| | #111 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Günah Açısından Namaz İlâhi adâletin kesinlikle gerçekleşeceği, mazlumların, zalimlerden hakkını alacağı, her çeşit baskıcı sistemlerin ve zorbaların şiddetle cezalandırılacağı mahşer yerindeki Mahkeme-i Kübrâ'da, önce amel defterleri dağılacak. | |
|
| | #112 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Müslümanın Hayatında Namaz İbadetinin Önemi İman sahibi bir insan ibadetlerine gösterdiği titizlikle kendini belli eder. Allah (cc)’ın farz kıldığı namaz, oruç, abdest ibadetlerini yaşamı boyunca şevkle sürdürür. Allah (cc) salih Müslümanların ibadet şevkini pek çok ayetiyle haber vermiştir. Bu ayetlerden biri şu şekildedir: Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 22) Namaz, müminlere hayatları boyunca sürdürmeleri emredilen, vakitleri belirlenmiş bir ibadettir. İnsan unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir varlıktır. İradesini kullanmayıp kendini günlük olayların akışına kaptırırsa asıl dikkatini vermesi ve aklında tutması gereken konulardan uzaklaşır. Allah (cc)'ın her yönden kendisini sarıp kuşattığını, her an kendisini izlediğini, işittiğini, yaptığı her şeyin hesabını Allah (cc)'a vereceğini, ölümü, cennetin ve cehennemin varlığını, kaderin dışında hiçbir olayın meydana gelmeyeceğini, karşılaştığı her şeyde, her olayda bir hayır olduğunu unutur. Gaflete düşerek, hayatının gerçek amacını aklından çıkarabilir. Günde beş vakit kılınan namaz ise, bu unutkanlık ve gafleti yok eder, müminin bilincini ve iradesini canlı tutar. Müminin sürekli olarak Allah (cc)'a yönelip dönmesini sağlar ve Rabbimizin emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur. Namaz kılmak için Allah (cc)’ın huzurunda duran mümin, Rabbimiz ile güçlü bir manevi bağ kurar. Namazın insana Allah (cc)’ı hatırlattığı ve insanı her türlü kötülükten alıkoyduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir: Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45) Tarih boyunca peygamberler kavimlerine Allah (cc)'ın farz kıldığı namaz ibadetini tebliğ etmişler, kendileri de hayatları boyunca bu ibadeti en güzel ve en doğru şekilde uygulayarak tüm müminlere örnek olmuşlardır. Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları şu şekildedir: - Hz. İbrahim için: Rabbim, beni namazı(mda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. (İbrahim Suresi, 40) - Hz. İsmail için: Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı. (Meryem Suresi, 54-55) - Hz. Musa için: Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. (Taha Suresi, 14) Hz. İsa için: (İsa) Dedi ki: “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.” Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. (Meryem Suresi, 30-31) Mümin kadınlara örnek olarak gösterilen Hz. Meryem'e de namaz kılması emredilmiştir: Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et. (Al-i İmran Suresi, 43) Namaz hangi vakitlerde farz kılınmıştır? Kuran'da, namazın müminlere vakitleri belirlenmiş bir ibadet olarak farz kılındığı bildirilmektedir. Ayette şöyle buyurulur: Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır. (Nisa Suresi, 103) Namaz vakitleri, “sabah”, “öğle”, “ikindi”, “akşam” ve “yatsı” olmak üzere beş vakitten oluşmaktadır. Namaz vakitleri pek çok Kuran ayetinde açıkça bildirilmiştir. Bu ayetlerden bazıları şu şekildedir: Şu halde onların söylediklerine karşı sabırlı ol, güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt). Gecenin bir bölümünde ve gündüzün uçlarında da tesbihte bulun ki hoşnut olabilesin.” (Taha Suresi,130) Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin). Hamd O'nundur; göklerde ve yerde, günün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de. (Rum Suresi, 17-18) Allah (cc)'ın vahiy ve ilhamıyla Kuran'ı en iyi anlayan ve tefsir eden Peygamber Efendimiz de (sav) beş vakit namazın gün içindeki başlangıç ve bitiş zamanlarını müminlere tarif etmiştir. Namaz vakitlerinin bildirildiği en çok bilinen hadis-i şeriflerden biri İbn-i Abbas'ın bildirdiği hadis-i şeriftir: "Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Cibril (aleyhisselam) bana, Beytullah'ın yanında, iki kere imamlık yaptı. Bunlardan birincide öğleyi, gölge ayakkabı bağı kadarken kıldı. Sonra, ikindiyi her şey gölgesi kadarken kıldı. Sonra akşamı güneş battığı ve oruçlunun orucunu açtığı zaman kıldı. Sonra yatsıyı, ufuktaki aydınlık (şafak) kaybolunca kıldı. Sonra sabahı şafak sökünce ve oruçluya yemek haram olunca kıldı. İkinci sefer öğleyi, dünkü ikindinin vaktinde her şeyin gölgesi kendisi kadar olunca kıldı. Sonra ikindiyi, herşeyin gölgesi kendisinin iki misli olunca kıldı. Sonra akşamı, önceki vaktinde kıldı. Sonra yatsıyı, gecenin üçte biri gidince kıldı. Sonra sabahı, yeryüzü ağarınca kıldı. Sonra Cibril (aleyhisselam) bana yönelip: 'Ey Muhammed Bunlar senden önceki peygamberlerin (aleyhimüssalatu vesselam) vaktidir. Namaz vakti de bu iki vakit arasında kalan zamandır!' dedi." Namazı huşu içinde kılmak ise Yüce Rabbimizin huzurunda O'nun heybet ve azametini kalbimizde hissederek, O'na saygı dolu bir korku besleyerek bu ibadeti yerine getirmektir. Namaz ibadetini hakkıyla yerine getirmek isteyen bir mümin, huşuyu engelleyebilecek şeylere karşı önlem almalı, namazda gereken dikkat ve konsantrasyonu sağlamaya azami titizlik göstermelidir. Namazı dosdoğru kılmak Rabbimizi anmamız, O'nu yüceltmemiz ve bütün eksikliklerden münezzeh tutarak O'nu birlememiz için büyük bir fırsattır. Nitekim ayette Allah Kendisi'ni zikretmek için namaz kılınmasını buyurmaktadır: Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. (Taha Suresi, 14) | |
|
| | #113 (mesaj-linki) | |
| Namaz Vakitleri Günde beş farz namaz vardır. Bunlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Bunların her birinin belirli vakitleri vardır. Kur'an-ı Kerimde şöyle buyuruyor: "Muhakkak namaz, mü'minler üzerine vakitlenmiş olarak farzdır." (en-Nisa, 103) Her namazın kendi vaktinde kılınması şarttır. Vakti girmeden önce bir namazı kılmak caiz olmadığı gibi, meşru bir özür olmaksızın namazı vaktinden sonra ya bırakmak da büyük günahtır. Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından itibaren güneşin doğuşuna kadar olan zamandır. Doğu tarafında ufkun üzerinde yayılan aydınlığa gerçek aydınlık anlamına gelen "fecr-İ sadık" denir. Sabah namazının vakti, işte bu aydınlığın ufuk üzerinde yayılması ile girmiş olur. Oruç için imsak vakti de bu zamandır Bu aydınlıktan önce ufuk üzerinde dikey olarak görülüp daha sonra kaybolan aydınlığa yalancı aydınlık anlamında "fecr-i kazip" denilmektedir. Beliren bu aydınlık yerine, tekrar karanlık gelip sabahın girdiğini göstermediği için buna itibar edilmez. Öğle namazının vakti: Güneşin tam tepemize gelip, gölge doğu tarafa doğru uzamaya başladığı vakitten itibaren "güneş tepe noktasında iken mevcut olan gölge hariç ki, buna "fecri zeval" denir, (Her şeyin gölgesinin bir veya iki katı oluncaya kadar devam eden zamandır). Ebû Hanife'ye göre gölgenin fey'i zeval hariç- iki katı kadar; îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'e göre ise bir katı kadar olduğu zaman sona erer. Bunun yerine, yurdumuzda ve hemen bütün İslam ülkelerinde, takvimlerde ve ezanlarda İmameynin görüşü esas alınmaktadır. Bu durumda: Öğle namazını, gölgenin bir katı kadar olduğu zaman gelmeden önce. İkindi namazım da gölgenin iki katı olduktan sonra kılmak uygundur. Bununla beraber, her şeyin gölgesi fey'i zeval hariç iki katı oluncaya kadar öğle namazı kılınabileceği gibi, İmam Ebû Yusuf ile İmam Muhammenin görüşlerine göre gölge her şeyin bir katı olduktan sonra ikindi namazı kılınabilir. İkindi Namazı'nın Vakti: Öğle namazının vaktinin çıktığı zamandan, güneşin batışına kadar olan zamandır. Yani her şeyin gölgesi bir veya iki katı olunca öğle namazının vakti çıkar, ikindi namazının vakti girer ve güneş batıncaya kadar devam eder. Akşam Namazı'nın Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp, güneşin battığı taraftaki kızıllık veya ondan sonra gelen beyazlık kayboluncaya kadar devam eden zamandır. Akşam namazı vaktinin. kızıllığın kaybolmasına kadar devam etmesi, îmam Ebû Yusuf ile imam Muhammed'in ve diğer üç mezhep imamının görüşüdür. Kızıllıktan sonra gelen beyazlığın kaybolmasına kadar devam etmesi İmam-ı Azam'ın görüşüdür. Her iki görüşe göre de namaz kılınabilir. Yatsı Namazı'nın Vakti: Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti olan tan yerinin ağarmaya başlamasına kadar devam eden zamandır. Vitir Namazı'nın Vakti: Vitir namazının vakti de yatsının vaktidir. Ancak vitir, yatsı namazı kılındıktan sonra kılınır. Cuma Namazı'nın Vakti: Cuma’nın vakti öğle namazının vaktidir. Beş vakit namazın her biri için belirli olan vakitlerin bir süresi vardır. Namaz, bu sürenin başlangıcından itibaren bitimine kadar istenilen zamanda kılınabilir. Bununla beraber her namazı vakti girince geciktirmeden kılmak daha faziletlidir. Namaz Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler: Namaz kılmanın mekruh olduğu vakitler vardır. Bunlara "mekruh vakitler" denir. Bazı vakitlerde hiç bir namaz kılınmaz. Bazı vakitlerde de kaza namazı kılınır, fakat nafile namaz kılınmaz. Hiçbir Namaz Kılınmayan Vakitler: Bu vakitler üçtür: 1. Güneş doğarken, güneşin doğmaya başlamasından itibaren yaklaşık 45 dakika geçinceye kadar olan süre içinde, 2. Güneş zevalde iken, yani güneş tam tepe noktasına gelip; henüz batı tarafına geçmeden, 3. Güneş batarken, güneşin batma zamanından yaklaşık 45 dakika öncesinden güneş batana kadar. Bu üç vakitte farz, vacip, nafile hiçbir namaz kılınamayacağı gibi geçmiş namazların kazası da kılınamaz. Sadece o günün ikindi namazının farzı kılınmamış ise güneş batarken de kılınabilir. Nafile Namaz Kılınması Mekruh Olan Vakitler: 1. Sabah namazının vakti girdikten sonra . Bu vakitte sadece sabah namazının sünneti kılınır. Başka nafile namaz kılmak mekruhtur. 2. Sabah namazı kılındıktan sonra . Vakit olsa bile güneş doğup, kerahet vakti çıkıncaya kadir nafile namaz kılmak yine mekruhtur. 3. İkindinin farzı kılındıktan sonra , 4. Akşam namazının farzından önce. 5. Bayram namazlarından önce, (evde ve camide) 6. Bayram namazlarından sonra , (camide) 7. Vaktin daralması sebebiyle farz için pek az bir zaman kalınca. 8. Farza başlamak üzere ikamet getirilirken (sabah namazının sünneti hariç). 9. Cuma günü hatibin hutbe okumak üzere minbere çıkışından itibaren cumanın farzı kılınıncaya kadar. Bu esnada herhangi bir nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi cumanın ilk sünnetim kılmak da mekruhtur. Ancak hatip minbere çıkmadan Önce cumanın sünnetine başlanmış ise namaz uzatılmadan tamamlanır. 10. Tuvalet için sıkıştığı vakitte. 11. Arzu ettiği bir yemek hazır olduğu zaman. 12. Hac zamanı Arafat'ta öğle ile ikindi namazları birlikte kılınırken iki farz arasındaki sünnetler, Müzdelife'de akşam ile yatsı namazları birlikte kılınırken yine iki farz arasındaki sünnetler kılınmaz | |
|
| | #114 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ**TİLAVET SECDESİ** 1- Secde ayeti okunduğunda ayağa kalkılır. 2- Kıbleye dönülür. 3- Sonra tilavet secdesi yapmaya niyet edilir. 4- Sonra eller kaldırmadan "ALLAH U EKBER" Diyerek secdeye gidilir. 5- Secdede 3 defa "SUBHANE RABBİYEL ALA" 6- Daha sonra "ALLAH U EKBER" denilerek secdeden ayağa kalkılır. 7- Secdeden ayağa kalkılırken "GUFRANEKE RABBENA VE İLEYKİ MASİR" denir.
| |
|
| | #115 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ ONLARIN NAMAZI BİR BAŞKAYDI… Namazda Pirenin Isırmasını Hisseden… Sumeyt b. Aclan -rahimehullah- şöyle diyordu: «Namazda pire ısırdığında bunun acısını hisseden Allah ile huzurda olduğunu nasıl iddia edebiliyor?» ![]() Namaz vakti girdiğinde Emirü'l Mü'minîn Hz.Ali (ra)’ın benzi atar, renkten renge girer, titrerdi. Kendisine bunun nedeni sorulduğunda Allah Teâlâ'nın: «Biz emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, bundan endişeye düştüler. İnsan(a gelince o, tuttu) bunu sırtına yüklendi. Çünkü o, çok zulümkâr, çok cahildir.» (Ahzâb,72) mealindeki âyete imada bulunarak: «Bu anın, Allah’ın göklere ve yere teklif edip de onların bunu yüklenmekten kaçındıkları ama benim yüklendiğim emaneti yerine teslim etme anı olduğunu bilmiyor musunuz? Yüklendiğim bu görevin gereğini yerine güzelce getirebilecek miyim yoksa getiremeyecek miyim bilmiyorum, işte bende gördüğünüz değişikliğin nedeni bu endişemdir» der. Hasan-ı Basrî (ks) şöyle öğütte bulunuyordu: «Dünya sevdalısının arkasında namaz kılmayın. Bizden öncekiler, birisinin namazında öteye beriye bakındığını duyduklarında, evine gitmiş olsa bile hemen onun yanına varırlar, Allah'ın azametine olan vukuflarından ötürü duydukları meselenin aslını sorarlardı.» Bir keresinde Ömer b. Abdülaziz (ra) arkasında namaz kıldığı imamın lahin (Kur'ân harf ve kelimelerinin aslını bozacak şekilde nağme) yaptığını duyunca: «Cemaat fazileti olmasa idi arkanda namaz kılmazdım! Sen Arapça’yı âlimlerin huzurunda neden okumuyorsun?» diye de çıkışır. Fazl b. Abbâs (ra) şöyle diyordu: «Doğrusu şu insanlara hayret ediyorum, bir çocuğum öldüğünde binlercesi gelip baş sağlığı diliyor, ama cemaati kaçırdığımda kimse gelip bana taziyede bulunmuyor. Yeminle söylüyorum, bir vakit cemaatte bulunmamam benim için yetişmiş, âlim ve sâlih bir çocuğumun ölümünden çok daha büyük bir musibettir.» Muhammed b. Vâsi' (rh.a) arkadaşlarına şöyle diyordu: «Dünyadan iki şey istiyorum: 1-Eğrildiğimde beni düzeltecek Allah rızası için beni seven sâlih bir kardeş, 2-Yaşadığım sürece vakit namazlarını cemaatle kılmak.» Şekîk el-Belhî (ks) arkadaşlarına söyle diyordu: «Melûn şeytanı Ademoğlunun sadece iki davranışı öfkelendirir: 1-Vesvesesine aldırmaması, 2-Allah Teâlâ'nın zatı hakkında düşünmemesi.» Kardeşim, nefsini denetle, durumunu gözden geçir, bak bakalım bu büyüklerin namazlarında hissettikleri hazzı ömründe bir kerecik olsun namazında hissetmiş misin? (Onların hallerini öğrenmek insana ibadet aşkı veriyor değil mi? Onların namazı gerçekten bir başkaymış değil mi? İnsan: ‘Cennet onlara helal olsun!’ Demekten kendini alamıyor. Öyle değil mi?...) ![]() Namazını Kıldın mı Diye Sorma! Bir keresinde bir adamın, Efendim Ali el-Havvas’a (ks): «İkindiyi kıldınız mı?» diye sorduğunu duymuştum. Efendim susmuş, bu soruya bir anda cevap vermemişti. Sonra adama: -Bir daha bana böyle bir soru yöneltme, çünkü beni yalanın içine düşürürsün, zira namaz hareketine 'namaz' denilebilmesi için kulun namazının içinde, başından sonuna kadar Rabbi ile birlikte bulunmalı ve o sırada hatırında Allah sevgisi dışında bir şey olmamalıdır, sadece Allah'ın huzurunda olduğunu, kıraatını, rükû ve secdesini düşünmelidir, dedi. Adam: - Peki size bu türden bir soruyu nasıl yönelteyim? - Bana ‘İnsanlarla birlikte vaktinde oturup kalktın mı?’ diye sor. Namaza Giderken Sadaka Vermek Sahabeler (radıyallahu anhum) sabah namazına giderken karşılaştıkları ilk fakire bir lokma ekmek veya bir soğan veya bir tek kuru üzüm vermedikçe mescide girmezlerdi. Yahya b. Muâz (ks) şöyle diyordu: «Dünyadaki dağların ağırlığına eş bildiğim tek dane sadaka olarak verilen danedir!» Bir başka hadiste şöyle buyuruluyor: «Günah bir yerden (gayri meşru bir yoldan) bir mal elde edinen bununla yakınlarına iyilik yapsa veya bu malı sadaka olarak dağıtsa veya Allah yolunda harcasa, bütün bunlar toplanır kendisiyle birlikte cehennem ateşine atılır.» Hz.Âişe (r.anha) şöyle diyordu: «Sizler verayı görmezlikten geliyorsunuz ama o en üstün ibadettir.» Abdullah b. Ömer (ra) şöyle diyordu: «Namaz kıla kıla yay gibi, oruç tuta tuta kiriş gibi olsanız, Allah Teâlâ sizlerin bu ibadetlerini ancak şüpheli nesneler yaklaştırmayan; veranız varsa kabul eder.» (Kaynak: İmam-ı Şa'rani; Gerçek Şeyhler ve Sahteleri (Tenbihü'l Muğterrin) Adablara Dikkat Ederlerdi Ümm Rûmân şöyle anlatır: "Namazda sağa sola bakınırken beni Ebu Bekir gördü ve bundan öyle şiddetle men etti ki, ben nerdeyse namazdan çıkacaktım. Sonra şöyle dedi: "Ben Resulullah (sav)'in şöyle buyurduğunu işittim; Sizden biriniz namaza durduğu zaman, sağıyla soluyla oynamayı bıraksın ve yahudiler gibi, sağ sola meyledip durmasın (sallanmasın). Çünkü namazda organların huzura ermesi, namazın kemalindendir.” (El-Câmiü's Sağir) Sehl b. Abdullah (ks) der ki: “Kul, farzları tam yerine getirebilmek için sünnetlere ihtiyaç duyar. Sünnetleri ifâ etmek için de, nafile ibadetlere muhtaçtır. Nafilelerin tekamülü de adaba riayete bağlıdır. Dünyayı terk etmek de adab cümlesindendir. Hz. Ömer Efendimizin (ra) minberden söylediği şu sözü Sehl'in (ks) söylediği ile aynı manadadır: - Adam müslüman olarak ihtiyarlamıştır, fakat Allah için kıldığı tam bir namazı yoktur. Sordular: - Bu nasıl olur? Hz. Ömer (ra) efendimiz şöyle cevap verdi: - Namazda ki huşu ve tevazusu tam olmayan ve her şeyi ile Allah'a yönelmeyenin hali, budur. ![]() Ebu Said el-Harraz'a sordular: - Namaza nasıl girilir? Şöyle cevap verdi. - O'na Teveccühün kıyamet günündeki yönelişin gibi olsun. O'nun (cc) huzurunda duruşun öyle olsun ki, aranızda bir tercüman bir aracı olmadan, o seni karşılıyor, sen de kimin huzurunda bulunduğunu bilerek O'na minacaat ediyorsun. Çünkü O, en büyük MELİK'tir. Ariflerden birine sordular: - İlk tekbiri nasıl alıyorsun? Şöyle cevap verdi: - Allah-u Ekber dediğin zaman, ismi celalinin ‘elif’ harfi ile birlikte tâ’zim, ‘lam’ harfi ile heybet, ‘ha’ harfi ile murakabe ve kurb duyguları taşıman gerekir. Amir b. Abdullah'a (ks) sordular: - Namazda dünya işlerine dair aklınıza bir şey geliyor mu? Şöyle cevap verdi: - Bana göre mızrakların altında kalmak, sizin namazda hatırladıklarınızı hatırlamaktan daha hoştur. Bir başka Sufi'ye de: - Namazda nefsin sana dünya işlerini hatırlatıyor mu? Sorulmuş, o da: - Ne namazda ne de namazın dışında böyle bir şey olmaz, dedi. Rivayet olunduğuna göre Abdullah b. Abbas (ra) şöyle der: "Namazda hûşuun ölçüsü, sağında ve solunda bulunanla ilgilenmemek, hatta onların kim olduğunu bile fark etmemektir." (Kaynak: Avarifü’l Me’arif, Şehabüddin Sühreverdi) Onlar Nerede, Biz Neredeyiz? Bizden önceki salihlerin, namaz anlayışı işte böyle idi. Verdiğimiz örneklerle Tasavvuf ehlinin ne titiz bir anlayışla; Allah'a kulluk yapmaya çalıştıklarını göstermeye çalıştık... Onlar da Allah'ın kuluydular, bizler de... Peki onlar nerede biz neredeyiz... Sahi, biz namaz kılarken nerelerdeyiz?... DERVİŞ ENES AHMEDOĞLU | |
|
| | #116 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZNAMAZLA İLGİLİ HADİS ve BİLGİLER Kâfirler ile mü'minler arasındaki en önemli fark namaz kılmaktır. Namaz kılmak kâfirlerden ayrılmaktır. Bu konu ile ilgili Hadîs-i Şerif'te mevcuttur. Namaz kılan kişinin imânı daimi tazelenir. Ancak devamlı ve gereği gibi kılmak farzdır. Namazı aklı-başı yerinde olan herkes kılmalıdır. Eğer ayağı sakat ise oturarak, elleri sakat ise kafasıyla, bedeni zorlanıyorsa gözleri ile namaz kılmak gerekir. Kabir'e girdiğimiz zaman ilk namazdan hesaba çekileceğiz. Eğer bir kimse dünya hayatında her türlü hayırlı iş yapsın ancak namaz kılmaya dursun, o kişi cennetlik dahi olsa, kılmadığı vakitler için azap görür. Başka bir deyişle namaz kılınmayan her vakit ahiret yılıyla (ya da dünya yılıyla) binlerce sene azap gerektiren günah olarak yazılır. Dikkat ediniz ki sadece bir vakit için. Şöyle bir hesap yapın kendinizce 1 gün namaz kılınmazsa, 5 vakit namaz terk ediliyor ve belkide yüzbinlerce yıllık günah yükleniyor kişiye. Bu yüzden imkânımız varken olabildiğince namaz ibâdetine çok dikkat etmeli ve sıkı sıkı sarılmalıyızki yüce yaratana hamd etmiş olalım. Yalnız burada dikkat etmemiz gereken bir olay var. Namaz ihlaslı (samimiyetle), Allah'ın rızâsını kazanmak için kılınmalıdır. Azabın şiddetleri "emrin yerine getirilmemesi" yüzündendir. Konuyla İlgili Bazı Hadis-i Şerifler: İman ile küfür arasındaki fark, Namazı kılıp kılmamaktır. [Tirmizi] Duâ rahmetin, abdest namazın, namaz Cennetin anahtarıdır. [Abdullah İbn. Abbas] Dinde namazın yeri, vücutta başın yeri gibidir. [Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, 1/61] Mazeretsiz ve kasden namaz kılmayanın adını ALLAH C.C. cehenneme gireceklerden biri olarak cehennemin kapısına yazar. [Ebû Nuaym] Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir.Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır. [Taberani] Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez. [Taberani] Bir mümin namaz kılmaya başlayınca, Cennet kapıları onun için açılır. Rabbi ile arasında bulunan perdeler kalkar. Bu hâl namaz bitinceye kadar devam eder. Riyâzüs Sâlihîn'de zikredilen sahih bir hadis: Peygamber Efendimiz(s.a.v) Cebrâil (a.s.)'la giderken birisinin ötekisinin başına kocaman bir kayayı pat diye vurup, kafasını ezip parçaladığını görüyor. Parçaları yerlere saçılıyor. Fakat Allah(c.c.)'tan tekrar kafası bir araya geliyor... Tekrar vuruyor, tekrar parçalıyor... Tekrar bir araya geliyor, tekrar parçalıyor... Tabii, bu bir azab... Soruyor: - Yâ Cebrâil kardeşim, bu adam buna niçin böyle vuruyor? Bunun sebebi nedir, ne suçu var bu vurulanın? O zaman Cebrâil(a.s.) buyuruyor ki: - Yâ Rasûlallah! Bu adam bu aklıyla dünyada iken duydu, öğrendi namaz kılmanın farz olduğunu; fakat kılmadı. Onun için böyle kafasına kafasına vuruluyor." dedi. Bakınız ki ahirette başımıza kakılıyor. Onun kafasına öyle vuruyor ki kafa parçalanıyor ve toplanıyor ve bir daha vuruluyor. Allah(c.c) bir azab verdim mi daha nicelerini de farklı yöntemlerle helâk eder. Örneğin, cehennem azabında vücudumuz yandıktan sonra artık ölü bir deri olur üzerimizde. Ölü deri ise acıyı hissetmez. Bakın ayeti kerimeye meâlen : Şüphesiz âyetlerimizi inkâr edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah dâima üstün ve hakimdir. (SÛRE-İ NİSÂ 56.âyet) Evet değerli mü'minler. Uyku içinde olmalyalım. Gözümüzü açalım. Bu dünyanın sonu vardır. Herşeyin başlangıcı ve sonu vardır. Sonumuzu düşünelim. Azapta yanmak ya da yanmamak bizim bu dünya da ektiğimiz tohumlar (salih amellerdir). Burada tohum ekmezsek ahirette biçemeyiz, helâk olanlardan oluruz ki Allah korusun bizleri. Ahirette "...Ah, keşke dünyaya geri gönderilsek de bir daha Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve inananlardan olsak..." (SÛRE-İ EN'ÂM,27.âyet) diyenlerden olmayalım Allah korusun.Allah (c.c.)'ın bize verdiği nimetlere şükrün en iyi ifadesi ilk başta NAMAZ dır. Namaz kılmak isteyen kişi abdestli olmak zorundadır. Nitekim temizlik, dinimizin en önemli esaslarındandır. Namazda yapılması gereken önemli vaziyet ve ifadeler: Niyet : Her kılınacak namazın ayrı-ayrı niyetleri vardır. Niyete başlamadan önce (Esteğfirullâh) tesbihi 3 defa okunmalı ve Eûzu-Besmele çekilmelidir. Tekbir : Alahu-ekber diyerek elleri kulak memelerine götürmek ve avuç-içi doğrulduğumuz yöne doğru açık durmasıdır. Kıyam : Ayakta durmaktır. Tekbirden sonra ayakta durma hâlidir. Bu durumda iken eller göbek-altı hizâsında bağlanır ve secde edilecek yere bakılır. Kıraat : Kıyamda iken Kur'an okumaktır. Kıraat'ın yeri, Tekbir ile Rükû arasındaki okuma zamanıdır. Rükû : Elleri diz kapaklarına gelecek şekilde eğilmek ve sırtı düz tutmaktır. Rükûda iken ayağın baş-parmaklarına bakılarak (Sübhânerabbiyelazîym) tesbihi 3 defa tekrarlanır. Rükû sonrası : Rükû tesbihleri çekildikten sonra doğrulma işlemi yapılır. Bu, eller yanda ve ayakta durma şeklinde olur. Bu durumda iken secde yapılacak yere bakılır ve (SemiAllâhülimenhamideh) ve arkasından da (Rabbenâlekelhamd) denir. Secde : Secde yaparken şu sıralama gözönünde bulunmalıdır. İlkönce dizler, sonra eller, sonra burun, sonra alın yere konur. Secdede iken burun kenarlarına bakılarak (Sübhânerabbiyela'la) tesbihi 3 defa tekrarlanır. Ayak baş parmakları kıbleye doğru olmalı ve topuklar birbirine değdirilmelidir. Namazın her rekâtında secde iki defa yapıldığından birinci secdeden sonra oturma vaziyeti alınır ve daha sonra ikinci secde işlemi aynen birincisindeki gibi yapılır. Oturuş : Eller ve gözler kucakta, sağ ayak-başparmağı kıbleye bakacak biçimde oturma şeklidir. Normal olarak 2 rekâtta bir oturma işlemi yapılır. Ancak 3 rekatlı namazlarda 2.rekâtta oturulur ve ayağa kalkıp 3.rekât kılınır. Daha sonra yine otuş biçimi alınır. Örneğin (Akşam namazının farzı ve vitr-vacip namazı gibi). ----Namaz Çeşitleri --- Vakit Namazları Vitir Namazı Cuma Namazı Bayram Namazı Cenâze Namazı Terâvih Namazı Küsûf Namazı Husûf Namazı Yolcu Namazı Yolculuk Namazı Tövbe Namazı Katl Namazı | |
|
| | #117 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Tanım Namaz kılmak, (Arapça اقامةالصلاة ), (Kuran Arapçası: اقامت الصلوت) , yani ikametü's-salat, Kur'an Arapçası'nda "aqımet al salut/iqamet el salut". Bir Kur'an kavramı olan ve Türkçeye pek çok dini kavramda olduğu gibi Selçuklular'ca Farsçadaki İran'daki ateşetapanların "ateş önünde eğilmek" anlamına gelen "namaz" kelimesi nedense salat kelimesi yerine kondu, islamın beş şartından biridir. "Salat" kendi başına genel anlamda “dua”dır, Arapça sözlüklere göre kelime İbranca ve Süryanca "tsaluta" kelimesinden gelmedir, Arapça değildir. Salat kelimesinin çoğul/çokluk durumu Kur'an'da kiliseler anlamına da gelir.İslam fıkhında namaz, bir takım şartları yerine getirmek suretiyle belli vakitlerde eda edilen, iftitah tekbiriKıyam (ayakta durmak,dikilmek), içinde [Kırâat]]'ın ( Kur'an'dan kolaya gelenin okunması Müzzemmil Suresi, 20 ), Rüku (dik durma,dikilme durumunu bozma, kamburlaşma,eğilme) ve Secde (yere kapanma), Ka'de (oturuş) şartları/farzları olan, içinde Tesbihat "SübhanAllah, Sübhane Rabbiye'l A'la, Sübhane Rabbiye'l Azim" olan selam ile sona eren özel bir ibadettir. Yaygın yanlışa göre; Hicret'ten bir buçuk sene önce Miraç gecesinde farz kılınmıştır. Oysa bütün kaynaklara göre "abdest ayeti" Maide Suresi, 63 vakit namaz kıldığını yazmaları kendilerinin de deyimiyle tahminden ibarettir, Dünya'nın en eski kiliseleri Hatay ve Mardin'deki Süryani kiliseleridir ki, buralarada hala 3 vakit namaz kılınır, İslam tarihçileri/siyercilerin buna göre bir tahminde bulundukları anlaşılıyor. "Allahu Ekber" ile başlayıp Medine'de gelmiştir ve bu ayette "namaz kılmak" için "abdest ya da teyemmümü" şart koşmaktadır, dolayısıyla "namaz kılma" emri, ancak Medine'de gelmiştir. Kimi İslam Tarihçilerinin, meselâ M. Asım Köksal, Peygamber'in Mekke'de iken Bunun gibi bir yaygın yanlış da Cuma Namazı için, Hicret sırasına emredildiğidir. Oysa gene bütün kaynaklara göre Cuma namazı'nı emreden ayet Cuma Suresi içindedir ve bu sure son gelen 4 sure içindedir ki bu da Cuma namazı'nın Medine'de ve Peygamber'in son yılında geldiğini açıkça gösteriyor. | |
|
| | #118 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Soru: Cenaze namaz kılan kişilerin önünden geçilebilinir mi? Cevap: Namaz kılanın önünden geçilince onun huzuru bozulur; bu sebeple -zaruret bulunmadan- geçmek mekruhtur. Cenaze namazı da bir namazdır, zorunlu olmadıkça kılanların önünden geçmemek gerekir. Önde bir çizgi, alçak da olsa duvar vb. (sütre) olduğunda veya iki saf kadar uzaktan geçildiğinde geçmenin sakıncası yoktur. | |
|
| | #119 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZNAMAZLA İLGİLİ AYETLER NAMAZLA İLGİLİ AYETLERİN BAZILARI BAKARA SURESİ 3- Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. 43- Hem namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. 45- Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah'a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir. 83- Hani bir vakitler İsrailoğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'dan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz. 110- Siz namazı hakkıyle kılmaya bakın ve zekatı verin! Kendi nefsiniz için her ne hayır yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Muhakkak ki, Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir. 152- O halde beni anın, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin. 177- Yüzlerinizi bazan doğu, bazan batı tarafına çevirmeniz erginlik değildir. Fakat eren o kimselerdir ki, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve bütün peygamberlere iman edip, yakınlığı olanlara, öksüzlere, yoksullara, yolda kalmışa, dilenenlere ve esirleri kurtarmaya seve seve mal verirler. Namazı kılarlar, zekatı verirler. Bir de andlaştıkları zaman sözlerini yerine getirenler, hele sıkıntı ve hastalık durumlarında ve harbin şiddetli zamanında sabır ve kararlılık gösterenler var ya, işte doğru olanlar da bunlardır, korunanlar da bunlardır. 238-Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun. 239-Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın). 277- İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar. NISA SURESİ 12 - Allah, İsrailoğularından söz almıştı. İçlerinden on iki müfettiş göndermiştik... Allah şöyle demişti: " Ben, muhakkak sizinle beraberim. Namazı dosdoğru kıldığınız, zekatı verdiğiniz, peygamberlerime iman ettiğiniz ve onlara yardımda bulunduğunuz, (mallarınızı) Allah yolunda güzelce sarfettiğiniz takdirde, günahlarınızı mutlaka örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere korum. Fakat sizden her kim de, bundan sonra küfrederse, dosdoğru yoldan sapmış olur. 55- Sizin asıl dostunuz Allah'tır, O'nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekatlarını veren ve rükû eden müminlerdir. 58- Namaza çağırdığınız zaman, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların, akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarından dolayıdır. 91 - Şeytan, içki ve kumarla sizin aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık bunlardan vazgeçtiniz değil mi? 106- Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm (emareleri) geldiği zaman, vasiyet sırasında aranızdaki şahitliğin hükmü, kendi içinizden iki adaletli şahit, yahut yeryüzünde yolculuğa çıkmış iseniz, ölüm (emareleri de) size gelip çatmışsa, sizden olmayan diğer iki şahit tutmaktır. Eğer (bunlardan) şüpheye düşerseniz, namazdan sonra onları alıkorsunuz. Onlar da Allah'a şöyle yemin ederler: "Akraba bile olsa, yemini bir çıkar karşılığı satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi halde günahkârlardan oluruz". | |
|
| | #120 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZNAMÂZIN EHEMMİYYETİ (Dürr-ül-muhtâr)da namâzı anlatmaya başlarken ve İbni Âbidîn, (Redd-ül-muhtâr) kitâbı, ikiyüzotuzdördüncü sahîfede, bunları açıklarken buyuruyor ki: Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namâz var idi. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi. Namâz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namâzın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Namâz, duâ demekdir. İslâmiyetin emir etdiği, bildiğimiz ibâdete, namâz (Salât) ismi verilmişdir. Mükellef olan [yanî âkıl ve bâlig olan] her müslümânın, hergün beş vakit namâzı kılması (Farz-ı ayn)dır. Farz olduğu, Kur’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmişdir. Mi’râc gecesinde, beş vakit namâz emr olundu. Mi’râc, hicretden bir yıl önce, Receb ayının yirmiyedinci gecesinde idi. Mi’râcdan önce, yalnız sabâh ve ikindi namâzı vardı. Yedi yaşındaki çocuğa, namâz kılmasını emr etmek, on yaşında kılmaz ise, el ile dövmek lâzımdır. Mektebdeki muallim, talebesini de, çalışdırmak için, el ile üç kerre dövebilir. Dahâ fazla vuramaz. Sopa ile döğemez. [İslâm mekteblerinde falaka olamaz. Sopa, karakolda, hapishanede olur. Dinsizler, gençleri islâmiyetden soğutmak için, tiyatrolarda, filmlerde, hocaların talebeyi falakaya yatırdıklarını gösterip, din dersleri, islâm mektebleri kapatılarak gençlik falakadan, sopadan kurtarıldı derlerse islâm dînine iftirâ etmiş olurlar. İslâmiyetde talebeyi sopa ile dövmek yasak olduğu, din kitâblarında, açıkça yazılıdır. Peygamberimiz “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” el ile üçden fazla vurmağı bile, yasak etmişdi.] Çocuklara, başka ibâdetleri de öğretmek ve yapmağa alıştırmak, günâhlardan men’ etmek lâzımdır. Farz namâzların ehemmiyyetini bildirmek için, Muhammed Rebhâmî “rahmetullahi aleyh”, dörtyüzkırkdört kitâbdan toplayarak, hicretin sekizyüzelliüçüncü [853] senesinde Hindistânda yazdığı (Riyâd-un-nâsıhîn) adındaki, fârisî kitâbının, ikinci kısmı, birinci bâb, onikinci faslında buyuruyor ki: Sahîhayn ismi verilen, dîn-i islâmın iki temel kitâbında [(Buhârî) ve (Müslim)de], Câbir bin Abdüllahın “radıyallahü anh” bildirdiği bir hadîs-i şerîfde, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”: (Birinin evi önünde nehir olsa, hergün beş kere bu nehrde yıkansa, üzerinde kir kalır mı?) diye sordu. Hayır, yâ Resûlallah! dedik. (İşte, beş vakit namâzı kılanların da, böyle küçük günâhları afv olunur) buyurdu. [Bazı câhiller, bu hadîs-i şerîfi işitince, o hâlde, hem namâz kılarım, hem de istediğim gibi, keyf sürerim. Nasıl olsa günâhlarım afv olur, diyor. Böyle düşünmek doğru değildir. Çünkü, şartları ile, edebleri ile kılınıp, kabûl olan bir namâz, günâhları döker. Sonra, küçük günâhları afv olsa bile, küçük günâh işlemeğe devâm etmek, ısrâr etmek, büyük günâh olur. Büyük günâh işlemeğe ısrâr etmek de, küfre sebeb olur.] İbni Cevzî, (El-mugnî) ismindeki tefsîrinde buyuruyor ki, (Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” buyurdu ki, beş namâz vakitleri gelince, melekler der ki, ey Âdem oğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi namâz kılarak söndürünüz). Bir hadîs-i şerîfde, (Mü’min ile kâfiri ayıran fark, namâzdır) buyuruldu. Yanî, mü’min namâz kılar. Kâfir, kılmaz. Münâfıklar ise, bazen kılar, bazen kılmaz. Münâfıklar, Cehennemde çok acı azâb görecekdir. Müfessirlerin şâhı, Abdüllah ibni Abbâs “radıyallahü anhümâ” diyor ki, Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” işitdim. Buyurdu ki, (Namâz kılmayanlar, kıyâmet günü, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulacaklardır). Hadîs imâmları, söz birliği ile bildiriyor ki, (Bir namâzı vaktinde amden kılmıyan, yanî namâz vakti geçerken, namâz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur veyâ ölürken îmânsız gider. Yâ namâzı, hâtırına bile getirmeyenler, namâzı vazîfe tanımıyanlar ne olur?). Ehl-i sünnet âlimleri sözbirliği ile buyurdular ki, (İbâdetler îmândan parça değildir). Yalnız, namâzda söz birliği olmadı. Fıkıh imâmlarından imâm-ı Ahmed ibni Hanbel, İshâk ibni Râheveyh, Abdullah ibni Mubârek, İbrâhîm Nehâî, Hakem bin Uteybe, Eyyûb Sahtiyânî, Dâvüd Tâî, Ebû Bekr ibni Şeybe, Zübeyr bin Harb, dahâ birçok büyük âlimler, bir namâzı amden, yanî bile bile kılmayan kimse, kâfir olur, dedi. O hâlde, ey din kardeşim, bir namâzını kaçırma ve gevşek kılma, seve seve kıl! Allahü teâlâ kıyâmet günü, bu âlimlerin ictihâdlarına göre cezâ verirse, ne yaparsın? (Tefsîr-i Mugnî)de diyor ki: (Büyüklerden biri şeytâna dedi ki, senin gibi mel’ûn olmak istiyorum, ne yapayım? İblîs sevinip, benim gibi olmak istersen, namâza ehemmiyyet verme ve doğru, yalan, herşeye yemîn et, yanî çok yemîn et! dedi. O kimse de, hiçbir namâzı bırakmayacağım ve artık yemîn etmiyeceğim, dedi). Hanbelî mezhebinde, bir namâzı özürsüz kılmayan, mürted gibi katl olunur ve yıkanmaz. Kefenlenmez ve namâzı kılınmaz. Müslümânların mezârlığına gömülmez ve mezârı belli edilmez. Dağda bir çukura konur. Şâfi’î mezhebinde, namâz kılmamakda ısrâr eden, mürted olmaz ise de, cezâsı katldir. Mâlikî mezhebi de, Şâfi’î gibi olduğu, (İbni Âbidîn)de ve (Milel-nihâl) tercümesi altmışüçüncü sahîfede yazılıdır. Hanefî mezhebinde ise, namâza başlayıncaya kadar habs olunur veyâ kan akıncaya kadar dövülür. [Fakat namâza ehemmiyyet vermeyen, vazîfe bilmeyen, dört mezhebde de kâfir olur. Namâzı bile bile kılmayıp, kazâ etmeği düşünmeyen ve bunun için azâb çekeceğinden korkmayan kimsenin, hanefî mezhebinde de kâfir olacağı, (Hadîka)da, dil âfetlerinde yazılıdır.] Allahü teâlâ, müslümân olmayanlara namâz kılmasını, oruc tutmasını emr etmemiştir. Bunlar, Allahü teâlânın emirlerini almakla şereflenmemişlerdir. Namâz kılmadığı için, oruç tutmadığı için bunlara bir cezâ verilmez. Bunlar, yalnız küfrün cezâsı olan Cehennemi hak etmişlerdir. (Zâdül-mukvîn) kitâbında diyor ki; (Eski âlimler yazmış ki, beş şeyi yapmayan, beş şeyden mahrûm olur: 1 — Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez. 2 — Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz. 3 — Sadaka vermeyenin, vücûdunda sıhhat kalmaz. 4 — Duâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz. 5 — Namâz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefesde kelime-i şehâdet getiremez. Namâz kılmanın birinci vazîfe olduğuna inandığı hâlde, tembellik ederek kılmayan fâsıkdır. Sâliha kızın küfvü değildir. Yanî o kıza lâyık ve uygun değildir). Görülüyor ki, farz namâzı kılmamak, îmânsız gitmeğe sebep olmakdadır. Namâza devâm, kalbin nûrlanmasına ve se’âdet-i ebediyyeye kavuşmağa vesîledir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” (Namâz nûrdur) buyurdu. Yanî, dünyâda kalbi parlatır. Âhıretde sırâtı aydınlatır. Allahın dostlarına, namâzda neler oluyor, murâdlarına namâzda nasıl kavuşuyorlar biliyor musunuz? | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Namaz :)) | virtuecat | Komik Flash'lar/Video'lar | 17 | 07-01-2009 11:40 |
| Resimli Namaz Hocası | PiSiK0PATR | Ücretsiz-Beta Yazılımlar | 5 | 31-12-2008 14:22 |
| Dinin Başlangıç Kuramları | Blue Blood | Din/İlahiyat | 4 | 11-09-2008 11:06 |
| Namaz Sure ve Duaları | kompetankedi | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 31-01-2007 17:08 |
| Dinin Tarihsel Fenomenolojisi | virtuecat | Din/İlahiyat | 0 | 05-12-2006 17:26 |