Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Tevfik Fikret

Bu konu Edebiyat tr forumunda GusinapsE tarafından 25 Nisan 2006 (02:32) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
60511 kez görüntülenmiş, 6 cevap yazılmış ve son mesaj 9 Kasım 2012 (15:31) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 4.40  |  Oy Veren: 5      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 25 Nisan 2006, 02:32

Tevfik Fikret kimdir, nereli, hayatı.

#1 (link)
GusinapsE
Ziyaretçi
GusinapsE - avatarı
Tevfik Fikret

Tevfikfikretmagnify-clip
Tevfik Fikret


Tevfik Fikret (24 Aralık1867 - 19 Ağustos1915) Osmanlı dönemi büyük Türk şairi
24 Aralık1867'de İstanbul'da Aksaray'ın Kadırga semtinde doğdu. Baba tarafı Çankırılı, annesi ise müslüman olmuş Sakızlı bir Rumun kızıydı. 12 yaşında annesini kaybetti. Fikret, 1888'de Galatasaray Lisesi'ni birincilikle bitirdi. Hocaları arasında Muallim Naci, Recaizade Ekrem gibi günün seçkin öğretmenleri vardı. Şiire lise yıllarında başlamış ve ilk şiirini 1883'te yayımlamıştır.
Liseden mezun olduktan sonra önce Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı), daha sonra da Maarif Mektubi Kalemi'nde çalışmaya başladı. Bir akrabasının yardımıyla Sadaret Mektubi Kalemi'nde düşük bir ücretle kısa bir süre çalıştı. 1889 Ağustos'una gelindiğinde dördüncü işine istişare odası'nda muavin olarak başladı. Ayrıca Yüksek Ticaret Okulu'nda Fransızca ve Türkçe dersleri veriyordu. Ertesi yıl, 22 yaşında, kuzeni, kız öğretmen okulu öğrencisi, 14 yaşındaki Nazıme hanımla evlendi.

Bu sırada, çeşitli şiir yarışmalarında birincilikler kazandı. 1894'te, Malumat gazetesinin kurucuları arasında yer aldı. Aynı yıl işinden ayrılıp, Galatasaray Lisesi'nde (Mekteb-i Sultani) Türkçe öğretmenliğine başladı. Ancak, bütçe kısıntısından ötürü maaşlar kesintiye uğrayınca 1895'te ayrıldı. Aynı yıl oğlu Haluk doğdu. Bir yıl sonra Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliğine atandı. Bu sıralarda yazdığı şiirlerde aşk, ev, doğa temalarını işlemiştir.

1896'ta, hocası Recaizade Ekrem onu Servet-i Funun dergisinin sahibi Ahmet İhsan ile tanıştırdı. Fikret, derginin tahrir ve tashih işlerine bakmaya başladı. Sanatta hem içerik hem de biçimde bir atılım yapıp batılılaşmayı ilke edinen Servet-i Funun topluluğunun hareketine Edebiyat-i Cedide adı verilmiştir. Bu ekolde, Fikret'in yanısıra Halit Ziya, Cenap Şahabettin, İsmail Safa, Mehmet Rauf, Samipaşazade Sezai, Hüseyin Cahit, Ahmet Şuayip, Hüseyin Siyret gibi isimler bulunuyordu. Ondokuzuncu yüzyılın son dört yılında, Fikret'in şiirlerinde toplumsal boyutun arttığı, karamsarlığın üste çıktığı gözlenir. 1897 Osmanlı-Yunan savaşı sırasında yurt ve ulus sevgisini dile getiren şiirler yazdı. Aynı zamanda, Abdülhamit'in baskısı ile sansür ve jurnalcilik arttı. Özgürlük ve adalet özlemi ile ilgili şiirler yazarken 1898'de birkaç gün için göz altına alındı ve bundan sonra sürekli izlendi.


300px-Tevfik_fikret_muzesimagnify-clip
Aşiyan'da Tevfik Fikret'in bugün müze olan evi


1900 yılında, ilk kitabı Rubab-ı Şikeste (Kırık Saz) yayımlandı. Ertesi yıl Ahmet İhsan ile araları bozuldu ve dergiden ayrıldı. Bir süre sonra, bir çevirisi yüzünden Servet-i Funun kapatıldı. 1902'de kız kardeşini, 1905'te babasını yitirdi. Aynı yıl, babasının Aksaray'daki konağını satarak Rumelihisar'ında, planlarını kendi yaptığı ve ölünceye dek oturacağı, bugün Tevfik Fikret Müzesi olan, Aşiyan'a (Kuş yuvası) yerleşti. Bu dönemde çok az insanla görüşüyor, toplumcu bir tavırla kavga şiirleri yazıyor, bunlar İstanbul'da elden ele dolaşıyordu. "Sis", "Sabah Olursa", "Bir Lahza-i Taahhur" bu dönemin ürünleridir. Bu arada, evinin Abdülhamit'in haber alma örgütünce sürekli gözetlenmesi onu büyük ölçüde etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu.

24 Temmuz1908'de Meşrutiyet'in ilan edilmesini coşkuyla karşıladı, 'Rücu' ile 'Doğan Güneşe' adlı şiirlerini yazdı. Aynı yıl, arkadaşlarıyla Tanin gazetesini çıkardı ve eski Servet-i Fünuncularla beraber çalışmaya başladı. Gazetenin, programından sapıp, vaadettikleri hak ve özgürlükleri kısmaya yönelen İttihat ve Terakki Fırkası'nin organı durumuna gelmesi üzerine Fikret düş kırıklığına uğradı ve kendisine Maarif Nazırlığı (Milli Eğitim Bakanlığı) önerilmesine rağmen gazeteden ayrıldı. Maarif nazırı görevine getirilen Abdurrahman Şeref'in çağrısıyla, Galatasaray Lisesi'nin müdürü oldu ve bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle tutucu basının ağır eleştirilerine uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret, olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi gün de istifa etti. Ancak öğrencilerin ve Maarif Nazırı Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni Maarif Nazırı Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray'dan ayrıldı. Darülmuallimin ve Darülfünun'daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık, İttihad ve Terakki iktidarına da muhalif olmuştu. 1912'de meclisin kapatılması üzerine, bu olayı meclisin 1878'de (Hicri tarihle 1295'te) kapatılmasına benzeterek "Doksan Beşe Doğru" şiirini yazdı. Bunu "Han-ı Yağma", "Sancak-ı Şerif Huzurunda" gibi şiirler izledi. Mehmet Akif, 1912'de Süleymaniye Kürsüsü adlı şiirinde Fikret'i protestanlara zangoçluk etmekle suçladı. Bu bir bakıma, Fikret'in iki ay kadar önce yazdığı Han-ı Yağma adlı hicvine karşılıktı.Bu şiir için değil, Tarih-i kadim için tepki göstermiştir.

Bir süre öğretmen okulu'nda da edebiyat okuttuktan sonra sadece Robert Kolej'de çalışmaya başladı. 1911'de, gençlere seslendiği Haluk'un Defteri yayımlandı. Bu sıralarda şiirlerinde insancıllığa yönelmiştir. Ağır bir şeker hastalığına yakalandığı 1914'te sağlığı bozuldu. Balkan ve Trablusgarp savaşlarından yorgun çıkan Osmanlıların Almanların yanında savaşa girmesi hoşuna gitmedi. İttihatçılar ile arası yıllar geçtikçe iyice açıldı. Bu arada, 1914'te çocuklara seslendiği Şermin adlı kitabı yayımlandı.

19 Ağustos1915'te öldü ve Eyüp'te aile mezarlığına gömüldü. Vasiyetine uyulup Aşiyan'a taşınması için 1961'deki doğum yıldönümünü beklemek gerekecektir.
Yukarıda bahsedilen kitaplarına girmemiş şiirleri (Rubabın cevabı, Tarih-i Kadim, Doksan Beşe Doğru ve diğerleri) Cevdet Kudret tarafından derlenip 1952'de yayımlandı. Kaynak: Ahmet Özdemir, Tevfik Fikret Hayatı Sanatı Eserleri, Bogaziçi Yayınları, Şairler ve yazırları Dizisi, İstanbul 1997

Rapor Et
Reklam
Eski 18 Mart 2007, 23:36

Tevfık Fikret

#2 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Tevfık Fikret
1867-1915


Servet-i fünun’ un usta ve örnek şairi olan Tevfik Fikret, İstanbul’da doğmuş ve ömrünü bu şehirde geçirmiştir. Annesini, küçük yaşta kaybetmiş (Fikret 12 yaşındayken hacca giden annesi,dönüşünde vebaya tutularak ölmüştü),babasında da uzak yaşamıştı. Bu halde dayısı ve yengesi,ona sıcak bir şefkat gösterdiler. Fikret 23 taşına gelince de kızları Nazime Hanım’la evlendirdiler.

1881’de ,Galatasaray Sultanisi’ni bitirmiş olan Fikret,çalışkan bir öğrenciydi .Sultanide, Recaizade Ekrem ve Mallim Naci gibi birbirine zıt iki karakter ve düşünüşte üstadlardan edebiyat okumuştur.

Okuldan sonra kısa süreli bazı memurluklar yapan Fikret, bu işlere ısınmayıp çekildi. Ömrü boyunca şiir yazdı ve öğretmenlik yaptı. Robert Kolej’de Türkçe(1889’dan ölümüne kadar), Mekteb-i Sultani’ de Darülfünun ve Darülmuallim’ (1909-1910) edebiyat okuttu. Aynı yıl Mekteb-i Sultani’ nin de müdürü bulunuyordu.

Yazı hayatı Mirsad dergisinde başlayan Fikret 1849’ten itibaren yayımlanan Malumat dergisini iki yıl idare ettikten sonra(bilindiği gibi) 1896’da Servet-i Fünun’un başına getirildi. Fakat Servet-i Fünun daha kapanmadan, arkadaşları ile bozuşarak Rumelihisarı sırtlarında,Robert kolej bitişiğinde bulunan Aşiyan’ ında yalnızlığa çekidi.1900’ den 1908’e kadar süren bu dönemde Fikret,biraz daha kolej muhitine sığınmış olmanın verdiği güvenlikle istibdada karşı ağır ve karalayıcı şiirler yazmıştır. Kolej’ in hediyesi olan Aşiyan’ ında ikamet ve burada öğretmenliğe devam etmiştir. Bu sırada yazdığı lanetleyici şiirler elden ele dolaşmış ise de Fikret herhangi bir kovuşturmaya uğramamış,hiçbir baskı veya mahrumiyet de görmemiştir. Kendisine ait olduğu bilinen bu ağır yergi şiirler ancak Meşrutiyet’ ten sonra basılabilmiştir.

