| | #71 (mesaj-linki) | |
| 34/5-Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarı؛anlar için de pislikten acı bir azap vardır. Bu ayeti ibret ile tefekkür etmek lazım. Acaba Allah'ın ayetini kimler, hükümsüz bırakmaya çalı؛ır. Atesitin, hristiyanın, yahudinin Kur'anla i؛i olmaz. Onlar kitabı bir bütün olarak yalanlarlar. Ayete dikkat edin lütfen, ayetlerin hükümsüz/tesirsiz bırakmak için çaba gِsterenlerden bahsediyor Allah, inkar edenlerden değil!!! Tam yeri gelmi؛ken, ya؛adığım bir olaydan bahsedeyim ki; buna benimle birlikte bir kaç dostum da ؛ahit oldular. Internetten sesli sohpet ederken konu؛tuğumuz odaya kamil ya؛ta (müftünün) biri girdi. Konu؛tuğumuz konu a؛ağı yukarı bu konuydu. Namazın 3 vakit değil 5 vakit olduğunu, hadissiz namaz meselesinin anla؛ılmayacağını iddia eden bu zata, hadisler ile Kur'an ayetlerinin nasıl çeli؛tiğine bir ِrnek verdim. Ayrıca, hadislere bel bağlamanın/iman etmenin aslında Hz Muhammed'e saygı değil, saygısızlık olduğunu, çünkü çok sayıdaki hadislerin Efendimizi; (onu tenzih ile) ھevhete dü؛kün, Ahlaksız, Allah ile pazarlık edebilen......vs. konumuna koyduğunu sِyleyip ؛ِyle bir ِrnek verdim. Ona dedim ki sizce a؛ağıdaki hadisteki çirkin davranı؛ı efendimizin yapmı؛ olması mümkün müdür? Ve siz sünnettir diye aynını yapar mısınız? Aldığım cevap beni ؛ok etti. ضnce ilgili hadisi vereyim: (2722)- Abdullah İbnu'؛-ھıhhîr (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ile birlikte namaz kldm. Namazda onu ِksürerek boًazn temizleyip (yere attًn ve) sol ayaًyla sürttüًünü gِrdüm. (2723)- Ebû Dâvud'un rivâyetinde ِyle gelmitir: "...Sol ayaًnn altna tükürdü, ayakkabsyla sürttü. (2724)- Ebû Dâvud'un Ebû Nadra'dan kaydettiًi bir rivâyette: "Elbisesine tükürdü, kvrmlar arasnda ovalad" denmitir. Soru uydu: Sizce Efendimiz Namazn ortasnda boًazn temizlemek için ِksürüp balgamn aًzna aldktan sonra, bu balgam elbisesine tükürüp, elbisesini ovmu olabilir mi? dedim: "evet, hadis ِyle yazmsa ِyledir" dedi. Ben de madem ِyle, yani Efendimizin yaptًn yapmak sünnet ise siz de namaz ortasnda balgamnz/sümüًünüzü elbisenize tükürüp elbisenizi ovar msnz? diye sordum. Ve bana, "Evet" dedi. "Efendimiz yapmtr ve ben de aynsn namaz içinde yaparm yaparm" dedi ve bunu yemin ile sِyledi. قu zihniyete bakar msnz? Normal artlarda dahi yaplmayan bu iًrenç hareketi, efendimizin Namaz ortasnda yaptً iftirasn atan ve sanki efendimiz yapm gibi sorgulamadan, Kur'an gِz ard edilerek inanlan bu hadis yazarnn ve buna Allah'n emri gibi iman edenlerin, ahirette Efendimize verecek hesaplar olacaktr! Bu yalann elbette bir yaptrm olacaktr. Oysa Kur'andaki Hz Muhammed için Yüce Allah der ki: وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ 68/4- Ve Ku؛kusuz Sen; yüce/Azim bir ahlak üzeresin. Evet, Burada Sormak lazım. Allah'ın Azim ahlak üzeresin dediği bir Elçi, Namaz ortasında bu iğrenç hareketi yapmı؛ olabilir mi? Bu mümkün mü? Hiç mi aklınız ve azıcık dahi vicdanınız yok. Sağlamlığına Allah'ın sِz vermediği bir takım isim/etiket/unvan yapmı؛ Ebu hureyre/Buhari/Muslim/Ebu davud/tirmizi/İbni mace....nin sِzlerine Allah'ın Kelamıyla çatı؛masına Rağmen, Allah'ın Kelamı gibi iman ediyorsunuz? 68/37- Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz? Unutmayın ki Allah SADECE KUR'ANIN KORUNACAGINA SOZ VERMISTIR!!! Kur'an dı؛ındaki hiç bir kaynağın masumiyeti yoktur! Allah'ın koruyacağına dair sِzü de yoktur! 68/39- Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmi؛, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sِzler mi var? Allah'ın Hikmetli, TAM dediği ve eksik olan HIC BIR SEY bırakmadık dediği Kitap'da birileri eksiklik ve (ha؛a) Allah'ın açıklarını bulmu؛ olmalı ki Kur'ana yama yapmaya çalı؛ıyorlar. Onlara ayetlerden okuduğumuz zaman adeta arı sokmu؛ gibi rahatsızlandıklarını gِrüyoruz. Biz Allah'ın ayeti diyoruz, Onlar Buhari'nin sِzü diyor, Biz Allah'ın ayeti diyoruz, onlar Müslim'in sِzleri diyor, Biz; Ya Huuuu ALLAH'IN AYETİ diyoruz, onlar Tirmizi'nin sِzü diyor..........Bu konuda yine ibret verici diğer ayete de baktıktan sonra, konumuza dِnelim. 22/51 Ayetlerimiz konusunda acze dü؛ürücü çabalar harcayanlar, onlar da alevli ate؛in halkıdır. Son Düzenleyen GusinapsE; 19-07-2006 @ 22:33. | |
|
| | #72 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ | |
|
| | #73 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ NAMAZ NEDİR? Namaz dinin direği, ibadetlerin en üstünüdür. Yüce Allah'a karşı en önemli ibadet görevimiz günde beş defa kıldığımız namazlarımızdır. Erginlik çağına gelen, akıllı her müslümana günde beş vakit namaz kılmak farzdır. Namaz, bizi yaratan, yaşatan, sayısız nimetleri veren yüce Allah'a karşı bir kulluk görevimizdir. Namaz kılanlar, Allah'ın emrini yerine getirmiş, kulluk borçlarını ödemiş ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanmış, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmuş olurlar. NAMAZIN ÇEŞİTLERİ Namazın Farz, Vacib ve Nafile çeşitleri vardır. 1. Farz Namazlar: Beş vakit namaz ve cuma namazıdır. 2. Vacip Namazlar: Vitir ve bayram namazları, adanan na-mazlar, bozulan nafile namazların kazasıdır. 3. Nafile Namazlar: Farz ve vacip namazlardan başka kılınan diğer namazlardır. NAMAZ VAKİTLERİ Her işin belirli bir zamanı vardır. Günde beş defa kılınan farz namazların kılınması için yüce Allah belli vakitler tesbit etmiştir. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı günde beş defa kılınan namazların vakitleridir. Sabah Namazının Vakti: Sabaha karşı tan yerinin ağarmaya başlamasından, güneşin doğmasına kadar olan zamandır. Öğle Namazının vakti :Güneş tam tepemize gelip, gölge, doğu tarafına uzanmaya başladığı vakitten itibaren -güneş tepe noktasında iken var olan gölge müstesna- herşeyin gölgesinin bir veya iki misli oluncaya kadar devam eden zamandır. İkindi Namazının Vakti: Öğle namazı vaktinin bitiminden güneş batıncaya kadar olan zamandır. Akşam Namazının Vakti: Güneş battıktan sonra başlayıp güneşin battığı yerde meydana gelen kızıllık kayboluncaya kadar olan zamandır. Yatsı Namazının Vakti:Akşam namazının vakti çıktıktan sonra başlayıp sabah namazının vakti girinceye kadar devam eden zamandır. Vitir Namazının Vakti:Vitir namazının vakti de yatsı namazının vaktidir. Ancak vitir namazı, yatsı kılındıktan sonra kılınır. Cuma Namazının Vakti:Öğle namazının vaktidir. Teravih Namazının Vakti:Yatsı namazının vaktidir. Bayram Namazının Vakti: Bayram günleri sabahleyin güneşin doğuşundan yaklaşık 50 dakika geçtikten sonra başlayıp güneşin tepe noktasına gelmesine kadar devam eden zamandır. Her namaz, kendi vakti girdikten sonra kılınır. Vakti girmeyen namaz kılınmaz. Her namazın kılınma vakti, kendi vakti girdikten sonra başlar, bir sonraki namazın giriş vaktine kadar devam eder. En iyisi her namazı vaktin ilk giriş zamanında kılmaktır. Güneş doğarken, tepe noktasında iken, batarken hiç bir namaz kılınmaz. | |
|
| | #74 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Namazın Kılmanın Mekruh Olduğu Vakitler Bazı vakitler vardır ki, o vakitlerde farz, vacip ve nafile hiçnbir namaz kılınmaz. Bazı vakitler vardır ki, onlarda yalnız nafile kılınmaz. Hiçbir namaz caiz olmayan vakitler üçtür:
Faydalanılan Eserler: Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN | |
|
| | #75 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ NAMAZI KAZAYA BIRAKMAK Namaz, Islâm’in ilk sartlarindan biridir. Bu sartta ihmal ve kusur mâzur görülemez. Ancak, ihmal edenler daha fazlasina gitmeyip tevbe, istigfarla hemen namaza baslamali, geçmis namazlarini da kaza etmeliler. Vaktinde kilinamayan namazlari, kaza etmekle namaz borcundan kurtulunur, üzerinde ibâdet mükellefiyetinin yükü kalmaz. Lâkin, bu kaza namazlari, vaktinde kilinan namaz gibi sevaba vesile olmaz. Yâni, kaza namazinda sadece borçtan kurtulmak bahis mevzuu iken, vaktinde kilmakta, hem borçtan kurtulma, hem de sevabina nâil olma bahis mevzuudur. Ayrica namazlari kazaya birakmak da günah-i kebâirdendir. Yâni büyük günah. Namazin bu ehemmiyetinden olacak ki, okuyucumun yazdigi hadîste: — Bir vakit namazi terkedene seksen sene azâb olunacaktir, seklinde hüküm yer almistir. Buradaki seksen sene, çokluktan kinâyedir. Kesin müddet degildir. Zaten hadîslerdeki vakit, tarih gibi belli gün ve müddetler, kinâye ve mecâz olurlar, çizgi seklinde belli vakti, belli tarihi bildirmezler. Sabah namazini günesten sonraya birakanin da ayni uzunlukta azâba çarpilip çarpilmayacagi sualine gelince: Hadîste zikri geçen uzun zaman azâbi, namazi kaza eden için olmayip, terk eden içindir. Tamamiyle terk baska, kaza baska. Bu sebeple, bâzen namazi vaktinde kilamayip da günesten sonraya birakmis olanlar, hemen sünnetiyle birlikte günesten 45 dakika sonra kaza edecekleri için, azaba ugramazlar. Ama, vaktinde kilmis sevabi da alamazlar. Çünkü kaza etmelerde tehir günahindan kurtulur, ama vaktinde kilma sevabi alamaz. Nitekim bir mâneviyat büyügünün gece evinde yangin çikmis, konu komsu birlesip sabaha kadar esyasini kurtarmis, yangindan ziyan görmesine mani olmuslar. Ama o zat bütün bunlardan sonra yine durmadan gözyasi döküyormus. Sormuslar: — Hazret, neden aglayip duruyorsunuz, baksaniza bütün esyaniz günes doguncaya kadar disari çikarildi, tamamen kurtarildi? Siz aglamali degil, sevinmelisiniz. O zat su cevabi vermis: — Ben onlar için aglamiyorum. Beni aglatan sey, kirk senedir günesten sonraya birakmadigim namazimi bugün kazaya birakmis olmamdir. Onun için agliyorum. Esya dedigin ne ki, el kiri, bugün var, yarin yok, yahut bugün yoksa yarin vardir.... Ama namazi kazaya birakmanin günahi!... | |
|
| | #76 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZBAYRAM NAMAZLARI “ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. ALLAHÜ EKBER VE LİLLÂHİLHAMD”.Şevval ayının birinci günü fıtır, ya’nî Ramazan bayramının, Zilhiccenin onuncu günü ise, Kurban bayramının birinci günleridir. Bu iki günde, güneş doğduktan sonra, iki rek’at bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir. Bayram namazlarının şartları, Cuma namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur. Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yimek, gusül etmek, misvak kullanmak, en iyi elbiseleri giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbîr okumak müstehabdır. Kurban bayramı namazından önce bir şey yimemek, namazdan sonra önce kurban eti yimek, namaza giderken yüksek sesle, özrü olan yavaşça tekbîr getirmek müstehabdır. Bayram namazları iki rek’attir. Cemâat ile kılınır, yalnız kılınmaz. Ramazan ve Kurban bayramı namazlarının kılınışı aynıdır. Bayram Namazı Nasıl Kılınır 1- Önce “Niyet ettim vâcib olan bayram namazını kılmağa, uydum hazır olan imâma” diye niyet ederek, namaza durulur. Sonra “Sübhâneke” okunur. 2- Sübhânekeden sonra eller üç defa tekbîr getirerek kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana bırakılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm önce Fâtiha, sonra bir sûre okur ve beraberce rükû’a eğilinir. 3- İkinci rek’atta, önce Fâtiha ve bir sûre okunur. Sonra iki el üç defa tekbîr getirerek kaldırılır. Üçüncüde de yanlara bırakılır. Dördüncü tekbîrde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükû’a eğilinir. Kısaca: iki salla, bir bağla, üç salla, bir eğil! diye ezberlenir. Teşrik Tekbîrleri Kurban Bayramının arefesi günü, sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, hacıların ve hacca gitmeyenlerin, erkek, kadın herkesin, cemâat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazından sonra selâm verir vermez, bir kere “Teşrîk tekbîr”ini okuması vâcibdir. Cenaze namazından sonra okunmaz. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lâzım değildir. İmâm tekbîri unutursa, cemâat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Kadınlar yavaş söyler. Teşrik Tekbîri: | |
|
| | #77 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Kadının Namazdaki Tesettürü Setr-i avret Namazda örtülmesi gereken yerler dinî kaynaklarda setr-i avret başlığı altında incelenmiştir. Setr-i avret, namazın şartlarından biri olup, namazda avret yerlerinin örtülmesi anlamına gelmektedir. Avret Bir zaruret bulunmaksızın insan vücudunda açılması helal olmayan, namazda ve namaz dışında örtülmesi farz ve başkalarınca bakılması haram olan yerlerdir. Kadının namazda farz olan tesettürü yüz, eller ve ayakları hariç vücudunun tamamı, hatta baştan sarkan saçlarınıda içine almaktadır. Avret olan uzuvlardan birinin dörtte biri, namaz içinde, üç tesbih miktarı açılsa namazın sıhhatine mani olur. ![]() Bir kadın, elbise bulunduğu halde giymeyip, kimsenin bulunmadığı bir yerde ve karanlık bir odada çıplak olarak namaz kılsa,ittifak ile namaz sahih olmaz. ![]() Altını gösteren elbise veya baş örtüsü ile kılınacak namaz caiz değildir. Baş ve vücudun örtülmesi demek, üzerine birşey koymak demek değil, altını göstermeyecek kalınlıkta dokunmuş bir kumaşla kapatılması demektir. ![]() Avret olarak kabul edilmiş uzuvlardan biri açık olduğu halde bir rukün eda edilecek olsa, namazın bozulacağı hususunda icma vardır. Avret, erkeğe ve kadına göre farklılık arz eder. Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları Hanefî, Malikî, Şafiî ve Hanbelîlerin oluşturduğu cumhuru fukahaya göre: Göbekleri altından dizleri altına kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu yere dahildir. Ebû Eyyub (r.a) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Erkeğin iki diz kapağının üstü ve göbeğinin altı avret mahallidir.” (1) buyurmuşlardır. Hz. Ali (r.a.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz: “Diz kapağı avret mahallindendir.” (2) buyurmuşlardır. Cerhed (r.a.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, O’nun yanından, uyluğu açık durumda iken geçti. Şöyle buyurdu: “Uyluğunu ört! Çünkü Müslüman erkeğin uyluğu avrettendir.” (3) Kadınların avret yeri sayılan uzuvları Hanefî, Malikî ve Şafiîlerle, Hanbelîlerdeki hakim görüşe göre, kadının el ve yüz dışında kalan bütün bedenleri avrettir, bütün bedenlerini örtmesi gerekir. Yüzleri ile elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayaklarda ihtilâf vardır. En sahih kabul edilen görüşe göre ayakları da avret değildir. Bunlar ile yolda yürümek ihtiyacı vardır. Diğer bir görüşe göre hür kadının namazı, ayağının dörtte biri nispetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre de ayakları, namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz haricinde avret yeri sayılır. Bu ihtilâftan kurtulması için ayaklarını örtmeleri daha iyidir. Sahih olan görüşe göre hür kadınların kolları da, kulakları ile salıverilmiş saçları da avrettir Namazı başı açık kılma konusuna gelince. Bu konudaki tespitler de açık seçiktir. Bir ihtilaf ve anlaşmazlık söz konusu değildir.. Bütün mezheplere göre, kadınların namazda başlarını örtmeleri gerekir. (5) Namazın sahih olması şartını yerine getirmiş olmak için başını örtmüş olmaya ihtiyaç kesindir. ![]() Hz. Aişe (r.anha) validemizin rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz: “ALLAH ergenlik çağına ulaşan kadının başörtüsüz olarak kıldığı namazını kabul etmez.” (4) buyurmuştur. Kadınlı Erkekli Birlikte Namaz Soru: Gazetelerde yer alan habere göre başı açık kadın ve erkeklerden oluşan bir grup, İstanbul Çamlıca’daki Subaşı Camii’nde topluca cuma namazı kılmaya başladı. Gazetede bir fotoğraf gördüm. Yüksek bir mevkinin başdanışmanının başı açık eşi, bu camide erkeklerin arasında safa girmiş, hep birlikte namaz kılıyorlar...
![]() Kaynak: Takvim Gazetesi -23 Ocak 2006 İslam’ın başından başlayarak günümüze kadar gelen uygulamalarda bu gibi konularda bir karışıklık ve anlaşmazlık söz konusu olmamış, şahısların yorumuna da bırakılmamıştır. İlgili fıkıh kitaplarının hükümlerine bir göz attığımızda bu konuların açık seçik tespitlerinin yapıldığını görmek mümkündür. Hanımlar Resulullah’ın (sas) zamanında hem vakit namazlarını hem de cuma namazlarını mescitte kendilerine mahsus yerlerde başları kapalı olarak kılmışlardır. Hatta bir ara Mescid-i Saadet’e girip çıkan hanımların izdihama sebep olacak kadar çoğalmaları üzerine Efendimiz (sas) Hazretleri, hanımların erkeklerle sıkışmayacak şekilde izdihamsız girip çıkacağı özel bir kapı dahi tahsis etmiştir. Bu sebeple de hanımların camiye alınmadıkları, cuma namazlarından mahrum bırakıldıkları şeklindeki iddiaları doğru bulmak mümkün değildir. Nitekim fıkıh kitaplarında hanımların cuma kılmaları konusundaki hükümlerini şöyle bir üslupla ifade etmek mümkündür: - Erkekler cumayı kılarlarsa mecburiyetlerini yerine getirmiş olurlar, kılmazlarsa günaha girmiş sayılırlar. Hanımlar ise cumayı kılarlarsa sevabını almış olurlar. Kılmazlarsa günaha girmiş sayılmazlar. Çünkü hanımların evlerinde kılacakları öğle namazı, vaktin ibadeti yerine geçer, bir kayıpları söz konusu olmaz!.. Camide aradaki mevcut mesafeyi kaldırıp erkekler arasında omuz omuza sürtünerek yeni bir cemaat örneği meydana getirmeye çalışmak ise sonuçları itibarıyla caiz olmayan ve omuz omuza olduğu iki yanındaki erkekle, arkasındaki erkeğin namazının bozulmasına sebep olan bir davranıştır | |
|
| | #78 (mesaj-linki) | |
| Namaz İçin Ağlanır Mı? Yaklaşık on beş sene önce, bir arkadaşımızı ziyarete gidiyorduk. Arkadaşlarımızla birlikte otobüsümüzde yol alırken sabah namazının vakti girmişti. Açıkçası, yolun ne kadar süreceğini, sabah namazına yetişip yetişmeyeceğimizi bilmiyordum. Her yolculukta yaşadığım “namaz sancısı” öylesine kaplamıştı ki her yanımı, uyuyamıyordum. Bu güzergâhta ilk defa seyahat ettiğimden, nerede mola verileceğini ve gideceğimiz yere ne zaman varılacağını bilmiyordum. Tecrübeli arkadaşlarımdan birine yaklaştım: “Namazı ne zaman kılacağız? Ben buraları bilmiyorum, namazı kılacağımız yere geldiğimizde bana haber ver” dedim. Uykulu gözlerle cevap verdi: “Tamam kılarız, merak etme.” Sonra da gözlerini kapayıp uyumaya devam etti. Hem de namazını kılan, çok dindar bir arkadaşımızdı o. “Merak etme” dedi, ama merak etmemem mümkün mü? Ne zaman uyanacak, nasıl uyanacak, belli değil. Hani dese ki, “Seni uyku tutmuyorsa, beni şu saatte uyandır ki hazırlık yapalım.” Tamam. Ama yok. Dakikalar birbirini kovalıyor, sabırsızlık içerisinde sayıyorum saniyeleri. Güneş ışığı doğmak için saniyede 300 bin kilometre hızla koşuyor. Etrafta hiçbir çaba yok. Keşke, güzergâhın nasıl olduğunu bilip abdestli olsaydım, hiç değilse arabada kılardım. Şimdi bu da mümkün değil. Çaresiz, bir diğer arkadaşımıza yöneldim: “Namaz geçmek üzere. Ben şoföre namaz için ricada bulunacağım. Durmazsa ineceğim” dedim. Kaşlarını çattı, alaycı bir ifadeyle: “Ya sen aklını mı kaçırdın?” dedi. Şaşırdım, üzüldüm, kırıldım. Namazlarını kıldığını bildiğim bir kimseydi o. Gerçekten ben aklımı mı kaçırmıştım? Otobüste mışıl mışıl uyuyup, uslu uslu, ses çıkarmadan, Rabbimi düşünmeden oturmalı mıydım? Kendimi sorguladım. Sabah namazını bu kadar düşünmekte haksız mıydım? Cevabını, merhum babamdan dinlediğim şu hatırada bulabilirsiniz: Babam, 1950'lerde Emirdağ'da, dayısına misafir oluyor. Onların iş yeri, büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Hazretlerinin kaldığı evin tam karşısında. Geceyi dayısıgilde geçiren babam, sabahleyin bir ağlama sesiyle uyanıyor. Şöyle anlatıyor babam: “Baktım ki, dayımın oğlu hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Kocaman delikanlı, ama çocuk gibi gözyaşı döküyor.” Bu durum karşısında, başına kötü bir olay geldiğini veya acı bir haber aldığını sanıyor. “Hayrola Ceylan, neyin var, niçin ağlıyorsun?” diye soruyor. Aldığı cevap ilginç: “Sabah namazına kalkamadık. Baksana, güneş doğmuş. Onun için ağlıyorum.” İşte ikinci bir örnek: Olay, Mehmed Paksu Hocanın dedesinin başından geçiyor. Dedesi tarlaya ekin biçmeye gidiyor. Tabiî, uzun yaz günlerinde geç saatlere kadar çalışıyor. Yorgun ve bitkin bir şekilde uyuyor. Sabah kalktığında bir de ne görsün? Güneş doğmuş ve sabah namazı kaçmış. Namazı kaçırdığına o kadar üzülmüş ki, hıçkırıklara boğulmuş. Beyaz sakalını kırmızı toprağa sürerek, ağlıyor ve sürekli şöyle diyormuş: “Ben ne yaptım, ben ne yaptım da sabah namazını kaçırdım?” O kadar ağlamış ki, beyaz sakalı, toprağa sürmekten dolayı kırmızılaşmış. Evet, namaz için ağlanır, namaz için akıl kaçırılır, ona can ve canan feda edilir. Ama şimdi bu gerçek tam anlaşılmıyor. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, sabah namazını düşünmek “delilik”, kalkamayınca ağlamak “gariplik” olabiliyor! Gerçekten sabah namazını kaçırınca üzülmemiz gerekmez mi? “İmandan sonra en büyük ve en mühim mesele olan namaz”ın bir vakti geçirilince hiçbir şey olmamış gibi normal mi karşılamalıyız? Bir vakit namazı kaçırmak sıradan bir hadise mi? Sabaha kadar dünya kupası maçlarını izlemek mantıklı, ama sabah namazını düşünmek gereksiz mi? Oysa, uykusundan uyanamadığı için üniversite imtihanını kaçıran bir genç, üzüntüsünden, kahrından, yeri göğü yıkabiliyor. Peki, Peygamberimizin (a.s.m.), iki ayrı hadiste, “Dünya ve içindekilerden hayırlıdır” dediği sabah namazının sünneti ve farzı, bir maç kadar önemli değil mi? Dünya ve içindeki tüm hazinelerden daha değerli olan sabah namazı, bir üniversite imtihanı kadar ehemmiyet taşımıyor mu? Namaz için ağlamak, üzülmek gerekmiyor mu? Büyük velîlerden Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri bir gün sabah namazına uyanamaz. Sabah olduğunda o kadar üzülür, o kadar ağlar, nefsini suçlayıp yüreği yanarak öylesine bir istiğfar eder ki, bu yüzden sabah namazının sevabından daha fazla ecir kazanır. Bunu gören şeytan ertesi gün o zatı erkenden sabah namazına uyarır. Çünkü, mü'minler sevap kazandıklarında şeytan kahrolur. Madem ki, o zatın namaz kılamaması Allah'a daha çok yalvarmasına sebep olmuştur; şeytana düşen onun ikinci kez gözyaşı döküp yalvarmasını engellemektir. Acaba bu zamanda, sabah namazını kaçırdığında ağlayan, pişman olan, tövbe ve istiğfar eden, nasıl kalkabilirim diye çırpınan ne kadar mü'min var dersiniz? Elimizde çok sağlıklı bir istatistik yok. Ama şu kadarını söyleyebiliriz: Üç büyük ilimizdeki üniversiteli gençler arasında yapılan bir ankete göre, beş vakit muntazam namaz kılanların oranı yüzde 10. Bunların da en çok kaçırdıkları namaz, hiç şüphesiz sabah namazı. Beş vakit namaz kılan mü'minler içinde, haftada, ayda veya birkaç ayda bir sabah namazı kaçıranların sayısı oldukça fazla. İsterseniz, başta kendi nefsinizde, sonra çevrenizde küçük bir araştırma yapın. Bu acı gerçeği bütün çıplaklığıyla göreceksiniz. Oysa sabah namazı ve tüm farz namazlar, başta Peygamberimiz (a.s.m.) ve onun güzide ashabının üzerinde titrediği muhteşem bir ibâdettir. Bir mü'min sabah namazını kaçırdığında “aklını kaçırmış gibi” deli divane olmalı, tepesi atmalı, dünyası kararmalı, kahvaltı yapacak bir iştah bulamamalı, akşama kadar kendini cezalandırmalıdır. Sabah namazı kaçtığı gün, yer yerinden oynamalı, aklı başından gitmeli, tövbe ve istiğfar için Allah'a el açmalı, yalvarmalı, af dilemelidir. Ve hepsinden önemlisi, sabah namazını kaçırma işini kesinlikle “sıradan” görmemeli, “olabilir” kabul etmemeli; nefsine, gafletine, uykusuna isyan etmelidir. Hemen, “Nerede hatâ ettim? Hangi tedbiri almalıyım ki, bir daha bu acıklı azaba düşmeyeyim?” diyerek çözüm arayışına girmeli, çözümü bulmalı ve derhal uygulamalıdır. Çünkü, söz konusu olan çocuk oyuncağı değil, sıradan bir olay değil, üç günlük dünya hayatını ilgilendiren bir mesele değil. Sözünü ettiğimiz; bizim, kâinatın ve her şeyin Sahibi, Sultanı, Yaratıcısı olan Allah'ın huzuruna girme; Onun dergâhında secdeye kapanma; canımız, c*****mız, biricik varlığımız, sevenimiz, sevgilimiz olan Zât-ı Zülcelâle ibadet etme meselesidir. Dünyada hiçbir şey bundan daha mühim, daha lüzumlu, daha sevimli, daha vazgeçilmez olamaz. Eğer burada bir eksiğimiz varsa, hatâ bizdedir. Bir mü'min, haftada bir, ayda bir sabah namazı kaçırmayı normal göremez, kabullenemez! Namazlarımızı kaçırıyorsak, bu gidişe dur demek, silkinmek, titremek, ihmalimize isyan etmek, “Artık yeter” demek durumundayız. Kulu olmakla iftihar ettiğimiz Rabbimiz bizden böyle bir umursamazlık, böyle bir vurdumduymazlık istemiyor. Ümmeti olmakla şereflendiğimiz Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.), bize ihmalkârlığı ders vermiyor. Onun bütün ömründe kaçırdığı sabah namazı sadece bir tanedir. O da, savaş dönüşü, aşırı yorgun ve uykusuz olduğu bir zamanda, nöbetçinin uyuması yüzünden ve belki de ümmetine böyle durumlarda nasıl davranması gerektiğini ders vermek hikmetiyle olmuştur. Gerçek bu iken sabah namazına duyarsız kalamayız. Sabah namazı için nasıl bir durumda olursak olalım, ister onu haftada bir, ister yılda bir, hattâ birkaç yılda bir kaçırıyor olalım; yeni bir ubudiyet şuuruyla donanmak, yeni bir cehd ve gayret kılıcını kuşanmak, yeni bir tebliğ ve ikaz harekâtı başlatmak durumundayız. Elinizdeki kitap, “namaz” mücadelesinin acılı-sevinçli, kederli-mutlu bir serüvenidir. “Namaz için ne yapabilirim?” diye çırpınan bir ruhun, zonklayan bir beynin çözüm arayışlarıdır. Allah'a karşı hiçbir hasenesini göremeyen, “günah hamalı” olmaktan başka elinde bir sermayesi bulunmayan, ama Allah'ı sevdiğine inanıp, Ona hakkıyla ibâdet edemediğine yanan bir kardeşinizin çözüm önerileridir. Kitabın, “namaz” dâvâsında hiç değilse zihinleri düşünmeye sevk etmesini ve çok daha kapsamlı teşebbüslere vesile olmasını Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum. | |
|
| | #79 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ
namaz sureleri <B><SPAN lang=AR-SA style="FONT-SIZE: 35pt; FONT-FAMILY: 'Traditional Arabic'; mso-ansi-language: EN-US; mso-fareast-language: EN-US"> Benim Şu Kuluma Bakın Ukbe İbnu Amir (r.a) anlatıyor: Resülullah (a.s)'ın şöyle söylediğini işittim: -Rabbin, koyun güden bir çobanın, bir dağın zirvesine çıkıp namaz için ezan okuyup sonra da namaz kılmasından hoşlanır ve Allah Teâlâ hazretleri şöyle der: "Benim şu kuluma bakın! Ezan okuyor, namazkılıyor, yani benden korkuyor. Yemin olsun, kulumu affettim ve onu cennetime dahil ettim." Bizimle Namaz Kıldın mı? Ebü Ümâme (r.a) anlatıyor: Resülullah (s.a.v) ile beraber mescidde idik. O esnada bir adam geldi ve: -Ey Allah'ın Resülü, ben bir günah işledim, bana cezasını ver!, dedi. Resülullah adama cevap vermedi. Adam talebini tekrar etti. Aleyhissalâtu vesselâm yine sükut buyurdu. Derken namaz vakti girdi ve namaz kılındı. Resülullah (s.a.v) namazdan çıkınca adam yine peşine düştü, ben de adamı takip ettim. Ona ne cevap vereceğini işitmek istiyordum. Efendimiz adama: -Evinden çıkınca abdest almış, abdestini de güzel yapmış mıydın? buyurdu. O: -Evet ey Allah'ın Resülü!" dedi. Efendimiz: -Sonra da bizimle namaz kıldın mı? Adam: -Evet ey Allah'ın Resülü! deyince, Efendimiz: -Öyleyse Allah Teâlâ hazretleri günahını affetti, buyurdu. Bu Adam Sözünde Durursa Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Bir adam, Resülullah (a.s)'a: -Allah, kullarına kaç vakit namazı farz kıldı? diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm: -Allah, kullarına beş vakit namazı farz kıldı, diye cevap verdi. Adam tekrar sordu: -Bunlardan önce veya sonra başka bir şey var mı? Aleyhissalâtu vesselâm: -Allah kullarına beş vakti farz kıldı. Bu cevap üzerine adam, bunlar üzerine hiçbir ilavede bulunmayacağına, onlardan herhangi bir eksiltme de yapmayacağına dair yemin etti. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm: -Bu adam sözünde durursa mutlaka cennete girecektir! buyurdu. Dilediğine Verir Ebû Hüreyre radıyallahü anh'ten rivayet edilerek anlatılıyor: Muhacirlerin fakirleri Resulüllah aleyhisselâma gelip dediler ki: -Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler. Efendimiz: - Ne hususta? diye buyurdu. Muhacir fakirler: -Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyorlar; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz.» dediler. Bunun üzerine Resülullah aleyhissalatu vesselâm: -Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamıyacağı bir şey öğreteyim mi? buyurdu. Muhacirlerin fakirleri: -Evet, Öğret, ey Allah'ın Resulü. Aleyhissalâtu vesselâm: -Her namazın sonunda otuz üç defa Sübhânellah, otuz üç defa Elhamdülillah, otuz Üç defa Allahü Ekber, deyiniz, buyurdu. Bir müddet sonra muhacir fakirler, Resulüllah aleyhisselâma gelerek dediler ki: - Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da aynen böyle yaptılar. Bunun üzerine Allah'ın Resulü: -Bu Allah'ın fazlıdır, dilediğine verir, buyurdu Hemen Kıl Hz. Ali İbnu Ebî Tâlib (r.a) anlatıyor: Resülullah (s.a.v) bana şu tembihte bulundu: -Ey Ali, üç şey vardır, sakın onları geciktirme:
Hz. Ebü Hüreyre (r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v)'in şöyle söylediğini işittim: -Sizden birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve bu nehirde hergün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı, ne dersiniz? -Bu hal, dediler, onun kirlerinden hiçbir şey bırakmaz! -İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün hataları siler, buyurdu. Kârların En Hayırlısı Abdullah İbnu Selmân, naklediyor: Hayberin fethedildiği gün bir adam Hz. Peygamber'e gelerek: -Ey Allah'ın Resülü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki böyle bir kârı şu vadi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır, dedi. Efendimiz: -Bak hele! Neler de kazandın? diye sordu. Adam: -Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim. Öyle ki üçyüz okiyye kâr ettim dedi. Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz: -Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi? diye sordu. Adam: -O nedir, ey Allah'ın Resülü? dedi. Efendimiz açıkladı: -Farz namazdan sonra, kılacağın iki rekattır. Sen Namaz Kılmadın Rifâa İbnu Râfi' (r.a) anlatıyor: Biz mescidde iken bedevî kılıklı bir adam çıkageldi. Namaza durup, hafif bir şekilde rükunleri, tesbihleri kısa tutarak namaz kıldı. Sonra namazı tamamlayıp Resülullah (s.av)'a selam verdi. Efendimiz: - "Üzerine olsun. Ancak git namaz kıl, sen namaz kılmadın! buyurdu. Adam döndü tekrar namaz kılıp geldi, Resülullah'a selam verdi. Aleyhissalâtu vesselâm selamına mukabele etti ve: - Dön namaz kıl, zîra sen namaz kılmadın! dedi. Adam bu şekilde iki veya üç sefer aynı şeyi yaptı, her seferinde Aleyhissalâtu vesselâm: - Dön namazkıl, zîra sen namaz kılmadın! dedi. Halk korktu ve namazı hafif kılan kimsenin namaz kılmamış sayılması herkese pek ağır geldi. Adam sonuncu sefer: -Ben bir insanım isabet de ederim, hata da yaparım. Bana hatamı göster, doğruyu öğret!" dedi. Aleyhissalatu vesselâm: -Tamam. Namaza kalkınca önce Allah'ın sana emrettiği şekilde abdest al. Sonra ezan okuyarak şehadet getir. İkâmet getir namaza dur. Ezberinde Kur'an varsa oku, yoksa Allah'a hamdet, tekbir getir, tehlîl getir, sonra rükuya git. Rükü halinde itmi'nâna er (âzâların rüküda mütedil halde bir müddet dursun). Sonra kalk ve kıyam halinde itidâle er, sonra secdeye git ve secde halinde itidale er, sonra otur ve bir müddet oturuş vaziyetinde dur, sonra kalk. İşte bu söylenenleri yaparsan namazını mükemmel kılmış olursun. Bundan bir şey eksik bırakırsan namazını eksilttin demektir." Resülullah (s.a.v)'ın bu sonuncu sözü Ashâb'a önceki: (Dön, namaz kıl, zîra sen namaz kılmadın!) sözünden daha kolay ve rahatlatıcı oldu. Zîra busöze göre, sayılanlardan bir eksiklik yapan kimsenin namazında eksiklik oluyor ve fakat tamamı hebâ olmuyordu. Sesini Biraz Yükselt Resülullah (a.s) bir gece evinden çıkmıştı. Hz. Ebü Bekr (r.a)'e uğradı. Alçak sesle namaz kılıyordu. Hz. Ömer (r.a)'e uğradı, o da yüksek sesle namaz kılıyordu. Resülullah'ın yanında toplanınca Aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: -Ey Ebü Bekr sana uğradım sen sessizce namaz kılıyordun. Ebü Bekr: -Ben konuştuğum Zât-ı Zülcelâl'e sesimi işittirdim ey Allah'ın Resülü!, cevabını verdi. Hz. Ömer'e de: -Sana da uğradım. Sen yüksek sesle namaz kılıyordun!, dedi. O da şu cevabı verdi: -Ey Allah'ın Resülü! Uyuklayanı uyandırıyor, şeytanı da uzaklaştırıyordum. Resülullah aleyhissalatu vesselâm Hz. Ebü Bekr'e: -Ey Ebü Bekr sen sesini biraz yükselt! Hz. Ömer'e de: -Sesini sen de biraz alçalt! buyurdu. Son Düzenleyen arwen; 17-04-2006 @ 02:57. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #80 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Dinin Direği; NAMAZ Namaz hususunda ne gibi faaliyetler yapabiliriz? (1) Namaza teşvik edici, çok tesirli, çok faydalı, çok kıymetli broşürler, kitapçıklar, kitaplar yayınlanmalıdır. (2) İmkânı olan Müslümanlar bu kitapları alıp “uygun bir şekilde” dağıtmalıdır. Dikkat buyurunuz, uygun bir şekilde dedim. Uygun olmayan, yanlış bir propaganda, bazen kaş yapayım derken göz çıkartır. (3) Zamanımızda, hemen hemen herkesin otomobili var. Bu otomobilleri gezmek, tozmak, işimize gidip gelmek, zevk ve sefa, piknik yapmak, hava atmak için bol bol kullanıyoruz. Otomobillerimizle namaza gitmeliyiz. Uzak yerlerdeki camilerin cemaatlerine katılmalıyız. Her gün olmasa bile, sabah namazlarına gitmeliyiz. Böyle şeyleri kaçta kaçımız düşünüyor ve yapıyor? (4) Namaz konusundaki propagandalar, dâvetler, hizmet ve faaliyetler iki türlü olur: Doğrudan doğruya ve dolaylı olarak. Doğrudan doğruya yapılan propagandalar bazen reaksiyona sebep olur, olumsuz neticelenir. En iyi propagandalar, dolaylı propagandalardır. (5) Cumartesi ve pazar sabahları, komşularımız ve tanıdıklarımızla daha önceden anlaşarak belli yerlerdeki camilere gitmeliyiz. Namazı kıldıktan sonra, bir yerde huzur ve neşe içinde sabah kahvaltısı yapmalıyız. Birtakım namaz kılmayan gençler ve çocuklar şöyle davet edilmelidir: “Yarın, sabah namazını filan camide kılacağız, sonra filan yerde kahvaltı yapacağız, senin de aramızda bulunmanı istiyoruz.” Kültürlü, tahsilli, makam ve mevkii sahibi temsilci Müslümanların, sık sık, ellerinden geldiği kadar farz namazları camilerde kılmaları gerekir. Maalesef zamanımızda bu gibi kimselerin büyük kısmı, hele İslâmcıların hemen hemen yüzde yüzü camiye gitmiyor, cemaate katılmıyor. Bu ne büyük bir eksikliktir. Farz edelim, halkın sevdiği bir yazar, yahut bir fikir adamı, yahut tanınmış bir yüksek bürokrat, büyük bir camide halkla birlikte namaz kılıyor. Onun bu hareketi, ne güzel bir teşvik olur. (İhlâsa dikkat edilmelidir, halkın aferinini, beğenisini kazanmak için camiye gitmek, ihlâsa aykırıdır. Şeytanın bu gibi tuzaklarına düşmemek için dikkatli olunmalıdır.)(7) Resmî şekilde değil, tamamen tanıdıklar ve dostlar arasında “namaz komiteleri” kurulmalıdır. Kur’an-ı Kerim’de “Bizim yolumuzda cihad edenlere (cehd ve gayret sarf edenlere) biz yollarımızı gösterir, kılavuzluk ederiz.” meâlinde âyet bulunmaktadır. Yüzde yüz, Allah rızası için namaz komitesi kurulunca, böyle hayırlı bir işe teşebbüs eden Müslümanlara ilahî ve rabbanî esintiler ve yardımlar gelir. Ancak, namaz hizmet ve faaliyetleri esnasında mezheb, tarikat, cemaat, meşreb, fırka, hizib, zümre asabiyetlerinden kesinlikle uzak durulmalıdır. Namaz, İslâmî bir kurumdur, binaenaleyh bir tarikata, bir cemaate veya başka bir parçaya alet edilmemelidir. Namaz için çalışırken, mensubu bulunduğum tarikata da hizmet edeyim düşüncesi yanlış olur.(9) Uyanık, şuurlu, irfanlı Müslümanlar namaz için çalışırken, cemaat meselesini de ihmal etmesinler. Erkek Müslümanlar için cemaat, farza-vacibe yakın bir emirdir. “Canım isterse tek başıma kılarım, canım isterse cemaate katılırım...” düşüncesi Kur’an’a, Sünnete, Şeriata, fıkha, İslâm’ın ruhuna aykırıdır. Kur’an-ı Kerim’de bize, Peygambere uymamız, itaat etmemiz emrediliyor. O, farz namazları hep cemaatle kılmıştır. Bir hadis-i şerifte “İçlerinde kadınlar ve çocuklar olmasaydı, cemaate gelmeyenlerin evlerini yakardım” buyurmuşlardır. Cemaat, ihtiyarî (Müslümanın seçimine bırakılmış) bir şey değildir... Dinsizlerin şimdiden hazırlanmış planları vardır, bekliyorlar. Camilerde cemaat kalmasın ve bazılarını kapatsınlar. Onlara bu fırsatı vermeyelim. (10) İslâm’daki en büyük amelî ibadet, en büyük eylem beş vakit namazdır. Bunun böyle olduğu Kur’an’la, Sünnetle, icma ile sabittir. Binaenaleyh Müslümanlar, namazın edası ve ikamesi (dosdoğru kılınması) işini vazifelerinin birinci maddesi olarak ele almalıdır. Hiçbir tarikat, cemaat, hizib, fırka, meşreb faaliyeti, beş vakit namazdan daha önemli olamaz. Zaten Ashab-ı Kiram, Tabiîn, Selef-î Salihîn, müctehid imamlar, büyük evliyaullah, kâmil mürşidler, hakikî şeyhler namazı, uygulamayla ilgili emirlerin birincisi olarak kabul etmişler, hem kendileri kılmışlar, hem de Ümmet-i Muhammed’e “Mutlaka kılın!” demişlerdir. Müslümanlar şu hususu çok iyi anlamalı ve bilmelidir: Namazı terk ederek, namazı ihmal ederek, namaz hususunda tehâvün göstererek (namazı hafife alarak) kesinlikle kurtulamazlar. İyi bilinmelidir ki, Müslümanlar namazı büyük ölçüde kılsalar, fakat cemaati terk etseler yine kurtulamazlar. Muhbir-i Sâdık olan Resulullah Efendimiz, “Cemaat rahmet, tefrika azaptır.” buyurmuşlardır. Zayıf Müslümanlar beş vakti de cemaatle kılamayabilir. Lakin cemaati büsbütün terk etmek olmaz. Bu bir fetva ve ruhsat değildir: Günde en az, bir vakti cemaatle kılmalıyız. Namazın siyasetle, rejimle, laiklikle doğrudan doğruya ve dolaylı olarak bir alakası yoktur. İslâm düşmanlarının namaza, cemaate, camiye kötü gözle bakmaları, onların cahilliğini, medeniyetsizliğini, zalimliğini gösterir. Medenî bir dinsiz, Müslüman vatandaşının camisine, ibadetine karışmaz. Ben dinsizim, onlar dindardır der, vicdanlar üzerinde terör ve baskı uygulamaz. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Namaz :)) | virtuecat | Komik Flash'lar/Video'lar | 17 | 07-01-2009 11:40 |
| Resimli Namaz Hocası | PiSiK0PATR | Ücretsiz-Beta Yazılımlar | 5 | 31-12-2008 14:22 |
| Dinin Başlangıç Kuramları | Blue Blood | Din/İlahiyat | 4 | 11-09-2008 11:06 |
| Namaz Sure ve Duaları | kompetankedi | Müslümanlık/İslamiyet | 0 | 31-01-2007 17:08 |
| Dinin Tarihsel Fenomenolojisi | virtuecat | Din/İlahiyat | 0 | 05-12-2006 17:26 |