Bu ses bana çok uzaklarda kalan bir sevdamı anımsatıyordu. Peki ben hangi ihanetin bedelini bu kadar ağır ödüyordum. Şu karşımda gözlerini ayırmadan bana bakan kız şimdi nasıl oluyor da bu kadar güzel ve bu kadar canlı. Bir ölünün başına gelebilecek en güzel şeyi yaşıyor olmalıyım belki de... Ama o ses, o gülen ses sanki bir kuşun çığlığı gibi ama tanıdık bir kuş o.
-Boşuna çabalama beni hiç hatırlayamayacaksın. Kendini düşte sanıyorsun ama aslında sen de bir ölüsün. Başkalarını öldürerek intihar eden bir ölü hem de!
Hayır bu kız beni ölü olduğuma inandırmaya çalışıyor oysa hikayesini benim yazdığım bir düş bu ve duraklar bitince uyanacağım, biliyorum. Birden otobüsün giderek hızlandığını ve koltuklarda oturan ölülerin çoğaldığını fark ettim. Dizlerimden bir kağıt daha kaydı.
Gözleri “sahte mavi” kadınlar, ela kabuslara yatırıyorlar gecelerini. Giderek yalnızlaşıyorlar. Biliyorum hiçbiri anneme benzemeyecek onların...
Sırtlan sırtımdan ısırdıkça annem ağlıyorum, ağladıkça annem kokuyorum.
Annem bu kenti çok seviyor. Kadıköy sürüyor yalnızlık çağlayan yanlarına. O bütün çürük sebzelerini biliyor pazarların. Her Pazar dönüşü kolları uzuyor. Saçlarımı okşuyor.
Yüzü dünküne benzemese de,yanaklarında kırmızı kalp çiçekleri duruyor anneciğimin. Kamburum giderek büyüyor. Peki hayat giderek kamburlaşmıyor mu?
Neden hayatı yiyen sırtlanlar yok?
Soğuk bir cesetle üstümü örtüyorlar. Sonra ölü bir kenti serpiyorlar bana... kötürüm bir çocuk kusuyor caddelere.
Hayat acımasızlaştıkça yeni yeni anarşistler doğuyor buralarda. Gidenler bizi götürmüyor yanlarında. Her şey bir yalana dönüşüyor. Tek yalan, kalan yanım oysa ki...
Acıdan yana boy vermiş çocukluğumdan, kesintisiz bir devrim çıkarıyorum.
Acıdan
Yalandan
Ve kamburumdan iğreniyorum.
Derken bir ısırık daha alıyor sırtlan benden. Giderek eksiliyorum. Heybemden düşürdüğüm ıtır kokuları, rüyalarımda çoğalıyor. Martıların didiklediği yarım bir kalp ezgisi çağrıştırıyor hüzünlü şarkılar.
İstasyonlara bir karabasan gibi çöken şehirlerin karanlığında, uykularım iğfal ediliyor. İçimi beğendiremiyorum yalnızlığıma yağanlara. Bilmediğim dillerde gülüyorsunuz siz. Oysa ben başka kıyıların çocuğuyum. Bitirimsiz bir kent yitiğiyim. Hem daha size kapanmayan yaralarımdan bahsetmedim. Bakmayın gülümsediğime, siz benim için hep karşı kıyısınız ve sadece şiirlerine tutunarak bana varabilirsiniz. Zaman geçerken bana sormuyor ve sonumu hazırlıyor bitimsiz bir uğraşla... Oysa sizin gözlerinize değmekten utanır benim gözlerim. Utancımın yansımasına ayna olmaktan korkar. Kavgamın peşi sıra sürüklenirim yıllarımın aralığından.
“Halkım için bu duruşum” derdim.
Şimdi “bu halk için mi?” diyorum.
kahraman tazeoğlu'nun "ölü bir kentin morg alfabesi" adlı kitabından