Arama


GusinapsE - avatarı
GusinapsE
Ziyaretçi
9 Nisan 2006       Mesaj #9
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi
Faşizme Sebep Olan Ortam: Birinci Dünya Savaşı Sonrası Dünya

Özellikle İtalya, Almanya ve Japonya’da belirgin olan sıkıntının kaynağı, savaş öncesi büyük sömürgelere sahip ve endüstrileşme yolundaki ülkelerin, Avrupa’da hammadde pazarını da ellerinde tutmak için sergiledikleri politikalardı. Aralarında Rusya, Polonya, Avusturya-Macaristan’nın da bulunduğu bu ülkeler, savaşa statülerini eşitleyebilmek ve büyük topraklar kazanmak gibi umutlarla girmişlerdi fakat sonuç umdukları gibi olmadı. Almanya’nın feodal tarım sektörü ile yarı feodal siyasal yapısı alınan yenilgide etkin rol oynamıştı. Savaş sonrası güçlü bir duygusal milliyetçiliğin ortaya çıktığı Almanya’da, Bolşevik korkusu da geleneksel yapının korunması için bir destekti.
Savaşın galipleri arasındaki İtalya’da beklenen kazanımların olmaması ve her alandaki temelsizliklerin ortaya çıkışı ile liberal yapılanmaya olan güvensizliği arttırmıştı. Huzursuzluktan rahatsız olan toprak sahipleri, üst sınıflar ve kilise, reformlar düşünmek yerine, alt sınıfları, savaştan dönenleri ve işsizleri Bolşevik tehlikesine karşı sürükleyebilecek bir lider arıyorlardı. Bu nedenle faşizm, İtalya’nın çağdaş ve ileri bir düzeye gelmesini engelleyecek şekilde ortaya atıldı.
Japonya’da ortaya çıkan faşist hareketin temelinde de, Çin üzerine bir himaye kurabilme hayali yatıyordu. Böylece her üç ülkede de faşizmin ortaya çıkışı için gerekli olan duygusal zemin oluşmuş oluyordu.
Faşizme yol açan diğer bir etken, kitlelerin cehaletidir. Birinci Dünya Savaşı'yla birlikte eğitimde de büyük bir gerileme yaşanmış, pek çok eğitimli genç insan savaş alanlarında ölmüştür. Bu, toplumun genel kültür düzeyini düşürmüştür. İşte genelde faşizme destek verenler, onun adına mücadele edenler ve onun saldırgan politikalarına alet olanlar bu cahil insanlardır. Çünkü faşizmin temel fikri dayanakları olan yani ırkçılık, romantik milliyetçilik, şovenizm, hayalperestlik vs. ancak cahil insanlar tarafından geniş çapta kabul görebilecek basit söylemlere dayanır. Kendilerini her yönden çıkmazda gören bu kitleler, basit bir çözüm olarak faşist liderlere sarılmışlardır.


Faşizmin Ortaya Çıkışını Kolaylaştıran Koşullar

Birinci Dünya Savaşı sonrası galip devletlerin uyguladıkları yanlış politikalar olmasa belki de Almanya’da ki iktidar daha farklı boyutlarda olurdu. Zaten Almanya’da faşizm, Alman Birliği’nin kuruluşunda, Prusya Devleti’nde önemli rol oynamış ve Alman orta sınıfları, aydınları ve askeri aristokrasi birbirleriyle sıkı bağlar kurmuştu. Bu bağlar endüstri toplumunun gereklerini karşılamasa da bazı sosyal çözümler getirebiliyordu.
İtalya, İspanya, Portekiz, Romanya, Yunanistan gibi ülkelerde varolan tarıma dayalı ekonomiler ile geri endüstri üretimi, endüstri teknolojisine çok uzaktı ve bu durum da faşizm için uygun ortam yaratıyordu. Bu ülkelerden en iyi durumda olan İtalya’da bile gelir düzeyi ve yaşam standardı oldukça düşüktü. Faşizm bu bağlamda ekonomik bakımdan geri olan ülkelerde ekonominin modernizasyonu için bireycilik karşıtlığı ve otoriterciliğin kullanılması çabası olarak da görülebilirdi

FAŞİZM
Faşizm, Birinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan, Orta, Güney ve Doğu Avrupa’da siyasal sistemlere egemen olan, İkinci Dünya Savaşı’na neden olmuş ve 1944’te büyük bir yenilgiye uğramış yönelişin, kitle hareketinin adıdır. Bu tanım gereğince faşizmin; etkisi kalmayan, sadece tarihsel önemi olan bir ideoloji olarak görülmesi gerekir. Ancak faşizm geçmişte kalan ve bugün sadece tarih sayfalarında karşılaştığımız bir ideoloji değildir. Her ne kadar bugün faşizmi adı konmuş bir rejim olarak açıkça uygulayan devletler olmasa da, faşist ruha sahip iktidarlar, siyasi gruplar ve partiler hala dünyanın birçok ülkesinde isim ve taktik değiştirerek etkin durumdadır ve insanlara benzer bir zulmü yaşatmaktadır. Gelecek yıllarda faşizmin daha da gelişmesine yol açacak sebeplerin oluşumu da söz konusudur. Bu nedenle faşizm hala dünya için bir tehlike teşkil etmektedir.
“Faşist“ sözcüğü bir baltanın çevresine bağlanmış bir demet sopa anlamına gelen Latince “fascis” sözcüğünden türetilmiştir . Bu, Eski Roma’da birlikten güç doğduğunu gösteren bir semboldü. İtalya’da 1922-1944 yılları arasında yönetimdeki Faşist Parti de bu sembolü amblem olarak kullanmıştı.
Bütün faşist hareketlerin ortak özelliği olarak ulus, ırk yada devlet gibi bütünsel kavramlara verilen aşırı önem, bu kavramın bütün tarih ve yaşamın merkezi ve düzenleyici gücü olarak görülüşü ve sarsılmaz bir birlik oluşmasını sağlayabileceği umuduyla bütün halkın çevresinde ve ardında toplanacağı bir önderin tartışılmaz otoritesi görülebilir. Faşist yönetimlerde tüm halkın çıkarlarını gözettiğini savunan tek bir parti vardır fakat aslında sadece büyük işverenlerin ve toprak sahiplerinin çıkarlarıyla ilgilenir.
Uzun yıllar Roma Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan Prof. Gaetano Mosca “Siyasi Doktrinler Tarihi” adlı kitabında faşizmi şöyle tarif eder: “Faşizme göre insanların hakları devletin onlara verdiklerinden ibarettir. Totaliter doktrininin özeti budur. Partinin kişileştirdiği devlet bütün milletin ve onun her bir mensubunun hayatının tümünü yönetir. Onun ne maddi, ne de manevi hiçbir şansı yoktur. Vatandaşların malı da canı da onundur. Hiçbir hakka saygı göstermez. Hiçbir düşünce ve söz hürriyetini hoş görmez. Muhalifler hain ya da cani sayılır.” Zira faşizmde kişiler devlet yararına çalışırlar ve idarede kişilerin temel hak ve özelliklerinden bahsedilmez
Son düzenleyen GusinapsE; 13 Mayıs 2006 00:52