Dinin Direği; NAMAZ Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 19-10-2005   #11 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Nmazla ilgili Ayetler (devamı)



“Sana vahyedilen Kur'an(ayetlerin)i oku ve namaz kıl,çünkü namaz insanı hayasızlıktan ve kötülüklerden alıkor.Allah'ı anmak mutlaka en büyük ibadettir.”(Ankebut Suresi,45)

“Gökler,yer ve bunlar içinde bulunanlar O'nu tesbih ederler.İstisnasız herşey Rabbine hamdederek tesbih eder.Fakat siz onların tesbihlerini(Allah'ı anmalarını ve ibadetlerini)anlayamazsınız.”(İsra Suresi,44)

“Gafletle namaz kılanların vay haline!.”(Maun,1-2)

“Şüphesiz insan dar gönüllü ve hırslı yaratıldı.Başına bir sıkıntı gelince feryat eder.İyilik yapılırsa cimri olur.devamlı namaz kılanlar böyle değillerdir.”(Mearic Suresi,19-23)

“Ey iman edenler!Sabrederek ve namaz kılarak Allah'tan yardım isteyiniz”(Bakara Suresi,153)

“Namazda huşu içerisinde bulunan mü'minler,kurtuluşa ermişlerdir”(Müminin Suresi,1-2)

Allah c.c.Cümlemizin Namazını,Eksiğimizle,Noksanlığımızla Kabul ve Makbul Eder İnşaallah.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-10-2005   #12 (mesaj-linki)
NihLe
Avatarı Yok (No Avatar)
NAMAZ VE MİR'AÇ

NAMAZ VE MİR'AÇ Malik bin Sa'saa r.a anlatıyor:
Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular:
Ben Kâbe-i Muazama'da iki kişinin arasında uyku ile uyanıklık arasında yatmakta iken, içi îman ve hikmetle dolu, altından bir leğen getirdiler. Boğazımdan karnıma kadar göğsümü yardılar. Zemzem suyu ile yıkayıp, îman ve hikmetle doldurdular. Katırdan küçük merkepten ise büyük, burak denilen bir hayvan getirdiler. Cibril Aleyhisselâm ile beraber gittik.


Birinci kat semâya gelince:
-Kim o? denildi,
Cibril a.s.:
-Cebrâil, diye cevap verdi.
-Yanındaki kim? denildi.
Cebrâil de:
-Muhammed, dedi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
Cebrâil:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, O ne güzel bir misafirdir, denildi.
Bunu takiben Adem aleyhisselâma geldim, selâm verdim,
-Hoş geldin, salih peygamber salih oğul! dedi.
Ben:
-Bu kim ey Cibril? diye sordum.
O da:
-Bu, Adem aleyhisselâmdır. Sağında ve solunda gördüğün bu kalabalıklar evlâdlarının ruhlarıdır. Sağındakiler cennetlik, solundakiler ise cehennemliklerdir. Bunun için sağına baktığı zaman gülüyor, soluna baktığı zaman ağlıyor, dedi.

Sonra ikinci semaya geldik.
-Kim o? denildi.
Cebrâil:
-Ben Cebrail, dedi.
-Yanındaki kim? denildi.
Cebrail:
-Muhammed, dedi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? denildi.
Cebrail:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
Bunu takiben Isa ile Yahya Peygamberlere rastladım. Her ikisi de:
-Hoşgeldin kardeşimiz hoşgeldin ey peygamber! dediler.


Sonra, üçüncü kat semaya geldik.
-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
Cebrail:
-Evet, dedi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.
Bunu müteakip Yusuf aleyhisselâm'a rastladım. Selâm verdim;
-Hoş geldin kardeş ve Peygamber, dedi.


Sonra dördüncü semaya geldik.
-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
-Evet, diye cevap verildi.
-Hoş geldin, ne güzel misafir geldi! denildi.
Bunun takiben îdris aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
-Hoş geldin, kardeş ve Peygamber, dedi.


Sonra beşinci kat semaya geldik.
-Kim o? denildi.
-Cebrail, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed,'diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi, denildi.
-Evet, diye cevap verildi.
-Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi, denildi.

Bunu müteakip Harun aleyhisselâma rastladık. Kendisine selâm verdim.
-Hoşgeldin, kardeş ve Peygamber! dedi.


Sonra altıncı semaya geldik.
-Kim o? denildi.
-Cibril, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, denildi. .
-Ona buraya gelme daveti gönderildi mi? diye soruldu.
-Evet, denildi.
- Hoş geldi, ne güzel bir misafir geldi! denildi.
Bunu takiben Musa aleyhisselâma rastladım ve selâm verdim.
-Hoş geldin, kardeş ve Peygamber! dedi.
Kendisinden ayrılınca ağlamaya başladı.
Hazreti Allah tarafından kendisine:
-Niye ağlıyorsun? diye soruldu.
Musa aleyhisselâm:
-Ey Rabbim, benden sonra Peygamber olan bu gencin ümmetinden cennete benim ümmetimden daha çok insanlar girecektir, bunun için ağlıyorum, dedi.

Sonra yedinci semaya geldik.
-Kim o? denildi.
-Cibril, diye cevap verildi.
-Yanındaki kim? diye soruldu.
-Muhammed, diye cevap verildi.
-Ona, buraya gelme daveti gönderildi mi? Hoş geldi, ne güzel misafir geldi! denildi.
Bunu takiben ibrahim aleyhisselâma rastladım. Selâm verdim.
-Hoş geldin oğul ve Peygamber! dedi.

Hemen bana Beytü'l Mâmur gösterildi. Cibril'e sordum. O da:
-Bu, Beytü'l Mâmur'dur. Her gün yetmiş bin melek orada namaz kılar ve çıkarlar. Çıkanlar da bir daha artık oraya dönmezler, dedi.
Bana Sidretü'l Müntehâ ağacı da gösterildi. Bir de baktım ki, bu ağacın meyveleri meşhur Hacer beldesinin büyük destileri, yaprakları da fillerin kulakları büyüklüğünde idi. Altından dört nehir akıyordu. Bunların ikisi bâtın, ikisi zahir idi. Cibril'e bu nehirleri sordum. O da:
-Bâtın, yani içe ait iki nehir cennette, zahir yani dışa ait iki nehir de Nil ile Fırat'tır, dedi.

Sonra o kadar yükseğe çıkarıldım ki orada mukadderatı yazan kalemlerin sesini işitir oldum.

Sonra üzerime elli vakit namaz farz kılındı. Döndüm. Musa aleyhisselâma gelince, bana:
-Ne oldu? diye sordu.
-Üzerime elli vakit namaz farz kılındı, dedim.
Musa aleyhisselâm:
-Ben insanları senden daha iyi bilirim, israil Oğulları ile çok uğraştım. Senin ümmetinin bu elli vakit namaza gücü yetmez. Rabbine dön ve bu namazları azaltmasını niyaz et! dedi.
Döndüm. Niyazda bulundum. Allahü Teâlâ bunları kırka indirdi. Sonra yine Musa aleyhisselâma geldim. Aynı şeyi söyledi. Döndüm. Allahü Teâlâ namazları otuza indirdi. Yine aynı şey tekrarlandı. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları yirmiye indirdi. Yine aynı şey oldu. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları ona indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim, aynı şeyi söyledi. Döndüm, Allahü Teâlâ namazları beş vakte indirdi. Yine Musa aleyhisselâma geldim.
-Ne yaptın? dedi.
-Allah namaz vakitlerini beş vakte indirdi, dedim. Musa aleyhisselâm yine gidip, daha da indirmesi için Allah'a niyaz etmemi söyledi ise de ben:
-Hayır, razı oldum, dedim.
Bunun üzerine Allah tarafından bir nida geldi. Farzım kesinleşmiştir. Kullarıma gereken kolaylığı yaptım. Her iyi amel karşılığında da on sevab vereceğim.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-10-2005   #13 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Savaş ve Bayram Namazı

Çanakkale Savaşında Bir Bayram Namazı.... Bazan keşke bende o yıllarda olsaydım, o derecede aidiyet duygusunu her zerremde hissedebilseydim diye düşünürüm..


  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 24-10-2005   #14 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Namaz NasıL KıLınır... (( Program ))

Program 4 bölümden oluşuyor:

1. Bölüm : Abdest dualarını Arapça metni, Türkçe metni ve
Türkçe meali şeklinde oluşturuluştur.

2. Bölüm : Abdest almasını resimli şekilde çocukların kolayca
anlayacağı dilde oluşturulmuştur.

3. Bölüm : Namaz dualarını içermektedir. Bu duaların
Arapça
metinleri, Türkçe metinleri, Türkçe meali ve duayı sesli bir şekilde
dinleme imkanınız olacaktır.

4. Bölüm : Namaz kılmayı resimli bir şekilde hangi duruşta ne
yapması gerektiğini basit bir şekilde çocukların anlayacağı dilde
anlatıyor.


BURAYA TIKLA
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 27-10-2005   #15 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı

NAMAZI BOZAN ŞEYLER
Namazı bozan şeylere, Müfsidleri denir. İbâdetlerin fâsid ve bâtıl olması aynı şeydir ve bozulması demektir. Namazın müfsidlerinden ba'zıları şunlardır:


1- Bir kelime de olsa namazda konuşmak. Bilerek, bilmiyerek, zorla, unutarak söylemek, hep bozar. Başkasının selâmına, sözüne cevap vermek de bozar.

2- Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çykarmak. Kendiliğinden olursa bozmaz.

3- Ah, of gibi inlemek.

4- Uf diye sıkıntıyı bildirmek.

5- İmâmdan başkasının duâsına âmîn demek.

6- Başkasının sözü ile yerini değiştirmek veya yanına gelene, onun sözü ile yer açmak. Fakat, biraz sonra, kendiliğinden hareket ederse bozmaz.

7- Az da olsa, unutarak da olsa, dışardan alarak yimek, içmek; diş arasında kalmış, nohuttan büyük şeyi yutmak.
Ağzındaki ufak bir şeyi 3 defa çiğnemek veya eritip yutmak ve dişler arasından akan ağız dolusu kanı yutmak da namazı bozar.

8- Bir elin hareketi üçten az olursa bozmaz. iki el ile bir hareket de, bozar denildi.

9- Özürsüz, göğsü kıbleden çevirmek.
Kıbleye karşı bir saftan fazla devamlı olarak yürümek de bozar.
Bunun için, yürüyerek namaz kılmak câiz değildir.

10- Namaz içindeki tekbîrlerde Allahü derken, baştaki hemzeyi uzatmak, ya'nî Aaalllahü ekber demek.
Namaza dururken uzatırsa, namaza başlaması sahîh olmaz.
Teganni

11- Tegannî ile okumak, ma'nâyı bozarsa, namaz bozular. Meselâ Ra'yı uzatarak Râbbenâ lekelhâmd, demek bozar.
Çünkü, Râb, diye uzatınca üvey baba demek olup, Allahımıza hamd ederiz yerine Üvey babamıza hamd ederiz oluyor.
Tegannî, ırlamaktır, sesini hançeresinde tekrarlayıp türlü sesler çıkarmaktır.
Her müslümanın namaz kılacak kadar sûreleri, duâları, düzgün okumasını bilen birinden mutlaka öğrenmesi lâzımdır.
Bunları latin harfleri ile düzgün olarak ezberlemek mümkün değildir. Kur'ân-ı kerîmi de mutlaka aslından okumalıdır.
Aslından okunmazsa, sevâb kazanalım derken, günâha girilir.

Son Düzenleyen Blue Blood; 27-10-2005 @ 14:44.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 28-10-2005   #16 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Namazın Mekruhları

Mekrûh, Peygamber efendimizin beğenmediği, hoş görmediği şeyler demektir. Mekrûh olarak kılınan namaz sahîh, ya'nî geçerli olur, fakat o ibâdetin sevâbını azaltır, va'd edilen sevâbın tamamına kavuşulamaz. Namazın mekrûhlarından bazıları şunlardır:

1- Secdeye inerken pantalon paçalarını kaldırmak mekrûhtur.
2- Kolları sığalı olarak ve kısa kollu gömlekle namaza durmak mekrûhtur. Abdest alıp, imâma yetişmek için acele edenin, kolları sığalı kalmış ise, namazda iken yavaş yavaş indirmesi lâzımdır.
3- Abes, ya'nî fâidesiz hareketler. Meselâ elbisesi ile oynamak, mekrûhtur. Namazda faydalı hareketin, meselâ, eli ile, alnındaki teri silmenin zararı olmaz. Pantalon, entâri ete yapışınca, avret mahallinin şekli belli olmasın diye, bunları buradan ayırmak mekrûh olmaz. Kaşınmak abes değil ise de, bir rüknde, eli üç kere kaldırırsa, namazı bozulur.
4- İş elbisesi ile ve büyüklerin yanına çıkamıyacak elbise ile ve fenâ kokulu elbise ve çorap ile kılmak mekrûhtur. Başka elbisesi yoksa, mekrûh olmaz. Parası varsa, alması lâzımdır. Bol pijama ile kılmak mekrûh değildir. Ceketin ve paltonun önünü kapalı veya açık bulundurmak mekrûh değildir.
5- Ağızda, kırâate mâni' olmıyacak birşey bulundurmak mekrûhtur. Mâni' olursa, namaz bozulur.
6- Baş açık, yalın ayak kılmak mekruhtur. Başlığı düşerse, az hareketle örtmek iyi olur. Namazda başı herhangi bir renkte olan takke ile örtmelidir.
7- Namazda, secde yerinden, taşı, toprağı eli ile süpürmek mekrûhtur. Secdeyi güçleştiriyorsa, bir hareket ile, câiz olursa da, namazdan önce temizlemelidir.
8- Câmide, namaz için safa girerken, namaza dururken ve namaz içinde parmakları bükerek çıtırdatmak, iki elin parmaklarını birbiri arasına sokup çıtırdatmak mekrûhtur. Namaza hazırlanmadan önce, zarûret olursa, mekrûh olmaz.
9- Başını, yüzünü etrafa çevirmek mekrûhtur. Gözleri ile etrafa bakmak, tenzîhen mekrûhtur. Göğsü çevirince, namaz bozulur.
10- Secdede, erkeklerin kollarını yere döşemesi mekrûhtur. Kadınlar ise, kollarını yere yaymalıdır.
11- İnsanın yüzüne karşı kılmak mekrûhtur. İnsan uzakta dahî olsa, mekrûh olur. Arada, namaz kılana sırtı dönük biri bulunursa, mekrûh olmaz.
12- Selâma eli ile, başı ile cevap vermek mekrûhtur. Suâle başı ile, eli ile cevap vermesi mekrûh değildir. Meselâ, kaç rek'at kıldınız, diyene parmağı ile cevap vermesi gibi.
13- Namazda ve namaz hâricinde ağzını açarak esnemek mekrûhtur. Alt dudağını dişlerin arasına sıkıştırmalıdır. Kendini tutamazsa, ayakta sağ elin, diğer rüknlerde ve namaz hâricinde sol elin dışı ile, ağzını örtmelidir. Peygamberler esnemezlerdi.
14- Namazda gözleri yummak tenzîhen mekrûhtur. Zihni dağılmasın diye yumarsa, mekrûh olmaz.
15- Öndeki safta boş yer varken, arkasındaki safta durmak ve safta yer yok iken, saf arkasında yalnız durmak mekrûhtur. Safta yer olmayınca, yalnız başına durmayıp, rükü'a kadar, birini bekler. Kimse gelmezse, öndeki safa sıkışır. Öndeki safa sığmazsa, güvendiği birini arkaya, yanına çeker. Güvendiği kimse yoksa, yalnız durur.
16- Üzerinde canlı resmi, insan veya hayvan resmi bulunan elbise ile kılmak tahrîmen mekrûhtur. Cansız resimleri bulunursa, mekrûh olmaz.
Canlı resmi, namaz kılanın başında, önünde, sağ ve sol hizâsında, duvara çizilmiş veya beze, kâğıda yapılarak asılmış veya konmuş ise, mekrûhtur. Resim, namaz kılanın arkasındaki duvarlarda ve tavanda ise, hafîf mekrûhtur. Çocuklara oynamak için alınan bebek namaz kılanın kıble istikametinde değilse namaza zararı olmaz.
Üzerinde Kâ'be, câmi' resmi veya Kur'ân-ı kerîm harfli yazı bulunan seccâdeleri namaz kılmak için yere sermek câiz değildir. Bunlara hürmetsizlik olur.
17- Bir kimsenin yüzüne karşı ve yüksek sesle konuşanların sırtına karşı namaz kılmak mekrûhtur.
18- Açık başına sarık sarıp, tepesi açık olarak kılmak, tahrîmen mekrûhtur. Maske, eldiven ve alnın yere değmesine mâni' olan gözlük takarak kılmamalıdır. Zarûret olmadan bu şekilde namaz kılmamalıdır.
19- Özürsüz, boğazından balgam çıkarmak, öksürür gibi yapmak mekrûhtur.
20- Amel-i kalîl, ya'nî bir eli, bir veya iki kere hareket ettirmek mekrûhtur.
21- Namazın sünnetlerinden birini terk etmek mekrûhtur. Namazda müekked sünneti terk, tahrîmen mekrûh olur. Müekked olmıyan sünneti terk, tenzîhen mekrûh olur.
22- Kalbi meşgûl eden, huşû'u gideren şeyler yanında, meselâ süslü şeyler karşısında, oyun ve çalgı âletlerinin bulunduğu yerde ve arzû ettiği yemek karşısında özürsüz kılmak mekrûhtur. Ayakkabılarını arkada bırakarak kılmak mekrûhtur.
23- Farz kılarken özürsüz, sağlam kimsenin duvara, direğe dayanması mekrûhtur.
24- Kırâeti, rükü'a eğildikte tamamlamak mekrûhtur. Secdelere ve rükü'a, imâmdan önce başını koymak ve kaldırmak, ta'dil-i erkânı terk etmek, mekrûhtur.
25- Kabre karşı kılmak mekrûhtur. Vehhâbîler, buna şirk diyorlar.
26- Teşehhüdlerde, sünnete uygun oturmamak, tenzîhen mekrûhtur. Özrü varsa, mekrûh olmaz.
27- İkinci rek'atte, birinci okuduğu âyeti tekrâr okumak, tenzîhen mekrûhtur. Ondan evvelki bir âyeti okumak tahrîmen mekrûhtur. Unutarak okursa, mekrûh olmazlar. İkinci rek'atte birinciden üç âyet uzun okumak mekrûhtur.
28- Farzdan sonra son sünnete hemen kalkmamak, konuşmak mekrûhtur.
29- Başı bir tarafa eğmek, tekbîr alırken veya teşehhüdde otururken parmakları açık veya kapalı tutmak mekruhtur. Buralarda parmaklar kendi hâlinde bırakılır. Fakat secdede kapalı, rüküda ise açık tutulur.
30- Namazda, vücudunun ağırlığını bir ayağı üzerine vermek, imâm açıktan okurken sübhaneke okumak. Kıyâmda, ayakta ayağının birini kaldırmak. Namaz kılanın önünden geçmek veya önünden geçilebilecek bir yerde durmak da mekruhtur.
31- Küçük ve büyük abdesti sıkıştırırken ve yel zorlarken namaza durmak mekrûhtur.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 30-10-2005   #17 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı

NAMAZIN ÜSTÜNLÜKLERİ
İmâm-ı Rabbânî “rahmetullahi aleyh” (Mektûbât) kitâbının birinci cild, ikiyüzaltmışbirinci mektûbunda buyuruyor ki:
Şurası muhakkak olarak bilinmelidir ki, namaz, İslâmın beş şartından ikincisidir. Bütün ibâdetleri kendisinde toplamıştır. İslâmın beşte bir parçası ise de, bu toplayıcılığından dolayı, yalnız başına müslümânlık demek olmuştur. İnsanı, Allahü teâlânın sevgisine kavuşturacak işlerin birincisi olmuştur. Âlemlerin Efendisi ve Peygamberlerin “aleyhi ve aleyhimüssalevâtü vesselâm” en üstünü olana mi’râc gecesi, Cennette nasîb olan rü’yet şerefi dünyaya indikten sonra, dünyanın hâline uygun olarak, kendisine yalnız namazda müyesser olmuştur. Bunun içindir ki: (Namaz mü’minlerin mi’râcıdır) buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerîfte, (İnsanın Allahü teâlâya en yakın olması namazdadır) buyurulmuştur. Onun yolunda, tam izinde giden büyüklere o rü’yet devletinden, bu dünyada büyük pay, yalnız namazda olmaktadır. Evet, bu dünyada Allahü teâlâyı görmek mümkün değildir. Dünya buna elverişli değildir. Fakat, ona tâbi olan büyüklere, namaz kılarken rü’yetten birşeyler nasîb olmaktadır. Namaz kılmağı emir buyurmasaydı, maksadın, gayenin güzel yüzünden perdeyi kim kaldırırdı? Aşıklar ma’şûku nasıl bulurdu? Namaz, üzüntülü rûhlara lezzet vericidir. Namaz, hastaların, rahat vericisidir. Rûhun gıdâsı namazdır. Kalbin şifâsı namazdır. (Ey Bilâl, beni ferahlandır!) diye ezan okumasını emr eden hadîs-i şerîf, bunu göstermekte, (Namaz, kalbimin neş’esi, gözümün bebeğidir) hadîs-i şerîfi, bu arzûyu işâret etmektedir. Namazın hakikatını anlamış olan bir kâmil, namaza durunca, sanki bu dünyadan çıkıp âhiret hayatına girer ve âhirete mahsûs olan ni’metlerden bir şeylere kavuşur. Bu ni’met, yalnız bu ümmete mahsûstur. Peygamberlerine tâbi olmak sâyesinde buna kavuşurlar. Çünkü bunların Peygamberi “sallallahü aleyhi ve sellem”, Mi’râc gecesi dünyadan çıkıp, âhirete gitti. Cennete girdi ve rü’yet saâdeti, ni’meti ile şereflendi. Yâ Rabbî! Sen o büyük Peygambere “sallallahü aleyhi ve sellem” bizim tarafımızdan Onun büyüklüğüne yakışan iyilikleri ihsân eyle! Bütün Peygamberlere de, “alâ nebiyyîna ve aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” hayırlar, iyilikler ver ki, onlar insanları seni tanımağa ve rızâna kavuşmağa çağırmış ve beğendiğin yolu göstermişlerdir.
Namazların hepsinde hâsıl olan lezzetten, nefse bir pay yoktur. İnsan bu tadı duyarken, nefsi inlemekte, feryât etmektedir. Yâ Rabbî! Bu ne büyük rütbedir! Bizim gibi, rûhları hasta olanların bu sözleri duyması da büyük ni’met, hakîkî seâdettir.
İyi biliniz ki, dünyâda namazın rütbesi, derecesi, âhirette Allahü teâlâyı görmenin yüksekliği gibidir. Dünyâda insanın Allahü teâlâya en yakın bulunduğu zaman, namaz kıldığı zamandır. Âhirette en yakın olduğu da, rü’yet, ya’nî Allahü teâlâyı gördüğü zamandır. Dünyadaki bütün ibâdetler insanı namaz kılabilecek bir hâle getirmek içindir. Asıl maksat, namaz kılmaktır. Se’âdet-i ebediyyeye ve sonsuz ni’metlere kavuşmak ancak namaz kılmakla elde edilir.
Namaz, bütün ibâdetlerden ve orucdan kıymetlidir. Namaz vardır ki, kırık kalbleri zevkle doldurur. Namaz vardır ki, günâhları yok eder. İnsanı kötülükden korur. Hadîs-i şerîfde, (Namaz, kalbimin neş’esi ve sevinç kaynağıdır) buyuruldu. Namaz, üzüntülü ruhlara lezzet verir. Namaz, rûhun gıdasıdır. Namaz, kalbin şifâsıdır.
Namaz şartlarına uygun kılırsa kötülüklerden uzak tutar. Kur’ân-ı kerîmde, Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyurulmaktadır.
Namaza dururken, “Allahü Ekber” demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibâdetine muhtâc olmadığını, her bakımdan hiçbir şeye ihtiyâcı olmadığını, insanların namazlarının, ona faydası olmıyacağını) bildirmektedir. Namaz içindeki tekbîrler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibâdet yapmağa, liyakat ve gücümüz olmadığını) gösterir. Rükû’daki tesbîhlerde de bu ma’na bulunduğu için, rükû’dan sonra, tekbîr emr olunmadı. Halbuki secde tesbîhlerinden sonra emr olundu. Çünkü secde tevâzu’ ve aşağılığın en ziyâdesi ve zillet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkıyla, tam ibâdet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için, secdelerde yatıp kalkarken, tekbîr söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbîhlerinde “a’lâ” demek emr olundu. Namaz mü’minin mîracı olduğu için, namazın sonunda Peygamber Efendimizin “sallallahü aleyhi ve sellem” mi’râc gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri, ya’nî Ettehıyyâtüyü okumak emr olundu. O halde namaz kılan bir kimse, namazı kendine mi’râc yapmalı. Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namazda aramalıdır.
Peygamberimiz “aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm” buyurdu ki, (İnsanın, Rabbine en yakın olduğu zaman namaz kıldığı zamandır). Namaz kılan bir kimse, Rabbi ile konuşmakta, Ona yalvarmakta ve Onun büyüklüğünü ve Ondan başka herşeyin, hiç olduğunu görmektedir. Bunun için, namazda korku, dehşet, ürkmek hâsıl olacağından, teselli ve rahat bulması için, namazın sonunda, iki defa selâm vermesi emr buyuruldu.
Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” bir hadîs-i şerîfte, (Farz namazdan sonra 33 tesbîh, 33 tahmîd, 33 tekbîr ve bir de tehlîl) emir etmiştir. Bunun sebebi, namazdaki kusûrlar tesbîh ile örtülür. Lâyık olan, tam ibâdet yapılamadığı bildirilir. “Tahmîd” ile, namaz kılmakla şereflenmenin, Onun yardımı ve erişdirmesi ile olduğu bilinerek, bu büyük ni’mete şükür edilir, hamd edilir. “Tekbîr” ederek de, Ondan başka ibâdete lâyık kimse olmadığı bildirilir.
Namaz, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılınıp ve yapılan kusûrlar da böylece örtülüp, namazı nasîb ettiğine de şükür edip, ibâdete başka hiç kimsenin hakkı olmadığı, kalbinden temiz ve hâlis olarak, kelime-i tevhîd ile, bildirilince, bu namaz kabûl olunabilir. Bu kimse, namaz kılanlardan ve kurtuluculardan olur. Yâ Rabbî! Peygamberlerinin en üstünü hürmeti için “aleyhi ve alâ âlihimüssalevâtü vetteslîmât” bizleri namaz kılan ve kurtulan, mes’ûd kullarından eyle! Âmîn.
Namazın hikmetleri
Müslüman, namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar. Rabbimizin emrlerinde birçok hikmet, fayda vardır. Yasaklarında da birçok zararların olduğu muhakkaktır. Bu fayda ve zararların bir kısmı bugün tıp mütehassıslarınca tesbit edilmiş durumdadır. İslâmiyyetin sağlığa verdiği önemi, hiçbir din ve düşünce vermemiştir. Dînimiz, ibâdetlerin en üstünü olan namazı, ömrümüzün sonuna kadar kılmayı emr etmiştir. Namaz kılan, sağlık için olan faydalarına da elbette kavuşur. Namazın sağlık yönünden sağladığı faydalardan bazıları şunlardır:
1- Namazda yapılan hareketler yavaş olduğundan kalbi yormaz ve günün muhtelif saatlerinde olduğu için insanı devamlı dinç tutar.
2- Günde başını seksen defa yere koyan bir kimsenin beynine ritmik olarak fazla kan ulaşır. Bu yüzden beyin hücreleri iyice beslendiğinden hâfıza ve şahsiyet bozukluklarına, namaz kılanlarda çok daha az rastlanır. Bu insanlar daha sağlıklı bir ömür geçirirler. Bugün tıpta “demans senil” denilen bunama hastalığına uğramazlar.
3- Namaz kılanların gözleri, muntazam olarak eğilip-doğrulmakdan ötürü daha kuvvetli kan deveranına mâlik olur. Bu sebeple göz içi tansiyonunda artma olmaz ve gözün ön kısmındaki sıvının devamlı değişmesi temin edilmiş olur. Gözü “katarakt” veya “karasu” hastalığından korur.
4- Namaz kılmakdaki izometrik hareketler, midedeki gıdaların iyi karışmasına, safranın kolay akmasına ve dolayısıyla safra kesesinde birikinti yapmamasına, pankreastaki enzimlerin kolay boşalmasına yardımcı olacağı gibi, kabızlığın giderilmesinde de rolü büyüktür. Böbreğin ve idrar yollarının iyice çalkalanmasından, böbrekte taş teşekkülünün önlenmesine ve mesanenin boşalmasına da yardımcı olmaktadır.
5- Beş vakit kılınan namazdaki ritmik hareketler, günlük hayatta çalıştırılamıyan adale ve eklemleri çalıştırarak, artroz ve kireçlenme gibi eklem hastalıklarını ve adale tutulmalarını önler.
6- Vücut sağlığı için temizlik muhakkak lâzımdır. Abdest ve gusül, hem maddi, hem de manevî bir temizliktir. İşte namaz, temizliğin tâ kendisidir. Zirâ hem bedenî, hem de rûhî temizlik olmadan namaz olmaz. Abdest ve gusül bedenî temizliği sağlar. İbâdet görevini yerine getiren bir kimse, rûhen dinlenmiş, temizlenmiş olur.
7- Koruyucu hekimlikte, muayyen zamanlarda yapılan beden hareketleri çok mühimdir. Namaz vakitleri, kan dolaşımını tazelemek ve teneffüsü canlandırmak için en uygun vakitlerdir.
8- Uykuyu tanzim eden önemli unsur namazdır. Hattâ vücûtta biriken statik (durgun) elektriklenme, secde yapmakla topraklama yapılmış olur. Böylece vücut tekrar zindeliğe kavuşur.
Namazın bu faydalarına kavuşmak için, namazı vaktinde kılmakla birlikte, temizliğe, çok yimemeğe ve yinilen gıdaların temiz, helâl olmasına da dikkat edilmesi de lâzımdır.
Namazın önemi
Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz var idi. Yâni her ümmet mutlaka namaz kılardı. Kimisi sabah, kimisi öğle, kimisi akşam, kimisi yatsı namazı kılardı. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi.
Namaz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Mükellef olan yâni âkıl ve bâlig olan her müslümanın, hergün beş vakit namaz kılması "Farz-ı ayn"dır. Farz olduğu, Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmiştir.
Yedi yaşındaki çocuğa, namaz kılmasını emretmek, on yaşında kılmaz ise, zorla kıldırmak lazımdır. Resûlullah efendimiz, Eshâbına:
- Birinin evi önünde nehir olsa, hergün beş kere bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı? diye sordu. Eshâbı:
- Hayır, yâ Resûlallah! dediler.
Bunun üzerine Peygamber efendimiz:
- İşte, beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günâhları affolunur, buyurdu.
Namazla ilgili diğer hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
(Namaz dinin direği, her hayrın anahtarıdır.)
(Kıyâmette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer ameller kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir amel kabûl edilmez.)
Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri buyurdu ki:
"Beş namaz vakitleri gelince, melekler der ki; Ey Âdemoğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi namaz kılarak söndürünüz."
Tembellikle namaz kılmayıp fakat, her namaz vaktinde namaz kılmadığı için üzülen, kâfir olmaz, ancak büyük günâh işlemiş olur. Hadîs imâmları, söz birliği ile bildiriyor ki, "Bir namazı vaktinde amden kılmıyan, yâni namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur veya ölürken îmânsız gider." Yâ namazı, hâtırına bile getirmiyenler, namazı vazîfe tanımıyanlar ne olur? Büyüklerden biri şeytana dedi ki:
- Senin gibi mel'ûn olmak istiyen, ne yapmalıdır? İblîs sevinip:
- Benim gibi olmak istiyen, namaza ehemmiyyet vermez ve doğru, yalan, herşeye yemîn eder, yâni çok yemîn eder! dedi. O kimse de:
- Şeytan gibi mel'un olmak istemiyen hiçbir namazını bırakmamalı ve herşeye yemîn de etmemelidir, dedi.
Din büyüklerimiz buyurmuşlar ki:
Beş şeyi yapmıyan, beş şeyden mahrûm olur:
1- Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez.
2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz.
3- Sadaka vermeyenin, vücudunda sıhhat kalmaz.
4- Duâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz.
5- Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehâdet getiremez.
Görülüyor ki, farz namazı kılmamak, îmânsız gitmeğe sebep olmaktadır. Namaza devam, kalbin nûrlanmasına ve saadet-i ebediyyeye yâni sonsuz saadete kavuşmaya vesîledir. Peygamberimiz (Namaz nûrdur.) buyurdu. Yâni, dünyada kalbi parlatır. Âhırette sırâtı aydınlatır.
Namaz, kötülüklerden uzaklaştırır
Namaz kılmak, Allahü teâlânın büyüklüğünü düşünerek, O'nun karşısında kendi küçüklüğünü anlamaktır. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Şartlarına uygun olarak kılınan namaz insanı kötülüklerden uzaklaştırır. Nefsine uyanın namazı sahîh olsa da, bu meyveleri veremez. Hergün beş kere, Rabbinin huzûrunda olduğuna niyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar.
Namazda yapılması emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar sağlamaktadır. Câmilerde cemâ'at ile namaz kılmak, müslümanların kalblerini birbirlerine bağlar. Birbirlerinin kardeşleri olduklarını anlarlar.
İbâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya en çok yaklaştıran yararlı şey, namazdır. Peygamberimiz, (Namaz dînin direğidir. Namaz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir. Namaz kılmayan, elbette dînini yıkar.) buyurdu.
Namazı doğru olarak kılmakla şereflenen bir kimse, çirkin, kötü şeyler yapmaktan korunmuş olur.
Ankebût sûresinin kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Doğru kılınan namaz, insanı fahşâdan ve münkerden her hâlükârda uzaklaştırır.) buyuruldu.
İnsanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir namaz, doğru namaz değildir. Görünüşte namazdır. Bununla beraber, doğrusunu yapıncaya kadar, bildiği kadarını yapmayı elden bırakmamalıdır.
Büyüklerimiz, (Birşeyin hepsi yapılamazsa, azını da elden kaçırmamalıdır.) buyurdu.
Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüşü hakîkat olarak kabûl edebilir.
Böyle bozuk namaz kılacağına, hiç kılma dememelidir. Bu sözü din düşmanları çıkarmıştır. Böyle bozuk kılacağına doğru kıl demelidir. Bu inceliği iyi anlamalıdır.
Namazları cemâ'at ile ve huşû' ve hudû' ile kılmalıdır. Çünkü, insanı dünyada ve âhırette felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak namazdır. Mü'minûn sûresinin başındaki âyet-i kerîmede meâlen, (Mü'minler her hâlükârda kurtulacaktır. Onlar, namazlarını huşû' ile kılanlardır.) buyuruldu.
Gençlerin ibâdet etmeleri, namaz kılmaları daha kıymetlidir. Çünkü, nefislerinin kötü isteklerini kırmakta ve ibâdet etmek istememesine karşı gelmektedirler.
Kur'ân-ı kerîmin birçok yerinde namaz kılmak emredilmektedir. Ba'zı sinsi din düşmanlarının, câhil müslümanlara, "Sana namazı bağışladım. Artık kılma!" yahud "Allahın ve Peygamberin emrettiği namaz, herkesin yaptığı, yatıp kalkmak ve belli şeyleri okumak değildir. Allahın ismini zikretmek ve O'nun büyüklüğünü düşünmek demektir." demelerine aldanmamalıdır.
Namaz kılmak ölünceye kadar her müslümana farz-ı ayndır. Bu şekilde inanmıyan dinden çıkmış olur. Namaz, ibâdetlerin en kıymetlisidir. Namaz, İslâm dîninin direklerinden en önemlisidir. Allahü teâlâ, kullarının yalnız kendisine ibâdet etmeleri için, namazı farz etti. Nisâ sûresinin yüzüçüncü âyet-i kerimesinde meâlen; namazın mü'minler üzerine, vakitleri belirli bir farz olduğu bildirilmektedir.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Namaz, dînin direğidir. Namaz kılan dînini yapmış olur. Namaz kılmıyan dînini yıkmış olur.)
Seher vakti kılınan namaz
Namaz kişinin sığınağı, sıkıntıda olanların, en büyük yardımcısıdır. Çok önceleri, Horasan ilinin çok âdil, iyi kalbli bir vâlisi vardı. Adı, Abdullah bin Tahir. Bu vâlinin jandarmaları birgün bir kaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi... Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. Hâdisenin olduğu sırada Hiratlı bir demirci de Nişabur'a gitmişti. Bir zaman sonra evine dönerken, yolu Horasan'dan geçiyordu. Kaçan hırsız olduğunu zannederek, yakaladılar bunu. Diğer hırsızlarla vâlinin huzûruna çıkardılar. Vâli:
- Hepsini hapsedin! dedi.
Bu suçu olmayan demirci, hapishanede, seher vakti abdest alıp, iki rek'at namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
"Yâ Rabbî! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!" diye duâ etti.
Bu mazlûm demirci böyle yalvarırken, vâli evinde uyuyordu. Uyurken dört kuvvetli kimsenin gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uyandı uykudan. Bu rü'yâdan çok korktu. Hemen kalkıp, abdest aldı. Namaz kıldı iki rek'at. Tevbe istiğfar edip, tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlûmun âhı olduğunu anladı. Hırsızlar hatırına geldi. Acaba içlerinde suçsuz olanlar mı vardı?
Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
- Acaba bu gece hapishanede suçsuz birisi kalmış mı?
- Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor. Gözyaşları döküyor.
- Hemen o adamı buraya getir!
Demirciyi vâlinin huzûruna getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı. Ve dedi ki:
- Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabûl et. Ayrıca herhangi bir arzun olunca bana gel!
- Ben hakkımı helâl ettim... Verdiğiniz hediyeyi de kabûl ettim. Fakat, işimi dileğimi senden istemeğe gelemem.
- Niçin gelemezsiniz?
- Çünkü benim gibi bir fakir için senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı hiç? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Nice muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım?
Tabiî ki, namazın insanı sıkıntıdan kurtarması için şartlarına uygun ve Cenâb-ı Hakka tam bir tevekkül içinde kılınması şarttır. Allaha tam bir teslimiyet şeklinde kılınmalıdır. Gerçekten, insan sıkıntıya düştüğünde hemen abdest almalı, namaz kılmalı, Kur'ân-ı kerîm okumalıdır. Tecrübeyle sabittir ki, böyle yapanların çok kere, sıkıntılarının hafiflediği görülmüştür. Fakat, kılınan namazın şartlarına uygun olması lâzımdır. Şartlarına tam uyulmadan kılınan namaz, insanı namaz kılma borcundan kurtarır ise de, vadedilen büyük sevaplara kavuşturmaz. Peygamber aleyhisselâm bir gün:
- En büyük hırsız, namazından çalan kimsedir, buyurdu.
- Yâ Resûlallah! Bir kimse kendi namazından nasıl çalar? diye sordular eshâbdan. O zaman buyurdu ki:
- Namazın rükü'unu ve secdelerini tamam yapmamakla. Rükü'da ve secdelerde, belini yerine yerleştirip biraz durmayan kimsenin namazını Allahü teâlâ kabûl etmez.
Namaz kılmayanın hâli
Namaz kılmamanın cezâsı çok büyüktür. Hadîs-i şerîfte, (Bir namazı, özürsüz olarak vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır) buyuruldu. Bir hukbe seksen senedir. Her senesi üçyüzaltmış gündür. Her günü, seksen dünya senesidir.
Kazâya kalan namazı kılacak kadar vakitlerin herbiri geçtikçe, bu bir namazın günâhı kat kat artar. Ya birkaç namaz olursa, cezâsı çok çetin olur. Her ne pahasına olursa olsun, kılmadığımız veya kılamadığımız namazlarımızı bir ân önce, kazâ etmek ve affı için tevbe etmek, çok yalvarmak lâzımdır. Namaz kılmayanın, Allahü teâlânın büyüklüğü karşısında titremesi, erimesi lâzımdır.
Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
(Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir. Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir. Dünyada olan altı azap:
1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
2- Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.
3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
4- Duâları kabûl olmaz.
5- Onu kimse sevmez.
6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.
Ölürken çekeceği azaplar:
1- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
2- Aç olarak ölür.
3- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.
Mezarda çekeceği acılar:
1- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
2- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece, gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
3- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.
Kıyâmette çekeceği azaplar:
1- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
2- Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
3- Hesâbı çok çetin olup, Cehenneme atılır.)
Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz. Ömründe, hayır ve menfaat görmez. Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer. Ma'nevî huzûru olmaz. Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz.
Namaz kılmamakla işlediği bu büyük günâhı anlayan, bunun şuuruna geç de olsa eren kimsenin derhal tevbe edip, namazlarını kazâ etmesi lâzımdır.
Cenâb-ı Hak kullarına karşı çok merhametlidir. Günâhları affetmeyi çok sever. Tekrar tekrar, kâfirlerin ve müslümanların dünyada iken yapacakları tevbeleri kabûl edeceğini bildirmiştir.
Namaz kılmayanların tevbelerinin kabûl olması için de namazlarını kazâ etmeleri, kazâ etmeye kesinlikle niyet edip, kazâ kılmaya başlamaları lâzımdır. Bunun gibi, insanların haklarına tecâvüz etmiş olanların da, önce bu hakları ödemeleri lâzımdır. Kul hakkı çok önemlidir.
Namazları da cemâ'atle kılmalıdır. Cemâ'atten birinin namazı kabûl olursa, onun hürmetine diğerlerinin de namazı kabûl olur. Ayrıca, kimin Cenâb-ı Hakkın sevgili kulu olduğu bilinmez. Cemâ'atin içinde, Allahü teâlânın sevgili bir kulu varsa, onun yüzü suyu hürmetine diğerlerinin namazları kabûl olur.
Namaz kötülüklerden korur
Namaz insanları, çirkin, kötü ve yasak olan şeylerden men eder, korur. Namazını dosdoğru edâ eden mü'minlerin felâh bulacakları âyet-i kerîmede bildirilmiştir.
Evliyânın büyüklerinden Fudayl bin Iyâd hazretleri, önceleri Merv ve Ebyurd şehirleri arasında eşkıyâlık yapardı. Sahranın tenha bir yerinde çadırını kurar, eşkıyâ reisi olduğu için kendisi içerde otururdu.
Arkadaşları yoldan geçen kervanları soyarlar, ele geçirdikleri malların hepsini getirip, Fudayl bin Iyâd'a teslim ederlerdi. O da getirilen malları arkadaşlarına taksim ederdi.
Hayret edilecek bir husustur ki, eşkıyâlık yaptığı hâlde, namaza çok önem verirdi. Kendisi namazını hiç terk etmediği gibi, namaz kılmıyan hizmetçilerini de yanından kovardı.
Bir gün büyük bir kervan geldi. Fudayl bin Iyâd'ın arkadaşları kervanı farkedince yolunu kesmek üzere hazırlanmağa başladılar.
Kervan içinde bulunan zengin birisi, eşkıyâları farketti ve "Altınlarımı öyle bir yere saklıyayım ki, eşkıyâlar eşyalarımızı alırsa hiç olmazsa geriye bunlar kalsın" düşüncesiyle kervandan ayrılıp uygun bir yer aramaya başladı.
Bir çadır gördü, hemen oraya koştu. Orada, birisinin, hem de ta'dil-i erkân üzere, şartlarına uygun olarak, çok düzgün bir şekilde namaz kıldığını gördü... Sevindi, kendi kendine: "Namaz kıldığına göre güvenilir biridir. Altınları buna gönül rahatlığı ile emânet bırakabilirim" diye söyledi. Selâm vermesini bekledi. Sonra:
- Bir miktar altınım var, size emânet etmek istiyorum, dedi.
Fudayl bin Iyâd, çadırın bir köşesini işâret edip:
- Oraya bırak! diye cevap verdi.
Gelen kimse altınları bırakıp kervanın yanına dönünce, eşkıyâların, kervandaki eşyâları alıp götürdüklerini gördü. Biraz sonra kervan hareket edecekti. Hareketten önce koşup emânet bıraktığı altınları almak için çadıra vardı. Baktı ki, biraz önce kervanı soyan eşkıyâlar kervandan aldıkları malları, altınları, emânet olarak bıraktığı kimsenin önüne koymuşlar. O da bunları taksim ediyor. Adam şaşırdı:
- Demek altınları eşkıyâların reisine vermişim, deyip üzüntü ile geri dönmek istedi. Bu arada Fudayl seslendi:
- Niçin gelmiştin, niçin dönüp gidiyorsun?
- Emânet bıraktığım altınları almak için gelmiştim. Fakat, yanlış iş yapmışım...
- Altınlarını, bıraktığın yerden al, biz emânete hıyânet etmeyiz.
Adam şaşkınlık ve sevinç içinde, altınları koyduğu yerden alıp kervana koştu. Fudayl'ın adamları:
- Biz hiç para bulamadık, sen ise bunları geri veriyorsun, dediler.
Fudayl bin Iyâd dedi ki:
- O bana hüsn-i zan etti. Altınları emânet etti. Ben o kimsenin, benim hakkımdaki iyi niyetini doğru çıkardım. Ola ki, Allahü teâlâ da benim kendisi hakkındaki hüsn-i zannımı doğru çıkarır.
Altınlarını emânet olarak bıraktığı kimse, çadırdan uzaklaşırken, Ankebût sûresinin "Elbette namaz insanı, çirkin ve dinin yasak ettiği şeylerden alıkoyar" meâlindeki âyet-i kerîmesini hatırladı. Sonra, Fudayl bin Iyâd'a, hidâyete kavuşması için hayır duâ etti.
Az zaman sonra da, Fudayl bin Iyâd'a tevbe etmek nasip oldu. Adamları ile beraber tevbe etti. Aldığı malları fazlasıyla sahiplerine geri verdi. Herkes ile helâllaştı. Samimi tevbesi onu, Allahın sevgili kulları arasına soktu. Daha sonra birçok kerâmetleri görüldü.

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-11-2005   #18 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı

NAMAZDAKİ DİĞER HÜKÜMLER

Namazda yapılan, fiillerin, hareketlerin, okunacak şeylerin hükümlerini bilmek lâzımdır. Bu hükümler bilinmezse, bunlar yapılmadığında veya yanlış yapıldığında, telâfisi, düzeltilmesi mümkün olmaz. Meselâ, yapılması farz olan bir fiil, unutulduğunda namaz olmaz. Yapılması sünnet olan bir fiil unutulduğunda namaz sahih olur. Fakat sevâbı eksik olur.
Namazdaki bu fiilerin hükümleri sırasıyla şöyle:
Hanefî mezhebinde, elleri kulağın hizâsına kaldırmak sünnet.
Ellerin ayasını, içini kıbleye yöneltmek sünnet.
Erkeklerin baş parmağını kulağın yumuşağına değdirmesi ve kadınların, ellerini omuz hizâsına kaldırmaları müstehab.
İlk tekbîr, ya'nî “Allahü ekber” demek farz.
Diğer tekbîrler sünnet.
Tekbîr aldıktan sonra, el bağlamak sünnet. Sağ eli, sol elin üstüne koymak, sünnet.
Erkeklerin, ellerini göbekten aşağı bağlaması ve kadınların, göğsüne koyması sünnet.
Erkeklerin, sağ elin parmaklarıyla sol elin bileğini pekçe kavraması müstehab.
Namazda, İmâm olsun, cemâ'at olsun ve yalnız olsun Sübhâneke okumak sünnet.
İmâmın veya yalnız kılanın, E'ûzü okuması sünnet.
Besmele okumak sünnet.
Fâtiha-i şerîfe okumak ve Fâtihadan sonra, bir sûre okumak vâcib.
Kıyâmda iken üç âyet, yâhut, üç âyet kadar uzun bir âyet okumak farz.
Kıyâmda, ayakta iki ayak arasında dört parmak açıklık bulundurmak, rükü'a giderken topukları birleştirmek sünnet.
Rükü'da belini eğmek farz.
Üç kere “Sübhâne rabbiyelazîm” demek sünnet. Beş kere veya yedi kere demek müstehab.
Rükü'dan kıyâma doğruldukta ve iki secde arasında doğrulup oturdukta, bir kere (Sübhânallah) diyecek kadar beklemek, vâcib.
Secdede, başını secdeye koymak farz.
Üç kere “Sübhâne rabbiyel-a'lâ” demek sünnet.
Beş kere veya yedi kere demek müstehab.
Secde yaparken, önce iki diz, sonra iki el, sonra burun ve sonra alın yere konur. Baş parmaklar, kulaklar hizâsında olur. Ayakların, en az birer parmağını yere koymak farzdır.
Secde yeri, dizlerini koyduğu yerden yirmibeş santimetre yüksek olunca namaz mekrûh olur.
Secdede dirsekler bedenden, karın da uyluklardan açık tutulur. Ayak parmaklarının uçları kıbleye karşı tutulur. Rükü'a eğilirken topuk kemiklerini birbirine yapıştırmak sünnet. Secdede ise bitişik tutulur.
Kadınlar, namaza dururken, ellerini omuzlarına kadar kaldırır. Ellerini kol ağzından dışarı çıkarmaz. Sağ avucu sol üzerinde olarak göğüs üstüne kor. Rükü'da az eğilir. Belini kafası ile düz tutmaz. Rükü'da ve secdede parmaklarını açmaz. Birbirlerine yapıştırır. Ellerini dizleri üzerine kor. Dizlerini büker. Dizlerini tutmaz. Secdede kollarını, karnına yakın olarak yere serer. Karnını uyluklarına yapıştırır.
Kadınlar, teşehhüdde, ayaklarını sağa çıkararak yere oturur. El parmaklarının ucu dizlerine uzanır. (Erkekler de dizi kavramaz.)
Ka'de-i ûlâda, ilk oturuşta oturmak, vâcib.
Ka'de-i ahîrede, son oturuşta oturmak farz. Son ka'dede tehıyyât okumak vâcib.
Ka'de-i ahîrelerde, salevât ya'nî salli - bârik okumak sünnet. İkindi ve yatsının dört rek'at sünnetlerinde her ka'dede, her iki oturuşta da salevât duâlarını okumak sünnet, diğer duâları okumak müstehab.
Selâm lafzı, vâcib.
Ve selâmda, iki yanına bakmak sünnet.
Dikkatle bakmak müstehab.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-11-2005   #19 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Namaz Büyük Emirdir


Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz vardi. Hepsinin kildigi bir araya toplanarak, Muhammed aleyhisselâma inananlara farz edildi. Namaz kilmak, îmânin sarti degildir. Fakat namazin farz olduguna inanmak, îmânin sartidir.

Namaz, dînin diregidir. Namazini devâmli, dogru ve tam olarak kilan kimse dînini kurmus, Islâm binâsini ayakta durdurmus olur. Namazi kilmayan, dînini ve Islâm binâsini yikmis olur. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki; (Dînimizin basi, namazdir). Bassiz insan olmadigi gibi, namazsiz da, din olmaz.

Namaz, Islâm dîninde îmândan sonra ilk farz edilen emirdir. Allahü teâlâ, kullarinin yalniz kendisine ibâdet etmeleri için namazi farz etti. Kur'ân-i kerîmde yüzden fazla âyet-i kerîmede (Namaz kiliniz!) buyurulmaktadir. Hadîs-i serîfte, (Allahü teâlâ, hergün bes vakit namaz kilmayi farz etti. Kiymet vererek ve sartlarina uyarak, hergün bes vakit namaz kilani Cennete sokacagini, Allahü teâlâ söz verdi) buyuruldu.

Namaz, dînimizde yapilmasi emredilen bütün ibâdetlerin en kiymetlisidir. Bir hadîs-i serîfde, (Namaz kilmayanin, Islâmdan nasîbi yoktur!) buyuruldu. Yine bir hadîs-i serîfte, (Mü'min ile kâfiri ayiran fark, namazdir) buyuruldu. Ya'nî mü'min namaz kilar, kâfir kilmaz. Münâfiklar ise ba'zan kilar, ba'zan kilmaz. Münâfiklar, Cehennemde çok aci azab görecektir. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz buyurdu ki: (Namaz kilmayanlar, kiyâmet günü, Allahü teâlâyi kizgin olarak bulacaklardir. )

Namaz kilmak, Allahü teâlânin büyüklügünü düsünerek, Onun karsisinda kendi küçüklügünü anlamaktir. Bunu anlayan kimse, hep iyilik yapar. Hiç kötülük yapamaz. Hergün bes kerre, Rabbinin huzurunda oldugunu niyyet eden kimsenin kalbi ihlâs ile dolar. Namazda yapilmasi emrolunan her hareket, kalbe ve bedene faydalar saglamaktadir.

Câmilerde cemâat ile namaz kilmak, müslümânlarin kalblerini birbirine baglar. Aralarinda sevgiyi saglar. Birbirlerinin kardes olduklarini anlarlar. Büyükler, küçüklere merhametli olur. Küçükler de, büyüklere saygili olur. Zenginler, fakirlere ve kuvvetliler, zayiflara yardimci olur. Saglamlar, hastalari câmi'de göremeyince, evlerinde ararlar. (Din kardesinin yardimina kosanin, yardimcisi Allahü teâlâdir.) hadîs-i serîfindeki müjdeye kavusmak için yaris ederler.

Namaz; insanlari, çirkin, kötü ve yasak olan seylerden alikoyar. Günâhlara keffâret olur. Hadîs-i serîfte, (Bes vakit namaz, sizden birinizin kapisinin önünde akan dere gibidir. Bir kimse, o dereye hergün bes defa girip yikansa, üzerinde kir kalmiyac agi gibi, iste bes vakit namazi kilanlarin da, böyle küçük günahlari afv olunur) buyuruldu.

Namaz, Allahü teâlâya ve Resûlüne îmândan sonra bütün amel ve ibâdetlerden daha üstün bir ibâdettir. Bunun için namazlari, farzlarina, vâciblerine, sünnetlerine, müstehablarina riâyet ederek kilmalidir. Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" bir hadîs-i serîflerinde buyurdu ki: (Ey ümmet ve eshâbim!! Edâsina tamamiyle riâyet olunan namaz, Allahü teâlânin begendigi bütün amellerin en üstünüdür. Peygamberlerin sünnetidir. Meleklerin sevdigidir. Ma'rifetin, yerin ve göklerin nûrudur. Bedenin k uvvetidir. Riziklarin berekâtidir. Düânin kabûlüne vesîledir. Melek-ül-mevte [ya'nî ölüm melegine] , sefaâtçidir. Kabirde isik, Münker ve Nekire cevaptir. Kiyâmet gününde üzerine gölgedir. Cehennem atesiyle kendi arasinda siperdir. Sirât köprüsünü yil dirim gibi geçiricidir. Cennetin anahtaridir. Cennette basina tâcdir. Allahü teâlâ, mü'minlere namazdan daha önemli bir sey vermemistir. Eger namazdan daha üstün bir ibâdet olsaydi, en önce mü'minlere onu verirdi. Zirâ meleklerin kimi devamli kiyâmda , kimi rükû'da, kimi secdede, kimi de tesehhüddedir. Bunlarin hepsini bir rek'at namazda toplayip, mü'minlere hediyye verdi. Zirâ namaz, îmânin basi, dînin diregi, islâmin kavli ve mü'minlerin mi'râcidir. Gögün nûru ve Cehennemden kurtaricidir).

Birgün hazret-i Alînin "radiyallahü anh ve kerremallahü vecheh" ikindi namazi geçmisti. Üzüntüsünden kendisini dagdan asagi atti. Inleye inleye aglayip, feryat etti. Peygamberimiz Muhammed Mustafa "sallallahü aleyhi ve sellem", Onun bu durumundan haber alinca, bütün Eshâbi ile berâber hazret-i Alînin "radiyallahü anh" yanina geldiler. Hâlini görünce, kâinatin Efendisi olan Peygamberimiz "sallallahü aleyhi ve sellem" de aglamaya basladi. Düâ etti. Günes tekrar yükseldi. Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" efendimiz: (Yâ Alî! Basini kaldir, günes halâ görünüyor) buyurdu. Hazret-i Alî "radiyallahü anh" buna çok sevindi ve namazini kildi.

Hazret-i Ebû Bekr-i Siddîk "radiyallahü anh", bir gece, çok ibâdet etdiginden, gece sonunda uyku basdirdi. Vitr namazi geçdi. Sabah namazinda, Peygamber efendimizi takip ederek, mescid kapisinda huzuruna gelip feryât etti. (Yâ Resûlallah! Imdâdima yetis, vitr namazim geçdi) diye agliyarak yalvardi. Resûlullah efendimiz de, aglamaya basladi. Bunun üzerine Cebrâil "aleyhisselâm" gelip, (Yâ Resûlallah! Siddîka söyle ki, Allahü teâlâ Onu afv eyledi) dedi.

Evliyânin büyüklerinden Bâyezîd-i Bistâmî "kuddise sirruh", bir gece uyku bastirip, sabah namazina uyanamadi. O kadar aglayip inledi ki, bir ses isitti: (Ey Bâyezîd! Bu kusurunu afv eyledim. Bu aglamanin bereketi ile sana ayrica yetmis bin namaz sevâbi verdim) buyuruldu. Birkaç ay sonra yine uyku bastirdi. Seytan gelip, mübârek ayagindan tutarak uyandirdi. (Kalk, namazin geçmek üzeredir) dedi. Bâyezîd-i Bistâmî hazretleri buyurdu ki: (Ey mel'ûn, sen böyle isi nasil yaparsin? Sen, herkesin namazinin kaçmasini, vaktini geçirmesini istersin. Beni niçin uyandirdin?) Seytan dedi ki: (Sabah namazini kaçirdigin gün, aglayarak yetmisbin namaz sevâbi kazanmistin. Bugün onu düsünerek, seni uyandirdim ki, bir vakit namaz sevâbi bulasin. Yetmisbin namaz sevâbina kavusamiyasin!)

Büyük velî Cüneyd-i Bagdâdî hazretleri buyurdu ki: (Dünyanin bir saati, kiyâmetin bin senesinden daha iyidir. Zirâ bu bir saatte, sâlih, makbûl bir amel islenebilir ve o bin senede birsey yapilamaz). Resûlullah "sallallahü aleyhi ve sellem" buyurdu ki: (Bir kimse bir namazi, bile bile öbür namaza birlestirirse, seksen hukbe Cehennemde yanacaktir). Bir hukbe, seksen âhiret senesidir. Âhiretin bir günü bin dünya senesidir.

O halde, ey din kardesim! Vaktini bos, faydasiz seylerle geçirme. Zamaninin kiymetini bil. Vaktini en iyi seylere sarfet. Sevgili Peygamberimiz, (Musîbetlerin en büyügü, vakti faydasiz seylerle geçirmektir) buyurdu. Namazlarini vaktinde kil ki, kiyâmet günü pisman olmayip, çok büyük sevâba kavusasin! Hadîs-i serîfte buyuruldu ki, (Bir namazi vaktinde kilmayarak kazâya birakip, edâ etmezden önce vefât eden kimsenin mezarina, Cehennemden yetmis pencere açilip, kiyâmete kadar azâb çeker). Bir namazini vaktinde bile bile kilmayan, ya'nî namaz vakti geçerken, namaz kilmadigi için üzülmeyen, dinden çikar veya ölürken îmânsiz gider. Yâ namazi, hatirina bile getirmeyenler, namazi vazife tanimayanlar ne olur? Namaza ehemmiyyet vermiyenin, onu vazîfe tanimiyanlarin kâfir olacaklarini dört mezhebin bütün âlimleri sözbirligi ile bildirmislerdir. Namazi bile bile kilmayip, kazâ etmeyi düsünmeyen ve bunun için azâb çekeceginden korkmayan kimsenin de kâfir olacagi, Abdülganî Nablûsî hazretlerinin "Hadîkatün nediyye" kitâbinin "Dilin âfetleri" bölümünde yazilidir.


Bu yasa erisdin ne amel kildin?
Ömrün gelip geçdi, pismân mi oldun?
Simdi huzûruma ne yüzle geldin,
derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

Iki yol gösterdim, hem akil verdim,
bir yolu seçmekde, serbest birakdim.
Serî'ati terk edip, nefsine uydun,
derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

Soguk, sicak dedin, abdest almadin,
dünyâya daldin, nemâz kilmadin.
Cenâbet gezip, gusl etmedin,
derse Allah, sen ne cevâb verirsin?

Niçin, abdest alip, kilmadin nemâz,
yalvarip Hâlika, etmedin niyâz?
Gusl abdesti almak lâzim kis ve yaz,
derse Allah, sen ne cevâb verirsin?
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 02-11-2005   #20 (mesaj-linki)
By_X
Avatarı Yok (No Avatar)
BAYRAM NAMAZLARI

Bayram namazları hicretin birinci yılında meşru kılınmıştır. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu namazlara devam etmiştir. Erkek ve kadınlara kılmalarını emrettiği müekkcd sünnetlerden biridir. Bayram namazlarına ait hususları aşağıda kısaca zikredelim:

2.201. Yıkanma, Kokulanma ve En Güzel Elbiseyi Giymenin Müstehab Olduğu

Ca'fcr bin Muhammed'in babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisseîâm her bayramda en güzel hırkasını giyerdi. (Bu hadisi Şafiî ve Beğavî rivayet etmiştir.) Hasan'dan rivayeten; o demiştir ki: "Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bulabildiğimiz en iyi elbiseyi giymemizi, bulabildiğimiz en iyi kokuyla kokulanmamızı, bulabil-
diğimiz en pahalı kurbanı kesmemizi emrederdi." (Hadîsi Hâkim rivayet etti. Hadisin ravilerinden İbn lshâk ve İbn Berzah da vardır. Ezdî'nin zayıf saydığı bu zatı ibn Hibbân sika saymıştır.) İbn Kayyım şöyle demiştir: "Rasülüllah her iki bayramda en güzel elbisesini giyerdi. Onun iki bayram ve cum'a günü giymiş olduğu iki elbisesi vardı."

2.20.2. Ramazan Bayramına Çıkmadan Önce Yemek

Ramazan bayramında namaza çıkmadan önce tek olarak birkaç hurma yemek sünnettir. Kurban bayramında yemeği namazdan dönünceye kadar tehir etmek ve kurban kesmişse etinden yemek de sünnettir. Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisseîâm birkaç hurma yemeden bayrama çıkmaz ve onları ıck yapardı." (Hadisi Buharî ve Ahmcd rivayet etmiştir.) Bürcyde (r.a.)'dcn rivayeicn: "Nebî aleyhisseîâm yemeden bayram namazına çıkmaz, Kurban bayramında ise, dönünceye kadar birşey yemc/.di." (Hadîsi Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmcd rivayet etmiştir. Ahmcd'in rivayetinde şu ilâve vardır: "Kurbanın etinden yerdi.") Muvaüa'da Sa'îd b. Mü-seyyeb (r.a.)'den rivayeten şöyle denmiştir: "insanlar, bayram namazına çıkmadan önce yemek yemekle emrolunurlardı." İbn Kudâmc: "Ramazan bayramı günü yemeğe acele etmenin müstehab olduğunda bir ihtilâf bilmiyoruz," demiştir.

2.20.3. Namazgaha Çıkış

Bayram namazının mescidde eda edilmesi caizdir. Fakat yağmur ve benzeri gibi özür olmadığı müddetçe şehrin dışında musalla'da eda edilmesi daha efdaldir. Çünkü Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazlarını musalla'da kılardı. Sadece bir defa yağmur Özrü sebebiyle bayramı mescidde kılmıştır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayclen: Bayram günü yağmur yağmış, Nebi aleyhisseîâm da bayram namazını onlara mescidde kıldırmışlı. (Hadîsi Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Yalnız senedinde meçhui bir kişi vardır. Hafız 'Telhis' kitabında "hadîsin senedi zayıftır," demiş, Zehebî ise, "hadîs münkerdir," demiştir.)

2.20.4. Kadın ve Çocukların Bayrama Çıkması

Kadın ve çocukların bayram namazına çıkmaları meşrudur. Bu konuda genç ihtiyar, dul, bekâr ve hâiz arasında fark yoktur. Ümmü Atiy-ye'nin hadisi şöyledir: "Bu durumda hayırları görsünler ve müslümanîarm davetine katılsınlar diye, bayram günleri genç ve hayızlı kadınların bayrama çıkarı İmal arı yle emrolunduk. Ancak hayızlı kadınlar ayrı bir yerde
dururlar." (Hadisi Buharı ve Müslîm rivayet etmiştir.) Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarını ve kızını bayram namazına çıkarırdı. (Hadisi Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.) Yine Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm ile beraber ramazan ve kurban bayramına çıktık. Namaz kıldı, sonra hutbe okudu, sonra kadınların yanma gelerek onlara vaaz etti. Günün önemini hatırlattı ve sadaka vermekle emretli." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

2.20.5. Yol Değiştirmek

ilim ehlinin çoğu, bayram namazına gittiği yoldan değil de imam olsun, cemaat olsun başka bir yoldan dönmesinin müstehab olduğu görüşündedirler. Câbir(r.a.)'den rivayelen; o şöyle demiştir: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü başka bir yoldan eve dönerdi." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem bayrama çıktığı zaman çıktığı yolun dışında başka bir yoldan dönerdi." (Hadîsi Müslîm, Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Bayram günü, bayram namazına gidilen yoldan geri dönmek de caizdir. Ebû Dâvûd, Hâkim ve Buharî 'Tarih' kitabında Bekr b. Mübeşşir (r.a.)'den rivayeten; Bekr şöyle demiştir: "Rasûlüilah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabıyla ramazan ve kurban bayramında musalla'ya çıkardık. Buthân vadisinden gider, musalla'ya gelince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılar, sonra yine Buthân vadisinden evlerimize dönerdik." (Ibn Seken 'hadisin senedi iyi sayılır,' demiştir.)

2.20.6. Bayram Namazının Vakti

Bayram namazının vakti güneşin üç metre yükselmesinden zevale kadardır. Ahmcd b. Hasan el-Bcnnâ Cündüb hadisinden tahriç ederek şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem güneş iki mızrak yüksek iken bize ramazan bayramını kıldırdı. Güneş bir mızrak iken bize kurban bayramı namazını kıldırdı." Şcvkânî şöyle demiştir: "Bu hadis, bayram namazının vaktinin belirtilmesi konusunda gelen haberlerin en iyisidir. Yine bu hadîsten; kurban bayramı namazını acele kılmak ve ramazan bayramı namazını tehir etmenin müstehab olduğu da anlaşılmaktadır." îbn Kudâme; "Kurban kesme vakti geniş olsun diye, kurban bayramı namazını öne almak sünnet olduğu gibi, sadaka-i fıtr vaktinin geniş olması için ramazan bayramını uzak kılmak da sünnettir. Bu konuda başka zıt bir görüş bilmiyoruz," demiştir.

2.20.7. Bayram Namazlarında Ezan ve Kamet

Ibn Kayyım demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem musalla'ya vardığı zaman ezan ve kamet getirmeden, "es-salâtü câmi'atün' demeden namaza başlardı. Sünnet oian bunların hiç birisini yapmamaktır. Ibn Abbâs ve Câbir (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; şöyle demişlerdir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ramazan ve kurban bayramlarında ezan okunmazdı." (Hadîsi Buharî ve Müslîm rivayet etmiştir.) Müslim, 'Atâ'dan rivayeten şöyle demiştir: "Câbir bana haber verdi ki ramazan bayramı namazında imam çıktığı zaman veya imam çıktıktan sonra ezan, kamet, nida ve benzeri herhangi birşey yoktur. O gün nida etmek de yok, kâmet de yok." Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ezan ve kâmetsiz bayramı kılmış, aralarını bir oturuşla ayırmadan ayakta iken arka arkaya iki hutbe okumuştur." (Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir.)

2.20.8. Bayram Namazlarında Tekbir

Bayram namazı iki rek'attir. Birinci rek'atta; iftitah tekbirinden sonra, kırâetten önce yedi tekbir almak sünnettir. İkinci rek'atla; kıyam tekbiri hariç tekbir almak, her tekbirde elleri kaldırmak sünnettir. Amr b. Şu-ayb babasından, o da dedesinden rivayeten: "Nebi aleyhisselâm bayramda oniki tekbir almıştır. Birinci rek'atta yedi, son rek'atta beş tekbir almış, bayramdan önce ve sonra herhangi bir namaz kılmamıştır." (Hadîsi Ahmed ve Ibn Mâce rivayet etmiştir. Ahmed; "Ben bu görüşü benimsiyorum." demiştir.) Ebû Dâvûd ve Dârekutnî'nin rivayetine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ramazan bayramında birinci rek'atta yedi tekbîr, son rek'atta beş tekbir vardır. Her iki rek'atla tekbirden sonra kırâet vardır."
Bu görüş en kuvvetli görüş olup, sahabe, tabiîn ve imamlardan ilim ehlinin çoğu bu görüşü benimsemiştir.
Ibn Abdilberr şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam'dan bir takım ha-sen rivayetler varid olmuştur ki, bayram namazlarında birinci rek'atta yedi, ikinci rek'atta beş tekbir almıştır. Bu husus Abdullah b. Amr, Ibn Ömer, Câbir, Âişc, Ebû Vâkıt ve Amr bin Avf el-Müzenî'nin hadisinden rivayet olunmuştur. Bunun dışında kuvvetli veya zayıf bu hadise zıt bîr rivayet yoktur ve ilk olarak bu görüşle amel edilmiştir."
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, tekbirler arasında azıcık durup, herhangi bir zikir yaptığı varid değildir. Fakat Taberânî ve Beyhakî'nin Ibn Mes'ûd'dan kuvvetli bir senetle rivayet ettiğine göre; Ibn
Mes'ûd (r.a.) sözüyle ve fiiliyle Allah'a hamdcder, sena eder ve Rasûîül-lah sallallahu aleyhi ve sellem'e salâvat geLirirdi. Aynı durum Huzeyfe ve Musa'dan da rivayet olunmuştur. Tekbîr sünnet olup kasden veya unutarak icrkedilmesi ile namaz bozulmaz. İbn Kudâme; "bu konuda herhangi bir ihtilâf bilmiyorum," demiştir. Şcvkânî ise; "tekbîrleri unutarak terke-derse unuttuğu için sehiv secdesi yapmaz," görüşünü tercih etmiştir.

2.20.9. Bayram Namazından Önce ve Sonra Namaz Kılmak

Bayram namazından önce veya sonra sünnet kılmak sabit olmamıştır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı musalla'ya çıktıkları zaman bayram namazından önce veya sonra herhangi bir namaz kılma-mışlardjr. İbn Abbûs (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü musalla'ya çıkıp iki rek'at namaz kıidı. Ondan önce veya sonra başka namaz kılmadı." (Hadîsi Buharı, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir. İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten: Kendisi bayram günü musalla'ya çıktı. Bayramdan Önce veya sonra namaz kılmadı. İbn Ömer (r.a.) Nebi alcyhissclâm'm böyle yaptığını da ha-tırlaltı. Buharî'nin İbn Abbâs'dan zikrettiğine göre; bayramdan önce namaz kılmak mekruhtur. Ama mutlak olarak nafile kılmaya gelince; Hafız İbn Haccr 'Fetih' kitabında; "bütün günlerin kerahat vakitleri hariç, nafile kılmanın mcncdildiğine dair hususi bir delil mevcut değildir," demiştir.

2.20.10. Kimlerin Bayram Namazı Kılması Sahihtir

Bayram namazını erkek, kadın ve çocukların, misafir ve mukimin, cemaatle evde, mescidde ya da musallada
kılmaları sahihdir. Cemaatle namazı kaçıran kimse, iki rek'at namaz kılar. Buharı; 'Bayram namazım kaçıran iki rek'al namaz kılar' başlığı altında şöyle demiştir: "Kadınlarla evlerde ve köyierde duranlar da aynıdır. Çünkü Rasûlüllah: "Bu bizim, islâm ehlinin bayramıdır," buyurmuştur." Enes b. Malik (r.a.), kölesi ibn Ebî Utbe'yc bir köşeyi hazırlamasını emredip, çocuklarını ve ailesini orada topladı. Şehirde oturanların namazı ve tekbîrleri gibi namaz kıldırdı. İkrime (r.a.) şöyle demiştir: "Sevad ahalisi bayram günü toplanır, imamın yaptığı gibi iki rek'at kılardı." 'Atâ: "Bayram kaçıran iki rek'at kılar," demiştir.

2.20.11. Bayram Hutbesi

Bayram namazından sonra hutbe okunması ve onun dinlenmesi sünnettir. Ebû Sa'îd (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; o şöyle demiştir: "Rasû-
lüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ramazan ve kurban bayramı günü musallaya çıkardı. İlk önce namaza başlar, sonra bitince kalkar cemaatin karşısına geçerdi. Cemaat saflarında oturmuş olduğu halde onlara vaaz eder, tavsiyelerde bulunur ve onlara emirler verirdi. Eğer herhangi bir tarafa asker göndermek islerse gönderir, emredeceğini emreder, sonra dönerdi." Ebû Sa'îd (r.a.) devamla şöyle demiştir: "İnsanlar, Medine emiri olan Mervan'la birlikte kurban veya ramazan bayramına çıktığımız zamana kadar bu şekle devam ettiler. Mervan'la namazgaha çıkınca Kesir b. es-Sa'îd'in yaptığı minber karşımıza çıktı. Mcrvan kılmadan önce minbere çıkmak istedi. Elbisesini çektim. O da benden kurtularak minbere çıktı. Namazdan önce hutbe okudu. Ben de; 'Vallahi değiştirdiniz,' dedim. Mcrvan; "Ey Ebû Sa'îd, senin bildiğin devir geçti,' dedi. Ben de; 'Vallahi benim bildiğimden daha hayırlı bir şey bilmiyorum,' dedim. Mcrvan; 'Namazdan sonra cemaat oturup bizi dinlemiyor. Ben de hutbeyi namazdan önceye aldım,' dedi." (Bu hadisi Buharı ve Müslîm rivayet clmişlir.) Abdullah b. Sa'îd (r.a.)'den rivaycı olunduğuna göre: o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bayram namazında bulundum. Namaz bitince şöyle buyurdu: "Biz hutbe okuyacağız. Oturmak isteyen otursun. Gitmek isleyen gitsin." (Hadîsi Ncsâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc rivayet etmiştir.)
Bayram namazlarında hutbe arasında imamın oturması hakkında va-rid olan rivayetlerin hepsi zayıftır. Ncvevî şöyle demiştir: "Hutbenin tekrarı hakkında bir şey sabit olmamıştır. Hutbeye Aliah'a hamd ile başlamak müstehabdır. Rasûlüllah sallailahu aleyhi ve sellem'den bunun dışında bir şey işitilmem iştir." İbn Kayyım demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve seîlem Bütün hutbelerinde Allah'a hamd ile başlardı. Bayram hutbelerine tekbîrle başladığına dair ondan bir badis rivayet edilmemiştir. İbn Mâce'nin "Sünen'inde, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in müezzini Sa'îd (r.a.)'den yaptığı rivayete göre; "Nebi aleyhisselam hutbenin bölümleri arasında tekbir alırdı, ve bayram hutbelerinde tekbîri çoğallirdı." Böyle yapması hutbeyi tekbîrle açlığına delâlet etmez. Bayram hutbelerinde ve yağmur duasının başlangıcındaki tekbîrinde insanlar ihtilâf etmişlerdir. Dendi ki; 'her ikisine de tekbîrle başlar.' Yİnc başka bir görüşe göre; 'yağmur duası hutbesine istiğfar ile başlar.' Bazıları ise; 'her ikisine hamd ile başlar.' demişlerdir." Şeyh-ül İslâm Takıyyüddin şöyle demiştir: "Doğru olan hamd ile başlamaktır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Elhamdülillah ile başlanmayan her iş noksandır." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hutbelerin hepsine "Elhamdülillah" ile
başlardı. Birçok fakihlerin Rasûlüllah'ın yağmur duası hutbesine tekbîrle başladığına dair sözleri hakkında Nebî aleyhisselam'dan asla bir sünnet yoktur. Aksine sünnet bunun tersini gerektiriyor. O da Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem'in bütün hutbelerinde "Elhamdülillah" ile başladığıdır."

2.20.12. Bayram Namazının Kazası

Ebû Umeyr b. Enes şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından ve ensarın çoğundan duyduğuma göre şöyle demişlerdir: 'Şevval ayının hilâlini göremeyince oruçlu olarak sabahladık. Gündüzün sonunda bir kafile geldi. Rasûlüllah'ın huzurunda hilâli dün gördüklerine şahitlik etliler. Rasûlüllah sallaliahu aleyhi ve sellem iftar etmelerini ve yarın için bayrama çıkmalarını emretti." (Hadisi Anmcd, Ncsâî ve Ibn Mâce sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Bu hadiste, 'eğer cemaat bir özür sebebiyle bayram namazını kaçınrsa, öbür gün namazgaha çıkıp bayram namazını kılar,' diyenlere delil vardır.

2.20.13. Bayramlarda Oynamak, Eğlenmek, Şarkı Söylemek ve Yemek Yemek

Mubah olan oyun, iyi eğlence, güzel şarkı; bunlar bayram günleri bedeni dinlendirmek ve istirahat etmek için Allah'ın meşru kıldığı dini alâmetler. Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam Medine'ye geldiğinde Medine halkının oynayıp eğlendikleri iki günleri vardı. Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ bu iki gününüzü hayırlı iki gün olan ramazan ve kurban bayramı ile değiştirdi." (Hadîsi Nesâî ve îbn Hibbân sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.) Yine Âişe (r.a.)'den rivaye-ten; o demiştir ki: "Bayram günü, iki cariye Boğas günü hakkında şarkı söylerken Ebû Bckr yanımıza girdi. Boğas, Evs ile Hazrec kabileleri arasında yapılan ve çok kişinin öldürüldüğü gündür. Ebû Bekr (r.a.); 'Ey Allah'ın kullan, şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?' dedi. Üç defa böyle söyleyince Rasûlüllah sallaîlahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ya Ebâ Bckr, her milletin bir bayramı vardır. Bugün bizim bayramımızdır." Buharî'nin lâfzına göre Âişe (r.a.) şöyle demiştir: "Yanımda Boğas günü şarkısı söyleyen iki cariye olduğu halde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girdi, yatağın üzerine yaslandı, yüzünü çevirdi. Ebâ Bekr içeri girdi. Beni azarlayarak şöyle dedi: 'Nebî'nin huzurunda şeytan çalgısı ha!' Nebî aleyhisselam ona dönerek şöyle buyurdu: "Onları bırak." Ra-sûlülîah'tan bir an fırsat bulunca cariyelere işaret ettim, çıktılar. Bİr bay-
ram günü Sudanlılar kalkan ve harbe ile oynuyorlardı. Rasûlüllah'a sordum. "Bakmak istiyor musun?" dedi. 'Evet,' dedim. Yanağım yanağına dayalı olduğu halde beni arkasına durdurarak oynayanlara şöyle diyordu: "Ey Erfedeoğulları, haydi göreyim sizi." Nihayet bıktım. Rasûlüllah; "Yeler mi?" diye sordu. Ben de; "Evet," dedim. "Öyleyse gil," buyurdu." Hafız 'Fetih' kitabında demiştir ki: Ebû'z-Zenâd, Urve ve Âişe (r.a.) yoluyla İbn'üs-Serrâc'dan rivayet olunan hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o gün şöyle buyurdu: "Medine yahudilcri bilsin ki, bizim dinimizde genişlik vardır. Şüphesiz ben müsamahakâr Hanif dini ile gönderildim. Ahmed ve Müslim'in Nübeyşe (r.a.)'den rivayetine göre; Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikir günleridir."

2.20.14. Zilhicce'nin İlk On Gününde îyi Ameller Yapmanın Fazileti

Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Zilhicce'nin onunu kasdederek,) Bu günlerde yapılan ameli salihlen Allah'a daha sevimli hiçbir gün yoklur." Ashab: "Yâ Rasûlallah, Allah yolunda cihaddan daha mı sevimlidir?" deyince, Rasûlüllah saliallahu aleyhi ve sellem: "Evet, Allah yolunda cihaddan daha sevimlidir. Ancak bir kimse canıyla ve malıyla cihada çıkar da sonra ondan hiçbir şey geri dönmezse o müstesna." buyurdu. (Hadîsi Buharî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir.) Ahmed ve Taberânî'nin Ibn Ömer (r.a.)'dcn rivayetlerine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah katında bu on günde yapılan amelden daha sevimli hiçbir amel yoktur. Bu günlerde 'Lailâhe illallah, 'Allahuekber' ve 'Elhamdülillah'ı çoğaltınız,"
Ibn Abbâs: "Allah'ın ismini belli günlerde anarlar."(54) âyetinden maksat Zilhicce'nin ilk on günüdür," demiştir. Ibn Ömer ve Ebû Hüreyrc (r.a.) on günde sokağa çıkarlar, tekbir alırlar, insanlar da onların tekbirle-riyle tekbîr alırdı. (Hadîsi Buharî rivayet etmiştir.) Sa'îd b. Cübeyr (r.a.) on gün girdiği zaman, çok ibadet eder. Hattâ ibadet yapmaya gücü yetmeyecek duruma gelirdi. Evzaî şöyle demiştir: "Bana ulaşan haberlere göre, on günde amel etmek, Allah yolunda gazveye çıkarken gündüzleri oruç tutmak, geceleri nöbet beklemek gibidir. Ancak şehitlikle hususi nimete eren müstesna." Evzaî devamla demiştir ki: "Bu hadisi bana bir adam Ra-

(54) Hacc:28.

sûlüllah'ıan rivayet ederek anlattı." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Zilhic-ce'nin on gününde yapılan ibadetten Allah'a daha hoş gelen başka bir günde yapılan ibadet yoktur. On günün her birinde tutulan oruç, bir senelik oruca denktir ve her gece kılınan namaz kadir gecesine denktir." (Hadîsi Tirmizî, Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.)

2.20.15. Bayramda Tebrikleşmenin Müstehab Olduğu

."

Cübcyr b. Nüfeyr (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlülİah'ın ashabı bayram günü karşılaştıklarında birbirlerine "Te-gabbel tninnâ ve minke" (Allah bizim ve sizin bayramlarımızı kabul etsin,) derlerdi." "Hafız Ibn Haccr; 'hadîsin isnadı hasendir,1 demiştir.)

2.20.16. Iîayram Günlerinde Tekbir Getirmek

Bayram günlerinde tekbir sünnettir. Ramazan Bayramı için Allah şöyle buyuruyor: "Kaza borcunuzu iamamlayasınız da, size hidayet ettiği şekilde Allah'ı tekbirle yüceltesiniz. Gerek ki şükredersiniz."(55) Kurban Bayramı için ise: "Allah'ı sayılı günlerde zikredin." (5§) buyuruyor. Yine; "Böylece sizi doğruya hidayet ettiği için Allah'ı tekbîr edesiniz diye, onlara (kurbanlıklara) sizin için boyun eğdirdi. "(57)
Cumhur ulemaya göre Ramazan Bayramı'nda tekbîr, namaza çıkarken başlar, hutbeye kadar devam eder. (Her ne kadar Ibn Ömer ve diğer sahabelerden bu konuda sahih rivayetler varsa da, bu konuda bir takım zayıf hadisler de vardır.) Hâkim: "Bu, hadis ehlinin kabul ettiği bir sünnettir," demiştir. Ahmed, Ishâk ve Ebû Sevr de aynı görüştedir. Başka bir grup alim; "Ramazan gecesinde tekbir getirmek, hilâli gördükten sonra başlar, ertesi gün namazgahta imam hutbeye çıkıncaya kadar devam eder," demişlerdir. Kurban Bayramı'nda tekbirin vakti, arefe gününün sabahından başlar, teşrik günleri'nin ikindisine kadar devam eder. Teşrik günleri; Zilhicce'nin onbir, oniki ve onüçüncü günleridir. Hafız 'Fetih' kitabında şöyle demiştir: "Bu konuda Nebi aleyhisseîam'dan bunların hiçbiri hakkında hadis sabit olmamıştır. Sahabeden varid olanların en sahihi Ali (r.a.) ile Ibn Mcs'ûd (r.a.)'m: "Arefe günü sabahından Mina'daki son günün ikindisine kadardır," sözleridir." Ibn Münzîr ve diğerleri de bunu

(55) Bakara: 267.
(56) Bakara: 203.
(57) Hacc:37.

tahric etmişlerdir. Şafiî, Ahmed, Ebû Yusuf, Muhammcd bu görüşü benimsemiştir. Ömer ve tbn Abbâs (r.a.)'ın görüşleri de budur.
Teşrik günleri'nde tekbîr, sadece bir vakte mahsus olmayıp, o günlerdeki bütün vakitlerde müstehaptır. Buharî demiştir ki: "Ömer (r.a.) Mİ-na'da yüksek çadırında tekbîr getirir, mescid ehli bunu işitir, tekbîr alırlar, çarşıdakiler de tekbîr alırlardı. Mina tekbîrlerle çınlardı. îbn Ömer (r.a.) bu günierde, Mina'da namazların arkasında, yatağında, çadırında, oturduğu yerde, yürüdüğü yerde, her yerde tekbîr getirirdi. Meymune kurban günlerinin hepsinde tekbîr alırdı. Kadınlar, Eban b. Osman ve Ömer b. Abdülaziz ile beraber teşrik gecelerinde mescidde crkcklerie beraber tekbîr getirirlerdi." Hafız şöyle demiştir: "Bu rivayetler, bu günlerde na-rnazın sonunda tekbîrin mevcudiyetini kapsıyorsa da, bazı konularda alimler arasında ihtilâf konusu olmuşlardır. Bazıları namazların sonunda tekbîr getirmeyi, bazıları nafileler hariç, sadece farz namazlarda getirmeyi, kimisi kadınların değil erkeklerin getirmesini, tek başına kılanın değil cemaatle kılanın, kaza kılanların değil eda kılanların, misafirin değil mukim olanların, bazıları ise köydekilcrin değil şehirde oturanların tekbir getirmesini gerekli görmüşlerdir. Buharî'nin seçmiş olduğu görüşün zahiri bütün rivayetleri içine alacak kadar şümullüdür. Tekbîr lafzına gelince; bu oldukça geniştir. Bu konudaki hadîslerin en sahihi, sahîh bir senetle Abdürrezzak'm Seimân (r.a.)'dan rivayet elmiş olduğu hadistir. Selman (r.a.) şöyle demiştir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber kebîran" diye tekbîr getirin." Ömer ve Ibn Mcs'ûd (r.a.)'den gelen rivayette ise tekbîr şöyledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilahe illâ'llâhu va'llâhu ekber, Allahu ekber ve li'ilahi'l-hamd
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
En popüler 5 etiket
Bu Konunun Etiketleri
üzerinde namaz kılınan pantolon,
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Namaz :)) virtuecat Komik Flash'lar/Video'lar 17 07-01-2009 11:40
Resimli Namaz Hocası PiSiK0PATR Ücretsiz-Beta Yazılımlar 5 31-12-2008 14:22
Dinin Başlangıç Kuramları Blue Blood Din/İlahiyat 4 11-09-2008 11:06
Namaz Sure ve Duaları kompetankedi Müslümanlık/İslamiyet 0 31-01-2007 17:08
Dinin Tarihsel Fenomenolojisi virtuecat Din/İlahiyat 0 05-12-2006 17:26