1908 Meşrutiyet’ i ,Fikret’e yeni umutlar ve silkinişler getirdi. Bunalma halinde yazdığı manzumelere karşılık bu sefer yüceltici,onarıcı parçalar kaleme aldı. Hatta ,eski dostu Hüseyin Cahid’in teklifi ille gazeteciliğe başladı. Birkaç gün birlikte Tanin’i çıkardılar. Fakat politikadan çabuk kaçtı tekrar yalnızlığa çekilerek, bu sefer verdikleri sözü tutmayan Meşrutiyet ihtilalcileriyle (ittihat ve terakki ) uğraşmaya başladı. Doksan Beşe Doğru,Han-ı Yağma gibi sert hicivlerde onların payına düşenlerdir.

Zaten hasta ve kırgındı. Çok benimsediği Sultani müdürlüğünden, bazı sebeplerle istifa zorunda kalması,üzüntüsünü daha da arttırdı .adı etrafında yerli yada yersiz çekişmeler sürüp giderken memleket de Trablusgarb ve balkan savaşlarının yıkımları içindeydi. Üstelik hiç sebep yokken 1.Dünya harbine girilmişti.

Fikret ,ömrünün bu son deminde,siyasi ve sosyal bütün kuruluşlardan ümidini kesmiş,milletin asıl geleceği olançocuklar için şiirler düzenleniyordu. Hece vezni ve halk şivesiyle yazılan bu güzel şiirleri Şermin adlı kitapta toplamıştır.

Beden hastalıklarının verdiği maddi sancılar gibi ruh ıstırablarıylada harab olan şair,19 ağustos 1915’te vefat etti. Mezarı Eyüp’teydi.1960 yılında Rumelihisarı’ndaki Aşiyan ‘ın bahçesine nakkledilmiştir.

Kişiliği

Edebiyatımızda pek az şair,tabiat ver mizacını Tevfik Fikret kadar şiirine yasıtabilmiştir.Sevgi ve nefretleri, kırgınlık ve sevinçleri,umutvebezginlikleri,fazileti gururu,buğuz ve istihzası,elle tutulurcasına şiirden sezilir.Bu yüzden Fikret’in kişiliğini iyi tanımamız gerekir.Bu mizacın bir yanı ,aşağıdaki dörtlükle kendine göre ifadesini bulmuştur:

Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr ü bal
Kendi cevvim,kendi eflakımda kendim tairim.
İnhina , takv-ı esaretten girandır boynuma;
Fikri hür,irfanı hür,vicdanı hür bir şairim.

Bu dörtlükte,önce bir güven ve övünmeyi andıran gurur ifadesi göze çarpar.Gerçekten,Fikret’in çok etkili ve mağrur bir kişiliği olduğunu hatıra yazan bütün arkadaşları söylerler.Hüseyin Cahid’e göre:”Hangi muhitte olsa Fikret temayüz edecek ve etrafındakilere otaritesini kabul ettirecekti.Fikret’in kuvvetli, bariz,ezici bir şahsiyeti vardı.”Kaleme girdiği sırada arkadaşı olan biride şunları söylüyor:”Bilmem neden arkadaşlarımız Fikret’ten kaçınırlardı.Onun öyle ezici bir vakarı vardı ki herkesi karşısında küçültür,herkesi kendisine hürmete mecbur ederdi.” Rıza Tevfik ise: “Tevfik Fikret’in gayet müstehzi,hicivci ve arkadaşlarının herbirisine garib adlar takma alışkanlığında olduğunu...”Prof.Mehmet Kaplan’a söylemiştir.Yahya Kemalde Tevfik Fikret’in “hırsını yenemeyecek derecede”kindar olduğunu “Portreler” de yazmaktadır.

Yukarıdaki dörtlükten süzülen başka bir hava: meydan okuyuş ve itham etme, suçlama tonudur.Fikret,kendi karakterini överken, başkalarını kınamaktadır.onca,çevrede yükselmek için iltimas dilenenler,her kötülük ve zulme boyun eğenler vardır.Kendisi onlardan olmadığını ve onlardan tiksindiğini övünçle ifade etmektedir.Bu gurur ve tavır ona ,birazda Amerikan kolej çevresinin verdiği güvenlikten gelmektedir.Hali vakti yerinde bir insan oluşu da ayrı bir sebep gibi düşünülebillir.

Fikret’in 1901’den sonraki toplumcu ve ahlakçı şiirlerinde,bu meydan okuma ve kınama tonuna daha sık rastlarız.Çünkü şair,İstibdat baskısı altında ,Saray’ı ,Babıali’yi ,aydınları,dindarları,basınıve herşeyi kire,pisliğe bulamış gibi görüp göstermektedir.Kendisi,bir vebadan kaçar gibi herkesten ve herşeyden uzak durur.bu kötülükleri yok edemediğine göre yapabileceği”kahramanlık” bu pisliklere bulaşmamaktan ve belki gençliğini de bu “levs-i riya” muhitinden kurtarmaktan ibarettir,diye düşünmektedir.Bu meydan okuyuş Fikret’i karamsar meydan okuyucu haline getirmiştir.Çevreden nefretini bir yığın şikeyet ve suçlamalarla anlatmıştır.Zaten,çok koalay küsen ve içine kapalı bir insandır.İtham ediş ton ve şekli ile Fikret bazan çok ileri gitmiştir.Nefretlerini en olmayacak yerlere (mesela tarihe,atlara,Kur’an’a ve Allah’a(c.c.) kadar) götürdüğü olmuştur.

Dörtlüğün ikinci mısraında”Kendi gök boşluğumda ve semalarımda kendim uçarım.”diyerek inziva severliğinden hem aşırı fertçiliğinden,hemde kimseyi asla taklit etmeyen (orijinal) bir insan olduğundan söz etmektedir.

Gerçekten onun “mizantrop” (insanlardan kaçıcı) olduğunu dostları söylediği gibi olaylarda göstermektedir.1900 yıllarında Servet-i Fünün’u bir hiç yüzünden bırakmıştır.Yine 1908’de Tanin’den ,sebepsiz çekilmiştir.Yıllar yılı Aşiyan’ından çıkmamıştır.Daha ilk memurluğudan başlayarak, hayatı istifalarla doludur.Bütün dostları ile sık sık darılmış, sonra pek azıyla barışmıştır.

Fikret,tam ferdiyetçi ve kendi huyunda bir insandır.Bu konuda sık sık ve açık iddialı konuşmaktadır.Nitekim “Hak bellediğin yolda yalnız gideceksin!” mısraı da bu huyunun güzel bir düstur halinde ifadesidir.Hürriyet ve ahlak tutkunu hayli de zor bağlayıcı ve müsamahasız mizaçta bir şair olarak Fikret daima yalnız başına olduğunu sezmiş ve sezdirmiştir.Ona göre kendisi doğru yoldadır,başkaları sapmıştır.peşinde gidilmeğe değer hiç kimse yok; belki yalnız kendisi vardır, İzler adlı şiirinde bir çetin yoldan tek başına geçtiğini anlatır:

Yürüdüm biraz güç, biraz bihuzur
Dikenlik, çetin, taşlı bir sahadan;
Önüm bir yokuş, hep çakıl, hep diken;
Yürüdüm fakat ben muannit, sabur
..................................
Basardım geçip birtakım izlere
Eğildim, biraz dikkat ettim yere
Bu izler benim,hep benim izlerimdi

Baş tarafa aldığımız dörtlüğün:”Eğilmek,boynuma esaret halkasından daha ağır gelir.Fikri,irfanı,vicdanı hür bir şairim.”diyen son iki msraında Fikret’in kesin ahlaki ve medeni cesrareti görülmektedir.Gerçekten Fikjret,asla taviz vermeyen bir ahlak öncüsü emelidedir.Bunu daima biraz tiyatromsu,büyük jestlerle belirtmiştir.Daha İstişare Odası’ndaki ilk memurluğunda, kendisi(ne) toptan ödenmek isteyen maaşlarını:”Çalışıp hak etmediğim bir parayı alamam!” gerekçesiyle reddetmiştir.Eşine ve çocuğuna bağlı mazbut bir babadır.Hiçbir işte prensiplerinin dışına çıkmamış,çıkartmak isteyen olursa derhal işi bırakmıştır. Ahlak zayıflığını kimsede bğışlamadıktan başka; herkesin ahlakından şüphe eden bir yaratılışı da vardır.

Tevfik Fikret ,gerçekten “fikri,irfanı,vicdanı hür” bir şair olmaya çalışırken her türlü kayıt ve şartı ve hatta mukaddes kavramları dahi hiçe sayabilmiştir.İçinde yaşadığı dönemin, devletçe ve milletçe mevcut inceliklerine aldırmadan,din ,tarih, vatan gibi konularda ağzına gelen aykırı ve en aşırı şeyleri söylemekten dahi sakınmamıştır.Dost, ahbap hatırı şunu bunu incitmek tasası gütmeden konuşmuş ve yazmıştır.İstibdat devrinde elden ele dolaşan şiirler söylemiş, fakat kendisine dokunan olmamıştır.Bu hal,onun cesareti kadar”istibdat” dedikleri devrin musamahasını da göstermektedir.İttihat ve Terakki’nin zalimleşen idaresini, hiçbir devirde kolay kolay yutulmayacak, ağır sözlerle hicvetmiştir.Bunları yaparken az çak”Kolej muhiti”nin güvencesi altında bulunduğunu düşünmemiz bile üzüntü verebilir.Fakat, herşeye rağmen tavırlarını beğensek de, beğenmesek de Fikret’in medeni cesareti arayan, bunu da ne yazik ki ecnebi çevrelerde bulabilen bir değer olduğunu anlamak durumundayız.

Kendisini anlatan, yukarıdaki dörtlük doşında mizaç özellikleri şöyle sıralanabilir:

Fikret son derece alıngandır.Mantığından ziyade hisleriyle yazar,konuşur ve davranır.Duyguları pek sık değişir. Sevgisi ve nefreti hep aşırılarda dolaşır.Bu yüzden şiirleri hücümlar,atışlar ve geri dönüşler ile doludur.Ömrünün uzunca bir çağında dindar,hatta sofu, daha sonra dinsiz olması böyle izah edilebilir.

Fikret, derin ve sistemli bir düşünceye ulaşmış değildir.Görüşleri derleme(ekletik) hissini vermektedir.Şiirlerinde fikir çelişmelerine sık rastlanır.

Fikret, edebiyatımızın en karamsar şairidir.Hayatı, kendine ve yakınlarına zehir etmiş, çağına lanetler yağdırmıştır.Sürekli ıstrap çeken bir insan görünüşü Servet-i Fünün’daki şiirlerinden itibaren göze çarpar.Toplumcu şiirlerinde, şahsi üzüntülerine milletin ıstrabı da karışmaya başlamıştır.Ölümüne yakın günlerde yazılmış bazı şiirlerinde bütün insanlık adına yakınmaları da görülür.Şiirlerini tema sırasıyla Fikret, ferdi’den sosyal’e oradan da beşeri’yen yönelen bir ıstrap şairi olmuştur.

Şiirlerini çoğuna dekor olarak gece veya akşam gibi karanlık saatleri ve sonbaharı seçmiştir.Her şaire mutluluk veren “İlham Perisi”bile Fikret’i ezip perişan eden bir eziyet timsalidir.Nitekim onu:aşıklarını öldürmedirçe vuslata ermeyen Kleopatra’ya” benzetir.Bu peri, “en seçme şiiri, bööyle eziyetlerden sonra mukafat olarak” şaire vermektedir.Fikret, ölümü bile yaşamaya tercih eder gibidir.Yaşamak bazen sırf vazife olur.Görülüyor ki, bugün kü edebiyatta,”bunalım denilen şeyi Fikret, pek derinliğiyle yaşamışıtır.Bu öldürücü, zehirleyici duygu, biraz soyundan, fakat daha çok vücüdundaki hastalıklardan(şeker ve romatizmaya müptela idi) ve zamanın havasından gelmektedir.

Fikret’in mizaç özelliklerinden biri de intizima, biçime, dış görünüşe olan titizliği idi.Aynı zamanda ressam olan Fikret Aşiyan’ının planının bizzat yapmıştı.Evinde, odasında, masasında, bir eşyanın düzensiz durmasına bile katlanamazdı.İnsanları da dış görünüşlerine bakarak değerlendirirdi.Sözgelişi, Recaizade’yi şu bakımlarından beğenmektedir:

“Recaizade Ekrem, edebiyat hocamız olmuştu.Bizde memnuniyete nihayet yoktu.Ekrem, saçını sakalını tarayışı, oturuşu, kalkışı, selam verişi ile canlı bir edebiyat muallimi idi.”

Muallim Naci’yi sırf görünüşüne kızarak lüzumsuz şekilde kınamaktadır:

“Yerine Naci Efendi tayin edildi.Hiç unutamam, ilk derse geldiği gündü.Boyunbağı bir tarafa gitmiş, ceket yerine giydiği sof,birkaç renk olmuş,skalı bıyığı birbirine karışmış,geniş bir gülümseme ile kapıdan girince soğuk bir duş yapmıştık.”

Görülüyor ki yüzyıllar boyu içe, derinliğe, rintliğe, ruh zenginliğine değer veren felsefemizin aksine Tevfik Fikret dışa bağlı, şekilci bir inklap anlayışının hayranı ve yol göstericisi olmuştur...Servet-i Fünun’un bu şekilciliğine karşı Ziya Gökalp ve Yahya Kemal’in yeniden öz’e dönüşleri görülecektir.

Fikret’in bu aşırı biçim merakı şiirlerine ise, önemli, üstün bir unsur katmıştır:vezinde, nazımda, kelime seçişte, mısraları kümelendirişte son derece kaygılıdır.Nitekim Yahya Kemal’den önce şiir üstüne büyük titizlikle çalışan ilk avrupai şairimiz Tvefik Fikret olmuştur.

Onun mizaç tablosunu tamamlamak için, bir de hayalseverliğinden söz etmemiz gerekir. İçinde yaşadığı hakiki alem (yani İstanbul), maddi manevioylumuyla onu sıkmaktadır.bu yüzden ya romantik tabiatin koynunda ya hayal aleminde yahut uzak dünyaların bir yanında kendine sığınaklar aramaktadır.İstibdat devrinde bir aralık, Yeni Zellanda’ya kaçmayı veya Manisa’da bir dostlarının çiftliğine yerleşmeyi, arkadaşları ile ciddi ciddi kurmuşlardır.Fikret’in Amerikan Koleji’nde daima öğretmenlik yapmasıda bir çeşit kaçış ve sığınıştır.O, “kirli,geri ve çirkin” farzettiği ve maalesef hakaretler yağdırdığı bizim muhitimizden, Batı medeniyetinin küçük bir “sitesi” saydığı Amerikan muhitine kaçıp sığınmıştı.Hatta Hüseyin Cahid’e yazdığı bir mektupta”Bugün say ve irfanım tebdil-i tabiyet ediyor” (Bu gün çalışmam ve kültürüm başka bir devletin uyruğu oluyor.)gibi incitici cümleler bulunması Türk çevresinde acı tepkiler doğurmuştur.Mehmet Akif’in onunla kırıcı bir polemiğe girişmesinin sebebi de budur.

Ama bütün bunlar, fazilet ve hataları ile bir şairin mizacı meslesidir.Belki Fikret ekmeğinini kazanmak olsa yahut bütün ömrü boyunca İstanbul’da oturacağına, birkaç seyahat yapma imkanı bulsaydı,bukadar içimne kapanmaktan kurtulur, nefrette ve sevgide daha ölçülü olurdu.Ama temenniler ve dilekler hiçbirşeyi değiştirmez.Fikret “hayatı bir mizaç aynasından yansıtmış” olan sayılı sanatçılardandır.

SANATI

Tanzimatçılar, nazım ve nesir ayırmaksızın her türde eser vermeye çalışan çok yönlü kişilerdi.Buna karşılık Servet-i Fünuncular tek türde veya bibirine yakın türlerde yazdılar.Ele aldıkları türde daha özenilmiş, iddialı ve daha güçlü eserler vermeye çalıştılar.Kimisi romancı ve hikayeci,kimisi de şair olarak en ileri gitmek, en güzel yazmak aşkı içindeydi.

Tevfik Fikret de böylece, yalnız nazım alanında kalmıştır.nesirler Servet-i Fünun dergisindeki birkaç makaleden, tahlil ve hatıra parçasından ibarettir.Bu yüzden Fikret’in sanatı denince akla şiirleri gelecektir.

Fikret’in şiirleri tarih sırasıyla ve konularıyla birinden ayrılan dört öbekte toplanabilir:

a)İlk denemeler, b)Rübab-ı Şikeste şiirleri, c)Haluk’un defteri, ç)Şermin.

Ölümünden sonra yeni yazı ile Tevfik Fikret’in yazı ve eserleri şu isimlerde yayımlanmıştır:

Tevfik Fikret’in şiirleri.(Cevdet Kudret,1956-1968), Rübab-ı Şikeste, Haluk’un Defteri ve Tevfik Fikret’in Diğer Eserleri(Fahri Uzun 1962), Tevfik Fikret, Kırık Saz Kitabı(A.Muhip Dranas, 1975), Tevfik Fikret’in Dil ve Edebiyat Yazıları(İsmail Parlatır, 1987)

İlk denemeler

Tevfik Fikret’in gençlik şiirleridir.İlk heveslerini, Divan şairlerine nazireler yazarak gidermiştir.Biraz sonraki (15-16) yaşlar gazellerinden Muallim Naci ve Muallim Fevzi etkileri görülür.Daha sonra Reccaizade Ekrem ve A.Hamid’in tesirlerine girer.Bu sırada ileride yıldırımlar yağdıracağı Sultan Abdülhamit’e kasideler bile yazmış hatta Mirsad dergisinin “Sitayiş-i Hazret-i Padişahi” konusunda açtığı şiir yarışmasında birincilik kazanmıştır.

Fikret, ilk şiirlerinde aşk ve tabiat üzerinde fazlaca durmakta ve iyimser görünmektedir.Eski edebiyattan alınmış mecazlara ve oyunlara, bu şiirlerde sık rastlanır.Hazırlanış döneminin sonlarına Malumat dergisine yazdığı şiirde Batı edebiyatı ile ilgilenmeğe başlamıştır.Fransız şiirinden yaptığı tercümeleri ile üslubunu geliştirmeğe çalışan genç şair, manzumelerinde resme dayalı mecazlarada fazlasıyla yer vermektedir.Kainatı timsaller arkasından görerek konuşma sentaksına yakın anlatma deneyişlerine girişmiştir.

RÜBAB-I ŞİKESTE

Fikret’in verimli çağında(1895-1900) çoğunlukla Servet-i Fünun’da yayımlanan şiirlerini toplayan bir kitaptır.Mirsad ve Malumat dergilerinde çıkan şiirlerin birazını da Eski Şeyler başlığı altında bu kitaba eklemiştir. Gerçi Fikret, 1900-1908 arası istibdada karşı yazıpta yayımladığı ,Sis, Bir Lahza-i Taahhur gibi şiirlerini, Rübab-ı Şikeste’nin ikinci baskısına(1910) eklemiştir.Ancak bunlar,kitabın genel havasının dışındadır.Adı geçen şiirler Rübab-ı Şikeste ile Haluk’un Defteri arasında bir köprü kurarlar.Daha çok, ikinci kitabın havasına uyarlar.

Rübab-ı Şikeste’deki şiirler Servet-i Fünun akımının havasını sağlayan örnek şiirlerdir.Bu mazumelerde “Sanat için sanat” görüşüne sımsıkı bağlanmış, aşk, aile, his, düşünce, tabiat, merhamet...gibi tekçi temalar işlenmiştir.Şair, ancak seçkinler için edebiyat yapabileceğini düşünmekte ve Osmanlı Türkçesinin üç dilli zengin sözlüğünden bol bol faydalanmaktadır.

O sırada Mehmet Emin Yurdakul, halkın ve köylünün dertlerini anlatan Türkçe Şiirlerini yayımlamıştır.Fikret ise M. Emin’in o tarz toplumcu ve sade şiirlrini küçümsemektedir.Seçkinler için olan şiiri halkın anlamasından bir fayda olmadığını hatta zarar bulunduğunu düşünür.Onca maddi sıkıntılar altında ezilmiş olan “avamın” hisleri incilirse, bu hayattan nefret edebilir.Şiirde halkçılığa ve halk diline şaşılacak bir inatla hücüm ederek büsbütün aristokrat perdesinden konuşmaktadır.Böylece nazari planda sosyal hatta beşeri görüşleri ileri süren, Fikret somut (müşahhas) halk kütlesi hakkında hiç de iyleiyici fikirler taşımamaktadır.Bu konuda gerçekten halkçı ve halk adamı olan Akif’ten iyice ayrılmaktadır.Halkın bir şiir ve felsefe duygusu taşıdığını 700 yıl önce sezip onların dili olmuş bulunan Yunus Emre’den ise büsbütün habersiz görünmektedir.Halkçılık fikrini yalnız birtakım, otomat insan yığınlarını gütmek, onları zorla çalıştırmak, tepeden inme emirlerle yönetmek manasını alan daha sonraki birtakım “ilerici-devrimci!” zümrelere Fikret bilmeyerek öncü olmaktadır.

Aşağıya alacağımız edebi görüşün altında halkı hor görücü aristokrat ve bürokrat zihniyetinin yankısı “Veli Dayılar” gibi bir tabirden kolayca anlaşılabilecektir.

“Bugün, mesela Veli Dayılar için, sırf onların anlayacağı gibi bir yazı dili tasavvur edemiyorum.Zaten ümmiler için muharrir yoktur.Amalar için resim yapan musavvir olmadığı gibi...Ne yalan söyleyeyim,Osmanlıcanın bugünki şu hali, şu ahengi bana o kadar hoş geliyor ki, değiştirmeye kıyılamaz sanıyorum.”

Tanzimat ruhuna ve bugünkü halkçı milliyetçi yüzde yüz aykırı olan bu görüşler Cenap Şehabeddin’in, Servet-i Fünun estetiğini anlatan fikirlerine ise tıpatıp uymaktadır:

“Bizce maksat, yazdığımız eserlerin “güzellik” idir.Ne yapıyorsak, eserlerimizi sanatın hedefi olan “hüsn-i mücerred”e (soyut,salt güzellik) ulaaştırmak için yapıyoruz.Fen, felsefe,ahlak...Bizce maksat değildir.Biz fesefi veya ahlaki fikir için manzume yazmalıyız;fakat güzel bir manzume yazmak için felsefi veya ahlaki fikri kullanırız.”

ŞERMİN

Tevfik Fikret ömrünün son yıllarıda,hece vezni ve sade Türkçe ile çocuk şiirleri yazdı.Fikret, bu manzumeleri, eğitimci dostu Satın Bey’in ricası ile yazmıştır.Birlikte bir çocuk yuvası açmak ve çocukları bu kitabtaki esaslara göre yetiştirmek istiyorlardı.Yuva açılamadı,fakat Şermin kitabı edebiyatımızda bir değer olarak kaldı.

Fikret’in eğitim ve öğretmenlik sevgisi, bütün hayatınca görülür.Ömrü boyunca devam etmeyi hem nüfüz, hem de teselli sebebi bilmiştir.Haluk’un terbiyesi üzerinde çok durmuştur.Kolej’deki öğretmenliğine Galatasaray Sultanisi’nde bir yıl, cidden başarılı örnek bir müdür olmuştur.Şiirlerinin çoğunda(Mavi Deniz,Haluk’unBayramı)çocuk ruhunu iyi tanıdığı görülür.

Haluk’un Defteri’nde gençliğe seslenen Fikret, Şermin de daha temellere gitmeğe çalışır.Burada çocuklara telkin etmek istediği fikirler özet olarak:

Çocuklara iş zevki, sanat zevki, ahlak ve okuma zevkşi aşılanmalıdır.Her iyi iş biraz alın teri ister.”Alet işler el, öğünür” sözü yanlıştır. Araçlar, insan ve gayret sayesinde çalışırlar. Ayrıca çocuklara bir çalgı öğreterek,ruhlarını inceltmelidir. Çocukların zihninden batıl inançları sökmek gerekir.Umacı, öcü gibi şeyler yoktur.Tabiatı sevdirmeli,yoksullara acıma duygusu verilmelidir.Fikret ne yazık ki Şermin’de de,manevi, dini inanç duygularının lüzumunu belirtmemiştir.O inançları hor gören materyalist anlayış, “Milletin Şairi” olmak isteyen Fikret’in türk halkını, tarihi, coğrafi, manevi şartları içinde tanımamasından doğan köklü eksikliktir.

BİÇİM VE MUHTEVA ÖZELLİKLERİ

Servet-i Fünun şiirinin biçim ve muhtevası(içerik) hakkında bildiğimiz şeyler, büyük ölçüde Tevfik Fikret’in eseridir.

Şiirlerdeki ahenk bakımından Fikret’in nazımı nesre yaklaştırdığı genel bir görüş halindedir.Ancak, bu hal onun zamanında makbul sayılmıştır.Yakın arkadaşı Halid Ziya, onu “nesr-i manzum” yarattığı için övmektedir.Fikret mısralarında nesir cümlesinin öğelerini titizlikle korumuştur ama, sentaksına aynı zamanda bir heyecan ve ahenk koymasını bilmiştir.Mısraya kattığı canlılık ve hareket, söz seçimi kelime dizini ve kafiyelerine verdiği önem bakımından edebiyatımızda az görülen bir kudret sahibidir.

Mecazlar yönünden Fikret, şiirimize yenilik katmıştır.Bütün his ve düşüncelerini birtakım timsaller ve mecazlarla anlatır.Ressam oluşu dolayısıyla,dış alem, eşya ve renklerle çok ilgilidir.Bu yüzden tasvire büyük önem verir.Kullandığı isim ve sıfat tamlamaları bile küçük birer, çevre ve hayalin tasviri gibidir. Sıfat tamlamalarında eşya ve olaylara alışılmamış renk ve biçimler kattığı görülür.Mesela “Ziya saçlı dilber”, “sütbeyaz deniz” gibi Haşim’i andıran hayalleri vardır.Maddi şeyleri manevi yapan(öksüz ufuk,vefasız gece,pür neşe ekinler) veya manevi şeyleri maddileştiren (siah kanatlı hayaller, sefalatin sarı yüzü, aksak bakış) Cenap Şehabedtin gibi onda da çoktur.

Temalar bakımından Fikret’te hayal-hakikat zıtlığı baş yeri tutmaktadır.ayrıca hüzün, keder, karamsarlık, acıma, aile sevgisi, millet, vatan ve insanlık düşünceleri, Fikret’in şiirlerini arkadaşlarından ayırır.Hamid ve Ekrem’den sonra Fikret, şiir konularını biraz daha genişletmiştir.

Tabiat sevgisi ve şiirlerine tasvirden bir dekor yapma eğilimi onda sık görülür.Ancak ele aldığı tabiat, gözlemden ziyade hayale(bazen tablo ve kartpostallara) dayanmaktadır. Aveng-i Şuhur takım şiirinde olduğu gibi çok kez tabiat manzaralarını insan timsaliyle gösterir.Tabiat onun dertli gönlü için bir teselli kucağıdır.Denize bakarken “mavi bir gözün kalbimin elemlerine ağladığını” sanır.

Tevfik Fkret’ten şiirler

BAHAR-I TERANEDAR

Saba eser gusun-ı ter
Ki, mürg-i aşka lanedir
Fısıldaşır süküt eder...
Bu bir güzel teranedir.

Akar çağıl çağıl o su
Ki bağlara revanedir;
Meler başında bir kuzu
Bu bir güzel teranedir.

Çoban kaval çalar anın
Hayatı şariranedir;
Güler perisi tarlanın...
Bu bir güzel teranedir.
(Rübab-ı Şikeste Eski Şeyler)

BALIKÇILAR

-Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,
Bugün açız yine; lakin yarın ümid ederim,
Sular biraz daha sakinleşir...Ne çare, kader!
-Hayr sular ne kadar coşkun olsa ben giderim,
Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;
Zavallıcık yine kaç gündür hasta...
-Olur.
Biraz da sen çalış oğlum,biraz da sen çabala;
Ninen, baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz...
Çocuk düşündü şikeyetli bir nazarla: -Ya biz,
Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?
Hala
Dışarda gürleyerek bir ordu gibi
Döverdi sahili binlerce dalgalar asabi
-Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın,
Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme...
Açınca yelkenini, hiç bakma, oynasın varsın;
Kayık çocuk gibidir, oynuyor mu kaydetme,
Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira
Deniz kadın gibidir: hiç inanmak olmaz ha!
Deniz dışarıda uzun sayhalarla bir hırçın
Kadın gürültüsü neşr’eyliyordu ortalığa.
-Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi balığa?
-O gitmek istedi sen evde kal diyor!” diyor
-Ya, sakın
O gelmeden ben ölürsem?
Kadın bu son sözle
Düşündü kaldı;
...................................
-Yarın yavrucak nasıl gidecek?
Şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin
Düğümlü, ekli çürük ipleriyle uğraşarak
İlerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak
Şırak dövüp eziyor köhne teknenin şişkin
Siyah kaburgasını...Ah açlık, ah ümid!
Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid
Eliyle engini güya işaret eyleyerek
Diyordu: “Haydi, nasibino dalgalarda, yürü!”
Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; “Yürümek,”
“Nasibin işte bu!...Hala gözün kenarda...Yürü!”
Yürür, fakat suların böyle kar-ıhiddetine
Nasıl tahammül eder eski, hastaa bir tekne?...
Deniz ufukta, kadın evde muhtazır...ölüyor:
Tehi, kaza-zede bir tekne karşısında peder
Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;
Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler...
(Rübab-i Şikeste)


MİLLET ŞARKISI

Çiğnendi, yeter, varlığımız cehl ile kahre;
Dağrandı mübarek vatanın bağrı sebebsiz.
Birlikte bulmalıyız derdine çare;
Can kardeşi, kan kardeşi, şan kardeşiyiz biz.

Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol,
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!

Gel kardeşim, annen sana muhtaç, ona koşmak...
Koşmak ona, kurtarmak o bi-bahtı vazifen
Karşısında göğüs bağr açık ölgün, yatıyor bak;
Onsuz yaşamaktansa beraber ölüş ehven!
Her an o güzel sineyi hançerliyor eller;
İmdadına koşmazsak eğer mahvı mükarrer.
Zülmün topu var, güllesi var, kul’ası varsa,
Hakkında bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır;
Göz yumma güneşten, ne kadar nuru kararsa
Sönmez edebi, her gecenin gündüzü vardır.
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!
Vaktiyle baban kimseye minnet mi ederdi?
Yok, kalmadı haşa sana zillet pederinden.
Dünyada şereftir yaşatan milleti, ferdi;
Silkin, şu mezellet tozu uçsun üzerinden.
İnsanlığı pa-mal eden alçaklığı yık, ez
Billah yaşamak yerde sürüklenmeğe değmez.
Haksızlığın envanını gördük...Bu mu kaanun?
En gamlı sefaletlere düştük...Bu mu devlet?
Devletse de, kanunsa da, artık yeter olsun
Artık yeter olsun bu deni zulm ü cehalet...
Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol;
Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, varol!
( Rübab-i Şikeste)

Sis
Servet-i Fünun nesli, hayat karşısında genellikle bedbin bir nesildir. Eserlerinde derin bir melankoli vardır. Realiteden nefret eden Servet-i Fünuncular , ruhlarını tabiat, aşk ve hayal ile avutmaya çalışırlar. Mizacı dolayısıyla Fikret , bu kötümserliği hepsinden daha kuvvetli duyar ve ifade eder. Hüseyin Cahid'in bir yazısı üzerine mecmua kapanıp zümre dağılınca, arkadaşlarına çeşitli sebeplerle küskün olan Rüba-ı Şikeste şairi, Aşiyan'ında derin bir yalnızlık ve ümitsizliğe gömülür. Sis'i bu esnada ve bu ruh hali içinde yazar. Gizli olarak, bir ihtilal şiiri gibi elden ele dolaşan manzume, ancak hürriyet ilan edildikten sonra yayınlanır.
Sis'i yazıncaya kadar bedbinlik ve ümitsizliğini umumi hayat temi ve bazı sembollerle ifade eden Fikret, Sis ile, bütün ızdıraplarının kaynağı saydığı "İstanbul" a döner. Daha sonra kaleme aldığı Tarih-i Kadim şiirinde aynı karanlık görüş, bütün insanlık tarihine yayılır. Fikret, Meşrutiyet'ten sonra umumi coşkunluğun tesiri ile ümit verici bazı prensiplere ulaşır. Haluk'un Defteri ile Şermin'de bulduğu yeni inançları anlatır.
Sis şiirinde Fikret'in kötümserliği, İstanbul'un maddi manevi bütün varlığına karşı duyulmuş kuvvetli bir nefret halinde kendini gösteriyor. Türk edebiyatında İstanbul, ilk defa Sis ile menfur ve mel'un bir şehir olarak ele alınmıştır. Fikret'ten önce İstanbul'dan bahseden Türk şair ve yazarları, onu hiçbir zaman böyle toptan bir nefret konusu yapmamışlardır. Eski Türk edebiyatında Nedim ve Nabi İstanbul'u yüksek bir medeniyet ülkesi olarak tavsif ettiler. Onların bu davranış tarzı, hayata siyasi bir gözle bakmamış olmaları ile açıklanabilir. Fakat eserleri siyasi ve sosyal tenkitlerle dolu olan Tanzimat yazarlarında da nefret duygusu, bütün bir şehre, bir maziye ve bir medeniyete yayılmaz.
Fikret'in bu "mel'un şehir" görüşünü, batılı yazarlardan,bilhassa Abdülhamid devrini,İstanbul
un dekoru ile beraber korkunç bir şekilde tasvir eden muharrirlerden almış olması çok muhtemeldir. Galatasaray ve Kolej muhitinde yabancılarla yakın temasta bulunan Fikret'in onların umumiyetle Şarka , Osmanlı İmparatorluğu'na ve İstanbul'a bakış tarzlarını benimsemiş olması da mümkündür.
Fikret'in İstanbul'a bakış tarzı, kendisinden sonra,Meşrutiyet ve ilk Cumhuriyet devirlerinde Türk edebiyatına çok tesir etmiştir. İstaiklal mücadelesi esnasında ve bilhassa Ankara'da yeni bir hükümet kurulduktan sonra, İstanbul, ahlak sukutunun, çöken bir devir ve medeniyetin timsali haline geldi. Yakup Kadri, Sodom ve Gomore adlı romanında, İstanbul'u bu şekilde gösterir. Yahya Kemal'in Osamnlı tarihine ve İstanbul'a dair yazmış olduğu güzel şiirler,aradan geçen hadiselerle dolu zamanın da tesiriyle, Sis ile ortalığa dağılan karanlık görüşü dağıtmıştır.
Sis şiirinin kuvveti, sadece Fikret'in nefret duygusunun şiddetinden değil, aynı zamanda sanatının hususiyetinden ileri gelir. Bütün Servet-i Fünun edebiyatı gibi Fikret'in şiiri de resmin tesiri altındadır. Parnasyenleri ve Goncourt Kardeşler'i örnek tutan bu nesil,bir manzarayı, bütün teferruatına kadar tasfir etmekten ve ona bir ruh hali vermekten hoşlanıyor. Bu teknik, bu konuları daha çok genişletir, derinleştirir ve şiirin tasfir gücünü arttırır. Cenap Şehabbetin'in Elhan-ı Şita da karın yağışına bu metodu nasıl tatbik ettiğini gördük! Cenab'ın tekniğine musiki fikri hakim olduğu halde,Fikret'inkine daha ziyade resim fikri galebe çalar.
Sis, Servet-i Fünun edebiyatının başlıca ifade mekanizmasını teşkil eden şu esasa dayanıyor: Dış dünya ile ruh hallerini birleştirmek;başka bir deyimle maddiyi manevi,maneviyi maddi kılmak. Fikret, Sis'te,İstanbul'un maddi unsurlarını şehrin ruhunun dış görünüşü olarak tefsir ediyor. Buna paralel olarak bu ruhun bazı hususiyetlerini maddi ve müşahhas bir şekle sokuyor. Şiirin umumi kuruluşu da pittoresk(resme has) bir karakter taşır. Burda geliştirilen unsurlar, Namık Kemal veya Abdülhak Hamid'de olduğu gibi, mücerret bir düşüncenin gelişmesi veya kafiye tesadüflerinin eseri değil, resme göre ayarlanmış bir düzene bağlıdır.
Başta, sis ve arkasından hayal-meyal seçilen şehir tasvir olunmuştur. Daha sonra şehrin şairde bıraktığı umumi intiba, maddi güzellik ile ahlak çöküşünü birleştiren "güzel ******" imajı ile anlatılıyor.Bunu,kuleleri,sarayları,kubbeleri,mina releri,medreseleri,mahkemeleri,servileri,mezarları ,sokakları,meydanları,damları,evleri ile şehrin mimarisinin tasvir ve tefsiri takip ediyor. Nihayet, onun bozulmuş ruhundan ve insanlardan bahsediliyor. Bu geniş, kasvetli, karanlık, köhne, kokuşmuş manzaranın üzerinde sis , tekrar edilen "örtün..." beyti ile nefret ve lanet dolu bulutlar gibi dolaşır. Gözleriniz, önümüze serilen bu korkunç tabloyu dehşetle seyrederken, kulaklarımız,şairin bıkmadan tekrarladığı korku, nefret ve merhamet dolu "ey" nidaları ile doluyor. Fantastik bir manzaraya, ağır ve boğucu bir musiki refakat ediyor.
Sis şiiri, bir tek hakim duygunun tesiri altında kaynaşan ve aynı duyguya iştirak eden bir sürü teferruattan mürekkeptir. Bu teferruat, ayrı ayrı işlenmiştir. Fakat onları incelersek, muayyen unsurların çeşitli şekillerde tavsifini buluruz.
ruz. Fikret' in şiirinin iç yapısını anlamak için, teferruatı nasıl işlediğini daha yakından görelim:

1. Şiirin başında sisin anlatıldığını söylemiştik. Fikret burada sisin maddî görünüşü ile manevî tesirlerini tasvir ediyor. Sisin maddî görünüşü "dûd-ı muannid", "zulmet-i beyzâ","bir tozlu ve heybetli kesâfet benzetmeleri ile anlatılıyor.

Psikolojik tesiri, bakılmaktan korkulan bir uçurum gibi gösteriliyor. Şehir "bir sahn-ı mezâlim"e, sis "derin bir sütre-i muzlim"e benzetiliyor. Aynı unsurun çeşitli imajlarla tasviri Fikret' in şiirinin başlıca hususiyetini teşkil eder. Yalnız bu imajlar, hâkim duygunun emrindedirler; onu ifade ederler.

2. İkinci kısımda tem şehrin bıraktığı umumî intibadır. Şehir "sahne-i garrâ","sahne-i zî-şâşaa-i hâile-pîra","şâşaanın, kevk****** mehdi, mezarı" gibi küçük benzetmelerle tavsif olunduktan sonra , on üç mısra devam eden "güzel fâhişe" imaji ile tasvir ediliyor. Servet-i Fünuncular "sanat sanat içindir" prensibi müdafaa ediyorlar, estetik meselelerden nazarî olarak bahsederken güzellik ile ahlâkı birbirinden ayırıyorlar, birincisini ikincisinden üstün tutuyorlardı. Fikret' te de kuvvettli bir estetizm vardır. Fakat onda üstün gelen taraf, daha ziyade ahlâk duygusudur. Sis'de bu davranış tarzı pek bellidir. İstanbul' un güzelliğini itiraf eden Fikret, ahlâk çöküşü dolayısıyla ondan nefret ediyor. Fikret' in bu "kirli fâhişe" imaji üzerinde bu kadar fazla ısrar etmesinin sebebi budur.

Hâricden, uzaktan açılan gözlere süzgün
Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün
Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis

mısralarında, şâir, güzellik ile ahlâk arasındaki tezadı kuvvetle belirtiyor. Fikret' in bütün hayatında bir "kire bulaşma korkusu" vardır. Maddî veya manevî kirlilik onda daima derin bir tiksinti uyandırmıştır. Bu kısımda "levs" kelimesini, şehrin yüzüne tükürür gibi tekrarlaması, onun bu tarafını kuvvetle belirtir:

Hep levs-i riyâ dalgalanır zerrelerinde
Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffü'

Bu kısımda da aynı temin çeşitli imajlar ve tabirlerle tekrarı Fikret' in uslûbunun başlıca hususiyetini teşkil ediyor.

3. Üçüncü kısımda, her mısrada şehrin mimarîsini vücuda getiren unsurlardan biri ele alınıyor. Fakat bütün bu unsurların tefsiri, tek bir görüşün ayrı ifadeleri gibi ele alınabilir. Fikret' in İstanbul' un mimarîsini tefsir tarzı, hâkim duygusuna bağlıdır. Başka şairler, aynı mimarî unsurlarını ayrı bir açıdan görmüş ve değerlendirmişlerdir. Meselâ Nedim, bir kasrı anlatırken ı,onu bir ilkbahar gibi takdim eder:

Ey âlem-i misâlin seyyâh-ı hûşyarı
Hiç kasr suretinde gördün mü nevbahârı

Mehmed Âkif, İstanbul camilerini derin vecdle seyreder. Yenicami için:

Sanki ummân-ı bekanın ezelî bir mevci
Yükselirken göğe donmuş da kesilmiş inci

der. Yahya Kemal' in şiirlerinde İstanbul mimarîsi, dinî ve bediî bir gözle tasvir olunmuştur. Fikret' in tasvir tarzı korkunçtur. Ona göre kuleler "kanlı", saraylar "kal'alı, zindanlı",sütunlar "bir dîv-i mukayyed", surlar "dişleri düşmüş sırıtan kafiledir" dir. Bu arada kubbelerden "şanlı mebânî-i münâcât", minârelerden "doğruluğun mahmil-i ezkâr"ı diye bahsederse de, bunlar umumî manzaranın karanlığı içinde kaybolur ve küçülürler. Şehrin harap ve zavallı manzarası şâire daha çok tesir eder. "Sakfı çökük" medreseler, mahkemecikler, "servilerin karanlık gölgelerine sığınmış" "geçmişlere rahmet" diyen mezar taşları, çamurlu ve tozlu eski sokaklar, uykulu, her deliği bir vak'a saklayan, şerir yatağı virâneler, kapkara damlarıyle mâtemi temsil eden eski ve ölü evler, her biri bir leyleğe, bir çaylaya vatan olmuş, yıllarca zaman beri tütmek bilmeyen, meraretle somurtmuş ocaklar... Bütün bu manzara, çökmüş ve ölmüş bir cemiyeti temsil eder. Fikret' in bu tasviri yaparken ne kadar kendi psikolojik temine, kötümserliğine bağlı olduğunu anlamak için Yahya Kemal' in "fakir Üsküdar'ı anlatan Hayal Şehir şiiri hatırlanmalıdır. Tarihe ve dine karşı büyük bir sevgi duymayan Fikret, İstanbul' un başka taraflarını görememiştir.

4. Bu şehri böyle sukut ettiren âmiller nelerdir? Sis'in son kısmında şâir, bu suale cevap veriyor. Bu şihri dolduran insanların ruhu çürümüş, ahlâkı bozulmuştur. Bu şehirde açlık korkusu ile her alçaklığı yutan insanlar yaşar. Onları böyle yaşamaya sevkeden âmil, "her şeyi gökten dilenen tevekkül"dür. Bu insanlar tabiatın kendilerine "en âmâde ve mün'im bir fırsat" vermiş olduğunun farkında değildirler. "Din-tabiat","Tanrı-insan" tezadını ihtiva eden bu görüşü Fikret, Meşrutiyet'ten sonra, daha fazla geliştirdi. Allah'a inanan ve güvenen insan fikrine karşı, kendine ve tabiata inanan ve insan fikrini ortaya koydu. Onu göre istikbali yaratacak olan Halûk böyle bir tip olacaktı.

Fikret'in son kısımda ele aldığı bir fikir de istibdat; "havf-ı müsellâh" (silahlanmış korku) ve onun tesirleridir. Abdülhamid, korktuğu için milleti sindirmiş anayasayı ortadan kaldırmıştır. Yüksek tabaka onun etrafında korku yüzünden iki kat olmuştur. Ordu ve memur sınıfı (seyf-ü kalen) siyasi mahkum derecesine düşmüştür. Memleket meselelerine karşı kayıtsız olan gençlik kadın peşindedir. Baştan sona kadar nefret hissi ile dolu olan Sis, hicranlı annelerle,kimsesiz ve avare çocuklara karşı merhamet hissi ile sona erer. Merhamet temini Fikret daha önce yazmış olduğu bir çok şiirinde ifade etmişti.
Sis şiirinde Fikret, Meşrutiyet'ten önceki sanatının en yüksek noktasına erişir. Hayattan nefret duygusu,teferruatına kadar işlenmiş bir tasfir ve musiki Rübab-ı Şikeste'nin başlıca hususiyetlerini teşkil ediyordu. Sis ile Fikret, esas temini ve sanat vasıtalarını sosyal plana aktarmıştır. Sis'in üslubu evvelce de işaret olunduğu gibi, Servet-i Fünuncuların "pitoreks ve müzikal üslup"ideallerine tamamiyle uygundur.Onların yabancı kelime ve terkiplere düşkünlüklerinin başlıca sebebi de budur. Varlıkları ayrı ayrı tasvif ve tasvir endişesi, onları sıfat ve isim tamlamalarına götürüyor. Farsça terkip mekanizması, küçük imajlara bir bütünlük veriyordu. Dil musikisi de onlara yabancı kelimeleri sevdirmiştir. Sis'in mısraları ayrı ayrı incelenirse, bunlarda bir sürü fonetik oyunları görülür. Mesela şu mısralarda " s " ünsüzlerine önem verilmiştir:
Perverde eden sine-i meshuf-ı sefâhet
Temsil eden âsûde ve fersûde mesâkin
Te'sis olunurken daha bir dest-i hıyânet
Şu mısralarda "a" ünlüsü ile "y" ünsüzü bir araya toplanılmıştır:
Virâneler,ey mekmen-i pür-hab-ı eşirrâ
Ey kapkara damlarla birer mâtem-i ber-pâ
şu mısrada "h" ünsüzü hakimdir:
Ey havf-ı müsellah ki hasâratına râci'
Bu örnekler daha çoğaltılabilir. Fikret de Canap gibi şiirlerini fonetik bakumdan işliyordu.Üç dilin lügatını ve gramer kaidesini içinde toplayan "Osmanlıca", bu ince ve karışık estetiğe çok elverişli idi.
Namık Kemal ve Ziya Paşa'da, mücerret fikirlerin mezin ve kafiyeye sokulmasından ibaret olan sosyal şiir,Fikret'te çok müşahhas ve sanatkarane bir şekil almıştır.Onda bahis konusu olan artık "prensipler" ve "hikmetler" değil, hayattan alınma "sahneler" ve "manzaralar"dır.Fikret düşünce ve duygularını canlı tablolar haline koydu ve onlara hitabete elverişli, heyecanlı bi sentaks ve musiki verdi.
Rapor Et
Eski 3 Nisan 2009, 23:32

Tevfik Fikret

#3 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Tevfik Fikret

Vikipedi, özgür ansiklopedi


Tevfik Fikret 200px-Tevfik_Fikret


Doğumu: Mehmed Tevfik
24 Aralık, 1867
İstanbul, Osmanlı Devleti
Ölümü: 19 Ağustos, 1915 (47 yaşında)İstanbul, Osmanlı Devleti
Mesleği: Şair
Milliyeti: 22px-Flag_of_Turkey.svg Türk
Akım: Edebiyat-ı Cedide
Etkilendikleri: François Coppée

Tevfik Fikret (24 Aralık, 1867 – 19 Ağustos, 1915), asıl adı Mehmed Tevfik olan Edebiyat-ı Cedide şairidir.

Yaşamı

1888'de Galatasaray Sultanisi'ni birincilikle bitirdi ve yine aynı lisede öğretmenlik yaptı. Devlet dairelerinde memuriyet, okullarda öğretmenlik yaptı. Okul yıllarında başladığı şiirle ilgilenmeyi sürdürdü.
Servet-i Fünun dergisinin çevresinde şekillenen topluluğa katıldı. İlk kitabı Rübab-ı Şikeste (Kırık Saz) 1900'de yayınlandı. Fikret Türk şiirinin Batılı bir kimlik kazanmasında rol oynamıştır.
Abdülhak Hamit Tarhan'ın ve Galatasaray Sultanisi'nden hocası olan Recaizade Mahmut Ekrem'in tesiriyle Batılı anlayıştaki şiire yönelmiştir. Servet-i Fünun anlayışına bağlı şiirlerinde işlediği konular özelikle aşk, tabiat ve günlük yaşamda karşılaşılan bazı küçük sorunlardır.
Servet-i Fünun topluluğunun dağılmasından sonra yazdığı şiirlerde toplumsal konulara yönelir. Bu şiirlerinin ana teması "hürriyet" ve "medeniyet"tir.1901'den sonraysa yöneldiği toplumsalcı nitelikteki şiirlerini topladı.
İlk şiirlerinde sanat için sanat düşüncesinde olan şair, daha sonra ki şiirlerinde toplumcu bir anlayışa yönelir. Toplumu sıkan hürriyetsizliğe karşı yazdığı "Sis" şiiri, büyük yankı uyandırır. Fikret, sanatının bu ikinci döneminde insanları birbirine düşürdükleri için bütün dinlere düşmandır. Tarihe ve kutsal değerlere de karşıdır.Han-ı Yağma adlı şiiri toplumsal olaylara karşı duruşununun en iyi örneklerindendir.
Şiirlerinde çoğu zaman aruz ölçüsünü kullanmıştır. Şiirde beyit bütünlüğünü kırarak anlamın bir beyitte tamamlanması geleneğini ortadan kaldırmıştır. Nazmı nesre (şiiri düzyazıya) yaklaştırmıştır. Fransız şiirinden alınan soneyi şiirlerinde kullanmış, Divan şiirinin müstezat nazım şeklini tanınmaz hale getirerek "serbest müstezat" biçimini geliştirmiştir. Fikret, parnasizm akımından etkilenmiştir ve parnasyenlere bağlıdır.
Fikret'in "manzum hikâye" türünde şiirleri vardır; Balıkçılar, Nesrin, Ramazan Sadakası, Hasta Çocuk.
Çocuklar için yazdığı şiirleri hece ölçüsünü kullanarak yazmıştır ve bu şiirlerini Şermin adlı bir kitapta toplamıştır. Şiirlerini "Rübab-ı Şikeste" ve oğlunun adını verdiği "Haluk'un Defteri" adlı kitaplarda toplamıştır.
1915 yazında uzun süreden beri devam eden hastalığı ilerledi ve 19 Ağustos'ta Türk Şiirinin en büyük şairi henüz kırk sekiz yaşındayken vefat etti ve Eyüp Sultan mezarlığına defnedildi.1961'de ise mezarı Aşiyan'ın bahçesine taşındı.Şu an müze olarak kullanılan Aşiyan'ın bahçesinde, mezarının arkasındaki yazıtta, şairin şu dizeleri kazılıdır:
Ey taş, sen ey kitâbe-i jengîn-i kün-fekân,
Bir ser-şikeste heykel-i bül-hevli andıran
Vaz'ınla seyr-i hilkat edersin, pür-iştibâh,
Etdin mi bâri sen o büyük sırrı iktinâh?
Sen bâri anladın mı, sen ey kalb-i zî-huzûr,
Hep taş yüreklerin neye âlemde şevk u sûr?

[[Kategori:==

Edebi Kişiliği

  • Önce Sanat için sanat ardından toplum için sanat anlayışını benimsemiştir.; şiirlerinde medeniyet ve hürriyet gibi konuları işlemiştir.
  • Parnasizmden etkilenmiştir..
  • Nazım şekillerinden ağırlıklı olarak sone ve terza rima yı kullanmıştır.
  • Kullandığı yabancı kelime ve kalıplar nedeniyle yazı dili oladukça ağırdır.
  • Çoçuk şiirlerinden oluşan Şermin adlı kitabı hariç tüm şiirlerini aruz ölçüsü ile yazmıştır.
  • Nazım şekillerinde ve şiirin yapısında yaptığı değişikliklerle şiir dilinin düzyazıya yaklaştırmada rol oynamıştır .

Eserleri

  • Rübab-ı Şikeste (1900)
  • Tarih-i Kadim (1905)
  • Haluk'un Defteri (1911)
  • Rubabın Cevabı (1911)
  • Şermin (1914)
  • Hasta Çocuk
Rapor Et
Eski 27 Mart 2011, 17:00

Tevfik Fikret

#4 (link)
okanakca
Ziyaretçi
okanakca - avatarı
Bu yazımızda size Tevfik Fikret in edebi kişiliği, eserleri, edebiyat hayatı konusunda bilgi vereceğiz.




Tevfik Fikret: önceleri "sanat için sanat" sonraları "toplum için sanat" anlayışını benimsemiştir.

Han-ı Yağma, 95'e Doğru, Nesrin, Sis, Promete gibi şiirlerinde toplumsal ve siyasal hatı eleştirmiştir.

Karamsarlığı ve iş dünyasındaki dalgalanmaları şiirlerine yansıtmıştır.
Serbest Müstezat ı başarı ile kullanmıştır.

Aruzla Türkçeyi; Şiirle düz yazıyı başarı ile kaynaştırmıştır.

Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış anlamı birkaç dizeye yaymıştır.

Noktalama işaretlerine ve biçimsel mükemmelliğe şiirlerinde önem vermiştir.

Şiirlerinin içeriğine uygun Aruz kalıpları kullanmaıştır.

Parnasizmden etkilenmiştir.



Tevfik Fikret in Eserleri

Rubab-ı Sikeste
Rübabın Cevabı
Hukukun Defteri
Şermin (Hece ölçüsü ile yazığı çocuk şiirleri kitabı.

Buyrun size Tevfik Fikret ten bir şiir:


Kaynak: Tevfik Fikret Edebi Hayatı ve Eserleri-BilgiSpot
Rapor Et
Eski 10 Ocak 2012, 15:02

Tevfik Fikret

#5 (link)
pamukprenses 18
Ziyaretçi
pamukprenses 18 - avatarı


TEVFİK FİKRET İN HAYATI
(1867 - 1915)

24 Aralık 1867'de İstanbul'da doğdu, 19 Ağustos 1915'te aynı kentte öldü. Asıl adı Mehmet Tevfik'tir. Çocuk yaşta annesinin ölümü ve babasının uzun yıllar sürgünde olması onu yaşamı boyunca etkiledi. Ortaöğrenimini önce Mahmudiye Rüştiyesi'nde, sonra da Galatasaray Sultanisinde yaptı. Burada Recaizade Ekrem'in öğrencisi oldu. Duygulu kişiliği onu genç yaşlarda şiire yöneltti.

1888'de Galatasaray'ı bitirdikten sonra Hariciye Nezareti İstişare Odası'nda (Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Dairesi) kâtip olarak göreve başladı. Yeterince çalışmadan para aldığı gerekçesiyle buradan ayrıldı. Onun bu dürüst tutumu yaşamı boyunca çeşitli zamanlarda ortaya çıkacaktı. Daha sonra kısa bir süre sonra çeşitli memurluklarda bulundu. Ek iş olarak Ticaret Mekteb-i Alisi'nde hat ve Fransızca öğretmenliği yaptı. 1891'de Mirsad dergisinin açtığı şiir yarışmasında birinciliği kazanınca, edebiyat çevrelerinin dikkatini üstüne çekti. 1892'de Galatasaray Sultanisi'nin ilk bölümüne Türkçe öğretmeni atandı. 1894'te Hüseyin Kâzım Kadri (1870-1934) ve Ali Ekrem Bolayır'la (1867-1937) birlikte Malûmat dergisini çıkartmaya başladı. 1895'te hükümetin bütçede kısıntı yapma gerekçesiyle memur maaşlarının yüzde onunu kesmesine tepki olarak Galatasaray'daki görevinden istifa etti ve inzivaya çekildi.

1896'da, eski öğretmeni Recaizade Ekrem'in aracılığıyla Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri yönetmenliğine getirildi. Aynı yıl Robert Kolej'e Türkçe öğretmeni olarak atandı. Bu dönemde Abdülhamid yönetimi aydınlar üstündeki baskısını giderek yoğunlaştırıyordu. Sansür ve jurnalcilik bütün hızıyla işliyordu. Tevfik Fikret o günlerde bir dost evinde okuduğu II. Abdülhamid'i eleştiren bir şiiri nedeniyle gözaltına alındı. Evi arandı, söz konusu şiir ele geçmeyince serbest bırakıldı. Bir süre sonra, bu kez ahlaki açıdan yıpratılmak için, Robert Kolej'deki bir çaya karısıyla birlikte gitmesi bahane edilerek yeniden göz altına alındı. Bütün bunlar ondaki 'inziva' düşüncesini daha da derinleştirdi. Bu düşünce, Servet-i Fünun öbür yazarlarınca da benimseniyordu. Bir ara hepsi birlikte Yeni Zelanda'ya gitmeyi, daha sonra Hüseyin Kâzım'ın Manisa'nın bir köyündeki çiftliğine yerleşmeyi düşündüler. Ama Fikret'in 'Yeşil Yurt' şiirinde de açıkça görülen bu sıla ütopyası ve birlikte yaşama özlemi bir türlü gerçekleşmedi. Servet-i Fünun'cular arasında görüş ayrılıkları başlamıştı. Bazıları dergiden ayrıldılar. Bir süre sonra Fikret de derginin sahibi ile anlaşamayarak yazı işleri yönetmeliğini bıraktı.

Bütün zamanını Robert Kolej'de geçirmeye başladı. 1901'de 'inziva' düşüncesini gerçekleştirmek amacıyla Rumelihisarı'nda Robert Kolej'in yamacında, planlarını kendi çizdiği Aşiyan adlı evi yaptırmaya başladı. Bugün Tevfik Fikret Müzesi olan Aşiyan 1905'de tamamlandı. Fikret, eşi ve oğlu Haluk'la birlikte buraya yerleşti. Çok az insanla görüşüyor, toplumcu bir tavırla kavga şiirleri yazıyor, bunlar İstanbul'da elden ele dolaşıyordu. 'Sis', 'Sabah Olursa', 'Bir Lahza-i Taahhur' bu dönemin ürünleridir. Bu arada babasının, arkasından da, çok sevdiği kızkardeşinin yaşamlarını yitirmesi ve evinin Abdülhamit'in haber alma örgütünce sürekli gözetlenmesi onu büyük ölçüde etkiledi. Bu döneminde, özgürlük getireceğine inandığı İttihat ve Terakki'yi destekliyordu. 1908'de de, II.Meşrutiyet'in ateşli savunucuları arasına katıldı.

Meşrutiyet'ten sonra 'inziva'sından çıktı, eski arkadaşlarıyla barışarak, Hüseyin Kâzım ve Hüseyin Cahid'le birlikte Tanin gazetesini kurdu. Ama, gazete İttihad ve Terikki'nin yayın organı durumuna getirilmek istenince buna karşı çıkıp, Hüseyin Cahid'le kavga ederek oradan da ayrıldı. Yeni Yönetimin önerdiği maarif nazırlığı görevini de geri çevirdi. Bu göreve getirilen Abdurrahman Şerefin çağrısıyla, Galatasaray Sultanisi'nin müdürü oldu bir süre önce yanmış olan okulun onarımını üstlendi. Bu arada, toplantı salonunu mescitin üstüne yaptırdığı gerekçesiyle tutucu basının ağır eleştirilerine uğradı. O günlerde 31 Mart Olayı patlak verdi. Fikret olayı protesto amacıyla önce kendini okulun kapısına zincirle bağlattı, ertesi günde istifa etti. Ancak öğrencilerin ve maarif nazırı Nail Bey'in ısrarlarıyla tam yetkili olarak göreve döndü. Ama sekiz ay sonra, yeni maarif nazırı Emrullah Efendi'yle anlaşamayarak bir daha dönmemek üzere Galatasaray'dan ayrıldı. Darülmuallimin ve Darülfünun'daki görevlerinden de istifa etti ve yeniden Aşiyan'a çekildi. Artık, İttihad ve Terakki İktidarına da muhalif olmuştu. 1912'de meclisin kapatılması üzerine, bu olayı meclisin 1878'de (Hicri tarihle 1295'te) kapatılmasına benzeterek 'Doksan Beşe Doğru' şiirini yazdı. Bunu 'Han-ı Yağma', 'Sancak- Şerif Huzurunda' gibi şiirler izledi. Bu kez de İttihad ve Teraki'nin fedailerince izlenmeye başlandı. Modern pedagoji ilkelerine uygun bir okul açmak, yeni bir edebiyat dergisi çıkartmak gibi tasarıları olduysa da bunları gerçekleştiremedi. O günlerde, ağır şeker hastalığına yakalanmış olduğu anlaşıldı. 1914'te kolu şiştiği için bir ameliyat geçirdi. Tedaviye yanaşmaması sonucunda hastalığı iyice artarak ölümüne neden oldu.

Gençlik dönemindeki şiir denemelerinden sonra, Galatasaray'da Fransız şiiriyle tanışan kendi şiir bireşimini aramaya başlamıştır. Le Parnasse Contemporain dergisi çevresinde toplanan ve Parnasçılar olarak anılan şairlerden, özellikle de François Coppè'den etkilenmiştir. 19007de çıkan Rübab-ı Şikeste'de topladığı şiirlerinde görülen şiir anlayışında ve ses arayışında bu şairlerin etkisi olduğu düşünülebilir. Fransız edebiyatındaki 'Şiirsel yazı' türünün etkisiyle dize sonlarını değişik fiil kipleriyle ya da fiilsiz bağlayan şiirleri, beyit bütünlüğünü kırıp düzeyi özgür bırakışı, aruz ölçüsünün katı kalıplarını genişletmiştir. Müstezat kalıbında yazdığı şiirlerindeki bu tür denemelerin, Türk şiirinde serbest nazma geçişi kolaylaştırdığı söylenebilir. Rübab-ı Şikeste'deki 'Sis', 'Sabah Olursa', 'Hemşirem İçin', 'İzled ' gibi toplumsal konulara ağırlık veren şiirlerin yanı sıra, günlük konuşma diline yatıştığı 'Balıkçılar' ve benzeri şiirlerinde izlenimci bir hava görülür. Ama, 'Balıkçılar' dakiyalın söyleyişe bütün şiirlerinde rastlanmaz. Servet-i Fünun'cuların çoğunda görülen dil seçkinciliği, onun şiirinin de özelliğidir. Osmanlıca-Türkçe sözlüklerde sözcük kullanımına örnek verilirken çoğunlukla Fikret'in şiirlerinden alıntı yapılması da bunun kanıtıdır. Onun, şirini zedeleyen bu tutumu, müzikal anlatımı öne çıkartmış, ama bazı şiirlerini de yer yer söylev havasına sokmuştur.

Fikret'in doğa şiirlerinde, doğayla neredeyse örtüşmeye varan bir uyum vardır. 'Yağmur ' şiiri, yağmur damlarının cam üstüne düşüşünü andıran bir sesle kurulmuştur. Fikret'in betimlemelerindeki ayrıntı ustalığı onun ressam kişiliğiyle de ilgilidir. Şiirlerindeki karmaşık dil resimlerinde görülmez. Çoğu tablosunda yalın bir ayrıntı arayışı göze çarpar. Pastel renklere ağırlık verişi, şiirlerindeki hüzünlü söyleyişi anımsatır. Güleriz Ağlanacak Halimize adlı kendi portresinde ve aşiyan tablosunda ise stilize bir anlatım vardır.


ESERLERİ
Şiir kitapları: Haluk'un Defteri (1914), Tarih-i Kadim (1928)
Rapor Et
Eski 9 Kasım 2012, 14:56

Cvp: Tevfik Fikret (Tevfik Fikret Kimdir? - Tevfik Fikret Hakkında)

#6 (link)
MsXTeam
_Yağmur_ - avatarı
Tevfik Fikret (1867 İstanbul-1915 İstanbul),
MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

Şair. Ortaöğrenimini Aksaray Mahmudiye Rüştiyesi ve Galatasaray Sultanisi'nde tamamladı (1886). Galatasaray'ın İlk Bölümü'nde (1894-1895) ve Robert Kolej'de Türkçe öğretmenliği yaptı. Bu döneminde, Mirsad dergisinin açtığı "Sitayişi Hazreti Padişahi" konulu şiir yarışmasına katılarak birincilik kazandı (1892). Servetifünun'un yönetimini aldıktan sonra (1896) şiirlerinin özünde ve biçimlerinde dönüşümler yapmasına yol açan yeni yeni görüşler kazanan Fikret, yaşadığı toplumun insanlarını görmeye başladı. Bu duygularla okuduğu Batılı sanatçıların gerçekçi yapıtları arasında bağlantılar kurdu.

Hüseyin Cahit'in "Edebî Hatıralar"ında belirttiği gibi, bir milliyet ve vatanperverlik ocağı hâline gelen Servetifünun çevresinde, zorbalıktan ve saraydan nefret, özgürlük ve meşrutiyet fikirlerine bağlanma duyguları içinde daha sonraki kişiliğinin belirtilerini buldu. Toplumun sefalet içindeki insanlarının şiirlerini yazdıkça, toplumsal sorunlar üzerinde düşünmeye başladı. Bir süre sonra Edebiyatı Cedide akımı içinde birleşen sanatçılarla uzlaşamayarak Aşiyan'a çekildi. II. Meşrutiyet ilân edildikten sonra Hüseyin Cahit ve Hüseyin Kâzım ile birlikte Tanin gazetesini çıkardı. Ne var ki iktidara geçen İttihat ve Terakki Fırkası'nın ülkenin yarı sömürge durumuna gelmesine yol açan dışa bağımlı ekonomik ilişkilere girdiğini ve bürokratlarla paşaların yabancı sermayenin koruyucu kanatları altında "han-ı yağma"dan paylarını aldıklarını gördükçe umutsuzluğa düştü, politik çalışmalarını sürdürmedi.

Bir süre Galatasaray Lisesi müdürlüğünde bulundu. Eğitim alanındaki girişimlerinin de tepkiyle karşılanması üzerine Robert Kolej'deki öğretmenliğine döndü. Yaşamının sonuna kadar bu görevde kaldı. "Bugün mesela Veli dayılar için, münhasıran onların anlayacağı gibi bir yazı dili tasavvur edemiyorum..." diyerek öteki Servetifünuncuların beğenisinden ayrılmayan görüşler ileri sürer. Dildeki bu kuşkuculuğuna karşın, divan edebiyatının, sözcüklerin dilbilgisi içindeki yerine göre koşulladığı uyak anlayışı yerine, kulağa bağlı uyak, (daha sonra) konuşma dilinden yararlanma gereksinmesi duyar; bütün güzelliği ararken "serbest nazım"a doğru sürekli bir açılma gösterir.

Değişik "nazım biçimleri" deneyerek bu atılımları, dörtlü, beşli kuruluşlarda uygulandığı gibi, ikili üçlü kuruluşlarda göstermekten çekinmez. Dünya görüşüyse, ezilen tabakaların insanlarına acıma biçiminde başlar, yaşadığı dönemdeki egemen sınıf baskılarının artmasıyla birtakım sorulara dönüşür. Bu sorulara karşılıklar aradıkça, yaşadığı dönemi sınırlayan kültür koşullarını aşarak, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dediği gibi "geçmişi olduğu gibi, iyi, kötü atmak ve yeni bir hayata başlamak" zorunluluğunu duyar. Bu aşamadan sonra, artık Osmanlı kültür koşullarının değil, çağın adamı olmak ister. Özgürlük düşünüşünü somutlamaya başlayınca ekonomik hak ve özgürlüklerinden yoksun bırakılan kitlelere tanınan siyasî özgürlüklerin bir anlamı olmadığını görür ve gösterir.

Yapıtları:
  • "Rübab-ı Şikeste" (1900),
  • "Halûk'un Defteri" (1911),
  • "Şermin" (1914),
  • "Rübabın Cevabı" (1912),
  • "Tarihi Kadim-Doksanbeşe Doğru" (1928, "Eski Çağlar Tarihi" adıyla A. Kadir'in günümüz diliyle yenileştirdiği basım, 1967).
Rapor Et
Eski 9 Kasım 2012, 15:31

Cvp: Tevfik Fikret (Tevfik Fikret Kimdir? - Tevfik Fikret Hakkında)

#7 (link)
ölümüne fenerbahçe
ölmez fenerli - avatarı
Tevfik Fikret
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Tevfik Fikret

Doğum Mehmed Tevfik
24 Aralık 1867
İstanbul, Osmanlı Devleti
Ölüm 19 Ağustos 1915 (48 yaşında)
İstanbul, Osmanlı Devleti
Milliyet Türk
Meslek Şair
Akım Edebiyat-ı Cedide
Etkilendikleri[göster]

Vatanım bütün yeryüzü, milletim insanlıktır.
—Tevfik Fikret

Mehmet Tevfik Fikret (d. 24 Aralık 1867, İstanbul - ö. 19 Ağustos 1915, İstanbul). Türk şair, öğretmen, yayıncı.


Tevfik Fikret, Galatasaray Futbol Takımında, 1910 yılı şampiyonluk şildi ile - orta sıranın ortasında
Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinde yetişmiş bir şairdir. Servet-i Fünun Edebiyat Topluluğu'nun lideriydi. Fikirleri, devrin aydınlarını etkilemiştir. Devrimci ve idealist kişiliği ile etkiledikleri arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal de vardır. Çağına göre ilerici düşünceleri nedeniyle yaşadığı zaman dilimini sonraki dönemlere bağlayan bir isim olmuştur. Türk edebiyatının batılılaşmasında büyük pay sahibi bir şairdir. Manzum öykü biçiminde kaleme aldığı eserlerinde aruzu başarıyla kullanıp konuşma diline yaklaştırmıştı. Türk edebiyatındaki ilk çocuk şiir kitabı Şermin'in yazarıdır. Çok başarılı bir öğretmen olan ve ömrünün sonuna kadar öğretmenlik mesleğini sürdüren Tevfik Fikret, Ocak 1909'dan itibaren bir buçuk yıl süreyle Mekteb-i Sultani'nin müdürü olarak görev yapmış ve okulun efsanevi müdürü olarak ünlenmiştir.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.557 saniyede (91.77% PHP - 8.23% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 15:43
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi