| | #1 (mesaj-linki) | |
| Fizyonomi Fizyonomi; bir diğer ifadeyle ilm-i kıyafet veya Arapların kullandığı ifadeyle ilm-i firaset, insanın iç âlemi ile dış görünümü arasındaki münasebeti inceleyen bilim dalıdır. Alman filozof Kant; onu "iç âlemi gözlemleyen bilim dalı" olarak tanımlar. Fizyonomi, vücudun tezahüründen -özellikle yüz hatlarından - yola çıkarak insanın özünün yorumlanması şeklinde tarif edilir. Fizyonominin temelinde; ekran veya monitörün kaydedilen bir görüntüyü yansıtması gibi, vücut ve yüzümüzün de ruhî halimizi yansıtmakta olduğu anlayışı yatmaktadır. Kim bu monitördeki işaretleri doğru okuyabilirse, o kişinin özelliklerinden haberdâr olabilir. Yani kişinin kabiliyetlerinden tutun, ahlâkî yapısı ve hattâ daha da ileri giderek alın yazısına kadar bazı ipuçları yakalanabilir. İlm-i kıyafet kavramından yola çıkarak şöyle de düşünülebilir: Nasıl ki herhangi bir şeyi örten şeyler kıyafettir. Benzer şekilde insanoğlunun ruhuna, Rabb'i tarafından giydirilen beden de bir nevi kıyafettir. O halde bu kıyafette; ruhuna, mizacına ve kişiliğine ait tecelliler saklıdır ve araştırılmalıdır. Fizyonomi sadece insanlarla değil, hayvanlar, bitkiler ve tabiatla da ilgilenmektedir. Meselâ Rönesans devri hekimlerinden Paracelsus, bitkinin dış görünümünü müşahede ederek, şifalı olup olmadığını ortaya koyuyordu. Sağlıklı bir iletişim kurabilmek için muhatapla yüz yüze gelmek son derece önem arz etmektedir. Bu sebeple herkesin bir derece fizyonomiyi dikkate aldığı ve uyguladığı söylenebilir. Fizyonomi ne zaman bilim dalı hâline gelmiştir? Yazılı eski belgelere göre, Babil'de tikleri araştıran ve bunları yorumlayan sokak yorumcularından bahsedilir. Hattâ bunların rüya tabir edenlere göre hem ucuz olması, hem de uzun uzun tabirlere ihtiyaç bırakmaması sebebiyle, daha çok rağbet gördükleri rivayet edilir. Kimileri bilgileriyle yüzü yorumlayıp para kazanırken, Aristo ve öğrencileri gibi kimi zeki insanlar da, insan ve hayvanların yüz özelliklerini analiz ediyorlardı. Böylece günümüze dek geçerliliğini koruyan fizyonominin temel prensipleri şekillenmeye başlar. Buna göre alın kısmı, zihnî potansiyele; göz ile ağız arası kısım mizacına; çenenin şekli ve büyüklüğü canlılığa ve fizikî gücüne işaret eder denmiştir. Bu konuda eğitim görmüş kişiler, bu suretle insanın sağlık durumunu tespit edebilir. Birçok hekim hastalığın belirtilerini yakalamak üzere bu metoda başvurur. İşlenen günahlar ruhumuzda kirlilik meydana getirir. Sağlık durumu ve hissiyatımız yüzümüze yansır. İyi bir bakım ile güzelliğe kavuşuruz: İç huzur, doğru beslenme, yeterli uyku, temiz çevre, ibadet ve iyi niyetli olma güzellik vesileleridir. 18. yüzyıl sonlarına doğru Avrupa'da elit kesim arasında bir fizyonomi furyası başlar. Birçok sarayda, entelektüel çevrede yüz yorumu bir hobi haline gelir. Zürihli din adamı Johann Caspar Lavater gözü kapalıyken 100.000 burun arasından, kralın burnunu tanıyabilme iddiasında bulunabilecek kadar ileri gitmiştir. (Ancak bunu hiç denememiştir.) Onun 20.000'in üzerinde meşhur kişinin yüz yorumuna ait bilgiler ihtiva eden kitabı, en çok satan kitaplar arasındadır. Ne var ki Lavater, fizyonominin ne kadar sınırlı olduğunun farkındaydı. Olumlu yönü ise, Lavater'in kitabı birçok yazar, filozof, karikatürist, ressam, hekim ve mimara ilham kaynağı olmuştur. Lavater her insanda Allah'ın (cc) isimlerinden birinin daha çok tecelli ettiğini görmüştür. Ne var ki bu görüş zamanla yerini, kin, korku ve ırkçılığa bırakmıştır. Doğu'da, özellikle İslâm ülkelerinde bu bilim dalı zamanla yaygınlaşmıştır. İlk eser İmam-ı Şafii Hazretlerinindir. Fakat bu eser günümüze ulaşabilmiş değildir. Daha sonra Kindi'nin "Risale fi'l-Firase"si, Yuhanna İbnü'l Bıtrık'ı (10. yy) Aristoteles'ten çevirdiği "Kitabü's-Siyase fi Tedbiri'r Riyase" ve Ebubekir Razi'nin "Kitabü'l-Mansuri"si bu mevzudaki ilk eserlerden sayılır. İbn-i Sina'nın da bu konuda bir eseri olduğu bilinmektedir. Fahreddin Râzî (ö.1209) tarafından yazılan "Kitabü'l Firase" o zamana kadar yazılan en büyük eser olarak kabul edilmiştir. Arapça olarak yazılan "kıyafetnâme"lerin son örneğini Talib Ensari Dımışki "Kitabü'l-Adab ve's-Siyase fi İlmi'n nazari ve'l Firase" adlı eseriyle vermiştir. Kıyafet ile alâkalı eser verenler arasında Kuşeyri (Etvârü Selattini'l Müslimin) ve Muhiddin-i Arabî Hazretleri (Tedbiratü'l-İlahiye) de yer alır. Kıyafetnâme olarak bilinen bu eserlerin Farsça yazılmış ilki Kâşâni'ye (ö.1392) aittir. Ne yazık ki bu da günümüze ulaşabilmiş değildir. Daha sonra Derviş Abdurrahman Mirek'in "Tuhfetü'l-Fakîr"i gelir. Eskilerin en gözde eş, ortak, arkadaş ve işçi seçme aracı olan kıyafet ilmi, Osmanlı zamanında da bu tür metinlerin hazırlanmasını sağlamıştır. Özellikle, saraya adam alınırken ve işçi seçerken bu bilim dalından azamî şekilde faydalanılmıştır. Türkçe kıyafetnâmelerin ilk örneği Hamdullah Hamdi'nin "Kıyafetnâme" adlı eseridir. Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26 başlık altında karakter tahlilleri yapılmıştır. Türkçe kıyafetnâmelerin diğerleri ise "Firasetnâme" ile Uzun Firdevsi, İlyas bin İsa-yı Saruhanî (ö.1559-60), Abdülmecid ibn Şeyh Nasuh (ö.1565), Mustafa bin Evranos (16.yy) ve Balizade Mustafa sayılabilir. Türkçe kıyafetnâmelerin en son örneği Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin "Marifetnâme" (1835) adlı eseri bir bölümüdür. 19. yüzyılın başlarında Alman beyin uzmanı Franz Josef Gall'in çalışmaları kayda değer. Gall, beynin farklı bölgelerinin, kişinin kabiliyet ve davranışlarına tesir ettiğini ifade etmiş ve böylece nörofizyolojinin kurucuları arasına girmiştir. Kısaca özetlemek gerekirse: Kafatasının şekli, kişinin kabiliyet ve zaaflarına işaret eder. Birçok uzmana göre bu durum bir saçmalıktır, bazılarına göre ise, esaslı bir tespittir. Daha sonraları bu görüşlerin istismar edilip ırkçılığın zeminini oluşturması büyük bir talihsizliktir. Gall, idam edilen suçluların kafataslarını inceleyerek, kriminal bir yatkınlığın göstergesi olabilecek işaret ve özellik aramıştır. 1876 yılında bu ifrat düşünce en üst noktaya ulaşmıştı: İtalyan askerî hekim Cesare Lombroso "Kriminal İnsan" başlıklı kitabıyla dünyaya vehmin nasıl bilim suretine bürünebileceğini gösteriyordu. Lombroso'a göre meselâ zanlı kişiler, belirgin büyüklükte veya küçüklükte kafa tasına, kepçe kulağa, kaşların üzerinde şişkinliğe sahip olup çılgın veya bulanık bakışlıdır. Eleştirmenler bu öğretiyi "idamlık fizyonomi" diye tenkit ederek masum insanları suçlu gibi damgaladığını belirtir. ABD'de kişilerin sosyal çevresi ile kriminallik arasındaki münasebetler araştırılırken, Avrupa'da ise, kişinin doğuştan vücudunda kriminal bir mizaç veya yapının olup olmadığı tespite çalışılmıştır. Bugün dahi çirkin görünümlü insanların kötü olduğu düşüncesi bu dönemin kalıntılarıdır. Bu idamlık fizyonomi öğretisi Almanya'da 1920'li yıllarda ifrat seviyesine ulaşır: 1929 yılında işlenen bir dizi cinayet Düsseldorf’luları dehşet ve korku içinde bırakır. Polis muhtemel fâili takdim ettiğinde, kimsenin bundan şüphesi yoktur: 21 yaşındaki zekâ özürlü Hans Stausberg suçlu imajına uymaktadır. Ancak bir cinayet daha işlendiğinde, "Düsseldorf'un gerçek vampiri" bulunur. Adı Peter Kürten'dir. Yüzü iyi niyetli, zararsız, şüphe uyandırmayan bir tiptir. Bu bir şoktur. Hemen hemen herkes, onu görme fırsatını bulur. Kürten'in fotoğrafı bütün gazetelerde yayımlanır. Artık görüntülü haberleşme devri çoktan başlamıştır. Hattâ fizyonomi öğretisinin bizzat kendisi dahi fotoğraf sayesinde, daha sonra filmle de büyük çıkış yakalayacaktır. Fotoğrafçılar, sanatçılar ve filozoflar, fizyonomik sorularla ilgilenirler. Tipik Alman nasıldır? Tipik işçi yüzünün ana hatları nelerdir? Ne var ki bu sahadan ırkçılık hezeyanına sadece bir adım vardır. Buna karşı Hitler'in kendi yüzü ise, birçok fizyonomi uzmanı için problem teşkil eder. Çünkü Otto Malig gibi uzmanlar, Führer'in yüzünde plânsızlık, gurur ve çılgınlığa meyil keşfederler ve bu düşüncelerinden dolayı hapse düşerler. Bazıları ise kasten bu hatları görmezden gelerek, dikkati Hitler'in mavi gözlerine ve ellerinin güzelliğine çeker. 21. yüzyılda, psikoloji, nöroloji, tıp ve sanat gibi çeşitli disiplinlerde fizyonomi konuları tekrar ele alınmakta; "nonverbal iletişim", yani sadece mimik ve vücut diliyle gerçekleşen iletişim üzerine yapılan araştırmalar revaç görmektedir. Bu çabalar, insan görünümlü robotların geliştirilmesinde önem arz etmektedir. Portre ressamı Carl Huter'in izindeki Huter dernekleri ve diğer fizyonomi uzmanlarının ırkçı teori veya kriminal-antropolojiden uzaklaşmalarına rağmen, şu temel soru mevcudiyetini korumaktadır: Fizyonomi yakıştırmaları ne derece gerçektir? Birçok dile de yansıdığı gibi, dar kafalılar, kalın kafalılar, nurlu yüzler vs var mıdır? Bu konuda çeşitli fikirler öne sürülmektedir. Meselâ Duisburglu Psikolog Prof. Siegfried Frey, fizyonomi yorumlarını, yorumcunun ön yargıları ve ruh haletine bağlarken, diğer uzmanlar tam zıddı görüşe sahiptirler. Meselâ Harvard psikologlarından Nalini Ambady ve Robert Rosenthal, tanımadıkları yüzü doğru yorumladıklarından sık sık bahsederler. Özellikle bir kişinin hoşsohbet mi, yoksa içine kapanık mı olduğunda tam isabet kaydetmişler. Bir öğretmenin pedagojik kabiliyetini, sadece fotoğrafa bakarak tahmin etmede de başarı notu iyidir. Yapılan tahminler, ilgili öğretmenin öğrencilerinin ifadeleriyle karşılaştırıldığında, üçte ikiyi aşan nispette bir uyuşma olduğu görülmüştür. Dünya çapında ünlü uzman Dr. Claudia Schmölder fizyonomi kavramının yerine "biyo-psikoloji"yi koymayı teklif eder ve şunu ekler: burada birçok gerçek ve büyük bir tecrübe hazinesi yatmaktadır. Ne var ki bir insanı tanımak için, ona sadece bakmak değil, aynı zamanda onunla -psikolojinin yaptığı gibi- görüşmek lâzımdır. Fizyonominin hem taraftarları, hem de şiddetli eleştirmenleri bulunmasının temelinde şu yatmaktadır: Hiçbir zaman çözüme kavuşmayan alınyazısı ve ferdî hürriyete dair meselelere dokunulmaktadır. Diğer bir ifade ile hayat sahnesinde kaderin tayin ettiği bir role mahkum muyuz, yoksa cüz'î irademizle bir rol seçebilir miyiz? Verasetin ve çevrenin insan karakteri veya mizacı üzerine tesiri nedir? İmam Şafiî Hazretleri bu konuya dair şöyle bir hatırasını anlatır: "İlm-i firaset (sezgi ve anlayış bilgisi) ile ilgili kitaplar aramak için Yemen'e gittim. Konuyla ilgili kitapları aldıktan sonra geri dönerken konaklamak için, yolda evinin avlusunda duran bir adama uğradım. Adam gök gözlü ve çıkık alınlı biriydi. Bu suret, firaset ve kıyafet ilmine göre olumsuz sîretin habercisiydi. Beni evine misafir etti. Bir de gördüm ki, pek cömert bir adam! Bana akşam yemeği ve güzel koku, hayvanıma yulaf, ayrıca yatak ve yorgan gönderdi. Bunları görünce kendi kendime dedim ki: İlm-i firaset, bu adamın oldukça düşük bir şahsiyete sahip olduğunu gösteriyor. Ben ise ondan hayır ve iyilikten başka bir şey görmüyorum. Demek ki bu ilim boş ve gerçek dışıymış! Sabah olunca yanımdaki hizmetçi çocuğa hayvanı eyerlemesini söyledim. Hayvana binip çıkacağım sırada adama dedim ki: - Mekke'ye geldiğin zaman, Muhammed b. İdris'in (Şafiî) evini soruver. Adam dedi: - Peki, dün gece sana yaptığım hizmetin karşılığı nerede? - Neymiş o? - Sana iki dirheme yemek aldım; ayrıca aynı fiyatlarla katık, güzel koku, hayvanına yem, sana yatak ve yorgan alıverdim... Çocuğa dedim ki: - Oğlum, ona istediğini ver! Başka bir şey kaldı mı? - Ev kirası nerede? Ben evimi sana genişletip kendime daralttım! Bu durumu görünce kanaatim güçlendi ki, firaset ilmi gerçekmiş." Ne var ki bir hususu açmadan geçmemek gerekir. İlm-i firasetle, özellikle şizofrenilerin çehresinden, hasta olduğunu okumada, "Suretin sîretine şahittir; başka şahit aramak zaiddir." sözünün gerçeklik payı olsa da, İslâm’ın, ona inanan insanın tabiatını terbiye ettiğine, tevbenin de kötü âdet ve huylarını ıslâh ettiğine, başta Sahabe-i Kiram olmak üzere İslâm tarihi boyunca canlı örneklerine şahit olunmuştur. Yüzdeki her bir kısmın kendine göre ağırlığı olabilir; fakat kişi terbiye, irade, özellikle bir mürşidin rehberliğinde iyi, güzel olanı bulabilir. Böylece isnad olunan bazı olumsuzluklar, müspet yöne kanalize edilebilir. Kendini fizyonomiye adamasına rağmen Carl Huter şu ilginç tespitte bulunur ve konuya âdeta nokta koyar: "Hakikate giden yol, manevî aydınlanmadır. En düz, en yüce ve lâhutî olan budur. Bunun dışındaki her şey aklî bilgi, hakikat dediğimiz şeylerin fark edilmesi, bunlar hakkında yanılgıya uğranmasından ibaret olan sisli bir karışımın getirdiği bilgelik okuludur." Bu mevzuda söylenebilecek önemli bir husus da şudur: Bütün mahlûkâtı bir sanat eseri olarak yaratan ve onda bin bir esmasının tecellisini gösteren, Allah (cc) insanoğlunun sîmâsındaki hiçbir kıvrımı veya çizgiyi boşuna yaratmamıştır. Gerek yüzümüz ve gerekse elimiz aslında birer kitap gibi bizim hakkımızda yüzlerce bilgiyi sergilemektedir. Fakat bunu herkesin kolayca okuması mümkün değildir. Kıyafet ilmindeki belli şartlarla sınırlı olan bilgileri hemen yorumlayıp deşifre etmek kişiyi yanıltabilir ve başkaları hakkında kötü düşüncelerin uyanmasına, haksızlıklara ve fitneye sebep olabilir. Zira kişinin burnuna veya kulağına bakarak hakkında kötü zanda bulunduğumuz takdirde, dinin, mürşidin ailenin terbiye ediciliğini gözardı etmiş oluruz. Halbuki fizyonomik olarak kötülüğe meyilli görünen o şahıs çok ciddî bir nefis terbiyesinden, bir mürşidin tezgâhından geçmiş ve kötü huylarını tadil edip, çok mükemmel bir insan olmuş olabilir. Yaratılıştan kendinde olan kötü meyelanı, hayra çevirmiş ve büyük mesafeler kat etmiş bir kişinin hakkında sadece yüzüne bakarak mahkum etmek ise, çok büyük bir haksızlık olur. Yaklaşık 2.400 yıl önce yaşanan şu olay da konuyu aydınlatmaya vesile olacaktır: Zamanın ünlü yüz yorumcusu Atinalı Zopriros, Sokrates için, "Şehvetin kurbanı bir ayyaştır." der. Bunun üzerine Sokrates tebessüm eder ve kendisinden şu hikmetli sözler kaydedilir: "Ben, içgüdülerine düşkün bir ayyaş? Meylim bu olabilir; fakat bunu ben iradem altına aldım." Bu durumda bu ilmi ne yok farz edip, reddetmeli, ne de insanları mahkum edecek kadar abartmalıdır. Kalbî ve ruhî hayatın derinliklerine vâkıf bir mürşidin okuyup yorumlayabileceği sırlı bir kitap olan fizyonomiyi, boş ve faydasız bir ilim gibi de göremeyiz. Bu takdirde Allah’ın yarattıklarının her hâlini, iç ve dış dünyasını bilmeden yarattığı gibi yanlış bir netice çıkar. Halbuki Allah’ın (cc) yüzümüze çizdiği her bir çizgi belli bir mânâyı gizlemektedir. Zira O (cc) abes iş yapmaz. Gerçekten de "en güzel sûrette yaratılan" insan; salih amellerle ruhunu besleyip, hadîste müjdelendiği üzere, "Allah'ın gören gözü, işiten kulağı, yürüyen ayağı" şerefine nâil olunca; yine Allah-u Teâlâ'nın el-Alîm, el-Musavvir, el-Cemil, el-Celîl, er-Rahman gibi daha birçok isminin tecelligâhı olan insan çehresinde birçok sırra vakıf olunması muhtemeldir. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: FizyonomiFizyonomi (Fizyognomi): Yüz Okuma Sanatı Fizyonomi (Fizyognomi) terimi, Yunanca physis -doğa ve gnomon- yorum kelimelerinin birleşimidir. Giovanni Battista Della Porta (1535-1615) ya göre gnomon, aynı zamanda yasa, kural anlamına gelmektedir; yani, fizyonomi ?doğa yasası? demektir. Della Porta ya göre, doğanın belli kurallarına uyarak ?belli vücut biçimlerine göre belli ruh hallerini? öğrenebiliriz. Çok eski dönemlerden başlayarak, bilginler insanın yüz yapısı ile karakteri arasında bir ilişki kurmağa çalışmışlardı. Bu yöntemin temelinde insanın beden yapısı ve psikolojisi arasında doğal bir bağlantının olduğu inancı yatmaktaydı. Bilimsel temelden yoksun olmasına rağmen fizyonomi, karakter özelliklerinin tipolojisi için önayak olmuştur. Gelişimi Fizyonomi, sistemli bir şekilde ilk kez Çin de gelişmiştir. Çinliler, insanların yüz biçimlerine göre insanların karakter özelliklerini okuma yöntemini kullanmış, ayrıca başarı düzeylerini belirleme yöntemini kullanmışlardı. Sonraki dönemlerde değişik uygarlık merkezlerinde fizyonomiye ilişkin bilgiler sistemleştirilip geliştirilirken, belli özelliklere sahip değişik ekoller ve sistemler ortaya çıkmıştır. Eski Çin yüz okuma uzmanlarına göre, yüzü oluşturan unsurlardan beşi çok önemlidir. Bunlar kaşlar, gözler, ağız, burun ve kulaklardır. Eski metinlerde onlar beş önemli organ olarak geçmektedir. Bu organlardan birisinin bile dengeli bir biçimde olması en az 10 yıl mutlu yaşam demektir. Tüm organların aynı şekilde dengeli biçimde olması bu mutluluğu orantılı şekilde arttırıyor. Bu organların incelenmesinden sonra sırada alın, elmacık kemikleri, şakaklar, çene ve kırışıklar gelmekte, en sonunda ise derinin rengi, ayrıca, gözlerin parlaklığı, biçimi, göz küresi ve göz kapaklan inceleniyor. Çin fizyonomi uzmanlarına göre, onların sistemi insanların uzun ömürlü olmaları konusundaki gerçekleri bulacaktır. Çin sistemine göre, insan yüzünde belli konumlar ve çizgiler mevcuttur. Bunların her biri belli bir yaşı belirlemektedir. Onlar, bir dizi ?uzun ömürlülük belirtileri?ni de tespit etmişler. Çinlilerin fizyonomi sistemi bugün de incelenmekte ve geliştirilmektedir. Aristo nun Fizyonomiye İlişkin Görüşleri Fizyonomi ile ilgili bilgilere Hipokrat, Aristo ve Pluto gibi eski Yunan düşünürlerinin eserlerinde rastlanmıştır. Aristo, fizyonomiyi kişilerin ruh halini öğrenmek için kullanırken, Hipokrat bu usulle hastalara teşhis koymuştur. Onun ölmüş insanın yüz şeklini tasvir edişi bugün de doktorlar tarafından ?Hipokrat maskesi? olarak kullanılmaktadır. Aristo nun ?De Natura Animalium? (1. Kitap) isimli çalışmasında beden ve yüz yapısı ile insanın karakter özellikleri arasında bağlantı kurulmaktadır. Aristo ya göre, insanın beden ve yüz yapısının belli bir hayvana benzemesi, onun karakter özelliklerini ortaya koymaktadır. Aristo insanın yüz yapısı, gözleri, alnı, kafa yapısı, derisinin rengi, saçının rengi,gözünün rengi, bedenin tüy örtüsü, sesinin tonu, yürüyüşü, beden hareketleri, bakışları, boyu ile ilgili karakter özelliklerini hayvanlardaki benzer özelliklerle kıyaslamaktadır. Aristo, daha sonra devamcıları Polemon (M.Ö. II yy.) ve At-hamanti (M.Ö. IV yy.) fizyonomi yöntemiyle kendi dönemlerinde yaşamış bir çok şahısın karakter özelliklerine ilişkin yazılar yazmışlardır. Aristo nun yöntemi uzun müddet kendinden sonraki bilginler için bir kaynak olmuştur. 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren fizyonomi kişilerin karakter özelliklerinin belirlenmesinde sıkı bir şekilde kullanılmıştır. Fizyonomi; doktorlar, din görevlileri, filozof ve hakimlerin başvurdukları bir yöntem olmuş ve büyük toplumsal ilgi görmüştür. 17 yüzyılda engizisyon mahkemeleri yüz ve beden yapısına göre ?gerçekliği? tespit ediyorlardı. Buna göre de, fizyonomi; kehanet, falcılık, astroloji vs. ile sıkı bir şekilde kullanılıyordu. Fizyonomi alanında Avrupa da bu konudaki önemli gelişme Johann Caspar Lavater in çalışmaları sonucu gerçekleşmiştir. Lavater in ve ondan sonra Franz Jozef Gall ın söz konusu incelemeleri Avrupa da bu konu üzerine büyük tartışmalara yol açmıştır. Johann Caspar Lavater (1741-1801) Fizyonomi alanındaki önemli gelişmenin temeli 15 Ekim 1741 de Zürih te doğmuş İsviçreli ilahiyatçı, fizyonomist ve yazar Johann Caspar Lavater (17411801) tarafından atılmıştır. Lavater 1769 dan yaşamının sonuna dek din görevlisi olarak çalışmıştır. 1775 yılında Leypsig de ?İnsan Doğasının Tanımlanmasına Yardımcı Olacak Fizyonomik Fragmanlar? (Physiognomische Fragmente zur Beförderung derMenschen-kenntnis und Menschenliebe, 1775-1778) eseri o dönemde eşsiz bir yankı uyandırmıştır. Johann Caspar Lavater e göre yüzün her bir öğesi; göz, alın, burun, kulak, ağız, çene vs. ayrı ayrı ve birbirine olan ilişkileri içinde psikolojik anlam taşır, kişilik özelliklerini gösterir. Lavater in bu çalışmasının bilimselliği üzerinde tartışmalar olmuşsa da, söz konusu eser konuyu daha da popülerkılmıştır. Lavater, Zürih in Fransızlar tarafından alınması zamanı yaralanmış, 2 Ocak 1801 yılında ölmüştür. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: FizyonomiFizyonomi ![]() Her canlı yaratılmış olduğu şekle göre hareket eder ve yaşar tüm insanları bütün azalarının şekil ve biçimlerinin gerçek özeliği ve açık yorumlarını ortaya koyar bu ilim Kişinin kendi kendini tanımasını sağlar Bu ilime göre kişi özellikleri şu şekildedir: AĞIZLAR BÜYÜK : Ağız fena ahlaka alçak tabiata merhametsiz ve şefkatsiz olmağa MÜTEDİL : Ve gayet güzel bir ağız mükemmel tabiata ve hayırseverliğe KÜÇÜK : Bir ağız anlayış ve dirayete iyi ahlaka merhametli bir kalbe ihtiras kar bir mizaca hoş meşrepliğe ve fedakarlığa MÜTEBSİ : Bir ağız neşe ve komedyen ve şakacı olmağa EĞRİ : Ağız uğursuzluğa ve talihsizliğe ÇÖKÜK : Ağız kederli olmağa TAM : Bitişmemiş yarım ağız zihin noksanlığına KÜÇÜK : Bir ağız azgınlığa ve yaramazlığa GENİŞ : Bir ağız tembelliğe ve hayali olmağa BÜYÜK : Ve geniş bir ağız oburluğa lafazanlığa ve yalancılığa YARIM : Gibi duran ağız ağır ve kaba fikirliğe ALINLAR GENİŞ : Bir alın mütefekkir hasislerde bulunur alının üst kısmı kabarık olması kuvveyi hafızaya orta kısmı kabarık olması kuvveyi muhakemeye alt kısmının kabarık olması süratli intikale becerikliliğe meslek ve sanat ihtisasına ARZEN :Geniş bir alın kerem ve sahavete ve çabuk kızan bir tabiata GAYET : Ufak bir alın akıl noksanlığına YUMUK : Ve yüksek bir alın emanete sadık zekaya anlayışlı olmağa YASSI : Ve düz bir alın fena bir tabiata ve sık hastalanmağa MÜTEDİL : Bir alın aklı selim ve itibarlı olmağa ARZEN : Ve tulum geniş bir alın anlayış kavrayış ve kabiliyete çokluğuna ORTASI : Çukurlaşmış bir alın tamahkarlığa ve kendini çok beğenmişliğe DAR : Ve basık bir alın inada ve düşünme darlığına DAR : Ve çıkıntılı bir alın çok konuşma ve atılganlığa TÜLEN : Uzun ve çukurlu bir alın fena ahlaka fikir noksanlığına gayet uzun gayet düz alın vesveseli olmağa müşkül durumlara düşmeğe ve kindarlığa MÜCEHELA : Gayet açık bir alın dehaya ve iğlik severliğe DAR : Ve sert alın azim ve metanete üstü çıkıntılı alın uzak görüşe ciddiyet ve terbiyeli olmağa BÜYÜK : Alın ahmaklığa ve kalın kafalığa geç anlayışa ARKAYA : Yayık alın hayvani düşünceye ve hayal kurmağa DAİMA :Buruşuk olan alın ilim adamlığına ve kemale çok düşünürlüğe ETLİ : Bir alın cesaretli ve hiddetli bir mizaca ARIZALI : Olan bir alın hilekarlığa ve düzenbazlığa yalancılığa GENÇ : Yaş da alında oluşan çizgiler biçareliğe zavallılığa ve halsızlığa HEM GENİŞ : Ve hem yüksek alın vasat bir zekaya ve sükunete ALÇAK :Ve fazlaca ileri taşmış alın şahsi teşebbüsten mahrum insanlardır BAŞ VE KAFA TASI BÜYÜK : Ve her tarafı muntazam şekildeki yuvarlak baş tedbir ve ihtiyata sır saklamağa sebatlı ve hayır işlemeye münasip mizaçlıdırlar UZUN. : Ve sivri baş şirretliğe ve haset etmeye İRİ BAŞ : Ve geniş çehre şiddet kar olmağa nezaketten ve saygıdan yoksunluğa EYİK BAŞ : Hassas ve temyize iyiyi kötüden ayırt ede bilme yeteneğine kafasının arka tarafının büyüklüğü çocuklara karşı kesreti şefkat ve iyi kalpli olmalarına uygun mizaçlıdırlar YÜKSEK : Kafa tası zeka ve sürati intikale her şeyi çabuk kavramağa ve azim kar çalışkan dürüst olmaya yakın bir mizaçlıdırlar YASSI : Kafa tası lakaydiye kedere ve gam taşımağa ÜSTÜ : Geniş ve büyük kafa tası intizama TEPESİ : Yumruk ve sivri kafa tası vesvese ve esarete emrazı dimağa KAFA : Arkası basık olması meyli sirkate KÜÇÜK : Baş zarif akla hafifliğe sır saklamağa MUTEDİL : Baş akıl ve zekanın ihtilaline MUTEDİL : Büyük baş akıl ve zekanın çokluğuna YANLARDAN: Basık baş çabuk kızmağa dar görüşlü olmağa hayal gücü ile yaşamaya uygun mizaçlıdırlar BENİZLER BEYAZ : Beniz sahibinin edepli ve terbiyeli olmağa BEYAZ : Ve ince beniz çok latif güzel seciyeli olmalarına ESMER : Bir beniz sevimliliğe cana yakın olmağa letafet ve hastalanmağa yakın olmağa SARI : Limoni bir beniz çabuk hastalanmağa hırs haset ve cimriliğe SİYAH : Mail beniz hilekarlığa sevecen olmamağa ve merhametsizlik fena ahlaka KIRMIZI : Beniz demevi bir mizaca kaynayan yerinde duramayan coşan tabiata SOLUK : Beniz iyi ahlaka ve iyi bir insana yardım severliğe BENLER GÖZ : Kapağının üzerinde olan benler hassas biri olmağa GÖZ : Kapağının altında olan benler mülayim ve sadık bir mizaca BURUN : Üzerindeki benler cismani ve hayalci olmağa ÇENE : Üstündeki benler aşk ve şehvetin zebunu olan bir insana SAĞ : Şakak üstündeki et beni kararsızlığa ÇENE : İle boyun arasına da olan benler zaaflı bir ruha hayali şeylerin düşkünlüğüne ÇENEYE : Yakın benler şehvani bir mizaca müfritliğe delalettir ALINDA : Şakakta veya kulakta yassı ve sararmış bekler sahibinin istikrarsız çalışmağa tembel ve meşrep bir insan olmağa mizaçlıdır ALIN : Üzerindeki benler ben alnın sağında ise kuvvetli bir hafızaya süratli intikale işarettir bu insanlar diplomat olurlar BEN : Saça yakın ise aşk oyunları ile meşgul olmağa sevecen bir insanlardır BEN : Alının sağında ise sahibinin uzun ömürlü ve sıhhatli olmağa BEN : Alının solunda ise mesut ve bahtiyar olmağa İKİ : Kaş arasında ve sağda bir ben aşkı seven ticaretten anlayan hoşsohbet istikbali parlak ve emin iyi bir izdivaca ve çok yolculuk eden mizaçlıdırlar ben solda ise sahibinin devamlı mantıklı iş yapan kimselerdir ve hassas olur ve hislerinde yanılmazlar GÖZ : Etrafındaki olan benler cana yakın dost canlısı merhametli ve eli açık kimselerdir KULAK : Üzerindeki benler alaycı iğneleyici karakter ifade eder kendisini sevmeyen insanların ummadığı işleri başarırlar DUDAK : Kenarındaki benler iyi yemeye eğlenceye konfora düşkün olurlar ben dudağın sağında ise sosyal ve mali bakımda başarı elde eder ben dudağı solunda ise serseri berduş hayat sevgisi bazen başarı bazen hayal ile geçen bir ömre işarettir SAĞ : Yanakta benler adil zeki fikir bolluğuna işaret bu insanlar tutuğunu koparırlar elleri biraz sıkı ama ticareti ve alavereyi iyi anlayan tabiatlıdırlar SOL : Yanakta benler ateşli ihtiraslı hisli eli açık evlilikte zor mesut olurlar BOYLAR UZUN BOY : Hamakat sadelik ve bazen düşüncesizliğe zamanla uygunsuz hareketlere ve aşırı şakacı olan mizaçlıdırlar KISA BOY : Zekasızlığa hilekarlığa fitneye ve fitne karlığa hası olmağa aşırı çıkarcı olmalarına menfaat ve çıkarsız bir adım atmamağa yakın mizaçlıdırlar ORTA BOY : Ekseriyette iyi ahlaka şeffaf bir kalbe aşırı zeki olmaları bir işi söylemeden yapıvermeleri kendi kendilerine laf getirmeyen çabuk sinirlenen uysal ve kendi hallerinde olan mizaçlıdırlar Erkeklerde kısa boy müfrit cinsi mizaca alametlidirler ancak baş küçük omuz ve kalça dar olursa cinsi kifayetsizlik baş gösterir Kadınlarda kısa boy ise zamanla ve sık kavgacılığa küstahlığa atılganlığa cinsi duyguların azlığına .şeker.albümün.kalp. ve nüzul. Hastalıklarına uygun şişman olmağa boğazların düşkünlükleri ile tanınan mizaçları vardır. BURUNLAR BÜYÜK : Buru vesvese ve korkaklığa KISA : Burun çok korkaklığa UZUN : Burun az anlayışlı olmağa ihtiyat karlığa iğlik severliğe BURUN : Ucunun ağza yakın olması inat ve israfa UFAK : Burun iyi ahlaka süratli intikale orta dereceli bir hayat yaşamağa YASSI : : Ve geniş burun farklı cima ve ilişki GENİŞ : Burun son derece şiddetli ve isyankar bir tabiata BURUN : Kemiği ortasındaki çıkıntı dirayet ve zeka ve vicdanlılığa İRİ : Ve etli burun aç gözlülüğe hilkate dilenciliğe ve oburluğa GAGA : Bir burun fena huy ve ahlaka lafazanlığa ve cimriliğe BURUN : Ucunun iri ve yuvarlaklığı iyi ahlaka BURUN : Ucunun iriliği ve kırmızı tırak ve topalaklığı ayyaşlığa sefaya ve eğlenceye düşkünlüğü KIRMIZI : Burun inatçılığa budalalığa ve kabalığa BASIK : Burun ekseriyetle az zekaya UCU : Yuvarlak bir burun sevecen kalbe ve iğlik severliğe BÜYÜK : Ucu şişkin ve toparlak bir burun samimi ve ilim sahibi olmağa yukarıya doğru kalkmış bir burun boş kafalığa hayalci olmağa gurur ve hasede bu cins burunların delikleri geniş olursa son derece zihinsizliğe GAYET : İri burun delikleri şehvetli olmağa cima düşkünlüğüne BURUN : Deliklerinin darlığı şiddet taba ve göğüs hastalıklarına yakalanmaya BURUN : Deliklerinin büyüklüğü kibir ve hasetli olmağa BURUN : Deliklerinin küçüklüğü korkaklığa ve ciğer hastalığına yakalanmağa KOLAY : Açılıp kapanan burun delikleri şehvetli olmağa KAPALI : Olan burun delikleri gurura yalnızlığa ve talihsizliğe ÇENELER DAR : Çene ihtirasa ve ihtiraslı olmağa ÇENENİN : Boğaza doğru inmesi fesada huysuz bir ahlaka SİVRİ : Çene hafif meşrepliğe ve hiddetli olmağa GENİŞ : Ve kalın bir çene inada azim karlığa ve yüksek bir iradeye işaret eder. | |
|