Cevap Yaz Önceki Konu Sonraki Konu

Çevremizdeki doğal ve tarihi varlıklar nelerdir?

Gösterim: 24244 | Cevap: 27
  • pamukkale travertenleri nelerdir
Ziyaretçi
Cevaplanmış   |    14 Aralık 2008 17:07   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi

Çevremizdeki doğal ve tarihi varlıklar nelerdir?

çevremizdeki doğal ve tarihi varlıklar nelerdir
En iyi cevap Misafir tarafından gönderildi

peri bacaları ,pamukkale

Blue Blood
14 Aralık 2008 17:34   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Sanırım bu soru sizin çevrenizdekileri kastediyor.
Misafir
27 Ekim 2009 17:56   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
peri bacaları ,pamukkale
Misafir
8 Kasım 2009 13:14   |   Mesaj #4   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
bence doğal peribacaları kültürel pamukkaledir
Misafir
18 Kasım 2009 23:05   |   Mesaj #5   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
bence pamukkale peribicaları sümele manastırı gibi yerler var
Misafir
25 Aralık 2009 17:40   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
marmara bölgesinin tarihi ve doğal mekanları nelerdir
Misafir
7 Ocak 2010 16:34   |   Mesaj #7   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
YAZ DÜŞLER ÜLKESİ: PAMUKKALE;

Ölmeden önce görülmesi gereken yerlerden Pamukkale ile göz kamaştırıcı bir güzelliğe sahiptir Denizli. Antik kentleri ve kaplıcalarıyla da en iyi gezi alternatiflerinden biridir



Bu hafta Denizli’ye gidiyoruz. Kaynak sularının kirecinden oluşmuş, parlak, beyaz rengiyle Türkiye’nin en önemli doğa harikalarından biri olan Pamukkale’yi; tepesinde Antik Roma’dan kalma Hierapolis kutsal şehrini ve 10 km yakınındaki Laodikeia antik kentini gezeceğiz.
Hierapolis ve Laodikeia antik kentleri Çürüksu (Lykos) Vadisi’nin iki yakasında yer alıyor. Çürüksu Vadisi’ni ya da Denizli Ovası’nı üç yüksek dağ kütlesi sarıyor: Honaz (Kadmos), Çökelez ve Baba (Salbakos) Dağları. Honaz yakınlarında doğan Çürüksu Nehri bereketli Denizli Ovası’na hayat veriyor ve Sarayköy civarında da Büyük Menderes Nehri’ne karışıyor.
İlk durağımız Pamukkale, hani moda bir deyim var ya ölmeden önce görülmesi gereken yerler diye, işte öyle bir liste yapacak olursanız listenin başına Pamukkale’yi yazmalısınız bence. Gerçekten de insanı büyüleyen masalsı bir yer Pamukkale…
Pamukkale parlak beyaz rengiyle kilometrelerce uzaklıktan görebiliyor; travertenlerin üzerindeki geniş terasta da Hierapolis antik kenti yer alıyor. Hierapolis kenti yüksek oranda kireç içeren termal suların aktığı yerlerde oluşturduğu beyaz tabakalar (travertenler) nedeniyle Türklerce Pamukkale olarak adlandırılmış. 2700 m uzunluğunda ve 160 m yüksekliğinde bir tepe oluşturan travertenlerin üstüne 20. yüzyıl içinde birçok otel inşa edilmiş, hatta bu yüzden Hierapolis kalıntılarının bir bölümü yıkılmış, otellerin fosseptiklerinden sızan sular ve aşırı insan baskısı zamanla travertenlerde sararmaya neden olmuş. UNESCO’nun Pamukkale’yi korumaya almasıyla travertenlerin üzerindeki oteller yıkılmış, üzerinde dolaşmak yasaklanmış, termal su kontrollü olarak ve tek elden verilmeye başlanmış, çünkü aşırı miktarda ve uzun süre aynı yere akıtılan su da yosunlaşmaya neden oluyormuş. Travertenler tekrar eski rengine kavuşmuş. Termal su kaynaktan çıktıktan sonra, 320 m uzunluğunda bir kanalla travertenlerin başına geliyor ve buradan traverten katlarına dökülüyor. Kaynağından 36 derece çıkan sudaki karbondioksit ve karbonmonoksit havaya uçuyor, yüksek miktarda kalsiyumkarbonat dibe çökelerek doğa harikası beyaz travertenleri oluşturuyor. Pamukkale termal kaynağının antik havuzuna günübirlik girilebiliyor. Bu bölgede sıcaklıkları 35-100 C arasında değişen 17 sıcak su kaynağı daha var. Bunlardan biri de 5 km ilerisindeki Karahayıt Kasabası’nda. Karahayıt’daki 60 0C sıcaklıkta çıkan termal suyun içindeki maden oksitleri nedeniyle kırmızı, yeşil ve beyaz renkli traverten tabakaları oluşmuş ve bunlar Kırmızısu Travertenleri olarak adlandırılmış.
Hierapolis, Yunanca’da kutsal kent anlamına geliyor, Anadolu’daki diğer Hierapolis’lerden ayırmak için burası Frigya Hierapolisi olarak adlandırılmış. MÖ 190’da Bergama Kralı 2. Eumenes tarafından kurulan kente Bergama’nın kurucusu Kahraman Telephos’un güzel eşi Hiera’ya atfen Hierapolis adı verilmiş. MÖ 2. yüzyıl ile MS 1.yüzyıl arasında tekstil ürünlerinin üretimi ve ihracatıyla büyük bir gelişme gösteren kent yaşadığı depremler yüzünden birkaç kez yerle bir olmuş ve yeniden kurulmuş. Roma ve Bizans döneminde de önemini sürdüren kent anıtsal yapılarla süslenmiş. 1210’da Selçukluların eline geçen kent 1354 depreminden sonra terk edilmiş.
Hierapolis’in iki girişi var, kuzey kapısını araçla gelenler kullanıyor, bu kapı Hierapolis kalıntılarının içine açılıyor. Travertenlerin başındaki güney kapısı ise yayalar için, ancak bu noktadan sonra ayakkabıyla dolaşmak yasak. Hierapolis’teki önemli yapıların çoğu kenti ikiye bölen 1 km uzunluğundaki ana caddenin iki yanında yer alıyor, ana caddenin her iki ucunda da birer anıtsal kapı var. Şimdi büyük ölçüde yıkık durumda olan surlarla çevrili olan kentin en sağlam yapısı ise MS 1.yüzyıl’da inşa edildiği bilinen tiyatrosu. Tiyatronun sahne bölümünde yer alan mermer kabartmalar olağanüstü güzellikte. Sahneyi Apollon ile Artemis"e ait mitolojik kabartmalar, Dionysos’un eğlence alayları, Roma İmparatoru Septimus Severus"un taç giyme törenine ait kabartmalar, Apollon, Leto, Artemis ve Hades heykelleriyle, Kral Attalos ve Eumenes’in büst heykelleri süslüyordu; şimdi bunların büyük bir bölümü Hierapolis Müzesi’nde, kopyaları ise sahnede sergileniyor. Antik kentin en büyük yapılarından biri olan Roma Hamamı 1984’ten beri Hierapolis Arkeoloji Müzesi olarak kullanılıyor. Müzede Hierapolis kazılarından çıkan eserlerin yanında Laodikeia, Colossai, Tripolis, Attuda gibi Çürüksu Vadisi kentlerinden toplanan eserler sergileniyor.
Hıristiyanlığı yaymak için geldiği Hierapolis’te öldürülen Havari Filip’in sekizgen anıtmezarı da (Martyrium) kentteki bir diğer önemli yapı. Kentin en yüksek noktasında bulunan Martyrium’a ulaşmak için bir hayli yürümek gerekiyor. Apollon tapınağı ise eski ve dini mağara olarak bilinen Plutonion üzerine kurulmuş. Söylenceye göre burada Apollon ile ana tanrıça Kibele buluşmuş.
Çürüksu Vadisi’nin diğer yakasında, Hierapolis’in tam karşısında bir zamanlar Frigya’nın en büyük iki kentinden biri olan Laodikeia’nın kalıntıları yer alıyor. Hierapolis, Pamukkale sayesinde her yıl binlerce kişi tarafından ziyaret edilirken, Laodikeia’yı az sayıda kişi ziyaret ediyor. Laodikeia Yunanca’da Laodike’nin Yurdu anlamına geliyor, kente kurucusu Seleukos Kralı 2. Antiochos Teos’un eşi Laodike’nin adı verilmiş. (MÖ 261-253) Laodikeia Türkçe’ye Ladik olarak geçmiş ve Anadolu çeşitli yörelerinde beş Ladik kenti bulunuyor. Strabon Lykos ırmağının 2 km güneyinde kurulan kentin (diğer Laodikeia’lardan ayırmak için olsa gerek) “Lykos"daki Laodikeia” olarak adlandırıldığını belirtir.
Laodikeia, antik dönemde ana yolların kavşağında yer alan çok önemli kentmiş, en önemli gelir kaynağı ise tekstil ticaretiymiş. Strabon da bu civarda yetiştirilen koyunların yününün yumuşaklığından ve kuzguni siyah renginden söz eder, Laodikeialıların bundan büyük gelir elde ettiklerini belirtir. Burada dokunan ve Trimita olarak bilinen tunikler o denli ünlüymüş ki kent bir dönem Trimitaria olarak anılmış. En parlak dönemini MS 1. ve 6. yüzyıl’lar arasında yaşayan kentten günümüze ulaşan kalıntıların çoğu bu döneme ait. MS 494’te yaşadığı depremden sonra kentin yıldızı sönmüş, 7. yüzyıl başında yaşadığı depremlerden sonra halkının büyük bölümü Babadağ’ın kuzey yamaçlarına, Hisarköy’e ve özellikle de Denizli Kaleiçi’ne taşınmış. Kaleiçi bu dönemden sonra Laodikeia’nın bir parçası olmuş. Türklerin bölgeye gelişinden sonra Denizli Kaleiçi Laodikeia’sı Ladik adını almış, eski Laodikeia ise bütünüyle terk edilmiş.
Laodikeia Hıristiyanlar açısından büyük önem taşıyor ve kutsal kabul ediliyor; zira İncil’in Vahiy bölümünde Anadolu’daki ilk yedi kiliseden birinin burada kurulduğu anlatılıyor.
Antik kent birbirini dik açılarla kesen ana caddeler ve ara sokaklardan hippodomik (ızgara) planlı olarak tasarlanmış. Kentin dini, sosyal ve ticari yönetim binaları sütunlarla süslü Suriye Caddesi’nin iki yanında sıralanmış. Terk edildikten sonra kentteki yapıların taşları başka yerlere götürülmüş, yakın çevredeki birçok bina buradan alınan taşlarla inşa edilmiş. Laodikeia’daki kalıntıların çoğu toprağın altında, görünen kalıntılar en azından Hierapolis kadar cezbedici değil. Ancak Pamukkale Üniversitesi’nin 2003’te başlattığı arkeolojik kazılar sürüyor ve yakın gelecekteki bu görkemli kentin tekrar ayağa kaldırılması bekleniyor.
Nasıl gidilir?
Denizli, İstanbul’a 662 km, Ankara’ya 479 km ve İzmir’e 236 km uzaklıkta. Denizli’nin 17 km kuzeyindeki Pamukkale’ye kent merkezinden düzenli araç seferleri yapılıyor. Denizli’nin 6 km kuzeybatısında yer alan Laodikeia antik kentine ulaşmak için önce Pamukkale yoluna girmek gerekiyor, bu yol üzerindeki tabeladan Goncalı köyüne doğru 1 km kadar gidildiğinde antik kente ulaşılıyor. Düzenli araç seferi yok, yol ayrımında inip yürümek gerekiyor.
Misafir
12 Ocak 2010 14:52   |   Mesaj #8   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Varlıklara örnek verirmisiniz??
Misafir
6 Kasım 2010 13:14   |   Mesaj #9   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
söyermisiniz
Misafir
21 Kasım 2010 14:47   |   Mesaj #10   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Lütfen
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
İsim:
Mesaj:
Önceki Konu Sonraki Konu

Çevremizdeki doğal ve tarihi varlıklar nelerdir? Konusuna Benzer Konular

Antalya'daki doğal varlıklar nelerdir?
Gönderen: Misafir Forum: Cevaplanmış
Cevap: 1
Son Mesaj: 16 Ekim 2014 21:56
Cevap: 4
Son Mesaj: 13 Ekim 2014 15:12
Cevap: 11
Son Mesaj: 19 Kasım 2013 15:58
Doğal varlıklar nelerdir?
Gönderen: Ziyaretçi Forum: Soru-Cevap
Cevap: 23
Son Mesaj: 16 Ekim 2013 12:33
Cevap: 0
Son Mesaj: 28 Nisan 2010 20:33
Etiketler:
  • pamukkale travertenleri nelerdir
Sayfa 0.369 saniyede 10 sorgu ile oluşturuldu