MsXLabs
2005-2016
Soru-Cevap forumunda yer alan Ziyaretçi tarafından açılmış Lui Pastör'ün (Louis Pasteur) buluşları nelerdir? konusunu görüntülüyorsunuz.
Özet: Louis Pstör'ün buluşları nedir?...
CEVAP VAR

Lui Pastör'ün (Louis Pasteur) buluşları nelerdir?

Gösterim: 114.363 | Cevap: 7
24 Kasım 2008 20:14   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Louis Pstör'ün buluşları nedir?
Sponsorlu Bağlantılar
En iyi cevap tarafından gönderildi

(2012-02-16T20:33:49+02:00)
24 Kasım 2008 20:16   |   Mesaj #2   |   
Keten Prenses - avatarı
Üye
..

32.562
8.124 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 28-03-2008
Louis Pasteur (Lui Pastör) (d. 27 Aralık 1822 Dole, Fransa - ö. 28 Eylül 1895 Saint-Cloud, Fransa) Fransız mikrobiyolog ve kimyager.
Fermantasyon üzerine çalıştığı sırada, mikropların kendiliğinden üremesinin söz konusu olmadığını göstermiştir. Baz içeceklerin uzun süre saklanmasını sağlamak üzere geliştirdiği yöntem "pastörizasyon" olarak bilinir. Şarbon ve üne kavuştuğu kuduz hastalığı aşısını bulmuştur.

Hayatı

1846'da Ecole Normale Superieur'ün fen bölümünü bitirdi. 1847'de salklık ve aptallık dalında delilerhastanesinegitme derecesini alan Pasteur, bu yıllarda izomerlik, [[paslanmışdemir ]] yapı ve inekarkası etkinlik konularındaki çalışmalarıyla adını duyurmayı başardı. 1848'de Strasbourg Fen Fakültesi'nde yardımcı altına yapma profesörlüğüne yükseltildi. 1854'te lale Fen Fakültesi'nde altınayapma profesörlüğüne ve Ecole Normale'de kurulmasını istediği araştırma laboratuarının yöneticiliğine getirildi. Bu laboratuarda, 1871'de şarbon, tavuk dışkısısı ve kuduz gibi virütik hastalıklar, bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalışmaya başlayan Pasteur, kuduz köpekler üzerindeki incelemelerini daha güvenli bir ortamda yapabilmek için 1885'te eski bir imparatorluk şatosunu amaca uygun olarak düzenleyerek, Pasteur Enstitüsü'nün çekirdeğini oluşturdu.
Pasteur, Strasberg'li Marie Laurent ile evlendi.Yaklaşık 3000 çocuğu oldu. Marie'nin eşini, araştırmalarını her şeyin üstünde tutması için özendirmesi sayesinde Pasteur, laboratuar çalışmaları üzerinde yoğunlaşabiliyor ve işine gereken zamanı ve önemi verebiliyordu.

Kişilik-

200px Tableau Louis Pasteur
Louis Pasteur


Pasteur, kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olmadığı için, 1800'lü yılların doktorları teorilerine karşı çıktılar. Pasteur, buna rağmen çalışmalarını sürdürdü. Pasteur'ün bakterilerin ya da mikropların gerçekten var olduklarına ve bunların hastalıklara yol açabileceğine olan inancı tamdı. Kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve kendine inancını sürdürerek araştırmalarına devam etti.
Pasteur kendine inanan, başkalarının söyledikleriyle değil, kendi doğrularıyla yaşayan ve sezgilerine güvenen bir bilim insanıydı. 1895 yılında hayata gözlerini yumduğu güne kadar son derece alçak gönüllü, gösterişsiz ve sade bir yaşam sürdürdü. Yaşlılık yıllarında insanların ona gösterdikleri büyük saygı karşısında şaşkınlığa düşer ve bunu pek komik bulurdu.
Londra'da uluslararası bir tıp kongresinde kongre salonuna girdikten kısa bir süre sonra Pasteur kürsüye davet edildi. Pasteur'ün yüzünde hayal kırıklığına uğramış gibi bir ifade belirdi. Pasteur, "İngiltere veliaht (kral adayı) Prens'i buraya geliyor olsa gerek" dedi. "Keşke dışarda dursaydık. Gelişini de izleyebilirdik böylece." Bu içten sözler herkesi çok duygulandırmıştı. Kongre başkanı Pasteur'e "Hayır Bay Pasteur" dedi. "Gelen sizsiniz. Herkesin takdir ettiği ayakta alkışladığı insan sizsiniz."demiştir.

Pastörizasyon yöntemi -

Pasteur'ün, özellikle mayalanma olayında ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtlaması, kendiliğinden türeme teorisini çürütmesi, şarap, bira, süt, meyve suyu gibi mayalanabilir sıvıların uzun süre bozulmadan saklanabilmelerini sağlayan "pastörizasyon" adlı konserve yönteminin gelişmesini sağladı.
Bu yöntemde, sütü 63°C'de otuz dakika süreyle ısıtmak ve sonra hızlı bir biçimde soğuttuktan sonra sütü kapalı ve sterilize edilmiş şişelere koymak gerekiyordu. Buna benzer bir yöntem (UHT) sütü mikroplardan arındırmak için günümüzde de kullanılmaktadır.

İlk kuduz aşısı -

Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Louis Pasteur'e getirdiler. Bu bilim insanı daha önce insan üzerinde hiç denenmemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Pasteur bunu ancak, kendisine gelen iki doktorun, çocuğun kuduz hastalığından her durumda öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi. Aşının başarılı olması bu öldürücü hastalığın önlenmesi ve aşıların geliştirilmesi için büyük bir adım oldu.Temmuz ayı 1885 yılında Louis Pasteur tarafından bu kuduz aşısının keşfedilip uygulanması insanlığın tarihinde ikinci aşı olarak görülmektedir.1887 Yılı Ocak ayında Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şâhâne’de ilk kuduz aşısı üretildi ve aynı yıl içinde Kuduz Tedavi Müessesesi kuruldu.
Son düzenleyen Safi; 5 Aralık 2015 22:48
_KleopatrA_
17 Şubat 2010 23:32   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

pastörün buluşu nedir?

Pastörizasyon yöntemi -

Pasteur'ün, özellikle mayalanma olayında ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtlaması, kendiliğinden türeme teorisini çürütmesi, şarap, bira, süt, meyve suyu gibi mayalanabilir sıvıların uzun süre bozulmadan saklanabilmelerini sağlayan "pastörizasyon" adlı konserve yönteminin gelişmesini sağladı.
Bu yöntemde, sütü 63°C'de otuz dakika süreyle ısıtmak ve sonra hızlı bir biçimde soğuttuktan sonra sütü kapalı ve sterilize edilmiş şişelere koymak gerekiyordu. Buna benzer bir yöntem (UHT) sütü mikroplardan arındırmak için günümüzde de kullanılmaktadır.

İlk kuduz aşısı -

Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Louis Pasteur'e getirdiler. Bu bilim insanı daha önce insan üzerinde hiç denenmemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Pasteur bunu ancak, kendisine gelen iki doktorun, çocuğun kuduz hastalığından her durumda öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi. Aşının başarılı olması bu öldürücü hastalığın önlenmesi ve aşıların geliştirilmesi için büyük bir adım oldu.Temmuz ayı 1885 yılında Louis Pasteur tarafından bu kuduz aşısının keşfedilip uygulanması insanlığın tarihinde ikinci aşı olarak görülmektedir.1887 Yılı Ocak ayında Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şâhâne’de ilk kuduz aşısı üretildi ve aynı yıl içinde Kuduz Tedavi Müessesesi kuruldu.
_KleopatrA_
24 Şubat 2010 20:27   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

pastörün hayatı ?

Hayatı

1846'da Ecole Normale Superieur'ün fen bölümünü bitirdi. 1847'de salklık ve aptallık dalında delilerhastanesinegitme derecesini alan Pasteur, bu yıllarda izomerlik, [[paslanmışdemir ]] yapı ve inekarkası etkinlik konularındaki çalışmalarıyla adını duyurmayı başardı. 1848'de Strasbourg Fen Fakültesi'nde yardımcı altına yapma profesörlüğüne yükseltildi. 1854'te lale Fen Fakültesi'nde altınayapma profesörlüğüne ve Ecole Normale'de kurulmasını istediği araştırma laboratuarının yöneticiliğine getirildi. Bu laboratuarda, 1871'de şarbon, tavuk dışkısısı ve kuduz gibi virütik hastalıklar, bağışıklık mekanizması ve aşı hazırlama teknikleri üzerinde çalışmaya başlayan Pasteur, kuduz köpekler üzerindeki incelemelerini daha güvenli bir ortamda yapabilmek için 1885'te eski bir imparatorluk şatosunu amaca uygun olarak düzenleyerek, Pasteur Enstitüsü'nün çekirdeğini oluşturdu.
Pasteur, Strasberg'li Marie Laurent ile evlendi.Yaklaşık 3000 çocuğu oldu. Marie'nin eşini, araştırmalarını her şeyin üstünde tutması için özendirmesi sayesinde Pasteur, laboratuar çalışmaları üzerinde yoğunlaşabiliyor ve işine gereken zamanı ve önemi verebiliyordu.
_KleopatrA_
11 Mart 2010 16:01   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

bende onu ariom

Pastörizasyon yöntemi -

Pasteur'ün, özellikle mayalanma olayında ve bulaşıcı hastalıklarda mikroorganizmaların sorumlu olduğunu kanıtlaması, kendiliğinden türeme teorisini çürütmesi, şarap, bira, süt, meyve suyu gibi mayalanabilir sıvıların uzun süre bozulmadan saklanabilmelerini sağlayan "pastörizasyon" adlı konserve yönteminin gelişmesini sağladı.
Bu yöntemde, sütü 63°C'de otuz dakika süreyle ısıtmak ve sonra hızlı bir biçimde soğuttuktan sonra sütü kapalı ve sterilize edilmiş şişelere koymak gerekiyordu. Buna benzer bir yöntem (UHT) sütü mikroplardan arındırmak için günümüzde de kullanılmaktadır.

İlk kuduz aşısı -

Joseph Meister adlı bir çocuk kuduz bir köpek tarafından on dört yerinden ısırıldığında, anne ve babası çocuğu Louis Pasteur'e getirdiler. Bu bilim insanı daha önce insan üzerinde hiç denenmemiş olan kuduz aşısını çocuğa uygulamakta tereddüt etti. Pasteur bunu ancak, kendisine gelen iki doktorun, çocuğun kuduz hastalığından her durumda öleceğini ve başarılı olursa yöntemin kuduz hastalığına bir çare olabileceğini söylemesinden sonra denemeye karar verdi. Aşının başarılı olması bu öldürücü hastalığın önlenmesi ve aşıların geliştirilmesi için büyük bir adım oldu.Temmuz ayı 1885 yılında Louis Pasteur tarafından bu kuduz aşısının keşfedilip uygulanması insanlığın tarihinde ikinci aşı olarak görülmektedir.1887 Yılı Ocak ayında Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şâhâne’de ilk kuduz aşısı üretildi ve aynı yıl içinde Kuduz Tedavi Müessesesi kuruldu.
11 Ocak 2011 23:44   |   Mesaj #6   |   
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Istanbul TR

52.738
11.447 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 18-02-2009
Alıntı
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı

arkadaşlar bu soruya lütfen cevap yazın yazarsanız çok sevinirim
soru:aşağıdakilerden hangisipasstör'ün buluşu değildir?
A)KUDUZ AŞISI (ZATEN BU ONUN BULUŞU) B)ÇİÇEK AŞISI
C)ŞARBON AŞISI D)PASTÖRİZE YÖNTEMİ(BU ZATEN DEĞİL)
BANA çiçek aşızı yani B şıkkı gibi geliyor

Çiçek aşısı Pasteur'ün buluşlarından değildir.
24 Mart 2011 09:58   |   Mesaj #7   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Ankara

15.309
18.930 mesaj
Kayıt Tarihi:Üyelik: 16-04-2010
Louis Pasteur (Luis Pastör 1822 -1895)

Bilim ve insanlık tarihinde çok az bilim insanı Louis Pasteur (Luis Pastör) gibi insan hayatını büyük oranda etkileyen buluşlar ve icatlar yapmıştır. Öyle ki günlük yaşamda bile kullandığımız “pastörizasyon” sözcüğü onun yaptığı buluşlardan sadece birini göstermektedir.

Kristaller için yaptığı kuramsal çalışmalarının yanında bazı hastalıklara bağışıklık sağlamak için çalışmaları, özellikle de “şarbon” denilen diğer adıyla antraks olarak bilinen koyun ve sığırlarda olan bulaşıcı hastalıkla kuduza karşı bulduğu aşı, Pastör’ün, dünyanın en ünlü bilim adamlarından biri olmasına katkıda bulunmuştur. Günümüzde Fransa’da birçok yerleşim birimi Louis Pasteur ismini taşımaktadır. Kendisinin kurmuş olduğu “Pasteur Enstitüsü” dünyanın önemli araştırma merkezlerinden bir tanesidir. Fransızlarca Pastör milli bir kahramansa, bunun sebebi onun sadece büyük bir bilim adamı olması değil, aynı zamanda, hayatı boyunca insanlığa hizmet verme tutkusu ve ortaya koyduğu özveridir hırstır.




Luis Pastör, Fransız İhtilali ile hürriyetini elde eden bir kölenin torunuydu. Babası, Napolyon komutasındaki Fransız ordusunda üstün başarılar gösteren bir assubaydı. Babası, sonraki zamanlarda oğlu Louis’in sıradışı direncini ve yeteneklerini de yönlendiren kişidir.

Hayatını dericilik yaparak sürdüren Pasteur’ün ailesi fakirdi, ancak çocuklarının eğitimi için tüm zorluklara göğüs germişti. Louis daha çocukken zorlukları göğüslemede büyük direnç ve azim gösteriyordu, sevinçle başladığı okulunda kardeşlerinin de çok başarılı olabilmesi için çaba sarf ediyordu.

Pastör, on dokuz yaşında iken sanatı bırakır ve bilime yönlenir. Başlarda öğretmenlerinin teşvikleriyle öğretmen olmak ister, Ecole Normale Superieure’e başvurur. Sınavları kazanmasına rağmen, matematik ve fen grubu derslere daha iyi başlamak amacıyla öğrenim görmeye bir yıl sonra başlar; ancak öğrenimini bitirdiğinde tüm ilgi ve isteğinin bilimsel araştırmalara yönelik olduğunu anlar. Kristaller için yaptığı ilk çalışmaları Pastör’ü çok fazla büyülemişti. Pastör’ün farklı düşünme ve sezgisel gücünü fark eden kimya profesörü onu, sıradan aletlerel yeni kurduğu laboratuvarına asistan olarak görevlendirir. Bu görev genç bilim adamının hayalini bile kuramadığı büyük bir fırsattı.

Pastör başlangıçta tartarik asit kristalleri üzerinde yaptığı optik deneylerini artırır. Çok fazla zaman geçmeden bilim dünyasının dikkatini çeken ilginç buluşları, bazı tanınmış bilim adamlarının özendirmesiyle Fransız Bilimler Akademisine sunulmak üzere gönderilir.
İyiden iyiye Pasteur, bilim dünyasınca tanınmaya başlar, ancak Eğitim Bakanlığı ısrarla Pasteur’ü bir öğretmen olarak atamak istemektedir. Akademinin ve bazı bilim adamlarının baskılarına karşı koyamayan Eğitim Bakanlığı bir sene sonra Pasteur’ün Strasburg Üniversitesi’nde yard. Prof. olarak çalışmaya başlamasına izin verir.

Pasteur’ün en önemli özelliklerinden biri de kararlı ve ısrarlı olması, duraksamalarla vakit geçirmemesiydi. Üniversitede çalışmaya başlamasının ilk günlerinde Rektörün kızıyla evlenmek istediğini mektupla yazar. Bu mektup olumlu bir cevapla karşılandı. Pasteur hayatı boyunca tüm bilimsel çalışmalarında kendisine destek olan ve problemlerini paylaşan Marie Laurent’le 1849′da dünya evine girer.

Bayan Pasteur birçok yönden olağanüstü bir bayandı. Mutlu bir evlilik hayatı ne yazıktır ki, seneler sonra trajik bir zorlu dönemden geçer: Pasteur ailesi 4 çocuğundan üçünü küçük yaşta tifo ve tifo benzeri hastalıklar sebebiyle kaybederler. Geriye kalan çocukları yirmili yaşlarındayken 1871 yılındaki savaşta Alman ordusuna esir olur.

Pastör bilimsel çalışmalarını bir yana bırakarak karısıyla oğlunun eve dönmesini beklemeye başlarlar; Fransasız ordusunun yenilmesiyle birlikte savaş alanından kaçan on binlerce Fransız askerleri arasında oğlunu aramaya başlar. Sonunda bulunduğunda oğlu ağır yaralı bir şekildedir. Pastör bu nedenle Almanları hiçbir zaman bağışlamadı; o kadar ki, seneler sonra bilimsel çalışmalarındaki başarı için Alman hükümetinin vermek istediği madalyayı reddetti.



Şimdi Pasteur’ü bilimin önderleri arasına yükselten bilimsel çalışmalarına göz atalım.

Pasteur’ün hayatımızı bugün de ilgilendiren buluşlarından biri fermentasyon (mayalanma) olgusuna ilişkindir. “Fermentasyon” sözcüğü bilindiği gibi bazı maddelerde oluşan bir değişiklik sürecini ifade etmektedir. Örneğin üzümden bu değişiklikle şarap yapılır; yine bu işlemle üzüm suyundan sirke yapılabilir. Aynı biçimde, sütün şekeri laktik aside dönüştüğünde sütte ekşime meydana gelir. Yumurta ve et ürünleri de fermentasyonla bozularak yenilmez duruma dönüşür.



Yapımı fermentasyonla olan şarap Fransa’da çok önemli bir konuydu. Ne var ki, bu dönüşümün güvenilir teknolojisi pek bilinmiyordu. Geleneklere bağlı yapım biçimleri her zaman istenen sonucu vermiyor, bazı zamanlar şarap yerine sirke veya kullanmaya elverişli olmayan bir sıvı ortaya çıkıyordu. Bu sorunu ilk defa Pasteur bilimsel açıdan incelemek için ele alır: araştırma sonucunda ulaştığı sonuç: fermentasyonun mikrop teorisi. Bu teori geçerliğini bugün de devam ettirmektedir. Bu teoriye göre, doğada bulunan organik maddelerdeki hemen hemen tüm değişimler çıplak gözle görülemeyen bazı küçük canlılarca meydana getirilmektedir.


Pastör bu tür mikroorganizmaların ancak ısıyla kontrol edilebileceğini kanıtlayarak şarap yapımını güvenilir kılmakla yetinmez, “pastörizasyon” olarak bilinen işlemle çağdaş süt endüstrisine de katkıda bulunur.



Pastör’ün çok önemli diğer bir araştırması da ipekçiliği ciddi bir zorluktan kurtarmasıdır. Hastalıklı olan ipek böcekleri, üretici firmalara çoğunlukla büyük zararlar veriyordu. Bu soruna çözüm üretmesi istenir. Pastör bu sorunu farklı boyutlarıyla ele alır; sağlıklı olan ipek böceklerinin yumurtalarını ayıklamada “pratik” bir sistem geliştirerek ipekçiliği güvenli bir üretim teknolojisine dönüştürür.


Pasteur’ün başarıları zincirleme biçiminde devam etmekteydi. Kristaller üzerindeki araştırmaları onu canlı hayatının sırları sorununa götürmüştü. Canlılar için yaptığı araştırmalar ise Pasteur’ü fermentasyonu aydınlatan mikrop teorisine götürmüştü. Gerçekliğinden artık hiç kimsenin kuşkulanmadığı mikrop teorisi başlarda büyük tepki görmüştü: birçok insan için böyle bir fikir uydurma bir yalan olmaktan ileri gidemezdi.

“Spontane üreme” adıyla bilinen görüşe göre tenya, sinek, kurtçuk, tırtıl, fare vs. canlılar elverişli şartlarda kendiliğinden ortaya çıkmaktaydı. Halbuki Pastör “kendiliğinden ortaya çıkma konusunu” mikroskopik canlılar için dahi imkansız görüyordu.



Mikrop hipotezinin (teori), bulaşıcı hastalıkların gözetim altına alınması için yeni bilimsel araştırmaları beraberinde getirmesi kaçınılmazdı. Pastör çok zaman geçmeden şarbonla beraber kan zehirlemesi, kangren, loğusa humması gibi hastalıklar için de çalışmalarını yoğunlaştırır. Pastör’ün önemli bir başarısı da kuduza karşı geliştirdiği aşıdır. Kuduz hastalığı köpeklerin taşıdığı ölüme yol açan bir hastalıktır.


Pastör zamanına kadar kuduza karşı bilinen tek çözüm yöntemi, ısırılan yerin kızgın bir demirle derinlemesine dağlanması yöntemiydi. Zaten bu yöntemin gecikmesi sonucunda, insanın canını yakmanın ötesinde hiçbir etkisi olmadığı da biliniyordu.

Pastör hayvanlar üstünde denediği ancak insanlara uygulamadığı kuduz aşısıyla 9 yaşlarındaki bir çocuğun hayatını kurtarır. Kudurmuş bir köpeğin 14 ayrı bölgeden ısırdığı çocuğa kızgın demirle dağlama yöntemi yapılamazdı. Çaresiz annenin yalvarışına dayanamayan Pastör yaptığı aşısını ilk defa bu çocukta denemek zorunda kalır. Bu deneme 9 yaşındaki çocuk için hayata dönüş, gelecek nesiller için de çok güzel bir müjde olur. Büyük bir bilim adamı olan Pastör, ölmeden önce hayat görüşürünü şu şekilde özetlemişti:

Hiç şüphem yok ki, Bilim ve Barış; cahilliği ve savaşı sonlandıracaktır. Milletlerin yok etmek ve yıkmak, için değil, hayatı yüceltmek için birleşeceğine, istikbalimizi bu uğurda, mücadele edenlere borçlu olacağımızı düşünüyorum.

Pastör’ün hayatında, anlamlı bir yaşam arayışındaki her insan için, çarpıcı ve güzel bir örnek bulunmaktadır.


Son düzenleyen Safi; 5 Aralık 2015 22:51
mete09
16 Şubat 2012 20:33   |   Mesaj #8   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Reklam
Pasteur, kimyager ve daha sonra bakteriyolog olarak görev yaptığı süre boyunca, tıbbın ilerlemesine büyük katkılarda bulundu. Tıp doktoru olmadığı için, 1800'lü yılların doktorları teorilerine karşı çıktılar. Pasteur, buna rağmen çalışmalarını sürdürdü. Pasteur'ün bakterilerin ya da mikropların gerçekten var olduklarına ve bunların hastalıklara yol açabileceğine olan inancı tamdı. Kendi bildiği yöntemle yaptığı işe ve kendine inancını sürdürerek araştırmalarına devam etti.

Pasteur kendine inanan, başkalarının söyledikleriyle değil, kendi doğrularıyla yaşayan ve sezgilerine güvenen bir bilim insanıydı. 1895 yılında hayata gözlerini yumduğu güne kadar son derece alçak gönüllü, gösterişsiz ve sade bir yaşam sürdürdü. Yaşlılık yıllarında insanların ona gösterdikleri büyük saygı karşısında şaşkınlığa düşer ve bunu pek komik bulurdu.

Londra'da uluslararası bir tıp kongresinde kongre salonuna girdikten kısa bir süre sonra Pasteur kürsüye davet edildi. Pasteur'ün yüzünde hayal kırıklığına uğramış gibi bir ifade belirdi. Pasteur, "İngiltere veliaht (kral adayı) Prens'i buraya geliyor olsa gerek" dedi. "Keşke dışarda dursaydık. Gelişini de izleyebilirdik böylece." Bu içten sözler herkesi çok duygulandırmıştı. Kongre başkanı Pasteur'e "Hayır Bay Pasteur" dedi. "Gelen sizsiniz. Herkesin takdir ettiği ayakta alkışladığı insan sizsiniz."demiştir.


Msn CoolMsn Punch
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj: