Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Psikoloji ve Psikiyatri
Sponsor Bağlantılar
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 19-07-2006   #81 (mesaj-linki)
Duygular ve Öğrenme

Duygular ve Öğrenme
Betül RANA
Vücudumuzda şuurumuz dışında cereyan eden hârikûlâde işleyiş ve hâdiselerden tam olarak haberdâr değiliz. İlk bakışta birbirinden bağımsız gibi görünen birçok mekanizma (gerek organlar arasında, gerekse duygu, düşünce, davranış ve psikolojik durum açısından) birbiriyle sıkı münasebet içerisindedir. Buna stres ile kalb hastalıkları; endişe ile uyku bozuklukları; mutsuzluk ile yorgunluk arasındaki bağlantılar misâl verilebilir. Son yıllarda dikkat çeken konulardan biri de, öğrenme ile duygular arasında sıkı münasebetin olduğudur. İç ve dış tembihlerle tetiklenip farkına varılan seziş ve hissedişlerin, kuvvetlenerek gönülde, bedende ve zihinde yol açtığı uyarılmışlık hâline (arousal) duygu denir.1 Bu uyarılmalar, kişiye hoş veya nâhoş gelebileceği gibi, zevk-lezzet yahut ağrı-acı da verebilir. Bu açıdan duygular, yol açtığı tesirlere göre pozitif (neşe, sevinç, mutluluk, sevgi-aşk) ve negatif (keder hüzün, kaygı-endişe, kızgınlık-öfke) olarak sınıflandırılmaktadır. Bizi bir fert olarak diğer insanlardan farklı kılan hususlardan biri, duygularımızın şiddeti (baskınlık ve çekiniklik seviyeleri) ile uyarılmak için gerekli olan eşik değerlerdeki farklılıklardır. Bedende olumlu ve olumsuz tesirlere yol açan duyguların önde gelenleri; öfke-kızgınlık-hiddet, kaygı-endişe-korku, hoşlanma-muhabbet, yaşama sevinci, hayret, mutluluk, huzur, iğrenme-nefret, utanma, kin ve intikamdır.

Öğrenmenin öğretildiği bağışıklık sistemi
Son 20 yıl içinde yapılan araştırmalarda, bağışıklık sistemine aynen beyin gibi öğrenebilme kabiliyeti verildiği keşfedilince, tıp dünyasındaki bazı görüşler temelinden sarsıldı. Tıpta o zamana kadar, davranış tarzlarının değişmesinde ve karşılaşılan durumlara tepki vermede sadece beynin ve merkezî sinir sisteminin vazife gördüğüne inanılıyordu. Ader ’in öncülüğünü yaptığı yeni araştırmalar neticesinde, merkezî sinir sistemiyle bağışıklık sistemi arasında güçlü bir bağlantının varlığı; düşünce, duygu ve davranışların ayrı ayrı iletişim kanalları hâlinde değil, girift iç içe iletişim kanallarıyla işletildiği görüldü.2,3

Bir başka araştırmacı grubu ise, duyguların düzenlenmesinde vazife alan sinir alanlarında yoğun kimyevî habercilerin bulunduğunu, bunların beyinde ve bağışıklık sisteminde yaygın biçimde istihdam edildiğini ortaya koydu. Bir organın veya vücudun bir bölgesinin uyarılması gerektiğinde, beyin vasıtasıyla o organa bir sinir sinyali (impuls) gönderilir ve bir refleks hareketi yaratılır. Fakat bu uyarı bedenin bütünü ile alâkalı olduğunda, bu iş için birçok sinyal gönderilmez; hangi duygu veya refleks uyarılacaksa, o duygunun yaratılmasında vazifeli hormonların üretim merkezi olan salgı bezlerine bir sinyal gönderilir ve hormonlar hemen üretilip kan dolaşımına verilir. Böylece en geç altı saniye içinde o hormonun kullanıldığı yerde bir reaksiyon gerçekleştirilir. Bu kimyevî reaksiyonlar, bedende farklı duyguların hissedilmesine yol açar.

Araştırmalar, ruhun icraat santrallerinden biri olan beyindeki duygu ve düşünme merkezleri arasında kuvvetli bir münasebet olduğunu da göstermektedir. Beyne içerden ve dışardan gelen bütün bilgiler, düşünce ile ilgili olan kısımda işlemden geçirilmeden önce, duygu faaliyetleri ile ilgili bölgeye gönderilir ve burada değerlendirilir.2,4 Üzgün veya kızgın olduğumuz zaman yeterince iyi düşünemiyor olmamızın sebeplerinden birisi, sinyallerin duygu işleme bölgelerinde hapsedilmesidir. Beyinde duyguların işlendiği merkezler (limbik sistem-amigdala), beden üzerinde oldukça güçlü tesirlere yol açar. Öfke, kindarlık, saldırganlık, endişe-korku, keder-hüzün-depresyon gibi negatif duygular beyindeki yüksek dereceli mantıkî düşünme merkezlerini bloke ederek, kişinin bir konu üzerine odaklanmasını engelleyebilir.3,5 Bu da öğrenmeyi zorlaştırır, hattâ bazı durumlarda imkânsız hâle getirir. Duygu temelli problemler yaşayan ve bunlarla baş edemeyen çocuğun zihni, yaşadığı problemlerle meşgul olduğu için dikkat ve enerjisi negatif duygulara yönelir; dolayısıyla dikkatini derslere veremeyen çocuk bilgiyi kavrayamaz. Öte yandan, güven, sevgi, şefkat ve nükte gibi pozitif duygularla beslenen çocukta, düşünme kabiliyeti olumlu yönde harekete geçirildiğinden dolayı öğrenme de kolay olur.

Bilginin önemli bir kaynağı olan duygular, insanlara doğru karar almada yardım edebilir. Çünkü kararlar sadece mantığa dayanılarak alınmaz; karar alırken kişinin geçmiş tecrübelerinden derlenmiş duygu merkezli bilgeliğe de ihtiyaç vardır. Araştırmalar, kişinin his ve gönül bağlarının kopması durumunda, basit kararları bile alamadığını göstermektedir.2 Bunun sebebi, kişinin karar vermede zorlanmasıdır. Kişi, karşısındaki insanın davranışından rahatsız oluyorsa, duyguları onu hemen uyarır. Böylece, beden ve zihin sağlığını korumak için gerekli olan sınırlar kurulmuş olur. Bir kimse, üzgün veya incinmiş görünüyorsa, bu hâl, diğerlerine, ‘Sizin yardımınıza ihtiyacım var!’ mesajını verir. Meselâ, bir arkadaşımızı üzüntülü gördüğümüzde, hemen yanına gidip ‘iyi olup olmadığını’ sorar, bizimle “üzüntüsünü paylaşmasını” isteriz. Hissiyatını ve ruh durumunu sözlü olarak ifade etmede başarılı olanların, his ve gönül dünyalarının ihtiyaçlarını karşılama şanslarının daha yüksek olduğu bilinmektedir. Duygularını tanıyan ve buna uygun davranışlar sergileyen kişi, hayata daha müspet bakar.

Duyguların bir başka yönü, insanları belli noktalarda birleştirmeye vesile olma potansiyeline sahip olmasıdır. Duygular kişinin kendisi, başkaları ve durumlar hakkında çok değerli bilgiler verir. Meselâ, yapılması gereken bir seminerden endişe duymak, sunulacak bilgi ve veriler konusunda daha iyi hazırlanmak gerektiğini hatırlatır. Duygular üzerinden açığa çıkan ve hissedilen bilgileri kullanarak kendimizin ve çevremizdeki insanların davranışlarında yönlendirmelere sebep olmak mümkündür.

Duyguları açığa çıkarıcı süreçlerin öğrenmedeki rolü
Duyguların açığa çıkması; uyarılmaya eşlik eden biyolojik-psikolojik-zihnî ve ruhî hâdiselerin, beyindeki esnek ve dinamik sinir ağları desenlerini, yeni oluşan duruma göre yeniden yapılandırmada tetikleyici rol almasıyla gerçekleşir. Olumlu, pozitif duyguları tetikleyen güvenli bir ortam, öğrenmenin hızlı ve sağlıklı olmasına vesile olur. Ayrıca verimli öğrenme için his ve gönül dünyamızın itminan içinde olması gereklidir. Çocukta güven, merak, öğrenme zevki ve iç motivasyon arttıkça, zihnî süreçlerin işleyişi kolaylaşmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalarda, okulda başarısız olan çocukların, duyguları işleyen ve değerlendiren zekâ potansiyeli bakımından bazı yetersizliklerinin olduğu görülmüştür. Bir öğrencinin başarısı, ‘nasıl’ öğrendiğine bağlıdır. Duyguları algılayıcı ve değerlendirici zekâ tipi yüksek bir öğrenci, şahsî ve sosyal kabiliyetlerini akademik hayata uygulamada daha başarılı olur. Bu kabiliyetlere misâl olarak, öğrencilerin meslek veya kariyer tercihlerini yapacakları zaman, hangi alanlarda başarılı olduklarını bilmeleri ve bunları doğru şekilde kullanabilmeleri; bilhassa hedeflerine ulaşmada kendilerine yardımcı olacak birikimi kullanarak yüksek motivasyon seviyesine kolayca ulaşabilmeleri verilebilir.

Bir çocuğun duygu ağırlıklı kabiliyetlerini kullanabilir hâle gelmesi için, eğitime onun kafasından değil, kalbinden başlanmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Rahmân ve Vedûd olan Allah’ın, varlığa maya gibi çaldığı evrensel bir duygu olan sevgi, verilenden kat be kat fazla olarak geri döner. Bu durum, eğitim vetirelerinde de böyledir.

Duygu süreçlerini inkişaf ettirme
Çocuklar bebekliklerinden itibaren sağlıklı-sağlıksız, olumlu-olumsuz pek çok şeyin tesirinde kalarak büyürler. Çevrelerinden gelen tepkilere göre kendileriyle, başkalarıyla ve içinde yaşadıkları dünyayla ilgili düşüncelere sahip olur ve bunlara göre davranış ve tutum geliştirirler. Farklı düşünce ve özelliklere saygı duyma ve değer verme, çocukların şahsiyetlerinin güçlü ve sağlıklı olma şansını artırır, kabiliyetlerini keşfetmesine yardımcı olur. Problem çözmede yol gösterecek öğrenme ortamları oluşturmak onlara güven verir. Öğrencilerin hissî ihtiyaçlarına önem veren, onların müspet duygular içinde olmasına vesile olan bir sınıf ortamı, çocukların kendilerini iyi hissetmelerini, öğretmen ve arkadaşları ile iyi münasebetler içinde olmalarını sağlar. Öğretmenlerin, çocukların hatalarını öne çıkarmadan tenkit yerine sevgiye dayalı yaklaşımda bulunmaları, hataları doğruyu öğretmek için bir fırsat olarak görmeleri, başarısızlıkların yenilebileceğine dâir olumlu yaklaşımları ve sınıf içinde mizah, müsabaka ve yardımlaşmaya yer vermeleri; öğrencilerin daha iyi öğrenebilmelerine yardımcı olur.

Bazı hastalara ‘ilâç’ diye, plasebo (ilâca benzer ama içinde müessir maddenin olmadığı yalancı ilâç) verilebilir. Bu durumda gerçek ilâcı almadığı hâlde kişide, belli bir pozitif gelişme görülebilmekte, hattâ kendisini tamamen iyileşmiş hissedenler bile olabilmektedir. Bu tecrübe, zihin ve duygular üzerine yapılan birçok araştırmada kullanılmış ve neticeler şaşırtıcı olmuştur. Meselâ, başarı durumu ortalamanın altında olan bir sınıf yeni bir öğretmene verilmiş; fakat ona, sınıftaki çocukların seçilmiş öğrenciler ve zekâlarının yüksek olduğu söylenmiştir. Öğretmen onlara çalışkan çocuklara davrandığı gibi coşkulu ve teşvik edici davranmış, öğrenciler de buna hayret edilecek seviyede olumlu karşılık vermişlerdir. Öğretmen, ders yılının sonuna doğru, kendisine başlangıçta verilen öğrenci notlarının gerçek not olmadığını öğrenmiştir; ama bu arada çocuklarda müspet bir gelişme meydana gelmiştir.

Öğretmenin, çocuğun zorlayıcı yanlarını, onun günlük hayatından bağımsız meseleler şeklinde görmesi ve patlamaya yol açtığında bunları bir disiplin meselesi olarak rehber danışmana veya müdüre havale etmesi yerine, çocuğun duygularını ve sosyal hayatını anlamaya çalışması çok daha doğru pedagojik bir yoldur. Bizlere emanet olarak verilen çocuklara hissiyatlarını, saldırganlık ve şiddete dönüştürmeden doğrudan doğruya ifade etmeleri öğretilmeli ve onların ilim denizinden müspet duygularla istifade etmesine yardımcı olunmalıdır. Önemli olan çatışmadan bütünüyle kaçmak değil, anlaşmazlıkları kavgaya dönüştürmeden gidermeyi öğretmektir.

Özetle, duygular ve otomatik davranışlar arasındaki bağlantıyı sezebildiğimizde, verilen kararlara duyguların ve düşüncelerin birlikte karıştığını bilmek, daha müspet davranmamıza vesile olacaktır. Bu bilgiler ışığında hayatta hiçbir şeyin gereksiz ve boş yere yaratılmadığını fark ediyor; duygu, düşünce, kalb, akıl ve iradesiyle insanın girift bir bütün olduğunu görüyoruz.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 06-08-2006   #82 (mesaj-linki)
Cvp: Psikoloji

PSİKOPATOLOJİ VE RÜYALAR

Psikopatoloji, ruhsal tepkileri inceleyen bunların gövde ve hücre organı sistemlerinde ve kimyasındaki bozukluklara bağlanmağa çalışan bilim koludur.

Her sağlıklı insan gibi psikolojik rahatsızlıkları olan hastalar da rüya görüyorlar. Ancak yapılan çalışmalar öyle gösteriyor ki, bu hastaların gördükleri rüyalar farklı özellikler

barındırabiliyorlar. Bu özelliklere birkaç örnek derledik; şimdi gelin hep beraber bu örneklere göz atalım:

1) Sanrılar

Uyku sırasındaki zihinsel aktivite beyinde genetik olarak miras alınan ya da yaşam süresince deneyimlenen anıların saklandığı beyin bölgelerinin uyarılmışlık durumuyla ilişkili. Kişi yaşlandıkça ya da radyasyon gibi dış etkilere maruz kaldıkça sinaptik bağlantılar zayıflıyor ve bu durum uyanıklık durumunda da rüya benzeri bazı sanrıların görülmesine neden oluyor. (Kavanau, 2002)

2) Madde Kullanımı

Beyindeki ventral tegmentum bölgesi hem rüya görmede hem de madde bağımlılığında söz sahibi. Çoğu bağımlılığın tedavisi sırasında hastalar madde kullandıklarına dair rüyalar görüyor. Bir grup hasta üzerinde yapılan bir çalışma (Christo & Francy, 1996), tedavi gören hastalardan maddeye dair rüyalar görenlerinin tekrar bağımlı hale gelme olasılıklarının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise, çoğu bağımlılık yapan maddenin ventral tegmentumdaki dopaminerjik aktiviteyi arttırmasıyla açıklanıyor. Bu aktivite, rüyaları da etkiliyor.

3) Şizofreni

Yapılan çalışmalar, şizofreni hastalarının rüyalarının normal gruba göre daha basit ve garip öğelerden arınmış olduğuna dair. Ancak sık sık, içeriklerinde hoş olmayan duygular barındırabiliyorlar. Şizofreni hastaları rüyalara fazla ilgi duymuyorlar. Rüyalarında genellikle gerçek üstülüklerdense normal ancak şiddet yönelimli öğelere rastlanıyor.



4) Manik Depresyon

Manik depresif hastalar mani dönemlerine girmeden önce ölüm ve yaralanma konuları içeren garip rüyalar görüyorlar. Bir başka bulguysa rüyalarının depresyon hastalarına göre daha fazla kaygı öğesi taşıyor olması (Beauchemin & Hays, 1995)

5) Depresyon

Depresyonda rüya görme sıklığı düşüyor (Kramer, 2000)Bu hastaların rüyalarında mazoşist öğelere, başarısızlık ve felaket senaryolarına rastlanabiliyor. Yine bir başka çalışma (Cartwright, 1984) depresyon hastalarının rüyalarının kendi geçmişlerine yönelik pek çok anı barındırdığını ortaya koyuyor.



6) Zekâ Geriliği

Hastalar genellikle basit rüyalar görüyorlar ve içeriklerinde sıkça ev ve ev ortamına dair olaylara rastlanıyor. Erkekler daha saldırgan içerikli rüyalar görüyorken kadınların rüyaları daha renkli oluyor. Bir yerlerden düşme öğesine sık rastlanıyor. (Kramer & Roth, 1979).

7) Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Hastalar sürekli bir seyir gösteren ve aynı tipte rüyalar görüyorlar. Bu rüyalar genellikle canlı, sanki rüyanın içinde yaşanıyormuşçasına, rahatsız edici ve kolay hatırlanabilir oluyor. Sıkça uyanmalar, motor aktivitesindeki yükselme ve terleme, hastaların rüyalarındaki huzursuzluğun göstergeleri olarak ele alınıyor (Wilmer, 1996).

Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 23-02-2007   #83 (mesaj-linki)
nisan_yagmuru
Cvp: Psikoloji

DAVRANIS BOZUKLUKLARI:


A- KÜFÜR (KÖTÜ KONUSMA)


Küfür 3 temel gruba ayrilir:
1-Tanrinin adi gibi kutsal sayilan seylere saygisizligi iceren küfür.
2-Beddua etmek gibi birine zarar verilmesi dilegini yansitan konusma bicimi.
3-Mihlarim,zimbalarim gibi alay etmeyi iceren ya da sexüel(cinsellik ) konularinda müstehcen konusmalar yapmak ve kisilige yönelik küfürler( aptal,salak,manyak gibi ):


NEDENLERI:
1-DIKKAT CEKME :Bazi cocuklar bunu dikkat cekmek icin kullanir.
2-SARSILMA:Bir cocuk icin yetiskini sok etme,onda rahatsizlik duygusu olusturmak cok eglencelidir.
3-AGIZDAN KACIVERME: Insanlarda engellenme ya da kizginlik hissedildiginde, yani fiziksel bir gerginlik oldugunda impulsif bir sekilde saygisizlik olarak küfürün agizdan kaciverme egilimi vardir.
4-SAVUNMA: Bazilari icin kötü söz söylemek ,bir savunma davranisidir.Böyle insanlar,küfür etmenin tam anlamiyla yasak oldugu cevrelerden gelirler.Cünkü onlara isyan ederek bagimsizliklarini göstermek isterler.
5-OLGUNLASMA:Bazi cevrrelerde yetiskinligin sembolü olarak kötü söz söylerler.
6-AKRANLARI TARAFINDAN ONAYLANMA ISTEGI: Bazi gencler,kendi arkadaslari tarafindan onaylanmak icin kötü sözler söylerler.Küfretmek ,onlarin arasina girebilmek icin sanki en gecerli yoldur.
7-COCUKCA BIR ZEVK:Kücük cocuklarda banyo ve buna iliskin faaliyetlerle
ilgili konularda bir tür cocuksu cinsel zevk alma durumu ortaya cikartmaktadir.
8-YASADIGI CEVRE( AILE) : Aile icinde anne ve baba sürekli cocuga küfürlü kelimeler kullaniyorsa, cocuk ilk kötü kelimeleri onlardan ögrenmektedir.

NASIL ÖNLENIR?

1-ÖRNEK OLUSTURMAK : Eger anne ve babalar , kaba ve küfürlü bir konusma egilimini önce kendilerinde engellemeye calisirlarsa,cocuk da
bu kontrolü,anne ve babayi taklit ederek ögrenebilir.

2-DÜRTÜLERI IFADE EDEBILME:Aile icinde size olan kizginligini rahatlikla dile getirebiliyorsa,bu özgürlüge sahip ise,olumsuz duygularini dile getirmek icin daha az küfürlü sözcükler kullanacaktir.(Belki de hic kullanmayacaktir.)
3-TARTISMA:Bu kelimeler,bir kagida yazilarak( veya yazdirilarak) tanimlanabilir ve daha sonra tartisilabilir.Cocuk bir daha kullanmayacaktir.



NELER YAPILMALIDIR?

1-ÖNEMSEMEMEK:Cocuklar,kötü bir dil kullandiginda,anne ve baba buna pek fazla üzülüp sasirmiyorsa,cocuklarin bu sözleri söylemeleri icin bir nedenleri kalmayabilir.

2-DILSIZLIK OYUNU:Anne ve babalar,böyle durumlarda soke olmaktan cok,sessizlik oyunu aynayarak cocugu yönlendirebilirler.Mesela:
-Senin kullandigin bu kelime nedir? –Anlayamadim.-Anlayamiyorum.
-Bunun anlami nedir? vs. Gibi sorular yöneltilerek yanitlanmasi istenir.

3-ÜRETICI OLMAYA ÖZENDIRMEK: Yazi yazdirarak,sanatsal islerle ugrastirarak (resim,müzik,el isleri gibi) ,bos zamanlarinda üretici olmaya tesvik etmek gerekir.

4-KÖTÜ SÖZCÜKLERIN YIPRATILMASI: Cocugunuzun kullandigi kötü kelimeyi duydugunuzda, bes dakika boyunca( saat tutarak) ayni kelimeyi söylemesini saglayin; büyük olasilikla bir daha kullanmayacaktir.Söylemek istemedigi zaman, ancak kötü sözcügü kullanmaktan ötürü verilen cezayi uyguladiktan sonra istedigini yapabilecegini söyleyin.

NELER YAPILMAMALI?

1-ASIRI HAYRET VE KIZGINLIK: Asiri hayret ve kizginlik göstermeyin.
Cocuklar,güc sahibi olmaya bayilir.Bu nedenle ,onun kullandigi kelimelere asiri tepki gösterirseniz,bu onu güclü kilmis olur.

2-CIDDI CEZALANDIRMA: Ciddi cezalandirma yoluna basvurmayin.Eger cocugunuzu bu sekilde ya da döverek, asiri bagirarak,tehdit ederek cezalandirirsaniz,cocugunuz bu kelimeleri kullanirken yakalanip cezalandirilmamak icin GIZLI (sadece okulda,arkadas cevresinde) kullanmayi ögrenir ve evde melek,disarida seytan rolünü üstlenir.

3-ARKADASLARINI DENETLEME: Kötü sözler kullanan arkadaslarina sinirlama getirmek gerekir.Daha az birlikte olmalari saglanabilir.

4-ÖDÜLLENDIRME:Uygun olmayan kötü sözcükler yerine,uygun olan,kabul edilebilir sözcükler kullanmasi icin bilgilendirme yapilmalidir.Ayrica olumlu, kabul edilebilir sözcükler kullandiginda ise cocugun övülmesi,ayni duruma devam etmesi icin tesvik edilmesi , hatta özel durumlarda ödüllendirilmesi gerekir.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-08-2007   #84 (mesaj-linki)
Cvp: Psikoloji

PSİKOZ
şahsiyetin we benliğin parçalanması ile topluma uyumun bozulduğu önemli bir piskitatrik bir hastalıktır
psikozlarda hastanın gerçeği değerlendirme kabiliyetinin bozulmuştur.
kişi hastalığının şuurunda değildir we hasta olduğunu tedawi görmesi gerektiğini bir türlü kabullenmez
bu konuların derecesi psikozun cinsine we kişiden kişiye değişir
alkol ,darbeler,bazı agır hastalıklar ...
kaidelere baglı kalmayı sewer we içine kapalı kalmayı tercih ederler
organik psikozlar
yaşlılıkla ilgili olanlar,alkol psikozlarrı,ilaç psikozları,gelip geçiçi psikozlar dan bazıları
fonksiyonel psikozlar
şizofreni,psikoz manyak depressif,paranoid durumlar we çocukluk psikozları
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Konunun Etiketleri
aile arasındaki baskınlık ve çekiniklik, beddua nasıl önlenir, benliğin parçalanması, dikkatini derse verememe, küfürlü konuşma nasıl önlenir, pozitif düşünmeyi öğrenmek, rüyalar üzerine yapılan akademik çalışmalar, tıpda küfürlü kelimeler, öğrencilerdeki davranış bozuklukları,
Psikoloji Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Psikoloji ile ilgili Makaleler       _PaPiLLoN_ Psikoloji ve Psikiyatri 36 1 Hafta Önce 17:13
Bireysel Psikoloji ThinkerBeLL Psikoloji ve Psikiyatri 0 10-10-2008 17:24
Hümanist Psikoloji AeraCura Psikoloji ve Psikiyatri 0 16-09-2008 00:55
Transpersonel Psikoloji asla_asla_deme Psikoloji ve Psikiyatri 1 29-04-2008 17:37
Gelişimsel Psikoloji ThinkerBeLL Psikoloji ve Psikiyatri 0 18-11-2007 00:34
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:50Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.22226000 saniyede (72.56% PHP - 27.44% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz