| | #131 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ![]() Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: "Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılır mı?" Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise, nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... Namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etli. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi. Çok seviyordu onu ...Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu. Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde, iki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden..." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti;" Gözlerimi dünyaya açtım,Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını İslam yolunda harcıyordu. Anneni eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofraların biri kalkıp , bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O nun için ne yapsam az, Cennet’i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah ın rahmetiydi. Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? ismi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı. " Olamaaaazzzz " diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikle oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu. Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.. "Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur anlar...... Namazım.... Hiçbiri beni kurtarmayacaktın?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu hiç sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. " Namazlarım.....Namazlarım....Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler. Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Sen de kimsin ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldın? Son anda yetişim? Neredeyse düşüyordum ." dedi İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kanter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. | |
|
| | #132 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZTERAVIH NAMAZI Ramazan ayinda yatsi namazindan sonra kilinan namaz. "Teravih" kelimesi Arapça, "Terviha”nin çoguludur ve "oturmak, istirahat etmek'" anlamina gelmektedir. Teravih namazi her dört rekatin sonunda oturulup biraz dinlenildigi için, bu adi almistir (el-Meydani, el-Lubab, Istanbul, (t.y) I, 123). Teravih namazi, kadin erkek her müslüman için sünnet-i müekkededir. Teravih, orucun sünneti degil, vaktin sünnetidir. Bir mazereti dolayisiyla oruç tutamayanlar da teravih namazi kilarlar. Ramazan gecelerini ihya etmek için kilinan Teravih namazi, Kur'an'da zikredilmemektedir. Fakat hakkinda çok sayida hadis rivâyet edilmistir (Sevkânî, Neylü'l-Evtâr, Misir, (t.y) III, 53). Ebû Hureyre'nin naklettigi bir hadise göre Resulullah (s.a.s), Ramazan gecelerini ihya etmeyi tesvik etmis, fakat bunu kesin olarak emretmemistir. Bu konuda; "Her kim inanarak ve karsiligini Allah'tan bekleyerek Ramazan'i ihya ederse, geçmis günahlari bagislanir" (Buharî, Iman, 25, 27; Müslim, Musafi'in, 173, 176; Ibn Mace, Ikametu's-Salâ, 173; Tirmizî, Savm, 83) diye buyurmustur. Hadis alimlerinden en-Nevevî, Hz. Muhammed (s.a.s)'in ashabina Ramazani ihya etmeyi vacip kilmadigini, fakat mendup olarak emredip tesvik ettigini, Islâm alimlerinin de bunun mendup oldugunda ittifak ettiklerini kaydetmektedir. En-Nevevî, "Ramazani ihya etmenin, teravih namazini kilmakla hasil oldugunu" da zikretmektedir. Bu açidan Hz. Muhammed (s.a.s)'in, "her kim Ramazan'i ihva ederse" sözü, "her kim geceleri namaz kilarak Ramazan'i ihya ederse” seklinde anlasilmalidir (en-Nevevî, el-Minhâc, 1924, VI, 39, vd.) Nitekim Abdurrahman b. Avf'in naklettigi bir hadiste Hz. Muhammed (s.a.s): Süphesiz Allah Ramazan orucunu farz kildi. Ben de Ramazan gecelerini ihya etmeyi sünnet kildim. Her kim inanarak ve sevabini Allah'tan bekleyerek Ramazan'i oruçla, gecelerini namazla ihya ederse, anasindan dogdugu gün gibi günahlarindan temizlenmis olur" buyurmaktadir. (Ibn Mâce, Ikametu's-Salâ, 173; Ibn Hanbel, I, 191, 195). "Resulullah (s.a.s) Ramazanda mescitte gece bir namaz kildi. Sahabenin çogu da onunla birlikte o namazi kildi. Ikinci gece yine ayni namazi kildi. Bu kez O'na tabi olarak ayni namazi kilan cemaat daha fazla oldu. Üçüncü gece Hz. Muhammed (s.a.s) mescit'e gitmedi. Orayi dolduran cemaat onu bekledi. Resulullah (s.a.s) ancak sabah olunca mescide çikti ve cemaata söyle buyurdu: "Sizin cemaatla teravih namazini kilmaya ne kadar arzulu oldugunuzu görüyorum. Benim çikip, size namazi kildirmama engel olan bir husus da yoktu. Ancak ben size, teravih namazinin farz olmasindan korktugum için çikmadim" (Buharî, Teheccud, 57). Ebû Zer (r.a)'dan nakledildigine göre, Resulullah (s.a.s) Ramazan ayinin sonuna dogru bazi gecelerde ahsabina, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazini kildirmistir (Ibn Mâce, Ikametu's-Salâ, 173). Ebû Hureyre (r.a)'nin naklettigi bir baska hadiste de Rasûlüllah (s.a.s)'in Ramazan ayinda, ashabtan bir grubu, Ubey b. Kab (r.a)'in arkasinda cemaatle namaz kilarken gördü ve "Dogru yapiyorlar, yaptiklari sey ne güzeldir” diyerek tasvip ettikleri haber verilmistir (Ebû Dâvud, Ikâmetu's-Salâ, 190). Yine Hz. Âise validemiz (r.a) Hz. Peygamber (s.a.s)'in kildigi teravih namazi hakkinda su bilgileri vermistir: "Allah'in elçisi ne Ramazanda, ne de diger zamanlarda on bir rekattan fazla namaz kilmazdi. Dört rekat namaz kilardi ki, güzelligi ve uzunlugunu anlatamam! Nihayet üç rekat daha kilardi. Bir defasinda, Ey Allah'in Resulu! Vitir namazini kilmadan uyuyor musun? diye sordugumda "Ey Âise! Benim gözlerim uyur, fakat kalbim uyumaz" buyurdu" (Buharî, Teheccüd, 1 25). Hanefilere göre, teravih namazinin rekât sayisi Hz. Ömer (r.a)'in uygulamasina dayanir. Hz. Ömer Mescid-i Nebevî'de halifeliginin son zamanlarinda teravih namazini yirmi rekât olarak kildirdi. Dört halife devrinden sonra da kimse teravihin yirmi rekat olarak cemaatla kilinmasina karsi çikmadi. Alimler bu hususta Hz. Muhammed (s.a.v)'in su hadisine göre hareket etmislerdir: "Benden sonra benim sünnetimden ve rasit halifelerin sünnetinden ayrilmayin" (Tirmizî, Ilim, 16; Ibn Hanbel, IV, 126). Diger yandan Abdullah b. Abbas (r.a)'in Ramazan ayinda teravih namazini yirmi rekat olarak kildigi ve arkasindan da üç rekat vitir namazini kildigi rivâyet edilmistir. Imam Ebû Hanife'ye Hz. Ömer (r.a)'in bu hususta yaptigi uygulama sorulunca, söyle demistir: Teravih namazi hiç süphesiz müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bu namazin cemaatle ve yirmi rekat kilinmasini sahsi bir ictihadi ile yapmadigi gibi, bir bid'at olarak da emretmemistir. O, kendisinin bildigi ser'î bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v)'in bir vasiyetine dayanarak böyle yapmistir (et-Tahtavî, Hasiye, 334). Yukarida isaret edildigi gibi, teravih namazi erkek ve kadinlar için sünnet-i müekkede olarak kabul edilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadiste: "Allah size Ramazan orucunu farz kilmistir, ben de size gece namazini (teravihi) sünnet kildim" (Ibn Mâce, Ikametü's, Salâ, 173; Ibn Hanbel, I,191 vd.) diyerek buna isaret buyurmustur . Nakledilen bütün bu rivâyetlere göre teravih namazinin sekiz rekatinin müekked sünnet oldugunda süphe yoktur. Ibnu'l-Humam gibi bazi alimler, sekiz rekattan fazlasinin müstahap oldugunu söylemislerdir. Bu durum, yatsi namazindan sonra dört rekat nafile namaz kilmanin müstahap olusuna benzer ki, bunun ilk iki rekati müekked sünnet olur (Ibnu'l-Humâm, Fethü'l-Kadîr, Misir, 1315, I, 333 vd.). Teravih namazi, Ramazan ayina mahsustur; vakti, tercih edilen görüse göre, yatsi namazindan sonradir, sabah namazinin vaktine kadar devam eder. Vitir namazi teravih namazindan sonra kilinir. Ancak teravih namazindan önce kilinmasinda da herhangi bir sakinca yoktur. Ancak teravih namazi yatsi namazindan önce kilinmaz. Kilindigi takdirde, iâdesi gerekir. Bu namazin gece yarisindan veya gecenin üçte birinden sonraya tehir edilmesi müstehaptir. En saglam görüse göre, teravihte cemaat olmak sünnet-i kifâyedir. Yani bir mescitte hiç kimse teravihi cemaatle kilmazsa, hepsi günahkâr olur. Teravih namazi tek basina kilinabilir. Fakat cemaatle kilinmasi daha faziletlidir. Teravih namazina, yarisinda yetisen kimse, önce yatsi namazinin farzini kilar ve daha sonra teravih namazini kilmak için imama uyar. Eksik kalan teravih rekatlarini, daha sonra kendisi tamamlar. Hatim ile teravih namazini kilmak sünnettir. Teravih namazinin kazasi yoktur. Bilindigi gibi farz ve vacip namazlar kaza edilirler. Teravih namazini, her iki rekatta bir selâm vererek on selâm ile bitirmek daha faziletlidir. Dört rekatta bir selam vermek de caizdir. Fakat bu sekilde kilmak mekruhtur. Teravih namazini kilarken, iki rekatta bir selâm verilse, normal olarak aksam namazinin iki rekat sünneti gibi ve dört rekatta bir selâm verilse, yatsi namazinin dört rekat sünneti gibi kilinir. Baslarken ve her iki rekatin basinda "Sübhâneke", "Ezûzübesmele" ve her oturusta "et-Tahiyyat" ile "Salli-barik" dualari okunur. Cemaatle kilininca, cemaat hem teravihe, hem de imama uymaya niyet eder. Imam teravih namazini sesli olarak kildirir (el-Kasânî, Bedai'us-Sanâyi', Beyrut, 1974, I, 288; Tahtavî, Hasiye, 335 vd). Teravih namazi, diger namazlara nispetle biraz seri kilinir. Ama bu, harflerin mahreci anlasilmayacak sekilde bozuk bir telaffuzla kilinabilir anlamina gelmez. Bu bakimdan teravih namazinin normalin disindaki bir sekilde acele kilinmasi mekruhtur. Namazin rükünlerini yerine getirirken de acele edilmez. Kelimeleri tane tane okumak, mahreçlere dikkat etmek ve rükünleri gerektigi gibi yerine getirmek gerekir. Teravih namazi hatimle kilinmayan camilerde, herhangi bir yanlisliga meydan vermemek ve cemaatin da kisa sureleri iyice ezberlemelerini saglamak için, "Fil sûresi"nden sonraki sureleri okumakta yarar vardir. Bu durumda imam, rekat sayilarinda da tereddüde düsmekten korunmus olur. (Ibn Abidîn, Reddu'l-Muhtar, II, 44; vd., Vekbe ez-Zuhaylî, el-Fikhu'l-Islâmî, Dimask, 1989, II, 72). | |
|
| | #133 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZNamazlarda Rekat Tahsisi Namazlarda, iki rek'at, dört rek'at diye tayin etmemeli. Cenâb-ı Hakk'ın kaç rek'at mükâfat vereceği belli olmaz. İki rek'ata iki bin rek'at, dört rek'ata dört bin rek'at ve daha fazla sevabı verebilir. (1) Nemâzın kusûrsuz, kâmil olması,
Bir kısmı da, nemâzda dünyâyı unutup, kalblerinin Allahü teâlâ ile olmasına ehemmiyyet verip, azâların edebli bulunmasını gözetmemişler. Yalnız farzları ile sünnetlerini yerine getirmişlerdir. Bunlar da nemâzın hakîkatini anlıyamamışdır. Nemâzın kemâl bulmasını, nemâzdan başka şeyde aramışlardır. Çünki, nemâzda kalbin hâzır olması, şart değildir. Hadîs-i şerîfde, (Kalb hâzır olmazsa, nemâz da olmaz) buyuruldu ise de bu, kalbin, yukarıda bildirilen dört şeyin yapılmasında hâzır olması, uyanık olması demekdir. Yanî bunların hepsinin yapılmasında gevşeklik olmamasına dikkat etmekdir. Kalbin bundan başka, hâzır olmasını bu fakîr düşünemiyorum | |
|
| | #134 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZNİÇİN NAMAZ KILALIM? Her insan, hayatın coşkun denizinde, özellikle zorluk ve sıkıntı anlarında, kendi deruni ıstırap ve kaygılarını yatıştırmak için sağlam bir manevi sığınağa ihtiyaç duyar. Gerçek şu ki bu sığınak Allah’ı anmaktan başka bir şey olamaz. Allah Teala çöyle buyurur: ...Bilin ki, ancak Allah’ı anmakla kalpler güvene kavuşur.(1) Yüce Allah’ın bizim ibadetimize hiçbir ihtiyacı yoktur; ama bizler, Allah’a ve onunla ilişki vesilesi olan ibadet ve namaza muhtacız. Namaz, kul ile Yüce Allah arasında sürekli bir irtibat vesilesidir. Zayıf ve güçsüz insanın, güçlü ve kadir olan Allah Teala ile bu manevi ilişkisi, çeşitli zorluklar karşısında insana güç verir. Hayatın zorluklarında şaşkınlığa uğramış insan, sadece Allah’a yönelmekle huzura kavuşabilir ve namaz insanın Allah’a yönelmesini, O’na bağlanmasını sağlar. Çünkü niyet, iftitah tekbiri, fatiha ve fatihadan sonra bir surenin okunması, rüku, secde, teşehhüt, selam ve namazın diğer vacip ve şartları insanın kalbini Allah’a yönlendirecek özelliğe sahiptir. Namaz kılan bir mümin, her gece ve gündüz, beş defa bütün varlığıyla Allah’a yönelmektedir. Bir pusulanın denizdeki gemiye hedefe doğru kılavuzluk etmesi gibi namaz da mümini, sürekli olarak, en yüce hedef olan lıkaullahh’a (Allah’a kavuşmaya) doğru kılavuzluk etmekte ve onu yanlış yollara sapmaktan korumaktadır. Resulullah (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’in’e olsun) şöyle buyuruyor: “Mümin namaza başladığında, Allah Teala, namazı bitirinceye kadar lütuf ve merhamet ile ona bakar ve o ilahi merhamet gölgesinde yer alır; onun etrafını göğün ufuklarına kadar melekler sarar ve Yüce Allah bir meleği onun baş ucunda durup şöyle demekle görevlendirir: Ey namaz kılan! Eğer kimin sana baktığını ve kiminle raz-u niyaz ettiğini bilseydin, asla bu yerinden ayrılmazdın ve başka bir şeye ilgi göstermezdin.”(2) Başka bir hadiste de şöyle yer almıştır: “Eğer namaz kılan Allah’ın azamet ve yüceliğinin ne derecede onu sardığını bilseydi, başını secdeden kaldırmak istemezdi.”(3) Sekizinci İmamımız Rıza (a.s) namazın farz oluş hikmetini açıklarken şöyle buyurmuştur: “Namaz, kulun kendi Mevla ve yaratıcısını unutmayarak kendi haddini aşmaması için gece-gündüz Allah Teala’yı anmasını sağlar. Allah’ı hatırlamak ve O’nun huzurunda ibadet için kalkmak, insanin günaha düşmesine engel olur ve onu çeşitli fesatlara düşmekten kurtarır.”(4) Yine Resulullah (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’in’e olsun) namaz hakkında soran birisine şöyle buyurmuştur: “Namaz dinin hükümlerindendir; Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak vesilesi ve peygamberlerin apaçık yollarındandır. Namaz kılan, melekler tarafından sevilir. Namaz; hidayet, iman, marifet ve rızkının bol olmasına vücudunun sıhhatine vesiledir. Namaz, şeytanı üzer ve kafirlere karşı da bir silahtır. Namaz, duanın icabet olmasına ve diğer amellerin kabul olmasına vesile olur; namaz müminin ahireti için bir azık, ölüm meleğine karşı şefaatçi, kabirde yoldaşı ve sergisi, nekir ve münkerin kabirdeki sorularına karşı cevabı, kıyamet günü namaz kılanın tacı, yüzünün nuru ve elbisesi, ateşe karşı korunağı Yüce Rabbine karşı delili ve bedeninin ateşte yanmaktan koruyucusu, sırattan geçiş izni, hurilerin mihri ve ebedi cennetin karşılığıdır. Kul, namaz ile yüce makamlara ulaşır; çünkü namaz, Allah’ı her eksiklikten tenzih etmek, O’nun tekliğine şahadet getirmek, O’na hamd etmek, tekbir getirmek O’nu övgüyle anmak, takdis etmek, zikir ve dua etmektir. (5) Namaz, Yüce Allah’a karşı şükür etmektir. Allah’ın bize verdiği nimetleri saymak mümkün değildir; bu nimetler karşısında namaz küçük bir teşekkür mesabesindedir. Dördüncü Masum İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) şöyle naklediyor: Büyükbabam Resulullah (s.a.v), çok ibadet eder ve namaz kılardı; namaz için ayakta durmaktan ayakları şişmişti. Kendisine, “Senin geçmiş ve gelecek tüm günahlarını Allah Teala, bağışlamış olmasına rağmen neden bu kadar kendini zorluğa düşürüyorsun?” denince, Resulullah, “Acaba ben şükür eden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdi.(7) Allah ibadet ve kulluğa layıktır. Hz. Ali (a.s) kendi duasında şöyle diyor: “Allah’ım ben sana cehennemin azabının korkusundan veya cennete olan özentiden ibadet etmiyorum. Seni kulluk edilemeye ve ibadet olunmaya layık bulmuşum; sana ibadetim bu yüzdendir. ![]() Namaz kılmak erginlik çağına ulaşan akıl sahibi her insana, tüm şartlarda farzdır. Hatta savaş meydanında savaş halindeki bir kimsenin veya suda boğulmakta olan bir insanın bile namazı belirlenen kısa şekilde yerine getirmesi gerekir. Namazın dindeki manevi önemi yüzünden din önderleri namazı dinin direği olarak nitelendirmiş ve bilerek namaz kılmayanın, dinini tahrip ettiğini açıklamışlardır.(9) İmam Cafer Sadık (a.s)’dan Yüce Allah’a en güzel yakınlaşmak vesilesi nedir diye sorulunca “Allah’ı tanımaktan sonra Allah’a yakın olmak için namazdan daha önemli bir şey olduğunu bilmiyorum” demiştir.(10) Yine buyurmuşlar ki: “Hesap anında her şeyden önce, kul namaz yönünden hesaba çekilecek; eğer namazı kabul olursa, diğer amalleri de kabul olur; eğer namazı reddedilirse, diğer amelleri de reddedilir.”(11) İmam Cafer Sadık (a.s) vefat zamanı yaklaşınca tüm akraba ve yakınlarını çağırarak onlara şöyle demiştir: “Bizim şefaatimiz, namaza önem vermeyen kimseye ulaşmaz.”(12) Namaz, Hz Muhammed’in ( Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’in’e olsun) peygamberlikle görevlendirildiği ilk günlerden itibaren, teşri edilen hükümler arasındadır. Peygamber Hz. Hatice ve o zaman on yaşında olan Ali (a.s) ile birlikte müşriklerin çeşitli eziyetlerine aldırmayarak, Kabe’nin etrafında bu ilahi farizayı yerine getiriyorlardı. Kur’an-ı Kerim’de namaza çok önem verilmiştir. Kur’an’da, on dört yerde hakkınca namazı yerine getirin, ayakta tutun anlamına gelen ekimu veya ekimne tabirleri ve beş yerde namazı ayakta tut anlamına gelen ekim tabiri yer almıştır. Bir çok ayette de Akame yukımu, yukımune ve mukimin tabirleriyle namazı hakkınca yerine getiren müminlerden söz edilmiş ve övülmüşlerdir. Bazı ayetlerde namazı hakkınca kılanlardan manevi ticaretlerinde asla zarara uğramayanlar olarak söz edilmiş.(13) Ve bir ayette de müminlerin, sadece namaz kılan zekat veren ve ahirete yakinleri olan kimseler oldukları açıklanmıştır.(14) Taif Şehrinin halkı İslam’a girmeleri için bazı koşullar öne sürmüş ve bu koşullar arasında namazın kendilerine farz olmaması talebinde bulunmuşlardı; Peygamber onlara verdiği cevapta: “Ama namaz ile ilgili koşulunuza gelince, namazsız bir dinin hayrı yoktur” diye buyurmuştur.(15) Namazı terk etmek büyük bir günahtır ve insanın dini yönden tamamen düşüşüne ve cehennem azabına duçar olmasına sebep olur. Allah Teala, Kuran-ı Kerim’de buyuruyor ki, Ahirette bazı suçlulara şöyle sorarlar: “Sizi cehenneme düşüren nedir? Onlar şöyle derler: ‘Biz namaz kılanlardan değildik...”(16) Din Önderleri ve Namaz Tarih ve siyer kitapları incelendiğinde, Peygamber (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’in’e olsun) ve Ehl-i Beyt imamlarının her amelden daha çok namaza önem verdikleri anlaşılır. Biz bu konuda bazı örneklere işaret edeceğiz: Zalim Abbasi Halifesi Me’mun bir plan çerçevesinde birkaç defa İslam aleminde o güne kadar eşine rastlanmayan toplantılar düzenlemiş ve bir çok mezhep ve dinlerin büyük bilginlerini bir araya getirerek İmam Rıza aleyhisselam ile tartışmalarını kararlaştırmıştı; onun gayesi bu yolla İmam’da ilim yönünden bir eksiklik yakalayıp İmam’ın manevi ve ilmi makamına gölge düşürmekti. Ama İmam Rıza (a.s) Allah’ın verdiği vehbi ilimle tek başına onların tüm sorularına cevap vererek hepsini delillerle ikna edip susturmuştur. Tarihte nakledildiğine göre, bunca önemli bir toplantı esnasında, İmam Rıza (a.s) namaz vakti olunca Memun’a yönelerek ‘Namaz vakti olmuştur’ dedi ve namaz için toplantıya ara verilmesini istedi; bu sırada büyük bir bilgin olan İmran, İmam ile konuşmaktaydı. İmam’a yönelerek “benim cevabımı yarıda bırakma; kalbim yumuşamıştır ve senin sözlerini kabul etmeye hazırlıklıyım diye ricada bulundu, ama İmam bu isteği kabul etmedi ve namaz kılıp geri dönerim” diye karşılık verdi ve sonra namaz için ayağa kalktı.(17) İmam Sadık, dört gün sabahtan öğleye kadar tevhit hakkında öğrencilerinden biri olan Mufazzal b. Ömer’e özel olarak ders veriyordu. Ama namaz vakti olur olmaz derse ara veriyor ve namaz kılıyordu.(18) Sıffın savaşının en çetin muharebe gecelerinden biri olan Leylet’ul-Harır’de, savaşın, amansız şekilde sürmesine ve bizzat Hz. Ali aleyhisselam’ın da savaşa katılmasına ve şiddetle çatışmasına rağmen gece namazını bile terk etmedi ve meydanda gece namazını kıldı..(19) Yine Sıffin savaşında bir başka gün, İbn-i Abbas, Hz. Ali aleyhisselam’ın meydanın ortasında bir yandan savaşırken ara sıra göğe baktığını gördü; İmam’a yaklaşarak ne yapıyorsunuz? dedi İmam ‘güneşe bakıyorum ki, öğle olduysa namaz kılayım’ dedi. İbn-i Abbas şaşkınlıkla “Acaba savaşın bu kızgın zamanı namaz kılmak olur mu?! Muharebe, namaz kılmamıza engeldir” dedi. Ama İmam Ali (a.s) “Biz onlarla ne için savaşıyoruz?! Biz sadece namaz için savaşıyoruz” dedi...”(20) Kerbela’da Hz. Hüseyin (a.s)’la Yezid’in ordusu karşı karşıya gelmişti; Aşura gününün öğle vaktiydi. O gün sabah erkenden Kerbela kahramanları, düşmanın kalabalık ordusuna ve kendi sayılarının az oluşuna bakmayarak, en zor şartlarda bile mümin kimsenin hak ve İslam yolunda her türlü fedakarlığa hazır olması ve Allah yolunda her şeyini vermekten çekinmemesi gerektiğini göstermek için eşsiz bir yiğitlik destanını sergiliyorlardı. Bazıları şahadet şerbetini içmiş ve geri kalanlar da Hz. Hüseyin ile birlikte tüm varlıklarıyla düşmana karşı savaşmaktaydılar. İmam’ın ordusundan olan Ebu Semame Seydavi Hz Hüseyin’e yaklaşarak şöyle dedi: “Canım sana feda olsun. Düşmanlar bize yaklaşmış bulunuyorlar; ama ben şehit olmadan onlar sana dokunamazlar; seni şehit edemezler. Allah’a kavuşmadan önce öğle namazımı seninle kılmak istiyorum” dedi. İmam aleyhisselam, başını kaldırıp göğe baktı ve “Namazı hatırlattın; Allah seni namaz kılanlardan etsin. Evet, şimdi namaz vaktidir; düşmandan namaz için muharebeye ara verilmesini isteyin” dedi Düşman bu isteği kabul etmedi. Buna rağmen, İmam (a.s) henüz şehit düşmemiş olan ashabıyla İslam’da muharebe vakti için belirlenen şekilde namazlarını kılmaya başladılar. Bu halde İmamı korumak için ashaptan bir grup düşmanın önünde durup kendi canlarını siper ettiler ve bir grup İmam’ın eşliğinde namaz kıldılar. Ve sonra bu grup öne geçtiler ve birinci grup İmam’la namazlarını kıldılar.”(21) Namazın Ferdi Etkileri Biz müminler ve Ehl-i Beyt şiası namaza gereken önemi vermeliyiz. Namaz bir örf ve ananeden ibaret değildir. Namaz, ister bireyin kendisi açısından ve ister toplumsal açıdan çok önemli semerelere sahip ilahi bir görevdir. Namaz, insanın hem ruhunu, hem vücudunu, hem de fikrini etkilemekte ve tüm bunları insanın mutluluğu için devreye sokmaktadır. Namazın en önemli sonuçlarından biri, insanı kötülüklerden korumasıdır. Allah Teala buyuruyor ki “...Namazı hakkınca kılın. Gerçekten namaz (insanı) kötülüklerden sakındırır...”(22) Namaz, ruhun kemale ermesi ve insanın kötülüklerden arınması ve fikrin olgunlaşması için Yüce Allah tarafından konulmuş eğitici bir programdır ve aynı zamanda sürekli olarak kul ile Allah’ın ilişkisini sağlayan bir vasıtadır. Namaz, insanın iradesini zayıflatan ve onu cebren günahtan koruyan muhtevasız bir ibadet değildir; namaz doğru şekilde kılınırsa, insana ruhi yönden öyle bir aydınlık ve güç kazandırır ki, insan kendi iradesiyle iyi işlere daha fazla önem vermeye başlar ve kötülüklerden kaçınır. Ama namaz kılamayan bir kimsede böyle bir ruhi hazırlık ve güç bulunmaz bu yüzden namaz kılmayan birisinin kötülüklerden kendi isteğiyle kopması ve iyiliklere yönelmesi kolay değildir. Namaz mümin kimsenin doğruluk ve takvasının artmasına sebep olur. Namazı kılmamak ise kişinin kalbinin kararmasına ve daha fazla günaha yönelmesine ve nihayet kurtuluş yollarının yüzüne kapanarak cehennemlik olmasına sebep olur. Elbette namazın insanı kötülüklerden korumasının değişik aşamaları vardır ve bu namaz kılanın iman derecesine, namaza gerçek manada yönelişine, namazda kalbinin huşu ve huzu içerisinde olmasına bağlı olarak değişmektedir. Namazı, kural ve adabını riayet ederek tam olarak yerine getirmek, insanın yüce ilahi makamlara ve insani erdemlere erişmesinde büyük bir rol oynamakta ve birey ve toplum olarak insanın sağlıklı bir hayata kavuşmasına yardımcı olmaktadır. Namaz kılan kimse, gasp olan bir elbiseyle ve gasp olan bir yerde namazın geçersiz ve batıl olduğunu bildiği için, hatta abdest ve gusül almak için kullanılan suyun bile temiz ve helal olmasının şart olduğunu nazara alarak başkalarının hakkına riayet etmeye, onların malına el uzatmamaya ve sürekli olarak gasp olan bir şeyden sakınmaya dini bir görev olarak özen gösterir. Namazdaki rüku, secde ve diğer farzları emir olunduğu şekilde yerine getirmek, namaz kılanı sürekli olarak düzenli olmaya ve işlerinde ihmalkarlık ve başıboşluktan uzak olmaya alıştırır. Yüce Allah huzurunda boyun eğme ve onun verdiği nimetleri anmak gayesini taşıyan namaz, kişinin mütevazı ve başkalarının iyiliği karşısında duyarlı olmasına ve tekebbür, çekemezlik, bencillik ve diğer kötü huylardan uzak olmasına sebep olur. Hz. Fatıma (s.a) şöyle buyurmuştur: “Allah, imanı sizler için şirkten temizlenme ve namazı kibirden korunmak vesilesi kılmıştır.” (23) Namaz kılan bir kimse, namazının Allah katında kabul olması için diğer davranışlarını da düzeltmeye çalışır. Çünkü namazının kabul olmadığı taktirde -Hz. Ali (a.s)’ın buyurduğu gibi- insanın diğer amellerinin de bir değeri kalmaz.(24) Namazın Toplumsal Etkileri Dinde namazın cemaatle kılınmasına çok önem verilmiştir. Cemaat namazı, İslam’ın muhteşem ibadi merasimlerinden sayılır. İslam’da cemaat namazına önem verilmesi, bu mukaddes dinin birlik ve beraberlik dini olduğunu Müslümanlar arasında sürekli bir dayanışmanın sağlanmak istendiğini açıkça göstermektedir. Cemaat namazı, soy ve toplumsal sınıflardan kaynaklanan ayrıcalık ve imtiyazları ortadan kaldırmaktadır. Hangi soy renk ve milletten olursa olsun tüm Müslümanlar namaz safında aynı sırada beraberce yer alır; hep birlikte aynı kıbleye yönelerek tek vücut olarak ibadet eder ve birlikte yere kapanıp kalkarlar. Cemaat namazı toplumun kaynaşması için en güzel vesiledir. Müminlerin birbirlerinin halinden haberdar olmaları için en iyi fırsattır. Özellikle düşmanlar karşısında Müslümanların birlik ve beraberlik içerisinde olduklarını gösteren Cuma namazı toplumsal bir ibadet merasimi sayılır. Bu namazda okunması gerekli olan iki hutbe namaza katılanları, bir yandan takva iman ve Allah’a yönelmek konusunda yönlendirdiği gibi onları toplumsal ve siyasi konularda da bilinçlendirmektedir. Namazın Sağlıkla İlgili Sonuçları Elbette namazdaki asıl gaye, insanın ruh temizliğini sağlamaktır. Peygamber (s.a.v) bir gün ashabına: “Eğer sizlerden birinin evinin önünden bir nehir geçer ve o adam günde beş defa, o nehirde yıkanırsa acaba onun vücudunda kir kalır mı?” diye sordular. Onlar: “Hayır” dediler. Peygamber (s.a.v): “Namaz da, sürekli akan bir nehir gibidir; insan namaz kıldıkça, namaz onu günahlardan temizler” diye buyurdular. Bu manevi temizliğin yanı sıra namazın abdest, gusül, vücut ve elbisenin temiz olması gibi şartlarına baktığımızda namazın insanın dış temizliğinde de önemli bir etkisi olduğu ve böylece insanın sağlığını korumada da önemli derece de rol oynadığı ortaya çıkar. Namazın İradeli ve Çalışkan İnsan Yetiştirmedeki Rolü Günde beş defa, Allah’ın huzurunda durarak O’ndan başka her mabuttan yüz çeviren, İslam ve tevhit inancının doğuş yeri olan Ka’be’ye yönelen, ruhunu doğru niyetle temizleyen, mabuduna hitaben ilk sözü tekbir getirmek olan, böylece Allah’ın her nitelendirmeden daha üstün olduğunu her namazın başında tekrarlayan, en azından günde on defa Fatiha suresini okuyarak Allah’ı övgüyle anan ve gerçek övgünün O’na layık olduğunu ifade eden bir kimsenin nazarında artık maddi güçlerin bir değer ve ağırlık taşıması mümkün olamaz. Bu şekilde namaz kılan kimse artık ilahi ve insani hedefler uğruna çaba gösterirken hiçbir güç ve engelden de korkmaz. İşlerini sadece Allah için yapar ve her türlü şirk ve yağcılıktan uzak olur. Namaz, gerçek bir huşu ile kılınırsa insanın ruhunun yücelmesinde inanılmaz bir etkiye sahiptir. Namaz sayesinde insanda, sadece Allah’ın emirleri karşısında boyun eğen, sarsıcı olaylar karşısında sebat gösteren ve İslam tarihinde örnekleri çok bulunan yiğit şahsiyetler gibi en zor şartlarda direnç ve sabır örneklerini sergileyen hür irade sahibi bir ruh meydan gelir. Namazda okunan Fatiha suresi İslam’ın temel çizgilerini ve Kur’an’ın ana öğretilerini kısaca ortaya koymaktadır. Allah’ın her şeyi yaratıp yönettiği, O’nun her işinin güzel ve övgüye layık olduğu, kıyametin varlığı, insanın yaptıklarından dolayı hesaba çekileceği ve Allah’ın her şeye özellikle insana karşı merhametli olduğu, her türlü şirki reddederek doğru yola bağlılık ve onda sebatlı olmanın gerekliliği ve her türlü sapıklıktan uzak olmaya çalışmak gibi temel konular Kur’an’ın giriş suresi olan Fatiha’da açıkça ifade edişmiş ve namaz kılan kimse her namazında bu sureyi okumakla yükümlendirilmiştir. Şimdi, Fatiha Sure’sinin mealini vererek kısaca açıklamaya çalışalım: - BİSMİLLAHİRREHMANİRREHÎM -Yani: Rahman Rahim Allah’ın Adıyla Her işi rahmeti geniş ve sürekli olan Allah’ın adıyla başlıyoruz. Çünkü işlerde Allah’tan başkasının ismini anmak ve başkasından yardım dilemek bir nevi şirk sayılır ve mümin bir kimse, Yüce “Allah’ın yüce ismini tenzih et. (25)” emrine uyarak Allah’ın ismini başka bir isimle birlikte anmaktan uzak durmalıdır. - ELHEMDU LİLLAHİ REBBİL ĚLEMÎN: - Övgü, alemlerin Rabbi Allah’a aittir. Tüm övgü ve senalar alemleri yaratan ve yaratıkları kemal yoluna kılavuzluk eden Allah’a aittir. Tüm iyilik ve güzellikler, her türlü eksiklikten uzak bulunan Yüce Allah’tan kaynaklanır. - ERREHMANİRREHÎM: - Rahman ve Rahimdir. (Merhameti geniş ve süreklidir.)Her şey Allah’ın merhamet ve şefkatinden yararlanmaktadır; O’nun merhameti tüm varlıkları kapsamıştır; özel rahmeti ise imanlı temiz kulları hakkında süreklidir. - MALİKİ YEWMİDDÎN: - Cezâ ve mükâfat gününün sahibidir. Yani, insan ölmekle yok olmamaktadır ve herkes, her şeyin Allah’a boyun eğdiği ceza ve mükafat gününde yaptıklarının hesabını verecektir. Her namazda bu inancını tekrarlayan mümin, günah ve haksızlığın doğuracağı kötü akıbetten korkarak, kendisini her türlü kötülük ve günahtan uzak tutmaya çalışır. - İYYAKE NE’BUDU WE İYYAKE NESTEÎN: - Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz. Yani, biz hiçbir güç ve tutkuya değil, yalnız sana kulluk ediyor, seni, karşısında boyun eğilmeye ve önünde secde edilmeye layık biliyoruz; hiçbir güçten değil bütün güçlere egemen olan ve iradesine karşı gelecek bir güç bulunmayan senden yardım diliyoruz. - İHDİNE’Ŝ-ŜİRAŤ-EL MUSTEĶÎM -Bizi doğru yola ilet. Her gün Allah’tan kendisini doğru yola kılavuzluk etmesini, o yola iletmesini ve o yolda kendisine sebat vermesini isteyen bir kul elbette ki, hayatının çeşitli aşamalarında ve muhtelif olaylar karşısında hak yoldan sağa-sola sapmayarak her türlü aşırılık ve ihmalkarlıktan uzak durmağa çalışır. -ŜİRAŤELLEŹÎNE EN’ĚMTE ĚLEYHİM: - Nimet verdiğin kimselerin yoluna; İnsanın, kendi tutunduğu yolu doğru yol zannederek haktan uzak düşmesi mümkündür. Bu yüzden doğru yolu teşhis etmek için geçerli bir ilahi ölçü gerekir. Bu ayette doğru yolun herkesçe kolayca anlaşılması mümkün olan bir özelliği açıklanmıştır. Bu özellik de, bu yolun Allah’ın kendilerine nimet verdiği kimselerin yani peygamberlerin ve Ehl-i Beyt İmamlarının(26) yolu olduğudur. - ĠEYRİL MEĠŻUBİ ĚLEYHİM WELEŻŻÂLLÎN: -(onlar) ki ne kendilerine gazap edilmiştir ve ne de sapmışlardır. Namaz kılan kimse, bu ayeti okuyarak, peygamberlerin ve onların vasilerinin yolunda ilerlemek istediğini ve peygamberlerin yoluna karşı çıkan ve insanları hak yoldan uzaklaştıran kimseleri veya aldanarak hak yoldan sapanları takıp etmek istemediğini açıklar. Bu yüzden namazı doğru şekilde öğrenip ve doğru şekilde yerine getirerek Kur’an’ın bizlere gösterdiği doğru yolda adım atmaya çalışmalı ve çeşitli saptırıcı tuzaklara düşmekten kendimizi kurtarmalıyız. Şu ilahi gerçeği unutmamalıyız ki, peygamberler ve onların vasileri olan gerçek doğruların yolundan başka tüm yollar, insanı dünya ve ahiretteki gerçek ve kalıcı mutluluğa erişmekten mahrum eder ve çeşitli uçurumlara düşürür. İnsan, namazda, Fatiha Sure’sini okuduktan sonra, ebedi saadet programını içeren Kur’an-ı Kerim’in unutulmaması için bu ilahi kitaptan diğer bir sure de okumalıdır. Sonra Allah’ın azameti karşısında rükua eğilmeli ve şöyle demeli: - SUBHANE RABBİYEL ĚŽÎM-İ WE Bİ-HAMDİH: - Yani: Benim azamet sahibi rabbim her eksiklikten uzak ve münezzehtir ve ben O’na hamd ediyorum. Sonra, Allah karşısında daha fazla eğilmek için secdeye kapanmalı ve şöyle demeli: - SUBHANE RABBİYEL Ě’LA WE Bİ-HAMDİH: -Yani: Benim her şeyden yüce rabbim her eksiklikten uzak ve münezzehtir ve ben O’na hamd ediyorum. Rüku, insanın Allah karşısındaki teslimiyet, tevazu ve O’na boyun eğişini göstermekte ve secde, Allah’ın azameti karşısında kulun teslimiyet ve eğilişini göstermenin yanı sıra O’na bağlılık ve muhabbetini de sergilemektedir. Böylece namaz, Allah’a yönelen, O’na boyun eğen ve hak yoldan başka yolda yürümek istemeyen, yüce insani erdemleri kazanmaya çalışarak her türlü kötülüklerden uzak duran, iradeli, takvalı ve doğruları seven ve onların yolunu takıp eden bir kişiliğin insanda oluşmasına sebep olur. Bu özellikleriyle namazın fert ve toplum açısından ne derece yapıcı bir ibadet olduğu inkar edilemez bir gerçektir. Bizler gerçek mutluluk yolu olan namazın çeşitli semerelerinden gereğince yararlanmak için namaza daha fazla önem vermeli ve namazda kalp ve fikrimizi Allah’a yönelterek namazın manevi feyizlerinden yararlanmaya çalışmalıyız. Hiçbir bahaneyle namazı terk etmeyip en zor şartlarda bile namazdan gaflet etmemeliyiz. Bu ilahi farizayı gereğince ayakta tutmaya çalışarak gönül ve kalp temizliğimizi artırmaya çalışmalı; ruhumuzu güçlendirmeli ve hayatta karşılaşılması mümkün sıkıntı ve buhranlarda bu ilahi destekten yardım almalıyız. Allah Teala buyuruyor ki: “Sabır ve namaza sarılarak (Allah’tan) yardım dileyin...”(27) Bu manevi feyiz kaynağından daha fazla yararlanabilmek için, Allah’tan bizi namazı dosdoğru kılarak hakkınca ayakta tutanlardan kılmasını dileyelim: “Ey Rabbim, beni namazı hakkınca ayakta tutan kıl; ve benim soyumdan olan kimselerden de (namazı hakkınca ayakta tutan kimseler oluştur.) ve duamı kabul eyle .”(28) Namazda Tefekkür Namazı tefekkür, ihlas ve kalbin Allah’a yönelişini sağlayarak tam bir huşu ile kılmak gerekir. Peygamber (s.a.v) Ebuzer’e hitaben şöyle buyurmuştur: “Tefekkür ile kılınan iki rekatlık kısa bir namaz, teveccüh ve ilgi olmadan bir gece boyunca kılınan namazdan daha iyidir.”(29) İmam Sadık (a.s) da şöyle buyuruyor: “Namaza başladığında huşu içinde olmaya çalış ve namaza gönül ver. Allah Teala buyuruyor ki: “Onlar ki namazlarında huşu içindedirler.”(30) Hz Ali de buyurmuştur ki: “Namazda bezginlik ve uykulu halinde olmayın; Kul, namazına gönül verdiği ölçüde namazından faydalanır.”(31) Yine buyurmuştur ki: “İnsan namazda huşu içinde olmalıdır; eğer insan namazda huşu içinde olursa onun azaları da huşu içinde olur ve boşuna onları oynatmaz.”(32) Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamları tam bir huşu ve Allah’a yönelişle namaz kılıyorlardı. O mukaddes zatlar, farz namazların yanı sıra sünnet namazlarını da sürekli yerine getiriyorlardı. Allah Kuran-ı Kerim’de Peygamber(s.a.v)’e gece namazını kılmasını emrederek şöyle buyurmaktadır: “Geceleri sana farzlardan fazla bir ibadet olarak, namaz için kalk; umulur ki Allah seni beğenilen bir makama çıkarır.(33) Peygamber (s.a.v) Ebuzer’e şöyle buyurmuştur: “Allah namazı benim gözümün nuru kılmıştır. Aç olana yemeği ve susamış birine suyu sevdirdiği gibi, namazı da bana sevdirmiştir. Aç biri yemek yiyince doyar ve susamış olan su içince susamışlığı gider; ama ben namazdan doymam.”(34) | |
|
| | #135 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ ŞEYTANIN HİLELERİ Muhyiddîn-i Arabî (ks) İbn-i Abbas (r.a) Hz.' inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor : ( Bu sadece mevcut konuya ait bir alıntıdır... Devamı için araştırın...) NAMAZ — Ya Muhammed, namazı an be an tehir edilince... Onu da anlatayım. O her ne zaman ki, namaza kalkmak ister; tutarım. Ona vesvese veririm. Derim ki : "Henüz vakti var. Sen de meşgulsün. Hele şimdilik işine bak. Sonra kılarsın." Böylece o, vaktinin dışında namazını kılar... Ve bu sebepten onun kıldığı namaz yüzüne atılır. Şayet o kimse beni mağlup ederse... Ona insan şeytanlarından birini yollarım... Böylece onu vaktinde namaz kılmaktan alıkoyar. O, bunda da beni mağlup ederse... Bu sefer onun hesabını namazında görmeye bakarım. O namazın içinde iken;
Bu işi yaptırmakla da ona başarı kazanamazsam bu sefer, cemaatle namaz kılarken onun yanına varırım. Orada başına bir gem takarım. Başını imamdan evvel secdeden ve rükü'dan kaldırırım. İmamdan evvel de secde ve rüku yaptırırım. İşte o böyle yaptığı için, kıyamet günü, Allah onun başını eşek başına çevirir. O kimse bunda da beni yener ise, bu defa ona namazda parmaklarını çıtlatmasını emrederim. Böylece o beni tesbih edenlerden olur. Ama bu işi ona namaz içinde yaptırmaya muvaffak olursam. Bunda da mağlup olursam, bu sefer ona tekrar giderim. Namaz içinde iken burnuna üflerim. Ben üfleyince, o esnemeye başlar. Şayet o, bu esneme esnasında elini ağzına kapamazsa onun içine küçük bir şeytan girer, dünya hırsını ve dünyevi bağlarını çoğaltır. İşte bundan sonra o kimse, hep bize itaat eder. Sözümüzü dinler. Dediklerimizi yapar. * * * — Sen ümmetin hangisi için ferah duyarsın ki? Ben onlara ne tuzaklar kurarım... ne tuzaklar. Miskinlerine, çaresizlerine ve zavallılarına giderim. Namazı bırakmalarını emrederim. Ve onlara derim ki:
—"Namaz kılmayı bırak " derim çünkü Allah-ü Teala : << hastalara zorluk yok...>> (24/61) buyurdu. İyi olduğun zaman kılarsın. Ve böylece o, namazını bırakır. Hatta küfre de gidebilir. Şayet o, hastalığında namazı terk ederek ölüp giderse, Allah'ın huzuruna çıkarken, Allah-ü Teala'yı öfkeli bulur. | |
|
| | #136 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZKadının Namazdaki Tesettürü Setr-i avret Namazda örtülmesi gereken yerler dinî kaynaklarda setr-i avret başlığı altında incelenmiştir. Setr-i avret, namazın şartlarından biri olup, namazda avret yerlerinin örtülmesi anlamına gelmektedir. Avret Bir zaruret bulunmaksızın insan vücudunda açılması helal olmayan, namazda ve namaz dışında örtülmesi farz ve başkalarınca bakılması haram olan yerlerdir. Kadının namazda farz olan tesettürü yüz, eller ve ayakları hariç vücudunun tamamı, hatta baştan sarkan saçlarınıda içine almaktadır. Avret olan uzuvlardan birinin dörtte biri, namaz içinde, üç tesbih miktarı açılsa namazın sıhhatine mani olur. ![]() Bir kadın, elbise bulunduğu halde giymeyip, kimsenin bulunmadığı bir yerde ve karanlık bir odada çıplak olarak namaz kılsa,ittifak ile namaz sahih olmaz. ![]() Altını gösteren elbise veya baş örtüsü ile kılınacak namaz caiz değildir. Baş ve vücudun örtülmesi demek, üzerine birşey koymak demek değil, altını göstermeyecek kalınlıkta dokunmuş bir kumaşla kapatılması demektir. ![]() Avret olarak kabul edilmiş uzuvlardan biri açık olduğu halde bir rukün eda edilecek olsa, namazın bozulacağı hususunda icma vardır. Avret, erkeğe ve kadına göre farklılık arz eder. Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelîlerin oluşturduğu cumhuru fukahaya göre: Göbekleri altından dizleri altına kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu yere dahildir. Ebû Eyyub (r.a) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Erkeğin iki diz kapağının üstü ve göbeğinin altı avret mahallidir.” (1) buyurmuşlardır. Hz. Ali (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Diz kapağı avret mahallindendir.” (2) buyurmuşlardır. Cerhed (r.a.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, O’nun yanından, uyluğu açık durumda iken geçti. Şöyle buyurdu: “Uyluğunu ört! Çünkü Müslüman erkeğin uyluğu avrettendir.” (3) Kadınların avret yeri sayılan uzuvları Hanefî, Malikî ve Şafiîlerle, Hanbelîlerdeki hakim görüşe göre, kadının el ve yüz dışında kalan bütün bedenleri avrettir, bütün bedenlerini örtmesi gerekir. Yüzleri ile elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayaklarda ihtilâf vardır. En sahih kabul edilen görüşe göre ayakları da avret değildir. Bunlar ile yolda yürümek ihtiyacı vardır. Diğer bir görüşe göre hür kadının namazı, ayağının dörtte biri nispetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre de ayakları, namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz haricinde avret yeri sayılır. Bu ihtilâftan kurtulması için ayaklarını örtmeleri daha iyidir. Sahih olan görüşe göre hür kadınların kolları da, kulakları ile salıverilmiş saçları da avrettir Namazı başı açık kılma konusuna gelince. Bu konudaki tespitler de açık seçiktir. Bir ihtilaf ve anlaşmazlık söz konusu değildir.. Bütün mezheplere göre, kadınların namazda başlarını örtmeleri gerekir. (5) Namazın sahih olması şartını yerine getirmiş olmak için başını örtmüş olmaya ihtiyaç kesindir. ![]() Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “ALLAH ergenlik çağına ulaşan kadının başörtüsüz olarak kıldığı namazını kabul etmez.” (4) buyurmuştur. | |
|
| | #137 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ FERT VE TOPLUMUN MANEVİ DİREĞİ: NAMAZ *** Müslümanlar Kur’ân ile tanışmalı ve namaz ile buluşmalıdır. Bu iki değerden mahrum olan kişiler, ancak isim olarak Müslüman olurlar. *** Öyle ikramı bol, merhameti geniş olan Yaratıcımızın tükenmeyen lûtüflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez mi? *** İçi ve Dışı Birleştirmek Bilindiği halde ihmal edilen bir gerçektir ki, insan maddi ve manevi olarak iki yöne sahiptir. Et, kemik ve kandan müteşekkil olan beden maddi yapıyı oluştururken, ruh ise insana hayat ve mana kazandıran manevi yönü oluşturur. İnsana can ve kimlik bahşeden ruh bedenden ayrılınca, kişilik sona erer, cesetlik başlar. Manevi gıda ve miraç hediyesi namaz, insanın yüceliği ve yükselişi için kaçınılmazdır. Namazını kılamayan müslümanın bu manada manevi varlığından bahsetmek mümkün olmaz. Manevi değerlerden mahrum olan insan, kendisinden beklenen güzellikleri ortaya koyamaz. Maneviyattan uzaklaşanlar, insanlığa bile zarar getirmekte, bazı tutum ve davranışları ile hayvanlardan bile aşağı duruma düşebilmektedirler. Stres ve sıkıntı, insani gerçekleri iman ve salih amelle perçinleştiremeyen işte bu kişilerde görülür. Müslüman’daki stres ve sıkıntının sebebi ise yine kendi günahlarıdır. Günahlardan istiğfar ve hayırlı işler yapmak suretiyle uzaklaşan Müslüman, bu tür manevi sıkıntılardan kendini koruyabilir. Namaz; insanı hem ferdi hem de sosyal parçalanmışlıktan korur. İnsan kişiliği, maddi ve manevi yönüyle parçalanamaz bir bütündür. Parçalanmış kimlik sahibi olanlar, hem kendileri ve hem de toplum için potansiyel tehlike oluştururlar. Ferdi parçalanmışlık -Allah muhafaza- insanı intihara kadar götürürken, sosyal parçalanmışlık da toplumsal çöküntüye sebebiyet verir. Psikolojik olarak namaz vasıtasıyla Rabbi ile manevi iletişime geçen kişi, imanının gücünü gönlünde hisseder. Cami ve cemaat ise Müslümana toplumsal kaynaşma ve güçlenme zemini hazırlar. Kendi nefsiyle hesaplaşıp netleşmeyen kişinin iç ve dış iletişimi de bozuk olur. Tövbe ve istiğfar sonrası yapılan hayırlı işler, psikolojik iç parçalanmışlığına son verir. Kişi, hem Rabbine ve hem de topluma karşı dürüst ve erdemlice davranarak da gönül huzuruna erişebilir. İnsan, daima şuurlu ve iradeli olarak iyi işler yapmaya çalışmalıdır. Bilinçsiz hareket ve davranışlar, insanlığa yakışmaz. Bu noktada aklı devre dışı bırakan içkilerin yasaklanması ve ne yapıp söylediğinin farkına varıncaya kadar namaza yaklaşılmamasının (Nisâ, 4/43) emredilmesi, şuurlu hareket ve davranışın önemini vurgulamak açısından manidardır. ![]() Toplumun Manevi Dayanağı Namaz dinimizin en başta gelen emirlerinden birisidir. İslâm’ın emirlerini ciddiye almamak, onun hükümlerini işine geldiği şekilde anlamak da bir zulüm ve istihzadır, alaya almaktır. Bu yaklaşım tarzı, kişinin ciddi hatalara düşmesine ve ziyana uğramasına sebebiyet verir. Nitekim ilahi rehberimizde; “Kendilerinden sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki, namazı zâyi ettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. İşte bunlar da azgınlıklarının cezasını bulacaklardır” (Meryem, 19/59) ayetiyle inananlar ikaz edilmektedir. Namazı kılmayıp şehvete tabi olmak, müslümanın kendine yapacağı en büyük ihanettir. O, böylelikle manevi yardım bağlarını kesmiş, Rabb’iyle arasına duvarlar örmüş, nefis ve şeytana yaklaşmıştır. Müminin Rabbi ile irtibata geçmesini sağlayan iletişim vasıtası namaz olmazsa, kalbe nur gelmez, insan karanlıkta kalır ve ruh gıdasını alamaz. Yukarıdaki ayet, ümmetlerin çöküşlerinin, namazı gevşetmekle başladığına işaret etmek suretiyle, namazın toplumsal boyutuna dikkat çekmektedir. “İnsana bir darlık gelince, yan yatarken, oturur veya ayakta iken bize yalvarıp yakarır; biz darlığını giderince, başına gelen darlıktan ötürü bize hiç yalvarmamışa döner. İşlerinde tutumsuz olanlara (haddini aşanlara), yaptıkları böylece güzel görünür” (Yûnus, 10/12). Bu anlamda bela ve sıkıntılar, mümine Rabb’ini hatırlatma misyonu taşırlar. Kötülük ve günah işlediği halde başına bela ve musibetin gelmemesi, o kuldan Rabb’inin yüz çevirmesi anlamına gelmesi muhtemeldir. Nitekim Allah (cc) inanmayanlara ve aşırı gidenlere mühlet vermektedir: “Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalaya dursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!” (Hicr, 15/3). Mü’minlerin dost ve yardımcısı Allah’dır (Âl-i İmrân, 3/68). Böylesi müminlerin kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşur. İnananlar huzur ve mutluluğu başka şeylerde değil Yaratan’ı zikretmekte bulurlar. Bu anlamda namaz en büyük zikir ve Allah’ı hatırlama vesilesidir. “Onlar inanmışlar, kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur” (Ra’d, 13/28). Bu zikir müslümanın bütün hayatında, hal ve davranışlarında Rabb’inin emir ve hükümlerine riayeti de içine almaktadır. Cemaat ve Cami Mesela, günlük hayatında Müslüman, namaza ve kurtuluşa çağıran ezana, duyarlılık gösterip icabet ederek camiye koşar. Nitekim Rabb’imiz ehemmiyetine binâen: “Ey iman edenler! Cuma günü namaza çağırıldığı (ezan okunduğu) zaman, hemen Allah'ı anmaya koşun ve alış verişi bırakın. Eğer bilmiş olsanız, elbette bu, sizin için daha hayırlıdır” (Cum’a, 62/9) buyurarak, bilhassa Cuma Namazı’nın ve cemaatin müslümanın toplumsal hayatındaki önemine dikkat çekerek, kurtuluşu buna bağlamıştır. Cemaatle namaz kılındıktan sonra, imamın mihrapta cemaate dönerek oturmasının bir anlamı vardır. O mahalde, cemaatte bulunması gerektiği halde namaza gelemeyen kişinin mutlaka önemli bir mazeret veya sıkıntısı olduğuna işarettir. Zira mümin mazeretsiz olarak cemaati terk etmez. Namaz, müminin vazgeçilmez vasıflarından birisidir. Manevi Yükseliş Manevi yüceliş vesilesi olan namaz, insanın iç ve dış iletişimini güçlendiren bir özelliğe sahiptir. Kendini düzeltemeyen insanın, başkalarını ıslahı mümkün değildir. Kişi, kendine yazık etmekten vazgeçip Rabb’inin buyrukları doğrultusunda hareket ettiğinde; arzulanan güzelliklere erişecektir. Günahı vücut değil, irade işler ve günahsız olan korkusuz yaşar. Ölmek felaket değildir, asıl felaket öldükten sonra başa gelecekleri bilmemektir. Namazı terk ederek kendine yazık edenler bu durumdan vazgeçmek istediklerinde, tövbe onlara en iyi ilaçtır. “Allah'ın kabul edeceği tövbe, ancak bilmeden kötülük edip de sonra tez elden tövbe edenlerin tövbesidir; işte Allah bunların tövbesini kabul eder; Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Kendilerine ihanete son vermek isteyenlere bu kapı hayatta oldukları müddetçe açıktır. Namaz insana manevi güç ve gıda sağlar. Verilen sözlere riayet ve namazları vaktinde, cemaatle eda etmek müminin vazgeçilmez vasıflarındandır. Müslümanlar Kur’ân ile tanışmalı ve namaz ile buluşmalıdır. Bu iki değerden mahrum olan kişiler, ancak isim olarak Müslüman olurlar. “Sana vahyedilen Kitabı güzel güzel oku ve namazı kıl! Muhakkak sahih namaz edepsizce davranışlardan ve uygunsuz işlerden kişiyi alıkoyar” (Ankebût, 29/45). İlahi rehber olan Kur’ân’ı okumayan ve ondan habersiz olan kişi, kendisine cehaleti yakıştırmaktadır. Her türlü uygunsuz davranıştan namaz kalkanıyla korunmak mümkün olur. ![]() Namazın İncelikleri Ancak bu manevi korunma için namazı bütün şart, rükün, sünnet ve âdâbına riayet ederek kılmak lazımdır. Bilhassa tadîl-i erkan hususuna mübalağa ile dikkat etmek ve onu tam bir dikkat ile muhafaza etmek icab eder. İnsanların bir çoğu tadîl-i erkanı za'y ettikleri (tam manasıyla hakkını vermedikleri) için, namazlarını da za'y ettiler (boşuna kılmış oldular). Tadîl-i erkana uymayan bu insanlar hakkında şiddetli tehditler varid olmuştur. Eğer namaz sağlam ve kâmil olursa, azaptan kurtuluş için büyük bir ümit hasıl olur. Çünkü o zaman dinin direği olan namaz ikame edildiği, hakkıyla kılındığı için din ikame edilmiş, ayakta tutulmuş olur (Mektûbât 2/20). Görüldüğü üzere tadîl-i erkan o kadar önemlidir ki; ona riayet etmemek dinin direği olan namazın boşa gitmesine sebep oluyor. Dinin direğinin yıkılması ise -Mevlâ muhafaza eylesin- iman nurunun zayıflamasına belki de sönmesine sebep olur. Namazdan manevi haz duyanlar, namazda tadîl-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygı ve edebe aykırı görürler. Bu itibarla, namazlarımızda tadîl-i erkana azamî derecede dikkat etmemiz lazımdır. İnsan bir düşünmeli; her an Yüce Allah'ın sayısız nimet ve ihsanlarına kavuşmaktadır. Öyle ikramı bol, merhameti geniş olan yaratıcımızın tükenmeyen lûtüflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez mi? İşte insan, namaz yolu ile şükür borcunu ödemeye, yaratıcısının lûtuf ve nimetlerini tatlı bir dil ile anarak kulluk görevini yerine getirmeye çalışmış olur. Bu bakımdan: "Namaz, şükrün bütün çeşitlerini bir araya toplar" denilmiştir. Namazın Kazandırdıkları Bununda beraber namaz, ruhu temizleyen, kalbi aydınlatan, imanı yüksek duygulardan haberdar eden, insanı kötülüklerden alıkoyan, insanı hayırlara, düşünceye, tevazu ve intizama götüren en güzel bir ibadettir. İnsan namaz sayesinde nice günahlardan kurtulur ve Yüce Allah'ın nice ihsan ve ikramlarına kavuşur. Namaz, manevi hayattan başka maddi hayata da canlılık verir. İnsanın temizliğine, sağlığına ve intizamla hareket etmesine sebep olur. Günü beş ayrı zaman dilimine bölen namaz, geceyi-uykuyu düzenlediği gibi gündüzün koşturmacasını da kesintiye uğratarak, bambaşka bir menfezde dinlenmemize zemin hazırlar. Namazın meşru kılınmasındaki hikmetler ve yararlar her türlü düşüncenin üstündedir. Fakat bir Müslüman, namazını yalnız Yüce Allah'ın rızası için kılar, yalnız yaratıcısına şükür ve saygı için kılar. Namazın insana yararı olmadığı farzedilse dahi, yine bunu bir kulluk görevi bilerek, sadece Allah'ın emrine uymak için yerine getirmeye çalışır. Bu kutsal görevin dakikalarını, hayatının en mutlu ve neş'eli anları olarak kabul eder. Doğrusu, bu geçici hayatın son bulmayacak birçok manevi ve ahlaki kazançları, ancak namaz sayesinde elde edilir. Namaz için ayrılan vakitler, sonsuzluk aleminin tükenmez mutluluk günlerini hazırlamış olur. Bu çok mübarek ve pek feyizli ibadete gereği üzere devam edenlere müjdeler olsun!... DR.HÜSEYİN EMİN SERT | |
|
| | #138 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Namazı Neler Bozar? 1. Namazda konuşmak. (Bilerek, bilmeyerek, yanılarak ve uyuklayarak nasıl olursa olsun insan sözü namazı bozar.) 2. İnsan sözüne benzeyen dua. (Ya Rab! beni şöyle giydir, şöyle yedir veya falan kadını bana nasip eyle! gibi.) 3. Namazda iken birine selam vermek veya başkasının verdiği selamı almak. Verilen selamı, el, baş veya parmak işareti ile atmak namazı bozmaz, ancak mekruhtur. 4. Namazda namaza ait olmayan bir iş yapmak. Buna "amel-i kesir" denir ki anlamı, "çok iş" demektir. Namazın bozulmasına sebep olan bu "çok iş" in belirlenmesindeki ölçü şudur Namaz kılan bir kimse namazla ilgili olmayan bir işle uğraşırken onun namaza durduğunu bilmeyen ve bu halde gören bir insan şüphe etmeden, "Bu adam namazda değildir, çünkü namaz kılan bu kadar işle uğraşmaz" derse, dışardan bakan insanı bu kanaate vardıran işlere, "amel-i kesir=çok iş" denir. Namaz kılan kimse, namazda olup olmadığında şüphe edilecek bir işle uğraşırsa buna da "amel-i katil" denir ki "az iş" demektir. Bu ise namazı bozmaz, fakat mekruhtur. Namazda saç ve sakal taramak, vücudun herhangi bir yerini üç kere kaşımak namazı bozar. Bir veya iki kere kaşırsa bozulmaz. Vücudun herhangi bir yerini el kaldırmadan üç defa kaşımak bir defa kaşıma sayılır ve bu kaşıma da namazı bozmaz, Çocuğu alıp emzirmekle namaz bozulur. Eğer çocuk, namaz kılan kadının memesini emip süt çıkarsa namaz bozulur, bir veya iki defa emmekle süt çıkmazsa namaz bozulmaz. Süt çıkmasa bile iki defadan fazla emmekle de bozulur. Namazda özürsüz olarak peş peşe ve durmadan üç adım atmak namazı bozar. Bir kimsenin çarpması veya çekmesi ile namaz kılınan yerden istemeyerek üç adım yürümekle namaz bozulacağı gibi, namaz kılınan yerden çıkarılmakla da namaz bozulur. Namazda sadece bir defa bir el ile başındaki sarık veya takkeyi alıp yere koymak, yahut bunları yerden alıp basma giymek namazı bozmaz. Namazda sarığı çözülüp bunu tek elle bir veya iki kere düzeltmekle namaz bozulmaz, Namaz kılan, el veya kamçı ile birisine vurursa namazı bozulur. Namazda bulunan bir erkeği, karısı öpse veya okşasa namazı bozulmaz. Ancak bununla şehvet meydana gelirse bozulur. Namazda olan bir kadına kocası şehvetle dokunsa veya şehvetle olsun, olmasın öpse kadının namazı bozulur. Ancak bakmak veya düşünmekle bozulmaz. Çünkü bunlardan kaçınmak mümkün değildir. Namaz kılan bir kimseye "ileri git" veya yanında namaz kılacak olana "yer aç" denilse, o da başkasının emrine uyarak bunları yapsa namazı bozulur. Çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir. Ancak kendi kendine ileri gitmesi veya safta yer açması ile namaz bozulmaz. Namazda güneşten rahatsız olan kimse bir veya iki adım yürüyerek gölgeye çekilse namazı bozulmaz. Namazda pantolonunu bağlamak namazı bozar, çözmek ise bozmaz. Namazda olan kimseden bir şey istenip o da, evet veya hayır anlamımda işarette bulunsa namazı bozulmaz. 5. Kıbleden göğsünü çevirmek, 6.Dışardan bir şey yemek, 7. Dişleri arasında kalan -nohut tanesi kadar- şeyi yutmak, 8. Ağızda sakız veya başka bir şey çiğnemek. Ağza alınan şeker, eridikçe tadı boğaza gitse namaz bozulur. Namazdan önce tatlı bir şey yiyen kimse, namaz kılarken bunun tadım ağzında hissedip yutsa namazı bozulmaz. 9. Namazda bir şey içmek, 10. Özürsüz olarak öksürmek, Bir özürden dolayı öksürmek namazı bozmaz. Okuyuşuna engel olan balgamı gidermek, sesini düzeltip güzelleştirmek, yanlış okuyan imamın hatasını doğrultmak ve namazda olduğunu bildirmek için öksürmek namazı bozmayan özürlerdir. 11. Bir şeye üflemek, 12. Ah diye inlemek, 13. Ah, oh demek, 14. Ağrıdan veya olmayan ait bir musibetten dolayı sesle ağlamak. (Cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak namazı bozmaz.) 15. Aksırana "Yerhamukellah", kötü bir habere "Inna lillahi ve İnna ileyhi raciun"., iyi habere "Elhamdü lillah", hayret edilecek bir habere "Sübhanellah" demek, Allah'ın adını işitince "celle celalühü", Peygamberimizin adını işitince "Salat ve selam" okumak. Başka bir namaz kılanın "vele'ddallin" okuduğunu içitip "Amin" deyen kimsenin de namazı bozulur. 16. Birine cevap vermek maksadıyla ayet okumak. (Cevap maksadıyla değil de namazda olduğunu bildirmek için okursa namaz bozulmaz.) Namazda olduğunu bildirmek için yüksek sesle okumak da namazı bozmaz. 17. Teyemmümle namaz kılanın suyu görüp kullanmaya gücü yetmesi, 18. Ayaklara giyilen mestlerin mesh müddetinin namazda sona ermesi, 19. Ayağından az bir uğraşma ile de olsa mestleri çıkarmak, 20. Rükû ve secdeleri ima ile yapmakta olan kimsenin namaz içinde rükû ve secde yapmaya gücü yetmesi, 21. Sabah namazını kılarken güneşin doğması, (Bayram namazı kılarken zeval vaktinin gelmesi ve cuma kılarken ikindi vaktinin girmesi ile de bu namazlar bozulur.) 22. Özür sahibinin özrünün ortadan kalkması 23. Kasten veya bir başkası tarafından abdestin bozulması, 24. Bayılmak ve çıldırmak, 25. Ergenlik çağında olan bir kız veya kadının, cemaatle kılınan namazda erkeğin yanında veya önünde durması. Buna "muhazatı nisa" denir. Bu durumda erkeğin namazının bozulması için bazı şartların bulunması gerekir. Bunlar: a) Namaz kılanın mükellef olması. (Çocuğun namazı bozulmaz.) b) Erkek ve kadının ikisinin de namazda olması. c) Namazın rükûlu ve secdeli namaz olması (cenaze namazı böyle bir durumda bozulmaz.) d) Erkek ve kadın, ikisinin de aynı namazı beraber kılması. e) Her ikisinin de arada perde olmadan bir mekanda bulunması. (Eğer biri bir adam boyu yüksekte, diğeri alçakta olur ve organları birbirinin hizasında bulunmazsa namaz bozulmayacağı gibi ikisi aynı yerde bulunup aralarında bir perde veya bir adam sığacak kadar açıklık olursa yine namaz bozulmaz.) f) İmam namaza başlarken kadın cemaate de imam olduğuna niyet etmek. g) Erkek, yanna gelen kadına geride durması için işaret etmiş olmak. Erkeğin işaret etmesine rağmen kadın Geri Dönde durmamışsa, kadının namazı bozulur, erkeğin namazı bozulmaz. ğ) Muhazatın (yani; kadının, erkeğin yanında veya önünde durması) bir rükûnde olmak. Sayılan bu şartların bulunması halinde erkeklerin namazı bozulur. Eğer kadın, namazda uyduğu imamın hizasında veya önünde durursa imamın namazının bozulması ile kendi namazı da bozulmuş olur. 26. Bir namazı kılarken başka bir namaza geçmek maksadıyla tekbir almak. Bu durumda ikinci bir namaza başlamış olduğundan, önceden kıldığı namaz bozulmuş olur. 27. Vücudunda örtünmesi gereken yerin bir rükûn (üç teşbih) miktarı açık kalması veya üzerine namaza mani pislik bulaşması. Açılan yer hemen örtülürse namaz bozulmaz. 28. Ezberinde olmayanı namazda mushafa bakarak okumak. Yazılı bir şeye bakıp manasını anlamak namazı bozmaz. 29. İmama uymuş olan kimse bir rükûnda imamla birlikte olmayarak onu geçmek. (Mesela: imamdan önce rükûa varıp kalktıktan sonra bu rükûnu, imam ile beraber yapmaz veya imamdan sonra iade etmeyerek namaza devam edip imam ile selam verirse namazı bozulmuş olur.) 30. Namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra namaz içindeki secdelerden birini veya tilavet secdesini yapmadığını hatırlayan kimse yapmadığı secdeyi yerine getirdikten sonra "Kade-i ahire"yi iade etmezse namazı bozulmuş olur. 31. Üç ve dört rekatlı farzlardan (mukim olduğu halde) kendini misafir zannederek iki rekatın sonunda selam vermekle namaz bozulacağı gibi öğlenin farzını cuma, yatsının farzını teravih zannederek veya bilmediği için dördü iki rekat zannederek birinci oturuşun sonunda selam vermek de namazı bozar. Çünkü bu selam, namazı bitirmek için bilerek yapılmıştır. Dört rekâtlı bir namazı kılarken ikinci rekatın sonunda, bunu son rekât zannederek yanlışlıkla selam vermekle namaz bozulmaz, îmama birinci rekâttan sonra yetişen kimse, imam selam verirken kendisi selam vermeyip kılamadığı rekatları tamamlamak üzere ayağa kalkması gerekirken yanlışlıkla imamla beraber selam verse yine namazı bozulmaz. * Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre, imamın arkasında namaz kılan erkeklerin yanı başında veya önünde kadının namaz kılması halinde, kadının namazı bozulmadığı gibi erkek olan cemaatin de namazı bozulmaz, 32. Manası değişecek şekilde Kur'an'ı yanlış okumak. Buna: "Zeileîü'l-Karî" denir. Anlamı: "Okuyanın surçmesi", yani yanlış okuması demektir. Namazı bozup bozmaması yönünden bu konunun kısaca açıklanması gerekir. Şöyle ki: Kur'an, kasten yanlış okunur ve bununla mana değişirse namaz bozulur. Hata veya unutarak yanlış okunduğu takdirde: a) Eğer yanlışlık kelimelerin hareke veya sükununda ise manada bir değişiklik olsun veya olmasın namaz bozulmaz. Şeddeli olan harfi şeddesiz, şeddesizi şeddeli okumak, uzatılarak okunması gerekeni kısa, kısa okunması gerekeni uzatarak okumak, idğam yapılacak yerde yapmamak, yapılmayacak yerde idğam yapılarak okumakta da hüküm böyledir, yani namaz bozulmaz. b) Vakıf, ihtida ve vasıl hallerinde yani durulacak yerde geçmek, geçilecek yerde durmak gibi hatalı okuyuşlarda da mana değişikliği olsa bile namaz bozulmaz. Çünkü bunlara riayet ederek okumak da halk için zorluk vardır. Kelimeyi bölerek okumak mesela, "Elhamdü" kelimesin! önce "Efham" deyip kalan kısmım sonra tamamlamak da namazı bozmaz, c) Eğer bir harf yerine başka bir harf okuyup bununla mana değişmez ve Kur'an'da o kelimenin benzeri bulunursa namaz yine bozulmaz. "Zalimin" yerine "zalimun" okumak gibi. Eğer harfin değişmesiyle kelimenin manası değişmez, fakat o değişik kelimenin bir benzeri Kur'an'da yoksa imam Azam ile imam Muhammedi'ye göre namaz bozulmaz, imam Ebû Yusuf'a göre bozulur. "Kavvamine " yerine "Kayyamine" gibi, Eğer harfin değişmesiyle mana da değişir ve o kelime Kur'an'da bulunmazsa namaz bozulur. Bir kelimede okunması gereken harf yerine başka bir harf okuyan ve bazı harfleri çıkaramayan peltek kimsenin doğru okumak için gayret göstermesi ve telaffuz edemediği harflerin bulunmadığı ayetlerden namaz caiz olacak kadar ezberlemesi gerekir. Bu olmadığı takdirde okuyabildiği kadarı ile namazım kılar, fakat başkasına namaz kıldıramaz. Namazda Abdestin Bozulması Namazda abdestin bozulması iki şekilde otur. Biri isteği olmayarak, diğeri de kendi isteği ile abdestin bozulması. Namazda kendi isteği olmayarak abdesti bozulan kimse, hiç konuşmadan hemen en yakın bir yerde abdest alır ve bıraktığı yerden namazını istediği yerde tamamlar. (Buna namazı bina etmek denir.) Hangi rükunde abdesti bozulursa onu -rükû veya secde gibi- iade ederek namazı tamamlar. Eğer namazda abdesti kasten kendi isteği ile bozmuşsa namazı yeni baştan kılar. (Buna istinaf denir.) ihtilaftan kurtulmak için en faziletli olan, her iki durumda da namazı yeni baştan kılmaktır. | |
|
| | #139 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZİslâm’da İbadet Kavramı ve Namaz ] Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: “Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Umulur ki, korunmuş olursunuz”1 İbadet bizi yaratan ve pek çok Iütuflarda bulunan Allah Teâlâ'ya bir teşekkürdür. İnsan, iyiliklerini gördüğü kimselere karşı daima kendisini borçlu görür ve her vesile ile bu borcunu - gördüğü iyiliğe karşılık vermek sûretiyle - ödemek ister ve bundan haz da duyar. Halbuki insanın bu konuda en çok minnet duyması Iâzım gelen, hiç şüphe yok ki, Yüce Allah'tır. Çünkü insan, O yüce yaratıcının sayısız nimetlerine erişmiş olarak dünyaya gelmiştir. Allah Teâlâ onu en güzel sûrette yaratmış ve evrende olan her şeyi onun emrine vermiştir. Yeri ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi insana hizmet için varetmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur. “Gökleri ve yeri yaratan, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size her türlü meyveler çıkaran, izniyle denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize veren, nehirleri de size akıtan ancak Allah'tır . Adetleri üzere seyreden güneşi ve ayı size faydalı kılan, geceyi ve gündüzü istifadenize veren yine Allah'tır. O, size istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah'ın nimetini sayacak olursanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zâlim, çok nankördür.”2 Allah Teâla, kendisine bu kadar nimetleri verdiği insan, O'na hamdetmek ve şükretmek durumundadır. İşte buna ibadet diyoruz. Evet, hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın, insanların ibadetine de ihtiyacı yoktur. Aksine buna muhtaç olan insandır. Çünkü ibadetler her şeyden önce insan hayatını disiplin altına alır. İnsanın belli zamanlarda yerine getirmekle yükümlü olduğu ibadetler, insanı başı boşluktan ve sorumsuzluktan kurtarır. Her işinde Allah'ın gözetim ve denetimini gönlünde duymasını sağlar. Sorumluluk duygusu böylece gelişen insanın toplum içindeki davranışları ve olaylar karşısındaki tavırları ölçülü olur. Diğer taraftan ibadetler, insanın ruhî ve manevî terbiyesine de hizmet eder. Başkalarına karşı kötü duygu ve düşüncelerden arınmasını sağlar. Başkalarıyla olan ilişkilerinde haksızlıklardan sakınmasına yardımcı olur. İbadet, Allah'ın, insanlar üzerindeki hakkıdır. Nitekim Peygamberimiz Muâz b. Cebel'e (Allah ondan razı olusun): – Muaz! Allah'ın kulları üzerindeki hakkı nedir, bilir misin? dedi Muâz: – Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, diye cevap verdi. Peygamberimiz: – Allah'a ibâdet etmeleri ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. buyurdu. Sonra peygamberimiz tekrar sordu. – Allah'a ibadet ettikleri takdirde, kulların Allah üzerindeki hakkı nedir, bilir misin? dedi. Muâz'ın – Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, demesi üzerine peygamberimiz: – “Onlara azab etmemektir”,3 buyurdu. İbadet, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkı olduğu içindir ki, Allah'tan başkasına -kim olursa olsun- ibadet edilmez. Allah'tan başkasına ibadet etmek veya Allah'a yapılan ibadete başkasını ortak kılmak, en büyük günah sayılmış, bundan tövbe etmedikçe Allah Teâlâ’ın bu günahı bağışlamayacağı Kur’an-ı kerim'de bildirilmiştir. İbadetle, erginlik çağına gelmiş aklı başında müslüman olan kadın ve erkekler yükümlüdür. Bu yükümlülük, ölünceye kadar devam eder. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: “Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et”4 buyurulmuştur. İbadetlerin içerisinde namaz, başta gelir. İslâm'da beş temel ibadet vardır. Bunlardan birisi namazdır. Namazın Arapçası "salât'' tır "salât"ın sözlük anlamı dua demektir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: “Onlara salât et (yani dua et) çünkü senin salâtın (yani duan) onlar için sukûnettir.”5 buyurulmuştur ki, buradaki "salât'' dua anlamındadır. “Peygamberimize salât ve selâm olsun” dediğimiz zaman da bu manayı anlarız. Dindeki anlamı ise, peygamberimizin öğrettiği şekilde "Allahü Ekber" sözü ile başlayıp selâm ile biten özel fiil ve sözlerden ibaret olan bir ibadetin adıdır. Namaz farzdır. Allah'ın kesin emridir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmuştur. “Namazı kılın zekatı verin.”6 “Şüphesiz namaz, müminler üzerine vakitli olarak farz kılınmıştır.”7 “Onlar, dini sadece Allah'a hâlis kılarak, Allah'ı birleyerek, ancak Allah'a ibadet etmekle, namazı kılmakla ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardır. İşte dosdoğru din budur.”8 Peygamberimiz de konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur: “İslâm beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka tanrı olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın peygamberi olduğuna şehadet etmek,namaz kılmak, haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.”9 Beş vakit namaz, peygamberimize peygamberlik geldikten yaklaşık 11,5 yıl sonra Mirac'da farz olmuştur. Namaz, erginlik çağına gelen ve aklı başında olan her kadın ve erkek müslümana farzdır. Erginlik çağına gelmemiş olan çocuklara namaz farz değil ise de, yedi yaşından itibaren namaza başlatılmaları, alışkanlık kazanmaları açısından yararlı olur. Peygamberimiz şöyle buyurmuştur. “Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kılmalarını öğütleyin”10 Böylece çocuklar, erginlik çağına gelip namaz kendilerine farz olunca, namaza karşı yabancılık çekmiş olmazlar. Namaz, Allah'a karşı yapılması gereken kulluk görevlerinin en önemlisidir. Çünkü Allah, imandan sonra namazdan daha üstün bir ibadeti emretmemiştir. Namaz, Kur'an-ı Kerim'in pek çok yerinde ,çeşitli vesilelerle geçmektedir. Namaz, kalp, söz ve beden ile yapılan ibadetleri bir araya toplamış bulunmaktadır. | |
|
| | #140 (mesaj-linki) | |
| Namazdan Sıkılmamak Için Namazdan zevk alabilmek ve usanmamak için.!! Namazdan zevk alabilmek ve usanmamak için , önce onun manasını kavramak gerekir : Namaz , Allah’ ın bizden istediği çok kapsamlı ve manası çok geniş ve derin bir ibadettir… 1..Ruhumuzun nefes aldığı , kalbimizin manen güçlendiği ve duygularımızın moral kazandığı bir ibadettir namaz.. Ruhumuzun temel gıdası olduğundan , manevi hayatımızın sağlığı için namaza muhtacız.. 2..Namaz , insanı günde beş defa Allah’ ın huzuruna çıkardığı için, kötülüklerden ve günahlardan koruyucu bir etkiye sahiptir.Kişi,gerçekten namaz ile Yüce Yaratıcı’nın huzuruna çıktığına inanırsa nasıl kötülük yapar ???.Hem günde beş defa Allah’ın huzurunda ek bağlayacaksın, hem de O’nun yasakladığı işleri rahatlıkla yapacaksın..Bu mümkün olmayan bir durumdur.. Eğer kişi hem namaz kılıyor , hem de Allah’ın yasakladığı kötülükleri yapıyorsa o , namaz gerçek manasından uzak demektir..Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Allah : “ Namaz insanı her türlü kötülüklerden ve günahlardan alıkoyar.” buyurmaktadır.. Demek oluyor ki , namaz kişiyi ve dolayısıyla toplum hayatını kötü, çirkin ve pis işlerden koruyan bir engeldir.. 3..Namaz , imanı koruyan , kuvvetlendiren bir ibadettir.Kalbimizdeki iman nuru , namazla korunur, hatta daha da parlar.Namaz imandan sonra Cennet’e geçit veren en mühim bir kulluk borcudur.Namaz ,adeta bir sevap kumbarasıdır.Seccadeler günde beş defa manevi kazançla zenginleşen bir ibadet kasasıdır. 4.. Namaz, diğer ibadetlerden daha kıymetlidir. Çünkü namazda diğer bütün ibadetlerin özü ,özeti bulunmaktadır.. Namazda imanımızı ifade eden süre ve dualar okunur.Allah’ ı en güzel şekilde anan, şükreden dua eden ifadeleri namazda söyleriz... Peygamberimizi en güzel anmak ve bütün müminlere dua etmek de namazın içindedir.. Namazda yenilip içilmez.Dolayısıyla namaz sırasında oruçta tutmuş oluruz. Namaz vücudumuzun ve hayatımızın zekatıdır.Sağlığı ve yaşadığımız ömrü bize nasip eden Allah’ a en güzel şükürdür.. Namazda Kabe’ ye yöneliriz.Böylelikle Hac ibadetinin mukaddes yerine dönmüş oluruz…. Böylece namaz , bütün ibadetlerin birer küçük örneğini içinde bulunduran en geniş , en derin ve en kapsamlı bir ibadet olur.. 5..Namaz, diğer canlıların bütün ibadet şekillerini içinde toplayan bir derinliğe de sahiptir.Mesela ağaçların , bitkilerin ve iki ayaklı hayvanların Allah’ı anışları, yani kendi özel ibadetleri ayaktadır.Dört ayaklılar eğilmiş vaziyette ; sürüngenler ve bazı bitkiler de yere kapanmış vaziyette Yaratıcı’larını anmaktadırlar.Çünkü Kur’an ‘ın ifadesine göre: “Yerde ve gökte Allah’ı anmayan hiçbir şey yoktur.” İşte insan bütün varlıkların kendi özel halleriyle yaptıkları ibadetlerin hepsini namazda toplamaktadır.Çünkü namazda kıyam vardır.(ayakta durmak).Ruku vardır(eğilmek)Secde vardır(başı yere koymak).Melekler bile sadece bir şekil üzere Allah’ a kulluk ederler. Demek ki insan bütün varlıkların ibadetlerini namaz içinde toplamaktadır.Böylece de her varlığın ibadet açısından Allah’ a karşı temsilcisi olmaktadır.Namaz kılmayan kişi bu şerefli ve yüce temsil görevini yapmıyor demektir. 6..Namaz kılan kişi, günlük hayatını düzene ve disipline sokmuş olur..Belli bir zamanlarda abdest alıp Allah’ın huzuruna çıkacak kişi, işini ve zamanını planlamak ve başıboşluktan kurtulmak zorundadır.Bir günlük hayatını beş dilime ayıran insan , zamanın geçtiğini farkındadır.Sabahı, öğleyi, ikindiyi, akşamı, yatsıyı yaşadığının farkındadır.Dolasıyla bu zamanların kıymetini de dahi iyi bilir. Her zaman dilimiyle gelen namaz , insana güzel hatırlatmalar yapar. Mesela: Sabah namazı der ki : ” Ey Müslüman, dikkat et! Günün başlıyor. Erkenden huzuruna çıktığın ve el açıp yalvardığın Allah’ ın emirlerine uymaya niyet et.İyilikleri yapmaya , kötülüklerden kaçmaya azimli ve kararlı ol. Allah’a ibadetle başladığın bugünün, O’nu razı edecek işler ve hareketlerle dolsun.Haydi günün bereketli olsun..” Öğle namazı , inansı ikaz eder: “Bak günün yarısı geçti.Sabahleyin karar verdiğin iyilikleri yaptın mı? Kötülüklerden kaçtın mı?Kararını uygulamaya başladıysan aferin sana, devam et sevaplar kazanmaya..Ama sabah ki güzel başlangıcı sürdürmediysen , yazık oldu .Bari günün ikinci yarısını değerlendir.” İkindi namazı ise günün bitmekte olduğunu hatırlatır..: “Haydi davran bugün bitmekte.Noksanları tamamla.Günün işini geceye bırakma” der.. Akşam namazıyla birlikte gün sona ermiştir. “Bir günün sonundasın.Hesapla bakalım, karda mı, zararda mısın? Eğer insan yakışır güzellikler çoğunluktaysa tebrikler..Ama günahlar ağır basıyorsa ,yazık ve çok ayıp.Çünkü Allah’ın huzuruna beş vakit çıkan insan ne yüzle günah işleyebilir..?Bir gün kabir kapısını çalacağını ve öteki dünyada günahların karanlığında ceza çekeceğini düşünmez misin.? Gündüzün yapamadıkların için bari geceyi değerlendir.” Yatsı namazı, son ihtarı verir: “İşte bir günün bitti. Yirmi dört saatin hesabını yap bakalım.Bir gün ve bir gecede günah mı sevap mı çok oldu?.Sevap çoksa , yarın daha fazlasını kazanmaya bak. Günah fazlaysa , yarına pişmanlık ve tevbeyle çık.” Böylece beş vakit namaz, İnsana kendini kontrol imkanı verir. Kişi, yaptıklarından dolayı kendi kendini hesaba çeker. 7..Manevi olarak bizi yıkayıp temizleyen,kalbimizi, ruhumuzu , içimizi pırıl pırıl eden namaz , insanı Cennet’e bir layık hale getirir. 8..Namaz kılan kişinin bütün diğer iş ve çalışmaları da ibadet haline gelir.Geçimini temin için çalıştığı işi ibadet olur..Mesela ,dürüst bir bakkalın malını tartması, satması, dükkanını temizlemesi gibi bütün şahsi işleri ibadet haline döner ve sevap kazandırır. Demek ki namazını kılan bütün hayatını sevaplı bir ibadet haline getirebilir.Tabii yaptığı diğer işlerin de Allah’ın emirlerine uygun olması şarttır. 9..İbadetler ve ilk planda da namaz, imanımızı kuvvetlendirir ve pekiştirir. Namaz ve diğer ibadetlerle takviye edilmeyen iman zayıflar ve gücünü kaybeder. 10..İbadetler ve namaz, yalnız Allah içindir.Namazın ruhu ihlasdır. Yani onu yalnız Allah için kılmaktır.Başkaca bir sebeb ve fayda için kılınırsa sevabı azalmış olur Ancak namazın birçok maddi faydası ve sağlık için yararı olduğu da kesindir.. bana gelen bi maildi paylaşmak istedim | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Namaz :)) | virtuecat | Komik Flash'lar/Video'lar | 17 | 07-01-2009 11:40 |
| Resimli Namaz Hocası | PiSiK0PATR | Ücretsiz-Beta Yazılımlar | 5 | 31-12-2008 14:22 |
| Dinin Başlangıç Kuramları | Blue Blood | Din/İlahiyat | 4 | 11-09-2008 11:06 |
| Namaz Sure ve Duaları | kompetankedi | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 31-01-2007 17:08 |
| Dinin Tarihsel Fenomenolojisi | virtuecat | Din/İlahiyat | 0 | 05-12-2006 17:26 |