Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Türkiye'nin Deprem Gerçeği

Bu konu Çevre Bilimleri forumunda Blue Blood tarafından 2 Mart 2006 (23:35) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
48895 kez görüntülenmiş, 7 cevap yazılmış ve son mesaj 8 Temmuz 2012 (13:22) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 1.00  |  Oy Veren: 1      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 2 Mart 2006, 23:35

Türkiye'nin Deprem Gerçeği

#1 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Türkiye'deki Depremler
Türkiye
iki büyük Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Doğu Anadolu Fay Hattı ile deprem bölgesi kuşağındadır. Ülkenin batı bölgesi ayrıca Ege Denizi'ndeki genişleyen yapı bölgesi tarafından etkilenir.

Türkiye'deki depremlerin listesi

  • 342 Antakya
  • 526 Antakya
  • 847 Antakya
  • 1268 Kilikya
  • 1509 İstanbul Depremi
  • 1653 Doğu İzmir
  • 1688 İzmir
  • 1855 Bursa
  • 1859 Erzurum
  • 1898 Balıkesir
  • 1903 Malazgirt
  • 1912 Mürefte
  • 1914 Afyon-Bolvadin
  • 1924 Pasinler
  • 1926 Kars
  • 1930 Hakkari
  • 1935 Digor
  • 1938 Kırşehir
  • 1939 Erzincan
  • 1941 Van-Erciş
  • 1942 Niksar-Erbaa
  • 1943 Adapazarı-Hendek
  • 1943 Tosya-Ladik
  • 1944 Bolu-Gerede
  • 1946 Varto-Hınıs
  • 1949 Karlıova
  • 1951 Çankırı
  • 1952 Hasankale
  • 1953 Yenice-Gönen
  • 1957 Abant
  • 1966 Varto
  • 1967 Mudurnu
  • 1967 Pülümür
  • 1970 Gediz
  • 1971 Bingöl
  • 1975 Lice
  • 1976 Çaldıran
  • 1983 Erzurum
  • 1992 Erzincan
  • 1995 Dinar
  • 1998 Adana-Ceyhan
  • 1999 Gölcük
  • 1999 Düzce
  • 2003 Bingöl
  • 2004 Doğubayazıt
  • 2007 Ağrı
  • 2010 Elâzığ
  • 2011 Simav
Son Düzenleyen Blue Blood; 2 Aralık 2006 @ 10:48.
Rapor Et
Reklam
Eski 22 Nisan 2006, 00:41

Türkiye'nin Deprem Gerçeği

#2 (link)
bal gibi
arwen - avatarı
17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ VE GİZLENEN GERÇEKLER
Tarih: 30.06.2004 Saat: 18:21
Konu: Türkiye

Ruslar’ın yardım için gelen gemisi neden boğazlardan içeri alınmadı.(Çünkü Ruslar ABD ve İsrail’in TESLA Deprem Makinesini denediğini anlamıştı ve kanıtlar olabileceği düşüncesi ile Gölcük’e acilen bir gemi göndermişlerdi fakat patlama sonucunda cesetler ve makine parçalarının açığa çıkması sebebi ile bunları birilerinin görmesini istemiyorlardı.)


BULGULAR
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 76 yıllık tarihinde Rütbe Devir-Teslim Törenleri Uluslar arası olmamasına rağmen İsrail’li Subaylar neden geldi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 76 yıllık tarihinde, İsrail’li Subayların TSK devir teslim törenlerinin hiç birine katılmamışlar iken, neden 17 Ağustos 1999 tarihindeki Donanma Komutanlığı’nın devir teslim törenine katıldılar.

Gölcük’ten İstanbul Avcılar’a kadar geniş bir alanda insanlarımız tarafından görülen “Ateş Topu”nun ne olduğunun hala açıklanamaması (HAARP-TESLA Makinesi sayesinde iyonosfer tabakasından yeryüzüne yansıtılan ışık).
Depremde görülen bu “Ateş Topu”nun, bilim adamlarının “Deprem Işıması” olduğunu söylemelerine rağmen, neden diğer depremlerde benzeri bir ışıma yaşanmamıştır.
Furkan Dergisi Temmuz 1999 sayısında, yer alan ifadeler aynen şöyledir. “Mesela basına verilmeyen, ancak istihbarat kapsamında edindiğimiz bilgilere göre, Gölcük askeri tesislerinde oldukça garip olaylar meydana gelmektedir. Kapılar kendi kendine açılmakta, mühimmat depoları içinde, siyahî ziyaretçiler görülmekte, arabalar durduk yerde çalışmakta.”
Depremden sonra birçok teoriler ortaya atılmıştı fakat içlerinde en ilginç olanı Future Times’da yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikâye şöyleydi: Kaliforniya San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler halinde dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllar önce Sırp asıllı Amerikalı bilimadamı mucit Nicola TESLA tarafından geliştirilen bu “düşük frekanslı elektromanyetik ışınımla yüksek enerji nakli” tekniğini, hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat yapabileceklerdi.

ARAŞTIRMA
ABD'nin üçüncü uzay teleskobu Chandra'yı yörüngeye taşıyan Columbia uzay mekiği 23 Temmuz 1999 tarihinde Kennedy üssünden Türkiye saatiyle 07:31’de fırlatıldı. NASA tarihinde ilk kez kadın pilot Eileen Collins'in komutasında uzay görevine başlayan Columbia fırlatıldıktan birkaç saat sonra Chandra X-ray teleskopunu yörüngeye bıraktı. Bu teleskop kara delikleri, çarpışan galaksileri ve süpernovaların kalıntılarını incelemek için kullanılacak. Kasım 1998'den beri ertelenen görev, sadece bu hafta iki kere ertelenmişti).

ABD dünyanın ve kendi insanlarının tepkisini almamak için bu projeyi barışçı “deprem indirgeme” sistemi diyerek, bir yandan tepkileri azaltıp diğer yandan fonlama devamlılığını sağlamayı amaçlıyordu. Bu nedenlerle proje önce Avustralya’nın çıplak ve seyrek nüfuslu kırsal bölgelerinde denendi ve geliştirildi. Daha sonra değişik zamanlarda Kafkaslarda, Okyanus tabanında ve Güney Amerika’daki Ant dağlarında denendi ve büyük aşama kaydetti.
Bu arada Türkiye, Japonya ve benzeri deprem kuşağındaki ülkelere sismik ağ şebekeleri kurularak bu bölgelerin tektonik verileri saniyesi saniyesine devasa bilgisayarların kayıtlarına gönderilmeye başlandı. Üniversitelerle ortak projeler geliştirildi, yüzlerce bilim adamına Amerika’da deprem konusunda araştırma yapma bursu verildi. Ancak projenin gizliliği esastı. Bu nedenle tüm ilişkiler paravan araştırma kurumlarında yürütülüyordu. Ancak zaman zaman bilgi sızıntısına olanak verilerek halkın bu konu hakkında bilgi sahibi olması istendi. Kobe’de ve başka yerlerde meydana gelen depremlerin arkasındaki gariplikler çıkar gruplarınca terör ve mafya örgütlerinin işi gibi gösterilmek istendi ve bunda da başarılı olundu.
Ve gün geldi bu sistem Türkiye’de denenmek istendi. Zaten bölge bu amaçla yıllardır sismik espiyonaj altındaydı. Nitekim gelişmeleri takip edenler, depremden hemen sonra, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın girişimleriyle Türk Telekom’un Türkiye’nin sismik bilgilerini Pentagon’a ileten NATO Üssü’nün iletişimini nasıl kestiğini hatırlayacaklardır.
ABD’nin asıl hedefi, Kuzey Anadolu fay hattındaki deneyden elde edeceği tecrübe ve bulguları, Kaliforniya San Andreas fay hattına uygulamaktı. Bu iş yine çok yüksek askeri gizlilik taşıdığından yürütme işi İsrail’li uzmanlara verilmişti. Gerekli makine ve donanım gizlice denizaltılarla Gölcük Üssüne getirilerek oradaki, yeraltı-denizaltı korunaklarına kuruldu. Türk makamları durumdan detay bazda haberdar değillerdi. Bunu İsraillilerle yürütülen askeri tatbikatın bir parçası olarak düşünüyorlardı. (Zaten İsraillilerle yapılan askeri tatbikat bu operasyon doğrultusunda önceden planlanmıştır. Çünkü dünyanın ve Türk Milletinin dikkatlerini çekmemek için tatbikat adı altında HAARP-TESLA Deprem Makinesini getirip rahatça kurdular.) Böyle bir makinenin deneneceğini zamanın Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genel Kurmay Başkanı biliyordu, fakat ABD (Siyonistler tarafından yönetiliyor) ve İsrail’liler (Siyonistler) bizimkileri makinenin denenmesi için şu şekilde ikna ettiler: Olası İstanbul merkezli bir depremde 100.000 kişinin ölümü, yüz milyar doları aşan maddi kayıp ve Türkiye’nin en az 25-30 yıl geri gitmesi demektir, diyerek bizimkileri ikna ediyorlar.
İsrailliler Amerikalılarla gece şartlarında elektro-sismik haberleşme tatbikatı yapacaklardı. Deney başarılı olacağından sonunda kimse normal dışı bir şeyin olduğunu fark etmeyecekti. Bu amaçla Gece Şahini Tatbikatı’nın (Operation Night Hawk) saat 03:00’te başlaması planlandı. Gece saat tam 03:00’te düğmeye basılacak ve Gece Şahini devreye girecekti. O an uzay filmini andırır devasa cihazlar çalışmaya başlayacak ve 1-2 dakika içinde de oluşturdukları muazzam enerjiyle Marmara’nın altındaki tektonik tabakayı zayıf yerlerinden kırıp, aylardır oluşan basıncı dışarı atacaklardı. Böylece büyük bir deprem önlenmiş olacaktı. Ama o gece sabaha karşı bir şeyler yanlış gitti. Ve beklenen gerçekleşmedi. Her şey bir anda olup bitmişti. Cenab-ı Hakk’ın Doğası kendini yönetmeye kalkanlardan bir kez daha intikam almıştı. 45 saniye süren deprem, beklenenin 10,000 kat üstünde bir güçle gelmişti. Her yeri bir anda yerle bir etmişti. Zayıflayan ve titreyen elektrikler az sonra geri geldiğinde, gece saat 03:05’i gösteriyordu. Daha birkaç dakika öncesine kadar korunağın içinde ŞAMPANYA patlatmayı bekleyenler, şimdi korkudan buz gibi donmuş, hareketsiz ayakta duruyorlardı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu. On binlerce insan, çoluk çocuk, o an enkaz altında can çekişiyor veya cansız yatıyordu. Bu düşünce ile hepsi ürperdi. Bu asrın en büyük felaketiydi; hem de insan eliyle yapılan bir felaket.
Sessizliği İsrailli komutanın buz gibi emri bozdu:
“Lets pack! We’re moving out! Call operation-Q! Right now! Immediately! Stop whinning! Move, move, move!” (Toplanın! Kaçıyoruz! Q planına geçiyoruz. Şimdi! Hemen! Hadi, hadi!)
İşte o andan sonra çantalardan çıkan “Q planı” çalışmaya başladı. İlk önce bölgedeki tüm haberleşme ve elektrik enerjisi felç edildi. 4 dakika içinde İsrail Başkanı Barak ve ABD Başkanı Clinton ile irtibat kuruldu. O anda İsrail’de Ben Gurion’un Lod askeri havaalanından 4 adet savaş uçağı eşliğinde 2 nakliye uçağı havalanıyordu. 2 dakika sonra da İsrail Deniz Kuvvetleri ve NATO Güney Deniz Saha Komutanlığı’na bağlı tüm birlikler DEFCON-4 acil durumuna geçirildi. Amerikan 6’ncı filosuna bağlı gemiler de rotalarını İstanbul’a çevirmek için Pentagon’dan emir aldılar.
Bu arada ilginç bir şey daha olmuştu. Depremle ilgili haberler birbiri ardına gelirken, bir haber önce görünüp sonra kayboldu. 20 Ağustos Cuma akşamı televizyonlar bir İsrail uçağının Ataköy açıklarında denize düştüğünü duyurdu. (bu bize Cenab-ı Hakk’ın bir lütfu ki, bu olayları kimin yaptığını anlamamız için işaretler gönderiyor) Ancak bir süre sonra haber kesildi ve uçağın akıbeti ile ilgili bir daha haber alınamadı.
Olaydan bir gün sonra Deniz Kuvvetleri’nden bir dostum beni aradı ve bu olayda birtakım soru işaretleri bulunduğunu, bu konunun perde arkasını araştırmamı rica etti. Kısa sonra ulaştığım bilgiler, gerçekten ilginçti. Uçak, düştükten kısa süre sonra teknesiyle o sırada Ataköy açıklarında olan balıkçı Abdullah KAPLAN tarafından kurtarılmıştı. Abdullah Kaplan olayı şu şekilde anlatmıştı:
“Uçağın düştüğünü görünce derhal yardıma gittik. Uçağın kanatları yara almıştı. Hemen uçağı bağladık ve Zeytinburnu limanına çektik. Teşekkür beklerken küfür yedik. Ne olduğunu bile anlamadık.”
Bu konu o gece o bölgede görev yapan Sahil Güvenlik 4. Botunun sorumluluk alanındaydı. Araştırmalar Sahil Güvenlik’in bu konuyla ilgilenmediğini ortaya çıkardı. Olay yerine gelen televizyon ekipleri ise şaşırtıcı bir şekilde çekim yapmaktan vazgeçmişlerdi. [patronlarından (İsrail-Siyonistler) aldığı emir gereği] Daha sonra uçağı Zeytinburnu’na yanaştıran balıkçı Abdullah Kaplan, olayı Kumkapı’daki Gümrük Muhafaza’ya iletti.
Kısa süre sonra tutanak tutuldu. Ancak Gümrük Muhafaza da tutanak tuttuğuna pişman oldu.Uçağın sahibi İsrail asıllı biriydi. O gece ne olduğu ise bir türlü anlaşılamadı.
Deprem için 1900’lerin başından beri Nicola TESLA adındaki Sırp asıllı bir bilimadamının buluşu olan “elektromanyetik endüksiyon tekniği” (TESLA Makinesi) kullanıldı. Makinenin ABD Kaliforniya San Andreas fay hattında olacak muhtemel bir deprem öncesi kullanılması düşünüldü. (ABD’lilerin asgari zarar ve ölümlerinin azaltılması için bazı denekler gerekiyordu, onların gözünde bir hayvandan bile daha değersiz olan bizim gibi insanlar üzerinde denenmesi normaldi.) Neden Türkiye diye soracak olanlar için ise; - Türkiye de ne yaparsan yap kimsenin umurunda olmaz, birkaç tane yetkiliyi ikna ettikten sonra her türlü deneyi yapabilirsiniz, bilinçli insan sayısı azdır, genelde okumamış cahildir, araştırmazlar kadercidirler, Kaliforniya San Andreas fay hattının dünyada tek eşi benzeri özelliklere sahip olan ikiz kardeşi Kuzey Anadolu fay hattıdır, karakterleri aynıdır.
Ancak ABD-İsrail’in bölge ile ilgili bu hareketliliği ne kadar gizli olursa olsun bazı kaynaklara sızmasını engelleyemedi. Kanadalı bir bilim adamı her nasılsa bu gizli verilere ulaşarak, bölgede bir deprem olacağını ve bunun için bölgenin takip altına alındığını anladı. Ve bunu kendi amaçları doğrultusunda yaklaşık 48 gün ve 240 km hata ile yayınladı. Ancak ne bu bilim adamına, ne de yayınına daha sonra nedense kimse dikkat etmedi.
Gölcük Donanma Komutanlığı’nda görevli asker, astsubay ve subaylar, Donanma karargâhında garip bir şeyler olduğunu fark etmişlerdi. Bu konuyla ilgili bilgiler de nasıl olduysa yukarıda ismini zikrettiğimiz dergide yer almıştı. Peki, İsrail askerlerinin bu projedeki yeri neydi? İsrailli askerler ve üst düzey subaylar o gece Gölcük’te ne arıyorlardı? Bu devir teslim töreni her yıl yapılan rutin bir ulusal törendi. Uluslar arası bir kimliği yoktu. Ama İsrailli subaylar ve üst düzey yetkilileri oradaydı! Peki, ne arıyorlardı Gölcük’te?
Bunun nedenini şimdi daha iyi kavrayabiliyoruz. Çünkü bu proje İsrail’e ihale edilmişti. Bizimkilerin ise bir şeyden haberi yoktu (Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı hariç). Bize güvenen de yoktu zaten. Ancak o gece nedense hiç kimse İsraillilere, bugüne kadar hiç katılmadıkları bu devir teslim törenine neden katıldıklarını sormadı. Ya şaşkınlıktan ya da telaştan, enkaz altında kaç İsrail askerinin öldüğü, kaçının yaralandığını da soran olmadı. O felakette kaç İsrail askerinin öldüğünü ne Genelkurmay yayınladı ne de İsrail böyle bir bilgiyi açıklamak nezaketinde bulundu. Herkese verdikleri imaj ise oraya bize yardım için geldikleri şeklindeydi. Hemen bir hastane kurdular. Yaralarımızı sarmaya yardımcı olmak için daha sonra o bölgede bir yerleşim merkezi kuracaklarını açıkladılar. (İsrailliler bizim karakaşımıza kara gözümüze mi hayranlar, bizi çok mu seviyorlar, bizi çok sevdikleri için mi Türkiye’nin doğusunu kendi toprakları olarak gösteriyorlar. Arz-ı Mev-ud, Vaad edilmiş topraklar Büyük İsrail Devleti). Esas amaçları enkaz altındaki askerlerini ve önemli askeri malzemeleri çıkararak götürmekti. Gerisi paravan operasyondu. Bizde “Bak şu İsrail’e, helal olsun, hemen yardımımıza koştu” diyerek sevindik.
Bu operasyon neden gündüz değil de gece olmuştu? Çünkü olacakları kimsenin görmemesi ve gözlemci riski ise en az düzeyde olduğu için gece oldu. Gece saat 03:00’te operasyonun başlaması için yeşil ışık yakıldı. TESLA Cehennem makinesi yer altındaki sığınakta ve deniz altında çalışmaya başlamıştı. En geç 1-2 dakika içerisinde gücü en üst düzeye ulaşmış olacaktı. Aynen de öyle oldu. Makine gürültüyle enerji toplamaya başlamıştı. Bu sırada, Avustralya’da ve Okyanusta bu tür suni depremler öncesinde görülen elektrik boşalması, hava yarılmasından oluşan ışıklar ve patlamalar oluştu atmosferde. Ve arkasından da makinenin boşalması ile birlikte yer yarıldı ve oluşturulan enerji doğaya aktarıldı.
Ancak hesapta doğanın (Cenab-ı Allah’ın) oyunu yoktu. Oluşan deprem hem beklenenden çok uzun süreli, hem de çok daha güçlü çıktı. Şiddeti 7.4’e ulaştığında Amerika’da aletler 7.8’i gösteriyordu. Ve büyük bir patlamayla her şey kontrolden çıktı. TESLA deprem makinesi, depremin enerji gerilimine dayanamayıp parçalandı ve ortaya çıkan güç yeraltında muazzam bir patlamaya neden oldu. Ve bu yer altı labaratuvarının tam üstündeki, herşeyden habersiz uyuyan yüzlerce askeri barındıran ve 8 şiddetindeki depreme dahi dayanıklı olması gereken askeri tesisler un-ufak olarak dağıldı. (demek ki deprem 8’den daha şiddetli oldu) (ABD’li ve İsrailli Siyonistler bir insan olarak Cenab-ı Allah’ın doğa olaylarına karışamayacaklarını anlayamamışlardı,)
Bir tedbir olarak tüm bölge ve hatta bütün İstanbul 4 saat süreyle bir haberleşme ablukası altına alındı. Elektrikler kesildi ve telefonlar iptal edildi. Kimsenin birbiri ile haberleşmesi istenmiyordu. Cumhurbaşkanı dahi sabahleyin “benim de telefonlarım kesik” (Türkiye’de bütün her yerin telefonları dahi kesilse önemli kurumların kesilmez çünkü uydu telefonları vardır. Ama uydu iletişimini dahi kestiler) şeklinde garip bir açıklama yapacak ve biz de buna bir anlam veremeyecektik. Demirel tam bir şaşkınlık içindeydi. (Cumhurbaşkanı’nın şaşkınlığı normaldir çünkü ona böyle bir şeyin olacağı ihtimali söylenmemişti. Bu olay duyulur ise Türk halkına nasıl izah edeceğini bilmediği için şaşkınlık içinde idi. Hoş bu olay ortaya çıksa bile bu olayı terör örgütü veya mafyanın yaptığı açıklaması yapılacaktı.)
Ne yapacaklarını bilmedikleri için ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan saatlerce bir şey diyemedi, demeç veremediler. “Üzgünüz” dahi diyemediler. Ancak sabah saat 09:00 sularında televizyon ekranlarının karşısına geçip halka üstün körü bir açıklama yapabildiler. Durum vahimdi. Hatta belki de Clinton dahi o anda konuya ilk kez vakıf olan yardımcılarından ve olağanüstü Milli Güvenlik konseyinden görüş alıyor ve Türkiye’ye nasıl yardım edileceğini hesaplıyordu. Hemen gerekli sıhhi yardım ekipleri organize ediliyor ve bölgedeki tüm Amerikan askeri birlik ve filolarına Türkiye’ye doğru hareket emri veriliyordu. Amerika diyetini Türkiye’ye tam destek vererek ödemeye çalışıyordu adeta.
Bu arada devreye Avrupa ülkelerinin liderleri de giriyor ve belki de onlardan da Türkiye için sözler alınıyordu. Yunanistan bile harekete geçirilerek Türkiye’ye karşı olan hasmane tutumuna son vermesi sağlanıyordu. Tüm Batı başkentleri hareket halindeydi, panik yoktu. Her şey kontrol ve koordinasyon altındaydı; bir tek Türkiye dışında. Bizde ise sanki bu emrivaki felakete karşı nasıl tavır almaları gerektiğine bir türlü karar verilemiyor; kararsızlık içinde bocalayarak büyük bir gizlilik içerisinde ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Sabah saat 03:05 ile 06:30 arasında Batı’da bu hareketlilik yaşanırken bölgede de çok hızlı ve çok gizli bir askeri hareketlilik hâkimdi. Ancak herkes kendi derdine düşmüş olduğundan bu olağanüstü gizli operasyondan kimsenin haberi olmuyordu. Böylece bu işi planlayanlar, gecenin karanlığından da yararlanıp denizaltından parçaları yüzeye vuran TESLA makinesinin kalıntılarını toplayıp, yer altı ve yerüstündeki tüm delilleri de yok ediyorlar ve hatta belki de insanları canlı canlı gömerek tüm izleri yok etmeye çalışıyorlardı. Ve bölgeye son hızla Rus araştırma gemisi dahi sabah saat 06:30’da bölgeye vardığında, havanın aydınlanmasıyla birlikte etrafta delil olabilecek tek bir cisim bile kalmamıştı. Deniz altında oluşan radyasyon anlaşılmasın, dibe çöken kalıntılar araştırılmasın ve patlama sonucu meydana gelen denizaltı krateri ve çukur ortaya çıkarılmasın diye bu bölge derhal askeri karantinaya alınarak dalışa yasak bölge ilan ediliyordu.
Ancak bütün bu temizlikler yapıldıktan sonra Ecevit ve daha sonra da Demirel’in bölgeye gitmelerine izin veriliyordu. Onların dahi ne bölgeye uçuşlarına, ne de telefon irtibatı kurmalarına izin vardı. Sanki koskoca İstanbul ve Kocaeli bölgesi uzaydan gelen yaratıklar tarafından abluka altına alınmışçasına tam bir haberleşme karanlığına sokulmuştu. Tek bir telefon dahi çalışmıyor, elektrikler verilmiyordu.
Ancak Ecevit ve Demirel, belki de olan biteni içlerine sindiremediklerinden (olmayan vicdanlarının azabı çektikleri için, yıllardır bu milletin sırtından geçindikleri için) olsa gerek, evleri kendilerine mezar olan binlerce insanımızın da acısıyla bir türlü rahat hareket edip halkla bütünleşemiyorlardı.
(Eğer olay ortaya çıkmış olsa idi bu olay PKK terör örgütünün üzerine atılmak sureti ile geçiştirilecekti. Bu doğrultuda CNN haber spikeri Patronları olan ABD-İsrailli Siyonistlerden aldığı emir doğrultusunda Ecevit’e şu soruyu yöneltiyordu.) CNN haber spikerinin “depremin ardında PKK mı var?” sorusuna, Ecevit ona “siz ne saçmalıyorsunuz, deprem ile PKK’nın ne alakası var? Bu deprem Cenab-ı Allah tarafından gönderilen bir doğa olayıdır!!” demesi gerekir iken, diyemiyordu. Sadece spikerle göz göze gelmemeye dikkat ederek “sanmıyorum” gibi o günlerde bizi epeyce şaşırtan bir ifade kullanıyordu.
Peki, Amerika ne yaptı sonra? Hemen tüm imkânlarını Türkiye için seferber etmedi mi? Clinton Amerikan halkından Türkiye’ye yardım etmelerini istemedi mi? Kasım’da Türkiye’ye geleceğini ilan edip, Ecevit’in de bu arada Amerika’ya kendini ziyarete geleceğini haber vermedi mi? Ecevit belki de Amerika’ya bu felaketin ve binlerce şehidin diyetini konuşmaya gidecekti. Nitekim gitti de. Ardından Clinton Türkiye’ye gelerek deprem bölgesini ziyaret etti, insanlarla konuştu, bizleri çok sevdiği imajı verdi, bebekleri kucağına alıp sevdi, onlara hediyeler ve yardımlar verdirdi. (bizlerde; ABD-İsrailli Siyonistler bizi ne kadar çok seviyorlarmış dedik) ABD’nin bu aşırı ilgisi sadece bir müttefik olmasıyla açıklanamazdı.
Bu arada, acaba hükümet içinden sızan bilgiler, bazı bakanların özellikle MHP kanadının yabancılara karşı saldırgan tavır takınmalarına neden olmuş olamaz mı? İlk anda çok yadırgadığımız Sağlık Bakanı Osman DURMUŞ’un “yabancılara tek hasta bile vermem ve onlardan kan da almam” demesini şimdi yadırgayabiliyor musunuz? ABD’nin saygın gazetelerinden New York Post’un haberine bir de bu gözle bakın:
“Türk hükümeti, ABD’nin Deniz Hastanelerini kullanmıyor...
Türkiye’deki şiddetli depremde 27.200’den fazla kişi yaralandı. Ancak yetkililer tarafından dün yapılan açıklamada, depremin meydana geldiği tarihten itibaren geçen iki haftalık süre içinde ABD tarafından gönderilen Deniz Kuvvetleri’ne ait üç adet yüzer hastanede henüz tek bir hastanın bile tedavi edilmediği bildirildi.
Türkiye’ye gönderilmiş olan uluslar arası yardımın çoğunun kullanılmaması Ankara’daki hükümetin eleştirilmesine neden oldu.
Türkiye’de yayınlanan Radikal gazetesi dünkü sayısında, 750 ton yardım malzemesiyle yüklü bir İsrail gemisinin üç gün süreyle gümrükte tutulduğunu yazdı.
ABD gemilerinin İzmit’e varışından önce Türkiye Sağlık Bakanı Osman DURMUŞ’un, bu gemilere ihtiyaç olmadığına ilişkin sözlerine geniş bir şekilde yer verildi.
Ancak ABD Büyükelçiliği, aralarında 600’den fazla yatak taşıyan Kearsarge adlı geminin de bulunduğu üç adet yüzer hastaneyle ilgili olarak bir uyuşmazlık yaşanmadığını bildirdi.”
Ne ölenler geri gelir, ne de anılarımız.
Ancak İzmit’te, Gölcük’te Yalova’da Halıdere’de Avcılar’da, Bolu’da Düzce’de ve daha nice yerleşim merkezinde enkaz altında hayatlarını yitiren binlerce Mehmet, Hatice, Ayşe ve Ali’ye karşı bir vicdan borcumuzda mı olmayacak? Onlar geride gözleri yaşlı onbinlerce sevenlerini, sıcaklıklarından mahrum bırakırken, sırf Kaliforniya’da Jony’ler, Susan’lar ve Alice’ler yaşasın diye yaşamdan çalındıklarını dünya bilmesin mi? Emekli Bir Subay.
17 Ağustos depremi kuşkusuz hepimizi derinden sarstı. Deprem bütün ülke halkını derinden üzerken, depremin açtığı yaralar hâlâ tam haliyle sarılabilmiş değil.
Açıkça söylemek gerekirse 17 Ağustos Gölcük depreminden sonra ben de yukarıdaki senaryoya benzer şeyler düşünmüştüm. Daha sonra sağduyusuna güvendiğim bir dostuma “acaba onların işi olabilir mi?” diye sordum. Önemli bir devlet kurumunda uzman olarak çalışan dostum “Açıkçası ben de aynı şeyi düşündüm” diye cevap verdi, son derece sakin bir şekilde...
Kısa süre sonra yalnız olmadığımız ortaya çıktı ve Sabah gazetesinden Can Ataklı köşesinde şunları yazdı: Yenişafak gazetesinden Taha Kıvanç’ın yazısı: Sabah gazetesinden Sedat Sertoğlu bu konuda en detaylı yazıyı yazıyordu Yazı metinleri ekte), Bu yazı Sayın Aydoğan VATANDAŞ Bey’in “HAARP-KIYAMET TEKNOLOJİSİ” adlı kitabından özet olarak alınmıştır. (Parantez içindekiler benim araştırma ve yorumlarım)

İNANMASANIZ DA OLUR
Taha KIVANÇ - 15 Kasım 1999 - Yenişafak Gazetesi

İster inanın ister inanmayın, bundan 2,5 ay önce, "Gerçek değil, hayal" başlıklı Kulis'i yazarken olayın bu boyutlara varacağını hiç hesap etmemiştim. Dikkatimi çeken bir filme işarette bulunmuştum o yazıda; Bill Clinton'un Türkiye'ye gelişi, filmin konusu ve deprem olayları arasında irtibat kurmuştum... Sonunda, o yazıda 'hayal' diye kaydettiğim gelişmelerin hemen hepsi fazlasıyla gerçekleşti. Üstelik Clinton da beklendiğinden bir gün önce (dün) ülkemize geldi... Sanki komplolara meydan okuyor Clinton...
O yazıma esas teşkil eden filmin adı 'Komplo Teorisi'; başrolde ünlü sanatçılar Mel Gibson ve Julia Roberts oynadığı için dünyanın her tarafında milyonlarca sinemasever tarafından izlendi film. Üşütük görüntüsü veren bir taksi şoförü, adalet bakanlığında çalışan bir genç kadınla ilgileniyor. Genç kadın da şoförü ciddiye almıyor önceleri, ancak birbiri ardına meydana gelen olaylar kadının gözünü açıyor. İzleyiciler olarak bizim zihnimiz karışıyor film boyunca, karşımıza çıkan olayların hangisi gerçek, hangisi 'komplo' ayırt edemez oluyoruz...
Mel Gibson'un canlandırdığı üşütük görüntüsü veren taksi şoförünün filmdeki adı Jerry Flecher... Adam şoförden öte bir şey; 'Komplo Teorisi' adıyla sadece sınırlı sayıdaki abonelerine gönderdiği haftalık bir haber bülteni de çıkartıyor... Bültenin son sayısında bir kaç senaryoya yer veriyor Flecher; bunlardan en önemlisi, NASA'nın, ödeneklerini kesen ABD başkanının hayatına kast eden bir komployu sahneye koyacağını tahmin etmesi... Flecher gazetelerde öylesine yayımlanan bir kaç masum haber arasında irtibat kuruyor ve NASA'nın uzaya gönderdiği bir araçtan yeryüzünü harekete geçireceğini, depreme sebep olacağını tahmin ediyor... Jerry, Avrupa gezisi sırasında ziyaret edeceği Türkiye'de, NASA'nın yapay hareketlendirmesiyle meydana gelecek yer sarsıntısında, ABD başkanının hayatını kaybedeceğini de öngörüyor...
Filmi, ya da o filmin hikâyesine temas ettiğim Kulis'i hatırladınız mı? Senaryoyu kaleme alanlar, Türkiye'deki muhtemel depremin şiddetini bile doğru tahmin etmişlerdi: 7.4... Ben filmin senaryosundaki bizi ilgilendiren ilginç ayrıntılara Kulis'te temas ettikten (25 Ağustos 1999) sonra, 'Komplo Teorisi' filmi benim işaret ettiğim özellikleriyle bazı gazetelerde birinci sayfa haberi oldu. Dünyanın çeşitli yerlerinde meydana gelen depremlerdeki garip bağlara, ilintilere dikkat çekilen mesajlar İnternet'te dolaşıp durdu. Önceki gün Düzce'de yeni bir deprem meydana geldiğinde 'Komplo Teorisi' filmi yeniden hatırlandı...
Bakın 2,5 ay önceki o Kulis'te neler yazmışım: "Beynim Jerry Flecher gibi komplo teorilerine fazla çalışmaz; NASA gibi bir kurumun istediği yerde istediği zaman yeri harekete geçirebileceğine inanmam da mümkün değil benim. Jerry Flecher olsaydım, 'Komplo Teorisi' filmini bütünüyle gerçek hale getirecek bir senaryo yazmam mümkün olurdu. Sırf Clinton'u ortadan kaldırmak için harekete geçen birileri, iz sürenleri şaşırtmak için, ellerindeki teknik gücü filmde öngörüldüğü şekilde bir kere değil iki kere kullanmaya kalkışmış olabilirler pekâlâ. Birincisi, Gölcük merkezli bir deprem için, ikincisi de başkanı ortadan kaldıracak İstanbul merkezli ikinci bir deprem için... Tabii böyle bir senaryo ancak Jerry Flecher'in hayal dünyasında bulunabilir..."
Tabii, Düzce merkezli yeni depremden sonra senaryo biraz değişmek zorunda; iki değil üç ayrı deprem planlamak gerekiyor çünkü. Biri Gölcük merkezli, diğeri Düzce merkezli, bir de bu ikisinin hazırladığı zihinlerin kabul edebileceği daha güçlü bir üçüncü deprem... Bill Clinton NASA'nın ödeneklerini kısıyor mu, NASA yapay depreme sebep olabilecek teknolojiye sahip mi, şu sıralarda Türkiye'nin üzerinde NASA'ya ait bir uzay aracı dolaşıyor mu? Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyorum ben. Zaten Jerry Flecher değilim ki, birbiriyle ilintisiz olaylar arasında bu tür ilişkiler kurabileyim.
Şu sıralarda cevabını en çok merak ettiğim soru ne biliyor musunuz? "Acaba Bill Clinton Komplo Teorisi filmini gördü, Brian Helgeland'ın yazdığı senaryoya dayalı filmin başarısından sonra J. H. Marks'a yazdırılan romanını okudu mu?"


SİSMİK BOMBA ŞÜPHESİ
Can ATAKLI - 31 Ağustos 1999 – Sabah Gazetesi

Adam diyor ki:
“Deprem olmadı, sismik bomba atıldı” al başına belayı, olacak iş mi, ama şeytan da dürtüyor “neden olmasın?” diye.
Balıkçının biri “Tam deprem olurken göğe bir ateş topu yükseldi, gökyüzü aydınlandı, yıldızları tutacak gibi oldum” demesiydi belki de “fısıltı gazetesi”nin tirajı bu kadar büyük olmayacaktı. Balıkçının bu ifadesini başka görgü tanıkları da destekleyince ve bir de üstelik Büyükada açıklarında “ağların eridiği” söylentisi yayılınca “komplo teorileri” de devreye girdi.
Yarın depremin üçüncü haftasına giriyoruz. İlk haftanın sonundan beri konuşulan bir konu var. Hatta öyle ki kimi okurlar “Kardeşim bunu niye yazmıyorsunuz, niye saklıyorsunuz? diye sitem bile ediyor.
Konu şu: Marmara’daki depremin “görülmemiş” ölçüde büyük olmasının nedeni sadece doğa olayı olmayabilir, İzmit Körfezi’ne “sismik bomba” atılmış olabilir.
Böyle bir bomba var mı?
Şu ana kadar böyle bir bombanın imal edilip edilmediği konusunda resmi bilgi yok. Yok ama, teknik olarak mümkün. Sismik bomba şu oluyormuş: Dünyanın çevresine yerleştirilmiş bir uydu, dünyanın herhangi bir bölgesine, insan kulağının asla duymayacağı çok güçlü ses dalgası gönderiyor. Bu da yer sarsıntısına neden oluyor. Eğer bu ses dalgaları kırılmaya yüz tutmuş fay hatlarına gönderiliyorsa, sarsıntı çok daha şiddetli oluyor.
Madem lafa girdik, artık sürdüreceğiz mecburen. “Sismik bomba atılmış olabilir” teorisi nereden kuvvet buluyor? “Fısıltı gazetesi”nin haberlerine göre, CNN’de Ecevit’e sorulan bir soru akılları karıştırmış. CNN muhabiri “Depremde PKK parmağı olabilir mi?” diyor, Ecevit de “Zannetmiyorum” karşılığını veriyor, konu kapanıyor. Ama “komplo teorisi üretecek kapasitede” beyin taşıyanlarda merak başlıyor. “Ne demek PKK parmağı, yani biri istese deprem yapabiliyor mu?
Ardından şu sıralarda CİNE-5’te gösterilmeye başlanacak olan, “Komplo Teorileri” isimli film geliyor. İzlemeyenler için yazıyorum, eski bir ajan olan filmin kahramanı, çeşitli teoriler üretiyor ve ilgili makamlara bildiriyor. Bunlardan biri Amerika Başkanı’na düzenlenecek suikastle ilgili. Filmin kahramanı diyor ki “Başkanı öldürmek isteyenler, Türkiye gezisini bekliyor. Başkan Türkiye’deyken, sismik bomba atılacak, deprem olacak, İstanbul yıkılacak, başkan da enkaz altında kalıp ölecek.”
Nitekim filmin ilerleyen dakikalarında Başkan Türkiye’ye gelmeden az önce deprem oluyor ve binlerce kişi ölüyor.
“Fısıltı gazetesi”nin yaydığına göre, İzmit Körfezi’ndeki alev topu, denizin içinde bulunan ve lava benzeyen madde, Altıncı Filo’nun gelişi, bir Rus araştırma gemisinin depremden iki saat sonra Marmara’ya girişi, bir Amerikan heyetinin Tsunami olup olmadığını araştırmak için bölgeye gelip dalış yapması, Amerika’nın fevkalâde yakın ilgisi, uzmanların yeni deprem olabilir uyarıları “depreme başka şeylerin karıştığı” sanılarını arttırıyormuş.
Tabii böyle anlarda insan beyni “normalden çok farklı” çalışıyor. Hele bizim gibi pekçok işe şeytanın karıştığı ülkelerde bu tür “paranoyak” düşünceler ortaya çıkıyor.
Çıkmakla da kalmıyor, bir sürü insan inanmasa da “Valla neden olmasın?” sorusunu soruyor. Olabilir mi?
Buraya kadar “fısıltı gazetesi”nin yayınlarından derlenen bilgileri okudunuz. Peki gerçekten böyle bir bomba olabilir mi, olsa bile bunu kim, hangi amaçla ve Türkiye’nin kalbine atacak cesareti nasıl kendinde bulur?
Filmdeki gibi “cani bir bilimadamı” olması mümkün değil. Bu silahı elinde tutan bir devletin şu ya da bu nedenle bunu yapması da günümüz dünyasında mümkün olamaz.
Geriye bir tek “yanlışlık” ve sanal hedef olarak da İzmit Körfezi’ni nişanlıyor. Ama ne oluyorsa oluyor, sistem devreye giriyor. Ondan sonrası malum.
Uçuk gibi geldi size de değil mi? Bana da öyle.
Amaaa, Ege Denizi’nde bir Amerikan gemisinin, dünyanın en gelişmiş teknolojisi ile denetlenen ateşleme sisteminin, “yanlışlıkla” devreye girdiğini ve gidip bir Türk savaş gemisini, en önemli noktasından vurduğunu, pekçok Levendimizin ŞEHİT olduğunu da unutamıyorum bir türlü.”


CAN ATAKLI ŞİMDİ İŞSİZ
H A A R P
Sedat SERTOĞLU – 24 Ağustos 1999 – Sabah Gazetesi

Bu harfler, ABD’nin en gizli askeri projelerinden biri olan “High Frequency Active Auroral Research Program” isminin baş harfleri... Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program bu...
Bu konuyu gündeme getirmemizin nedeni, son zamanlarda bazı kişilerin İnternet aracılığı ile HAARP projesini, Yıldız Savaşları filmleri senaryosu türünden senaryolarla Körfez depremine bağlayıp, birbirlerine iletmeye başlamaları. Hayal gücü oldukça yüksek bir milletiz. Kendimiz uydurup, sonra da kendimiz inanıyoruz. “Fısıltı gazetesi” akıl almaz bir hızla yalan yanlış herşeyi yayıyor. Bu nedenle konuyla ilgili doğruları bilmekte yarar var..
Bu proje 6 yıldan beri, Alaska’da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetleri’nce gerçekleştiriliyor. Resmi amacı, İyonosfer’de araştırma yapmak. Bu projenin gerçekleşmesinde üç Amerikan şirketi ARCO, Raytheon ve E-Sistemleri, önemli rol oynadı ve hâlâ oynuyor..
Amerikalı askeri yetkililere göre, HAARP şunları gerçekleştirecek:
1- Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek,
2- Denizaltılarla haberleşmeyi kolaylaştırmak,
3- Radar sistemlerini son derece geliştirmek,
4- Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurmak,
5- EMass ve Cray bilgisayarları ile ortaklaşa, toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,
6- Büyük alanlarda petrol, doğalgaz ve mineralleri tespit etmek,
7- Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.
Gelelim, bu projeye karşıt olan Amerikalı bilimadamları da var. Bunun son derece tehlikeli olduğunu savunuyorlar. Çünkü, onlara göre, HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur..
Projenin karşıtlarından biri olan, ülkenin en ünlü jeofizikçilerinden Prof.Gordon J. F. MacDonald’e göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:
1- İklimleri değiştirebilir,
2- Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,
3- Ozon tabakası ile oynayabilir,
4- Deprem yaratabilir,
5- Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,
6- Dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir,
7- Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir...
Bunlar yapabildiklerinin sadece bir kısmı.. Dehşet değil mi?
Ancak, Amerika Hava Kuvvetleri, iklimlerin kontrolünü amaçlayan “Spacecast 2020” projesi ile ilgili olarak “Çevreyi değiştirme teknikleri ile bir başka ülkeyi yok etmek veya zarara uğratmak yasaktır” açıklamasını da yapmış durumda...
Bu proje çok küçük sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulduğuna göre, Zbigniev Brezinski’nin 1970’lerde sözünü ettiği “İlerki yıllarda teknolojiye bağlı daha kontrollü bir toplum olacağı ve elitlerin bu imkânı kullanacağı” cümlesi sanki gerçek oluyor...
ABD eski Başkanı George Bush, “Yeni Dünya Düzeni” cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi?
Sizce HAARP ile ilgili bir başka ilginç şeyi anlatalım... Bu konuda Web’de açılan sayfalar, buradaki konuşmalar, gelen bilgiler, tartışılan konular sık sık esrarengiz eller tarafından silinip yok ediliyor. HAARP, bu konuyu inceleyenlere göre, 1994 yılından bu yana, en çok sansüre uğrayan konu durumunda...
Bir de bu konuda yazılmış olan ve adını çok ilginç bulduğumuz bir kitaptan söz edelim:
“Angels D’ont with HAARP..”
HAARP tartışması ABD’de daha çok uzun süreceğe benziyor...”
Rapor Et
Eski 23 Nisan 2006, 02:36

Türkiye Deprem Araştırmaları

#3 (link)
bal gibi
arwen - avatarı
İstanbul için son çağrı: 7.6'lık Deprem ve Tsunami kapıda
Prof. Dr. Celal Şengör, İstanbul'u bekleyen büyük tehlikeyi açıkladı ve ''Marmara'da büyük bir deprem olacak. Ama bugün ama 50 yıl sonra. Eğer 180 kilometrelik fay tek parçada kırılırsa 7.6'yla sallanırız. Bu da Yeşilköy'de dev dalgalara yol açar'' dedi.
17 Ağustos ve 12 Kasım depremleri korkunç bilancosuyla belleklerimizdeki yerini koruyor. Türkiye'nin metropol kenti İstanbul ise her an yaşanacak olası şiddetli bir deprem gerçeğine alışmaya çalışıyor. Uzmanlar neredeyse hergün ekranlarda. "Marmara denizinde büyük bir deprem mutlaka olacak. Zaman aralığı 2 saniyeyle 50 yıl. Yani her an da olabilir, 50 yıl sonra da" diye uyarıyor. Bilimadamları depremin büyüklüğünü de artık neredeyse kesin olarak hesapladı: Maksimum 7.6. Ancak olabilecek felaket senaryolarına hergün bir yenisi ekleniyor. Son olarak Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Celal Şengör, 7.6 büyüklüğünde olası bir depremin İstanbul'un Yeşilköy semtinde tsunami yaratacağını söyledi.
Hava Harp Okulu istedi
Şengör, tsunami ihtimalini şöyle açıkladı:
"Büyük bir deprem olduğunda Kuzey Anadolu Fayı'nın güneyinden Çınarcık'ın kuzeyinden geçen fay paketi harekete geçer. 160-180 kilometrelik fay tek parça kırılırsa depremin büyüklüğü azami 7.6 olur. Bu da deniz tabanında iki metrelik bir düşey atım demektir. Böyle bir düşeyatım tsunami yaratır ya da deniz tabanında büyük bir yer kaymasına neden olur. Dalgaların yüksekliği üç ya da beş metreye kadar çıkabilir. Tsunaminin olacağı yer de Yeşilköy. Bu semtte bulunan Hava Harp Okulu'nun isteği üzerine bu araştırmayı yaptık. Sonuçlarını da askeri yetkililere ilettik." Sahildeki semtler, dev dalgaların altında kalır Aralarında Fransız uzman Xavier Le Pitchon ile Celal Şengör'ün de bulunduğu bir grup bilimadamının, Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi'nde kalan bölümü üzerinde yaptıkları detaylı incelemenin sonuçları bir rapor olarak yayınlanmıştı. Buna göre en fazla 7.6 büyüklüğünde bir deprem en geç 50 yıl içinde olacak. Uzmanlar böyle bir depremin İstanbul'daki bilançosunu ise şöyle çıkardı: 50 bin kişi ölebilir, 5 bin ev yıkılır. Yeşilköy'deki sahiller de 4-5 metrelik dalgaların altında kalır.(11-06-

Güney Marmara’da tsunami fayı çıktı!
Prof. Şengör, Çınarcık-Armutlu arasındaki dik atımlı fayların 4 metre ve üstünde tsunamilere neden olabileceğini söyledi.
Prof. Celal Şengör, tsunami konusunda yaptığı açıklamalarla Marmara Bölgesi’nde yaşayanların uykusunu kaçıracak. Le Suroit gemisinin araştırma sonuçlarıyla ilgili Prof. Xavier le Pichon’la yazdığı ikinci makale önümüzdeki aylarda uluslararası bilim dergilerinde yayınlanacak olan Prof. Şengör, "Marmara Denizi’nde ana fayın tek parça olduğu belirlendi. Ancak ana fayın güneyinde de büyüklüğü 7’nin üzerinde depremlere yol açacak faylar var. Bu faylar tsunami yaratacak faylar. Bunlar Çınarcık ile Armutlu arasında" dedi.

‘Ana fay tek parça’
ABD’nin en ünlü bilim kuruluşlarından CalTech’de (California Teknoloji Enstitüsü) bir yıllığına konuk öğretim üyesi olarak bulunan Şengör, "Bilim adamları istemeseler de doğruyu söylemekten asla korkmamalı... Halk unutur, ama bilim unutmaz" diye konuştu. Şengör sözlerini şöyle sürdürdü: "Prof. Pichon’la düşüncelerimizde bir değişiklik yok. Zaten Le Suroit gemisinin ortaya koyduğu veriler, bizim tahminizi destekliyor. Ana fay, Orta ve Tekirdağ çukurluklarında da tek parça olarak devam ediyor."

Çünkü faylar dik atımlı
Kuzeyden geçen tek parça fayın dışında, güneyinde de 7’den büyük deprem yaratacak faylara rastlandığını anlatan Şengör, bu faylar hakkında da şu bilgileri verdi: "Bunlar sağ yanal atımlı değil, normal faylar. Yani aşağı yukarı hareket eden faylar. Bu fayları ana fay oluşturmuş. Bunlar aşağı yukarı hareket eden yani normal faylar olduğu için tsunami yaratacaklar."

Bin yıl içinde 12 kere oldu
ODTÜ ve Güney California üniversiteleri işbirliğiyle yapılan araştırmalarda ortaya konan senaryolara göre, Marmara’da 4 metre ve daha yüksek tsunami dalgaları oluşabilir ve bunlar 5 dakikada karaya ulaşabilir. Son bin yılda Marmara’da 11 tsunami olayının meydana gelmiş olduğunu anlatan bilim adamları, "17 Ağustos’ta meydana gelen 2.52 metrelik tsunami ile bu sayı 12’ye yükselmiştir" diye konuştu.

Tsunamiden 2780 yıl sonra Yalova’daki Aksa fabrikasının arkasında denizden 1.5 kilometre uzaklıkta karada yapılan incelemede, 2780 yıl önce meydana gelen tsunaminin izlerine rastlandı. Tsunaminin M.Ö. 780 yılında gerçekleştiğini belirten Prof. Okan Tüysüz ve Doç. Dr. Can Genç, "15 - 20 santim kalınlıkta ince bir zon tabakasına rastladık. Bu zon bolca fosil (midye, istiridye parçaları) ve memeli kemikleri kapsıyor. Burada 4 metrelik tsunami olmuş" dedi.


Risk Çok Yüksek
Marmara'da 7'den büyük deprem olma olasılığının 30 yıl içinde yüzde 62 olduğunu tekrarlayan Barka, bu oranın yüksek olduğunu bir örnek vererek şöyle anlattı: "Japonya'da meteoroloji, yağmur olasılığı yüzde 30 dediğinde halk şemsiyesiz evden çıkmaz. Bu olasılık kimilerine az geliyor ama aslında yüksek bir orandır. 1766'da Marmara'da art arda dört büyük deprem oldu. Şimdi Marmara'da beklenen depremde 4.7 metrelik bir ileriye kayma bekleniyor. 7.2 büyüklüğüne eşit bir deprem. Deprem geciktikçe giderek büyüyerek gelecektir."

Zaman Daralıyor
Barka, "Bu deprem İstanbul'da yaklaşık 50 - 100 milyar dolarlık bir zarara yol açabilir. Ama biz kabaca yaklaşık 1 milyar dolar harcarsak bu parayı kurtarabiliriz" diye konuştu. Artık Marmara Denizi'nin depremselliğinin bilindiğini, tehlikenin kapıda olduğunu söyleyen Barka, "Bundan sonra yapılması gereken, bir dakika bile kaybetmeden zemin etüdlerini, bina yapılarını öğrenmek ve süratle iyileştirmektir. Zaman gittikçe daralıyor" dedi.

ABD, İstanbul için bizden çok korkuyor
ABD'lilerin İstanbul'da yaşanacak deprem için Türkler'den daha çok korktuklarını anlatan Barka, "Çünkü Kuzey Anadolu Fayı (KAF) ile benzer yapıya sahip olan San Andreas Fayı'nda olan depremleri, onlar 200 yıldır biliyorlar, oysa Marmara'daki depremler 2 bin yıldır biliniyor. Marmara'da bilinen 12 yıkıcı deprem olmuş. Bu nedenle ABD'liler, Marmara'da her deprem olduğunda kendi depremleri hakkında bilgi sahibi oluyorlar. Ayrıca daha çok korkuyor" dedi.

Beş bin binaya 'kadayıf' uyarısı
Marmara depreminde ölümlerin yüzde 70'inin (3 bin 500 bina), binaların "yassı kadayıf" şeklinde çökmesinden kaynaklandığını ortaya çıkaran Boğaziçi Üniversitesi Deprem Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdik ve arkadaşları, İstanbul'da aynı şeklinde çökebilecek 5 bin bina belirledi.

Binaya destek şart
Bu çökme sistemiyle en az 20 bin kişinin yaşamını kaybedeceğini belirten Erdik, "Bu insanları, binalara sınırlı güçlendirme uygulayarak kurtarabiliriz. Her bina için sınırlı güçlendirme bedelini 40 bin dolar olarak hesapladık. 5 bin bina için gerekli miktar ise 200 milyon dolar" dedi. Erdik, 7.5’lik bir deprem senaryosuna göre, İstanbul'da 40 - 50 bin binanın ağır hasara uğrayacağını ya da yıkılacağını, 5 - 6 bininin de yassı kadayıf şeklinde çökeceğini, yaklaşık 1 milyon 200 bin kişinin acil konut ihtiyacı içinde olacağını sözlerine ekledi.

Alev topu, deprem cihazına yakalandı
Elektrik mühendisi Selçuk Şahin, deprem habercisi olduğu iddia edilen ve zaman zaman da UFO sanılan ışık toplarını, Altınoluk açıklarında gördü. Ayrıca Şahin'in ışıkları gördüğü saatlerde deprem erken tahmin cihazı verileri de normalin dışına çıktı. Bu durum, parlak ışıklarla, deprem erken tahmin cihazı arasında ilişki olduğu tezini güçlendirdi. Depremi önceden tahmin etmek için geliştirilen projeyi yürüten İTÜ’den Dr. Berk Üstündağ, gökte parlak ışık görüldüğü haberini aldıkları zamanlarda, cihazın verilerinin normal periyodun dışına çıktığını doğruladı.

Göz yanılması değil
Teknisyen ve gemici iki arkadaşıyla denize açıldıklarını belirten Şahin yaşadıklarını şöyle anlattı: "Altınoluk'un yaklaşık 2 - 3 mil güney batısındaydık, hava açık ve saat 12.00 - 12.30 civarıydı. Gökte biri büyük ikisi küçük ışık topları gördük. Yaklaşıp uzaklaşıyordu. Çok kuvvetli projektör gibiydi, çok parlaktı. Beş dakikadan fazla göründükten sonra kayboldu. Göz yanılması olamaz, yanımdaki iki arkadaşım daha gördü. Sahildeki motorculardan da bazıları görmüş. Jandarma ve Sahil Güvenlik'e
gittim ama onların bilgisi yoktu." Üstündağ da, Şahin'in parlak ışık gördüğü saatlerde, depremleri yüzde 85 tahmin eden cihazın grafiklerinde farklılık olduğunu belirtti.

Işık - cihaz ilişkisi
Üstündağ, "Bölgeye en yakın istasyon olan Balıkesir'de anormal bir değişim gözlemledik. Zaten bize ışık görenlerden sık sık e-mail geliyor. Biz de ışığın görüldüğü saatte, cihazımızın verilerine bakıyoruz. Cihaz, günlük periyodik çizgisinin dışına çıkıyor. Bu bizim için farklı bir durum" diye konuştu.

‘Nisan ayına göre depremsellik arttı’
Marmara depreminden sonra depremselliğin arttığını belirten Dr. Berk Üstündağ, "Nisan ayı oldukça sakin tamamlandı. Ancak mayısta bu azalma trendinin dışına çıkıldı ve nisana göre daha depremsel geçti. Şimdi etkinlik Ege'ye kaydı. Oradaki dönem bitecek, başka bir yere kayacak" dedi. Nisanda Marmara’da magnitüdü 3'ün üstünde altı deprem olduğunu vurgulayan Üstündağ, mayısta bu sayının yüzde 317 arttığını hatırlattı.

Prof. Celal Şengör'ün Açıklaması
'Marmara’daki gaz hayra alamet değil!'
Prof. Celal Şengör’e göre, Marmara fayındaki gaz ve sıcak su çıkışı, 60 kilometrelik bölümün sanıldığı gibi 1912’de kırılmadığını gösteriyor.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Celal Şengör, Marmara Denizi’nde yapılan son deprem araştırma ve çalışmalarını yorumladı. TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Başkanı Prof. Dr. Naci Görür koordinatörlüğünde hazırlanan, ulusal ve uluslararası kuruluşlardan 18 bilim adamının isminin yer aldığı raporda, Marmara Denizi’nde kırılması beklenen 110 km.’lik fayın 60 km.’sinin 1912’de kırıldığı şüphesine dikkat çekilmişti.


‘Tsunami riski yüksek’

Raporda, bu nedenle dikkatin, Orta Marmara Çukurluğu’ndan Adalar’ı geçip Körfez girişine uzanan 115 km.’lik fay hattına çevrildiği belirtilmişti. Aynı raporda, Çınarcık çukurluğunun güneyinde yer alan normal faylar için de, "Kırıldığında 6’lar

mertebesinde deprem üretecek bu faylarda tsunami potansiyeli fazla. Karada ise Tuzla - Maltepe hattında da aktif bir fay tespit edildi. Bu fay denizde de devam ediyor" denilmişti. İşte bu sonuçları değerlendiren Prof. Şengör özetle şunları kaydetti:
"Rapordaki gibi bu bölüm 1912’de kırılmış olsaydı, fay üzerinde yoğun gaz çıkışı olmazdı. Çatlak olmadan gaz çıkmaz. Orada büyük bir hareket var ki, sürekli gaz ve sıcak su çıkışı oluyor. O nedenle fayın 1912’de kırıldığını sanmıyorum. Ayrıca kırılmış olsa bile diğer faylar 7’nin üzerinde deprem üretecektir. Unutulmamalı ki, İzmit depreminde 50 km’lik fay kırıldı. 7’nin üzerinde deprem meydana geldi."

Milliyet 2002
Rapor Et
Eski 25 Nisan 2006, 00:51

Türkiye Deprem Araştırmaları

#4 (link)
bal gibi
arwen - avatarı
Yakın zamana kadar sadece derinliklere bakılarak yapılan fay kestirimleri, yerini sismik araştırmalara bıraktı. Bu yazıda, Marmara Denizi'nde 1997 öncesi kurulan fay modelleri ile 1988'den sonra ortaya çıkan, Aral Okay ve arkadaşlarının, TPAO'nun ve Le Pichon ile arkadaşlarının fay modelleri üzerine bir yorum sunuyoruz.
17 Ağustos 1999 Kocaeli ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinden sonra tüm gözler bundan sonra olabilecek ve İstanbul'u etkileyebilecek bir deprem için Marmara Denizi'ne çevrildi. Yerbilimcilerin genel kanısı depremin önümüzdeki 30 yıl içinde Marmara Denizi içinden geçen Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde olacağı. Bu nedenle Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Marmara Denizi altındaki geometrisi büyük önem kazanıyor.
Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun Marmara Denizi içinden geçtiği 1940'lı yıllardan beri bilinmesine rağmen, 1980'li yıllara kadar deniz altındaki fay geometrisi ile ilgili tek kullanılabilecek veri , Marmara Denizi'nin kabaca bilinen batimetrisinden ibaretti. Marmara Denizi içinde derinliği 1000 metreyi geçen üç büyük çukurun ve bunları ayıran kuzeydoğu gidişli sırtların varlığı uzun süredir biliniyordu.
Bu nedenle yakın zamana kadar Marmara Denizi'ndeki aktif fayların geometrisi tamamen (Pınar, 1943; Pfannenstiel, 1944; Şengör ve diğerleri, 1985) veya çok büyük ölçüde (Barka ve Kadinsky-Cade, 1988) batimetriye bakılarak çizildi.
Buna karşın deni altında kalan alanlarda fayları haritalamanın en sağlıklı yöntemi sismik yansıma. Bu bakımdan bu yazıda sismik yansıma verilerine dayanarak yapılan Marmara fay haritaları irdelenecek. Marmara Denizi'nde sonuçları bilim camiasına açıklanan ilk sismik veriler Piri Reis gemisi ile alındı.
Tek kanallı bu sismik verileri, 1997 senesinde MTA Sismik-1 'in topladığı çok kanallı sismik veriler izledi. 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında da MTA Sismik-1 gemisi İzmit Körfezi'nden ve Doğu Marmara'dan sismik veriler topladı.
Fay çeşitleri, GPS verileri ve Marmara fay geometrisi
Fay, kayaların içinde oluşan ve depremlerle tekrar tekrar hareket eden bir kırık. Tabiatta, yanal-atımlı, normal ve ters faylar olmak üzere üç ana fay tipi mevcut. Normal faylar yerkabuğunun genişlediği, ters faylar ise daraldığı bölgelerde oluşuyor. Bazı durumlarda hem yanal atımı hem de normal veya ters atımı içeren oblik-atımlı faylar da meydana gelebiliyor. Kuzey Anadolu Fayı yanal atımlı bir fay, fakat bu büyük fay zonu içinde normal veya ters atım bileşeni olan oblik faylar da bulunur.
Son on yılda yerbilimlerinde yaşanan önemli bir ilerleme, yeryüzündeki hareketlerin uydular vasıtası ile çok hassas bir şekilde hesaplanması oldu. "Global Positioning System" veya kısaca GPS adı verilen bu sistem ile iki nokta arasındaki yer değiştirme miktarının milimetre hassasiyetinde ölçülmesi mümkün.
Bu sonuçlara göre Marmara Denizi'nin güneyinde kalan bölge Trakya'ya göre her yıl iki santim batıya kayıyor (Straub ve Kahle, 1995). Örneğin Bursa her yıl İstanbul'a göre 2 cm batıya gidiyor (veya İstanbul, Bursa'ya göre 2 cm doğuya hareket ediyor).
Buna karşın İstanbul ile Tekirdağ arasında veya Bursa ile Erdek arasında bir hareket mevcut değil. Burada hareket eden iki büyük levha: Kuzeydeki Avrasya levhası ile güneydeki Anadolu levhası. Bu hareket Marmara Denizi içinden geçen faylar boyunca oluyor.
Eğer Marmara'daki faylar, hareket yönüne tam paralel ise, güneydeki ve kuzeydeki levhalar birbirine teğet olarak kayacaklar, ve fay tam yanal atımlı bir fay olacak.
Örneğin Marmara Denizi ile Saros Körfezi arasında kalan Ganos Fayı , Biga Yarımadası'ndaki hareket vektörlerine büyük ölçüde paralel olduğu için, Ganos Fayı yanal atımlı bir faydır; fay boyunca büyük çukurluklar ve sırtlar oluşmamıştır. Buna karşın hareket yönü ile faylar arasında bir uyumsuzluk söz konusu ise, fayın yönüne göre iki blok arasında çukurlar veya sırtlar meydana gelecektir. Marmara'da derin deniz çukurlarının varlığı, Marmara Denizi içindeki Kuzey Anadolu Fay Zonu'nun hareket vektörlerine paralel olmadığına ve buna bağlı olarak fayların oblik atımlı karakter gösterdiğine işaret eder.
Rapor Et
Eski 19 Mart 2009, 21:37

Türkiye'de depremin en az görüldüğü yerler

#5 (link)
xtxt27
Ziyaretçi
xtxt27 - avatarı
Depremin en az görüldüğü yerler
  • Konya
  • Karaman
  • Taşeli platosu ve İçel çevresi
  • Mardin
  • Şırnak
  • Trakya'da Ergene havzası
Tşk etmeyi unutmayın, ben Esra
Rapor Et
Eski 20 Ekim 2010, 14:08

Adalar’da tsunami tehlikesi var mı?

#6 (link)
Daisy-BT
Ziyaretçi
Daisy-BT - avatarı

Prof. Dr. Ahmet Ercan, olası İstanbul depreminde Adalar için tsunami tehlikesinin olmadığını, asıl tehlikenin Avrupa yakasında olduğunu söyledi.

Yıllardır konuşulan “Olası bir depremde tsunami Adalar için tehlike yaratır mı?” sorusuna Prof. Dr. Ahmet Ercan yüreklere su serpen bir yanıt verdi.

Ercan, depremde oluşacak tsunami dalgalarının Adalar’ı yutacak büyüklüğe ulaşamayacağını söyledi.

Ercan, “Adalar tamamen tsunami dalgalarının altında kalır diye birşey sözkonusu değil. Denizden ilk iki metre yüksekliğindeki kesimler etkilenir. Adalar 150 deprem görmüş ve halen ayakta dolayısıyla Adalar’ın göçmesi için dünyanın göçmesi gerekiyor” diye konuştu.
Prof. Dr. Ercan, Adalar’da Rum Yetimhanesi, Büyükada’daki Değirmen Plajı ve Heybeliada’daki su sporlarının bulunduğu yerlerin depremden daha çok etkilenebileceğini ileri sürdü.
Ahmet Ercan Avrupa yakasının Anadolu’dan daha riskli olduğunu söyleyerek, “Anadolu yakasında, Avrupa yakasına göre deprem çekincesi yüzde 35 daha azdır. Küçükçekmece, Avcılar, Bakırköy, Zeytinburnu, Yedikule, Eminönü, Fatih, Eyüp’ün bulunduğu kesim Haliç kıyıları, İstanbul’daki bütün dere yatakları, bunun yanı sıra Beylikdüzü’nün yer kayma alanları depremden çok etkilenir.” dedi.


NTVMSNBC, Mimdap - 20 Ekim 2010

Rapor Et
Eski 6 Eylül 2011, 09:55

Türkiye'nin Deprem Gerçeği

#7 (link)
ener
Ziyaretçi
ener - avatarı
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org

Erzincan Depremleri

Erzincan'da 53 yıl arayla meydana gelen iki yer sarsıntısı. 26-27 Aralık 1939'da meydana gelen, Richter ölçeğine göre 8 şiddetindeki ilk depremde 32.962 kişi yaşamını yitirdi, yaklaşık 100.000 kişi yaralandı, yaklaşık 117.000 bina da yıkıldı. 13 Mart 1992'de olan ikinci deprem Richter ölçeğine göre 6,8 şiddetindeydi. Bu depremde 486 kişi öldü, 2.800 kişi yaralandı; 28.000 dolayında bina da hasar gördü.
Rapor Et
Eski 8 Temmuz 2012, 13:22

Türkiye'nin Deprem Gerçeği

#8 (link)
MsXTeam
Valeria - avatarı
Erzurum - Kars Depremleri
Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs.org

30 Ekim 1983'te Erzurum ve yöresinde meydana gelen yer sarsıntısı. Şiddeti Richter ölçeğine göre 7,1 olan bu depremde 1.400 kişi yaşamını yitirdi ve 537 kişi yaralandı. 10.000'den çok bina hasar görürken 30.000'den çok hayvan da telef oldu.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.493 saniyede (91.85% PHP - 8.15% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 06:54
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi