Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Mısır Medeniyeti

Bu konu Medeniyetler Tarihi forumunda Blue Blood tarafından 11 Eylül 2006 (20:27) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
86041 kez görüntülenmiş, 8 cevap yazılmış ve son mesaj 4 Ocak 2012 (21:45) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.89  |  Oy Veren: 9      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 11 Eylül 2006, 20:27

Mısır Medeniyeti

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Eski Mısır

Antik Mısır, Antik Çağ'daki en büyük medeniyetlerdendir. MÖ 3050 yılları civarında kuruluşundan önce, güney Mısır ve kuzey Mısır olarak ikiye ayrılmaktaydı. Güney Mısır, Nil nehri boyunca uzanan verimli vadi, Mısır tarihinde Yukarı Mısır olarak, kuzey Mısır, delta ise Aşağı Mısır olarak geçer.
Yukarı Mısır'ın tarihine değin bulunan en eski bilgiler MÖ 5000'li yılları göstermektedir; ancak kurucusu Tiu'nun doğum tarihi ya da yaşadığı dönem hala sırdır. Aşağı Mısır'a gelince, bilinen kurucusu Ro en ünlü kralı da Scorpion King - Akrep Kral filminde de ilham alınan Scorpion of Egypt (Mısır Akrebi), Zekhen'dir. Yukarı Mısır'ı kendi yönetimi altında birleştiren Zekhen'den sonra kral olan Narmer, Delta bataklıklarına doğru yayılmayı sürdürmüştür.
Narmer'in kuzey Mısır'daki; Wazner'in guney Mısır'daki egemenliği sonrasında Hor-Aha (ya da Menes olarak bilinir) birleşik Mısır İmparatorluğu'nun ilk firavunuydu.
Antik Mısır, Augustus Caesar'in liderliğindeki Roma İmparatorluğu tarafından MÖ 30 yılında ele geçirilmiştir. MS 7. yüzyılda Araplar burada egemen olmuş, 1517 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. 1882 yılında da Mısır, İngiltere'nin bir kolonisi olmuştur.

Zaman Çizelgesi
Hanedan Öncesi
  • MÖ 3500: Senet, dünyanın en eski tahta oyunu.
  • MÖ 3500: Fayans, dünyanın ilk toprak çanağı.
Hanedanlar Dönemi
  • MÖ 3300: Tunç işler (Tunç Çağı)
  • MÖ 3200: Mısır hiyeroglifleri, tamamen geliştirilmiştir (Mısır'ın ilk hanedanı)
  • MÖ 3200: Ondalık sistem, dünyadaki ilk kullanımı
  • MÖ 3100: Şarap mahzenleri, dünyadaki ilk bilinen
  • MÖ 3100: Madencilik, Sina yarımadası
  • MÖ 3050: Gemi yapımı Abidos'ta
  • MÖ 3000: Filistin ve Levant'a Nil'den ihracat: Şarap (Narmer)
  • MÖ 3000: Papirüs, dünyanın bilinen ilk kâğıdı
  • MÖ 3000: Tıbbi müesseseler
  • MÖ 2900: muhtemelen çelik: karbon içeren demir
  • MÖ 2700: Cerrahi, dünyada bilinen ilk
  • MÖ 2700: Üniliteral işaretler, dünyanın bilinen ilk alfabesinin temelini oluşturur
  • MÖ 2600: Sfenks, bugün dünyanın en büyük tek taştan oluşan heykeli
  • MÖ 2600: Mavna taşımacılığı, taş bloklar
  • MÖ 2600: Djoser Piramidi, dünyanın bilinen ilk büyük çaplı taş binası
  • MÖ 2600: Menkaure Piramidi ve Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk granitten yontulmuş işleri
  • MÖ 2600: Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk 'gerçek' yumuşak-kenarlı piramidi
  • MÖ 2580: Büyük Giza Piramidi; MS 1300 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısı
  • MÖ 2500: Arıcılık
  • MÖ 2400: Astronomik Takvim, matematiksel düzeni nedeniyle Orta Çağ'da dahi kullanılmıştır
  • MÖ 2200: Bira
  • MÖ 1860: muhtemel Nil-Kızıl Deniz Kanalı (12. Hanedan)
  • MÖ 1800: Alfabe, dünyanın bilinen en eski
  • MÖ 1800: Moskova Matematik Papirüsü, frustum hacmi için genel(leştirilmiş) formül
  • MÖ 1650: Rhind Matematik Papirüsü: geometri, kotanjant analoğu, cebir denklemleri, aritmetik seriler, geometrik seriler
  • MÖ 1600: Edwin Smith Papirüsü, yaklaşık MÖ 3000'e kadar uzanan tıbbi gelenekler
  • MÖ 1550: Ebers Tıp Papirüsü, geleneksel ampirizm; dünyanın bilinen ilk belgelenmiş tümörleri (bknz: Tıp tarihi)
  • MÖ 1500: Cam yapımı, dünyada bilinen ilk
  • MÖ 1258: Barış antlaşması, dünyada bilinen ilk (bknz: II. Ramses)
  • MÖ 1160: Turin Papirüsü, dünyanın bilinen ilk jeolojik ve topoğrafik haritası
  • MÖ 5. yüzyıl-MÖ 4. yüzyıl (belki de daha erken): petteia ve seega, savaş oyunları; satranç oyununun muhtemel ataları (Satrancın kökeni)
Günümüzde Mısır’ı ziyaret eden turistler Gize’deki piramitleri gezerken bu görkemli yapılar karşısında hayretlerini ve beğenilerini gizleyemiyorlar. Gize’de bulunan piramitler durdukları yerde binlerce yıldır görkemli bir uygarlığın öyküsünü anlatır gibidirler.19. yüzyılın başlarında bu piramitlerin içine giren kazıbilimcilerin duyduğu heyecansa elbette turistlerinkinden çok daha farklı çok daha coşkundu. Önlerinde binlerce yıllık bir tarih duruyordu, öyle ki bu tarih belki uygarlıkla aynı yaştaydı. İlerleyen yıllarda bulunan kalıntılar, açığa çıkarılan mezarlar ve çözülen Mısır yazısı, bu uygarlığın aslında düşünülenden de daha görkemli olduğunu açığa çıkaracaktı. Bu bölgede paleolitik çağın sonundan beri yaşıyordu insanlar. Dünya taş devrini yaşarken Nil Nehri ’nin çevresinde yaşayanlar uygarlığı filizlendiriyordu. Mısır Uygarlığı gerek askeri, gerekse kültürel yönden binlerce yıl dünyaya öncülük etti; Eski Yunan, Hitit hatta Roma uygarlığı üzerinde etkileri vardı. Döneminin süpergücü olan Mısır aynı zamanda bir kültür merkeziydi. Kendilerine özgü üç değişik alfabe geliştirmişlerdi. Gökbilimle uğraşıyorlardı ve neredeyse kusursuz bir takvime sahiplerdi. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmada onların imzası vardı. Geliştirdikleri mumyalama teknikleri onların öbür dünya inancına sahip ilk uygarlıklardan biri olduğunu gösteriyor. Günümüze dek dayanmış, tarihin yıkıcı etkisine karşın ayakta kalmış görkemli yapıları onların mimarlık alanında da ne denli ileri olduğunun bir göstergesidir. Fransız araştırmacı Jacques Champollion Mısır yazısını çözdüğünde binlerce yaşında olan bu uygarlık, yeniden konuşmaya başladı. Hiyeroglifler,hayranlık uyandıran öykülerini anlatmayı günümüzde de sürdürüyor. Bu haliyle Mısır Uygarlığı binlerce yıl daha insanlığın zihnindeki yerini koruyacak.
"Mısır, Nil’in armağanı". Herodot’un bu ünlü deyimi bugün de geçerli. Çöllerin arasında sıkışmış, ekilebilir bereketli topraklar.. Bu topraklara bereket getiren, görkemli Nil nehri. Eskiler nehrin kaynaklarınıda, tropikal iklimini de bilmiyorlar ve bu nedenle amansız kuraklıktan sonra hazirandan ekime kadar suları kabartıp bereketli bir mil yayan taşkın karşisında hayran kalıyorlardı. Onlara bakılırsa böyle bir mucizeyi ancak tanrılar gerçekleştirebilirdi. Taşkınlardan sonra oluşan gölcükler ve bataklıklar da balık ve av hayvanı kaynağıydı. Bunun için tarih öncesinden başlayarak vadiye göçebe avcılar yerleştiler. Neolitik çağda yerleşik hayata geçen göçebeler, bu topraklar üzerinde unutulmayacak bir uygarlık başlattılar. Paleolitik çağda, gelecekte çöl olacak arazilerin kuruması, henüz nehrin sağ ve solunda, yani Arap ve Libya Çölü yakınlarında yerli halkın var olması için gerekli koşulları ortaya koyacak kadar ilerlemiş değildi. Adım adım gelişen ve bu arazilerin önce step, sonra da kuru çöle dönüşmesiyle sonuçlanan kuruma şekli, burada yaşayan insanları, arazilerini bırakıp zamanla Nil vadisine çekilmeye zorlamıştı. Bu aşamaya neolitik çağın başlarında ulaşildığı sanılıyor. Böylece Nil vadisinde yaşayan halkların kökeni üç grupta aranabilir: ilk başlardan beri burada yaşayan yerli halklar; yaşam alanlarının çölleşmesi nedeniyle doğu çölünden göç eden halklar; ve aynı nedenle batı çölünden göç eden halklar. Doğa bir yandan insanın elinden yaşanacak bölgeleri alırken, bir yandan da yenisini sunuyordu. Doğanın sunduğu yeni bölge, Nil nehrinin taşidığı ve Delta olarak anılan topraklardı.
Mısır, birbirinden kolaylıkla ayrılabilen iki kısma bölünür: nehrin sağında ve solunda, dar ama verimli topraklardan oluşan "Vadi" ve tarımla uğraşanlar için gerekli her koşulun bulunduğu sulak, bereketli "Delta".
Mısır’ın bu ikiye bölünmüşlüğü ülkenin siyasi ve ekonomik yaşamında etkili olmuştur. Eski İmparatorluk dönemine ait efsaneler, merkezi Heliopolis'te bulunan tek devletin bölünmesinin ardından birbiriyle mücadele halinde bulunan ve ancak kral Menes zamanında yeniden birleşebilen iki ayrı devletten söz eder. Efsane şöyle der: Delta’nın doğusunda, Busiris’te, adil bir kral olan Osiris hüküm sürüyordu.
Yukarı Mısır’da Ombos kenti tanrısı Set onun hasmıydı; onu öldürdü ve hakimiyeti ele aldı. Fakat Osiris’le İsis’in oğlu olan Horus, giriştiği mücadele sonunda Set’i öldürdü ve babasının intikamını aldı. Bunun üzerine Heliopolis’teki tapınakta toplanan tanrılar ona, kral sıfatıyla tüm Mısır üzerinde hakimiyet bağışladılar. Bu efsanede ayrıca bir süre sonra Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır olarak adlandırılan bölgeler arasında anlaşmazlıkların arttığını ve ülkenin yeniden ikiye bölündüğünü görüyoruz. İkinci birleşmeyse, tam tersi olarak güneyden geldi ve Delta’yı egemenliği altına aldı.
Taşkınları dizginlemek, bataklıkları kurutmak, kanallar açmak, köyleri bentlerle korumak gerekmektedir. Bu nedenle yerleşik duruma geçmiş kabileler bir araya gelip daha geniş birimler oluştururlar. Birleşen kabileler bir süre sonra iki krallık görünümüne kavuşacaktır: Tanrı Set’e bağlanan Güney Ülkesi ya da Yukarı Mısır, tanrı Horus’a tapan Kuzey Ülkesi ya da Aşağı Mısır. Kuzey ülkesi günümüz haritalarında kuzeye yakın olmasına; yani yukarıda görünmesine karşın adı Aşağı Ülke’dir; bunun nedeni bu iki ülkeye Nil Nehri’nin akışı yönünde isim verilmiş olması. MÖ 4. bin yılın sonlarına doğru "akrep kral" olarak anılan Güney hükümdarı, Kuzey’i kendi ülkesine katar. Ondan sonra tahta çıktığı sanılan Narmer adındaki bir başka kral, Güney hükümdarının başlattığı birleştirme işini tamamlar. Güney’in hükümdarlık sembolü olan ak başlığın yanına Kuzey’in kırmızı tacını takar ve böylece iki ülkenin birleştiğini anlatır. Bu birleşme eski Mısır tarihinin başlangıcı kabul edilir. Narmer belki de efsanelerin sözünü ettiği ilk firavun Menes’tir. Böylece MÖ 3000 yıllarında Thinis Çağı (Narmer’in doğum yeri olduğu varsayılan Thinis adından) başlar ve o zamandan sonra hiyeroglif yazıtların yardımıyla Mısır tarihi belirginlik kazanır.
Narmer, ya da Menes, MÖ 3000’e doğru iki ülkenin efendisi olarak başkent seçtiği Thinis kentinde hüküm sürmeye başlar. Bununla birlikte karşısına birçok sorun çıkmaktadır. Soylular arasında firavunu tanımayanlar vardır ve sık sık çıkan isyanları bastırmak gerekir. Ülkenin ikinci başkenti, 2. sulale zamanında Güneş’e tapınılan kutsal kent Heliopolis yakınlarındaki Memfis’tir. MÖ 2800 yıllarında firavun Kasekemui (bu ad "iki güçlü" anlamına gelir, Horus ve Set’e gönderme yapar) bazı kentlerin ayaklanmalarını bastırır ve yerel hükümdarlar yerine kentlere valiler atamaya karar verir. Onun zamanında devlet yapısı ortaya konur ve bir de nüfus sayımı yapılır. Mirasa dayalı soylu sınıf karşısında devlet işlerinde çalışanların ve Firavunun gücü yükseltilir. Bu dönem, yazının da evrimini tamamladığı bir dönemdir. Belirtilmek istenen nesneyi gösteren birer resim olan ideogramlar yanında seslere karşılık gelen ve Champollion’un çözmeyi başardığı hecesel göstergeler de belirir. Arşivler yazıcılar tarafından deriler üzerine ya da uç uca eklenen papirüs yaprakları üzerine yazılmaktadır. Mısır tarihinin bilinen en eski anıtı, Kral Aha’nın mezarıdır. 3. bin yılın başlarında yapılan bu mezarın bir kayaya oyulmuş beş odası vardır.
İki ülkenin tam olarak birleşmesi ve tek Mısır olması kolay kabul edilmiş ve hemen gerçekleşmiş bir olay değildi. Bunun en önemli göstergesi 1. sulale döneminin sonlarında başlayan ve 2. sulale boyunca süren ayaklanmalar. İki ülkenin kaynaşması tam olarak 3. sulale döneminin başlarında oldu. Bu dönemde hükümet merkezi de yer değiştirmiş, ne kuzey ne de güney kenti olan Memfis başkent olarak belirlenmişti. Kral Zoser’in başkent yaptığı kent, bu tarihten sonra "iki ülkenin terazisi" lakabını taşımaya başlamıştı.
Beyaz surlarla çevrili olduğu için Memfis kentine verilen adlardan biri de Beyaz-duvarlar Kenti’ydi. Kasekemui’nin oğlu Zoser, burada 3. Sülaleyi kurmuştur. Heliopolis kentinin baş rahibi İmhotep onun "tatisi", yani başbakanıdır. İmhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı "ahlak ilgileri"nin yazarıdır. Bu dönemde Güneş’in hareketi incelenmiş, gece ve gündüz on ikişer saate bölünmüş, ilk aritmetik işlemleri uygulanmaya başlanmış, yüzey ve hacim hesapları için formüller geliştirilmiştir. Hekimlik, büyüyle yakınlığını sürdürmektedir. Mumyalar üzerinde yapılan incelemeler daha o zamanlar çürük dişlerin doldurulduğunu, iltihapları geçirmek için çenenin delindiğini gösteriyor. İmhotep’in, bütün bu bilgiler yanında mimarlık bilgisi de vardır. Sakkara’da bulunan ve basamaklı piramit olarak bilinen Zoser piramidini o yapmıştır.60 metre yüksekliğindeki bu piramit, ölmüş hükümdarı, Helipolis’in ışıklar saçan tanrısı Ra’ya götürecek bir merdiven oluşturmaktaydı. El emeğini böylesine seferber etmeyi, ancak Thinislilerin sağlamlaştırdığı mutlakiyetçi bir krallık göze alabilirdi. Bu piramit, sonraki sülalelerin hükümdarlarına örnek olacak, ve firavunlar öldüklerinde benzer dev piramitlerde yatmak isteyeceklerdi.
Zoser’den sonra gelenler, iktidarı 4.sulalenin kurucusu Snefru’ya bırakırlar. Bu hanedan MÖ 2720’den 2560’a kadar sürer. Bu dönem "piramitler dönemi" olarak anılacaktır. Snefru iyi bir kral olarak bilinse de oğlu Keops, kendisinden nefret edilen, zorba bir hükümdardır. Memfis din adamları onu, halkı vergilerle ezmekle suçlamışlardır. Oğlu Kefren, daha yaşarken insanların kendisine bir tanrı gibi tapmalarını sağlar; piramidi de neredeyse babasınınki kadar büyüktür. Buna karşılık Mikerinos, daha alçakgönüllü bir yapıyla yetinecektir.


Kaynak:
Bilim Teknik Dergisi / Mayıs 2001
Etiketler:
  • eski misir medeniyeti
  • misir medeniyeti
  • misir medeniyeti tarihi
  • misir medeniyetleri
  • qedim misir medeniyeti
Benzer Konular:
Rapor Et
Eski 11 Eylül 2006, 20:44

Mısır Uygarlığı

#2 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
Kuzey Afrika'da Nil Nehri ve etrafında kurulmuş olan bir medeniyettir. Etrafının çöl ve denizlerle kaplı olması, diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına sebep olmuştur. Bu yüzden Mısır Medeniyeti, kendine özgü bir medeniyettir.
Önceleri "nom" adı verilen şehir devletleri varken, M.Ö. 4,000'de Kral Menes'in başa geçmesiyle merkezi krallık haline gelmiştir. Kral Menes'le firavunlar devri başlar. Mısır krallarına "firavun" denirdi. Firavunlar, dini ve siyasi otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Kendilerini Tanrı olarak ilan etmişlerdi.
Mısır'daki tanrı kral anlayışı, Mezopotamya'da ise rahip kral anlayışının egemen oluşu, hem Mısır hem de Mezopotamya'da laik olmayan yönetim anlayışını yansıtmaktadır. Dinleri çok tanrılıdır. Tanrılarını, insan veya hayvan şeklinde tasfir etmişlerdir.
Firavunlar için piramitler yapmışlar, ölülerini mumyalamışlardır. Bu durum, öldükten sonra dirilme inancının olduğunu göstermektedir. Halk mezarlarına ise labirent denilirdi.
M.Ö. 525'te Persler ve M.Ö. 333'te de Büyük İskender tarafından işgal edilmiştir. Büyük İskender'in istilası ile Yunan ve Mısır Medeniyetleri birbirini etkilemişlerdir. M.Ö. 1280'de Hititlerle Kadeş Antlaşması'nı imzaladılar.
Kendilerine özgü hiyeroglif (kutsal resim yazısı) yazısını kullanmışlardır. Yazılarını "papirüs" adı verilen bitki yapraklarına yazmışlardır. Eczacılık, kimya ve tıpta gelişmişlerdir. Matematikte "pi" sayısını bulmuş ve astronomide gelişmişlerdir.
Rasathaneler kurmuşlar ve Nil Nehri'nin taşma sürelerini hesaplamışlardı. Güneş yılı esasına dayalı ilk takvimi Mısırlılar yapmışlardır. Romalılar, Mısır'dan aldıkları bu takvimi geliştirerek bugün kullandığımız Miladi takvimi oluşturdular. Mısır ekonomisi tarım, ticaret ve madenciliğe dayanıyordu.


Uygar toplum biçimlerinin İ.Ö. 2500 dolaylarından önceki dönemde yayılması son derece özel coğrafya koşullarını gerektirdi. Uygar zanaat ve bilgi düzeylerine ulaşmak için gerekli olan uzmanlar ordusu, yalnızca sulama yapılabilen ırmak vadilerinde, o tarihlerde bilinen tekniklerle beslenebilirdi. Sümer'e oldukça yakın çevrelerde bulunan birkaç küçük ırmak, bu özel koşulları yerine getirdi.
Örneğin Ürdün Irmağı ve bugün denize yakın bir yerde Dicle'ye karışan, ama eski zamanlarda doğrudan Basra Körfezi'ne akan Karun Irmağı kıyıları boyunca çok eski kentlerin doğduğu görüldü. Arkeologların ilerde başka yerlerde bunlara benzeyen öteki kentleri de gün ışığına çıkarmaları olasılığı var. Ancak bu ırmak vadileri, büyük toplumların ülkeleri haline gelme yolunda, Sümer'le ya da Nil ve İndüs vadilerinde birbiri ardı sıra ortaya çıkmakta olan öteki eski uygarlıklarla karşılaştırılamayacak kadar küçük yerlerdi.
1930'lara kadar Mısır'ın yeryüzünün en eski uygarlığı olduğuna inanıldı. Fakat günümüzün Mısırbilimcileri, eskiliği ilk olarak 1920'lerde ortaya çıkarılan Sümer'in Mısır uygarlığından önce doğduğu konusunda görüş birliği içindeler. Yukarı Mısır'la Aşağı Mısır'ın Kral Menes yönetiminde birleştirilmesi, Mısır tarihinin geleneksel başlangıç noktası olarak alınır. Bu birleşmenin gerçekleştiği İ.Ö. 2850 dolaylarında, Sümer kentleri birkaç yüz yıllık gelişme dönemlerini geride bırakmıştı bile.
Sümer'in Mısır uygarlığının gelişmesinin ilk evreleri üzerindeki etkilerinin, küçük, fakat şaşmaz izleri saptanmıştır. Bu nedenle, Basra Körfezi'nin başından yola çıkan denizcilerin, Arabistan kıyılarını dolaşıp Kızıldeniz'e ulaşmaları ve burada dar Nil Vadisi'nde oturan halklarla karşılaşmaları olası görünüyor. Sümerlilerin o tarihlerde bildikleri tekniklerin ve düşüncelerin, aşağı Dicle-Fırat bölgesindeki çevreye benzer bir çevre içinde yaşayan eski Mısırlılar için özel bir önemi vardı. Menes'in yaşadığı tarihlerde Mezopotamya'da sulama, metalürji, yazı, saban, tekerlekli araçlar ve anıtsal yapılar ortaya çıkmış bulunuyordu. Bunların hepsi, son derece hızlı bir öykünme ve uyarlanma süreciyle, Mısırlıların yararlanacakları biçime sokuldu.
Mısır'ın siyasal birliğinin gerçekleşmesi, Sümer araç takımının içindeki öğelerden Mısır yerel gelenekleriyle ya da coğrafya koşullarıyla uyuşmayanların bir yana bırakılarak, Mısır'a uygun görülenlerin hızla benimsenmesi sürecini daha ileri noktalara taşıdı. Bir başka deyişle, Mısır uygarlığı, kendine özgü biçem (üslup) birliğiyle ve kurumsal yapısıyla, hızla ortaya çıktı. Mısırlıların Sümer deneyiminden yararlanabilmelerinin sağladığı üstünlükle, Mezopotamya'da bin yıl ya da daha uzun bir sürede olanların Mısır'da gerçekleştirilebilmesi için bunun yarısı kadar az bir süre yetti.
Mısır ve Sümer toplumsal yapıları arasındaki önemli farklılıklar, Mısır uygarlığını hem daha yetkin hem daha dayanıksız kılan farklılıklardı. Mısır'da her şey tanrı-kralın yani Firavun'un sarayı çevresinde odaklaştı. Sümer'de, tanrıların, gereksinimleri, karakter özellikleri ve davranışları bakımından insanlara benzedikleri sanılmakla birlikte, göze görünmez olduklarına inanılmıştı. Mısırlılar ise, krallarının bir tanrı olduğunu ilan ettiler.
Kendisi ölümsüz olduğu gibi, öteki insanlara da ölümsüzlük bağışlayabilirdi. Bu inancın altında Firavun'a boyun eğilmesini sağlayacak güçlü bir güdüleme yatar. Çünkü değerbilir bir tanrı-kraldan, bu dünyada kendisine iyi hizmet etmiş olanları, kendi tanrısal ölümsüzlüğü sırasında sadık hizmetçileri olarak yanında bulunmalarına izin vererek ödüllendirmesi umulabilir. Öte yandan Firavun'a karşı çıkmanın cezası öteki dünya yaşamına ilişkin tüm umutların yitirilmesi anlamına gelecektir.

Kısa bilgiler...
  • Mısır'daki ilk piramit firavun Djoser'e aittir ve 7 basamaktan oluştuğu içi diğer piramitlerden farklıdır.
  • Piramitlerin ilk mimarı İmhotep'tir. Sonradan tanrılaştırılmıştır.
  • Mısırlılar hiyeroglifleri resmederken timsah, su aygırı gibi zarar verebilecek hayvan sembollerini canlanmasınlar diye ortadan bölerek resmederlermiş. Çünkü bu kutsal hayvan sembollerinin ruhu olduğuna inanırlarmış.
  • Firavunun mezar odasında bulunan heykelinin yüzüne yılda sadece 2 defa ışık gelir. Firavunun tahta çıktığı ve öldüğü gün.
  • Firavunun ruhu atalarının yanına, yıldızlara gitsin diye mezar odasının tavanına yıldızların izdişümüne denk gelen ufak havalandırma kanalları koymuşlardır.
  • İlk kadın firavun Hatşepsut'tur.
  • Mısır tarihinde ilk tektanrılı dini getirmeye çalışan firavun Amenofis IV, sonraki adıyla Akhenaton'dur. Aten dinini tek din olarak kabul ettirmeye çalışmış ama öldükten sonra halk rahiplerin de etkisiyle eski dinlere dönmeye başlamıştır.
  • Mısır ülkesinin Mısır dilindeki adı "Kemset"tir.
  • Mısırlılar bugün Sothis adıyla bilinen yıldızı bulmuşlar ve Sokaris adını vererek tanrılaştırmışlardır.
  • Firavunların tahta ilk çıktıkları zaman yaptıkları iş kendi piramitlerinin inşaatını başlatmakmış çünkü bir piramitin inşaatı 20 yıl kadar sürüyormuş.
Mısır'ın Ölüler Kitabı

reli28bui5

Ölüler Kitabı ve ötesi...
Eski Mısır’da ölüm ve ötesiyle ilgili kaynaklar Piramit ve Tabut yazıtlarıdır, bütün bunlar "Ölüler Kitabı" denen ölüm, ölüme geçiş ve ölümden sonra yasamla ilgili kuralları ve düzeni anlatan bütün bir bilgi veya inanç sisteminin parçalarıdırlar. Mısırlılar ölümden sonra yeniden dirileceklerine inanırlardı, Osiris'in yeniden doğması ve onun kişiliğinde simgelenen KIŞ ve BAHAR örneklerindeki gibi. İnsan beden ve ruhtan oluşuyordu, her ikisi de ölümden sonra ebedi olarak kalabilirdi, yeter ki ölümden sonra insan Osiris'in önünde günahlarını bağışlatsın ve saf olarak cennette kalabilsin. Osiris, insanin kalbini bir tüy ile tartarak samimiyetini ölçerdi, eğer ölü insan bu ölçümde başarısız olursa aç, susuz ve güneşsiz olarak ebediyen mezarında kalırdı. Osiris'in sınavlarından başarıyla geçebilmek için bazı yöntemler uygulanırdı, örneğin mezarlara yiyecek ve tanrıları sevindirecek tılsımlar konurdu. Ayrıca, balık, yılan, hamamböceği gibi böcekler rahipler tarafından kutsanarak ölüye yardımcı olurlardı. Ama en önemlisi, "Ölüler Kitabı"nın satın alınıp mezara konmasıydı. "Ölüler Kitabı" ölüm rahiplerinin yazdıkları dua ve yöntemlerle, Osiris'i sakinleştirecek ve hatta aldatacak önerilerle doluydu. "Ölüler Kitabı" örneklerinden yüzlercesi papirüs rulolar halinde mezarlardan çıkarılmıştır ve en eskileri Piramitler Dönemi'ne aittir, yani M.Ö. 2500'lere. Mısır inançlarına göre tüm bilgiler veya bilim bilge tanrı ve yazman Toth tarafından yazılmıştır. Bugün dahi bazı mistik pagan çevreler Tarot Kartları’nın kökeninin Toth kültünden kaynaklandığına inanırlar.
Rapor Et
Eski 2 Ekim 2006, 17:08

Mısır Uygarlığı

#3 (link)
*TeoDora*
Ziyaretçi
*TeoDora* - avatarı
MISIR TARİHİ
Yontmataş devrinde Mısır, tropikal bir iklimin etkisindeydi ve bu iklime uygun bitki örtüsüyle kaplıydı. Konutlar henüz vadinin üstündeydi, baslica insan etkinlikleriniyse, avcilik ve balikçilik olusturuyordu. Yontmatas devri sonunda, bütün Afrika'da bir kaya sanati gelisti, Yukari Misir'daki kayalar ve magara duvarlari, hayvan resimleri, av sahneleri ve gemicilikle ilgili çesitli görüntülerle süslendi. Cilalitas devri baslarinda, Nil vadisinin cografi olusumu tamamlandi ve Sahra'da yasayan, av köpegi bakicilari, Paleoafrikali sigitmaçlar ve Nilot kökenli balikçilar yeni tekniklerden yararlanmaya basladilar; yavas yavas tahil tarimi, keten ekimi ve dokumaciligi, hasir isçiligi ve çömlekçilik gelismeye basladi. Köylerin eski görünümleri degisti, sazdan kulübelerin yerini kerpicten evler aldi.
4000 yılına doğru benimsenen teknikler giderek yetkinleştirildi (çakmaktasi ve bakir ayni zamanda kullanildi), bunun yani sira fildisi isçiligi ortaya çikti, küçük heykellerin yapimina girişildi.Iki uygarlik merkezi birbirine kosut olarakdüzenlendi: Kuzeyde basina kirmizi bir taç giyen ve Osiris tarafindan korunun kral, bati ve dogu eyaletlerini (ya da nomos) yönetiyordu; güneyde bulunan bir baska kral da basina beyaz bir taç takiyor ve tanri Sethi tarafindan korunuyordu; güney eyaletlerinin egemenligiyse onun elinde bulunuyordu.
Eski Misir yaklasik üç binyil varligini sürdürdükten sonra, I.S. 395'te Bizans egemenligi altina girerek Hiristiyanligi yada Kiptiligi benimsedi ama Hiristiyanlar ve Araplar, bu son derece gelismis uygarligin izlerini silemediler.
I.S.VI. yy'da imparator Iustinianos, Philai'deki Isis Tapinagi'ni (Hiristiyan misir'daki son pagan merkezi) kapattirinca, dünyanin en eski uyarligi sayilan bu uygarligin üstüne bütün kapilar kapanmis oldu.
Daha sonra Fransiz Jean-François Champollion'un hiyeroglif yazilarini incelemesi ve dolayisiyla o tarihe kadar karanlikta kalmis birçok soruya isik tutmasi sonucunda Eski Misir uygarligiyla ilgili pek çok sey ögrenildi.
XIX. yy'a kadar, Misir tarihi Eski Yunan yazarlarinin, özellikle de Herodotos, Sicilyali Diodoros ve Stranbon'un yazdiklarindan ögreniliyordu; ayrica Misirli rahip Manethon'un Aigyptiake adli yapitindan da yararlaniliyordu; Manethon bir Misir tarihi yazmaya girismis ve Misir firavunlarini 31 sülalede toplayarak bir firavunlar listesi yapmaya çalismistir.Bu bölümleme modern bilinler tarafindan her zaman kullanilmistir.Günümüzde Eski Misir bilimi (ejiptoloji) henüz çok yeni bir bilim dalidir, ama inceledigi yazitlar ve arkeoloji gereçleri o kadar zengin ve o kadar çesitlidir ki, daha simdiden Tarihöncesi dönemden Hiristiyanlik dönemine kadar Eski Misir uygarliginin ve tarihinin ana hatlari çizilebilir, en özgün yanlari belirtilebilir.I.Ö. 3000'e dogru, Misir'in yazili tarihinin basladigi siralarda, uyarligin bütün ögeleri bir araya toplanmisti: Ülke Nil'in suladigi bir toprak seridi üstüne kurulmustu ve irmagin taskin sulariyla besleniyordu; günes her gün isiklariyla çevreye iyilik saçiyor, Afrika kökenli beyaz halk sulama kanallarinin bakimiyla ugrasiyor ve huzurunu saglayan dogal ögelere tapiyordu.Misir halki daha tarihsel döneminin baslangiç yillarinda kendine özgü bir dinginlik edinmisti; bu durum biraz da siyasal sistem, dinsel özellikler, dil ve yaziyi koruma kaygisindan kaynaklaniyordu.Eski Misir yalnizca, sasmaz ve düzenli bir firavunlar dizisi degil, ama eksiksiz bir uygarligin serüveni görünümünü tasiyordu.

ESKi MISIR TANRILARI
  • Aker: “IGICI”. Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumludur.
    Amon: “Gizli biri”. Tanrıların Theban Kralidir.
  • Ammut: “Ölü Yutucu”. Ölümsüz yaşama layik olmayanın kalbini yiyen canavar.
  • Anqet: “Kucaklama”. Elephantine’nin su Tanrıçası.
  • Anubis: “Kral çocuk”. Mumyalamanın çakal başlı Tanrıçası.
  • Apep: Güneşi yok etmek için günlük deneme yapan yılan.
  • Aten: Güneş Diski.
  • Atum: Re’nin bir formu. Güneşi ayarlayan bir Tanrı.
  • Bastet : Ev ve Güneş ışığının kedi Tanrıçası.
  • Bes: Müzik, dans ve savaşın cüce Tanrıçası.
  • Buto: Aşağı Mısır’ın kobra Tanrıçası.
  • Duamutef: Horus’un oğullarından biri. Ölünün midesinde korunmuştur.
  • Geb: Gökyüzünün eşi ve dünyanın Tanrısıdır.
  • Hapi: Nil’in Tanrısıdırr.
  • Hapy: Horus’un oğullarından biri. Ölünün akciğerlerinde korunmaktadir.
  • Hathor: Aşk, müzik ve kadının inek Tanrıçası.
  • Horus: Firavunların ve Güneşin şahin Tanrısı.
  • Imhotep: Djoser’in veziri, sonra Ptah’ın oğlu gibi ibadet edilmiştir.
  • Imsety: Horus’un oğullarından biri. Ölünün karaciğerinde korunmuştur.
  • Isis: Osiris’in dulluğunun ve şiirin Tanrıçası.
  • Khonsu: Ay’ın Theban Tanrısı.
  • Khepare: Yükselen Güneşin böcek Tanrısı.
  • Khnemu: Su baskını ve Nil’in iri Tanrısı.
  • Ma’at: Gerçek ve hukukun Tanriçesi.
  • Mefetseger: Krallar Vadisi’nin Tanrıçası.
  • Min: Erkek bereket Tanrısı.
  • Montu: Mısırlı savaş Tanrısı.
  • Mut: Amon’un eşi ve Theban’ın ana Tanrıçası.
  • Nefertem: Nilüfer çiçeğinin Memphis Tanrıçası.
  • Neith: Savaş ve dokuma Tanrıçası.
  • Nekhebet: Yukarı Mısır’daki Akbaba Tanrıçası.
  • Nephthys: Seth’in eşi ve Isis’in kız kardesi.
  • Nut: Osiris ve Isis’in annesi ve gökyüzü Tanrıçası.
  • Nun: İlk suların Tanrısı.
  • Onuris: Savaşçi ve Abidos’un gökyüzü Tanrısı.
  • Osiris: Seth tarafından öldürüldü, yaşamdan sonrası ve tarım Tanrısı.
  • Ptah: Memphis’in mumya yaratma Tanrısı.
  • Qebehsenuef: Horus’un oğullarından biri. Ölünün bağırsaklarında korunur.
  • Qetesh: Semetik doğa Tanrıçası.
  • Ra: Güneş Tanrısı.
  • Satet: Nil suyu ve bereket Tanrıçası.
  • Sekhmet: Yıkım ve savaşin dişi aslan Tanrıçası.
  • Selket: Büyünün akrep Tanrıçası.
  • Serapis: Ahiret ve Güneşin Helenistik Tanrısı.
  • Seshat: Ölçüm ve yazma Tanrıçası.
  • Seth: Osiris’in erkek kardeşi tarafından öldürüldü. Fırtına, gök ve gürültü Tanrısı.
  • Shu: Mut ve Geb’in babası. Hava Tanrısı.
  • Sobek: Timsahlar Tanrısı.
  • Tauret: Kadın doğumunun hipopotam Tanrıçası.
  • Tefnut: Nut ve Geb’in annesi. Yağmur ve nem Tanrıçası.
  • Thoth: Yazma akıl ve ay Tanrsı

ESKİ MISIR TAPINAKLARI
Bir Mısır tapınağı genel ibadetin bir yeri değildir. Eski Misir Tapinagi doğal, metafizikseldi. Bu da evren, toprak ve insanin yararı incelendi. Akademisyenler ve turistler incelediği bir sanat galerisi olarak planlanmadi. Yıllık festivalde Eski Misir halkina sadece bir kısmı açıldı.
Bu yüzden her Eski Mısır tapınağı güzel bir yerdir. Diğerlerinden daha ilginçtir ve daha önemli tapınak yoktur. Hepsi eşit önemdedir.
Tapinaklarin duvarlarindaki yazitlarda amacını ve anlamlari bilmiyoruz. Bu gibi tapinaklar yillar sonra halka açıldı.
Ptolemic tapinaklar, genellikle orijinal Misir stilinden farkli bir stile sahiptirler. Ptolemic tapinaklarin bazi özellikleri şunlardır:
Bu tip tapınaklarda güzel yontulmuş heykeller vardır fakat fazla ilham vermez.
Kadin çok güzel görünümlü ama kaba bir yolda zarif Misir kadin stilinden farklidir.

Tapınağın Planı

Bir tapınağın alışılmamış dizaynı ve yerinin seçimi,ekonomik durumunun öncelerin üzerine dayanmamistir.Tapinaklar ardarda gelen krallar tarafindan uzun yillarca insa edilirler.
Genelde, Misir Tapinagi çamur taşli ağır bir duvarla çevrilmistir. Tapinaktaki bu duvarin etrafi, sembolik olarak kaosun şahinlerinin kurdugu sekilde izole edildi. Tuğla duvar kendisini akan dalgalara set yapti, sembolik olarak ilkel sular yaratmanin ilk asamasi temsil edilir.
Tapinagin duvarlari disinda papazlarin konutlari, atölyeler, sandik odalari ve diger yardimci yapilar vardir.

Duvarlardaki Sembollerin İfadelerİ

Biz hayatimizda her seyi sembollerle ifade ederiz. Duvarlardaki yazilar ve işaretler 3000 yıl önce yaşayan insanlarin anlayacağı halde sembolize edilmiştir. Bazi duvarlardaki sembolizmler sunlardir:
Tapinagin dıs duvarlarindaki ve dış avlusundaki duvarlarindaki sahne; ışığın şahinlerle savaşını gösterir. Kral tarafindan temsil edilir. Karanlik şahin yabancı düşmanlari temsil eder.

Önemli Bazi Tapinaklar

  • KARNAK Tapnağı
  • KOMOMBO Tapnağı
  • LUXOR Tapnağı
  • PHILAE Tapnağı
  • DENDERA Tapnağı
  • RAMSES III Tapnağı
Rapor Et
Eski 13 Ekim 2008, 13:31

Mısır Medeniyeti

#4 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı

ESKİ MISIR
Taş Devri'nin başlangıç döne­minde, Nil Irmağı kıyılannda avcılık ve balık­çılık yapan insanlar yaşıyordu. O zamanlar, Nil'in dar ve bataklık vadisi ağaçlar, sazlar, kamış benzeri uzun saplı bir bitki olan papi­rüslerle örtülüydü. Binlerce yıllık bir aradan sonra Cilalı Taş Devri (Neolitik Çağ) insanla­rı yavaş yavaş bataklıkları kuruttular ve köyler kurdular. Tarım yapmayı, dokumacılı­ğı, hayvanları evcilleştirmeyi, çanak çömlek üretmeyi öğrendiler. Daha sonraları, güneşte pişmiş tuğlalardan evler ve cam yaptılar, topraklarını suladılar, bakırı işlediler. Yıllar yılı yağmur yüzü görmeyen, Akdeniz kıyıla­rından uzak bu topraklardaki insanlar için Nil'in yaşamsal bir önemi vardı. Nil yönü­nü değiştirdiğinde bu uygarlık yok oldu. Arkeologlar eski ırmak yatağının kıyısında­ki çöllerde bu insanların mezarlarını bul­dular.
İlk yazılı kayıtlar, Mısır topraklarının Kral Menes'in yönetiminde birleştirildiği İÖ 3100'e kadar uzanır. (Menes, Yunanca yazan eski tarihçilerin kullandığı addır. Bu kralın Mısır yazmalarında Narmer adıyla geçtiği sanılmaktadır.) Menes, Nil'e bir kanalla bağ­lanıp tarıma elverişli duruma getirilen baş­kent Menfis'i kurmuştur. "Beyaz duvarlı Menfis" 1.000 yıl boyunca başkent olarak kaldı. Kalıntıları bugünkü Kahire kenti yakın­larındadır.

Krallıklar
Yunanca yazan Mısırlı tarihçi Manethon, Mısır'ı yönetenleri 30 hanedan ya da aileye ayırmıştır. Günümüzde Eski Mısır yazısı ve tarihini inceleyen bilim adamları, Eski, Orta ve Yeni Krallıklar olarak adlandırdıkları dö­nemleri Eski Mısır uygarlığının en parlak çağları olarak değerlendirirler. İÖ 3100'deki başlangıcından İÖ 30'da Roma İmparatorlu-ğu'nun bir parçası oluncaya kadar, Mısır uygarlığının belirleyici özellikleri değişmeden kalmıştır.
Arkeologlar, 1. ve 2. hanedan krallarının Menfis yakınlarındaki Sakkara'da mı, yoksa Nil'in kaynağına daha yakın olan Abydos'da mı gömülü olduklarını kesin olarak saptayamamışlardır. Her iki yerde de benzer mezar­lar bulunmuştur. Yağmalandıkları ve yakıl­dıkları için kral mezarlarının hangi bölgede yer aldığını saptamak çok güçtür. Mastaba denilen kenarları eğimli bu ilk kral mezarları, kayalarda açılan çukurların üstü çamurdan tuğlalarla örtülerek yapılırdı. Asıl mezar oda­sı, zeytinyağı, şarap, bira ve çeşitli yiyecekler, ev eşyaları, bakır araçlar, taş ve çömlek vazolarla donatılmış odalarla çevrelenmişti. Bunlardan geriye pek bir şey kalmamış olsa da, Eski Mısırlılar'ın ileri bir uygarlığa ulaş­tıklarını gösteren yeteri kadar kalıntı vardır. Bir soylunun Sakkara'daki mezarında arpa lapası, bıldırcın, böbrek, güvercin yahnisi, balık, sığır eti, ekmek ve incirlerle dolu zengin bir sofra bulunmuştur.

tutanhamonea6

3. hanedanın ikinci kralı Zoser, Sakkara' da ilk kez tümü taştan, basamaklı bir piramit yaptırdı. Planını veziri İmhotep'in yaptığı altı basamaklı piramit başlangıçta mastaba ola­rak düşünülmüştü. Piramitin altında Assuan graniti ile kaplı bir mezar odası vardı. Burası da, Zoser'in ailesinden kişilerin gömüldüğü mezar odaları ve galerilerle çevriliydi. Duvar­ları mavi çinilerle kaplı bu galerilerde çok sayıda taştan vazo bulundu.
Mısır'daki en ünlü kalıntılar, Gize'de 4. hanedan döneminden kalma Keops, Kefren ve Mikerinos'un piramitleridir. Bu piramitler Dünyanın Yedi Harikası arasında yer alır. İkinci piramidin yakınlarında, kayadan oy­ma, yüzü Kral Kefren'in yüzüne benze­yen aslan gövdeli sfenks bulunmaktadır
İlk Mısır yazısı, hiyeroglif denen bir tür resimyazıydı. Hiyeroglif sözcüğü kutsal oy­malar anlamına gelir . Mezarların ve tapınakların duvarlarına oyulan bu yazılar özenle kırmızı, sarı, yeşil, siyah ve maviye boyanırdı. Yazarken çok zaman alma­sına karşın, Mısırlılar bu yazıyı resmi belgele­rinde kullanmayı sürdürdüler. Eski Kralhk'ta hiyerogliften türetilen ama daha akıcı bir yazı biçimi olan hiyeratik kullanılmaya başlandı. Akıcı olması nedeniyle, hiyeratik papirüs üze­rine kamış kalem ve mürekkeple yazılabili­yordu. Orta ve Yeni krallıklar döneminde geliştirilen bu yazıyı daha çok rahipler dinsel yazılarda kullandı. Demotik (halka ait) adı verilen bir başka yazı biçimi de, İÖ 7. yüzyılın başında 25. hanedan döneminde ortaya çıktı. Ptolemaioslar ve Romalılar dönemi boyunca Mısır yazısını 19. yüzyılın başlarında, İngi­liz Thomas Young ile Fransız Jean François Champollion çözdü. Aynı metnin hiyeroglif, demotik ve Yunan alfabesiyle yazılmış olduğu Rosetta Taşı bu gizin çözülmesini sağladı. (Bu taş günümüzde British Museum'da bulun­Uktadır.6. hanedanın son yıllarında, II. Pepi (Ne-ferkare) döneminin ardından Mısır yabancı­ların istilaları ve iç savaşlar sonucu yaklaşık İÖ 2200'lerde tam bir çöküş devri yaşadı.İÖ 2040'ta başlayan Orta Krallık'la birlikte yeniden canlanan Mısır, topraklarını Nübye (bugünkü Sudan), Suriye ve Filistin'i de içine alacak biçimde genişletti. Artık, başkent yukarı Mısır'da Nil Irmağı'nın kıyısındaki Teb kentiydi. Sanat ve mimarlığın en ileri örnekle­rinin yaratıldığı bu dönemden günümüze çok az sayıda yapıt kalmıştır. 12. hanedan kralla­rından III. Amenemhet'in gömüldüğü tapı­nak olan Labirent, Eski Yunanlılar'ca bir dünya harikası olarak nitelendirilmişti.İmparatorluğun Çöküşü 19. hanedan dönemi boyunca da güçlü krallar imparatorluğu korudular. II. Ramses büyük bir yapım programını gerçekleştirdi. İÖ 1200'lerde Deniz Kavimleri'nin akınları im­paratorluğun çöküşünü hazırladı. III. Ramses yönetimindeki Mısırlılar, Deniz Kavimleri'ne karşı verdikleri üç büyük deniz savaşını ka-zandılarsa da, bir daha kendilerini toparlayamadılar.

msr1jd2

Asya'daki egemenliklerini yitirdiler. O sıralarda daha yeni kullanılmaya başlanan bir metal olan demirin elde edildiği kaynakla­rın denetimini ellerinden kaçırdılar. Teb ya­kınlarındaki Ramses Tapınağı'nın duvarların­da, tarihte ilk kez resmi yapılan bu deniz savaşından sahneler yer almaktadır. III. Ramses öldürüldükten sonra yerine geçen krallar Mısır'ı yönetmekte başarılı olamadı­lar. Sonunda Mısır kuzey ve güney olarak ikiye bölündü, ayaklanmalar ve kargaşa tüm ülkeye yayıldı. Başkent, Teb'den Nil deltası üzerinde kurulu olan Tanis'e, daha sonra da Sais'e taşındı.Mısır'a saldıran Asurlular Menfis kentini ele geçirdiler. Menfis'i ve Teb'i yağmaladılar (İÖ 671-663). Sonunda Mısır İÖ 525'te Pers
İmparatorluğu'nun bir eyaleti oldu. Bu dö­nemde Mısır'ın başında bir Persli bulunuyor­du ve Pers parası kullanılıyordu. İÖ 332'de III. Darius komutasındaki Pers ordusunu bozguna uğratan Makedonyalı Büyük İsken­der Mısır'ı işgal etti ve genarallerinden Ptole-maios'u vali olarak atadı. Büyük İskender İÖ 323'te öldüğünde, Mısır'ı aldıktan sonra kur­duğu İskenderiye kentine gömüldü.

Ptolemaioslar
İskender'in generali I. Ptolemaios Mısır'da 300 yıl boyunca hüküm süren bir hanedanın kurucusu oldu. Mısır yeniden zenginleşti ve gelişti. Ne var ki, Ptolemaioslar yabancı oldukları ve savaş harcamalarını ağır vergiler koyarak halka ödettikleri için pek sevilmiyor­lardı.
Ptolemaioslar döneminde Dünyanın Yedi Harikası arasında sayılan İskenderiye Feneri yapıldı. Yunanca konuşulan tüm ülkelerden araştırma için gelen bilim adamları ile filozof­ların çalıştıkları görkemli bir kitaplığı olan Mouseion ya da akademi yine bu dönemde İskenderiye'de kuruldu. Bugün Eski Yunan düşüncesi üstüne bildiklerimizin çoğunu bu araştırmacılara ve tüm Mısır'ın her yanına yayılmış Yunan papirüslerine borçluyuz.Ptolemaioslar'ın sonuncusu, Augustus Caesar'a karşı Marcus Antonius'u destekleyen ve Aktium deniz savaşında donanmasının bozgu­na uğratılmasından sonra intihar eden Kleopatra'ydı İÖ 30'da Mısır bağımsızlığını yitirdi ve Roma İmparatorluğu' nun bir parçası oldu

Mısır Uygarlığı
Eski Mısırlılar çok yaratıcı insanlardı. Pira­mitler gibi dev yapıları yapabilecek mühen­dislik bilgisine sahiptiler. O dönemde maka­ranın daha bulunmamış olmasına karşın kı­zaklar, silindirler ve kurdukları rampaların yardımıyla büyük kütleleri taşıyabiliyorlardı. 2. hanedan döneminden başlayarak bilinen tekerlekten ancak Yeni Kralhk'ın başlangıç yıllarında yararlanılmaya başlandı. Mısır tari­hi boyunca Nil başlıca ulaşım yolu oldu. Yıldızları gözleyen Mısırlılar, Ay'ın durumu­na ve Güneş sistemine bakarak takvimler oluşturdular. Nil'in taşma zamanlarını göz önüne alarak, karmaşık bir sulama sistemi geliştirdiler. Tahıllarını depo­ladılar. Eski Krallık, Mısır'ın ilerde de sürdü­receği yaşam biçiminin belirlendiği bir barış ve gelişme dönemiydi.
Kuru bir iklimi olan Mısır'da, başka bir yerde kısa sürede bozulacak olan giyecek, deri, kereste, yiyecek gibi şeyler özelliklerini koruyarak günümüze kadar geldiler. Bu ka­lıntılar ve mezar duvarlarına çizilmiş günlük yaşama ilişkin resimler bize Eski Mısırlılar'ın yaşam biçimini kapsamlı olarak açıklar.
Mısırlılar ölülerini tuz ya da bir soda türü olan hidratlı sodyum karbonatla mumyalaya­rak yüzyıllarca saklamayı başardılar. Mumyalama işlemi hekimlerin insan bedenini ve iç organlarını yakından tanıyarak kapsamlı bir anatomi bilgisine sahip olmaları­nı sağladı. Mısır'da tarihin en eski tedavi ve ameliyat kayıtlarına rastlandı.
Mısır sanatının geçmişi ilk hanedanlara kadar uzanır. Ne var ki, bu güzel resimleri, heykelleri ve takıları yapanlar zanaatçı olarak nitelendirildiği için hiçbirinin adları bugün bilinmemektedir.

Din
Eski Mısırlılar'ın birbirinden değişik çok sayı­da tanrısı vardı. Çeşitli adları ve görünümle­riyle Güneş de bunlardan biriydi. Ana Güneş tanrısı, asıl tapınağı Heliopolis'te olan Ra idi. Ayrıca her kentin tanrıları vardı. Teb kenti­nin tanrıları Amon, Mut ve oğulları Hors; Menfis kentininkiler ise Ptah, Sekhmet ve Nefertum'du. Mısırlılar yaradılışın temeli olan, Nun adını verdikleri fırtınalı suların çalkalanması sonucu dünyanın balçıktan yara­tıldığına inanıyorlardı. Bu oluşum bir günde değil, her gün doğan Güneş'in etkisiyle yavaş yavaş gerçekleşmişti. Önce bir tepecik oluş­muş, üzerinde bitkiler yetişmiş, ardından kuşlar ve öteki hayvanlar ortaya çıkmıştı.
Mısır'da siyasal ve ekonomik olarak hangi kent güçlenir ve zenginleşirse, o kentin tanrı­ları da ülke çapında önem kazanır ve ünlenir­di. Örneğin Yeni Krallık'ta, Teb tanrısı Amon Teb'in başkent olmasıyla önem ka­zandı. Çok geçmeden de güçlü tanrı Ra ile birleştirilerek Amon-Ra adını aldı. Mısırlılar için ölümden sonraki yaşam çok önemliydi. Böylece, ölüler tanrısı Osiris de başlıca tanrı­lar arasına girdi. Osiris'le birlikte, eşi İsis'e ve oğlu Horus'a da tapıyorlardı. Bu üç tanrıya tapınma Roma İmparatorluğu'nda da yay­gınlık kazandı.

msr2wi4

Mısırlılar tanrılarını çoğunlukla hayvan, bazen de insan biçiminde düşünürler, onlara barınmaları için tapınaklar yaparlardı. Bu tapınaklarda rahipler totemlerin, tanrı hey­kellerinin ya da tanrının göründüğü biçimler­den biri olarak düşünülen Apis öküzü, şahin, keçi, timsah gibi hayvanların hizmetinde çalı­şırlardı.
İnsanların öldükten sonra, kayığıyla cen­nette dolaşan Güneş tanrısı Ra'ya eşlik ettiği­ne inanılırdı. Mısırlılar için bu cennet Nil'den başka bir yer olamazdı. İnanışlarına göre, öteki dünya, tıpkı gecenin 12 saati gibi, 12 bölüme ayrılmıştı ve altıncı bölümde yargıç Osiris oturuyordu. Burada, ölen kişinin yüreği ile Gerçeğin Tüyü tartılarak karşılaştırılırdı. Yürek çok ağır ya da çok hafifse ölü korkunç canavarlara atılırdı. Uygun ağırlıktaysa, kişi sonsuza kadar cennette yaşardı.

Mısırlılar ölümden sonra yaşamın tıpkı dünyadaki gibi süreceğine inandıkları için, öte dünyada kendilerine gerekecek hemen her şeyi mezarlarına koydurturlardı. Önceleri mezarlara evlerin, tahıl ambarlarının, kayık­ların, sığırların, ekmek ve şarap hazırlayan hizmetçilerin yapay örneklerini koydular. Da­ha sonraları aynı amaçla, gereksinim duya­cakları şeylerin resimlerini mezar duvarlarına çizdiler.


Kaynak: Msxlabs.org & Temel Britannica
Rapor Et
Eski 15 Haziran 2010, 22:26

Maddelerle Tarih

#5 (link)
Daisy-BT
Ziyaretçi
Daisy-BT - avatarı

Mısırlılar :
  • Kuzey Afrika'da bir ülkedir. Nom denilen şehir devletleri kurmuşlardır. (M.Ö. 3000'de merkezi krallıklara döndüler)
  • Ülkeyi yönetenler Firavunlardır. (Teokratik yönetim)
  • En büyük ilahları Amon - Ra'dır. (Güneş Tanrısı)
  • İlk defa hiyeroglif yazısını (Resim yazısını) kullandılar. (İlk defa resim yazısını kullanmış­lardı)
  • Çivi yazısını hiç kullanmadılar. Ölülerini mumyalamışlardır.
  • (Öldükten sonra yaşama inanmışlardır)
  • Tıp ve eczacılıkta ilerlemişlerdir.
  • Ondalık sistemi, dört işlemi ve pi sayısını kullanmışlardır.
  • Mısırlılar güneş yılına dayanan ilk takvimi ortaya çıkarmışlardır. (Nil Irmağının taşkınlıkları esas alınarak). (İhtiyaçlar insanları bilimsel çalışmalara yönlendir­miştir)
  • İlk kez idari sistemi kullanmışlardır.
  • Tapınakları; Luksor ve Karnak
  • Piramitleri; Keops, Kefren, Mikerinos'dur.
  • Firavunlar için piramit, halk için labirent denilen yeraltı mezarları yapmışlardır.
  • Mısır'da halk;
a- Memur ve katipler
b- Rahipler
c- Askerler
d- Şehirliler ve köylüler
e- Köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştır.
  • 1280 (1296) Mısırlılarla Hititliler arasında ilk yazılı Antlaşma olan Kadeş Antlaşması imzalanmıştır. (Tarihteki ilk yazılı antlaşmadır.)
  • Mısır'da yapılar taştan olduğu için günümüze kadar gelmiştir. (İklimsel özellik)

Rapor Et
Eski 17 Eylül 2010, 20:05

Mısır Medeniyeti

#6 (link)
fadedliver
Ziyaretçi
fadedliver - avatarı
Metalurji
Metalurji en genel anlamıyla, gerekli hammaddeler kullanılarak metal ve alıaşımlarının üretilmesi, saflaştırılması, şekillendirilmesi ve korunmasını içeren bilim ve teknoloji dalıdır. Eski Mısır medeniyeti incelendiğinde, bundan yaklaşık 3000 - 3500 yıl önce, Mısırlıların başta altın, bakır, demir olmak üzere çeşitli maden ve metallerin çıkarılması ve işlenmesi konusunda uzman oldukları görülmektedir. Metalurjinin gelişmiş olması, Antik Mısırlıların, cevherlerin bulunması, çıkarılması, işlenmesi alanlarında ileri bir teknolojiye ve aynı zamanda gelişmiş bir kimya bilgisine sahip oldukları anlamına da gelmektedir.

139

Tutankhamun mumyasının boynunda bulunan bu kolyenin üzerinde çok ince altın işçiliği vardır. Bunun yanı sıra firavunun mumyasında, 150 tane mücevher ve kolye daha bulunmaktaydı.
Kalın altın varakla kaplanmış ve gümüş varaklı bir kızağın üzerine yerleştirilmiş tahta muhafaza.
Tanis'te bulunan altın, lacivert taşı ve turkuazdan yapılmış göğüs zırhı.
Yapılan arkeolojik çalışmalar MÖ 3400 yıllarında Mısırlıların bakır cevherleri hakkında detaylı çalışmalar yaptıklarını ve metal alaşımları meydana getirdiklerini ortaya koymuştur. Dördüncü Hanedanlık döneminde (MÖ 2900 yılları), madenlerin araştırma ve işletmesinin en yüksek düzey yetkililer tarafından takip edildiği ve Firavunların oğulları tarafından denetlendiği bilinmektedir.
Mücevherlerdeki ince işçilik, profesyonel altın işleme malzemelerinin kullanıldığını göstermektedir. Gerekli araç gereç olmadan bu derece ince işlemecilik yapılamaz. Mısırlıların altın işçiliğinin kalitesinin ve inceliğinin, günümüz işlemeceliğinden hiçbir farkı yoktur.
Bakırın yanı sıra, eski Mısırlıların sıkça kullandıkları madenler ve metaller arasında demir de vardı. Bronzun üretimi için tin, camların renklendirilmesinde de kobalt kullanılıyordu. Mısır'da bulunmayan metaller ise başta İran olmak üzere diğer bölgelerden getirtiliyordu.
Antik Mısırlıların en çok kullandıkları ve değer verdikleri maden ise altındı. Mısır'da ve Antik Mısır'ın sınırları içinde olan bugünkü Sudan'ın belli bölgelerinde, eski Mısırlılara ait olduğu tahmin edilen yüzlerce altın maden yatağı bulunmuştur. Apollinopolis yakınlarındaki bir altın madeninin planının bulunduğu MÖ 14. yüzyıla ait bir papirüs, eski Mısırlıların altın madenleri konusundaki profesyonelliklerini ortaya koymuştur. Papirüste yer alan bilgilere göre, maden çevresinde sayısı 1300'den fazla evin yalnızca madende çalışanların konaklaması için inşa edildiği anlatılmaktadır. Antik Mısır'da altın işlemeciliği ve mücevher sanatının önemi, bu bilgilerden anlaşılmaktadır. Nitekim arkeolojik kazılarda bulunan, yüzlerce altından yapılmış, kullanım ve süs eşyası da, eski Mısırlıların altın madenciliği ve işlemeciliği konusundaki uzmanlıklarının bir göstergesidir.
Tüm bu bilgiler eski Mısırlıların maden yataklarını tespit edebilecek, bu yataklardan madeni çıkarabilecek, çıkan madeni işleyebilecek, ayrıştırabilecek ve yeni metaller oluşturabilecek bilimsel bilgiye ve teknolojiye sahip olduklarını göstermektedir.

Son Düzenleyen fadedliver; 17 Eylül 2010 @ 23:51.
Rapor Et
Eski 2 Aralık 2010, 17:17

Mısır Medeniyeti

#7 (link)
snackbloot
Ziyaretçi
snackbloot - avatarı
TARIH ÖNCESI MISIR
sidebanner_eskimisir
Yontma taş devrinde Sahra Çölü ve Nil Nehri vadisi şu an bildiğimiz halinden oldukça farklıydı. Sahra çölü kumdan değil de engebeli çimle kaplı, bitki ve besin yönünden zengin tepelerden oluşmaktaydı. Bu çağda, bol miktardaki sebze ve yağışlar yaklaşık M.Ö. 30.000 yılına dek sürmüştür. Sonraları iklim kurumaya ve bu çimle kaplı tepeler azalmaya ve besin kaynağı yok olmaya başladı. Böyle olunca, insanlar Nil Vadisi’ne doğru yol almaya başladılar. Bu zaman ise avcılık ve toplamadan tarımcılığa doğru kaymaya neden olmuştur. Ek olarak bu çağın, günümüz Nil Vadisi’nden daha ılıman bir iklime sahip olduğu ve daha çok yağış aldığı bilinmektedir.
Neolitik çağda, Yukarı ve Aşağı Mısır’da birçok birbirinden bağımsız hanedan öncesi medeniyet ortaya çıkmıştır.

ESKI MISIR
Sonraki 3000 yıl sürecek hanedanlar soyunun başlamasına sebep olacak olan birleşmiş bir krallık Kral Menes tarafından M.Ö.1350 yılında kurulmuştur. Mısırlılar, kendi birleşmiş krallıklarına sonradan tawy yani ‘iki ülke’ adını, daha sonra da Nil Nehrinin zengin siyah topraklarına ithafen kemet yani kara toprak demişlerdir. Mısır kültürü bu uzun dönem içersinde gelişti ve din, sanat, dil ve gelenekler açısından diğer kültürlerden ayrılan Mısır olarak kalmıştır. Bu birleşmiş Mısır’ın hüküm süren ilk iki hanedanı Eski Krallık dönemini (M.Ö.3100-M.Ö.2181) başlatmışlardır. Bu dönemin muhtemelen en öne çıkan eserleri meşhur piramitler 3.hanedan zamanının Coser piramidi ve 4. hanedandan Gize Piramitleridir.
  • Eski Krallık Dönemi’nin öne çıkan 3. Hanedan firavunu Coser, Sakkara’daki MemfisNekropolisi’nde ilk piramitlerden olan basamaklı piramitin yapılmasını emretmiştir.
  • Resmi olarak firavundan bağımsız şekilde yönetilen Eski Mısır eyaletleri nom lar bu dönemde ortaya çıkmıştır.
  • Ünlü Gize (Giza) Piramitleri bu dönemde inşa edilmiştir. Kufu (Eski Yunanca Keops), Kafre (Eski Yunanca Kefren) ve Menkura (eski Yunanca Mikerinos) hepsi 4.Hanedan zamanında yapılmıştır.
İlk Orta Dönem
150 yıl sürecek olan bir politik karga
şa döneminin başlamasına öncü olmuştur. Kuvvetli Nil taşkınları ve hükümetin katı tutumuna rağmen Orta Krallık zamanında firavun 3.Amenemhat hükümdarlığında doruk noktasına ulaşılmıştır. İkinci bir kargaşa dönemi ilk yabancı hükümdarlık olan Semitik Hiksoslar’ın gelişinden sonra meydana gelmiştir. Hiksos’lu istilacılar M.Ö. 1650 civarında Aşağı Mısır’ın kontrolünü ele alarak yeni başkent olan Avaris’i kurmuşlardır. Ancak Hiksoslar, 18.hanedan’ın kurucusu 1.Ahmose’nin önderliğinde Yukarı Mısır kuvvetleri tarafından sürülmüşler ve başkent Memfis’ten Teb’e taşınmıştır.


Yeni Krallık

18.Hanedan ile başlar ve ülke sınırlarının en geniş olduğu dönem olarak en güneyde Nübye Çölü ve doğusunda Levant ile sınırlanmıştır. Bu dönem içinde Hatşepsut, 3.Tutmosis, Akhenaton ve eşi Nefertiti, Tutankamon ve 2.Ramses’in de içinde bulunduğu ünlü firavunları ile dikkat çekmektedir. Tarihteki ilk tek tanrıcılık deyimi Yeni Krallık döneminde Atenizmşeklinde ortaya çıkmıştır. Diğer ülkelerle olan ilişkiler Yeni Krallık’a yeni fikirleri de sokmuştur. Ülke daha sonra Libyalılar, Nübyeliler ve Asurlular tarafından istila edilmiştir fakat yerli Mısırlılar bu güçleri def edip tekrar ülke kontrolünü ele geçirmişlerdir.

  • Eski Mısır’ın ünlü kadın hükümdarı Hatşepsut, Yeni Krallığın 18.Hanedanı’nda hüküm sürmüştür.
  • 18.Hanedan’a mensup firavun 3.Tutmosis zamanında içinde Luksor’un da bulunduğu muazzam Karnak Tapınakları’nın yapımına başlanmıştır.
  • Sadece 18 yaşında tahta geçmiş ve 67 yıl sürecek olan bir hükümdarlığa sahip Büyük firavun 2.Ramses Nübye sınırındaki şaheser Ebu Simbel tapınağını yaptırmıştır.
  • M.Ö. 1274 yılında kazanan tarafın kesin olarak belli olmadığı firavun 2.Ramses yönetimindeki Mısır ve hükümdar 2.Muvatallis yönetimindeki Hititler arasında Kadeş Savaşı yapılmıştır. Savaş sonucunda ise tarihin ilk yazılı barış antlaşması olarak bilinen Kadeş Antlaşması imzalanmıştır.
MISIR TANRILARI
RA
Eski Mısır dininde en önemli tanrılardan biriydi. Her
şeyin başlangıcıydı, ölümsüzlük tanrısı, yeryüzü ve gökyüzünün yaratıcısı. Ra aynı zamanda kendi kendisini yaratan ilk canlı varlıktı.Ra ya da Re, bütün Mısır tanrılarının içinde en önemlisiydi. Başlangıçta sadece engin okyanus 'Nun' vardı. Onun sularından ve kendi iradesinin gücüyle Ra, Yaradılış Tepesi’ne doğru ayağa kalktı. Heliopolis’teki güneş tapınağının ibadet mihrakı olan benden* taşının, Ra’nın bu ilk yaradılışını temsil ettiği sayılmaktaydı ve bendenin kendisi dikilitaşşeklinin bir örneğiydi.Ra yaradılışla ilişkilendirilmiştir. Kendisi hem asıl yaradılış (yeryüzünün yaratılması) hem de yıllık yaradılış (baharda doğanın canlanması)tan sorumluydu. Ham yaradan hem de koruyan olarak sayılırdı. Ra mevsimlerin efendisiydi ve ayrıca hem fani hem de ahir dünyanın yargıcıydı.
Ra’nın AlametleriRa’nın betimlemeleri şehirden şehre, bir dönemden diğerine ve günün bir saatinden diğerine farklılık göstermekteydi.Gün boyunca Ra, başına güneş çemberi takan bir adam olarak – Uraeus Disk – görülebilirdi. Ayrıca bir aslan, çakal ve şahin olabilirdi. Şafakta yükselen güneş olarak tasvir edilirdi ve küçük bir çocuk ya da siyah benekleri olan beyaz bir buzağı şekline girebilirdi.Ra’nın geceye ait olan yüzü ona bir koç ya da koç başına sahip bir adam özelliği vermekteydi. Ayrıca yılanları öldüren kedi ya da firavun faresi şeklinde de olabilirdi. Gün boyunca bütün bu şekillerin her biri farklı bir isme karşılık gelmekteydi: öğle saatinde Ra,
şafakta Khepri-Ra ve günbatımında Amon-Ra.Eski Mısırlılar, tıpkı güneşin aynı gün içinde doğuşu, parlayışı ve batışı olduğu gibi Ra’nın da bütün bu şekillerde olabileceğine inanırlardı.Güneş gibi, Ra yeryüzünün var olmasını ve sürekliliğini sağlardı. Güneş olmadan hayat olamazdı ve Ra olmadan da hayat olamazdı. Ra bütün tanrıların babası ve ek olarak ta bütün insanlığın yaratıcısıydı.

RA’NIN SEMBOLLERI VE ONA TAPINILMASI


ra_tablo

RA

OSİRİS
Aslında bolluk tanrısı olarak bilinen Osiris’in aslında yeryüzüyle ve Mısır’ı bu kadar verimli yapan zengin
alüvyonları taşıyan yıllık taşma ile çok kuvvetli bağlantıları vardı. Ağabeyi Seth tarafından öldürüldükten sonra dirilince, yer altı tanrısı olarak ‘Ölüler Krallığına’ hükmetmiştir.
Osiris’in ölülerin kralı olarak tekrar doğması büyük ölçüde kutsanmış tanrı olması anlamına gelmekteydi. Kız kardeşi ve kutsal eşi olan Isis’in sevgisi sayesinde, Osiris hayata tekrar dönmüştür. Hayatın yenilenmesini kendisine dahil etmiş ve eğer son yargılanmayı
geçebilirse herkesin tekrar yaşayacağına dair söz vermiştir. Bu ‘doğru ses’ ( günahsız) diye tabir edilen yargılananların isimleri ‘Osiris’ kelimesiyle birlikte yer alabilecekti.

OSİRİS'İN TASVİRLERİ
Osiris bir antropomorfik, diğer bir deyişle insan formunda, bir tanrıydı. Vücudu, ona bir mumya görünümü vermesi için beyaz bir kefene sarılmıştı. Bu, yönetiminde olan dünyaya bir göndermeydi, yani ‘Ölüler Krallığına’. Osiris her zaman hareketsiz, otururken ya da ayakta dururken resmedilirdi, asla yürürken resmedilmezdi. Bazen de kardeşleri İsis ve Neptis, nadiren de tanrıça Hathor tarafından kuşatılmış olarak tasvir edilirdi.
Osiris en sık ayakta dururken, atef tacını takmış ve elinde harman aleti ve kanca şeklindeki asa tutarken, mumya biçiminde resmedilirdi.
Ayrıca sık sık tahtına oturmuş önünde Horus’un dört oglunun figürü ile de tasvir edilirdi. Bazen bir imiut, eskiden ibadetlerde kullanılan bir saksıya oturtulmuş bir sopaya tutturulmuş başsız bir hayvan postu, ile gösterilirdi.
Teninin rengi bazen beyaz fakat genellikle yeşil ya da siyahtı. Siyah renk tanrılar için yer altı dünyasında pek kullanılmazdı. Ayrıca yesil renk, her yıl hasat zamanı Nil’den gelen zengin alüvyon artıklarıyla da ilişkilendirilmiştir. Yeşil, bitki örtüsünün rengiydi ve her iki tonu da bolluğu ve yeniden doğuşu simgelemekteydi.

OSIRIS ’IN SEMBOLLERI VE ONA TAPINILMASI

osiris_tablo

OSIRIS


ANUBİS
Anubis en çok bilinen Mısır tanrılarından biriydi. Osiris, Dogruluk tüyüne karsı ölünün yüregini tartarken, Anubis ahrete kimin gideceğinin kararını verme konusunda ona yardım ederdi.
Anubis’in rolü, ölüye yeraltında rehberlik etmekti ve bu ona Eski Mısırlılarda özel bir önem vermekteydi.
Yeryüzündeki hayattan çok, onları ilgilendiren yer altı tanrısı olan Osiris’in diyarındaki ölümden sonraki yaşamdı. Anubis’e, bütün bu ölümlerinde ‘temiz’ olarak yargılanmak isteyenlerden dolayı saygı duyulurdu ki diğer dünyaya rahatça gidebilsinlerdi. Kalbi doğruluk tüyünden daha hafif ya da tüye eşit olarak tartılan kişi yer altı dünyasında Osiris’e sunulurdu.
Ek olarak, Anubis bedenin çürümesini engelleyen mumyalamanın mucidi olarak bilinirdi. Mumyalanarak, bir Mısırlı yargılanır yargılanmaz ruhu daha önceden içinde bulunduğu bedene tekrar girebilirdi. Anubis eğer orda vücudu korumazsa, kurtuluş ve dolayısıyla ahret olmazdı.

ANUBİS'İN TASVİRLERİ
Anubis çoğunlukla bir çakalın ya da kurdun siyah başı ile insan formunda tasvir edilirdi.
Bu özellik mezarlık çevrelerinde dolaşan bir çok vahşi köpeğin temsili olmalıydı. Bunlar mezarlıkların resmi olmayan gardiyanları olarak
belirmişlerdir, daha sonrasında ise köpek-başlı Anubis’le bağlantıları kurulmuştur.
Anubis genellikle uzun adım atmış ya da ayakta durmuşşekilde canlandırılırdı fakat bazen ise yere uzanmış ya da çömelmiş tam bir
hayvan formunda gösterilirdi. Yine siyah renkte olarak, Mısır tapınaklarında bulunan tanrıların heykellerini içeren tapınak olan naos şeklinde
bir tabutun üzerine eğilmiş vaziyette olabilirdi.

ANUBIS’IN SEMBOLLERI VE ONA TAPINILMASI

anubis_tablo
anubis

HORUS
Eski Mısır dininde, bir gözü güneş, bir gözü ay olan şahin biçimli tanrı. Başlangıçta Aşağı Mısır’ın tanrısıydı. Sonradan Nehen hükümdarının Horus’u bedenleştirmesi olduğu anlayışı doğdu. Her Mısır kralının beş adından ilki, onu Horus’la özdeşleştiren adıydı.
“Horus” adı, bu tanrının Yunancadaki adıdır, Mısır dilindeki asıl adı “Hor”dur.

HORUS MİTİ

Mısır mitolojisine göre, Aşağı Mısır’ı temsil eden tanrı Horus ve Yukarı Mısır’ı temsil eden Set birlikte barış içinde yaşıyorlardı.
İ.Ö. 2400 dolayında Mısır’da Osiris kültü yayıldığında Horus, Osiris’in oğlu olarak görülmeye başladı. Böylece, Osiris’i öldüren ve Mısır tahtına göz koyan Set’in düşmanı oldu. Efsaneye göre, amcası Set’i yenerek babasının (Osiris) öcünü aldı ve Mısır tahtına geçti.
Bu savaş sırasında yaralanan sol gözünü tanrı Tot iyileştirmişti; bu inanış Ay’ın değişik dönemlerinde mitolojik bir açıklama getiriyordu. Horus’un iyileşmiş gözü zamanla güçlü bir tılsım olarak kabul edildi.

HORUS'A İBADET

Ptolemaios döneminde, belli başlı Horus tapınakları Mısır’ın simgesi oldu. Ayaklanmaların tapınağın yapım çalışmalarını sık sık kesintiye
uğrattığı İdfu’da belirli aralıklarla sahnelenen törensel bir oyunda Horus, su aygırı kılığındaki Set’i mızraklayan firavun olarak canlandırılırdı. Kutsal ibadet yerleri, Edfu, Heliopolis ve Boto'dadır.

HORUS'UN TASVİRLERİ
Eski Mısır eserlerinde Horus, sık sık bir gözle, şahin kafasıyla veya atmaca kanatlı bir yıldız diskiyle tasvir edilir. Çocuk başıyla ya da genç
bir insan başıyla temsil edildiğinde parmağı kelam organı olan ağzında ya da ağzını işaret eder tarzda tasvir edilir.
Şahin başlı Horus’un yırtıcı kuşların keskin bakışıyla tasvir edilmesi, kişinin hiçbir hareketini gözünden kaçırmayan bir tanrı oluşunu, yani vicdanın gözünden hiçbirşeyin kaçmayacağını simgeler.
Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilir.Çünkü Güneş ve Ay’ın her ikisi nöbetleşe, gece ve gündüz insanın üzerinden eksik olmaz, Horus’un 24 saat açık kalan gözleri gibi.

HORUS


*İtalik yazılan kelimeler Eski Mısır’daki karsılıklarıdır.


www.eskimisir.net sitesinden alınmıştır.
Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 22 Temmuz 2011 @ 10:48.
Rapor Et
Eski 25 Aralık 2010, 15:46

Mısır Medeniyeti

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Yapılan arkeolojik çalışmalar MÖ 3400 yıllarında Mısırlıların bakır cevherleri hakkında detaylı çalışmalar yaptıklarını ve metal alaşımları meydana getirdiklerini ortaya koymuştur.
Rapor Et
Eski 4 Ocak 2012, 21:45

Sanat - Bilim : Muhteşem Medeniyet : Antik Mısır

#9 (link)
☪ ɴє мυтŁυ тürĸüм đἶყєɴє
HANDSOME - avatarı
Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu sanat ve bilim yönünden en etkileyici medeniyetlerden bir tanesidir. Eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Putperest sapkın bir dine mensup olan Mısırlılar arasında Hz. Nuh döneminden, Hz. İbrahim döneminden gelen sanat bilgisine sahip olan ustalar vardı. Bu Musevi ustalar, geçmiş peygamberler döneminden öğrendikleri bilgileri kullanıyorlardı.

Günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde, Mısırlıların ulaşmış olduğu medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Örneğin bugün Afrika'nın çeşitli bölgelerinde, Güney Amerika'nın bazı yörelerinde, Asya'nın çeşitli topraklarında Mısır da dahil olmak üzere pek çok bölgede, medeniyet seviyesinden çok geri bir yaşam sürülmektedir. Tıp, anatomi başta olmak üzere şehir planlamacılığında, mimaride, güzel sanatlarda, tekstilde çok başarılı olan Mısır medeniyeti, bugün büyük bir takdirle ve hayretle bilim adamları tarafından incelenmektedir.





43
Mısırlıların mumyalama teknikleri, oldukça gelişmiş tıp bilgisine sahip olduklarını gösteren örneklerden biridir.

Tıbbın Kökeni Antik Mısır'da

Eski Mısır'da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000'lerde yaşamış eski bir medeniyetten böylesine gelişmiş bir teknoloji beklemiyordu.

Bugün X-ışınları kullanılarak, mumyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Antik Mısır'da beyin ameliyatlarının yapılmış olduğu anlaşılmıştır.34 Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Cerrahi operasyon geçirmiş mumyaların kafatasları incelendiğinde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmiş olduğu görülmektedir. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan, kaynamış kafatası kemiklerine rastlanmıştır.35

55

Diğer bir örnek ise bazı ilaçlarla ilgilidir. 19. yüzyılda oldukça hızlı bir ilerleme kaydeden deneysel bilim sonucunda tıp alanında da büyük gelişmeler oldu. Antibiyotiğin keşfi de bu yüzyıldaki gelişmelerden biridir. Aslında bunlara "keşfedildi" demek hata olur, çünkü bu tekniklerin büyük bir bölümü Antik Mısır'da zaten kullanılıyordu.36


64
Mısır Firavunu Tutankhamun'un cesedi, içiçe geçen iki tabut içinde muhafaza ediliyordu.
Mısırlıların tıp ve anatomide ne kadar ileride olduklarını gösteren en önemli eserlerden biri de, kuşkusuz geride bıraktıkları mumyalardır. Mısırlılar mumyalama konusunda yüzlerce farklı teknik kullanmışlardır.

Cansız bedenin binlerce yıl bozulmadan saklanabilmesine olanak sağlayan mumyalama işlemi, aslında oldukça karmaşık bir işlemdir. Bu konuda Mısırlıların kullandığı teknik özetle şu şekildedir: İlk önce ölünün iç organları dışarı çıkarılır, burundan beyin alınır, vücut sterilize edilir ve beden natron denilen bir madde ile sarılıp 40 gün bekletilirdi. (Natron; sodyum karbonat, sodyum bikarbonat ve sodyum kloridle, sodyum sülfatın karışımından oluşan bir maddedir.) Daha sonra bu madde vücuttan çıkarılır, kol ve bacaklar gibi vücudun eklemli yerleri çamur ya da kumla sarılır, sonra beden reçineye batırılmış ketenle, kokulu bir çeşit sarı sakızla ve tarçınla sarılırdı. Bir çeşit merhemin vücuda sürülmesinden sonra da ince bir keten tülle örtülürdü.37

Mısırlılar mumyalama tekniklerini sadece insanlarda değil, farklı hayvanlarda da denemişlerdir. Antik Mısır'da tıbbın oldukça gelişmiş olduğu, ele geçen arkeolojik buluntulardan ve özellikle mumyalama tekniklerinden açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, vücudun şeklini bozmadan, ölünün tüm iç organlarını çıkartarak mumyalamaları, bu işi yapan insanların, her organın yerini bilecek bir anatomi bilgisine sahip olduklarını göstermektedir.

Mumyalamanın dışında Mısırlılar tarafından 5000 yıl önce kullanılmış olan birçok tıbbi teknik ve alet de yapılan araştırmalarda gün ışığına çıkarılmıştır. Bu konuyla ilgili pek çok detay sıralayabiliriz:

-Mısır'da tıpla ilgilenen rahipler, tapınaklarda çeşitli hastalıkları tedavi ediyorlardı. Mısırlı doktorlar, günümüzdeki gibi farklı alanlarda uzmanlaşmışlardı. Her doktorun kendine ait bir branşı vardı. Göz doktorlarından, dişçilere kadar her konuda ihtisaslaşmış hekimler hizmet veriyordu.

-Mısır'da doktorlar, devlet denetimindeydiler. Eğer hastası iyileşmezse, yahut ölürse devlet bu hatanın sebeplerini soruşturur ve doktorun kullandığı yöntemin kurallara uygun olup olmadığını öğrenirdi. Tedavi sırasında bir ihmalkarlık yapılmışsa, bu durum tespit edilir ve doktora kanunlar çerçevesinde ceza verilirdi.





44
Smith papirüsü - Bu papirüste, Antik Mısırlıların, ketenden yapılmış yara ve sargı bantları kullandıkları anlatılmaktadır.

-Tapınakların her biri, ilaçların hazırlandığı ve depolandığı tam teçhizatlı bir laboratuvara sahipti.

-Bilinen ilk eczacılık uygulamaları, bandaj ve kompres kullanımı örneklerine Mısır'da rastlanmıştır. Smith Papirüsü'nde, keten bezinden yapılan yapışkan bantların yaraları kapamada ne şekilde kullanıldığından bahsedilmektedir. Keten bez, bunun dışında bandaj için de uygun bir malzemeydi.

-Arkeolojik bulgulardan, Mısır'daki tıbbi uygulamaların tamamına ait detaylı bir tablo ele geçmiştir. Bununla beraber, her biri kendi alanında ihtisaslaşmış 100'den fazla doktorun ismi ve ünvanı da bulunmuştur.

-Ayrıca Kom Ombo'daki bir başka tapınak duvarındaki rölyefin içine oyuk açılmış ve buraya cerrahi aletlerin kutusu yerleştirilmiştir. Bu kutunun içinde büyük metal bir makas, cerrahi bıçaklar, testereler, sondalar, spatulalar, küçük kancalar ve pensler mevcuttu.

-Teknikler çok sayıda ve çok çeşitliydi. Kırıklar, çatlaklar tam olarak oturtuluyor, kırık tahtaları kullanılıyor ve yaralar dikişle kapatılıyordu. Mumyaların çoğunda çok başarılı bir biçimde tedavi edilmiş kırıklara rastlamak mümkündür.

-Mumyalarda herhangi bir cerrahi dikiş izine rastlanmamasına rağmen yara dikilmesi ile ilgili Smith Papirüsü'nde (bu papirüsün tamamı tıpla ilgilidir) on üç referans mevcuttur. Bu, Mısırlıların estetik yara dikimini de başarmış olduklarına işaret etmektedir. Yara dikiminde keten iplik kullanılıyordu. İğneler ise muhtemelen bakırdandı.

-Mısırlı doktorlar, steril yaralar ile enfeksiyonlu yaraları ayırt edebiliyorlardı. Enfeksiyonlu yaraların temizlenmesinde keçi yağı, köknar yağı ve ezilmiş bezelyeden oluşan bir karışım kullanıyorlardı.

-Penisilin ve antibiyotiğin bulunuşu oldukça yenidir. Fakat Eski Mısırlılar bu tür tedavilerin ilk organik versiyonlarını kullanıyorlardı. Ayrıca, Mısırlılar antibiyotiğin farklı çeşitlerini biliyorlardı. Belli türdeki hastalıklara uygun reçeteleri yazıyorlardı.38
Görüldüğü gibi Mısır medeniyeti tıp konusunda oldukça önemli adımlar atmış, tedavi yöntemleri geliştirmiş, uzman doktorlar yetiştirmiştir. Yapılan kazılarda, tıp alanında sağlanan bu önemli başarıların yanı sıra, Mısırlıların şehir planlamacılığı ve mimari gibi konularla da çok ilgili oldukları ortaya çıkmıştır.


34. Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.295

35. Interview with Dr.Zaki Hawass, Director of the Pyramids, http://www.pbs.org/wgbh/nova/pyramid...on/hawass.html

36. Moustafa Gadalla, Historical Deception: The Untold Story of Ancient Egypt, Basted Publishing, Erie, Pa.USA, 1996, sf.296

37.www.trms.ga.net/~jtucker/lessons/ss/ancegypt.html

Dil ve Yazı (Eski Mısır)



"Gizemli, bilinmeyenli çizgiler, resimler, taslaklar, işaretler, şifreler, insanlar, hayvanlar, masal yaratıkları,bitkiler, meyveler,araçlar,elbise parçaları,örgüler,silahlar,geometrik şekiller,dalgalı çizgiler ve alevler.Bunlar Tahta üzerinde,taş üzerinde ve sayısız papirüsler üzerinde bulunurlar.Tapınak duvarlarında,mezar odalarında,anı levhalarında,tabutların, çekmecelerin üzerinde bulunurlar.Mısırlılar eski ulusların yazmayı en çok sevenlerindendir.



Hiyeroglif nasıl okunup yazılır?Mısır yazısı,coğu,nesnelerin resmi olduğundan rahatlıkla ayırt edilebilen 700'den fazla işaretten oluşmuştu. Yanda görüldüğü gibi,her bir işaret ,gerek özel bir nesneyi,gerekse belli bir sesi temsil ediyordu. Hiyeroglif yazısı soldan sağa ya da aşağıdan yukarıya yazılabilirdi.Hayvanların ya da insanların yüzleri sola dönükse soldan sağa,sağa dönükse sağdan sola okunurdu.



Ne ile yazarlardı:? Yazıcılar ,mürekkep ve fırça kullanarak papirus denen sazlardan yapılmış özel bir çeşit kağıda yazı yazarlardı. Ayrıca ostraka olarak bilinen kırık çömlek parçlarının üzerinede yazarlardı.


Yazıcılar: Mısır hiyeroglif yazısı son derece karmaşıktı.Yazıcı adı verilen kimseler,okumak ve yazmak için özel olarak eğitilmişlerdi.Bu becerileri onlara güç ve saygınlık kazandırıyordu. Yazıcılar tapınaklarda ya da devlet yönetiminde iyi işlere girebiliyorlardı. Çoğunluk vergi de ödemiyordu.

Firavun adları kartus aı verilen oval bir cercevenin icine yazılırdı.Yanda Firavun Meyre'nin bir kartusu'nun resmi bulunmaktadir.



