Mısır Medeniyeti Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Tarih > Medeniyetler Tarihi
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 11-09-2006   #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı



Eski Mısır

Antik Mısır, Antik Çağ'daki en büyük medeniyetlerdendir. M.Ö. 3050 yılları civarında kuruluşundan önce, güney Mısır ve kuzey Mısır olarak ikiye ayrılmaktaydı. Güney Mısır, Nil nehri boyunca uzanan verimli vadi, Mısır tarihinde Yukarı Mısır olarak, kuzey Mısır, delta ise Aşağı Mısır olarak geçer.
Yukarı Mısır'ın tarihine değin bulunan en eski bilgiler M.Ö. 5000'li yılları göstermektedir; ancak kurucusu Tiu'nun doğum tarihi ya da yaşadığı dönem hala sırdır. Aşağı Mısır'a gelince, bilinen kurucusu Ro en ünlü kralı da Scorpion King - Akrep Kral filminde de ilham alınan Scorpion of Egypt (Mısır Akrebi), Zekhen'dir. Yukarı Mısır'ı kendi yönetimi altında birleştiren Zekhen'den sonra kral olan Narmer, Delta bataklıklarına doğru yayılmayı sürdürmüştür.
Narmer'in kuzey Mısır'daki; Wazner'in guney Mısırdaki egemenliği sonrasında; Hor-Aha (ya da Menes olarak bilinir) birleşik Mısır İmparatorluğu'nun ilk firavunuydu.
Antik Mısır; Augustus Caesar'in liderliğindeki Roma İmparatorluğu tarafından M.Ö. 30 yılında ele geçirilmiştir. M.S. 7. yüzyılda Araplar burada egemen olmuş ; 1517 yılında ise Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. 1882 yılında da Mısır ; İngiltere'nin bir kolonisi olmuştur.
Zaman Çizelgesi
Hanedan Öncesi
  • MÖ 3500: Senet, dünyanın en eski tahta oyunu.
  • MÖ 3500: Fayans, dünyanın ilk toprak çanağı.
Hanedanlar Dönemi
  • MÖ 3300: Tunç işler (bknz: Tunç Çağı)
  • MÖ 3200: Mısır hiyeroglifleri, tamamen geliştirilmiştir (bknz: Mısır'ın ilk hanedanı)
  • MÖ 3200: Ondalık sistem, dünyadaki ilk kullanımı
  • MÖ 3100: Şarap mahzenleri, dünyadaki ilk bilinen
  • MÖ 3100: Madencilik, Sina yarımadası
  • MÖ 3050: Gemi yapımı Abidos'ta
  • MÖ 3000: Filistin ve Levant'a Nil'den ihracat: şarap (bknz: Narmer)
  • MÖ 3000: Papirüs, dünyanın bilinen ilk kâğıdı
  • MÖ 3000: Tıbbi müesseseler
  • MÖ 2900: muhtemelen çelik: karbon içeren demir
  • MÖ 2700: Cerrahi, dünyada bilinen ilk
  • MÖ 2700: Üniliteral işaretler, dünyanın bilinen ilk alfabesinin temelini oluşturur
  • MÖ 2600: Sfenks, bugün dünyanın en büyük tek taştan oluşan heykeli
  • MÖ 2600: Mavna taşımacılığı, taş bloklar
  • MÖ 2600: Djoser Piramidi, dünyanın bilinen ilk büyük çaplı taş binası
  • MÖ 2600: Menkaure Piramidi ve Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk granitten yontulmuş işleri
  • MÖ 2600: Kırmızı Piramit, dünyanın bilinen ilk 'gerçek' yumuşak-kenarlı piramidi
  • MÖ 2580: Büyük Giza Piramidi; MS 1300 yılına kadar dünyanın en yüksek yapısı
  • MÖ 2500: Arıcılık
  • MÖ 2400: Astronomik Takvim, matematiksel düzeni nedeniyle Orta Çağ'da dahi kullanılmıştır
  • MÖ 2200: Bira
  • MÖ 1860: muhtemel Nil-Kızıl Deniz Kanalı (12. Hanedan)
  • MÖ 1800: Alfabe, dünyanın bilinen en eski
  • MÖ 1800: Moskova Matematik Papirüsü, frustum hacmi için genel(leştirilmiş) formül
  • MÖ 1650: Rhind Matematik Papirüsü: geometri, kotanjant analoğu, cebir denklemleri, aritmetik seriler, geometrik seriler
  • MÖ 1600: Edwin Smith Papirüsü, yaklaşık MÖ 3000'e kadar uzanan tıbbi gelenekler
  • MÖ 1550: Ebers Tıp Papirüsü, geleneksel ampirizm; dünyanın bilinen ilk belgelenmiş tümörleri (bknz: Tıp tarihi)
  • MÖ 1500: Cam yapımı, dünyada bilinen ilk
  • MÖ 1258: Barış antlaşması, dünyada bilinen ilk (bknz: II. Ramses)
  • MÖ 1160: Turin Papirüsü, dünyanın bilinen ilk jeolojik ve topoğrafik haritası
  • MÖ 5. yüzyıl-MÖ 4. yüzyıl (belki de daha erken): petteia ve seega, savaş oyunları; satranç oyununun muhtemel ataları (bknz: Satrancın kökeni)
Günümüzde Mısır’ı ziyaret eden turistler Gize’deki piramitleri gezerken bu görkemli yapılar karşısında hayretlerini ve beğenilerini gizleyemiyorlar. Gize’de bulunan piramitler durdukları yerde binlerce yıldır görkemli bir uygarlığın öyküsünü anlatır gibidirler.19. yüzyılın başlarında bu piramitlerin içine giren kazıbilimcilerin duyduğu heyecansa elbette turistlerinkinden çok daha farklı çok daha coşkundu. Önlerinde binlerce yıllık bir tarih duruyordu, öyle ki bu tarih belki uygarlıkla aynı yaştaydı. İlerleyen yıllarda bulunan kalıntılar, açığa çıkarılan mezarlar ve çözülen Mısır yazısı, bu uygarlığın aslında düşünülenden de daha görkemli olduğunu açığa çıkaracaktı. Bu bölgede paleolitik çağın sonundan beri yaşıyordu insanlar. Dünya taş devrini yaşarken Nil Nehri ’nin çevresinde yaşayanlar uygarlığı filizlendiriyordu. Mısır Uygarlığı gerek askeri, gerekse kültürel yönden binlerce yıl dünyaya öncülük etti; Eski Yunan, Hitit hatta Roma uygarlığı üzerinde etkileri vardı. Döneminin süpergücü olan Mısır aynı zamanda bir kültür merkeziydi. Kendilerine özgü üç değişik alfabe geliştirmişlerdi. Gökbilimle uğraşıyorlardı ve neredeyse kusursuz bir takvime sahiplerdi. Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmada onların imzası vardı. Geliştirdikleri mumyalama teknikleri onların öbür dünya inancına sahip ilk uygarlıklardan biri olduğunu gösteriyor. Günümüze dek dayanmış, tarihin yıkıcı etkisine karşın ayakta kalmış görkemli yapıları onların mimarlık alanında da ne denli ileri olduğunun bir göstergesidir. Fransız araştırmacı Jacques Champollion Mısır yazısını çözdüğünde binlerce yaşında olan bu uygarlık, yeniden konuşmaya başladı. Hiyeroglifler,hayranlık uyandıran öykülerini anlatmayı günümüzde de sürdürüyor. Bu haliyle Mısır Uygarlığı binlerce yıl daha insanlığın zihnindeki yerini koruyacak.
"Mısır, Nil’in armağanı". Herodot’un bu ünlü deyimi bugün de geçerli. Çöllerin arasında sıkışmış, ekilebilir bereketli topraklar.. Bu topraklara bereket getiren, görkemli Nil nehri. Eskiler nehrin kaynaklarınıda, tropikal iklimini de bilmiyorlar ve bu nedenle amansız kuraklıktan sonra hazirandan ekime kadar suları kabartıp bereketli bir mil yayan taşkın karşisında hayran kalıyorlardı. Onlara bakılırsa böyle bir mucizeyi ancak tanrılar gerçekleştirebilirdi. Taşkınlardan sonra oluşan gölcükler ve bataklıklar da balık ve av hayvanı kaynağıydı. Bunun için tarih öncesinden başlayarak vadiye göçebe avcılar yerleştiler. Neolitik çağda yerleşik hayata geçen göçebeler, bu topraklar üzerinde unutulmayacak bir uygarlık başlattılar. Paleolitik çağda, gelecekte çöl olacak arazilerin kuruması, henüz nehrin sağ ve solunda, yani Arap ve Libya Çölü yakınlarında yerli halkın var olması için gerekli koşulları ortaya koyacak kadar ilerlemiş değildi. Adım adım gelişen ve bu arazilerin önce step, sonra da kuru çöle dönüşmesiyle sonuçlanan kuruma şekli, burada yaşayan insanları, arazilerini bırakıp zamanla Nil vadisine çekilmeye zorlamıştı. Bu aşamaya neolitik çağın başlarında ulaşildığı sanılıyor. Böylece Nil vadisinde yaşayan halkların kökeni üç grupta aranabilir: ilk başlardan beri burada yaşayan yerli halklar; yaşam alanlarının çölleşmesi nedeniyle doğu çölünden göç eden halklar; ve aynı nedenle batı çölünden göç eden halklar. Doğa bir yandan insanın elinden yaşanacak bölgeleri alırken, bir yandan da yenisini sunuyordu. Doğanın sunduğu yeni bölge, Nil nehrinin taşidığı ve Delta olarak anılan topraklardı.
Mısır, birbirinden kolaylıkla ayrılabilen iki kısma bölünür: nehrin sağında ve solunda, dar ama verimli topraklardan oluşan "Vadi" ve tarımla uğraşanlar için gerekli her koşulun bulunduğu sulak, bereketli "Delta".
Mısır’ın bu ikiye bölünmüşlüğü ülkenin siyasi ve ekonomik yaşamında etkili olmuştur. Eski İmparatorluk dönemine ait efsaneler, merkezi Heliopolis'te bulunan tek devletin bölünmesinin ardından birbiriyle mücadele halinde bulunan ve ancak kral Menes zamanında yeniden birleşebilen iki ayrı devletten söz eder. Efsane şöyle der: Delta’nın doğusunda, Busiris’te, adil bir kral olan Osiris hüküm sürüyordu.
Yukarı Mısır’da Ombos kenti tanrısı Set onun hasmıydı; onu öldürdü ve hakimiyeti ele aldı. Fakat Osiris’le İsis’in oğlu olan Horus, giriştiği mücadele sonunda Set’i öldürdü ve babasının intikamını aldı. Bunun üzerine Heliopolis’teki tapınakta toplanan tanrılar ona, kral sıfatıyla tüm Mısır üzerinde hakimiyet bağışladılar. Bu efsanede ayrıca bir süre sonra Yukarı Mısır ve Aşağı Mısır olarak adlandırılan bölgeler arasında anlaşmazlıkların arttığını ve ülkenin yeniden ikiye bölündüğünü görüyoruz. İkinci birleşmeyse, tam tersi olarak güneyden geldi ve Delta’yı egemenliği altına aldı.
Taşkınları dizginlemek, bataklıkları kurutmak, kanallar açmak, köyleri bentlerle korumak gerekmektedir. Bu nedenle yerleşik duruma geçmiş kabileler bir araya gelip daha geniş birimler oluştururlar. Birleşen kabileler bir süre sonra iki krallık görünümüne kavuşacaktır: Tanrı Set’e bağlanan Güney Ülkesi ya da Yukarı Mısır, tanrı Horus’a tapan Kuzey Ülkesi ya da Aşağı Mısır. Kuzey ülkesi günümüz haritalarında kuzeye yakın olmasına; yani yukarıda görünmesine karşın adı Aşağı Ülke’dir; bunun nedeni bu iki ülkeye Nil Nehri’nin akışı yönünde isim verilmiş olması. MÖ 4. bin yılın sonlarına doğru "akrep kral" olarak anılan Güney hükümdarı, Kuzey’i kendi ülkesine katar. Ondan sonra tahta çıktığı sanılan Narmer adındaki bir başka kral, Güney hükümdarının başlattığı birleştirme işini tamamlar. Güney’in hükümdarlık sembolü olan ak başlığın yanına Kuzey’in kırmızı tacını takar ve böylece iki ülkenin birleştiğini anlatır. Bu birleşme eski Mısır tarihinin başlangıcı kabul edilir. Narmer belki de efsanelerin sözünü ettiği ilk firavun Menes’tir. Böylece MÖ 3000 yıllarında Thinis Çağı (Narmer’in doğum yeri olduğu varsayılan Thinis adından) başlar ve o zamandan sonra hiyeroglif yazıtların yardımıyla Mısır tarihi belirginlik kazanır.
Narmer, ya da Menes, MÖ 3000’e doğru iki ülkenin efendisi olarak başkent seçtiği Thinis kentinde hüküm sürmeye başlar. Bununla birlikte karşısına birçok sorun çıkmaktadır. Soylular arasında firavunu tanımayanlar vardır ve sık sık çıkan isyanları bastırmak gerekir. Ülkenin ikinci başkenti,2.Sülale zamanında Güneş’e tapınılan kutsal kent Heliopolis yakınlarındaki Memfis’tir. MÖ 2800 yıllarında firavun Kasekemui (bu ad "iki güçlü" anlamına gelir, Horus ve Set’e gönderme yapar) bazı kentlerin ayaklanmalarını bastırır ve yerel hükümdarlar yerine kentlere
valiler atamaya karar verir. Onun zamanında devlet yapısı ortaya konur ve bir de nüfus sayımı yapılır. Mirasa dayalı soylu sınıf karşısında devlet işlerinde çalışanların ve Firavunun gücü yükseltilir. Bu dönem, yazının da evrimini tamamladığı bir dönemdir. Belirtilmek istenen nesneyi gösteren birer resim olan ideogramlar yanında seslere karşılık gelen ve Champollion’un çözmeyi başardığı hecesel göstergeler de belirir. Arşivler yazıcılar tarafından deriler üzerine ya da uç uca eklenen papirüs yaprakları üzerine yazılmaktadır. Mısır tarihinin bilinen en eski anıtı, kral Aha’nın mezarıdır. 3.bin yılın başlarında yapılan bu mezarın bir kayaya oyulmuş beş odası vardır.
İki ülkenin tam olarak birleşmesi ve tek Mısır olması kolay kabul edilmiş ve hemen gerçekleşmiş bir olay değildi. Bunun en önemli göstergesi 1.Sülale döneminin sonlarında başlayan ve 2.Sülale boyunca süren ayaklanmalar. İki ülkenin kaynaşması tam olarak 3.Sülale döneminin başlarında oldu. Bu dönemde hükümet merkezi de yer değiştirmiş, ne kuzey ne de güney kenti olan Memfis başkent olarak belirlenmişti. Kral Zoser’in başkent yaptığı kent, bu tarihten sonra "iki ülkenin terazisi" lakabını taşımaya başlamıştı.
Beyaz surlarla çevrili olduğu için Memfis kentine verilen adlardan biri de Beyaz-duvarlar Kenti’ydi. Kasekemui’nin oğlu Zoser, burada 3.Sülaleyi kurmuştur. Heliopolis kentinin baş rahibi İmhotep onun "tatisi", yani başbakanıdır. İmhotep, çağının en büyük dehalarından biridir; bilimsel bilgileri yenileyip zenginleştiren bazı hekimlik ve astronomi incelemelerinin yer aldığı "ahlak ilgileri"nin yazarıdır. Bu dönemde Güneş’in hareketi incelenmiş, gece ve gündüz on ikişer saate bölünmüş, ilk aritmetik işlemleri uygulanmaya başlanmış, yüzey ve hacim hesapları için formüller geliştirilmiştir. Hekimlik, büyüyle yakınlığını sürdürmektedir. Mumyalar üzerinde yapılan incelemeler daha o zamanlar çürük dişlerin doldurulduğunu, iltihapları geçirmek için çenenin delindiğini gösteriyor. İmhotep’in, bütün bu bilgiler yanında mimarlık bilgisi de vardır. Sakkara’da bulunan ve basamaklı piramit olarak bilinen Zoser piramidini o yapmıştır.60 metre yüksekliğindeki bu piramit, ölmüş hükümdarı, Helipolis’in ışıklar saçan tanrısı Ra’ya götürecek bir merdiven oluşturmaktaydı. El emeğini böylesine seferber etmeyi, ancak Thinislilerin sağlamlaştırdığı mutlakiyetçi bir krallık göze alabilirdi. Bu piramit, sonraki sülalelerin hükümdarlarına örnek olacak, ve firavunlar öldüklerinde benzer dev piramitlerde yatmak isteyeceklerdi.
Zoser’den sonra gelenler, iktidarı 4.sulalenin kurucusu Snefru’ya bırakırlar. Bu hanedan MÖ 2720’den 2560’a kadar sürer. Bu dönem "piramitler dönemi" olarak anılacaktır. Snefru iyi bir kral olarak bilinse de oğlu Keops, kendisinden nefret edilen, zorba bir hükümdardır. Memfis din adamları onu, halkı vergilerle ezmekle suçlamışlardır. Oğlu Kefren, daha yaşarken insanların kendisine bir tanrı gibi tapmalarını sağlar; piramidi de neredeyse babasınınki kadar büyüktür. Buna karşılık Mikerinos, daha alçakgönüllü bir yapıyla yetinecektir.

Kaynak: Bilim Teknik Dergisi / Mayıs 2001

x
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #2 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Mısır Medeniyeti

Mısır Medeniyeti Resimleri :





Misirin ölüler Kitabi
Ölüler Kitabi" ve ötesi...
Eski Misir'da ölüm ve ötesiyle ilgili kaynaklar Piramit ve Tabut yazitlaridir, bütün bunlar "Ölüler Kitabi" denen ölüm, ölüme geçis ve ölümden sonra yasamla ilgili kurallari ve düzeni anlatan bütün bir bilgi veya inanç sisteminin parçalaridirlar. Misirlilar ölümden sonra yeniden dirileceklerine inanirlardi, Osiris'in yeniden dogmasi ve onun kisiliginde simgelenen KIS ve BAHAR örneklerindeki gibi. ?nsan beden ve ruhtan olusuyordu, her ikisi de ölümden sonra ebedi olarak kalabilirdi, yeter ki ölümden sonra insan Osiris'in önünde günahlarini bagislatsin ve saf olarak cennette kalabilsin. Osiris, insanin kalbini bir tüy ile tartarak samimiyetini ölçerdi, eger ölü insan bu ölçümde basarisiz olursa aç, susuz ve günessiz olarak ebediyen mezarinda kalirdi. Osiris'in sinavlarindan basariyla geçebilmek için bazi yöntemler uygulanirdi, örnegin mezarlara yiyecek ve tanrilari sevindirecek tilsimlar konurdu. Ayrica, balik, yilan, hamamböcegi gibi böcekler rahipler tarafindan kutsanarak ölüye yardimci olurlardi. Ama en önemlisi, "Ölüler Kitabi" nin satin alinip mezara konmasiydi. "Ölüler Kitabi" ölüm rahiplerinin yazdiklari dua ve yöntemlerle, Osiris'i sakinlestirecek ve hatta aldatacak önerilerle doluydu. "Ölüler Kitabi" örneklerinden yüzlercesi papirüs rulolar halinde mezarlardan çikarilmistir ve en eskileri Piramitler Dönemi'ne aittir, yani M.Ö. 2500'lere. Misir inançlarina göre tüm bilgiler veya bilim bilge tanri ve yazman Toth tarafindan yazilmistir. Bugün dahi bazi mistikpagan çevreler Tarot Kartlari'nin kökeninin Toth kültünden kaynaklandigina inanirlar.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-09-2006   #3 (mesaj-linki)
TheGrudge
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Mısır Medeniyeti

Mısır Uygarlığı





Uygar toplum biçimlerinin İ.Ö. 2500 dolaylarından önceki dönemde yayılması son derece özel coğrafya koşullarını gerektirdi. Uygar zanaat ve bilgi düzeylerine ulaşmak için gerekli olan uzmanlar ordusu, yalnızca sulama yapılabilen ırmak vadilerinde, o tarihlerde bilinen tekniklerle beslenebilirdi. Sümer'e oldukça yakın çevrelerde bulunan birkaç küçük ırmak, bu özel koşulları yerine getirdi.

Örneğin Ürdün Irmağı ve bugün denize yakın bir yerde Dicle'ye karışan, ama eski zamanlarda doğrudan Basra Körfezi'ne akan Karun Irmağı kıyıları boyunca çok eski kentlerin doğduğu görüldü. Arkeologların ilerde başka yerlerde bunlara benzeyen öteki kentleri de gün ışığına çıkarmaları olasılığı var. Ancak bu ırmak vadileri, büyük toplumların ülkeleri haline gelme yolunda, Sümer'le ya da Nil ve İndüs vadilerinde birbiri ardı sıra ortaya çıkmakta olan öteki eski uygarlıklarla karşılaştırılamayacak kadar küçük yerlerdi.

1930'lara kadar Mısır'ın yeryüzünün en eski uygarlığı olduğuna inanıldı. Fakat günümüzün Mısırbilimcileri, eskiliği ilk olarak 1920'lerde ortaya çıkarılan Sümer'in Mısır uygarlığından önce doğduğu konusunda görüş birliği içindeler. Yukarı Mısır'la Aşağı Mısır'ın Kral Menes yönetiminde birleştirilmesi, Mısır tarihinin geleneksel başlangıç noktası olarak alınır. Bu birleşmenin gerçekleştiği İ.Ö. 2850 dolaylarında, Sümer kentleri birkaç yüz yıllık gelişme dönemlerini geride bırakmıştı bile.

Sümer'in Mısır uygarlığının gelişmesinin ilk evreleri üzerindeki etkilerinin, küçük, fakat şaşmaz izleri saptanmıştır. Bu nedenle, Basra Körfezi'nin başından yola çıkan denizcilerin, Arabistan kıyılarını dolaşıp Kızıldeniz'e ulaşmaları ve burada dar Nil Vadisi'nde oturan halklarla karşılaşmaları olası görünüyor. Sümerlilerin o tarihlerde bildikleri tekniklerin ve düşüncelerin, aşağı Dicle-Fırat bölgesindeki çevreye benzer bir çevre içinde yaşayan eski Mısırlılar için özel bir önemi vardı. Menes'in yaşadığı tarihlerde Mezopotamya'da sulama, metalürji, yazı, saban, tekerlekli araçlar ve anıtsal yapılar ortaya çıkmış bulunuyordu. Bunların hepsi, son derece hızlı bir öykünme ve uyarlanma süreciyle, Mısırlıların yararlanacakları biçime sokuldu.

Mısır'ın siyasal birliğinin gerçekleşmesi, Sümer araç takımının içindeki öğelerden Mısır yerel gelenekleriyle ya da coğrafya koşullarıyla uyuşmayanların bir yana bırakılarak, Mısır'a uygun görülenlerin hızla benimsenmesi sürecini daha ileri noktalara taşıdı. Bir başka deyişle, Mısır uygarlığı, kendine özgü biçem (üslup) birliğiyle ve kurumsal yapısıyla, hızla ortaya çıktı. Mısırlıların Sümer deneyiminden yararlanabilmelerinin sağladığı üstünlükle, Mezopotamya'da bin yıl ya da daha uzun bir sürede olanların Mısır'da gerçekleştirilebilmesi için bunun yarısı kadar az bir süre yetti.

Mısır ve Sümer toplumsal yapıları arasındaki önemli farklılıklar, Mısır uygarlığını hem daha yetkin hem daha dayanıksız kılan farklılıklardı. Mısır'da her şey tanrı-kralın yani Firavun'un sarayı çevresinde odaklaştı. Sümer'de, tanrıların, gereksinimleri, karakter özellikleri ve davranışları bakımından insanlara benzedikleri sanılmakla birlikte, göze görünmez olduklarına inanılmıştı. Mısırlılar ise, krallarının bir tanrı olduğunu ilan ettiler.
Kendisi ölümsüz olduğu gibi, öteki insanlara da ölümsüzlük bağışlayabilirdi. Bu inancın altında Firavun'a boyun eğilmesini sağlayacak güçlü bir güdüleme yatar. Çünkü değerbilir bir tanrı-kraldan, bu dünyada kendisine iyi hizmet etmiş olanları, kendi tanrısal ölümsüzlüğü sırasında sadık hizmetçileri olarak yanında bulunmalarına izin vererek ödüllendirmesi umulabilir. Öte yandan Firavun'a karşı çıkmanın cezası öteki dünya yaşamına ilişkin tüm umutların yitirilmesi anlamına gelecektir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 13-09-2006   #4 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Mısır pramıtı

ahire´de bulunan Keops piramitinin 12 ton agirliginda, ikibucuk milyon kat bloktan olustugunu,
Günde on blok yerlestirilmesi halinde yapiminin 664 yil sürecegini, Piramitin üstünden gecen meridyenin karalari ve
denizleri tam esit iki parcaya böldügünü ve piramitin dünyanin agirlik merkezinin tam ortasindabulundugunu,Yüksekliginin (164 m.) bir milyarla carpiminin,
günesle dünyamiz arasindaki uzakligi verdigini,
Taban alaninin, yüksekliginin iki katina bölünmesininpi sayisini verdigini,
Piramitlerin icerisinde ultrasound, radar, sonar gibi cihazlarin calismadigini
Kirletilmis suyun bir kac gün piramitin icinde birakildiginda aritilmis olarak bulundugunu,
Piramitin icerisinde sütün bir kac gün süreyle taze kaldigini ve sonunda bozulmadan yogurt halinegeldigini,
Bitkilerin piramit icerisinde daha hizli büyüdüklerini, Cöp bidonu icindeki yemek artiklarinin hic
kokuyaymadan mumyalastiklarini, Kesik, yanik, siyrik ve yaralarin piramitin icinde daha cabuk iyilestigini,
Piramitin icinin yazin soguk, kisin sicak oldugunu,
Piramit kimin adina yapildiysa onun bulundugu odaya yilda 2 kez günes girdigini; bu günlerin dogdugu ve
tahta çiktigi günler oldugunu,

Biliyor muydunuz?


Piramitler kat kat kurulurlardı. Devasa Taş bloklar,geniş kat be kat yükseldikçe,rampa yükseltilir, genişletilir ve uzatılırdı.Bir piramidin inşaatı binlerce işçiyle yirmi seneden uzun sürerdi.

Düz Yüzeyli Piramitler


--------------------------------------------------------------------------

Daha sonraki piramitlerin dış yüzeyleri çıkıntısız, düzdü. Bu, belki de, kralın Günes tanrısı Ra'ya Tırmanabiliceği güneş ışınlarını temsil etmesi icin bu şekilde yapılmıştı. Bu piramit Abusir'deki Kral Sabure'nin piramidi asıl alınarak yapılmıştı.Vadi ile cenaze tapınakları bir kapalı ara yolla birbirine bağlanırdı.


Basamaklı Piramitler

İlk yapılan piramit kralın mimarı İmhotep tarafından kral Zoser için yapılan Zoser piramididir. Bu piramit 547.278 m'lik çok geniş bir duvarla çevriliydi. Duvarın içindeki alanda dış yüzeyleri ince işlemelerle süslü yapılar vardı.İçleri moloz doluydu.

Yapılan incelemelerde bugün teknolojik olarak çok ilerlemiş Japonya bile Keops piramidinin aynısını yapamamaktadir. Ziyaretçileri pek keops piramidine sokmadıklaıi bunun nedeninde piramidin koridorlarının çok dar ve dik olması olduğunuda duydum.

Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyormuş(149.504.000km)

Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyormuş

Taban cevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyormuş

Piramidin içinde dünyanın ağırlıgı yaziyormuş

Piramidin tam olarak dünyanın merkezinde bulunuyormuş

Piramidin çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek,piramitteki 2.5 milyon taçın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş oluyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır

Piramitlerle ilgili diger bilgiler:

Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Bu taşların temin edilebileceği en yakın mesafe yüzlerce km uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildikleri tam olarak bilinmemektedir.

Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girer.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)

Mumyalarda rodyoaktif madde bulunduğundan;mumyaları ilk bulan 12 kişi kanserden ölmüştür.

Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.

Kirletilmiş suyu, birkaç gün piramidin içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.

Piramidin içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.

Bitkiler piramidin içinde daha hızlı gelişirler.

Piramidin içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.

Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan piramit içinde mumyalaşır.

Kesik ,yanık ve sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramit içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.

Piramitlerin bazı odalarını içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.

Piramitlerin içleri yazın soğuk,kışın çok soğuk olur.




Gize Piramitleri

--------------------------------------------------------------------------

Tahmini olarak M.Ö 3000 yıllarında eski krallık döneminde yapıldığı zannedilen Gize piramitleri;Keops, Kefren, Mikerinos. İsimlerini aldıkları firavunlar tarafından yaptırılmıştır. Bu üç piramit dünyadaki en büyük piramitlerdir.Gize'de sadece bu piramitler bulunmaz. Sırf Mısır'da yüzlerce irili ufaklı piramitler mevcuttur ama bu Gize piramitlerini öbürlerinden ayıran farkların başında içlerinde yazı bulunmaması ve nasıl yapıldıklarının hala çözüme ulaşmamasıdır. Piramitler yalnızca Mısıra özgü de değildir.Güney Amerika kökenli Maya ve Azteklerde piramitler yapmışlardir. Piramitlerin gökyüzünü incelemek amaçlı yapıldığida zannedilmektedir.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-09-2006   #5 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Mısır Pramitleri

KEOPS


Giza’da antik Memphis mezar kentinde bulunan üç piramitten biridir. Bugün Mısır’ın başkenti Kahire’nin bir parçasıdır. Dünyanın yedi harikasından günümüze kadar ulaşan tek eserdir.
Binlerce yıl boyunca Keops piramidinin bir mezar olduğuna inanılmıştır. Keops piramidinin 30 yılda yapıldığı düşünülmektedir. Önce bir kent yapılmış taş bloklar taşınmış ve yığılmıştır. Yüzeyin düzleştirilmesi için uzun zaman çalışıldığı sanılıyor. Taş blokların nasıl yerleştirildiği henüz anlaşılmış değil çeşitli kuramlar üretilmektedir. Bir kurama göre yapılan spiral bir rampadan çıkarılan taş bloklar üst üste konuyordu.Rampa çamur kaplanıyor sulanıyor ve taş bloklar itilerek kaydırılabiliyordu. Diğer bir kurama göre taş bloklar dev manivelalarla kaldırılıyordu.Tarihçi Herodot'a göre, ağır granit blokları, piramidin üst bölümlerine çıkarmak için 925 metre boyunda, 19 metre genişlikte bir rampa yapılmıştır. Sadece bu rampanın yapılması bile 10 yıl sürmüştür.
İlk yapıldığında 145,75 metre olduğu düşünülen Keops piramidinin bu güne kadar 10 metresini kaybettiği düşünülmektedir.43 yüzyıl boyunca dünyanın en yüksek yapısı olarak kalmış ancak 19. yüzyılda geçilebilmiştir.Eğimi 54 derece 54 dakikadır.Bir kenarı 227 metre olan dörtgen tabanı 50.524 metrekarelik bir alanı kaplar.Piramidin iç ortasında, tepeden 100 metre kadar aşağıda ve tabandan 40 metre kadar yukarıda firavunun odası vardır. Firavunun mumyası, hazinesi ve özel eşyası bu odaya konmuştur. Oda 10,5 metre uzunlukta, 5 metre genişlikte ve 6 metre yüksekliktedir. Buraya 50 metrelik bir dehlizden girilir. Biri kraliçeye ait olan iki oda daha vardır.

Piramidin her biri birkaç ton ağırlığında olan iki milyon taş bloktan yapıldığı sanılmaktadır.
Eski Mısırlıların neslinden gelen bir azınlık olan Kıptilerin inancına göre, bu piramit Tannların Çağına ait bilgilerin bir birleşimidir.
Büyük piramidin gizli bilgiler barındırması, ilk olarak Napolyon ordularının Mısır'ı işgali sırasında Fransız mühendislerinin çalışmalarıyla ciddiye alınmıştır. Bu mühendisler piramiti bir triangülasyon noktası olarak kullanmaya kalktıklarında, dört kenarının dört ana yöne dönük olduğunu ve boylam dairesinin de tam piramitin doruğundan geçtiğini fark etmişlerdir. Doruktan geçen diagonal çizgiler kuzeye doğru uzatıldığında Nil Deltası'nı iki eşit parçaya bölmektedir. Taban köşegenlerinin kesiştiği noktadan kuzeye uzatılacak bir doğru, kuzey kutbunun yalnızca dört mil uzağından geçmektedir (ki piramidin yapımından bu yana geçen uzun süre içinde kutup noktasının yer değiştirmiş olması da mümkündür)
Bugünün uzunluk ölçüsü olan metrik sistemin birimi metredir. Yani kutuptanekvatora kadarki meridyen uzunluğunun on milyonda biridir. Bu ölçü Fransızlar tarafından, Mısır işgalinden kısa süre önce ortaya çıkarılmıştır. Piramidin ölçüsü olarak kullanılan kübit ise, eski Mısırlıların kullandığı ölçüdür ve Fransızlann biriminden binlerce yıl önce bulunmuş bir birimdir. Bir kübit'in uzunluğu bir metreye çok yakın olmakla birlikte, metreden daha dakik bir birimdir. Çünkü bu ölçü herhangi bir meridyen çevresine değil, kutup ekseninin uzunluğuna göre hesaplanmıştır. Meridyen uzunlukları, dünya çevresine göre değişebilmektedir.
Büyük Piramid'in Mısır kübit'ine göre alınmış bazı ölçüleri, yerküre hakkında, dünyanın güneş sistemindeki yeri hakkında, sonradan, unutulup modern çağda yeniden keşfedilmiş bir hayli bilginin var olduğunu göstermektedir. Bu bilgiler ancak matematik olarak ifade edilebilmektedir. Piramidin çevresi, bir yıl içindeki gün sayısını (365.24) göstermektedir. Bu çevrenin iki katı, Ekvator'da bir boylam derecesinin bir dakikasına eşittir. Eğik kenar üzerinden, tabandan doruğa 'kadar olan uzunluk. bir paralel derecesinin altıyüzde biridir. Çevreyi yüksekliğin iki katına böldüğümüz zaman, (pi) sayısı olan 3.1416'yı bulmaktayız (Bu rakam, eski Yunanlılann bulduğu pi sayısından, yani 3.1428'den çok daha gerçektir)
Piramidin ağırlığı 10 üzeri 15‘le çarpıldığında, dünyanın yaklaşık ağırlığını vermektedir. Dünyanın kutup ekseni, doğrultusunu günden güne değiştirmekte ve böylelikle her 2,200 yılda güneşin arkasına yeni bir burcun gelmesine olanak vermektedir. ilk durumuna ancak 25.827 yıl sonra varmaktadır. Bu sayı da, 25.826.6 olarak piramidde ortaya çıkmaktadır. Bu sayıyı veren, taban köşegenlerinin toplamıdır. Büyük piramidin içinde Firavun odasının boyutlan, iki temel Pisagor üçgeninin eşidir: 2.5:3. ve 3.4.5. Oysa piramit, Pisagor'dan binlerce yıl önce yapılmıştır. Bu verilen ölçülerin, piramidin ölçü rastlantılarından yalnızca küçük bir kısmıdır.


KEFREN



Kefren Piramidi, grubun ortasında yer alan piramittir ve birçok yönden komşularından geri kalmaktadır. Büyük Piramit'in güneybatısında bulunur ve orijinal yüksekliği 143.51 metredir. Temeldeki kenar uzunlukları ortalama olarak 215.26 metredir. Büyük Piramit gibi, pusulanın temel yönlerine oturtulmuştur ama aynı tutarlılığı göstermemekte ve maksimum 6 dakikalık bir sapma yapmaktadır. Taş işçiliği de Büyük Piramit'in yanında zayıf kalmaktadır. Ancak, yine de etkileyici bir yapıdır. Biraz yüksek bir yerde inşa edildiği için, daha gösterişli komşularına denk gibi görünmektedir.

53.13 derecelik eğim açısıyla, aynı yükseklik oranına sadık kalınarak yapıldığı bellidir; bunun oranı 2:3'dür. Bu oran, Pisagor'un ünlü 3:4:5 üçgenine uymaktadır. Bazı otoriteler antik Mısırlılar'ın 3:4:5 dik açılı üçgeni bilmediklerini, bunun hiçbir matematik metininde görünmediğini söylemektedirler. Öyle ya da böyle, Kefren Piramidi'nde bu görülmektedir.

Ayrıca, Keops ve Kefren piramitleri arasında sayısal bir oran da vardır. Temeldeki ortalama kenar uzunluklarını birbirine böldüğümüzde (230.36 - 215.72 = 1.068), yaklaşık 16:15 oranını yakalarız. Bu, Giza platosundaki piramitlerin birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve tutarlı bir plana dayanarak yapıldıklarını gösterir. Bütün piramitlerin girişi kuzeye bakmaktadır. Kefren Piramidi'nde ise iki koridor vardır. Biri kazılar sonucunda bulunmuştur; diğeri ise onun yaklaşık 15 metreyle tam üzerinde, piramidin yan tarafında yer almaktadır. Üst koridor 26 dereceyle aşağı inmekte, 14.173 metreye 5.029 metrelik bir odada son bulmaktadır.

Piramidin batı tarafında, morg tapınağından vadi tapınağına inen bir geçit bulunmaktadır; bu geçidin sütun ve duvarları hâlâ ayaktadır. Bu Vadi Tapınağı'nın yakınında ünlü Sfenks bulunmaktadır; yüzünün Kefren'i temsil ettiği söylenmektedir. Ama yüz orantılarına bakıldığında, Sfenks'in başka bir firavunu daha model aldığı söylenebilir. Gerçekten de, bu anıtın dikim tarihi hakkında büyük çelişkiler vardır.

Bazı otoriteler Sfenks'in M.Ö. 5000 yıllarında yapıldığını söylemektedirler. Çevredeki kayalara bakıldığında, rüzgarın kumları çarparak yapabileceğinden çok, yağmurla oluşmuş bir aşınma görülmektedir. Bu durumda Mısır'da çok daha fazla yağmurun yağdığı zamanlarda yapıldığı düşünülmektedir.

Mısır'ın şu anki iklimi M.Ö. 3100 yıllarında oluşmuştur. Bundan önce, bütün Sahra bölgesinde Mısır da dahil olmak üzere, hava daha nemliydi. Aşınma biçimleri, Sfenks'in bu daha önceki nemli iklim döneminde yapıldığını göstermektedir. Üç piramidin dış yüzeyindeki durum, böyle bir nemli iklim aşınması göstermemektedir. Bu durumda piramitlerin daha sonraki tarihlerde, M.Ö. 2500 yıllarında yapıldığı düşüncesini güçlendirmektedir. Bu yüzden, önce Sfenks yapıldıysa, piramitlerden çok daha önce kullanılan bir gözlem aracı olduğu sonucu da ortaya çıkmaktadır.

Yapım Yılı: MÖ 2558-2532
Toplam Blok Sayısı: Bilinmiyor
Taban: Herbir köşesi 214.5 metre, toplam 11 akre, 5,166,000 m2
Toplam Ağırlık: Belirsiz
Herbir Taş Bloğun Ortalama Ağırlığı: 2.5 ton, dış bölümdeki bazı koruyucu taşların ağırlıkları 7 ton
Yükseklik: Orijinal 143.5 metre, şu anda 136 metre
Eğim Açısı: 53 derece 7'48"
Yapı Malzemesi: Kireçtaşı ve kırmızı granit


MİKeRiNOs

Aynı zamanda Menkür ismiyle de anılan Mikerinos'un, Keops'un büyük oğlu olduğuna inanılır. MÖ 2490-2472 yılları arasında hükümdarlık yapmıştır.




Mikerinos Piramiti, Gizeh'teki üç piramitten en küçüğüdür.


Yapım Yılı: Belirsiz

Toplam Blok Sayısı: Bilinmiyor

Temel: Herbir köşesi 105 metre

Toplam Ağırlığı: Bilinmiyor
Herbir Taş Bloğun Ortalama Ağırlığı: belirsiz

Yükseklik: Orijinal 65.5 metre, şu anda 62 metre

Eğim Açısı: 51 derece 20' 25"

Yapı Malzemesi: Kireçtaşı ve kırmızı granit, labirentler volkanik bazalt kayalarından yapılma

SFENKS


Başı firavun, gövdesi aslan şeklindeki Sfenks'in, Kefren'in başı ve onun ruhu ile tüm mezarlık kompleksini koruduğuna inanılır.




Gizeh'in doğal kireçtaşlarından yapılmış olan Sfenks'in, geçen yıllar boyunca bazı parçaları çöl zemininin üstüne düşerek dağılmıştır.


İçerisinde Gizeh'te bulunan diğer piramitlerde olduğu gibi odalar bulunup bulunmadığı bilinmemektedir.

Yapım Yılı: Belirsiz

Taban: 57 metre uzunluğunda

Toplam Ağırlık: Belirsiz

Genişlik: Yüzü 6 metre genişliğinde

Yükseklik: Toplam 20 metre, çenesinden başına 91.5 metre

Yapı Malzemesi: Yumuşak kireçtaşı




  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-09-2006   #6 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Cvp: Mısır Medeniyeti

Hani şu eski mısır tapınaklarında ya da piramitlerin duvarlarında gördüğümüz, harfleri ve kelimeleri şekillerle ifade eden figürler vardır ya... Bu sitedeki olay da ona benziyor. Günümüz harfleriyle eski mısır sembolleri arasında bir bağlantı kurmuşlar... Sayfadaki kutucuğa Türkçe karakter kullanmadan en fazla 16 harfe kadar bir kelime yazıp "inscribe" tuşuna basarsan sana eski sembollerle yazılmış şeklini verecek... Tıkla
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-10-2006   #7 (mesaj-linki)
*TeoDora* - avatarı
Cvp: Mısır Medeniyeti

MISIR TARİHİ
Yontmataş devrinde Mısır, tropikal bir iklimin etkisindeydi ve bu iklime uygun bitki örtüsüyle kaplıydı. Konutlar henüz vadinin üstündeydi, baslica insan etkinlikleriniyse, avcilik ve balikçilik olusturuyordu. Yontmatas devri sonunda, bütün Afrika'da bir kaya sanati gelisti, Yukari Misir'daki kayalar ve magara duvarlari, hayvan resimleri, av sahneleri ve gemicilikle ilgili çesitli görüntülerle süslendi. Cilalitas devri baslarinda, Nil vadisinin cografi olusumu tamamlandi ve Sahra'da yasayan, av köpegi bakicilari, Paleoafrikali sigitmaçlar ve Nilot kökenli balikçilar yeni tekniklerden yararlanmaya basladilar; yavas yavas tahil tarimi, keten ekimi ve dokumaciligi, hasir isçiligi ve çömlekçilik gelismeye basladi. Köylerin eski görünümleri degisti, sazdan kulübelerin yerini ker***ten evler aldi.
4000 yılına doğru benimsenen teknikler giderek yetkinleştirildi (çakmaktasi ve bakir ayni zamanda kullanildi), bunun yani sira fildisi isçiligi ortaya çikti, küçük heykellerin yapimina girişildi.Iki uygarlik merkezi birbirine kosut olarakdüzenlendi: Kuzeyde basina kirmizi bir taç giyen ve Osiris tarafindan korunun kral, bati ve dogu eyaletlerini (ya da nomos) yönetiyordu; güneyde bulunan bir baska kral da basina beyaz bir taç takiyor ve tanri Sethi tarafindan korunuyordu; güney eyaletlerinin egemenligiyse onun elinde bulunuyordu.
Eski Misir yaklasik üç binyil varligini sürdürdükten sonra, I.S. 395'te Bizans egemenligi altina girerek Hiristiyanligi yada Kiptiligi benimsedi ama Hiristiyanlar ve Araplar, bu son derece gelismis uygarligin izlerini silemediler.
I.S.VI. yy'da imparator Iustinianos, Philai'deki Isis Tapinagi'ni (Hiristiyan misir'daki son pagan merkezi) kapattirinca, dünyanin en eski uyarligi sayilan bu uygarligin üstüne bütün kapilar kapanmis oldu.
Daha sonra Fransiz Jean-François Champollion'un hiyeroglif yazilarini incelemesi ve dolayisiyla o tarihe kadar karanlikta kalmis birçok soruya isik tutmasi sonucunda Eski Misir uygarligiyla ilgili pek çok sey ögrenildi.
XIX. yy'a kadar, Misir tarihi Eski Yunan yazarlarinin, özellikle de Herodotos, Sicilyali Diodoros ve Stranbon'un yazdiklarindan ögreniliyordu; ayrica Misirli rahip Manethon'un Aigyptiake adli yapitindan da yararlaniliyordu; Manethon bir Misir tarihi yazmaya girismis ve Misir firavunlarini 31 sülalede toplayarak bir firavunlar listesi yapmaya çalismistir.Bu bölümleme modern bilinler tarafindan her zaman kullanilmistir.Günümüzde Eski Misir bilimi (ejiptoloji) henüz çok yeni bir bilim dalidir, ama inceledigi yazitlar ve arkeoloji gereçleri o kadar zengin ve o kadar çesitlidir ki, daha simdiden Tarihöncesi dönemden Hiristiyanlik dönemine kadar Eski Misir uygarliginin ve tarihinin ana hatlari çizilebilir, en özgün yanlari belirtilebilir.I.Ö. 3000'e dogru, Misir'in yazili tarihinin basladigi siralarda, uyarligin bütün ögeleri bir araya toplanmisti: Ülke Nil'in suladigi bir toprak seridi üstüne kurulmustu ve irmagin taskin sulariyla besleniyordu; günes her gün isiklariyla çevreye iyilik saçiyor, Afrika kökenli beyaz halk sulama kanallarinin bakimiyla ugrasiyor ve huzurunu saglayan dogal ögelere tapiyordu.Misir halki daha tarihsel döneminin baslangiç yillarinda kendine özgü bir dinginlik edinmisti; bu durum biraz da siyasal sistem, dinsel özellikler, dil ve yaziyi koruma kaygisindan kaynaklaniyordu.Eski Misir yalnizca, sasmaz ve düzenli bir firavunlar dizisi degil, ama eksiksiz bir uygarligin serüveni görünümünü tasiyordu.

ESKi MISIR TANRILARI
Aker: “IGICI”. Güneşi ayarlamak ve yükseltmekten sorumludur.
Amon: “Gizli biri”. Tanrıların Theban Kralidir.
Ammut: “Ölü Yutucu”. Ölümsüz yaşama layik olmayanın kalbini yiyen canavar.
Anqet: “Kucaklama”. Elephantine’nin su Tanrıçası.
Anubis: “Kral çocuk”. Mumyalamanın çakal başlı Tanrıçası.
Apep: Güneşi yok etmek için günlük deneme yapan yılan.
Aten: Güneş Diski.
Atum: Re’nin bir formu. Güneşi ayarlayan bir Tanrı.
Bastet : Ev ve Güneş ışığının kedi Tanrıçası.
Bes: Müzik, dans ve savaşın cüce Tanrıçası.
Buto: Aşağı Mısır’ın kobra Tanrıçası.
Duamutef: Horus’un oğullarından biri. Ölünün midesinde korunmuştur.
Geb: Gökyüzünün eşi ve dünyanın Tanrısıdır.
Hapi: Nil’in Tanrısıdırr.
Hapy: Horus’un oğullarından biri. Ölünün akciğerlerinde korunmaktadir.
Hathor: Aşk, müzik ve kadının inek Tanrıçası.
Horus: Firavunların ve Güneşin şahin Tanrısı.
Imhotep: Djoser’in veziri, sonra Ptah’ın oğlu gibi ibadet edilmiştir.
Imsety: Horus’un oğullarından biri. Ölünün karaciğerinde korunmuştur.
Isis: Osiris’in dulluğunun ve şiirin Tanrıçası.
Khonsu: Ay’ın Theban Tanrısı.
Khepare: Yükselen Güneşin böcek Tanrısı.
Khnemu: Su baskını ve Nil’in iri Tanrısı.
Ma’at: Gerçek ve hukukun Tanriçesi.
Mefetseger: Krallar Vadisi’nin Tanrıçası.
Min: Erkek bereket Tanrısı.
Montu: Mısırlı savaş Tanrısı.
Mut: Amon’un eşi ve Theban’ın ana Tanrıçası.
Nefertem: Nilüfer çiçeğinin Memphis Tanrıçası.
Neith: Savaş ve dokuma Tanrıçası.
Nekhebet: Yukarı Mısır’daki Akbaba Tanrıçası.
Nephthys: Seth’in eşi ve Isis’in kız kardesi.
Nut: Osiris ve Isis’in annesi ve gökyüzü Tanrıçası.
Nun: İlk suların Tanrısı.
Onuris: Savaşçi ve Abidos’un gökyüzü Tanrısı.
Osiris: Seth tarafından öldürüldü, yaşamdan sonrası ve tarım Tanrısı.
Ptah: Memphis’in mumya yaratma Tanrısı.
Qebehsenuef: Horus’un oğullarından biri. Ölünün bağırsaklarında korunur.
Qetesh: Semetik doğa Tanrıçası.
Ra: Güneş Tanrısı.
Satet: Nil suyu ve bereket Tanrıçası.
Sekhmet: Yıkım ve savaşin dişi aslan Tanrıçası.
Selket: Büyünün akrep Tanrıçası.
Serapis: Ahiret ve Güneşin Helenistik Tanrısı.
Seshat: Ölçüm ve yazma Tanrıçası.
Seth: Osiris’in erkek kardeşi tarafından öldürüldü. Fırtına, gök ve gürültü Tanrısı.
Shu: Mut ve Geb’in babası. Hava Tanrısı.
Sobek: Timsahlar Tanrısı.
Tauret: Kadın doğumunun hipopotam Tanrıçası.
Tefnut: Nut ve Geb’in annesi. Yağmur ve nem Tanrıçası.
Thoth: Yazma akıl ve ay Tanrsı


ESKİ MISIR TAPINAKLARI
Bir Mısır tapınağı genel ibadetin bir yeri değildir.Eski Misir Tapinagi doğal, metafizikseldi. Bu da evren, toprak ve insanin yararı incelendi. Akademisyenler ve turistler incelediği bir sanat galerisi olarak planlanmadi. Yıllık festivalde Eski Misir halkina sadece bir kısmı açıldı.
Bu yüzden her Eski Mısır tapınağı güzel bir yerdir. Diğerlerinden daha ilginçtir ve daha önemli tapınak yoktur. Hepsi eşit önemdedir.
Tapinaklarin duvarlarindaki yazitlarda amacını ve anlamlari bilmiyoruz. Bu gibi tapinaklar yillar sonra halka açıldı.
Ptolemic tapinaklar, genellikle orijinal Misir stilinden farkli bir stile sahiptirler. Ptolemic tapinaklarin bazi özellikleri şunlardır:
Bu tip tapınaklarda güzel yontulmuş heykeller vardır fakat fazla ilham vermez.
Kadin çok güzel görünümlü ama kaba bir yolda zarif Misir kadin stilinden farklidir.
Tapınağın Planı
Bir tapınağın alışılmamış dizaynı ve yerinin seçimi,ekonomik durumunun öncelerin üzerine dayanmamistir.Tapinaklar ardarda gelen krallar tarafindan uzun yillarca insa edilirler.
Genelde, Misir Tapinagi çamur taşli ağır bir duvarla çevrilmistir. Tapinaktaki bu duvarin etrafi, sembolik olarak kaosun şahinlerinin kurdugu sekilde izole edildi. Tuğla duvar kendisini akan dalgalara set yapti, sembolik olarak ilkel sular yaratmanin ilk asamasi temsil edilir.
Tapinagin duvarlari disinda papazlarin konutlari, atölyeler, sandik odalari ve diger yardimci yapilar vardir.
Duvarlardaki Sembollerin İfadelerİ:
Biz hayatimizda her seyi sembollerle ifade ederiz. Duvarlardaki yazilar ve işaretler 3000 yıl önce yaşayan insanlarin anlayacağı halde sembolize edilmiştir. Bazi duvarlardaki sembolizmler sunlardir:
Tapinagin dıs duvarlarindaki ve dış avlusundaki duvarlarindaki sahne; ışığın şahinlerle savaşını gösterir. Kral tarafindan temsil edilir. Karanlik şahin yabancı düşmanlari temsil eder.
Önemli Bazi Tapinaklar
KARNAK Tapnağı
KOMOMBO Tapnağı
LUXOR Tapnağı
PHILAE Tapnağı
DENDERA Tapnağı
RAMSES III Tapnağı


  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 18-12-2006   #8 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Cvp: Mısır Medeniyeti

MISIR'DA BUNLARA DİKKAT!
Yapışkan satıcılar. Alışveriş yaparken, çok dikkatli olun. Size ne söylerlerse söylesinler, hemen pazarlığa başlayın. Pazarlık alışverişin olmazsa olmaz kuralı burada. Ama insan bir süre sonra bunalıyor. Yine de keyfini çıkarın!
Trafik. İstanbul'un ve Türkiye'nin büyük şehirlerinin trafiği, Kahire'de bir anda dünyanın en modern trafiği olarak anılacak kadar iyi geliyor insana. Her yerde eli kornasında, sürekli bağıran çağıran şoförler göroyorsunuz. Yollarda karşıdan karşıya geçmek hayal gibi.
Fotoğraf çekerken dikkatli olun. Mısır'da en büyük problemlerden biri de fotoğraf çekmek. İnsanlar makinelere karşı çok hassas. Bu nedenle ya izin alarak fotoğraf çekin ya da çaktırmadan!
BAHŞİŞ.
Mısır'da belki de en çok duyacağınız kelime bu. Yol sormak için birine yanaştığınızda bile sizden bahşiş isteyecek haldeler. Otelde gülümsediğiniz garson, hizmetli, taksi şoförü, aklınıza kim gelirse ilk fırsatta bahşiş istiyor. Kurtulmak çok zor.
OTELDEN TELEFONLA KESİNLİKLE ARAMAYIN!

Kahire'ye iner inmez otele geçtiniz. Türkiye'de yakınlarınızı aramak istediniz. Sakın ha! Denemeyin bile. Çıkın dışarı. İlk fırsatta telefon açacak bir yer bulursunuz. Oradan deneyin şansınız. Çünkü Kahire'de oteller hizmet parası adı altında, çok yüksek paralar alıyorlar. Hatta aradığınız numara meşgul çıksa bile, 3 dakika konuşma parası tahsil etmeye çalışıyorlar. Hatta bu telefon sorunu, ülkenin en kaliteli otellerinde bile aynı. O nedenle otelden ayrılırken ekstralarda telefonlar varsa ayrıntılı olarak kontrol edin!
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-12-2006   #9 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Cvp: Mısır Medeniyeti

Mumyalamanin hikayesi


Tanri Osiris'in parcalara ayrilan vucudunun bir araya getirilerek tekrar canlanmasi eski Misirlilarin olum sonrasinda da bir hayatin olduguna inanmalarina neden olmustur. Misirlilar oluyu ikinci hayatina hazirlamak icin vucudunun korunmasi gerektigine inanmislar ve bu sekilde mumyalama islemini ortaya cikarmislardir.

Mumyalamanin dogru yapilmasi onemliydi. Eski Misirlilar insan ruhunun ba, ka ve akth adli 3 ruhtan olustuguna inaniyordu. Olum sonrasinda kisinin tekrar canlanmasi icin bu ruhlari korumak zorundaydilar. Ozellikle uc ruhtan biri olan ba nin vucudu tanimasi icin bu gerekiliydi. Ruhlardan birinin olumu digerlerinin de yok olmasi anlamina geliyordu. Ba adli ruhu insan basli bir kus olarak betimlerler ve bu ruhun kisinin karakterini, kisiligini temsil ettigine inanirlardi. Ba nin mezar icinde yasadigini dusunurlerdi. Ba surekli olarak mezarda kalmaz , ozgurce hareket eder daha sonra tekrar mezara geri donerdi. Ka adli kisim ise olunun benzeriydi. Ka insan figurunde ve kollari kalkik olarak veya sadece bir cift kalkmis el olarak temsil edilirdi. Ka vucuda yakin olmak zorunda oldugundan mezari terk edemezdi. Ka’nin besine, icecege ve kiyafete ihtiyaci vardi, bu nedenle olunun yakinlari duzenli olarak mezari ziyaret eder ve bu ihtiyaclarini karsilarlardi. Akh ise olumsuzlugu temsil ederdi ve ba gibi kus seklinde sembolize edilirdi. Kisinin olumuyle oluler diyarina dogru yolculuga cikar ve diger hayatta yerini alirdi.

Mumyalama islemi bir grup gorevli tarafindan gerceklestirilirdi. Bu kisiler dinsel ve cerrahi egitim almis insanlardi. Mumyalama ekibinin en yetkilisi bas rahipti ve Anubis’ i simgeleyen cakal bir maske takardi. Anubis olulerin tanrisiydi ve mumyalama isleminin dogru yapilip yapilmadigini denetlerdi.
Anubis ayni zamanda olumluler ulkesinde gerceklestirilen kalbi teraziye koyma sermonisine de eslik ederdi. Olunun kalbini terazinin bir gozune koyardi. Terazinin diger tarafina da duruslugu ifade eden bir tuy konulurdu. Kalp tuyden daha hafif olursa kisinin iyi bir hayat gecirdigi kabul edilirdi ve yeni hayatina gecisine izin verilirdi. Bu sirada butun olup biteni tanrilarin katibi Troht yazarak not alirdi.
Mumyalama isleminin gerceklestirildigi mekan tasinabilir , olunun evi yakinina kurulan bir catir ve ya tapinaklarla baglantisi olan ozel bir mumyalama yeriydi. Oncelikle vucud yikaniyordu. Daha sonra ozel bir masaya yatiriliyordu.
Burun deliginden cengele benzeyen bir alet yardimi ile beyin disari cikarilirdi. Kalan parcalar da ilac yardimi ile kurutuyorlardi. Vucud icindeki yumusak kisimlarin cikarilmasinin nedeni curumeyi onlemekti.
Goz ve yanaklarin cokmemesi icin bu yumusak kisimlara keten tamponlar konuluyor ,olunun goz kapaklari da kapatiliyordu.
Habes adli bir aletle karnin solu kesilerek mide, karaciger, akciger ve bagirsaklar cikariliyordu. Kalp vucud icinde hesaplasma gunu icin birakiliyordu.
Bu organlar kanopik adi verilen 4 adet comlek icine konulurdu. Bu kavanozlar Osiris ve Isis’in oglu olan Horus tanrisinin 4 oglununun basini temsil eden figurlerdi. Cakal basli duamutef mideyi, sahin basli quebehsenuef bagirsaklari, hapy ise akciger i, insan basli olan imsety karacigeri korurdu.


Bosalan yerler hurma sarabi ve bitkilerle yikaniyordu. Sarap icinde bulunan alkol anti bakteriyel etki yaparak mikroplari olduruyordu. Bir cesit tuz olan natron vucud icine ve disina konularak bir sure bekletiliyor ve vucudun nemi aliniyordu. Natronla kurutma islemi bitince natronlar cikarilip yerine yenileri konuluyordu. Onemli kisilerde mumyalama sureci gun sayisi 272 gune kadar cikiyor. Normal surec ise 70 gundur.
Vucud bu islemlerle kurutulduktan sonra , recine ve aramotik bitki yaglarindan olusan sivida tutulan keten bezlerle sarilir. Sargilar arasina degerli taslardan olusan broslar konulurdu.
Eller karinda veya goguste birlestirilirdi. Keten bezle sarili yuze mumya maskesi konulurdu. Mumya maskesi kisinin orjinal suratina benzerdi.Bu maske sayesinde ruh oluyu taniyarak geri donerdi.
Mumyalama sadece insanlara degil kutsal sayilan kedi, boga, timsah gibi hayvanlara da yapilirdi. Mumyalama kelimesi misir kokenli olmayip arapcadan gelmektedir ve arapcada "Mumiyah" olarak gecmektedir. Anlami da bazi maddelerle vucudu korumaktir.

Mumyalama ayinlerindeki kisi sayisi o kisinin toplum icindeki statusunu gosterirdi. Zengin kisiler para odeyerek ilahi okuyan “Kiten” adli kadinlar tutarlardi. Kurban edilecek hayvanlari tasiyan “Saptis” denilen kisilerde vardi. Uzerine panter veya kaplan postu takan “Sem” adli rahip ve olu yakinlari sandala binerek Nil' in diger tarafindaki mezarlar bolgesine gecerlerdi.
Bu ayinler dizisinin en onemli kismi mumyanin agzini acma kismidir. Bu islem ozel aletlerle yapilirdi. Bu alet sayesinde olunun hislerini geri getirdiklerine inanirlardi. Boylece mumya ikinci hayatinda yiyip, duyup gorebilecekti. Bu islemden sonra mezar hazirlanir ve organlarin bulundugu 4 comlek , kisinin ozel esyalari , gunluk kiyafetleri terlik, taki , yemekler ,fritten yapilan Usebti ( ushabti) adli heykeller, bronslar ve Book of the Dead adi verilen kitap konulurdu.
Olulerin kitabi ( book of the dead) aslinda ciltli bir yapit degildi. Sadece papirus kagitlarina yazilmis olan rulo seklinde dua ve buyulerden olusuyordu.
Usebti heykellerinin mezara konulma amaci kisiye ikinci hayatinda gereksiz isleri yapmakta vekalet etmesiydi. Insanlar normal yasamlarinda firavunlar icin calistiklari icin diger hayatlarinda da gereksiz islerde calismak istemiyorlardi.




Bronslarin konulma nedeni ise olunun diger hayatina ulasana kadar gecirecegi surec icinde mumyayi tehlikelerden korumakti. Bu broslarin adi hayati yasami temsil eden Ankh, Tet, Djed, yeniden dogumu temsil eden Scarabti. Olu basi altina yastik gorevi goren hilal seklinde bir cisim konurdu. Sonra mezar muhurlenirdi.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-04-2007   #10 (mesaj-linki)
GÖLGE
Avatarı Yok (No Avatar)
Eski Mısır'da Ölüm ve Ölüm Gelenekleri

ESKİ MISIR'DA ÖLÜM VE ÖLÜM GELENEKLERİ - Aydın DURDU, Bircan DURDU


Eski Mısırlılar hayatın ölümle bittiğine inanmak istemezler, insan son nefesini verdiği anda ruhunun uzun bir yolculuğa çıkıp ölüm Tanrısı Osiris ile yargıçlarının huzuruna vardığını düşünürlerdi. Onlara göre, ölen bir insanın ruhu öteki dünyaya gidiyordu. Diriler ve ölüler ülkesi arasındaki korku ülkesini geçince, büyük yargıcın karşısına, Anubis veya Horus tarafından getirilirdi. Orada bir tören düzenleniyor, bu törende ölenin kalbi tartılıyordu. Bu tören sırasında yeraltı tanrısı Anubis elinde bir terazi tutardı. Ölünün kalbi bu terazinin kefelerinden birine konurdu. Öteki kefede ise adaleti ve doğruluğu ölçebilecek bir tüy bulunurdu. Eğer ölü adil ve dürüst bir yaşam sürmüş ise kefeler dengelenirdi. Eğer kalp tartıda eksik gelirse, yemesi için Ament adlı canavara verilirdi. Bütün bu olup biteni Tanrıların katibi Thoth kayda geçirirdi.

Eski Mısırlılara göre ölümden sonra ruh ağızdan bir kuş şeklinde çıkardı. Bunun için "Tanrı Anubis, elindeki aletle ölünün ağzını açar, bu sayede ölünün ruhu rahatça gidip gelirdi." Yine öteki dünyanın kapılarını da Tanrı Anubis açardı. Batıda olduğu düşünülen ölüler ülkesinin kapılarında Tanrı Amente bekler, "yeni gelenleri kapıda karşılardı." Öteki dünyayı batıda düşünen Mısırlı bu yüzden ölülere "batının halkı" da derdi. "Mısır dinine göre, insanda, biri "Ba, biri Ka adını taşıyan iki ruh vardır. Bunlardan ikincisi, insan öldükten sonra varlığını onun heykelinde sürdürür. Bu nedenle, Mısır'da, Ka tapımı ile heykel tapımı arasında sıkı bir ilişki vardır. Mısır'da mumyacılığın, aradan geçen binlerce yıla karşın canlılığını korumasının nedeni de aynı inançtır."

Eski Mısır'da mumyalamanın amacı ise ölünün gövdesini sonsuza kadar yaşayacak hale getirmekti. "Ve kültün işlevi, cismani ruhla (Ba), ölümle gövdeden uçmuş olan cismani olmayan enerji öğesini (Ka), büyü yoluyla yeniden bir araya getirmekti. Bu yapıldığında ölümün ortadan kalkacağına inanılıyordu." Öbür dünyaya giden ruhun (Ba) bazı törenler sayesinde geri geleceği düşünüldüğünden ölünün uzuvları tekrar hareket kabiliyeti kazansınlar diye, mezara koymadan evvel rahip ölünün ağzını açardı.

"Tasvir gerçeğe eşdeğer olduğundan, ölünün sonradan yaşamasını sağlamak için mezarının, fakat öncelikle mumyasını içerenden başka bir mezarın içine heykeli dikiliyordu. Fakat ölünün sonradan yaşaması yetmez; öbür dünyada onun mutlu olması da gerekir. Tarih öncesi zamanlardan beri mezara yiyecekler, inci gerdanlık gibi ziynetler, fildişinden oyulma tuvalet eşyası da konur. Heykelcikler kabartma olarak yerleştirilirler: Bunlar, odalık görevi yapacak olan giyimli veya çıplak kadınlar; köleler, eğer sert bir tanrı ölüden ağır, güç işler isterse onun yerini tutacak olan uşebti'lerdir. ( "Ölümden sonra ne olacağı endişesi ve hayatta angarya yükümlülüğü, sıradan Mısırlının gündelik hayatını dolduran başlıca iki tasaydı. Orta krallık döneminde sıradan bir köylünün yılının 3 ayı, firavun için çalışarak geçerdi. Cevap vermek anlamına gelen usheb fiilinden türetilmiş ushabti adıyla anılan bebekler, heykeller, Mısır kültürünün, hem ölüm endişesini, hem angarya derdini birden ifade eden unsurlardan biriydi. Ushabti'ler ölüyle birlikte gömülür, yanlarına şöyle bir dua bırakılırdı. "Ey ushabti! Eğer ölüler ülkesinde yapılması gereken ve bana tevdi edilmiş bir iş için çağrılacak olursam, tarlaların ekimiyle ekilebilir topraklarım sulanmasıyla ya da doğu kıyısından batı kıyısına taş taşınmasıyla ilgili olarak herhangi biri başıma dert açacak olursa, deki ona-Ben yapacağım. Ben buradayım. Onun ... açacak olursa, deki ona -Ben yapacağım. Ben buradayım. Onun adına ben cevap vereceğim.) "Sonra, yine tasvirle gerçek arasında eşdeğerliliğe dayanılarak, sandukanın içine boya ile yapılmış frizlerde ölünün sağlığında kullandığı bütün eşya gösterilir.

Eski Mısır'da ölüye verilen bu önem onların özel yerlerde muhafaza edilmelerine yol açmıştır. "İnsan bedeninin düşmanlarınca sakatlanmaması gerekir. Neolitik çağdan başlayarak ölüler (torunlarını seyredebilsinler diye) yüzleri konutlara dönük olarak mezarlara yerleştirilmişlerdir, çoğu kez elleri ağızlarının yakınlarındadır, avuçlarında ve başlarının çevresinde buğday taneleri vardır."

Eski Mısır toplumunun bir tarım toplumu olduğunu ve bu yüzden buğdayın da doğal olarak kutsallaştırıldığını düşünürsek, ölüye sunulan bu kutsal nesnenin ölüye verilen değeri ortaya çıkardığını daha iyi anlarız.

Bizim de halen kullandığımız bir atasözümüz vardır: "Yiğit ölür adı kalır." Eski Mısırlılarda da adın büyük bir önemi vardır. "Adın tasvirden daha da büyük gücü vardır. Adını dayanıklı harflerle hakkederek ve rahiplerle yoldan gelip geçenlerden bu adı söylemeleri istenerek ölünün sonradan da yaşaması" sağlanmaya çalışılırdı.

Büyük tanrı Ra'nın yeryüzüyle bağlantısını, sahip olduğu bir merdivenle sağladığını düşünen "Mısırlıların cenaze törenlerine ilişkin metinlerinde, Ra'nın sahip olduğu merdivenin Yer ile Göğü birleştiren gerçek bir merdiven olduğunu işaret etmek üzere, asket pet (asketi: yürüyüş) terimini korumuşlardır. Ölüler Kitabı -Tanrıları göreyim diye, benim için merdiven konuldu demektedir. Gene Ölüler Kitabında -Tanrılar ona, ondan yararlanarak göğe çıksın diye bir merdiven yaptılar denilmektedir. Eski ve Orta çağ hanedanları dönemine ait birçok mezarda bir merdiven veya basamaklar yer almaktaydı."

Eski Mısır'da cenaze töreninin nasıl yapıldığını ise en güzel "Herodot Tarihi"nden öğreniyoruz. Bu konuda "Herodot Tarihi" şunları yazıyor: "Bir evde hatırı sayılır biri öldü mü, evin bütün kadınları başlarına, yüzlerine çamur sürerler; sonra ölüyü evde bırakıp sokaklara dökülürler, eteklerini bellerine kadar kaldırırlar, memelerini açarlar ve dövüne dövüne sokak sokak gezerler; bütün akrabaları da onlarla beraber giderler; öbür yandan erkekler, onlar da sıvanmış olarak dövünürler. Bu törenden sonradır ki cenaze, tahnit edilmek üzere, ölücüye götürülür. Mumya yapmanın gizlisini bilen, bu işle görevli uzmanlar vardır. Kendisine bir ölü getirildiği zaman, müşteriye boyalı tahtadan gayet güzel taklit edilmiş modeller gösterir. Bunların en iyisi, diye anlatır müşteriye, adının anılmasını büyük bir günah saydığım kişiye benzeyenidir; arkasından ikinci bir model gesterir, birinci kadar iyi değildir ve daha ucuzdur, sonra bir üçüncü ve en ucuzu. Bu açıklamalardan sonra sorar, ölünün yakınlarına, hangisinden istiyorsunuz diye. Müşteri fiyatta anlaştıktan sonra gider, mumyacı, evden dışarı çıkmadan işe koyulur. En iyi mumyalama dediğimiz şudur: Önce demir bir kanca ile burun deliklerinden beyni çeker; ama hepsini alamaz, kalanını ilaçla eritir. Arkasından, keskin bir Ethiopia taşı ile ölünün böğrünü uzunlamasına keser ve içindeki her şeyi boşaltır; içini böyle temizledikten sonra hurma şarabından geçirir ve kokular püskürtür; karnına dövülmüş saf mür ve çeşitli kokular doldurur; ve diker. Sonra tabii sodyum karbonat içine daldırıp yetmiş gün onun içinde bırakmak suretiyle tuzlar. Yetmiş günden sonra çıkarır, yıkar ve baştan aşağı Mısırlıların genellikle yapıştırıcı olarak kullandıkları zamka batırılmış gayet ince tül şeritlerle sarar. Ve ölünün yakınlarına teslim eder, onlar da tam bir insan gövdesine göre yapılmış olan bir tabut hazırlatırlar ve mumyayı içine kapatırlar; kapandıktan sonra ölü odasına götürülür, ayak üstü bir duvara yaslanır."

Campbell, yapılan kazıların sonucunda elde edilen bilgilere göre Eski Mısır mezarlarını şu şekilde tarif eder. "Esas gövde daima erkek-daima mezarın güney tarafında sağ tarafının üstüne yatar. Genellikle yatak üstündedir, ahşap bir yastığı vardır ve başı doğuya doğrudur, yüzü kuzeye (Mısır'a) bakar, bacakları dizlerinden hafif bükülmüştür. Sağ eli çenesinin altında ve sol eli, uykuda gibi sağ dirseğinin üstünde veya yanındadır. Yanında ve çevresinde her zamanki silahları ve kişisel eşyaları, bazı tuvalet malzemesi ve bronz aletler, devekuşu tüyünden yelpaze, bir çift ham deriden sandal vardır. Bütün gövde deriyle, genellikle öküz derisiyle örtülüdür; yatağın bacakları da boğa bacakları biçimindedir. Gövdeye keten elbise giydirilmiştir. Yanına ve duvarlar boyunca sayısız büyük kap kacak yerleştirilmiştir."

Eski Mısırlılar ölenin öbür dünyada da bu dünyadakine benzer bir hayat süreceğine inanırlardı. Bunun sonucu olarak gerçek hayatta olduğu gibi beslenmesini sağlayacak yiyecekler mezara konduğu gibi, orada da ona hizmet edecek kişiler kurban edilirdi. "Özellikle kadın kurbanı, eşin kurban edilmesi ve bazı zengin mezarlarında hizmetkarlarla birlikte tüm haremin kurban edilmesi söz konusudur." "Mezarlarda ayrıca sayısız koç kalıntısı vardır. Ve esas gövdenin daima sükun içinde olmasına karşın ötekilerin yatırılış biçimlerinde kural yoktur. Çoğunluğu sağa dönük, başları doğu tarafındadır, fakat esas gövdenin hafif kıvrılmış duruşundan ikiye katlanmaya varana kadar nerdeyse olanaklı her biçim görülmektedir. Eller genellikle yüzün üstünde veya boğazdadır."

Sonuç olarak Mısırlılar derin bir ölmezlik umuduna sahiptiler. Bu umut Eski Mısır diniyle, ilişki kurmuş bulunan öteki dinlere de geçmiştir. Nitekim bu, Yahudilik yoluyla yeni yeni başlamakta olan Hıristiyanlığa da geçmiş ve bu dinlerin egemenlik kurduğu milletlerin kültürünü de etkilemiştir.
F O L K L O R A R A Ş T I R M A C I L A R 1 V AK F I - Foundation Of Folklor Researchers adresinden alınmıştır
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
eski misir uygarligi, misir medeniyeti, misir uygarligi tarihi,
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Mısır Medeniyeti Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Osmanlı ve İslam Medeniyeti Blue Blood Osmanlı İmparatorluğu 0 02-03-2009 22:21
Mısır - Mısır Nedir - Mısır Yetiştiriciliği kompetankedi Tarım 2 04-09-2008 16:00
Yunan Medeniyeti Blue Blood Medeniyetler Tarihi 5 25-06-2008 15:16
Mısır ve Mısır Tarihi virtuecat Ülkeler ve Tarihleri 1 14-06-2008 00:06
Truvalılar (Troya Medeniyeti) Blue Blood Medeniyetler Tarihi 2 29-07-2007 00:39