Arama

Evlilik ve Aile Hayatı - Tek Mesaj #4

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
7 Nisan 2006       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

EVLİLİK


Dinen evlenmeleri mümkün olan kadın ve erkeğin hukuki ve örfi prosedüre göre birbirini karı koca kabul etmeleri olayına evlilik denir. Nikah; kadın ile erkeğin evlenmek üzere şahitler huzurunda yaptığı hukuki neticeleri olan bir akittir. Nikahın geçerli olmasının şartı, icap, kabul ve en az iki şahidin hazır bulunmasıdır. Nikah, Kur’an’ın ifadesiyle sağlam bir teminat olmalıdır. İslam alimleri arasında nikahın bir ibadet mi yaksa hukuki bir sözleşme mi olduğu hususu tartışılmış fakat çoğunluk hukuki sözleşme olduğuna kail olmuşlardır. İnsan neslinin sürdürülebilirliği için kadın ve erkeğin birleşmesi, ailenin sağlam temeller üzerine kurulabilmesi için de hukuki dayanağı olan nikah zaruridir.

Başka kültürlerin da evlilik kurumuna bakışı bilinmesi için biraz bu kelimenin etimolojisine girmek istiyorum: Evlilikle ilgili kelimeler Türkçe’de ev kelimesinden türetilmiş, bu kelimeyle ev kurmak anlamında bekar birinin reisi olduğu kendi evine kavuşması anlatılmak istenmiştir. Arapça’da izdivaç (eşleşmek) anlamına gelir. Roman dillerinde evlilikle ilgili kelimeler koca kelimesinden türer.Germen dillerinde bu kelime ev tedariki,ev bakımı anlamına gelen bir kökten türer. Sansrihtte, götürmek sürmek, Yunanca’da karı almak biçimindeki öğelerle anlatım bulmaktadır. Türkçe’deki evlilik kelimesi işin sosyal boyutuna Arapça’da ise insani boyutuna işaret ediyor.

Bireyler,mesleklerine,alışkanlıklarına ve dünya görüşlerine göre evlilikte tercih yaparlar ve tercih sebeplerine göre evlilikler şu amaçlar üzerine inşa edilirler:
1- Tabii ihtiyaca istinaden gerçekleşen geleneksel evlilikler. Şartlar elverince ailenin uygun gördüğü biri yada adayın beğendiği biri seçilir ve görüşmelerin neticesinde iş evlilikte sonuçlanır.

2- Sevgi yada aşk evliliği: Fiziksel beğeniyle oluşan aşklar evliliği müteakip bir kaç ay sonra söner, yakından tanımayla oluşan aşklar ise ciddi pürüzler çıkmazsa sevgi ilişkisi içinde uzun süre devam edebilir.

3- Meslek yada branş evliliği: Aynı işi yapanların, aynı iş yerinde çalışanların gerçekleştirdiği evlilikler.

4- Çıkar amaçlı evlilik: İki zengin ailenin evlilik yoluyla güçlerini birleştirmek amacıyla ya da fakir birinin zenginle evlenerek maddi güce ulaşmayı amaçlayarak yaptığı evlilikler. Arazinin ele gitmemesi,mirasın parçalanmaması amacıyla daha çok kırsal kesimlerde görülen akraba evlilikleri de bu kısma girer.

5- Kültür temelli evlilikler: Genellikle kapalı toplumlarda, aynı soy,inanç, ve kültür kotlarından gelen kişiler arasında “bizim kötümüz elin iyisinden iyidir” düşüncesiyle yapılan evlilikler. Belli bir entelektüel düzeyde olanların, aynı dünya görüşünü ve yaşam tarzını benimseyenlerin ilke bazında anlaşarak yaptığı evlilikler de bu kısma girer.

Bizce adaylar her şeyden önce en iyi eşi değil, en uygun adayı araştırmalıdır. Seçim esnasında ise en önemli kriter, İslam hukuk literatüründe kefaet kelimesi ile anlatılmak istenen denk lik olmalıdır. Maddi imkan, din,kültür,eğitim seviyesi,meslek ve dünya görüşü bakımından birbirine en yakın olan insanların en iyi şekilde anlaşmaları mümkün olur. Bir de en iyi eşi arayanlar, kendilerinin aradıklarına ne kadar uygun olup olmadığını da düşünmek durumundadırlar. Foster Wood, Evlilikte başarı aranan kişiyi bulmakla değil aranan kişi olmakla elde edilir demektedir.” Evlilikte gerçekçi olanlar, hayatın gerçekleriyle yüzleşirler ve çoğu zaman mutlu olurlar, hayalci olanları ise büyük bir hayal kırıklığı beklemektedir.

Tercih ve karar aşamasında, aday ile adayın anne-babası,büyükleri hatta akrabalarının katıldığı istişari bir toplantının yapılmasında büyük yarar vardır. Evlilik teklifi bütün yönleri ile değerlendirmeli ve adayın düşüncelerine göre sonuçlandırıl-malıdır. Şayet uygun görülmüyorsa kız yada erkek her kim ise, ikna yolu ile vazgeçirilmeye çalışılmalı son karar yine de adaya bırakılmalıdır. “Kız benim değil mi istersem yakarım” şeklindeki cahilce ve zorbaca yaklaşımlara artık çağımızda yer yoktur ve dinen de uygun değildir. Evlatlarımız bize birer Allah emanetidir köle veya esir değil. Onların mutluluğu bizim mutluluğumuzdur. Zoraki evliliklerin, ilerde telafisi mümkün olmayan üzücü gelişmelere yol açtığını, gençlerin hatta çocuklarının hayatını kararttığını görmekte ve duymaktayız. Buna hiçbir anne babanın hakkı yoktur.

Nişanlılık, adayların birbirini tanıma ve evliliğe psikolojik yönden hazırlanma dönemidir. Sonradan pişman olanlardan olmamak için bu dönemin akl-ı selimle iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu dönemde nişanlılar, birbirlerini ölçüp tartacaklar, hayattan beklentilerini,hayata bakışlarını öğreneceklerdir. Bu dönemde, ya iki yabancı arasında doğal olarak var olan psikolojik duvarlar yıkılacak, sevgi ve muhabbetin temelleri atılacak yada birbirlerine uygun olmadıklarını düşünerek ayrılacaklardır. Sağlıklı bir tanıma için, görüşmelerin umuma açık alalarda ve yakınlardan üçüncü bir kişinin de bulunduğu yerlerde yapılması gerekir, dinin emri de böyledir. Birlikte alışverişe çıkmalarında bir sakınca yoktur.

Nişanlılar ve nişanlı yakınları şunu da bilmelidirler:
  • Her nişanlılığın evlilikle noktalanması zorunlu değildir.
  • Nişanlılar, evlilikle doğacak hakları kullanamazlar. Yakınlaşma konusunda birbirlerine iki yabancı gibidirler.
Evlilik öncesi erkek tarafını ağır külfet altına sokan isteklerin ve buna istinaden borçlanmaların, evliliği takip eden ilk aylarda çiftleri maddi ve manevi yönden bir çok sıkıntıya soktuğu görülmektedir. Evlilikten maksat mutluluksa eğer, mutluluğu tahrip eden hatta arada güvensizliğin oluşmasına yol açan istek ve tutumlardan sakınmak gerekir. Her insan, ihtiyaç duyduğu araç ve gereçleri imkanları ölçüsünde tedarik etmek isteyecektir. Eşya alan sonuçta aldığını kendisine almaktadır. Hal öyleyken, “filanlar şunu aldı,şunları yaptı biz onlardan aşağı kalmamalıyız.” gibi kapris ve kompleks izleri taşıyan düşünceler, israf olmasının yanında balayını zehir ayına dönüştürme riskini de taşımaktadır.

Başlangıcı iyi ve sağlam olmayan bir işin devamından da iyi bir sonuç beklenemez. Bunun için olmalı evliliğin ilk gününde düğün yapar,oyun ve eğlencelerle mazimize tatlı kalıcı hatıralar kaydetmek isteriz. Ne var ki karar aşamasında ve düğün hazırlıkları sırasında yapılan hatalar bazen düğünün neşesini gölgeleyecek boyutlara ulaşıyor. Öte yandan Allah’ın emri,peygamberin kavli ile diye başlanılan evlilik teşebbüsünün, ilk gününde içkili, kadın erkek karışık alemli eğlencelerle yapılan düğünler hayırlı işi daha baştan hayırsız yapmaya yetmektedir. Müslümanın her işi müslümanca olmalıdır. Müslümanın eğlencesi de meşru ve ahlaki ölçülere göre olmalıdır. Nitekim Hz Aişe, terbiyesi altında bulunan Fariga’yı Ensar’dan biri ile evlendirirken Nebi (s.a.s.) “Ya Aişe! Hani sizin def çalan ve şiir okuyan şarkıcınız yok mu? Böyle şeyler Ensar’ın hoşuna gider” diyerek düğünde eğlenmeyi teşvik etmiştir. Nikah töreninde yemeği müteakip def çalınması ve şarkılar söylenmesinin cevazında İslam alimleri ittifak etmişlerdir.

Evlilik,Allah’ın sosyal sisteme ilişkin koyduğu bir kanundur (sünnetullah). Kur’an-ı Kerim de “Muhakkak ki sizi bir erkekle bir dişiden yarattık.” buyruluyor. İnsanlardan, hoşlarına gidecek bir tercih yapmaları isteniyor ve evliliğin birincil amacının huzur ve sükun olduğu ilan ediliyor:
“Kaynaşmanız için size kendi (cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi O’nun(varlığının) delillerindendir.” Nur suresi 32. ayette de fakirlik korkusuyla insanların evlilikten imtina etmemesi,Allah’ın kendi lütfu ile onlara yardım edeceği beyan ediliyor ve bekar yakınlarının evlenenlere yardımcı olmaları gerektiği hatırlatılıyor. “Evlenmenle ev alana Allah yardım eder.” “Nikahta keramet vardır.” Atasözleri de bu ilahi lütfun tecrübe ile sabit olduğunu ortaya koyuyor.
Peygamberimiz (s.a.s); “Kadın dört şeyi için nikah edilir: Malı,soyu,güzelliği ve dini için.Sen dini güzel olanı seç ki elin bereketlensin.” buyuruyor. Bu hadis-i şerifin diğer nitelikleri göz ardı ettiği düşünülmemelidir, Peygamberimiz, öncelikle tercih sebebinin dindarlık ve buna bağlı olarak güzel ahlak olması gerektiğini hatırlatmıştır. Kabul etmek gerekir ki evliler iffetini daha iyi korur. Bunun için Peygamberimiz (s.a.s), “Sizden evlenenler dininin yarısını korumuş olur.Diğer yarısı için de Allah’tan korksun.” buyurmuşlardır. Şu hadis-i şerifte de evliliğin gereği ve önemi çok açık bir şekilde anlatılmakta ve imkanı olduğu halde evlenmeyenler uyarılmaktadır: “Nikah benim sünnetimdir.Kim benim sünnetimi terk ederse benden değildir.”
İslam fıkhında normal şartlarda evlenmenin hükmü sünnettir. Fakat, kişi evlenmemesi halinde kesin zina günahı işleyecekse onun evlenmesi farz,böyle bir ihtimal varsa vaciptir. Bir kişi evlenmesi halinde evine bakamayacağı ve ev halkına zulmedeceği kesin olarak biliniyorsa o kişinin evlendirilmesi haram, böyle bir ihtimal varsa mekruhtur. Görüldüğü gibi hüküm, evlenecek kişinin iradesi,ahlakı ve şahsiyetine göre değişmektedir.

Görüldüğü gibi evlilik öncelikle kadın ve erkeğin daha sonra çocuklarının dünyalarını, hatta bir ölçüde ahiretlerini derinden etkileyecek bir önemi haizdir. O halde aklı başında her insan hiçbir etki altında kalmadan, hatır,gönül ihtimallerini dikkate almadan kendisi hakkında en uygun olan kararı vermelidir. Bilinmelidir ki dünyada hatır için yapılamayacak önemli işlerden biri de evliliktir.
Bekarlık arızi,evlilik tabii bir durumdur. Sevgiyle kurulan yuvayı, karşılıklı güvenle korunması halinde ancak ölüm bozabilir.
Son düzenleyen Safi; 2 Temmuz 2016 03:38