Dinin Direği; NAMAZ Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 24-02-2006   #41 (mesaj-linki)
NihLe
Avatarı Yok (No Avatar)
Namaz kılanın bütün yaptıkları ibâdettir




Eğer namaz kılarsanız, bütün ömrünüzü ibadetle geçirebilirsiniz. Bundan daha büyük müjde olabilir mi?
Rabbimizin bize ihsan ettiği nimetler sayılamayacak kadar çok. Buna karşılık kısa bir ömürde yaptığımız sınırlı ibadetlerin, şükür için ne kadar yetersiz olduğu açık. Ayrıca burada ibadetlerimizle ebedî bir Cenneti kazanacağız.
İşte sayısız nimetlere şükretmek ve sonsuz Cenneti kazanmak için ibadetimizin ne kadar yetersiz olduğunu bilen Rabbimiz, bize muhteşem bir fırsat sunmuştur. Eğer namazınızı dosdoğru kılarsanız, diğer dünyevî mübah amelleriniz güzel bir niyetle ibadet hükmüne geçebilir.
Evet, bütün hayatınızı ibadetle doldurmaya gücünüz yetmez. Ama Rabbimiz bunun için altın fırsatlar sunuyor. Bunun üç şartı var:
1- Namazı hiç ihmal etmeden dosdoğru kılmak,
2- Dinen yasaklanmamış mübah ameller işlemek,
3- Bu dünyevî amelleri iyi bir niyetle yapmak.
Diyelim ki, beş vakit namazı kılan birisiniz. Yemek yemeniz, temizlik yapmanız, rızkınız için çalışmanız, meşru konuşmalarınız, tebessümünüz, uyumanız bir çeşit ibadettir. Çünkü, bunların hepsi hayatımız için gereklidir ve yaşantımızı sürdürmemiz için bunları yapmak zorundayız. Yaptığımız her davranışımızı ayet ve hadislere dayandırmamız mümkündür.
Söz gelişi, aşırıya gitmeden, tam ihtiyacınız kadar uyusanız, uykunun Rabbimizin bir nimeti olduğunu düşünerek, Besmeleyle ve sünnet olan duaları okuyarak yatıp, yine Besmeleyle uyansanız ibadet etmiş olursunuz. Tabiî namaz kılmak şartıyla...
Bu açıdan baktığımızda namaz eşsiz bir ibadet hazinesidir.

(alıntıdır)
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 24-02-2006   #42 (mesaj-linki)
NihLe
Avatarı Yok (No Avatar)
NÂFİLE NAMAZLAR

Nâfile namaz kılarken dikkat edilecek husûslar vardır:
1- Bir kimse, evinden çıkarken veya evine girince, kerâhat vakti değilse iki rek'at namaz kılmalıdır! Buna "Tehıyyet-ül-menzil" namazı denir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Evinden çıkarken 2 rek'at namaz kılan, dışarıdan gelecek her çeşit belâ ve kötülükten, evine girince iki rek'at namaz kılan da, dahildeki kötülüklerden korunmuş olur.)

2- Abdest alan sübha ya'nî abdeste şükür namazı kılmalıdır! Peygamber efendimiz, Hz. Bilal'e, Cennetteki derecesinin yüksekliğinin sebebinin ne olduğunu sorunca, o da, (Bilmiyorum. Fakat her abdest aldıktan sonra, iki rek'at namaz kılarım) der. Peygamber efendimiz de, bu namaz sebebiyle o dereceye kavuştuğunu anlar.

3- Bir kimse sabah işine giderken, uzun veya kısa yolculuğa çıkarken Tehıyyet-ül-menzil namazını kılarken, yeni abdest aldığı için abdeste şükür namazına da niyet ederse, iki namazın sevâbına da kavuşmuş, ya'nî bir taşla iki kuş vurmuş olur.

4- Güneş doğduktan bir saat kadar veya daha sonra evinden çıkarken kuşluk namazı kılmalıdır! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Devamlı olarak iki rek'at kuşluk namazı kılanın günâhları, deniz köpüğü kadar da olsa, affedilir.)

Şu hâlde sübhâ, Tehıyyet-ül-menzil ve kuşluk namazı'na niyet edilerek iki rek'at namaz kılınırsa her üç namazın sevâbına da kavuşulur.

5- Üzerinde kazâ namazı olan kimse, yukarıda bildirilen Tehıyyet-ül-menzil, sübha, kuşluk namazı gibi nâfile namazları kılarsa, kabûl olmaz. Çünkü hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, kazâya kalmış namaz borcu olanın nâfile namazını kabûl etmez.)
Kazâ namazı olan kimse, kazâ namazına ve yukarıda bildirilen nâfile namazlara da niyet ederse, hem kazâsını öder, hem de nâfile namazların sevâbına kavuşur.

(alıntıdır)
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 24-02-2006   #43 (mesaj-linki)
exelance01
Avatarı Yok (No Avatar)

namaz dinin direği
gereklerin gereği


eklense de başıma dünyada kaç baş varsa
başım onların hepsi için secdeye varsa


İmandan sonra gelen en önemli ibadetlerden olan beş vakit namaz, müminlere hayatlar? boyunca sürdürmeleri emredilen, vakitleri belirlenmişbir ibadettir.
İnsan unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir varlıktır. İradesini kullanmayıp kendini günlük olayların akışına kaptırırsa asıl dikkatini vermesi ve aklında tutması gereken konulardan uzaklaşır. Allah'ın her yönden kendisini sarıp kuşattığını, her an kendisini izlediğini, işittiğini, yaptığı herşeyin hesabını Allah'a vereceğini, ölümü, cennetin ve cehennemin varlığını, kaderin dışında hiçbir olayın meydana gelmeyeceğini, karşılaştığı herşeyde, her olayda bir hayır olduğunu unutur. Gaflete düşerek, hayatının gerçek amacını hatırından çıkarabilir.
Günde beşvakit kılınan namaz ise, bu unutkanlık ve gafleti yok eder, müminin bilincini ve iradesini canlı tutar. Müminin sürekli olarak Allah'a yönelip dönmesini sağlar ve Yaratıcımızın emirleri doğrultusunda bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur. Namaz kılmak için Allah'ın huzurunda duran mümin, Rabbimiz ile güçlü bir manevi bağlantı kurar. Namazın insana Allah'ı hatırlattığı ve insanı her türlü kötülükten alıkoyduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)

Namaz ibadeti, başta peygamberler olmak üzere tüm iman edenlere farz kılınmış bir ibadettir. Tarih boyunca insanlara gönderilmiş olan peygamberler kavimlerine Allah'ın farz kıldığı bu ibadeti tebliğ etmişler, kendileri de hayatları boyunca bu ibadeti en güzel ve en doğru şekilde uygulayarak tüm müminlere örnek olmuşlardır. Bu yönüyle namaz, Allah'ın elçilerinin kavimlerine yaptıkları fiili bir tebliğ şeklidir.
Kuran'da, peygamberlere namaz kılmalarının emredilmesi, onların bu ibadete verdikleri önem, bu ibadeti yerine getirmede ve korumada gösterdikleri titizlik, kavimlerine namaz kılmayı emretmeleri ile ilgili pek çok ayet yer alır. Bu ayetlerden bazı örnekler şöyledir:
- Hz. İbrahim için:
Rabbim, beni namazı(mda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. (İbrahim Suresi, 40)

- Hz. İsmail için:
Kitap'ta İsmail'i de zikret. Çünkü o, va'dinde doğruydu ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi. Halkına, namazı ve zekatı emrediyordu ve o, Rabbi Katında kendisinden razı olunan (bir insan)dı. (Meryem Suresi, 54-55)

- Hz. Musa için:
Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl. (Taha Suresi, 14)

Mümin kadınlara örnek olarak gösterilen Hz. Meryem'e de namaz kılması emredilmiştir:
Meryem, Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et. (Al-i İmran Suresi, 43)

Allah'ın kelimesi olan Hz. İsa da aynı emri almıştır:
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." Nerede olursam (olayım,) beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı vasiyet (emr) etti. (Meryem Suresi, 30-31)


Son Düzenleyen NihLe; 24-02-2006 @ 20:02.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-03-2006   #44 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ



  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-03-2006   #45 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

40 sene yatsı abdestiyle sabah namazı
İmam-ı Âzam Hazretleri hakkında, "Kırk sene, yatsı abdestiyle sabah namazını kılmıştır" denir, doğrudur.
Hazreti İmam, giderken iki kişinin kendisi hakkında "İşte yatsı abdestiyle sabah namazını kılan zat budur" diye konuştuklarını duyar. Bunun üzerine:
- Yâ Rabbi, bu insanları yalancı çıkarma. Ben, senin huzuruna bende olmayan bir sıfatla çıkmaktan haya ederim, diyerek ondan sonra yatsı abdestiyle sabah namazını kılmaya başlamış ve bu 40 sene devam etmiş.
Hazreti İmam'ın namaz kıldığı mescidin müezzini anlatıyor:
- Yatsı namazını kılıyorduk. İmam namazda "Zilzal" sûresini okudu. Cemaat içinde İmam-ı Âzam da vardı. Namaz bitti, herkes çıktı. İmam-ı Âzam tefekkür halinde, olduğu gibi duruyordu. Onu rahatsız etmemek için kandili yanar vaziyette bırakarak çıktım. Onun mescidde kalacağını tahmin ederek kapıyı kilitledim. Sabah ezanını okuyup içeri girdiğimde, o hâlâ ayakta ve sakalını eline almış şöyle yalvarıyordu:
- Ey zerre kadar hayrı da, zerre kadar şerri de karşılıksız bırakmayan Allah'ım. Bu kulunu cehennem azabından ve ona yaklaştıran şeylerden koru. Bu kulundan rahmetini esirgeme.
İçeri girince beni farketti. Zamanın geçtiğinden haberi yoktu. Yatsı namazı yeni bitmiş zannederek:
- Kandili mi alacaksın? dedi. Ben:
- Hayır, sabah ezanını okudum, dedim. Bunun üzerine sabah olduğunu anladı ve bana:
- Bu gördüğünü kimseye söyleme, diye tenbih etti. Kendisine söz verdim ve vefatına kadar bunu kimseye söylemedim.
Hz. imam sabah namazının sünnetini kıldı ve oturdu. Sonra bizimle beraber farzı da kıldıktan sonra çıktı. Ben anladım ki, sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılıyordu. Çünkü mescidin kapısı akşamdan kilitlenmişti.
İmam-ı Âzam Hazretleri çok da cömertti. Bir gün Şakik-i Belhî ile giderlerken, karşıdan gelen bir adamın, yolunu değiştirdiğini gördü. Durumu farkeder etmez adama yetişip:
- Beni görünce neden yolunu değiştirdin? diye sorunca adam:
- Yâ imam, size olan borcumu zamanında ödeyemediğim için utandım, diye cevap verdi. Bunun üzerine İmam-ı Âzam Hazretleri:
- Eğer sen bu kadar sıkıntı içindeysen, şu insanlar şahit olsun ki, ben senden alacağım olan 10.000 dirhem borcumu sana hibe ettim. Bu vesileyle senin utanmana sebep olduğum için de beni bağışla, kusura bakma, dedi.
İşte islam ahlakı ve işte İmam-ı Âzam Hazretleri'nin büyüklüğü.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 05-03-2006   #46 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
İma ile namaz nasıl kılınır?

Kendimi bildim bileli; namaz, abdest benim vazgeçemediğim ibadetim oldu. Seksen yaşıma rağmen hâlâ seccademle sıkı bir arkadaşım. Ama artık bacaklarım beni taşımıyor, dizlerim bükülmüyor.Eski günlerimi özlüyorum; uzun uzun kıyam yaptığım ve yer kadar sakin olan secdeli, huzurlu namazlarımı... Şimdi, vücudumu secde yapması için zorluyorum, ama olmuyor. Gözyaşları içinde kalarak; eskiden olduğu gibi eğilmeyen azalarıma kızıp söyleniyorum. Bu durumu yaşamayan bilemez, Allah kimseyi elden ayaktan etmesin (amin)...
Yaklaşık bir yıldan beri namazıma ayakta kıyamla başlıyorum, sonra bir kürsüye oturuyorum, rüku için biraz eğiliyorum. Secde için biraz daha eğilip ellerimi yüzüme yaklaştırıyor, havada onların üzerine secde yapıyorum. Bu şekilde yapmayı bir yakınım öğretti. Ama geçenlerde beni gören bir komşum ‘secdeyi yanlış yaptığımı ve ayağa kalkıp oturmadan, sadece oturarak işaretle kılmamı’ söyledi. Herkes bir türlü söylüyor. Bu işin doğrusu nasıl oluyor?”

Gerçekten sağlık ve afiyetin yerini hiçbir şey dolduramaz, hiçbir şeyle değişilmez. Sağlıkla yapılan ibadetlerin hazzına, huzuruna ise doyum olmaz. Ağrımayan, sızlamayan azalar ile hayat ne kadar kolay ise ibadetler de o kadar huşûludur. Yüce Allah, gençliğimizde dolu dolu ibadet etmeyi bizlere nasip eylesin (amin).
İslâm dini, Müslüman’dan bir şeyi yapmasını istediğinde onun durumlarını göz önüne alarak her türlü kolaylıkları işaret eder. Yani sorumluluklar, kulun gücü ve içinde bulunduğu zaruri haller göz önünde bulundurularak belirlenmiştir. Zaruri haller, sorumlulukları kolaylaştıran nedenlerdir. Hastalıklar da kolaylaştırma sebeplerinden biridir.
Bir hastalığından veya yaşlılığından ötürü ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen hasta veya yaşlılar namazlarını oturarak kılarlar. Rükû ve secde edemeyen kişiler de bu rükünleri ima ile yerine getirirler.
Ayakta duramayan, rüku ve secde yapamayan kişi oturabiliyorsa öncelikle yere (seccadeye) oturur, bükemediği bacağını veya bacaklarını kıbleye doğru uzatır ve namazını ima ile kılar.
Eğer yerde de oturamıyorsa o zaman bir sandalyeye veya tabureye kıbleye yönelik olarak oturur. Ellerini ve kollarını kullanabiliyorsa; normal şekilde olduğu gibi el bağlayarak namaza durur. Rükû ve secde edeceği zaman bu rükünleri başıyla işaret ederek yapar. Rükû için başını biraz eğer, secde için de başını rükudakinden biraz daha fazla olacak şekilde eğer. Buradayken baş bir yere dayanmaz, bir şey de başa kaldırılmaz. Bir şeyi kaldırarak ona secde etmek caiz değildir. Yani ima ile secde ederken baş boşluktadır. İma ile rükû ve secde yaparken eller, dizlerin üzerindedir.
Bir kişi, ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, yani bedeninin eğilme problemi varsa namazını; ayakta ve oturarak, rüku-secdeyi de tam eğilmeden ima ile kılabilir. Ancak her rekatta ayağa kalkmadan, kıyamı da oturarak ve rüku-secdeyi ima ile kılması daha uygundur.
Burada son zamanlarda camilerimizde sayıları çok artan sandalye ve kürsülere değinmeden geçemeyeceğiz. Öyle görünüyor ki küçük bir mazereti olan genç-yaşlı herkes sandalye üzerinde namaz kılmayı tercih eder oldu. İş böyle olunca her geçen gün sandalye ve kürsü sayıları safları doldurur oldu.
Gerçekten zamanımızda eklem problemleri oldukça fazla. Kimimiz belinden, kimimiz dizlerinden sorun yaşadığından eğilemiyor, doğrulamıyor, ayakta duramıyor, bunun için de hemen bir sandalyenin yardımına başvuruyor.
Fakat bir nokta atlanıyor: Ayakta duramayan, eğilemeyen kişi namaz kılmak istediğinde öncelikle seccadesine oturur ve sorunlu bacaklarını kıbleye doğru uzatır. Ama yerde oturmaya öncelik verilmiyor. Çünkü bu pozisyonda oturarak (ayaklarını kıbleye uzatarak) namaz kılmak ‘uygunsuz ve günah’ sanılıyor. Halbuki sanılanın aksine bir zaruretten dolayı ayakları kıbleye uzatarak namaz kılmak kişiye tanınan kolaylıktır. Asla Allah’a (cc) saygısızlık değildir. Sonuç olarak denilebilir ki; namazda rüku ve secde edemeyen kişi öncelikle yere oturur. Ancak yere de oturamazsa o zaman bir sandalye veya kürsüden yararlanır. Ayrıca her rekatta kıyam için ayağa kalkmaması daha uygundur. Yani namazına oturarak devam eder.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-03-2006   #47 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-03-2006   #48 (mesaj-linki)
altay27
Avatarı Yok (No Avatar)
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Birkaç arkadaşım Namaz ile ilgili CD istedi ama bulamadım. Namaz kılınışı ile ilgili cd olan veya dovnload adresini bilen varsa, yayınlarsa çok sevinirim.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-03-2006   #49 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Namazın önemi


Sual: Namazın dindeki yeri nedir?

CEVAP

Namazın önemi çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namazın dindeki yeri, başın vücuttaki yeri gibidir.) [Taberani]



(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır. Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]



(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.) [İ.Ahmed]



(Allah buyuruyor ki, "söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım") [Hakim]



(Her peygamberin ümmetine son nefeste vasiyeti namazdır.) [Gunye]



Namaz kılmak böyle büyük bir ibadet olduğu için terk edilmesi de çok büyük günahtır. Hanbeli’de namazı terk eden küfre düştüğü için, Şafii ve Maliki’de büyük günah işlediği için ceza olarak katli gerektiği fıkıh kitaplarında yazılıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Namaz dinin direğidir, terk eden dinini yıkmış olur.) [Beyheki]

(Namaz kılmayanın dini yoktur.) [İbni Nasr]



(Namaz kılan, Kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olur.) [Taberani]

(Namaz kılmayan, Kıyamette, Allahü teâlâyı kızgın olarak bulur.) [Bezzar]



(Namazı kasten bırakanın ibadetleri kabul olmaz ve namaza başlayana kadar Allahü teâlânın himayesinden uzak kalır.) [Ebu Nuaym]



(Beş vakit namazı kasten, mazeretsiz terk eden, Allah’ın hıfz ve emanından mahrum olur.) [İbni Mace]



(Bizimle kâfir arasındaki fark namazdır. Namazı terk eden kâfir olur.) [Nesai]



Yukarıdaki hadis-i şerifleri, Ehl-i sünnet âlimleri şöyle açıklamışlardır:

Dinimizde en büyük günahı işleyen kâfir olmaz. Bunun için namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat namaz, çok önemli bir ibadet olduğu için, namaz kılmayanın imanla ölmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Namaz kılmayanın kalbi kararır, diğer günahları işlemekten çekinmez. Bazı âlimler, namaz kılmayanın kâfir olacağını bildirmişlerdir. Bu bakımdan her ne şart altında olursa olsun muhakkak namazı kılmalı!



İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

(Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur'an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir) ve (Namaz kılmak müminlere kolay gelir) buyurulmaktadır. Namaz kılmamak, iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek kolaylıkla uymaktır.) [C.1.m.191, 289]



Namaz kılmamanın ne kadar büyük günah olduğunu bilen, ayakta duramayacak kadar hasta olsa bile, mutlaka namaz kılar. Ateşin yaktığını bilen kimse, kendini nasıl ateşe atar? Cehennemden kaçan, Cenneti isteyen namaz kılmaz mı? Hadis-i şerifte, (Cenneti isteyip de, Allah’ın yasakladıklarından kaçınmayan, isteğinde yalancıdır) ve (Cenneti isteyen, hayırlı işlere koşar, Cehennemden korkan, haramlardan kaçar) buyuruluyor. (Beyheki)



Tadil-i erkana riayet etmek vaciptir. Namazın vaciplerinden biri bilerek terk edilirse, o namazı tekrar kılmak vacip olur. Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

(Hırsızların en büyüğü, namazından çalandır. Yani namazın erkanına riayet etmez, rüku ve secdelerini hakkiyle yerine getirmez.) [Vesilet-ün Necat]
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 11-03-2006   #50 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Bir çocuğun namaz kılma öyküsü
Türkan Hanım dindar bir ailede büyümüştü. Annesi her fırsatta ona ve kardeşlerine namaz kılmalarını söyler, hatta kızarak onları uyarırdı. Türkan Hanım namazın kılınması gerektiğine inanır, ama yine de kılmazdı, çünkü kılmak nefsine zor geliyordu. Bazen başlar, sonra terk ederdi.
Evlendi ve çocukları oldu. Annesi her geldiğinde aynı şekilde namaz kılmaları için ikaz etmeyi sürdürüyor, o da ısrarla kılmamaya devam ediyordu. Çok istemesine rağmen bir türlü nefsine galip gelemiyordu. Bir gün arkadaşları ona oturmaya geldi. İçlerinden biri annesini de yanında getirmişti. Teyze çok mübarekti. Öyle tatlı konuşuyordu ki, onu dinleyen saatler geçse usanmazdı. Teyze bir ara namaz konusuna değindi. O anlatırken, Türkan Hanım annesini hatırlamış ve annesinin eski günlerdeki namaz ikazlarını düşünüyordu. Misafirler de teyzeyi zevkle dinliyordu.
Türkan Hanımın küçük oğlu Zekeriya, dört yaşındaydı. Oynadığı oyunu bırakmış, teyzenin koltuğu dibinde iki elini yumruk yapıp yüzüne dayamış bir şekilde, kıpırdamadan dinliyordu. Annesi ikram için mutfakla salon arasında koşturup dururken mevzu değişmişti. O da onların yanına oturup sohbetin güzelliğine kapılarak çayını yudumlamaya başladı.

“Anne, senin yerine ben namaza başlayacağım”
Tam bu sırada mutfaktan bir gürültü geldi. Arkasından da oğlunun çığlığı duyuldu. Telâşla mutfağa koştu Türkan Hanım. Misafirler de korkuyla peşinden gittiler. Oğlu bir sandalye koyarak lavaboya çıkmıştı. Bir ayağı lavabonun içinde, diğeri ise dışarıdaydı. Sandalye devrilmiş yerde dururken, oğlu da lavabonun kenarında korkmuş bir şekilde asılı duruyordu. Koşup kucağına aldı. Su içeceğini zannederek:
“İsteseydin ben verirdim yavrum, ya düşüp bir yerine zarar verseydin” diye çıkıştı.
Türkan Hanım oğlunun verdiği cevabı, uzun yıllar geçmesine rağmen hâlâ unutamaz; çünkü şöyle demişti çocuğu:
“Anne, ben abdest alacaktım. Teyze dedi ya, namaz kılmayanlara Allah ceza verecekmiş diye. Ben de, sen ceza almayasın diye senin yerine namaza başlayacaktım.”
O an Türkan Hanım, tepeden tırnağa titrediğini hissetti. Allah, yıllarca namaz kılmayan Türkan Hanıma oğlunun davranışıyla müthiş bir ders vermişti. Yavrusuna sarılıp dakikalarca ağladı.
Bu hikâye birçok bakımdan ders verici. Aslında çocuklar büyüklere değil, anne babalar evlâtlarına namazı öğretmeli. Çünkü, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocuklarımıza yedi yaşına geldiklerinde namaz kıldırmamızı ve on yaşına geldiklerinde ise ciddi bir şekilde üzerinde durmamızı emreder.
Çocuklarımıza -küçük yaşlarda gerek camilere götürerek, gerek ise evde cemaat yaparak- namazı sevdirmeli ve onlara örnek olmalıyız. Namaz çocuklara tatlı bir üslûpla, sevdirilerek anlatıldığı takdirde çocukların namaza karşı ilgi ve sevgileri kaçınılmaz olur.
Said Demirtaş

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Namaz :)) virtuecat Komik Flash'lar/Video'lar 17 07-01-2009 11:40
Resimli Namaz Hocası PiSiK0PATR Ücretsiz-Beta Yazılımlar 5 31-12-2008 14:22
Dinin Başlangıç Kuramları Blue Blood Din/İlahiyat 4 11-09-2008 11:06
Namaz Sure ve Duaları kompetankedi Müslümanlık/İslamiyet 0 31-01-2007 17:08
Dinin Tarihsel Fenomenolojisi virtuecat Din/İlahiyat 0 05-12-2006 17:26