Benim Hikayem
Yetmiş dört yılı…
Takvim yaprakları yirmiyedi haziranı gösteriyordu. Yenimahalledeki doğumevinin dördüncü katında tatlı bir bekleyiş vardı.Annesinin sıcacık bedenini bırakıp dünyanın en güzel mevsimine kucak açtı çocuk.Aceleciydi.Sezeryanla adım attı dünyaya. Minik parmakları,kısık gözleriyle alkışladı onu hayat.
İlk nefesini ağlamalarına harcadı sebebini bilemeden.Ağlaması bir ona yabancı,bir ona ıslaktı.
İlk çocuktu o. Annesinin doğduğu güne denk gelmişti merhabası.Kaç çocuk bu mutluluğu tadabilirdi ki?
Annesiyle aynı günde doğma güzelliğini kaç çocuk taşıyabilirdi bir ömür.
Zıbınının içinde katlanmış örtüsünü olmayan dişleriyle ısırmaya çalışıyor,
o kocaman gözleriyle anlamsız bakir bakışlar yolluyordu herkese. İsmi konuldu sonra.Ortanca halası isim annesi oldu."Adı Hakan olsun" dedi.Dualarla yüzüne üç defa okundu ismi.üç kez üflendi,öpüldü,koklandı.
Dede evinin en büyük torunuydu.Şımarıktı.Kucaktan inmezdi.Nadir zamanlarda emekler,o zamanlarda da halıların köşelerini "kıs"lardı.
En güzel giysiler alındı ona bayramlarda.En yeni ayakkabılar.En şirin şapkalar,oyuncaklar.Köşedeki bakkal bile "kaynana şekerleri" hediye ederdi ona.Öyle sevilir,öyle el üstünde tutulurdu ki,sormayın.
Babası daha o dört yaşındayken maçlara götürürdü Hakan'ı.Babasının omuzlarından şaşkın şaşkın etrafını seyreder,gol olduğunda kucaktan kucağa pas'lanır,öpülürdü.
Ondört yaşına geldiğinde En çok sevdiği, Ona ismini bağışlayan halasını kaybetti.Mezarının başında ağladığı gibi çok az ağladı hayatında.Yavaş yavaş yalnızmı kalıyordu ne? Bunu anlamaya çalışıyordu.
İlk sevişmesi onaltı yaşına bastığında oldu.Egenin Didim'inde loş bir barın pistinde dansa kaldırdığı bir kadını beğendi.Gecenin sonunda beğendiğinden çok beğenildiğinin farkına varacaktı. Bu yaşadığını hayatı boyunca unutmadı.Ama o kadının ismini asla hatırlayamadı.
Askerlik zamanı geldi.işlemler tamamlandı.Gideceği akşam sokak tıka basa doluydu ve bilen bilmeyen herkes "payduşka" oynuyordu.
Otobüsün 18 numaralı koltuğuna oturduğunda dışarıdaki insanların yüzlerindeki gururu dakikalarca ağlayarak onayladı gözleriyle.Ellerini ağrıyana kadar salladı.En çok annesinden ayrıldığı içine işledi.Yüreğine kadar gözyaşına boğuldu.
Eve döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi gelmedi ona.Ya da o kendisine tanıdık gelmemişti.Yüreğinin bir tarafı evinde bir tarafı kendi avuçlarında Onsekiz ay birbirlerinden ayrı tattılar hasreti kim bilir?
Zaman kendi nehrinin yolunu tutmuş,akıp gidiyor,onun yaşamına her geçen gün yeni ve acı gerçekleri ekliyordu.Yaşadıklarından tek bir adım geriye dönmesi imkansızlaşıyor ve bunu tüm tadlarıyla anlıyordu Hakan.
Güçlüklere bir başına karşı koymalı ve kendi renklerini ortaya koyabileceği bir hayatı damarlarında akıtmalıydı artık.Çevresinde onu anlayacak,onu sevecek birini aradı.Her tanıdığı yüz bir başkasını doğurdu.Hayatın seçenekleri arasında insanlar da vardı lakin.Günler geçtikçe bedeninde insanların sıcaklığının geçici ve heveslerinin karşılığı olduğunu anladı.Kendisini aldatıyordu ve bu hoşuna gidiyordu.Umursamıyor,önemsemiyordu.
Çalışıyor,iyi de para kazanıyordu Hakan.dilediği gibi harcıyordu.Kimseye verilecek hesabı yoktu.Kendini hiç bir zevkten mahrum bırakmadı.Gitti,yaşadı,tattı,tadıldı,Ama hep döndü kendisine,gerçeklerine ve hep aynı evin aynı odasındaki yatağına.
Hayat felsefesi belirginleşmişti artık.Yaşa ve bil.
Bugün 25 ağustos 2005.
Gecenin 05.21'i.
Hakan yatağına sırtüstü yatmış buraya yazamadığı herşey için kağıdından özür diliyor.Gizli kalması gereken onlarca yaşanmış acısı var.Bunları ölünceye kadar saklayacağını iyi biliyor.
Hayat onun için yeterince döndü.Artık o hayatını avuçlarında dizginlemiş.Çünkü,tattığı tüm dünya zevklerinin peşinde esir değil hakan.
Onu seven,karşılıksız seven bir çok dostu var.Onlarla geç te olsa tanıştığı için mutlu.
Şimdi bir şiir dökülüyor dudaklarından.ben susuyorum.Kendisi yazsın gerisini...
Uçarı Yakamoz
Ben haziran çocuğuyum
Avucumda annemin gözlerimi ilk öpüşü
Babamın biricik oğluyum
Serkan'ın boyundan küçük ağabeyi
Rahmetli halamın elma yanaklı koca adamıyım
Maviyim
İstanbul kadar kalabalığım
Heybemde erguvan kokulu marmara
Boğaziçinin en mutlu balığıyım
Sandal sefalarının ılıyan şarabı
Balıkçıların kirli sakallarında şımarık Nisan'ım
Konyalıyım
Manastır / pirlepeliyim
Tahtalarım billahi de eksiksiz
kayıp çünkü,
İstanbul / Bakırköylüyüm
Asaf'ım,Hayyam'ım,nazım'ım
Orhun abimin serserisiyim
Ben allahın delisi
Kendi çizdiğim resmin en uçarı yakamozuyum
Uçurtmalarımın ipi yok !
yok..!