imamımızı, ihtiyar ninelerimizi-dedelerimizi, kundaktaki çocuklarımızı şehit ettiler; köylerimizi yatktılar, bir lokma ekmek peşinde koşan insanlarımızın iş yerlerini harabeye çevirdiler. Okulda okuyan masumları, hastanede derman bekleyen çaresizleri kurşuna dizdiler. Tam otuzbeşbin canı, candan kopardılar, ama yine birliğimizi bozamadılar, cennet vatanımızın bir karış toprağını parçalayamadılar. Kıyamete kadar da bozamazlar ve parçalayamazlar.
DUR VE DÜŞÜN!.. Bu satırları okuyunca dur ve bu toprakların nasıl vatanlaştırıldığını, bu Cumhuriyet'in nasıl kurulduğunu düşün. Tüylerin diken diken olsun, kalbin küt küt atsın, beynin zonklasın. İstiklal Marşı şairimiz Mehmed Akif ERSOY'un, "Enbiyâ yurdu bu toprak, şühedâ burcu bu yer, Bir yıkık türbesinin üstünde, Mevlâ titrer" dizeleriyle kudsiyyetini çok güzel ifade ettiği bu mübarek vatanının dirliğini, milletinin birliğini bozmak isteyenlere fırsat verme. Bu kutsal topraklar üzerinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne sahip çık. Din, vatan ve millet aleyhtarı çeşitli ırkî mulâhazalarla birliğine gözdiken bozgunculara; çeşitli mezhep ve dînî mulâhazalarla arana fitne salmak isteyen fitnecilere yüz verme. Silahlı terör eylemleriyle vatanını parçalamak isteyenlere, veya her fırsatta dînî ve millî birliğine saldıranlara, veya kendilerinden başka kimseyi düşünmeden çalıp-çırpıp yurtdışına kaçanlara, ya da kaçamayıp yurtiçinde kalanlara; fakir-fukara, yetim, tüyü bitmemiş demeden çeşitli hilelerle Devletimizi soyarak ekonomimizi zaafa uğratma gayreti içinde olanlara karşı uyanık ol. Hatta senin ödediğin elektrik, su parasını ödemeyerek kaçak kullananlara mâni ol. "Büyük soygunların yanında bunların lafı mı olur ?" düşencesinde olma. Unutma ki, küçük hırsızlıklar, büyük hırsızlıklara açılan kapıdır. Bu vatan senin, bu devlet senin, bu millet senin, bu bayrak senin. Eğer sen sahip çıkarsan sen vatansız, devletsiz, milletsiz, bayraksız, Kur'an'sız, ezansız kalmayacaksın. Yüce Allah hiç kimseyi vatansız, devletsiz, milletsiz, bayraksız; Kur'an'sız ve ezansız bırakmasın. Silahlı, ekonomik ve sözlü her türlü tedhiş ve terörle bu millete ihanet edenler zannediyorlarmı ki yaptıklarıyla huzur içinde yaşayacaklar? Bu gibilerin hayatlarına bakınız lütfen! Kimisinin vatan hasreti bir kor gibi yakar gönüllerini de, "Cenazemi vatanımın topraklarına gömün" diye sayıklar durmadan. Kimisinin vicdanları sıkar, kemirir beyinlerini, bedenlerini. Bu mazlum, bu cefâkâr, bu vefâkâr milletin bırakınız canına kast etmeyi; milyarlarını, trilyonlarını gasp etmeyi; bir damla kanını akıtanların, bir kuruşunu dahi haksız yiyenlerin sonu hep hüsranla neticelenmiştir ve neticelenecektir.