Stenografi: Daha sonraları Mısırlılar,hiyeroglif yazısının daha kolay bir uyarlaması olan 2 türlü steno yazı geliştirmişlerdir.Hiyeroglif yazısı ise, tapınaklardaki ve kamusal yapılardaki kayıtlarda kalmıştı. Mısırlılar,bir yazı biçimi bulan en eski uluslardan biridir. Onların "Alfabeleri" bizim bugün kullandığımız gibi harflerden değil,resim ve işaretlerden oluşmuştu. Biz Mısır yazısına "Kutsal yazı" anlamına gelen hiyoroglif adı veririz.Bu isim Mısırlıların,yazı yazma yetilerinin onlara ilim Tanrısı Tot tarafından verildiğine inanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Firavun adları kartuş adı verilen oval bir çerçevenin içine yazılırdı.


67

Gize'deki Piramitlerle İlgili Çarpıcı Bilgiler

Gize'deki piramitlerle ilgili yapılan bazı matematiksel araştırmalar, eski Mısırlıların çok gelişmiş bir matematik ve geometri bilgileri olduğunu göstermektedir. Bu hesaplamalara göre, piramitleri planlayanların matematik ve geometri bilgisi dışında, dünyanın ölçüleri, çevresi, ekseni ve bu eksenin eğimi gibi bilgilere de sahip olmaları gereklidir. MÖ yaklaşık 2500'lü yıllarda inşasına başlanan piramitlerle ilgili bu bilgiler, henüz büyük matematik bilginleri Pisagor, Arşimet ve Öklid'den dahi 2000 yıl daha önce bu piramitlerin inşa edildiği göz önünde bulundurulursa, çok daha çarpıcı bir hal almaktadır:

- Piramitin açıları Nil deltasını iki eşit yarıya böler.

- Gize'nin üç piramiti aralarında, bir Pisagor üçgeni oluşturacak biçimde düzenlenmişlerdir. Bu üçgenin kenarlarının birbirlerine oranları 3:4:5'tir.

- Piramitin yüksekliğiyle çevresi arasındaki oran bir dairenin yarı çapıyla çevresi arasındaki orana eşittir.

- Piramit dev bir güneş saatidir. Ekim ortasıyla Mart başı arasında düşürdüğü gölgeler mevsimleri ve yılın uzunluğunu gösterir. Piramiti çevreleyen taş levhaların uzunluğu, bir günün gölge uzunluğuna eşittir.

- Piramitin dikdörtgen biçimindeki tabanının normal kenar uzunluğu 365,342 Mısır endazesine (dönemin ölçü birimi) denk gelir. Bu sayı günümüzde de kullanılan güneş yılının günlerinin sayısına oldukça yakındır. (Günümüzde güneş yılının gün sayısı 365, 224 olarak hesaplanmaktadır.)

- Büyük Piramitle dünyanın merkezi arasındaki uzaklık, Kuzey Kutbuyla piramitin arasındaki uzaklığa eşittir.

- Piramitin tabanının yüzeyi, anıtının yarısının iki katına bölündüğünde, pi sayısı elde edilir.

- Piramitin dört yüzünün toplam yüzölçümü piramitin yüksekliğinin karesine eşittir.47


47. Sfenks'in Gözleri, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1989, sf. 152

Sırlarla Dolu İnşa Teknolojisi

Antik Mısır'da inşa edilen ve günümüzde hala büyük bir hayranlıkla izlenen en önemli eserler gizemli piramitlerdir. Bu piramitlerin en ihtişamlısı olan "Büyük Piramit" şimdiye kadar dünya üzerinde inşa edilmiş en büyük taş yapı olarak kabul edilir. Bu piramitin nasıl inşa edildiği konusunda Herodot zamanından itibaren birçok tarihçi ve arkeolog, çeşitli teoriler ortaya atmıştır. Kimileri bu piramitin yapımı sırasında kölelerin çalıştırıldığını ve rampa tekniğinden basamaklı piramite kadar birçok yöntemin kullanıldığını savunmuştur. Bu yöntemlerin karşımıza çıkan manzarası şöyledir:

-Bu piramidi kölelerin inşa etmiş olma ihtimali durumunda, çalışan köle sayısının 240.000 gibi olağanüstü bir rakam olması gerekirdi.

-Eğer inşa tekniği olarak rampa yöntemi kullanılmış olsaydı, piramitin yapımı bittikten sonra bu rampanın yıkılması için yaklaşık 8 yıl gerekirdi. Mısır bilimcisi Garde-Hansen'e göre bu, oldukça saçma bir teoriydi. Çünkü bu rampanın yıkılmasından sonra geride kalan dev moloz artıklarını bir yerlerde görmemiz gerekirdi. Ama böyle bir delile hiçbir yerde rastlanmamıştır.44

Garde-Hansen, diğer teorisyenlerin önemsemediği bazı yönleri ele almış ve şunları söylemiştir:

Piramidi ziyaret ettiğinizde şaşırtıcı görüntüleri gözünüzün önüne getirmeye çalışın: 5000 yıl önceki taş ocağı işçisi, günde, piramitlerin inşasında kullanılan 330 taş blok üretiyor. Suyun bastırdığı mevsimde, günde 4000 blok Nil nehrinin üzerinde taşınıyor ve Giza platosuna gelindiğinde bu taşlar platodan yukarıya taşınarak, piramidin inşa edileceği bölgeye ulaştırılıyor. Eğer bu şartlar altında taşıma işlemi gerçekleşiyor olsaydı, dakikada 6.67 blok taşınması gerekirdi. Bu sonuç, sunulan teorinin geçersizliği için yeterli bir rakamdır.45

-Tüm bunların yanında, piramidin bir yüzeyinin alanının yaklaşık olarak 2.5 hektar olduğu düşünülürse, her bir yüzeyin yaklaşık olarak 115.000 kaplama taşıyla kaplanmış olması gerekir. Bu taşlar da öylesine itinayla yerleştirilmiştir ki, taşlar arasında bırakılan mesafe bir kağıdın geçmesine olanak vermeyecek derecede dardır.46

Tüm bunlar piramitlerin yapımlarıyla ilgili sırların günümüz bilim ve teknolojisiyle dahi çözülemediğini gösteren bilgilerden bazılarıdır.

44. Moustafa Gadalla, sf.115
45. Moustafa Gadalla, sf.116

Karnak Tapinağı

Dunyada bugune kadar insa edilmis en buyuk ve en dikkate deger dini kompleks olan Amon Tapinagi,modern Luksor kenti yakinlarinda ki Karnak mevkiindedir.Tapinak.Amon rahiplerinin "Cennetin en buyugu,Dunyanin en eskisi"diyerek hergun ilahiler okuduklari,Tanri Amon inancinin merkezi (Nesut-Towi,anlami 2 kentin Tahti)olan Teb Kentinde tarihi bilinmeyen cok eski bir yapi ile baslamis,orta ve yeni krallik donemlerinde yapilan eklemelerle eski misir'in buyuk kompleksine donusmustur

100 donum alana yayilmis olan kompleksin,guney yonundeki 8 hektarlik alanda,yuzey arastirmalari ve kazi calismalari surdurulmektedir.XI.Hanedan doneminde baslatilan,XVIII. ve XX. hanedanlar doneminde tamamlanan buyuk boyutlu yapilarin cekirdegi AMon Tapinagina iki yanindan koc basli Sfenkslerin bulundugu caddeden girilir.Uzerinde yazit ve desen bulunmayan 113m genisliginde ve 15m kalinligindaki buyuk 1.pilondan sonra yuksek duvar ve sutunlarla cevrilmis sagli sollu koc baslikli Sfenkslerin siralandigi buyuk salona gelinir.Sol yanda II.Seti tapinagi,Amon,MutKhons Tnarilari icin uc kucuk sapel ve sagda uc yani Osiris sutunlari ile cevrili avlusu bulunan III.Ramses Tapinagi yer alir.Ortada 25.Hanedanin HAbes kokenli Firavunlarindan Tharka'ya ait koskun 21.m Yuksekligindeki papirus baslikli 10 sutundan birisi ile Amon bas rahiplerinden XXI.hanedan Firavunu Smendes e air buyuk heykel bulunur.Avluya bitisik olan ve XVIII. hanedan firavunlarindan Horemhab'in insa ettirdigi 2.pilon duvarindan gecilerek buyuk Hipostil hole girilir.Buranin yapimini III.Amenhotep baslanmis,I.Seti devam ettirmis ve II.Ramses Tamamlatilmistir.6 donumluk alana yayilmis 15 ve 23m yukseklikte 134 sutunun olusturdugu buyuk Hipostil holden yukari baktigimizda,sutunlari birbirleri uzerine egilip sallanarak,gokyuzune ulasmaya calisan agaclara benzetirsiniz.

3.pilon III.Amenhotep,4.pilon I.Tutmosis tarafindan yaptirilmistir.4.pilon onunde I ve III.Tutmosis'e ait dikili taslardan 1.ayakta(yukseklik 28m. agirlik 143 ton)digerinin parcalariysa avluda yatmaktadir.Buradan itibaren Tanri Amon'a ait kutsal dar ve kucuk mekanlar,giristeki ana aks'in devaminda ardarda dizilirken,sag tarafta guney yonundeki aksta III.Tutmosis ve Hatcepsut'un yaptirdigi pilonlar ve anitsal heykeller ile kutsal gol ve nilometre yer alr.4.pilonun arkasindan III.Tutmosis in yaptirdigi 14 sutunlu kucuk hipostil hol ve Kralice Hatcepsut'a 2 dikili tastan birisi durmaktadir.(29.56m 200 ton agirliginda).5. pilon I.Tutmosis,6.pilon ise II.Tutmosis tarafindan yaptirilmis.Tapinagin sonunda bulunan en ilginc bolum,III.Tutmosis in yaptirdigi buyuk festival tapinagidir.Botanik ve hayvanat bahcesi olarak bilinen bu bolumde,firavunun suriye seferinden donerken getirdigi hayvan bitkilere ait cok guzel kabartmalar islenmistir.Tamami kesme tastan insa edilen Amon kompleksinde,2000 yil boyunca cesitli firavunlar tarafindan eklemeler yapilmistir.Beraberinde pek cok yazit ve tasvirlerin islenmesi bu kompleksi ayni zamanda dunyanin en buyuk ve en eski arsivlerinden biri haline getirmistir.



Luksor Tapinağı

Karnak Amon Tapınagı yakınında bulunan ve görkemli eski Mısır Mimarlığının Nil kıyısındaki en zarif örneklerinden biri olan tapınak ,Yeni Krallık döneminin 9.firavunu III.Amenhotep tarafindan,Eski Mısır Tanrilarının en büyüğü Amon-Ra adına M:Ö XIVçyy da inşa ettirilmistir.Daha sonraları Tutankamon, II.Ramses,B.Iskender,Roma ve Müslüman Araplar Tarafindan cesitli ekleme ve yapilarla günümüze kadar gelmiştir.1885'de başlatılan araştırma,kazı ve restarasyon calışmaları günümüze kadar devam etmektedir.

Tapinağa 24m yükseklikteki pilondan girilir.Pilon cephesinde 4 tane oturan,2si ayakta duran büyük boy6 adet Ramses heykeli bulunmaktaydi.Günümüzde tahtta oturur şeklindeki iki heykel,girisin saginda ve solunda yer alır.Pilon cephesi boydan boya II.Ramses'in zaferlerine ait tasvir ve yazilarla suslenmistir.Pilon'dan sonra II.Ramses olarak bilinen büyük avluya girilir.Burası Kapalı Lotus başlıklı sütünlar ve aralarında yeralan Osiris heykelleri ile cevrilidir.Avlu girisinin saginda,orta krallikdan kalma orjinal ve küçük Teb üçlüsü tapinaği ile sol yanda ve yukarıda yerel bir şeyh tarafından XIII.yy'da inşa ettirilen Abu al-Haggag Camii yer alır.Avludan sonra güney yönünde sapma yaparak koridor şeklinde uzanan açılmis papirüs başlıklı52m yüksekliğinde 14 devasa sütün çift sıra halinde 2.büyük avluya ulaşır.III.Amenhotep'e ait olan bu sütünların üzerine.Tel Amarna'daki Aten inancını terkederek Teb' e gelen ve Amon inancını kabul eden Tutankamon tarafından,bu dönüşümü kutlamak için süslemeler yaptirilmıştır.Buradan Hıpostil hole girilir.32 sütünlu olan bu ilginç bölümden sonra Khonos,Mut ve Adak şapeli,yuvarlak kemerli,freksli,nişli,iki yanında kalsik roma sütün başlıklı girişi olan Roma kutsal mekanı,doğum odası,III.Amenhotep ve Büyük Iskender'e ait dar ve karanlık kutsal mekanlar bulunur.Her yıl Ağustos ayı sonlarinda 15 gün süreyle kutlanan Opet Festivali nedeniyle Karnak Tapınağından törenlerle getirilen bir örneğini görebiliceğimiz Amon Ra Teknesi bu mekanda bi süre bekletilirdi.Karnak ve Luksor Tapınaklarini birbirine bağlayan yolun sfenksli olan önemli bir bölümü pilon duvarı karşısında bulunmaktadır.
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.803 saniyede (92.32% PHP - 7.68% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 11:54
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi