Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Osmanlı Kurumları - Vakıf

Bu konu Osmanlı İmparatorluğu forumunda asla_asla_deme tarafından 1 Nisan 2010 (15:23) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
3901 kez görüntülenmiş, 3 cevap yazılmış ve son mesaj 22 Şubat 2012 (19:09) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 1 Nisan 2010, 15:23

Osmanlı Kurumları - Vakıf

#1 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
Müslüman bir topluma istinad eden bünyesi ile Osmanli Devleti'nin, tarih ve müesseselerini, kendinden önceki Müslüman ve Müslüman Türk devletlerinin müesseselerinden tamamen müstakil olarak düsünemeyiz. Çünkü Osmanlilar, kendilerinden önce Anadolu'ya gelip yerlesmis bulunan Müslüman Türklerin yasayis tarzlarini, ahlâk, iktisat, örf, âdet ve diger özelliklerini almaktan çekinmiyorlardi. Böylece Osmanlilar, Anadolu Selçuklu Devleti'nin mirasi üzerinde ve onun bir devami olarak inkisaf etme imkânina sahip oldular. Bu vesile ile onlar, kendilerinden önce diger Islâm ve Türk Islâm devletlerinin çok zengin teskilât ve müesseselerinden de genis ölçüde faydalanma imkânini buldular. Nitekim Abbasîler devrinde, hukukî esaslari tesbit edilen vakif müessesesi, Islâm dünyasinin her kösesine sür'atle yayildi. Islâm cemiyetinin siyasî ve iktisadî gelismesiyle paralel olan bu çogalmayi, Mâveraünnehr'den Atlantik kiyilarina kadar her tarafta görmek mümkündür. Mescidler, türbeler, ribatlar, tekkeler, medrese ve mektepler, köprüler, sulama kanallari, su yollari, kervansaraylar, hastahaneler, hamamlar, imâretler gibi birçok dinî ve hayrî tesis hep bu vakiflar sayesinde vücuda getirildi.
Maddî bir karsilik beklemeden baskalarina yardim etmek gibi ulvî ve fevkalâde bir düsüncenin mahsulü olan vakif müessesesi, yüzyillardan beri Islâm ülkelerinde büyük bir önem kazanmis, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde derin tesirler icra etmis olan dinî ve hukukî bir müessesedir. Insan fitratinda mevcud olan yardimlasma hissi, süphesiz ki insanlik tarihi kadar eskidir. Bu his,dinî emir ve hükümlerle birlesince daha bir kuvvet kazanir. Islâm ülkelerinde vakiflarin, asirlarca büyük bir fonksiyon icra etmesinin sebebini burada (dinî his) aramak lazimdir. Çünkü "insanlarin en hayirlisi, insanlara faydali olan, malin en hayirlisi, Allah yolunda harcanan (baska bir ifade ile vakf edilen), vakfin en hayirlisi da insanlarin en çok duyduklari ihtiyaci karsilayandir" prensibinin anlamini çok iyi bilen müslümanlar, bu yolda birbirleri ile âdeta yaris edercesine vakif tesisler kurmuslardir.
Osmanli sosyal müesseselerinin kurulup gelismesinde büyük ve önemli hizmeti bulunan vakiflarin kurulus sebebini yukarida temas edilen anlayisa baglamak gerekir. Ayrica, Ebû Hüreyre'den nakl edilen bir Hadis-i Serifte Hz. Peygamber'in söyle buyurdugu belirtilmektedir: "însanoglu öldügü zaman bütün amelleri kesilir. Ancak devam eden sadaka (sadaka-i cariye), faydalanilan ilim ve kendisine dua eden bir evlad birakanlarinki kesilmez." Hadisçiler, "sadaka-i câriyeyi" vakf ile tefsir etmis ve sadaka devam ettigi müddetçe sevabinin da devam edecegine kani olmuslardir. Hz. Peygamberin bizzat kendisinin de vakif yapmis olmasi, ashabinin onu takiben böyle eserler meydana getirmesine sebep olmustur. Nitekim Câbir (r.a.) "Ben, Muhacir ve Ensar'dan mal ve kudret sahibi bir kimse bilmem ki vakif ve tasaddukta bulunmus olmasin." diyerek daha o dönemde bu gelismenin hangi seviyeye ulastigini belirtmek ister.
Lugat olarak pek çok mânâsi bulunan "vakif kelimesine farkli istilahî mânâlar verilmistir. Bununla beraber bu mânâlarin tamami birbirlerine çok benzemekte ve ihtiva ettikleri anlamin, hemen hemen birbirinin ayni oldugu görülmektedir.
Islâmî yardimlasma prensibinin bir sonucu olarak ortaya çiktigini gördügümüz vakiflar, Islâm ülkelerinin tamaminda sayilamayacak kadar çok ve önemli hizmetler ifa ediyorlardi.
Hemen hemen bütün müessese ve teskilatlarinin nüvesini kendilerinden önceki Müslüman devletlerden alan Osmanlilar, vakif konusunda da bu yolu takib ettiler. Nitekim Osmanli Devleti'nde daha ilk beyler zamaninda baslayan, devletin siyasî ve malî kudretinin inkisafina paralel olarak gelisip artan vakiflarin, Osmanlilar dönemindeki ilk müessisi (kurucusu) Orhan Gazi olmustur. Onun 724 Rebiülevvel (1324 Mart basi) tarihi ile azadli kölelerinden Tavasî Serafeddin'e Mekece'de vakf ettigi hankahin tevliyetini verdigine dair vakfiye ile vakfin sartlarini gösteren Farsça yazilmis tugrali belgesi, elimizde bulunmaktadir. Keza o, Iznik'te ilk Osmanli medresesini kurarken, onun idaresi için yeterince gelir getirecek gayr-i menkul vakf etti. Kisa bir müddet sonra bu medreseden kudretli ilim ve devlet adamlari yetisti. Sultan Orhan'in yaptirdigi ilim ve hayir müesseseleri sadece isimleri verilenler degildir. Adapazari'nda halen "Orhan Bey Camii", Kandira'da "Orhan Camii" adi ile anilan camiler ile yine Adapazari'nda medrese, Bursa'da bir cami, zâviye, misafirhane ve imâret insa ederek bunlara vakiflar tahsis etti. O, topluma yararli olan bu sosyal eserlerin görevlileri olarak müderris, imam, hafiz, nakib, tabbah, hâdim ve bevvab gibi kimseleri de tayin ederek onlara maas bagladi.
Orhan Gazi'den baslayarak Osmanli padisahlari, sultanlari, vezirleri, emirleri, zengin tebea ve hatta güçleri nisbetinde fakirler de pek çok vakif tesisler meydana getirdiler. Nigbolu'dan zaferle Bursa'ya dönen Yildirim Bâyezid, burada bir Dârulhayr, bir hastahane, bir Ebû Ishakîhane (tekke), iki medrese ve bir cami yaptirdi. Bütün bu müesseselerin ihtiyacini giderebilecek genislikte vakiflari da tayin etmeyi ihmal etmedi. Nitekim, Dârulhaynn evkafindan olmak üzere as ve yemden baska her yil bilginlere, yerli ve yabanci yoksullara 600 müdd bugday verilmek, her gün konuga ve yerliye et ile birlikte 300 çanak as eristirilmek üzere vakiflarini tayin buyurdu. Hastahane, Ebû Ishakîhane ve caminin her biri için ayrica vakiflar tayin etti. Bunlara seyh, tabib, imam, müezzin ve müderris dikip akçalarini tayin ettirdi. Keza o, Bolu'da cami, medrese, çifte hamam ve bir kütüphâne yaptirip vakif etmisti. Bunlar için de 30 kadar dükkân vakf ederk onlara gelir tahsis etmisti.
Istanbul'u, fizikî görüntüsü ile Bizans Devleti'nin merkezi olmaktan çikarip Osmanli Devleti'nin merkezi haline getiren Fâtih Sultan Mehmed, bu fetih esnasinda ümerâ, devlet adami ve askerlere ganimetten kendilerine düsen hisselerini verdikten sonra, kendi hissesine düsen emlâktan hiç birini almayarak tamamini toplum ve milletin hayrina olmak üzere vakf etti. O, Bizanstan kalan bu harab sehri, devletin merkezi olmaya yarasir bir hâle getirirken yaptigi vakiflardan epey istifade etti.
Osmanli hükümdarlari sadece kendi adlarina vakif yapmakla yetinmediler. Onlar, baskalari tarafindan daha önce yapilmis bulunan vakiflara da yardimda bulundular. Nitekim, meshur vakiflar arasinda padisahin maddî yardimlari ile senelik bütçelerini denklestirenler az degildi. Bu yardim, nakdî oldugu gibi bazan da aynî oluyordu. Konya'daki Sadreddin Konevî zaviyesi gibi orta büyüklükte bir vakif, XVI. asrin son senelerinde Karaman gelirlerinden yilda 3600 akça aliyordu. Bununla da yetinilmiyor, mal olarak da pirinç vs. gibi yardimlar da yapiliyordu. Barçinli kazasinda bulunan Uryan Baba zâviyesi, 8 Zilkade 975 (5 Mayis 1568) tarihli bir hükme göre Beypazari enhalarindan pirinç aliyordu. Çorum civarindaki Abdal Ata zâviyesi ise padisahin salyânesi olarak Boyabat eminlerinden pirinç temin ediyordu.
Osmanlilar, zapt ettikleri yerlerdeki vakiflara dokunmadan, eskiden beri devam eden sekli ile vâkifin sartlarina riayet ediyorlardi. Konu ile ilgili pek çok vakfiye ve vesika, Osmanlilar tarafindan, ilhak edilmeden önce Müslüman hükümdarlarin idaresinde bulunan vilayetlerdeki Osmanli öncesi vakiflarinin sartlarina bu yeni idarecilerce aynen riayet edildigini göstermektedir. Vakiflar, her türlü dis müdahaleye kapali olduklarindan hiç kimse ve hatta hükümdarlar bile bunlarin statülerini degistirmeye yeltenmezlerdi. Bu yüzden Osmanlilar, vakiflarin vâkifin (vakfi kuran, tesis eden) sartlarina göre idare prensibine titizlikle riayet ediyorlardi. Bununla beraber Osmanlilar, vakiflara önemli yenilikler getirdiler. Evkaf idaresinin merkezîlestirilmesini bu yeniliklere bir örnek olarak gösterebiliriz. Misir Kanunnâmesi, bu yolda bize isik tutmaktadir. Nitekim her sene pasanin huzurunda tedkik ve tasdik edilecek gelir ve gider makbuzlarindan, her birisinden birer suretin Istanbul'a gönderilmesi prensip ittihaz edildi. Bir vakfin idaresinde münhal (bos) olursa kadi, pasaya resmî bir yazi yazarak âlim ve faziletli filan oglu filan fakir sahsin o yere tayinini arz ediyordu. Vakifta münhal oldugu Defterdar tarafindan da tasdik edilecek ve münhal yere aday gösterilen kimse ancak Istanbul'daki selahiyetli makamdan berat gelince vazifesine resmen tayin edilmis sayilacakti.
Osmanli toplumunda vakif o kadar önemli ve itibarli bir müessesedir ki, malî imkân bakimindan toplumun en alt seviyesinde bulunanlar ile en üst seviyesinde bulunanlar arasinda anlayis bakimindan bir farklilik göze çarpmaz. Bu bakimdan iki veya üç göz (oda) evi bulunan yasli ve kimsesiz bir kadin bile evinin bir veya iki odasini vakf etmek suretiyle bu anlayisa istirak eder. Nitekim Ortaköy (Istanbul)'de üç bab evi olan Hakime Hanim'in vakfi bize bu konuda ne kadar ileriye gidildigini göstermektedir. Gerçekten, Müslüman Osmanli dünyasinda büyük tesisleri yaptirmaya güçleri yetmiyenler, bütün bir toplum tarafindan benimsenmis olan hayir müesseselerine katilmaktan geri kalmiyorlardi. Yüzlerce kadin, geliri azalmis bir vakif tesisine ufak ve çok mütevazi de olsa bir kaynak saglamak için evlerini, meyveli bahçelerini, tarla ve ziynet esyasi gibi mal varliklarini bagisliyorlardi.
O günün imkânlari içinde vakiflari, bitip tükenmek bilmeyen, uzun ve mesakkatli yollarda, farkli isimler altinda kervan ve yolcularin hizmetinde olduklarini görüyoruz. Hatta bu hizmeti geregi gibi yerine getirmeyen ve vakiflara bagli bazi tekkelerin sorumlulari hakkinda sorusturma yapildigi anlasilmaktadir. Nitekim 14 Muharrem 986 (24 Mart 1578) tarihini tasiyan bir hükümde belirtildigine göre Ankara çevresindeki yollar üzerinde bulunan tekke ve zâviyelerin, vakiflari müsait olduklari halde bunlari, sadece tekkenisîn ve zaviyedârlar "kendileri ekl ve bel' edüp âyende ve revendeye* sart-i vâkif mucibince taam verülmeyüp ebnay-i sebil ziyade müzayaka çektikleri bildirmegin ser'i serif muktezasinca evkaf teftis olunup" vakfiyeye göre hareket etmeleri istenmektedir.
Vakiflar, degisik maksatlarla tesis edilmekte ve her vâkif, vakfi üzerinde arzu ve iradesinin devam etmesini istemektedir. Bu durum normal karsilanmalidir. Zira, senelerin çaba ve emegi ile kazanilmis mal ve mülk üzerinde o kadar zahmet çekmis olan bir kimsenin, tescil ettirdigi sartlan ile ölümünden sonra da tasarruf sahibi olmak istemesi hakkidir. Sayet biz, onlar için böyle bir yetkiyi çok görür ve bu hakki ellerinden alsaydik, o zaman büyük bir ihtimalle vakiflar istenilen sekilde devam etmeyecekti. Kisi, kendisinden sonra toplumun hayir ve menfaatina vesile olmayacak bir mali, daha hayatta iken israf suretiyle yok etme derecesine getirebilirdi. Bunun da bir cemiyet için ne denli kötü ve olumsuz sartlar doguracagini söylemeye gerek yoktur. Çünkü böyle bir durumda vakiflarin yüklendigi nice hizmetler, yerine getirilmeyecekti. Ne egitim, ne ibâdet, ne iktisad, ne ulasim, ne de saglik bakimindan hiç bir hizmet yeterince yapilmayacakti.
Hukukî bir müessese olmasindan dolayi vakfin kurulabilmesi için bazi sartlarin bulunmasi gerekir. Her seyden önce vakfi yapmak isteyen kimsenin o vakfi yaptigina dair "malimi vakf ettim, haps ettim, tasadduk ettim" veya "sadaka-i müebbede ile sadaka ettim" gibi ifadeler kullanmasi gerekir. Bu neviden söz ve isaretler, vakfin rüknünden sayilir. Bundan baska vakfin tesisi için gerek vakfi yapan kisi, gerekse vakf edilen malda da bazi özelliklerin bulunmasi icab eder. Bununla beraber bunlari kesin çizgilerle birbirinden ayirmak pek mümkün degildir.

MsXLabs.org & OT
Rapor Et
Eski 23 Nisan 2010, 14:42

Osmanlı'da Kurumlar - Vakıf

#2 (link)
Never Say Never Agaın
asla_asla_deme - avatarı
a- Vakfi Yapan Kimsede Bulunmasi Gereken Sartlar

1- Vâkifin, temlik ve teberrua ehil olmasi gerekir. Baska
bir ifade ile akil, balig, resid ve hür olmalidir. Binaenaleyh, küçügün, mecnun (deli) ve matuhun yapacagi vakiflar, sahih vakif muamelesi görmezler.
1- Vâkif, borçtan dolayi mahcur bulunmamalidir.
2- Vâkifin, vakfa rizasi bulunmalidir.
3- Vâkif, vakf ettigi seyi, hayir ve sevab kazanma inanci ile yapmalidir. Burada gözetilen gâye, Allah'in rizasi ve toplumun menfaatidir.

b- Vakf edilen Malda Bulunmasi Gereken Sartlar

Vakfedilen mal, vakif aninda vâkifin mülkü olmalidir. Su halde baskasina ait olan bir sey vakfedilemez.
Vakf edilen mal deyn (borç) veya menfaat olmamalidir.
Vakfolunacak malin akaar (ev, dükkan, tarla gibi gelir getiren mülk) olmasi gerekir.
Vakifta muhayyerlik sarti bulunmamalidir.
Vakf edilecek bina ve agaçlar, müstahikkul-
kal' (yikilmaya veya sökülmeye mahkum) olmamalidir.
Vakfin mesrutun lehi (vakiftan istifade edecek olanlar) belli olmalidir.

c- Vakiflarin Kurulus Sekilleri

Vakiflar, sartlari haiz olan kimseler tarafindan asagidaki sekillerden biri ile kurulabilir. Bunlar:
1- Tescil suretiyle: Vâkif, hâkime (kadiya) müracaatla vakif kurmak istedigini bildirir. Bunun üzerine hâkim, yukarida bir kismindan bahs edilen sartlarin bulunup bulunmadigini arastirir. Sayet bu arastirma müsbet bir sekilde sonuçlanirsa o zaman sahidlerin (suhûdu'l-hal) huzurunda ve onlarin da karara istiraki ile vakfi karara baglayip tescil eder. Müslüman olmayanlar tarafindan
tesis edilenler dahil bütün vakiflarin ser'î mahkemelerde tescili sart oldugundan, muhtelif vilayet mahkemeleri arsivlerinin incelenmesi suretiyle Osmanli döneminde tesis edilmis vakiflarin tam sayisi, gayesi ve karakteri hakkinda saglam bir bilgi edinmek mümkün olabilir.
Vasiyet yolu ile: Vakfi yapacak olan kimsenin ölmeden önce vasiyet etmesi suretiyle kurulan vakiftir. Eger vâkifin mirasçilari yoksa mâmelekinin tamamini, varsa üçte birini vasiyet suretiyle vakf edebilir. Ölümü halinde vasiyeti geregince mülkü vakif olur.
Fiil ve Hareketle: Bir kimse mülkü olan bir arsa üzerinde cami insa ettirip, ezan okutturup, cemaatin camide namaz kilmasina müsaade etse ve kendisi de bu cami içinde cemaatla birlikte namaz kilsa o mekân vakf-i lâzim suretiyle vakif olur. Artik burasi cami olmustur.
MsXLabs.org & OT
Rapor Et
Eski 22 Şubat 2012, 19:02

Osmanlı Kurumları - Vakıf

#3 (link)
Dark_Blue1990
Ziyaretçi
Dark_Blue1990 - avatarı
Osmanlı Devletinde Vakıfların İşlevi ve Önemi
Yrd. Doç Dr. Atilla BATUR
Geçen sayıdaki yazımızda vakıfların, asırlar boyunca kişilerin mallarını belli amaçlara tahsis etmesiyle doğduğunu, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma esasına dayalı hukukî bir müessese olduğunu belirtmiştik. Bu yazımızda ise; Vakıf müessesesiyle ilgili dini kaynakları ve Osmanlı dönemi vakıf anlayışını özetlemeye çalışacağız. Vakıf çeşitlerinden Para vakıfları ile Kitap Vakıfları hakkında kısa bilgiler vererek konumuzu tamamlayacağız. .
Vakıf müessesesi ile ilgili kabul edilen en önemli hadis Ebû Hureyre'nin rivâyet ettiği: "İnsan öldüğü zaman bütün amelleri kesilir, bunun üç istisnâsı vardır; sadakai câriye, kendisinden sonra faydalı olacak bir ilim ve kendisine hayır dua eden sâlih bir çocuk..." hadisidir ki ilim adamları, hadiste geçen sadakai câriye sözü ile vakıf müessesesinin kastedildiğini söylemişlerdir.
Hadiste bahsedilen üç şeyden ilki, kıyamet gününe kadar bâki ve geçerli olan sadakadır ki vakıf suretiyle inşa olunan hayrî eserlerdir. Çünkü hayatında kazandığı mallarla hayrî eserler inşasına muvaffak olan insanın, yaptırdığı bu eserlerden halk faydalandığı müddetçe, yine halk tarafından daima hayır ve rahmetle anıldığından, bu sebeple o insanın vefatıyla ameli kesilmez. Kıyamet gününe kadar o kimsenin amel defterine sevap yazılmaya devam olunur. Bütün bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere Sadakai câriye dendiğinde bu ifadeyle vakıf (çeşme, köprü, hastane, cami, mektep yapmak, ağaç dikmek vb.) kastedildiği ve vakfedilen unsurun menfaatinin yeryüzünde devam edip gittiği yani bir süreklilik arz ettiği anlaşılmaktadır.
İslam Hukukunda vakıf çok ciddi bir müessese olarak algılandığından, isteyen kişinin, istediği yerde ve istediği şekilde vakıf kurması doğru kabul edilmemiştir. Zamanın şartlarına uygun ve öncelikli ihtiyaçların karşılanması gözetilerek Vâkıfta ve vakfedilen şeyde belli kurallar aranmıştır. Bunlar;
1. VAKFEDEN(Vâkıf)'DE ARANAN ŞARTLAR
a. Vâkıf, mülk edinebilme ve bu mülkünü dilediği gibi kullanabilmeye ehil olmalıdır. Temlik açısından ehil olmakla, şahsî malını bir başkasına belirli bir bedelle veya bedelsiz olarak temlik edebilme; teberru'a ehil olmakla ise, bir şahsın kendi malını veya hakkını karşılıksız olarak temlik veya iskat edebilmesi ve yaptığı bu muamelenin hukukî açıdan geçerli olması kastedilir. Buna bağlı olarak vakfeden kişinin akıl sahibi, hür ve bâliğ olma şartı söz konusudur.
b.Vâkıfın vakfa rızası olmalıdır. Vâkıf, vakfı kendi isteği ile kurmalı, her hangi bir zorlama olmamalıdır. Çünkü bir zorlama ile yapılan vakıf sahih olmaz.
c.Vâkıfın borcundan dolayı mahcur (hacz olunmuş) bulunmaması gerekmektedir.
d. Vâkıf, vakfettiği şeyi inancı gereği hayır ve sevap kazanmak niyetiyle vakfetmelidir.
2. VAKFEDİLEN ŞEY (Mevkûf)'DE ARANAN ŞARTLAR
a. Vakfedilen şey a'yn (vakfedene ait mal) olmalıdır.
b. Vakfedilecek mal akar (ev, dükkan, tarla vb. gelir getiren mülk) olmalıdır.
c. Vakıfta müebbetlik şartı olmalıdır.
d. Vakfedilen şey belirli ve bilinen olmalıdır.
e. Vakfın müncez (sonuçlandırılmış) olması şarttır. Çünkü mevcut ve muhakkak olmayan bir şeye bağlı olarak kurulan vakıf sahih olmaz.
f. Vakfedilecek bina veya ağaçlar "müstahikku'lkâl'" yani yıkılmaya ve sökülmeye mahkum olmamalıdır.
g. Vakfedilen şey vakfetme sırasında vâkıfın malı olmalıdır.
h. Vakfın meşrûtun leh'inin yani vakıftan yararlanacakların açıkça belirtilmesi şarttır.
i. Vakıf hayır amacıyla yapılmalıdır. Çünkü vakıf kurma muamelesinde günah kategorisine girmeyen her şey meşrû kabul edildiğinden, kişi ancak Allah'a yakın olma (kurbet) ve sevap kazanma amacıyla, malını dînî, hayrî veya sosyal bir gaye uğruna ebedî olarak tahsis edebilir.
6. Osmanlı Devleti'nde vakıf
Osmanlı Devleti(12991920)'nin kurulmasıyla birlikte vakıf müessesesi son derece yaygınlaşmış, devletin yerine getirmekle yükümlü olduğu hemen her konudaki kamuya yönelik hizmetler, vakıflar tarafından yürütülmüştür. Özellikle Tanzimât'ın ilanı(1839)'na kadar, eğitim öğretim hizmetleri, sağlık hizmetleri, belediye hizmetleri, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, hatta askerî alanda kurulan vakıflarla, dînî ve ahlâkî açıdan toplumun yararlandığı her türlü hizmet bu müessese tarafından sürekli ve kesintisiz bir şekilde devam ettirilmiştir.
Müslümanlar nazarında, insanların yararlanacağı her hizmetin ibâdet şeklinde telâkki edilmesine bağlı olarak vakıf müessesesi, Osmanlı döneminde yürüttüğü hizmetler açısından zirveye ulaşmıştır. Sultanlar ve aileleri başta olmak üzere, zenginlik ve kariyer bakımından en yüksek konumda bulunanlardan en mütevâzi durumdakilere kadar toplumun her kesiminden insanlar, Allah'ın rızasını kazanma, O'nun azabından korunup cennetlik kul olabilme ümidiyle, câmiler, mektepler, medreseler, kütüphâneler gibi ilim müesseseleri; hastaneler, hamamlar, hanlar ve kervansaraylar, imaretler vb. sağlık ve sosyal yardım müesseseleri; çeşmeler, sebiller, su yolları, köprüler ve yollar gibi bayındırlık eserlerini yaparken, aynı zamanda kendilerinden sonraki nesillere de sanat ve estetik açısından mükemmel eserler bırakıyorlardı.
Esat Arsebük'ün ifadesiyle, Osmanlı İmparatorluğu devrinde çok büyük bir gelişmeye mazhar olan vakıflar sayesinde bir adam vakıf bir evde doğar, vakıf bir beşikte uyur, vakıf mallardan yer ve içer, vakıf kitaplarından okur, vakıf bir mektepte hocalık yapar, vakıf idaresinden maaşını alır ve öldüğü zaman vakıf bir tabuta konulup, vakıf bir mezarlığa gömülürdü.
Ahlâkî ve insânî ödevlerin yerine getirilmesinde topluma en faydalı ve en uygun müessese olan vakıf aracılığıyla yürütülen sosyal ve kültürel hizmetler adeta devletle özdeşleşmiş, Osmanlı'nın yükseliş döneminde zirveye çıkıp, devletin zayıflama ve gerileme sürecinde ise zayıflayıp dejenere olmasıyla bir anlamda devletin idare ve uygarlık tarihi ile paralellik arz etmiştir.
VAKFIN ÇEŞİTLERİ
a. Para Vakıfları
Osmanlı Devleti döneminde bir hayli önem kazanan para vakıfları (nükûd evkâfı) Osmanlı Devleti'nin sona ermesine kadar, toplumda büyük bir kabul görmüştür. İstanbul'da 14561494 tarihleri arasında kırk bir adet, 14951519 tarihleri arasında iki yüz kırk dört adet, 15201546 tarihleri arasında ise altı yüz elli üç adet para vakfı olduğu düşünülürse, para vakıflarının Osmanlı döneminde ne kadar önemli bir yer tuttuğu görülebilir.
Para vakıflarından elde edilen gelirler, vâkıfların şart koştukları çeşitli hayır işlerinde kullanıldığı gibi, sosyal alanda değişik birtakım hizmetlerin yürütülmesinde de kullanılıyordu. Mabetlerin acil ihtiyaçlarının giderilmesi, mahallede bulunan dul, yetim ve kimsesizlere aylık verilmesi, asker ailelerine yardım edilmesi, işleri yolunda gitmeyen esnafa faizsiz kredi verilmesi gibi sosyal yardımlaşma örnekleri para vakıflarının işlevlerinden idi.
b. Kitap vakıfları
İslâm Dîni'nin, vakıfların kurulmasını ve desteklenmesini teşvik etmesi sonucu, hükümetlerin yapması gerekli olan birçok hizmet vakıflar sayesinde yürütülmüş, buna bağlı olarak kitap vakıfları da İslâm ülkelerinde -özellikle Osmanlı Devletinde- son derece yaygınlaşmıştır. Elmalı'lı Hamdi Yazır'ın ifadesiyle, hükümetlerin yapması gereken hizmetler ile vakıf yoluyla müslümanların gerçekleştirdiği hizmetleri karşılaştırmak için, kütüphanelere şöyle bir bakmak yeterlidir.
Hilâfet merkezi olan İstanbul'da şahısların kurduğu birçok kütüphaneye karşılık, hükümetin kurduğu yalnızca bir tek kütüphane vardır ki, o da kıymet açısından orta seviyede vakıf kütüphanelerden Veliyyü'dDîn veya Râgıp Paşa kütüphanelerinden birine dahi denk değildir. Osmanlı döneminde ülkenin kalkınması için yalnızca hükümetlerin himmeti beklenseydi, gidilecek okul veya okunacak kitap bulunamayabilirdi. En önemlisi, İslâmiyet bu yolda ferdî teşebbüsleri genişletip teşvik etmeseydi; Hind, Çin, Mısır, Asur, Keldan, Yunan ve İran'ın eğitim ve kültürle ilgili eserleri, bir asırdan az bir zaman içinde İslâm kültür eserleri içine girmezdi. Matbaanın bulunmadığı dönemde, sadece Molla Fenârî'nin kütüphanesinde otuz sekiz bin cilt kitap bulunması, kitap vakfına ne derece önem verildiğini göstermesi açısından yeterlidir.
Ayrıca, hayrî müesseselerde kullanılacak mefruşatın, düğün toplantılarında gelinlere emaneten verilecek giysilerin, yolculara sütleri ikram edilmek üzere ribatlara tahsis edilmiş olan koyun, keçi, inek gibi hayvanların, tohumları bulunmayan fakir ekincilere ödünç verilecek hububatın, cenazelerde kullanılacak tabut, kefenlik, kazma, kürek gibi alet ve edevâtın vakfedilmesi örf ve âdete binâen sahih kabul edilmiş ve Osmanlı döneminde buna benzer vakıflar teşvik edilmiştir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hayatın hemen bütün dönemlerinde ve alanlarında bulunan vakıfların günümüz sosyal hayatının da önemli bir unsurunu teşkil ettiğini söyleyebiliriz. Ancak sosyal hayatın daha sağlıklı ve yaşanabilir kılınması için vakıf müesseselerinin yaşatılması ve desteklenmesi gerektiği inancındayız. Sosyal hayatta baş gösteren çürümelerin en etkili ilacı vakıflar olduğu bilincinin devamlı canlı tutulması dileğiyle…
Rapor Et
Eski 22 Şubat 2012, 19:09

Osmanlı Kurumları - Vakıf

#4 (link)
woltka1001
Ziyaretçi
woltka1001 - avatarı
A
Acemi Ocağı
Adliye (Adalet Teşkilatı)
Ahîlik
Akıncılar
Anadolu Eyaleti
Asâkir-i Mansüre-i Muhammediye
Asesler (Ases Teşkilatı)
Aşiret Mektebi
Âyan Meclisi
Azaplar (Azap Teşkilatı)

B
Bâbıâlî
Baltacılar (Zülüflü Baltacılar)
Baruthane
Beylerbeyi
Bostancı Ocağı

C, Ç
Cebeci Ocağı
Cemiyetler
Cerrahhâne-i Âmire
Cuma Dîvânı
Çarşamba Dîvânı

D
Darphane (Darphâne-i Âmire)
Dârülaceze
Dârülbedâyi
Dârüleytâm
Dârülfünün
Dârülhadîs
Dârülmuallimât
Dârülmuallimîn
Dârüssaâde Ağası
Dârüşşafaka
Defterdar
Derbend Teşkilatı
Müslüman Türk Devletlerinde Dîvân
Dîvân-ı Hümâyun
Donanma-yı Hümâyun
Düyun-u Umumiye

E
Emniyet Teşkilatı
Encümen-i Dâniş
Enderun (Enderün-u Hümâyun)
Eyalet

F, G
Fener Rum Patrikhanesi
Garb Ocakları
Gelibolu Acemi Ocağı

H
Hamidiye Alayları
Harem
Hasoda
Hazîne-i Evrak (Osmanlı Arşivi)
Hazîne-i Hâssa
Hekimbaşı
Hilâl-i Ahmer
Humbaracı Ocağı

İ, I
İdadî
İhtisab
İmaret
Islahhâne
Islahiye Teşkilatı
İttihat ve Terakkî

K, L
Kadı
Kapıkulu Ocakları
Kapıkulu Süvarileri
Kaptan-ı Derya
Kaptanpaşa Eyaleti
Kara Kuvvetleri
Kazasker
Kervansaray
Kubbealtı
Lağımcı Ocağı
Lonca

M
Mabeyn
Maliye Nezareti
Matbah-ı Âmire
Meclis-i Mebusan
Meclis-i Vükelâ
Mehter (Mehterân)
Mekteb-i Osmânî
Miskinhâne
Mühendishâne
Mülkiye
Müslüman Türklerde Medrese

N, O
Nakîbü'l-Eşrâf
Nişancı
Osmanlılarda Basın

R
Redif Teşkilatı
Reisülküttap
Rumeli Eyaleti

S, Ş
Sadâret Kaymakamı
Sadâret Kethüdâsı
Sadrazam
Şehremini
Sekbanlar
Şeyhülislâm
Şirket-i Hayriye
Solaklar
Subaşı

T
Teşrifatçılık
Timar
Timarlı Sipahi
Top Arabacıları Ocağı
Topçu Ocağı
Topkapı Sarayı
Tulumbacılar
Türk Ocakları
Türk Ordusu

V, Y, Z
Vakıf
Vezir
Voynuk Teşkilatı
Yıldız Mahkemesi
Zaptiye

Kaynak: A'dan Z'ye Osmanlı Kurumları
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.315 saniyede (83.86% PHP - 16.14% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 06:53
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi