Dinin Direği; NAMAZ Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türkiye´den :: > Müslümanlık/İslamiyet
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 18-04-2006   #81 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ



İstihare Namazı

İstihare "hayırlı olanı istemek" anlamına gelir. İnsanlar, kendileri için önemli olan bir karar verecekleri veya bir seçim yapacakları zaman, bazan belki eldeki verilerin yetersizliği sebebiyle veya çeşitli sebeplerle dünya ve ahiret baımından kendileri için hangi seçimin hayırlı olacağını kestiremezler ve bunu bilmek için çeşitli çarelere başvururlar. Mesela, Peygamber imiz'in nübüvetle görevlendirildiği sıralarda Araplar'dan bir kimse yolculuğa şıkmak istendiğinde, bu yolculuğun kendisi için hayırlı olup olmadığını anlamak için fal oklarına başvururdu. Peygamberimiz bu adeti kaldırarak onun yerine istihareyi getirmiş ve şöyle buyurmuştur: (1)

" Biriniz bir iş yapmaya niyetlenince farzın dışında iki rek'at namaz kılsın ve şöyle desin: Ey Allahım, ilmine güvenerek senden hakkımda hayırlısını istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Sınırsız lutfundan bana ihsan etmeni istiyorum, gücüme güç katmanı istiyorum. Ben bilmiyorum, ama sen bilyorsun, ben güç yetremem ama sen güç yetirirsin. Ey Allahım! Yapmayı düşündüğüm bu iş, benim dinim, dünyam ve geleceğim açısından hayırlı olacaksa, bu işi benim hakkımda takdir buyur, onu bana kolaylaştır, uğurlu ve bereketli eyle. yok eğer benim, dünyam ve geleceğim için kötü ise, onu benden, beni ondan uzaklaştır. Ve hayırlı olan her ne ise sen onu takdir et ve beni hoşnut ve mutlu eyle!" (2)

Namazda, makbul olanı; ilk rekatta Fatiha ve Kafirun Suresi, ikinci rekatta ise Fatiha ve ihlas suresi okumaktır. İki rek'at namaz kılıp bu duayı yaptıktan sonra, kalbe doğacak istek veya nefretle, yahut yapıcı veya engelleyici sebeblerle işin hayırlı olan tarafı gerçekleşmiş olduğuna kanaat beslenir ve buna rıza gösterilir. Namazı kıldıktan sonra dünya kelamı etmemek, sağ tarafa ve kıbleye doğru yatmak, uymaya çalışırken kalpten "Allah Allah" demek güzel olan şeylerdir. Bu namazı buradan okuyup, tatbik etmek isteyenlerden bir dileğimiz olacak, Yukarıdaki Peygamber efendimizin yukarıdaki duasını kendi sıkıntısına, problemine uyarlayıp kalbinden okuduktan sonra;

3 ihlas ve 1 Fatiha'yı da başta Peygamberimize, sevdiklerine ve Zamanın Sahibine hediye eylesin. Onların yüzü suyu hürmetine bu aciz kulunun anlayacağı şekilde her şeyi aşikar göstersin, perdeleri aralasın diye Allah'a dua etsin. Dua esnasında:
Allah ile konuşur gibi dua etsin,

Etrafını saran melekleri hissetsin,
Dua esnasın da gözlerini kapatsın,
Boynunu büksün,
Allah'ın aciz bir kulu olduğunu hisssetsin.

Birinci defada sonuç alınamazsa üç kere veya yedi defa tekrarlanabilinir.

Sammi olarak yapıldığı takdirde, kalbe doğuş olabilir, istihare sonucu bir ferahlık ve rahatlık olursa o işin hayırlı olacağına, sıkıntı ve darlık olursa olumsuz olacağına işaret edilir. Gündüz yapılacağı gibi, iyice konsantre olunabilmesi için geceleyin yatmadan hemen önce yapılması tavsiye edilir. İstihare için uykuya yatma ve rüya bekleme şartı olmadığıda unutulmasın. Allah bunu samimi olarak isteyenlere bir işaret veya ipucu verir.

O kapısına geleni geri çevirmez. O'nun kapısı umutsuzluk kapısı değildir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-04-2006   #82 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Erkekler :
Gözler secde yerine bakıyor. Ellerin içi kıbleye dönük, başparmak kulak yumuşağına değiyor.İki ayak birbirine parelelel, ayaklar arasında 4 parmak sığacak kadar mesafe var.
Allahu Ekber denilir.

Male :
One fixes the eyes on the place of where the head will rest between the palms facing in the direction of the Holy Kaaba and with the thumbs touching the ear lobes.
The ffet are parallel to each other with a space between them, equal to the width of four fingers. Then saying the formulaof magnification of Allah, that is Allahu Akbar.

Hanımlar :
Hanımlar tekbir alırken ellerimizi omuz hizalarına kadar kaldırır. Ayaklar az açık. Vücudumuz diktir. Eller göğüs üstünde, gözler secdeye bakar durumdadır.Allahu Ekber denilir.

Female :
One fixes the eyes on the place where the head will rest in prostration, with the hands at the level of the chest so that the finger-tips do not go above the level of the shoulders.
Then saying the formulaof magnification of Allah, that is Allahu Akbar.

Kıyam - Al-Qiyam Eller bağlandıktan sonra "Sübhaneke" (Sübhaanekellahümme ve bihamdik, Ve tebâara kesmük ve teaalâaa ceddük, Velâailahe gayrük)okunur. Sonra Euzu Besmeleçekilir ve Fatiha-i Şerife okunur. Sonunda "Amin" denir. Peşinden kısa bir süre okunur.
Eller yana salınarak "Allahu Ekber" denerek ruküa eğilinir.

Next, the supplication of al-Subhanaka

(Subhanaka-Allahumma-wabi-hamdik, Wa-tabaraq'as-muk, wa-ta'ala-jadduk, Wa-la-ilaha-ghayruk) is recited.

The recitation of the formula of Audhu Bismillahand the chapter of the Opening (Surah al-Fatiha) follow this. One says 'Amin' at the end of the Chapter of the Opening. An additional chaptar (surah). After that, one lets down the arms to the sides and bows down (al-ruku) while saying Allahu Akbar.

Erkekler:
Gözler secde yerine bakıyor. Eller göbek altına bağlanmış vaziyette. Sağ elin küçük parmağıyla başparmak, sol elin bileğini halka gibi kavramış şekilde. İki ayak arası 4 parmak kadar açık ve birbirine parelel.



Male:

One fixes the eyes on the place where the head will rest in prostration, with the hands clapsed below the navel. The thumb and the small finger of the right hand hold wrist of the left arm by forming a ring. the space between the two feet, which are parallel to each other, is four fingers.



Hanımlar:

Eller göğüsler üzerine bağlanır. Sağ el sol el üzerindedir. İki el beraberce göğüs üzerine konur. Ayaklar az açık, vücudumuz diktir. Gözler secdeye bakar.


Female:

One fixes the eyes on the place of prostration, with the hands placed over the chest and with the right hand over the left one.


Rükû - Al Rukuh
Rükuda üç kere "Sübhane rabiye'l azıym" denir.
"Semiallahü limen hamideh" ve "Rabbena lekel hamd" diyerek doğrulunur.

Peşinden "Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır.

In bowing, the glorification of Allah is at least three times with this expression : "Subhana Rabbi'yal-adhim" (Glorified is my lord, the Most Great).

Then one raisesthe head and stands up at ease reciting: "Sami-Allahu-liman-hamidah" and "Rabb'ana-lakal-hamd" ("Allah hears one who praises Him", "Losr, to You alone belong all kinds of perfect praise).

Next, one goes down, on one's knees with the utterance of "Allahu Akbar" to assume the position of prostration.

Erkekler:
Gözler iki ayak ucuna bakıyor.
Baş ile sırt aynı hizada, sırt düz vaziyette ve yere parelel durumda.
Bacak ve kollar gergin. Parmaklar açık, sıkıca diz kapaklarını kavramış durumda.


Male:
One fixes the eyes on the ends of the toes, with the head and the back up to the buttocks at the same level, the back being flat and parallel to the ground. The legs and the arms are stretched, with the fingers spresd apart grasping the knees.


Hanımlar:
Ayaklar az açık. Baş sırt hizasına gelmeyecek kadar az eğik. Dizler ve dirsekler hafif bükük. Eller dizlerin üzerinde. Gözler ayak ucuna bakıyor.

Female:

he eyes are fixed upon the ends of the toes. The head and the back are not on the same level, the head being at a higher level. The joined fingers are put lightly over the knees.


Secde - Al-Sajdah
"Allahu Ekber" diyerek secdeye varılır. Secdede üç defa "Sübhane rabbiye'l âlâ" denilir."Allahu Ekber" diyerek secdeden kalkılır, dizler üstünde kısa bir müddet durulur. "Allahu Ekber" deyip secdeye tekrar varılır. Yine secdede üç defa "Sübhane rabbiye'l âlâ" denilir. "Allahu Ekber" diyerek ikinci rekata kalkılır.

One recites in prostration three times the expression of glorification of Allah : "Subhana Rabb'iyal-a'la" (Glorified is my Lord). Then one utters the expression of magnification of Allah: "Allahu Akbar" (Allah is the Greatest). and gets up from the first prostration to the sitting position, where one stays for a length of time equal to saying once the expression of Subhanallah. then one begins the second prostration with the expression of "Allahu Akbar" and again recites three times "Subhana Rabb'iyal-a'la" in the prostration position. After that, one raises the head from the prostration sayıng "Allahu Akbar" and stands up, without pushing his hands against the ground and without sitting, thus completing the first rakah.

Erkekler:
Baş iki el arasında. Alın ve burun yere değiyor. Parmaklar kıbleye doğru. Dirsekler yere değmiyor ve vücuda yapışık değil. Karın oyluklardan ayrı. Ayak parmakları kıbleye dönük, topuklar bitişik.


Male: The head is between the two hands, with both the nose and the forehead touching the ground. The fingers are pointed in the direction of the Holy Kaaba. The elbows do not touch the ground, and they are not in contact with the sides of the body. The abdomen is away from the thighs. the toes face the Holy Kaaba and the heels are together.

Hanımlar:
Alın ve burun yere değiyor. Baş iki el arasında, parmaklar kıbleye doğru. Dirsekler yere değiyor ve vücuda yapışık, oyluklar da karna bitişik durumda. Ayakların üstü yere gelmiş şekilde ve her iki ayak sağa yatık.


Female:

The forehead and the nose touch the floor. The head is between the two hands, the fingers facing the Holy Kaaba. The elbows touch the floor and touch the abdomen with the thighs also joined to the abdomen. The tops of the feet touch the ground and both the feet bend to the right side.





İkinci Rekat - Second Rakah
* İkinci rekat birinci rekat'a benzer, ancak yalnız Besmele çekilir ve Fatiha-i Şerife okunur. Sonunda "Amin" denir. Peşinden kısa bir süre okunur. Daha sonra önceki gibi rukü ve secdeler yapılır. İkinci secdeden sonra "Allahu Ekber" denilerek oturulur.
* The second rakah is like the first rakah, with the exception that in the beginning. one does not recite the expression of "Allahu Akbar" The recitation of the formula of Bismillah (without Audhu) and the chapter of the Opening (Surah al-Fatiha) follow this. One says 'Amin' at the end of the Chapter of the Opening. An additional chaptar (surah). Then one complates the bowing down and prostrations. However, at the completion of the second prostration of the second rakah, one sits on.

Ka'de - Oturuş - Al-Qada
Bu oturuşta "Etteahiyyatü, Allahumma Salli, Allahumme Barik, Rabbena duaları okunur.

In the sitting position one recites the supplication of Witnessing, the Supplications of "Al Tahiyyah", "Allahumma Salli", "Allahumma Barik", and "Rabb'ana"

Erkekler:

Gözler oyluklara bakıyor. Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde. Sol ayak yatık ve üzerinde oturulmuş. Sağ ayak dik ve başparmağı kıbleye dönük.


Male
:
The eyes are fixed upon the thighs. The hands are on the thighs, the fingers being relaxed. One sits on the left foot, which is pointing in towards the right foot. The right foot is upright the toes bent in the direction of the Holy Kaaba.

Hanımlar:
Son oturuşta, eller dizler üstünde serbest. Ayakların her ikisi de sağa çıkarılmış. Ayaklar üzerine değil, yere oturulur. Gözler dizlere bakmakta.



Female:

The eyes look at the thighs upon which are placed the hands, with the fingers relaxed. Both the feet protrude out on the right side, the sitting position being on the ground, not on the left foot.
Ettehiyyatü, "Ettehıyyâatü lillahi vessalevâatü vettayibâatü esselâmüaleyke eyyühennebiyyü ve rahmetüllâhi ve berakâatühüü esselâ**ü aleynâa ve alâa ıbâadillâhis salihıynEşhedü ellâa ilâahe illallâah ve eşhedü enne Muhammeden abdühüü ve rasüülüh",

Manası:Her türlü kavli, bedeni ve mali ibadetler Allah'a mahsustur. Ey şânı yüce Peygamber, selam ve Allah'ın rahmetiyle bereketleri senin üzerine olsun ve selam bizlere ve Allah'ın sâlih kulları üzerine olsun. Ben şehadet ederim ve (yakinen bilirim) ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Ve şehadet ederim ki Hazret-i Muhammed Allh'ın kulu ve Resûlüdür.

Al-Tahiyyah, "At-tahiy'yatü lil'lahi was'salawatu wat'tay'yibatu, Assalamualayka ay'yuhan'nabiy'yu wa Rahmatul'lahi wa barakatuhu, Assalamu alaina wa ala ibadil'lahissaliihin, Esh'hadu anla ilahe ill'Allah, Wa esh'adhu an'na Mohammed'en abduhu wa Rasuluhu.

Translation: "All kinds of verbal, bodily and financial devotions (ibadah) belongto Allah. Greeting is to thee, O Prophet (s.a.s.) and the mercy and bleising of Allah. Peace be upon us and on the righteous slaves of Allah. I bearwitness that there is no god but Allah. And I bear witness that Muhammad (s.a.s.) is His slave and messenger.


Allahumme Salli,"Allahümme salli alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa salleyte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd",
Manası: Allah'ım Hz. Muhammed ve âline , Hz. İbrahim'e ve âline rahmet ettiğin gibi rahmet eyle. Allahumma Salli, "Allahumma salli ala Muhamedin wa ala ali Muhammadin kama sallayta ala ali ibrahima in'naka hamid' un'majid"
Translation: " O my Allah! Send grace and honor to the Prophet Muhammad (s.a.s.) and to the members of the family of Muhammad (s.a.s.) as You have granted grace and honor to the prophet Abraham (a.s.) and to the members of the family of Abraham (a.s.). Surely You ara All Praisewworthy, All Glorius"
Allahumme Barik, "Allahümme barik alâa Muhammedin ve alâa âali Muhammedin kemâa barekte alâa ibraahiyme ve alâa âali ibrahiyme inneke hamiydüm meciyd",

Manası:Allah'ım Hz. Muhammed ve âline, Hz. İbrahim'e ve âline mübarek kıldığın gibi mübarek kıl.
Allahumma Barik, "Allahumma barik ala Muhamedin wa ala ali Muhammadin kama barakta ala ali ibrahima in'naka hamid' un'majid"

Translation: " O my Allah! Send blessings upon Muhammad (s.a.s.) and to the members of the family of Muhammad (s.a.s.) as You have blessed Abraham (a.s.) and to the members of the family of Abraham (a.s.). Surely You ara All Praisewworthy, All Glorius"
Rabbena Atina, "Rabbenâa âatina fiddünyâa hasenetev ve fil âahirati hasenetev ve kınâa azâabennâar"

Manası: Ey Rabbimiz, bize dünyada ve ahirette iyi hal ver ve bizi o ateş azabından koru.

Rabbana Atina, "Rabbana atina fi'd dunya hasana'tan, wa fil akhirati hasana'tan, wa qina adhaban'nar."
Translation: " O our Lord! Grant us goodness in this world and in the hereafter and protect us from the punishment of the fire" Rabbenâağfirlii, "Rabbenağfirlii ve livâa lideyye ve lil mü'miniyne yevme yekuumül hisâab"
Manası: Ey Rabbimiz, hesab günü geldiği zaman bizi mağfiret et. Anne ve babamı ve müninleri de mağfiret et. Rabbenagfirli, Rabb'anaghfirli, wa li waliday'ya, wa lil mu'minina Yawm'a yagumul hisab.
Translation:
" O our Lord! Grant foregiveness to me when the Final Day of Judgemen comes, and to my parents and to the believers.
Selam - Salam
Dualardan sonra, önce sağa sonra sola dönülerek "Es-selâmü aleykum ve rahmetüllah" denir. Namaz tamamlanmış olur.


There after one turns the head first to the right side saying the formula: "Assalamu alaikum wa Rahmatullah".
Then one turns to the left with the recitation of the same salutation. The ritual prayer all has now been completed.



Erkekler:
Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde.
Sol ayak yatık ve üzerinde oturulmuş.
Sağ ayak dik ve başparmağı kıbleye dönük.
Baş önce sağa çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor, sonra sola çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor.


Male:
The hands are placed on the thighs, with the fingers being relaxed.
The right food is upright, with the big toe bent in the direction of the

Holy Kaaba.
The head is turned to the right with the eyes fixed upon the right shoulder and then the head is turned to the left with the eyes looking at the left shoulder.


Hanımlar:

Gözler oyluklara bakıyor. Eller oyluklar üzerinde, parmaklar kendi halinde.Her iki ayak sağa çıkarılmış vaziyette
Baş önce sağa çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor, sonra sola çevrilmiş ve gözler omuza bakıyor.


Female:

The hands are put on the tighs, with the fingers at ease. Both the feet are brought out on the right.
The head is turned to the right with the eyes looking at the shoulder and then the head is turned to the left with the eyes looking at the left shoulder.




  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 19-04-2006   #83 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı

Namazın Şartları

Namazın geçerli olması için bazı şartların ve rükünlerin bulunması gereklidir. Şart, sözlükte alâmet demektir. Bir terim olarak şart; varlığı kendisinin varlığına bağlı bulunan, fakat onun gerçek varlığından ve mâhiyetinden ayrı olan şeydir. Rükün ise, sözlükte; en kuvvetli taraf demektir. Bir terim olarak rükün; bir şeyin varlığı kendisine bağlı bulunan ve o şeyin esas unsur ve parçalarını teşkil eden esaslardır. Şer'i hüküm olarak şart ve rükne farz vasfı verilir. Bunların her ikisi de farzdır. Bu yüzden bazı fakihler bu konuya "namazın farzları" başlığını koymuşlardır. Bir de namazın farz olmasının şartları vardır. Bunlar müslüman olmak, büluğ çağına ulaşmak ve akıllı olmak üzere üç tanedir.

Namazın farzları on ikidir. Bunlardan altısı daha namaza başlamadan bulunması gereken farzlar olup şunlardır:

1) Hadesten temizlenme 2) Necasetten temizlenme, 3) Avret yerini örtmek, 4) Kıbleye yönelmek, 5) Vakit, 6) Niyet. Bunlara, "namazın şartları" denir.

Diğer altısı da namaza başladıktan sonra bulunması gereken farzlar olup şunlardır: 1) İftitah tekbiri, 2) Kıyam, 3) Kıraat, 4) Rükû, 5) Sücûd, 6) Son oturuşta "et-Tehiyyâtü"yü okuyacak kadar bir süre oturmak. Bunlara da "namazın rükünleri" denir. Bunlardan başka ta'dîl-i erkân ve namazdan kendi isteği ile çıkmak gibi başka rükünler de vardır. İleride bunları açıklayacağız.

Burada, önce namazın şartları üzerinde duracağız:

1) Hadesten Temizlenme:
Abdestsizlik, cünüplük, hayız veya lohusa hallerinde bulunmaya "hades hâli" denir. Abdestsizlik küçük hades, diğerleri büyük hadestir. Küçük veya büyük hadeslerden temizlenmek abdest almak, yıkanmak veya teyemmüm etmekle olur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın. Başınızın bir bölümünü meshedin. Topuklarla birlikte ayaklarınızı da (yıkayın) Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin " (el-Maide, 5/6).

Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Abdest bozan kimse, abdest almadıkça Allah Teâlâ sizden birinizin namazını kabul etmez"
Allah Teâlâ temizlenilmeksizin hiç bir namazı kabul etmez"

Farz, vacib, sünnet veya nâfile tam namaz veya tilâvet yahut şükür secdesi gibi eksik namaz için hadesten temizlenmiş olmak şarttır. Abdestsiz kılınacak bir namaz sahih olmaz.

Namaz kılarken herhangi bir sebeple abdest bozulsa, namaz da bozulmuş olur. Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Sizden birisi, namazda yellendiği zaman, namazdan ayrılıp abdest alsın ve namazını iade etsin " (Ebû Dâvûd, Tahâre, 81, Salât, 187; Tirmizî, Raciâ, 12).

Hadesten temizlenme, namazın diğer şartları gibi sıhhat şartlarındandır.

2) Necasetten Temizlenme:
Namazdan önce bedende, elbisede veya namaz kılınacak yerde bulunan pisliği temizlemek gerekir. Bu temizlik namazın geçerli olması için ön şarttır. Elbisede ve namaz kılınan yerde, ayak, el ve dizler ile sağlam görüşe göre alnın konulacağı yerde dört gramdan (1 miskal) fazla insan dışkısı gibi katı yahut avuç içinden daha geniş alana yayılan insan sidiği veya şarap gibi sıvı pisliğin bulunması namazın sıhhatine engel teşkil eder. Eti yenen hayvanların veya atların sidiği ve dışkısı ise bulaştığı bedenin veya elbisenin dörtte bir bölümünden az miktarı namaza engel olmaz, affedilmiş sayılır. Bundan fazlasını ise, temizlemeye güç yetince namazın sıhhatine engel olur.

Allah Teâlâ; "Elbiseni temizle" (el-Müddessir, 74/4) buyurmuştur. İbn Sîrin, bu temizlemenin elbisedeki pisliğin su ile temizlemek olduğunu söylemiştir. Hz. Peygamber Fâtıma binti Ebî Hubeyş (r.anhâ)'nın özür kanının (istihâza) hükmünü sorması üzerine şu cevabı vermiştir:
"Bu, kanama yapan bir damardır. Ay başı değildir. Âdet zamanın geldiğinde, namazı bırak. Âdetin kadar bir süre geçtikten sonra kanını yıka, guslet ve namaz kıl" .
Mescidin içinde küçük abdest bozan bedevî için Resulullah (s.a.s);
"Bu bedevinin işediği yere kova ile su dökün " buyurmuştur.
Yukarıdaki ayet elbiseyi temizlemenin, ilk hadis bedeni, ikinci hadis ise namaz kılınacak yeri temizlemenin farz olduğuna delâlet eder.

3) Avret Yerini Örtmek:
Avret sözlükte; eksiklik, kusur, düşmanın sızmasından korkulan zayıf mevzi, örtülmesi gereken yer ve kadın gibi anlamlara gelir. Şer'î bir terim olarak; bakılması haram olup, örtülmesi farı bulunan uzuvlara "avret yeri" denir. Hanefîlere göre, insanların huzurunda avret yerinin örtülmesi icma ile farzdır. Sağlam olan görüşe göre, tenhada örtmek de farzdır. Bir kimse karanlık bir evde bile olsa, temiz elbisesi bulunduğu halde çıplak olarak namaz kılsa, bu namaz sahih olmaz (İbn Âbidîn, a.g.e., I, 375).

Yıkanma, tabiî ihtiyaç, taharetlenme gibi ihtiyaçlar dışında, tenha bir yerde de bulunulsa, namazda veya namaz dışında avret yerlerinin örtülmesi farzdır. Bunun delili Kitap ve Sünnettir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: Ey Âdemoğulları! Her mescide gelişinizde güzel elbiselerinizi giyerek gelin" (el-A'râf, 7/31). İbn Abbas (r.a)'a göre; bundan kastedilen namazda giyilen temiz elbiselerdir.


NAMAZ :

Hz. Peygamber şöyle buyurur:

"Allah Teâlâ büluğa ermiş kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" Ey Esma! Kadın büluğ çağına ulaşınca, onun şu ve şu uzuvlarından başkasının görünmesi helâl ve caiz olmaz". Hz. Peygamber bu sözleri söylerken, elleri ile yüzünü işaret etmişti"

Erkeklerin avret yeri sayılan uzuvları; göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımdır. Sağlam görüşe göre diz kapağı da uyluktan olup avret yeri sayılır. Delil, Hz. Peygamber'in şu hadisidir: "Erkeğin avret yeri, göbeği ile diz kapağı arasıdır", "Göbeğinden aşağısı diz kapaklarını geçinceye kadar olan kısımdır". Başka bir delil de Darekutnî'den rivayet edilen, Diz kapağı avret yerlerindendir" anlamındaki zayıf hadistir.

Hür kadınların yüzleriyle ellerinden başka, sarkan saçları dahil bütün bedenleri avrettir. Yüzleriyle elleri ise ne namazda, ne de bir fitne korkusu bulunmadıkça namaz dışında avret değildir. Ayakları konusunda ise görüş ayrılığı vardır. Daha sağlam görülen görüşe göre, ayakları da avret değildir. Çünkü ayaklarla yolda yürüme zarûreti vardır. Özellikle bunları örtmek yoksullar için güçtür. Başka bir görüşe göre, bir kadının namazı, ayağının dörtte biri nisbetinde açık bulunmasıyla bozulur, diğer bir görüşe göre ise, ayakları namaza göre avret yeri sayılmazsa da namaz dışında avret yeri sayılır. Bu görüş ayrılığından kurtulmak için ayakların örtülmesi daha uygun görülmüştür. Sağlam görüşe göre, hür kadınların kolları ile kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.


Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Kadınlar, kendiliğinden görünen dışında, ziynetlerini göstermesinler" (en-Nûr, 24/31). Bundan kastedilen ziynetlerin takıldığı yerlerdir. Kadının kendiliğinden görünen yerleri ise elleri ile yüzdür. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Kadın avrettir. Dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker" (Tirmizî, Radâ', 18). Diğer yandan Allah elçisi, Esmâ (r.anhâ)'ya büluğ çağından sonra el ile yüz ve avuçlarına işaret ederek, bu yerlerin dışındaki kısımların örtülmesini bildirmiştir . Hz. Âişe'den nakledilen; "Allah Teâlâ büluğ çağına ulaşan kadının namazını başörtüsüz kabul etmez" hadisi de, saçları örtünme kapsamına almaktadır.

Müstehcen avret yerleri olan ön ve arka uzuvlar ile hafif avret yeri sayılan, bu iki yer dışındaki uzuvlardan birinin tamamı veya en az dörtte biri açık bulunur ve bu durum kasıtsız olarak iki rükün eda edecek kadar devam ederse namaz bozulur. Çünkü bir şeyin dörtte biri tamamı hükmündedir.

Cildin rengini gösterecek derecede ince olan elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Bu yüzden derinin rengini belli edecek şekilde bulunan, dolayısıyla derinin beyazlığı veya kırmızılığı belli olan elbise ile namaz sahih olmaz. Çünkü bununla örtünme gerçekleşmemektedir. Eğer elbise kalın olmakla birlikte uzvu belli ederse ve hacmi ortaya koyarsa bu, zemmedilmiş olmakla birlikte namaz sahih olur. Çünkü bundan kaçınmak mümkün değildir.



Kıbleye Yönelmek:
,
Namazı kıbleye doğru yönelerek kılmak şarttır. Mekke döneminde ve Medine döneminin ilk günlerinde müslümanların kıblesi Kudüsteki Mescid-i Aksa idi. Medine döneminde inen şu ayet-i kerime ilk kıble, Mekke'deki Ka'be-i Muazzama'ya çevrildi: "Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de olduğunuz yerde, yüzünüzü onun tarafına döndürünüz" (el-Bakara" 2/144). Kâbe, Mekke'deki bilinen binadan ibaret değildir. Ancak bu binanın yerini ifade eder. Nitekim bu kutsal yerin göklere kadar üst tarafı ve toprağın derinliklerine kadar alt tarafı kıble yönüdür. Bu yüzden Kâbe-i Muazzamanın yanında veya içinde bulunanlar, bunun herhangi bir tarafına yönelerek namazlarını kılabilirler. Cemaatle namazda imamın önüne geçmemek şartıyla, cemaat Kâbe'nin çevresinde halka olur ve hepsi imamla birlikte namaz kılarlar.

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke fethedildiği gün, Kâbe'ye bir kere girip içinde namaz kıldığı nakledilir. Abdullah b. Ömer, Bilâl (r.a)'e, Allah elçisinin Kâbe'ye girdiği zaman namaz kılıp kılmadığını sormuş, Bilâl şu cevabı vermiştir: "Evet Kâbe'ye girince sol taraftaki iki direk arasında namaz kıldıktan sonra çıktı ve Kâbe'nin yönüne doğru iki rek'at namaz kıldı" (Buhârî, Salât, 30; Nesâî, Menâsik, 127; Dârimî, Menâsik, 43; Ahmed İbn Hanbel, II, 75, III, 410, VI, 12, 13, 14).

Kâbe-i Muazzamadan uzakta bulunanların tam Kâbe'ye yönelerek namaz kılmaları farz değildir, Kâbe tarafına yönelmeleri farz olup, bu yeterlidir .Hz. Peygamber (s.a.s); "Doğu ile batı orası kıbledir"' buyurmuştur. Eğer kıblede Kâbe'nin kendisine isabet ettirmek farz olsaydı, bir mescidde uzun bir safın sadece Kâbe'nin hizasına rastlayan kısımdaki cemaatin namazlarının sahih olması, diğerlerinin ise sahih olmaması gerekirdi.

Son Düzenleyen GusinapsE; 19-07-2006 @ 22:34.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-04-2006   #84 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Kadınların Cuma, Bayram ve Cenaze Namazı Kılıp Kılamayacağı ve Bunların Saflardaki Durumu
Cuma namazı farz-ı ayın, bayram namazları vacip, cenaze namazı ise farz-ı kifayedir. Bunlardan cuma ve bayram namazları, ancak cemaatle kılınır. Cenaze namazının cemaatle kılınması şart olmadığı gibi; ister erkek, ister kadın olsun tek bir müslümanın kılmasıyla kifai farz yerine gelmiş olur. Görüldüğü üzere, gerek mükellefiyet gerek hüküm bakımından cenaze namazında kadın ile erkek arasında hiç bir fark yoktur.

Cuma namazının farziyyetiyle ilgili ayetin (Cum'a, 62/9) kadın ve erkekleri içeren umumi hükmü sünnetle tahsis edildiği için, cuma namazı ile sadece hür, mukim ve (cuma namazına katılmaya engel olacak derecede hasta ve yaşlı olmayan) sağlıklı erkek Müslümanlar mükelleftir. Nitekim ayetin umumi hükmünden hür, mukim ve sağlıklı olmayanlara da cuma namazının farz olduğu anlaşılmakta ise de, ayetin hükmü bu yönden de tahsis edilmiştir. Nitekim bir hadis-i şerifte, "Hürriyetine sahip olmayan köle, kadın, çocuk ve hasta .müstesna olmak üzere, cemaatle cuma namazı kılmak, her müslüman üzerinde vacip bir haktır." (Ebu Davad, Salat, 168, Hadis No:1O67; Beyhekı, III, 172) buyurulmuştur. Bu itibarla kadınlar cuma namazı ile yükümlü değildir. Cuma namazının kadınlara farz olmadığı konusunda icma vardır. Asr-ı saadetten beri hiçbir İslam müçtehit ve alimi bunun aksini söylememiş, bütün İslam ülkelerinde, her dönemde uygulama da böylece devam ede gelmiştir.

Vakıa, cuma ve bayram namazları ile yükümlü olmadıkları halde kadınlar isterlerse bu namazlara katılabilirler. Bu takdirde, kendisine cuma namazı farz olmayan (mesela dinen misafir sayılan) bir kişinin cuma namazını kıldığında o günkü öğle namazını kılmasına gerek olmadığı gibi, cuma namazına katılan kadınların da ayrıca öğle namazını kılmaları gerekmez. Nitekim günümüzde beş vakit namazda ve özellikle teravihte olduğu gibi, gerek asr-ı saadette, gerek sonraki dönelerde kadınlardan çok sayıda cuma ve bayram namazlarına katılanlar olmuştur. Ancak ne Hz. Peygamber (s.a.) döneminde ne de müteakip asırlarda beş vakit namazla mükellef kadınların tamamının cuma ve bayram namazlarına katıldığı sabit değildir. Günümüzde de isteyen hanımların cami adabına uyarak camilerin kendilerine ayrılan bölümlerinde,cuma ve bayram namazı kılmalarında hiçbir sakınca yoktur.

Safların düzenlenmesine gelince:

İslami hükümlere göre, sadece namaz kılarken değil, ihtiyaç ve zaruret bulunmadıkça kadınların erkekler arasına karışmayıp, uygun olan ayrı bir yerde bulunmaları uygun olur. Bu itibarla ister cuma, ister bayram, ister cenaze, hangi namaz olursa olsun, kadınlar erkeklerle birlikte namaz kıldıkları takdirde, erkeklerden ayrı, uygun bir yerde namaza durmaları gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) namaz saflarını önce erkekler, sonra erkek çocuklar en arkada da kadınlar olmak üzere düzenlemiş; "namazda erkek saflarının en faziletlisi en önde olanı, fazileti en az olanı ise en arkada bulunanıdır. Kadın safların en faziletlisi ise en arkada kalanı, en az faziletlisi ise en önde olanıdır." (Müslim, Salat , 132;Ebu Daud, Salat, 97. Tirmiz.i, Mevakıt, 52; Nesai, İmame, 32; İbn Mace, İkame, 52) buyurmuştur. Sünnet olan safların böyle olmasıdır. Sünnete uymayarak, kadınlar erkek safları arasına karışarak imama uyarlarsa, Hanefi mezhebine göre rüku ve secdeli namazlarda kadınların arkasında ve hizasında kalan erkeklerin namazları fasit olmuş sayılır. bu duruma sebep olan kadınlar da günah işlemiş olurlar. Bu durum, rüku, ve secdesi bulunmayan cenaze namazında meydana gelirse, erkeklerin namazı fasit olmazsa da, sünnete (yani Hz. Peygamber (s.a.) 'in düzenlemesine) aykırı hareket edildiği için mekruh olur.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 20-04-2006   #85 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Namazı Neler Bozar?
1. Namazda konuşmak. (Bilerek, bilmeyerek, yanılarak ve uyuklayarak nasıl olursa olsun insan sözü namazı bozar.)
2. İnsan sözüne benzeyen dua. (Ya Rab! beni şöyle giydir, şöyle yedir veya falan kadını bana nasip eyle! gibi.)
3. Namazda iken birine selam vermek veya başkasının verdiği selamı almak. Verilen selamı, el, baş veya parmak işareti ile atmak namazı bozmaz, ancak mekruhtur.
4. Namazda namaza ait olmayan bir iş yapmak. Buna "amel-i kesir" denir ki anlamı, "çok iş" demektir. Namazın bozulmasına sebep olan bu "çok iş" in belirlenmesindeki ölçü şudur
Namaz kılan bir kimse namazla ilgili olmayan bir işle uğraşırken onun namaza durduğunu bilmeyen ve bu halde gören bir insan şüphe etmeden, "Bu adam namazda değildir, çünkü namaz kılan bu kadar işle uğraşmaz" derse, dışardan bakan insanı bu kanaate vardıran işlere, "amel-i kesir=çok iş" denir.
Namaz kılan kimse, namazda olup olmadığında şüphe edilecek bir işle uğraşırsa buna da "amel-i katil" denir ki "az iş" demektir. Bu ise namazı bozmaz, fakat mekruhtur.
Namazda saç ve sakal taramak, vücudun herhangi bir yerini üç kere kaşımak namazı bozar. Bir veya iki kere kaşırsa bozulmaz. Vücudun herhangi bir yerini el kaldırmadan üç defa kaşımak bir defa kaşıma sayılır ve bu kaşıma da namazı bozmaz,
Çocuğu alıp emzirmekle namaz bozulur. Eğer çocuk, namaz kılan kadının memesini emip süt çıkarsa namaz bozulur, bir veya iki defa emmekle süt çıkmazsa namaz bozulmaz. Süt çıkmasa bile iki defadan fazla emmekle de bozulur.
Namazda özürsüz olarak peş peşe ve durmadan üç adım atmak namazı bozar.
Bir kimsenin çarpması veya çekmesi ile namaz kılınan yerden istemeyerek üç adım yürümekle namaz bozulacağı gibi, namaz kılınan yerden çıkarılmakla da namaz bozulur.
Namazda sadece bir defa bir el ile başındaki sarık veya takkeyi alıp yere koymak, yahut bunları yerden alıp basma giymek namazı bozmaz. Namazda sarığı çözülüp bunu tek elle bir veya iki kere düzeltmekle namaz bozulmaz, Namaz kılan, el veya kamçı ile birisine vurursa namazı bozulur.
Namazda bulunan bir erkeği, karısı öpse veya okşasa namazı bozulmaz. Ancak bununla şehvet meydana gelirse bozulur. Namazda olan bir kadına kocası şehvetle dokunsa veya şehvetle olsun, olmasın öpse kadının namazı bozulur. Ancak bakmak veya düşünmekle bozulmaz. Çünkü bunlardan kaçınmak mümkün değildir.
Namaz kılan bir kimseye "ileri git" veya yanında namaz kılacak olana "yer aç" denilse, o da başkasının emrine uyarak bunları yapsa namazı bozulur. Çünkü namazda başkasının emriyle hareket etmiştir. Ancak kendi kendine ileri gitmesi veya safta yer açması ile namaz bozulmaz.
Namazda güneşten rahatsız olan kimse bir veya iki adım yürüyerek gölgeye çekilse namazı bozulmaz. Namazda pantolonunu bağlamak namazı bozar, çözmek ise bozmaz. Namazda olan kimseden bir şey istenip o da, evet veya hayır anlamımda işarette bulunsa namazı bozulmaz.
5. Kıbleden göğsünü çevirmek,
6.Dışardan bir şey yemek,
7. Dişleri arasında kalan -nohut tanesi kadar- şeyi yutmak,
8. Ağızda sakız veya başka bir şey çiğnemek.
Ağza alınan şeker, eridikçe tadı boğaza gitse namaz bozulur. Namazdan önce tatlı bir şey yiyen kimse, namaz kılarken bunun tadım ağzında hissedip yutsa namazı bozulmaz.
9. Namazda bir şey içmek,
10. Özürsüz olarak öksürmek,
Bir özürden dolayı öksürmek namazı bozmaz. Okuyuşuna engel olan balgamı gidermek, sesini düzeltip güzelleştirmek, yanlış okuyan imamın hatasını doğrultmak ve namazda olduğunu bildirmek için öksürmek namazı bozmayan özürlerdir.
11. Bir şeye üflemek,
12. Ah diye inlemek,
13. Ah, oh demek,
14. Ağrıdan veya olmayan ait bir musibetten dolayı sesle ağlamak. (Cennet veya cehennemi hatırlamaktan dolayı ağlamak namazı bozmaz.)
15. Aksırana "Yerhamukellah", kötü bir habere "Inna lillahi ve İnna ileyhi raciun"., iyi habere "Elhamdü lillah", hayret edilecek bir habere "Sübhanellah" demek, Allah'ın adını işitince "celle celalühü", Peygamberimizin adını işitince "Salat ve selam" okumak.
Başka bir namaz kılanın "vele'ddallin" okuduğunu içitip "Amin" deyen kimsenin de namazı bozulur.
16. Birine cevap vermek maksadıyla ayet okumak. (Cevap maksadıyla değil de namazda olduğunu bildirmek için okursa namaz bozulmaz.) Namazda olduğunu bildirmek için yüksek sesle okumak da namazı bozmaz.
17. Teyemmümle namaz kılanın suyu görüp kullanmaya gücü yetmesi,
18. Ayaklara giyilen mestlerin mesh müddetinin namazda sona ermesi,
19. Ayağından az bir uğraşma ile de olsa mestleri çıkarmak,
20. Rükû ve secdeleri ima ile yapmakta olan kimsenin namaz içinde rükû ve secde yapmaya gücü yetmesi,
21. Sabah namazını kılarken güneşin doğması,
(Bayram namazı kılarken zeval vaktinin gelmesi ve cuma kılarken ikindi vaktinin girmesi ile de bu namazlar bozulur.)
22. Özür sahibinin özrünün ortadan kalkması
23. Kasten veya bir başkası tarafından abdestin bozulması,
24. Bayılmak ve çıldırmak,
25. Ergenlik çağında olan bir kız veya kadının, cemaatle kılınan namazda erkeğin yanında veya önünde durması. Buna "muhazatı nisa" denir. Bu durumda erkeğin namazının bozulması için bazı şartların bulunması gerekir. Bunlar:
a) Namaz kılanın mükellef olması. (Çocuğun namazı bozulmaz.)
b) Erkek ve kadının ikisinin de namazda olması.
c) Namazın rükûlu ve secdeli namaz olması (cenaze namazı böyle bir durumda bozulmaz.)
d) Erkek ve kadın, ikisinin de aynı namazı beraber kılması.
e) Her ikisinin de arada perde olmadan bir mekanda bulunması. (Eğer biri bir adam boyu yüksekte, diğeri alçakta olur ve organları birbirinin hizasında bulunmazsa namaz bozulmayacağı gibi ikisi aynı yerde bulunup aralarında bir perde veya bir adam sığacak kadar açıklık olursa yine namaz bozulmaz.)
f) İmam namaza başlarken kadın cemaate de imam olduğuna niyet etmek.
g) Erkek, yanna gelen kadına geride durması için işaret etmiş olmak.
Erkeğin işaret etmesine rağmen kadın Geri Dönde durmamışsa, kadının namazı bozulur, erkeğin namazı bozulmaz.
ğ) Muhazatın (yani; kadının, erkeğin yanında veya önünde durması) bir rükûnde olmak.
Sayılan bu şartların bulunması halinde erkeklerin namazı bozulur.
Eğer kadın, namazda uyduğu imamın hizasında veya önünde durursa imamın namazının bozulması ile kendi namazı da bozulmuş olur.
26. Bir namazı kılarken başka bir namaza geçmek maksadıyla tekbir almak.
Bu durumda ikinci bir namaza başlamış olduğundan, önceden kıldığı namaz bozulmuş olur.
27. Vücudunda örtünmesi gereken yerin bir rükûn (üç teşbih) miktarı açık kalması veya üzerine namaza mani pislik bulaşması. Açılan yer hemen örtülürse namaz bozulmaz.
28. Ezberinde olmayanı namazda mushafa bakarak okumak. Yazılı bir şeye bakıp manasını anlamak namazı bozmaz.
29. İmama uymuş olan kimse bir rükûnda imamla birlikte olmayarak onu geçmek.
(Mesela: imamdan önce rükûa varıp kalktıktan sonra bu rükûnu, imam ile beraber yapmaz veya imamdan sonra iade etmeyerek namaza devam edip imam ile selam verirse namazı bozulmuş olur.)
30. Namazın sonunda teşehhüd miktarı oturduktan sonra namaz içindeki secdelerden birini veya tilavet secdesini yapmadığını hatırlayan kimse yapmadığı secdeyi yerine getirdikten sonra "Kade-i ahire"yi iade etmezse namazı bozulmuş olur.
31. Üç ve dört rekatlı farzlardan (mukim olduğu halde) kendini misafir zannederek iki rekatın sonunda selam vermekle namaz bozulacağı gibi öğlenin farzını cuma, yatsının farzını teravih zannederek veya bilmediği için dördü iki rekat zannederek birinci oturuşun sonunda selam vermek de namazı bozar. Çünkü bu selam, namazı bitirmek için bilerek yapılmıştır.
Dört rekâtlı bir namazı kılarken ikinci rekatın sonunda, bunu son rekât zannederek yanlışlıkla selam vermekle namaz bozulmaz, îmama birinci rekâttan sonra yetişen kimse, imam selam verirken kendisi selam vermeyip kılamadığı rekatları tamamlamak üzere ayağa kalkması gerekirken yanlışlıkla imamla beraber selam verse yine namazı bozulmaz.
* Şafiî, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre, imamın arkasında namaz kılan erkeklerin yanı başında veya önünde kadının namaz kılması halinde, kadının namazı bozulmadığı gibi erkek olan cemaatin de namazı bozulmaz,
32. Manası değişecek şekilde Kur'an'ı yanlış okumak.
Buna: "Zeileîü'l-Karî" denir. Anlamı: "Okuyanın surçmesi", yani yanlış okuması demektir. Namazı bozup bozmaması yönünden bu konunun kısaca açıklanması gerekir. Şöyle ki:
Kur'an, kasten yanlış okunur ve bununla mana değişirse namaz bozulur. Hata veya unutarak yanlış okunduğu takdirde:
a) Eğer yanlışlık kelimelerin hareke veya sükununda ise manada bir değişiklik olsun veya olmasın namaz bozulmaz. Şeddeli olan harfi şeddesiz, şeddesizi şeddeli okumak, uzatılarak okunması gerekeni kısa, kısa okunması gerekeni uzatarak okumak, idğ** yapılacak yerde yapmamak, yapılmayacak yerde idğ** yapılarak okumakta da hüküm böyledir, yani namaz bozulmaz.
b) Vakıf, ihtida ve vasıl hallerinde yani durulacak yerde geçmek, geçilecek yerde durmak gibi hatalı okuyuşlarda da mana değişikliği olsa bile namaz bozulmaz. Çünkü bunlara riayet ederek okumak da halk için zorluk vardır. Kelimeyi bölerek okumak mesela, "Elhamdü" kelimesin! önce "Efham" deyip kalan kısmım sonra tamamlamak da namazı bozmaz,
c) Eğer bir harf yerine başka bir harf okuyup bununla mana değişmez ve Kur'an'da o kelimenin benzeri bulunursa namaz yine bozulmaz. "Zalimin" yerine "zalimun" okumak gibi. Eğer harfin değişmesiyle kelimenin manası değişmez, fakat o değişik kelimenin bir benzeri Kur'an'da yoksa imam Azam ile imam Muhammedi'ye göre namaz bozulmaz, imam Ebû Yusuf'a göre bozulur. "Kavvamine " yerine "Kayyamine" gibi,
Eğer harfin değişmesiyle mana da değişir ve o kelime Kur'an'da bulunmazsa namaz bozulur.
Bir kelimede okunması gereken harf yerine başka bir harf okuyan ve bazı harfleri çıkaramayan peltek kimsenin doğru okumak için gayret göstermesi ve telaffuz edemediği harflerin bulunmadığı ayetlerden namaz caiz olacak kadar ezberlemesi gerekir. Bu olmadığı takdirde okuyabildiği kadarı ile namazım kılar, fakat başkasına namaz kıldıramaz.
Namazda Abdestin Bozulması Namazda abdestin bozulması iki şekilde otur. Biri isteği olmayarak, diğeri de kendi isteği ile abdestin bozulması. Namazda kendi isteği olmayarak abdesti bozulan kimse, hiç konuşmadan hemen en yakın bir yerde abdest alır ve bıraktığı yerden namazını istediği yerde tamamlar. (Buna namazı bina etmek denir.) Hangi rükunde abdesti bozulursa onu -rükû veya secde gibi- iade ederek namazı tamamlar. Eğer namazda abdesti kasten kendi isteği ile bozmuşsa namazı yeni baştan kılar. (Buna istinaf denir.) ihtilaftan kurtulmak için en faziletli olan, her iki durumda da namazı yeni baştan kılmaktır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 21-04-2006   #86 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Namazı Neler Bozmaz?
1. Namazda olan kimse, gerek Kur'an-ı Kerim'e gerekse başka bir yazıya bilerek bakıp manasını anlasa, namazda başka şeyle meşgul olduğundan dolayı. edebe aykırı hareket etmiş ve kerahet işlemiş olur. Ancak, manasını anladığı yazıyı dili ile söylemediği için namazı bozulmaz. Kasıtlı olmayarak gözü bir yazıya ilişip manasını anlasa mekruh olmaz.
2. Namaz kılanın önünde secde yerinden bir kimsenin geçmesi ile namaz bozulmaz. Geçen ister erkek, ister kadın, ister başka bir canlı olsun.
Mükellef olan bir kimse, kasten namaz kılanın önünden geçerse günah işlemiş olur. Bu meselenin dört yönü vardır:
a) Namaz kılan, önünden geçilecek yerde durmadığı halde ve uzağından dolaşıp gitmek de mümkün iken böyle yapmayıp namaz kılanın önünden geçen kimse günah işlemiş olur.
b) Namaz kılanın, insanların gelip geçtiği yerde durması ve uzaktan geçecek yerin de bulunmaması durumunda günah, namaz kılana aittir, önünden geçenin günahı yoktur.
c) Namaz kılanın, müsait yer var iken herkesin gelip geçeceği yerde namaza durması, yürüyenin de uzaktan geçmek mümkün iken namaz kılanın önünden geçmesi durumunda ise hem namaz kılan, hem de kılanın önünden geçen günah işlemiş olur.
d) Ne namaz kılan, önünden geçilmeyecek uygun bir yer bulabiliyor, ne de oradan geçmek isteyen, namaz kılanın uzağından geçebilecek bir yer bulabiliyor. Bu durumda namaz kılan da, önünden geçen de günah işlemiş olmaz.
Namazın Mekruhları
Namazda mekruh olan başlıca şeyler şunlardır:
1. Namazda bedeni veya elbisesi ile oynamak.
Bunlar namazda huşu'a aykırı hareketlerdir. Alnındaki tozu toprağı ve teri silmek de mekruhtur. Fakat kendisine rahatsızlık veriyorsa bunları silmek mekruh olmaz.
2. Parmak çıtlatmak, parmaklarını birbirine geçirmek, ellerini böğrüne koymak.
3. Esnemek, gerinmek.
4. Kırda namaz kılarken önündeki küçük taşları çevirip düzeltmek. (Üzerinde secde etmek mümkün olmayan yeri bir defa düzeltebilir.)
5. Göz ucu ile değil de boynunu çevirerek bakmak. Namazda bakmak üç çeşittir:
a) Mekruh olan bakış: Bu, boynunu çevirerek bakmaktır.
b) Mubah olan bakış: Bu, boynunu çevirmeden göz ucu ile sağa ve sola bakıştır.
c) Namazı iptal eden bakış; Bu, göğsünü kıbleden çevirerek bakmaktır
6. Namazda yere tükürük bırakmak.
Bu, tükürmek demek değildir. Çünkü tükürürken harf meydana gelirse namaz bozulur. Zorunlu hallerde tükürük yere bırakılmamalı bir mendile konmalıdır. Yere bırakılırsa mekruh olur.
7. Namazda dizlerini dikerek oturmak.
8. Erkekler secdede kollarını yere yaymak.
9. Kolları sıvamış halde namaz kılmak. Kısa kollu gömlek ile kılmak mekruh değildir. (Kadınlar kollarını açık bulundurursa namaz bozulur.)
10. Gömlek giymek mümkün iken namazı sadece pantolonla kılmak, (Bu erkeğe göredir, kadınlar böyle yaparsa namaz bozulur.)
11. İşaretle selam almak.
12. Özürsüz olarak bağdaş kurmak.
13. Başına mendil veya sarık bağlayıp ortasını açık bırakmak.
14. Namazda elbise ile bir veya iki defa yellenmek.
15. Kıyam halinden başka yerde Kur'an okumak (Kıraati rükûda tamamlamak gibi.)
16. İntikallerdeki zikirleri intikalden sonra yapmak.
Mesela: rükûa eğildikten sonra "Allahü Ekber" demek, rükûdan tamamen doğrulduktan sonra "SemiAllahü limen hamideh" demek. Halbuki tekbir, rükûa eğilmeye başlarken alınır ve rükûa varınca tamamlanır. "SemiAllahü limen hamideh" 9 demeye rükûdan kalkarken başlanır ve doğrulunca bitirilir.
17. Namazlarda ikinci rekatı, birinciden üç veya daha fazla ayet okuyarak uzatmak.
18. Farz namazlarda bir rekatta aynı sureyi tekrar okumak, başka süre ezberinde varken birinci rekatta okuduğu süreyi ikinci rekatta bilerek tekrarlamak. (Nafile namazlarda aynı sureyi tekrar okumak mekruh değildir.)
19. ikinci rekatta, birinci rekatta okuduğu sure veya sureden önceki süre veya ayeti okumak.
Namazda süre okunurken baştan sona, yani, yukardan aşağıya doğru gidilir. Mesela; birinci rekatta Fatihadan sonra 'Elemtere'yi okumuş ise, ikinci rekatta "Liîlafîyi" okuması gerekir, doğru olan budur. Birinci rekatta "Uîlafı"yı okuyup ikinci rekatla "Elemtere"yi okumak tersine okuyuştur ve mekruhtur. Birinci rekatta bilmeyerek fatihadan sonra "Kul eüzübi rabbinnas "ı okusa, ikinci rekatta da onu tekrar eder. Eğer kasıtlı olarak okursa mekruhtur. Ancak yine aynı sureyi okur.
20. Birinci rekatta bir sureyi okuyup ikinci rekatta arada bir sure atlayarak öbür süreyi okumak.
Şöyle ki: Birinci rekatta "Elemtere"yi okusa, ikinci rekatta "Liîlafi"yı okuması gerekirken bunu atlayıp "Eraeytelleziy" okumak mekruhtur. Fakat iki veya daha fazla süre atlayarak okumak mekruh değildir.
Aynı rekatta iki süre okuduğu takdirde iki sure arasını bir veya birkaç süre atlayarak okumak da mekruhtur, Aradaki sure uzun ise, onu geçerek sonra ki süreyi okumak mekruh olmaz, (îki süreyi bir rekatta ara vermeden peş peşe okumak mekruh değildir,) Bir surenin ayetinden bir veya birkaç ayet atlayarak başka ayete geçmek de mekruhtur.
21. Bir rekatta, aralarını bir veya birkaç süre atlayarak iki sure okumak-- (iki süreyi bir rekatta ara vermeden peş peşe okumak mekruh değildir.)
22. Namazda güzel kokulu bir şeyi koklamak. (Kendi isteği dışında burnuna koku gelmesi mekruh değildir.)
23. Secdede el ve ayak parmaklarını kıbleden çevirmek-
24. Ellerini rükûda dizlerine, oturuşlarda uylukları üzerine ve ayakta iken sağ eli sol el üzerine koymamak.
25. Gözlerini yummak. (Ancak namazda huşu ve huzuru ihlal eden şeyleri görmemek için gözleri! yumması mekruh olmaz.)
26. Gözlerini yukarıya dikmek.
27. Gerinmek,
28. Namaza aykırı "amel-İ kalil=az i"" de bulunmak. (Üzerinden bir kıl koparmak gibi)
29. Ağzını ve burnunu örtülü bulundurmak.
30. Ağzında erimeyen bir şey bulundurmak. (Ağzına çeker gibi bir şey koyup tadı boğazına giderse namaz bozulur.)
31. Sıcak, soğuk veya yerin sertliği gibi bir zorunluluk olmadığı halde secdeyi sarığın dolamı üzerine yapmak.
32. Burnunda bir özür yokken sadece alın üzerine secde etmek.
Çünkü secdede alnı yere koymak farz, burnu yere koymak vaciptir. Özürsüz olarak vacibin terk edilmesi mekruhtur Ancak burnu yere koyup, özürsüz olarak alın yere konulmadığı takdirde namaz sahih olmaz.
33. Yol üzerinde, hamam içinde, yıkanılan yerde, mezarlıkta, (namaz için ayrılan yer hariç) çöplükte, hayvan kesilen yerde, pisliğe yakın yerde, sahibinin rızası olmayan yerde namaz kılmak.
34. Tuvalete çıkmak için sıkıştığı sırada namaz kılmak.
(Bu durumda olan, eğer vaktin çıkmasından korkmuyorsa tuvalete çıkıp rahatladıktan sonra abdest alıp namazı yeniden kılar. Vaktin çıkmasından korkarsa öylece namazım tamamlar.)
35. Düzgün olmayan ve başkasının yanına çıkamayacağı bir elbise ile namaz kılmak. Nitekim Hz. Ömer bir adamın, düzgün olmayan bir kıyafette namaz kıldığını görünce, ona:
- Seni bu kıyafetle bu insanlara göndersem gider misin" diye sordu, Adam:
Hayır diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer:
- Allah Teala, huzuruyla düzgün kıyafetle çıkılmaya daha layıktır, dedi.
36. Arzu ettiği bir yemek hazır iken namaza durmak.
37. Ayetleri, rükû ve secdelerdeki teşbihleri el ile saymak. (Kalben saymak mekruh değildir, dil ile saymak namazı bozar.)

38.
imam, bir zir'S miktarı (yaklaşık 22 cm.) yüksek veya aynı miktar alçak yerde tek basma bulunmak.

39.
Önündeki safta açık yer varken arkada namaza durmak.
40. Bir canlının resmi üzerine secde etmek. Canlı resmi bulunan elbise ile namaz kılmak. Namaz kılanın, önünde, sağında, solunda, başı üstünde ve arkasında canlı resmi bulunmak
Ayakta duran kişi, yerdeki resmi dikkat etmedikçe göremeyecek derecede küçük olursa veya büyük olup bağı bulunmazsa yahut da cansız bir varlığa ait resim ise namaz mekruh olmaz. Cepte veya cüzdandaki resimli para ve kimliklerle de namaz kılmak mekruh değildir.
41. Önünden insan geçebileceği zannedilen yerde namaz kılarken önüne "sütre " koymamak.
"Sütre" bir arşın (yaklaşık 68 cm.) veya daha fazla uzunlukta bir ağaç veya başka bir şeydir. Önünden insan geçebileceğini tahmin eden kimsenin, namaza başlamadan sütreyi secde edeceği yerin biraz ilerisine dikmesi müstehap, dikmemesi mekruhtur. Böyle bir yerde cemaatle namaz kılmıyorsa imamın önüne sütre dikilmesi yeterlidir.
Namaz kılınan yer sert olup sütre dikilecek durumda olmaz veya sandalye gibi ayakta durabilecek bir şey bulunmazsa sütreyi uzunlamasına Önüne koyar, sütre yoksa bir çizgi çizer.
Namaz kılan kimse, önünde sütre olsun veya olmasın, önünden geçeni uzaklaştırmaya çalışmamalıdır.
Ancak, baş. göz veya el işareti ile yahut "Sübhanellah" diyerek önünden geçmeyi önleyebilir. Erkekler önünden geçmeyi önlemek için okuyuşu yüksek sesle yapabilir. Kadınlar sağ elini sol eli üzerine vurabilir. Kabe'yi tavaf edenler orada namaz kılanların önünden geçebilir.
42. Kor halinde olan ateşe karşı namaz kılmak. (Önünde bulunan mum, kandil ve lambaya karşı namaz kılmak mekruh değildir.)
43. Farz olan namazda özürsüz olarak bir şeye dayanmak.
44. Namazda insan yüzüne karşı durmak.
45. Secdeye varırken ellerini dizlerinden önce yere koymak, secdeden kalkarken dizlerini ellerinden önce kaldırmak. (Bir özürden dolayı böyle yaparsa mekruh değildir.).
46. Namazda palto veya ceketi giymeyerek omuza almak.
47. Önünde uyuyan kimse bulunmak.
48. Rükûda başını yukarı dikmek veya aşağı eğmek.
49. Eüzü-Besmele, Sübhaneke ve ***** açıktan okumak,
50. Rükû ve secde teşbihlerini terk etmek veya üçer defadan az söylemek.
51. Camide kendisi için bir yer belirleyerek namazı devamlı olarak orada kılmak,
Namaz Kılana Mekruh Olmayan Şeyler
Cepken giyenin, kollarını geçirmeden namaz kılması, Mushaf veya kılıca karşı namaza durması.
Yüzü kendisine karşı olmamak üzere, namaz kılarken önünde insan bulunması,
Hareketlerine engel olmadıkça namaz kılanın, boynuna kılıç ve benzeri bir şey asması, mekruh değildir.
Mum, kandil ve lambaya karşı namaz kılmak, üzerine secde edilmedikçe canlı resmi bulunan bir yaygı üzerinde namaz kılmak da mekruh olmaz.
Rükûda; elbisesi üzerine yapışarak uzuvlarının belli olmasını önlemek ve elbisesini topraktan korumak için az bir iş ile elbisesini çekmekte bir sakınca yoktur. Namaz kılan, alnına yapışan toprağı kendisini rahatsız ettiği takdirde silebildiği gibi terini de silebilir.
Yüzünü çevirmeden gözünün ucu ile bakmakta sakınca yoktur, ancak bakmamak daha uygundur. Namaz kılanı sinek rahatsız ediyorsa onu kovmak da mekruh değildir.
Namazı Bozmayı Vacip ve Caiz Kılan Şeyler:
Namazı bozmak haramdır. Ancak bazı durumlarda namazı bozmak vacip, bazı durumlarda caizdir.
Saldırıya uğrayan veya suya düşen bir insanın yardım islemesi halinde ona yardım etmek maksadıyla namazı bozmak vacip olur.
Davar sürüsüne kurt veya herhangi bir canavarın saldırması, gözleri kör olan veya tehlikeyi fark etmeyen bir kimsenin kuyuya veya çatıdan aşağı düşme tehlikesi ile karşılaşması durumlarında bu gibilere yardım için namazı bozmak caizdir. Düşme ihtimali kuvvetli ise o zaman namazı bozmak vacip olur. ******; doğacak çocuğun veya annesinin ölmesinden, yahut bir organının telef olmasından korkması halinde namazda ise namazı bozması, değilse namazı ertelemesi yani kazaya bırakması da yine vaciptir.
Canavar, sel, yangın ve deprem tehlikesinden korkan veya düşmanla karşı karşıya bulunan kimselerin namazların ertelemeleri caizdir.
Nafile namaz kılmakta olan bir kimseyi, anne veya babası, (onun namazda olduğunu bildiği halde) çağırırsa namazı bozabilir. Eğer çocuğunun namazda olduğunu bilmeden çağırırsa namazı bozması vacip olur. Eğer farz namazında ise anne veya babasından biri çağırırsa namazı bozmaz. Ancak bir tehlike dolayısıyla yardım isterlerse namazı bozmak vacip olur.
Bir dirhem gümüş değerinde olan şeyin (başkasına ait olsa bile) çalınma korkusu durumunda farz olsa bile namazı bozmak caizdir. Kadın, namaz kılarken tencerenin kaynayıp yemeğin taşmasından veya çocuğunun ağlayıp acı çekmesinden korkarsa namazını bozabilir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-04-2006   #87 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

NAMAZIN HAREKETLERI NE MANA IFADE EDER?


1961’lerde evrimciligin iyice alevlendirildigi günlerdeydi. Rahmetli Haci Nazif Çelebi Süleymaniye camiinde bir ögle namazi kildirmis, turistler de etrafini alarak imam kiyafeti içinde iken kendisine suallar sormuslardi. Bunlar itirazci suallerdi. Kimi, insanin maymundan geldigini iddia etmek istiyor; kimi de, “seyrettigimiz namazinizda niçin ayakta duruyor, egiliyor, basinizi yere koyuyorsunuz. Bunun ne manasi var? Bizim gibi sandalyeye oturun, papazin duasini dinleyin yeter”, diyordu.
Rahmetli Haci Nazif’in bunlara verdigi cevaplar hiç aklimdan çikmaz. Ruhunu sad etmek niyetiyle size de arz edeyim seneler sonrasinda.
Evrimci turiste dönerek konusan Çelebi, söyle dedi:
– Biz namazimizda önce ayakta, sonra rükûda, sonra da secdede oluyoruz. Bunun bir hikmet ve manasi sudur.
Ayakta iken ilk insan ilk babamiz Âdem’in (elif)ini yazariz. Bunun için (elif) harfi gibi dimdik, upuzun dururuz.
Sonra rukûa egiliriz. Bununla da Âdem’in (dal)ini yazmis oluruz. Geriye (mim) kalir. Onu da yere basimizi koyar, (mim) gibi olur, öyle yazariz.
Böylece her namazda babamiz, Âdem’in adini yazar, maymundan geldigimizi iddia edenleri fiilen reddetmis oluruz. Bunun için maymunculuk iddiasi bizde tutunamaz.
Ikincisine gelince:
Namazimiza ilk basladigimizda ayakta iken Rabbimizin üzerimizde tecelli eden sayisiz nimetlerini düsünür, sonra bu nimetleri verenin huzurunda minnet ve sükranla egiliriz. Ancak bu egilmeyi de kafi bulmayiz, sonra kalkip basimizi yere koyar, basimizla da minnetimizi dile getirmis oluruz.
Basimizi sunun için yere koyariz. Bas bedenin tümünü de idare eden en yüce varligimiz, en kiymetli organimizdir.
Bununla demis oluruz ki:
– Ey Rabbimiz, varligimizin en kiymetli kismi basimizdir. Iste huzurunda basimizi dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve sükrümüzü en kiymetli varligimizi yerlere koymakla ifade ediyoruz. Sayet basimizdan daha kiymetli bir organimiz olsaydi onu da huzurunda iftiharla yerlere serer, minnet ve sükrümüzü onunla da ifade etmek isterdik.
Bu açiklamalardan sonra rehber turistin cevabi söyle oldu:
– Tamam tamam. Biraz daha anlatirsan grubumuza burada namaz kildiracaksin.
Bu sirada turistin biri Çelebi’ye yaklasip sordu:
– Bundan sonraki namaziniz saat kaçta olacak? Anlattiginiz manada bir namazi ben de araniza karisip kilmak istiyorum. Bana çok uygun geldi bu anlayis içinde ayakta durmak, egilmek, basi yerlere koyup Yaradan’a minnettarligini ifade etmek. Bence de ibadet budur.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 22-04-2006   #88 (mesaj-linki)
Mystic@L - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Vakit:

Farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitr, teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar; sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı da öğle namazı yerine geçer. Namazın yükümlüye gerekli olması ve kılındığında da geçerli sayılması kendisine bağlı olan "namaz vakitleri"ni bilmeyi gerektirir. Bu vakitler Kitap ve Sünnetle belirlenmiştir:

Sabah Namazının Vakti: İkinci fecrin doğmasından güneşin doğmasına kadar olan süre, sabah namazının vaktidir. İkinci fecir; sabaha karşı doğu ufkunda yayılmaya başlayan bir aydınlıktan ibarettir. Bununla sabah vakti girmiş, yatsı namazının vakti çıkmış ve oruç tutacaklar için bu ibadet başlamış olur. Bu yüzden buna "fecr-i sadık" denir. Bunun karşıtı, birinci fecirdir. Bu, doğu ufkunun ortasında yükseklere doğru, iki tarafı karanlık ve uzunlamasına bir hat şeklinde yayılan bir beyazlıktır. Bu beyazlık kısa bir süre sonra kaybolur ve kendisini bir karanlık izler. Bundan sonra ikinci fecir doğar. Bu birinci fecre, sabahın gerçekten girdiğini göstermemesi ve yalancı bir aydınlık olması yüzünden "fecr-i kâzib" adı verilmiştir. Bu fecir gece hükmündedir. Bununla ne yatsı namazı çıkmış ve ne de sabah namazı vakti girmiş olmaz. Oruç tutacakların bu süre içinde yiyip içmeleri de caizdir.

Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Fecir (şafak) iki tanedir. Birincisi yemeyi içmeyi haram kılan ve kendisinde namaz kılmayı helal kılan fecirdir. İkincisi ise, sabah namazını kılmak caiz olmayan, fakat yemek içmek helal olan fecr-i kâzibtir" (es-San'ânî, Sübülüs-Selâm, 2. baskı, t.y., I,115). "Sabah namazının vakti ikinci fecrin doğmasından, güneşin doğuşuna kadardır"

Öğle Namazının Vakti:Öğle vakti, güneşin gökyüzünde çıktığı en yüksek noktadan batıya doğru meyletmesiyle başlar ve her şeyin gölgesinin bir misli uzamasına kadar devam eder. Cisimlerin, güneş tam tepe noktada iken yere düşen gölgesi (fey-i zeval), bunun dışındadır. Öğlenin bu vaktine "asr-ı evvel" denir. Bu, Ebû Yusuf, İmam Muhammed, Şâfiî, Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'in görüşüdür. Ebû Hanîfe'ye göre ise, öğlenin vakti, fey-i zeval dışında, cisimlerin gölgesi, iki misli uzayıncaya kadar devam eder. Bununla öğle namazı vakti çıkmış, ikindi vakti girmiş olur. Buna "asr-ı sânî" denir.

Hac farizasını yerine getirmek için dünyanın her tarafından Mekke ye gelen müslümanlar, namazlarını Harem-i Şerifte kılmaya özen gösterirler.

Cisimlerin gölgesinin mislini hesaplamada, zeval vaktinde bu cisimlerin sahip oldukları gölge, uzunluğu itibar etmede uzayan gölgeye ilâve edilir.

Çoğunluk fakihlerin delili şu hadistir: Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber'e namaz vakitlerini öğretirken, ikinci gün her şeyin gölgesi bir misli olduğu zaman öğle namazını kıldırmıştır

Ebû Hanîfe'nin delili ise, Hz. Peygamber'in şu hadisidir: "Öğle namazını hava serinlediği zaman kılınız. Çünkü öğle vaktindeki sıcaklığın şiddeti, cehennemin sıcaklığını andırır" Arabistan yöresinde sıcağın en şiddetli olduğu zaman, her şeyin gölgesinin bir misli olduğu zamandır. Bu yüzden öğleyi yazın serine bırakmak (ibrâd) müstehap sayılmıştır.

Cuma namazının vakti de, tam öğle namazının vakti gibidir.

İkindi Namazının Vakti : Vakti: İkindi vakti, öğle vaktinin çıktığı andan itibaren başlar ve güneşin batması ile son bulur. İkindi vakti; çoğunluk müctehidlere göre, her şeyin gölgesinin bir misli, Ebû Hanîfe'ye göre ise, iki misli olduğu andan itibaren başlar ve ittifakla güneşin battığı zamana kadar devam eder. Zira Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Güneş batmadan önce, ikindi namazından bir rekata yetişen kimse, ikindi namazına yetişmiştir"

Çoğunluk müctehidlere göre, ikindi namazını güneşin sararma vaktine kadar geciktirmek mekruhtur. Çünkü Resulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Bu vakitte kılınan namaz münafıkların namazıdır. Münafık oturup güneşi bekler. Güneş şeytanın iki boynuzu arasına girdiği (batmaya yüz tuttuğu) zaman, çabuk olarak ikindiyi dört rekat kılar, Allah'ı çok az anar"

İslâm âlimlerinin büyük çoğunluğuna göre Kur'an-ı Kerim'de sözü edilen "orta namaz", ikindi namazıdır. Delil, Hz. Âişe (r.anhâ)'nin naklettiği şu hadistir: "Hz. Peygamber (s.a.s); "Namazlara devam edin, orta namaza da devam edin" (el-Bakara, 2/238) ayetini okudu. "orta namaz ise ikindi namazıdır" buyurdu (Ebû Dâvûd Salât, 5; İbn Hanbel, V, 8; İbn Kesîr, Muhtasaru Tefsirî İbn Kesîr. thk. M. Ali es-Sâbûnî, Beyrut 1981, I, 218). İkindi namazına "orta namaz" denmesi iki adet geceye ait, iki adet de gündüze ait namazın arasında bulunması yüzündendir.

Akşam Namazının Vakti: Akşam namazının vakti, güneş yuvarlağının tam olarak batmasıyla başlar ve şafağın kaybolması ile sona erer. Ebû Hanîfe'ye göre, şafak, akşamleyin batı ufkundaki kızartıdan sonra meydana gelen beyazlıktır. Ebû Yusuf, İmam Muhammed ve Hanefiler dışındaki diğer üç mezhep ile Ebû Hanîfe'den başka bir rivayete göre ise şafak, ufukta meydana gelen kızıllıktan ibarettir. Bu kızıllık gidince, akşam namazının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer'in; "Şafak, ufuktaki kırmızılıktır" (es-San'ânî, Sûbûtüs-Selâm, I, 106) sözüdür. Hanefilerde fetvaya esas olan görüş Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşüdür.

Yatsı Namazının Vakti: Yatsının vakti, kırmızı şafağın kaybolduğu andan itibaren başlar ve ikinci fecrin doğmasına kadar devam eder. İkinci fecir doğunca yatsının vakti çıkmış olur. Delil, İbn Ömer (r.a)'den rivayet edilen şu hadistir: "Şafak kırmızılıktır. Şafak kaybolunca namaz kılmak farz olur" (es-Sanânî, a.g.e., I,114). Başka bir delil, Ebû Katade hadisidir: "Uyku halinde kusur yoktur. Kusur ancak, diğer namazın vakti gelinceye kadar namazı kılmayandadır" (Müslim, Mesâcid, 311).

Yatsı namazını gecenin üçte birine kadar geciktirmek müstehaptır. Gecenin yarısına kadar geciktirmek mübah, bir özür bulunmadıkça ikinci fecre kadar geciktirmek ise mekruhtur. Çünkü bu durumda namazı kaçırmaktan korkulur.

Vitir namazının vaktinin başlangıcı, yatsı namazından sonradır. Vitrin sonu ise, ikinci fecrin doğmasından biraz önceye kadardır.

Vitir namazını, uyanacağından emin olmayan kimse için uyumadan önce kılmak, uyanacağından emin olan kimse için ise, gecenin sonuna kadar geciktirmek daha faziletlidir.

Teravih namazının vakti, tercih edilen görüşe göre, yatsı namazından sonradır, sabah namazının vaktine kadar devam eder. Teravih, vitir namazından önce de, sonra da kılınabilir. Ancak yatsı namazı kılınmadan önce teravih namazı kılınsa, iadesi gerekir. Bayram namazlarının vakti, güneş doğup, kerahet vakti çıktıktan sonra başlar, güneşin gökyüzünde en yüksek noktaya çıkışına (istivâ) kadar devam eder. Ramazan bayramı namazı, bir özür sebebiyle birinci gün istivâ zamanından önce kılınamazsa, ikinci gün istivâ zamanına kadar kılınır, artık özür bulunmasa da üçüncü gün kılınamaz. Kurban bayramı namazı ise, bir özür sebebiyle, birinci gün kılınamazsa ikinci gün kılınır. İkinci gün de bir özür sebebiyle kılınamazsa üçüncü gün istivâ zamanına kadar kılınır. Bu namazları bir özür bulunmaksızın böyle ikinci veya üçüncü güne bırakmak ise çirkin bir ameldir. Bu bayram namazları, istivâ zamanından veya zeval vaktinden sonra ise hiç bir halde kılınamaz. Kazaları da caiz değildir (namaz vakitleri için bk. İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, I, 151-160; İbn Âbidîn, Reddül-Muhtâr, I, 321-342; el-Meydânî, el-Lübâb, I, 59-62; eş-Şîrâzî, el-Mûhezzeb, I, 51-54; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 370-395; ez-Zühaylî, a.g.e., I, 506 vd.).

  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 23-04-2006   #89 (mesaj-linki)
arwen - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Namazı Terketmenin Hükmü
Namazın akıllı, büluğ çağına girmiş, hayız ve nifastan temizlenmiş her müslümana farz olduğu konusunda görüş birliği vardır. Namaz ve oruç gibi bedenî ibadetlerde vekâlet ve niyabet geçerli değildir. Namazın farz olduğunu inkâr eden dinden çıkar. Çünkü namaz kesin ayet, hadis ve icma delilleriyle sabittir. Tembellik veya umursamazlık sebebiyle namazı terkeden âsî ve fasık olur.
Namazı kılmamak dünya ve âhirette azaba sebep olur. Âhiretteki azapla ilgili olarak Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Onlar suçlulara sorarlar: Sizi Sakar cehennemine sürükleyen nedir? Suçlular şöyle cevap verirler: "Biz namaz kılanlardan değildik" (el-Müddessir, 74/40-43).
"Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namazı terkettiler, heva ve heveslerine uydular. Onlar bu taşkınlıklarının cezasını yakında göreceklerdir. Fakat tövbe edip, iman eden ve salih amel işleyen bunun dışındadır" (Meryem, 19/59, 60).
"Vay o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan habersizdirler" (el-Mâûn, 107/4-5).

Hz. Peygamber (s.a.s)'de şöyle buyurmuştur:
"Bilerek namazı terkeden kimseden Allah ve Resulunün zimmeti kalkar"
"Kim ikindi namazını terkederse ameli boşa gitmiş olur"
"Kim, önemsemeyerek üç cuma namazını terkederse, Allah Teâlâ onun kalbine mühür vurur"

Hanefilere göre, tembellik yüzünden namazını terkeden kimse, namazı inkâr etmediği sürece dinden çıkmaz, ancak günahkâr, fasık olur. Kendisi bu konuda uyarılarak tevbeye , kötü örnek olmaması için toplumdan tecrid edilir ve te'dib amacıyla dövülür. Ramazan orucunu terkeden kimse de bunun gibidir .

Hanefiler dışındaki mezhep imamlarına göre ise, namazını özürsüz olarak terkeden kimse, mürted'de olduğu gibi İslâm toplumuna karşı gelmiş sayılır ve tövbe etmezse en ağır şekilde cezalandırılır .
Namazını unutarak, uyanamayarak veya tembellik yüzünden zamanında kılamayan bunu kaza eder.
Hadis-i şerifte;
"Kim uyuyarak veya unutmak suretiyle namazını kılmamış olursa, hatırladığında hemen kılsın" buyurulur.
Fakihlerin büyük çoğunluğuna göre; uyumak veya unutmak gibi bir özür sebebiyle namazım vaktinde kılamayanın kaza etmesi gerekince, özürsüz olarak, tembellik yüzünden kılmayana öncelikle kaza gerekir. Namazı vaktinde kılamadığından dolayı da Allah'a ayrıca tevbe ve istiğfar etmesi gereklidir. Cenab-ı Hak, kendisine ortak koşmanın dışında kalan günahları affedebilir. Namazı da içine alabilen bu affın kapsamıyla ilgili çeşitli nasslar vardır. ,

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:
"Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Bunun dışında dilediği kimseyi affeder" (en-Nisâ, 4/48).
Ubâde b. es-Sâmit'in naklettiği bir hadiste şöyle buyurulur:
"Kullarına farz kıldığı beş vakit namazı, küçümsemeden hakkını vererek, eksiksiz olarak kılan kimseyi, Allah Teâlâ cennetine sokmaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler için böyle bir sözü yoktur. Dilerse azap eder, dilerse bağışlar" Ebû Hureyre (r.a)'ın naklettiği bir hadiste de şöyle buyurulur:
"Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği şey farz namazdır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Aksi halde şöyle denilir: Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır?"
Eğer nafile namazları varsa, farzların eksiği bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır"

Bu duruma göre, farz namazların eksisini sünnet ve diğer nafile namazlar tamamlamaktadır. Farz, vacib veya sünnet ayırımı yapılmaksızın ibadetlerin yerine getirilmesi müminin gayesi olmalıdır. Çünkü bu, dünyevî huzur ve mânevî mutluluk kaynağı olması yanında, ahiret için de en büyük hazırlıktır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 24-04-2006   #90 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Dinin Direği; NAMAZ

Tadil-i Erkan

Tadil-i Erkan; rükûnları düzgün yapmak anlamına gelir. Namazla ilgili bir terim olarak Tadil-i Erkan; rükûnların hakkını vermek, itminan halinde bulunmak, hareketten sonra durmak yahut kalkması eğilmesinden ayrılacak şekilde iki hareket arasında sükunet bulmaktır.
Namazda Tadil-i Erkan; rükûda, rükûdan doğrulmada, secdede iki secde arasındaki oturuşta söz konusu olur. Mesela rükûdan kıyam doğrulurken vücut dimdik bir hale gelmeli ve sükunet bulmalı, en az bir kere "Sübhânallahi'l azîm" (Yüce olan Allah'ı her türlü eksiklikten tenzih ederim) diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmalıdır. Her iki secde arasında bu şekilde bir tespih miktarı durmalıdır. Nitekim Hadîs-i Şerîfte;
"Sizden biri, rükû ve secdelerde belini (tam olarak) doğrultmadıkça namazı yeterli olmaz" buyurudur (Ebu Davud, Salat, 148 )
Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de rükû ve secdelerin tadil-i erkana uygun olarak yapılması emredilmekte ve şöyle buyurulmaktadır:
"Rükû ve secdeleri yerine getirin, Allah'a yemin olsun, siz secde ve rükû ettikçe ben arkamda olanları da görüyorum" (Buhari, Eyman, 3).
Tadil-i Erkan İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'e göre vaciptir. Bu iki ayrı görüşten birincisine göre, tadil-i erkan yapılmaksızın kılınan bir namazı yeniden kılmak (iade etmek) gerekir. İkinci görüşe göre ise, Bu durumda yalız sehiv secdesi etmek yeterlidir. Fakat böyle bir namazı yeniden kılmak daha uygundur. Böylece insanlar itilaftan kurtulmuş olur.
Namazdan manevi feyiz ve zevk almak isteyenler, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler.
Ebu Hüreyre -radıyallahü anh- 'den rivayet edildiğine göre;
Bir adam mescide gelip rükû ve secdelerinde tadil-i erkana riayet etmeden bir namaz kıldı. Nebi -sallallahü aleyhi ve sellem- de onu gözetliyordu. Adam namazını bitirip geldi, selam verdi ve Rasulullah -sallallahü aleyhi ve sellem- :
"Git tekrar kıl, çünkü sen namaz kılmadın." buyurdu.
Adam gidip tekrar kıldı. Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tadil-i erkana riayet edinceye kadar, onu üç defa geri çevirdi.
Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- , bu adama sonunda şöyle demiştir:
"-Namazı kalktığın zaman, güzelce abdest al, sonra kıbleye ve tekbir al, sonra Kur'an'dan bildiğin sonra kolayına gelen bir yeri oku, sonra rükû et ve organların yatışıncaya kadar rükûda kal, sonra başını kaldırarak iyice doğrul! sonra secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde halinde kal, sonra başını kaldır ve organların yatışıncaya kadar otur! sonra tekrar secdeye git ve organların yatışıncaya kadar secde hakinde kal, sonra bütün namazlarda aynen yap." (Müslim, Salat, 45)
Tirmizi'nin rivayetinde şu ifade vardır:
"Bunu yaptığın zaman, namazın tamam olur; eğer bunlardan noksan yaparsan, namazını da noksan yapmış olursun. " (Tirmizi, Mevakit, 110)
Bir gün Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin yanında hırsızlıktan söz edildi, Efendimiz sordu;
"-Hırsızlığın hangi çeşidi daha çirkindir?" Sahabeler:
"-Allah ve Resulü daha iyi bilir. " diye cevap verdiler. Bunun üzerine İki Cihan Güneşi Efendimiz şöyle buyurdu: "-Hırsızların en kötüsü namazdan çalandır. Yani rükûunu, secdesini, hûşu ve kıraatini tam yapmayarak çalandır. "
"Bu hırsızın eli kesilir mi? " dediler.
Efendimizin -sallallahu aleyhi ve sellem- de:
"-Bilakis kesilir." Buyurdular, orada hazır bulunanlar güldüler. (Darimi, Salat, 78)
Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , namaz kılan fakat kıyam rükû ve celsesinin ahkamını yerine getirmeyen birini gördüğünde şöyle buyurmuştu:
"-Eğer bu hal üzere ölürsen, kıyamet gününde sana Ümmet-i Muhammed demezler."
Rükû ve secdeleri düzgün yapılmayan namaza Allah değer vermez. Nitekim Fahr-i Kainat -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
"-Altmış sene namaz kıldığı halde bir tanesi kabul olmaz. Çünkü güzel rükû etse de, secdesini güzel etmez. Secdesi düzgün olsa, Rükûu düzgün olmaz."
Zeyd Bin Vehb anlatıyor:
Huzeyfe -radıyallahu anh-namaz kılarken Sücut ve rükûunu yerine getirmeyen bir kimseyi gördü ve onu çağırıp:
" -Ne vakitten beri bu şekilde namaz kılarsın?" dedi. O kimse de:
" -Kırk senedir" dedi. Huzeyfe -radıyallahu anh- Buyurdu ki:
"-Öyleyse sen kırk senedir namaz kılmadın, eğer vefat edersen Muhammed Rasulullah sünneti üzere ölmezsin " (Buhari, Ezan, 119) Müslüman tadil-i erkana riayet etmeli, namazını acele etmeden ağır ağır, Ruhuna sindirerek, huzur sükun ve hûşu içinde kılmaya çalışmalıdır.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
Yok
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Dinin Direği; NAMAZ Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Namaz :)) virtuecat Komik Flash'lar/Video'lar 17 07-01-2009 11:40
Resimli Namaz Hocası PiSiK0PATR Ücretsiz-Beta Yazılımlar 5 31-12-2008 14:22
Dinin Başlangıç Kuramları Blue Blood Din/İlahiyat 4 11-09-2008 11:06
Namaz Sure ve Duaları kompetankedi Müslümanlık/İslamiyet 0 31-01-2007 17:08
Dinin Tarihsel Fenomenolojisi virtuecat Din/İlahiyat 0 05-12-2006 17:26