Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 8 Ocak 2009 (17:53) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
26905 kez görüntülenmiş, 21 cevap yazılmış ve son mesaj 11 Mart 2012 (09:02) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 2.38  |  Oy Veren: 8      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 8 Ocak 2009, 17:53

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar??
En iyi cevap Keten Prenses tarafından gönderildi

Medyada Kaynak Bölüşümü Ve Rating Savaşları
Özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda basın sektörüne de hakim olan sermaye gruplarının elinde olması; ulusal düzeyde genel bir gelir eşitsizliği ve demokrasi problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili temel bir problemdir.

1990'lı yıllarda Türkiye'de büyüme ve genişlemenin en yoğun gerçekleştiği sektörlerden biri medya sektörü oldu. Medya işletmeciliği, özel televizyon ve radyo kuruluşlarının yayına başlamaları ve 1994 yılında da yasallık kazanmaları ile bankacılık ve finans gibi sektörlerden pek çok önemli kişi ve grubun el attığı bir faaliyet alanına dönüştü. 1990 yılına kadar, Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu (TRT) tarafından yürütülen radyo ve televizyon yayıncılığı , bu tarihten sonra ticari girişimcilerin bu alana el atmalarıyla gerek üretim ilişkileri gerek üretilen programların form ve nitelikleri bakımından ciddi bir dönüşüm geçirdi. Çok değil, üç beş yıllık bir zaman dilimi içinde, onlarca televizyon ve yüzlerce radyo kuruluşunun yayıncılık alanına katılmasıyla bu alanda sıkı bir rekabet ortamı oluştu. Ulusal televizyon kuruluşlarının pek çoğunun aynı zamanda gazete ve dergi gibi basılı yayıncılık sektörlerinde de varlık ve faaliyetlerinin olması nedeniyle bu rekabet, kitle iletişim araçlarının gündemini önemli ölçüde belirleyen bir görünüm kazandı. Bu rekabetin izleri, promosyon gazeteciliğinden, "bizden ayrılmayın" ve "az sonra"cı televizyon sunuşlarına kadar, pek çok yönüyle kamusal alanda aleniyet kazandı. Bu durum yalnızca, televizyon yayıncılığında TRT tekeli döneminin belleklere kazdığı abartılmış bir eğitim ve kültür misyonunun değil, dinlendirme ve eğlendirme işlevlerinin de göz ardı edilmesine ve yayıncılığın, temel motivasyonu "kâr ençoklaştırması " olan bir ticari faaliyet alanı olarak tanımlanmasına hizmet etti.
Yayıncılık içeriklerindeki nitelik sorununu, sonradan geri dönmek üzere bir yana bırakacak olursak, medya sektörünün on binlerce çalışanı, yan sektörleri, muhteşem plazaları ve çekim stüdyolarıyla devasa bir sektör olarak, son on yılda kayda değer bir büyüme ve genişleme eğilimi gösterdiği açıktır.
Büyüyen bir sektör olarak medya
Medya sektöründeki büyüme eğilimi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD'nin 1999'da yayınladığı "İletişime Bakış" raporunda (Hürriyet, Internet-txt., 22 Mart 1999) şöyle doğrulanmaktadır:
"Türkiye radyo-televizyon yayıncılığında büyüme rekortmeni oldu. 1995-1997 döneminde radyo-televizyon sektöründeki büyümede OECD ortalaması yüzde 3.4 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye'de ise sektör, iki yılda yüzde 24.3 büyüdü."
Rapora göre Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek büyüme oranı ile belirtilen dönemde bir rekor elde etmişti. Türkiye'de yalnızca televizyon yayıncılığı dikkate alındığında, yıllara göre gerçekleşen büyümenin, dolar bazında şöyle gerçekleştiği belirtilmektedir.
"Türk televizyonlarının gelir artışı 3 yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 26.59 oldu. 1995'de 341.20 milyon dolar olan Türk televizyon yayıncılarının gelirleri, 1996'da 430.40 milyon dolara, 1997'de ise 546.81 milyon dolara çıktı." (Hürriyet, 22 Mart 1999). Aynı kaynağa göre, belirtilen dönemde "Türkiye'de 1995'te 170.85 milyon dolar olan televizyonların toplam reklam geliri, 1996'da 230.38 milyon dolara, 1997'de de 317.13 milyon dolara çıkmıştır. Bu dönemdeki yıllık ortalama artış oranı yüzde 36.24 olarak gerçekleşti."
Reklam geliri: En önemli kaynak ama...
Bu verilere bakıldığında, Türkiye'de televizyon sektörünün finansmanında reklam gelirlerinin önemli bir kaynak olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan yirminin üzerinde televizyon kuruluşunun bulunduğu hatırlanırsa, çok pahalı olan yayıncılık faaliyetinin sürdürülmesinde reklam sektörünün sağladığı girdinin, her bir yayın kuruluşunun payına düşen miktar bakımından yetersiz kalabileceği tahmin edilebilir. Yukarıda belirtilen OECD verileriyle ilk bakışta çelişkili gibi görülse de, televizyon kuruluşlarının yayın faaliyetlerinden genellikle zarar ediyor oldukları, yazılı basında sıklıkla gündeme getirilen konular arasındadır. Dahası, reklam gelirlerinin önemli bir kısmı en büyük üç ya da dört televizyon kuruluşu tarafından paylaşıldığı için toplam izlenmeden elde ettikleri pay görece düşük olan yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinin de önemli ölçüde düşük olduğu bilinmektedir.
1999 yılı reklam gelirleri dağılımına kabaca bir bakış bu eşitsizliği açığa vurmaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) verilerine göre, 1999 yılında TRT ve 16 özel televizyon kanalının toplam reklam geliri, 125 trilyon 101 milyar 676 milyon 663 bin TL olarak gerçekleşmiştir.
Belirtilen dönemde ATV, Kanal D ve Show TV yayın kuruluşları bu miktarın yaklaşık 86 trilyon TL'sini aralarında paylaşmışlardır : ATV: 32.359.217.491 bin TL, KANAL D: 30.749.122.654 bin TL, SHOW TV: 22.815.855.096 bin TL gelir elde etmiştir.
Televizyon yayıncılığı bir kültürel üretim alanıdır
Yayıncılık alanında "reklam pastasının" bölüşümündeki eşitsizlik, yayıncılığın ticari bir faaliyet olmasının doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Her ticari faaliyette olduğu gibi burada da büyükler ve küçüklerin olması kaçınılmazdır. Buradaki sorun, yayıncılık faaliyetinin aynı zamanda bir kültürel üretim olması ile ilişkilidir. Yayıncılık alanının temel gelir kaynaklarından biri olan reklam gelirlerinin dağılımındaki olağanüstü eşitsiz durum, bu alandaki tekelleşme ve ürün benzeşmesi eğilimleri ile yakından ilişkilidir.
Bu durum, program içeriklerinin belirlenmesinde sıklıkla, "genel kamu" olarak tarif edilen bir hedef kitlenin gözetilmesini getirmekte, yayıncılıkta tematikleşme eğilimlerini dolayısıyla da çok sesliliği törpülemekte ve içeriklerde bir tek tipleşme ile sonuçlanmaktadır.
Uzun dönemde bu, küçük yayın kuruluşlarının giderek daha fazla büyük sermayenin denetimine geçmeleri ya da yok olmaları anlamına gelecektir. Bunlar, televizyon yayıncılığı alanında yalnızca yatay düzeyde ortaya çıkan sorunlar değildir. Gazete ve dergi gibi basılı yayıncılığı da içeren dikey bir düzeyde de benzer bir işleyiş hakimdir. Türkiye'de özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda yazılı basın sektörüne de önemli ölçüde hakim olan sermaye gruplarının elinde olması, ulusal düzeyde genel bir "gelir eşitsizliği" ve "demokrasi" problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili çok temel bir problem olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye'de medya sermayesinin yapısı
Bu arada, medya alanındaki sermayenin, daha önce belirtildiği gibi, genellikle medya dışı faaliyet alanlarından gelen bir birikime dayalı olduğu da hatırlanmalıdır. Otomotiv sanayii, beyaz eşya ya da bankacılık sektörü ve diğer finans alanlarından kökenlenen bir sermayenin, kültürel üretim alanları olan görsel ve basılı yayıncılık alanlarına ağırlıklı olarak el atmasının kendisi, bu alanların kontrolünün önemli bir prestij ve güç sağlıyor olmasından ötürü, siyaset alanında da önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
Medya, sermaye, siyaset üçgeninde geçtiğimiz on yılda yaşanan pek çok skandal-olay, bu iç içe geçmenin somut örnekleri olmuştur . Bununla birlikte, medyanın kaynak sorununun makro ölçekteki neden ve sonuçları, detaylı incelemelere konu edilmesi gereken oldukça karmaşık ve önemli konulardır. Bu anlamda da böyle bir yazının sınırlarını aşmaktadır. Burada ancak genel bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Medyanın kaynak sorununun diğer bir boyutu da Türkiye'de medya içerikleri üretimindeki genel eğilimlerle ilişkilidir. Kitle iletişim araçlarının içerikleri olarak, televizyon ve radyo programları ya da gazete ve dergilerdeki haber ve yazılar da medya alanındaki hızlı büyüme nedeniyle nitel bir olgunlaşmadan giderek uzaklaşan bir görünüm kazanmaktadırlar. Bu görünüm özellikle televizyon yayıncılığında çok aşikar bir hale gelmiştir.
Özel televizyon yayıncılığında içerik sorunu
Özel televizyon yayıncılığının geride bıraktığımız on yılında, televizyon programlarının ulusal ya da sektörel düzeydeki kriz ve eğilimlerden geniş ölçüde etkilenmesi, belli program tür ve formatlarının birdenbire bir furya halinde, tüm televizyon kanallarını doldurmaları ve sonra gözden düşmeleri ya da televizyon ekranlarında sıklıkla aynı yüzler ve konuların dolaşıyor olması gibi sorunlar, yayın kuruluşlarının maddi kaynakları kullanma eğilimleriyle yakından ilişkilidir.
Rekabetçi ve büyük ölçüde reklam gelirlerine dayalı medya sektörü, programcılık alanında uzun vadeli planlamadan uzak, sıklıkla tepkisel eğilimler sergileyen ve çeşitli bakımlardan olgunlaşamamış bir görünüm arz etmektedir.
Bu tür bir rekabet düzeni içinde yayın kuruluşları, stratejik bir yayın akışı oluşturmada ve yayın çizgilerini belirlemede önemli istikrarsızlıklar sergilemektedirler. Bu durumu örneklerle açıklayacak olursak, iki yıl kadar önce Show TV'nin "Kim 500 Milyar İster?" adlı patentli yarışma programı (quiz show) ile elde ettiği başarı, birdenbire diğer yayın kuruluşlarının da, ana-yayın kuşaklarında, benzeri türden "Aslan Payı", "Ağırlığınca Altın" ya da "Fırsat Bu Fırsat" gibi büyük ödüller dağıtan yarışma programlarına yönelmelerine yol açmış ve farklı yayın kuruluşlarının izleyiciye sunduğu programlar yine gerçek bir çeşitlilikten, ya da alternatif yaratma potansiyelinden uzaklaşarak ortak bir eğilimde birleşmişti.
İzleyicinin yoğun ilgi gösterdiği ve bir gecede "milyarlar dağıtan" bu programlar, kısa zaman sonra, kazandığı para ya da diğer ödülleri alamayan vatandaşların, yayın kuruluşlarını deşifre etmeleri ile yavaş yavaş gözden düştü . Yerli yarışma programları genellikle sona erdi ve başarısını sürdüren tek quiz show patentli olan, yani yabancı bir programın Türkiye versiyonu olduğu için, orijinal programın teknik ya da etik ilkelerine bağlılığı da denetlenen "Kim 500 Milyar İster?" adlı program oldu. Bunun gibi geçen yıl, Taxi Orange isimli yabancı bir programın Türkiye versiyonu olarak üretilen "Biri Bizi Gözetliyor" adlı yarışma programının ardından "Dokun Bana" gibi, bilhassa gençler olmak üzere sıradan vatandaşları programın merkezine yerleştirerek her anlarını takiple, çeşitli konulardaki dayanıklılıklarını ölçen ve kazanan kişiye büyük ödüller veren yeni bir yarışma programı türü benzer bir ilgiye mahzar oldu.
2001 yılının yıldızı parlayan program türü ise durum komedileriydi (situation comedy). Yabancı bir durum komedisinin, "Dadı" adıyla Show TV'de yayınlanan Türkçe uyarlamasının izleyiciden büyük ilgi görmesinin ardından bu program türü büyük yayın kuruluşlarının ana yayın kuşaklarını doldurmaya başladı. Program türlerinin hızla tüketilmeleri ve/ya da istikrarsız bir biçimde yükseliş ve düşüşlerine dair bu örnekler, yayın kuruluşlarının kısa dönemde bir rating patlaması sağlayabilmek için, uzun erimli yayıncılık stratejilerini ve hedeflerini göz ardı etmelerinin somut bir göstergesidir.
"Rating Savaşları"
Akılcı bir planlamayı engelleyen bu tarz bir "rating savaşı" nedeniyle, büyük yayın kuruluşlarının pek çoğu, aynı yayın kuşağında benzer türden programları ekrana getirmekte ve karşılaşılan krizlere aynı türden çözümler üretmektedirler.
Bazen aynı yayın döneminde belli başlı yayın kuruluşları hep birlikte yerli dramalara ağırlık vermekte ve pahalı bir yapım olan bu program türü bütün kanalları işgal etmektedir. Kimi zaman da ülke ekonomisindeki dalgalanmalara bağlı olarak, en yüksek izlenme oranlarına sahip yerli diziler bile, üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yayından çekilebilmekte ve yerlerini game showlar ya da "televole" türü magazin programları almaktadır.
Televizyon yayıncılığında mali kaynakların etkin kullanımının önündeki bir diğer engel de bu olgunlaşamamış sektördeki rekabetçi yapının doğal bir sonucu olarak, televizyon programlarının maliyetlerindeki aşırılaşma eğilimleri ile ilgilidir. Yayın kuruluşları, özellikle popüler televizyon starlarının yer aldığı programları kendi kanallarına transfer edebilmek ya da bu programların başka kanallara transferlerini önlemek için akıl almaz ödemeler önerebilmekte ve program maliyetleri buna bağlı olarak sürekli yükselmektedir.
Sonuç olarak yalnız drama ya da eğlence programlarında değil, haber bültenlerinden, tartışma programlarına kadar televizyonun bütün formatlarında "star" yaratmak ve "star"la çalışmak temel motivasyon haline gelmektedir. Böylece, bir anchor man'in başka bir yayın kuruluşu ile çalışmaya başlamasının ardında, milyon dolarlık transfer sözleşmelerinin bulunması kaçınılmaz olmaktadır .
Görüldüğü üzere, özel televizyon yayıncılığının bu hayli uzun süren "olgunlaşamama sendromu"nun ekonomik boyutu, mali olanakların kısıtlılığından çok, medya sektöründeki mülkiyet yoğunlaşmasıyla, kaynakların etkin kullanılamamasıyla ve norm ve standart oluşturulamamasıyla ilişkilidir.(EK)

BİA Haber Merkezi - Ankara
Rapor Et
Reklam
Eski 8 Ocak 2009, 20:11

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#2 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Medyada Kaynak Bölüşümü Ve Rating Savaşları
Özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda basın sektörüne de hakim olan sermaye gruplarının elinde olması; ulusal düzeyde genel bir gelir eşitsizliği ve demokrasi problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili temel bir problemdir.

1990'lı yıllarda Türkiye'de büyüme ve genişlemenin en yoğun gerçekleştiği sektörlerden biri medya sektörü oldu. Medya işletmeciliği, özel televizyon ve radyo kuruluşlarının yayına başlamaları ve 1994 yılında da yasallık kazanmaları ile bankacılık ve finans gibi sektörlerden pek çok önemli kişi ve grubun el attığı bir faaliyet alanına dönüştü. 1990 yılına kadar, Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu (TRT) tarafından yürütülen radyo ve televizyon yayıncılığı , bu tarihten sonra ticari girişimcilerin bu alana el atmalarıyla gerek üretim ilişkileri gerek üretilen programların form ve nitelikleri bakımından ciddi bir dönüşüm geçirdi. Çok değil, üç beş yıllık bir zaman dilimi içinde, onlarca televizyon ve yüzlerce radyo kuruluşunun yayıncılık alanına katılmasıyla bu alanda sıkı bir rekabet ortamı oluştu. Ulusal televizyon kuruluşlarının pek çoğunun aynı zamanda gazete ve dergi gibi basılı yayıncılık sektörlerinde de varlık ve faaliyetlerinin olması nedeniyle bu rekabet, kitle iletişim araçlarının gündemini önemli ölçüde belirleyen bir görünüm kazandı. Bu rekabetin izleri, promosyon gazeteciliğinden, "bizden ayrılmayın" ve "az sonra"cı televizyon sunuşlarına kadar, pek çok yönüyle kamusal alanda aleniyet kazandı. Bu durum yalnızca, televizyon yayıncılığında TRT tekeli döneminin belleklere kazdığı abartılmış bir eğitim ve kültür misyonunun değil, dinlendirme ve eğlendirme işlevlerinin de göz ardı edilmesine ve yayıncılığın, temel motivasyonu "kâr ençoklaştırması " olan bir ticari faaliyet alanı olarak tanımlanmasına hizmet etti.
Yayıncılık içeriklerindeki nitelik sorununu, sonradan geri dönmek üzere bir yana bırakacak olursak, medya sektörünün on binlerce çalışanı, yan sektörleri, muhteşem plazaları ve çekim stüdyolarıyla devasa bir sektör olarak, son on yılda kayda değer bir büyüme ve genişleme eğilimi gösterdiği açıktır.
Büyüyen bir sektör olarak medya
Medya sektöründeki büyüme eğilimi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD'nin 1999'da yayınladığı "İletişime Bakış" raporunda (Hürriyet, Internet-txt., 22 Mart 1999) şöyle doğrulanmaktadır:
"Türkiye radyo-televizyon yayıncılığında büyüme rekortmeni oldu. 1995-1997 döneminde radyo-televizyon sektöründeki büyümede OECD ortalaması yüzde 3.4 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye'de ise sektör, iki yılda yüzde 24.3 büyüdü."
Rapora göre Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek büyüme oranı ile belirtilen dönemde bir rekor elde etmişti. Türkiye'de yalnızca televizyon yayıncılığı dikkate alındığında, yıllara göre gerçekleşen büyümenin, dolar bazında şöyle gerçekleştiği belirtilmektedir.
"Türk televizyonlarının gelir artışı 3 yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 26.59 oldu. 1995'de 341.20 milyon dolar olan Türk televizyon yayıncılarının gelirleri, 1996'da 430.40 milyon dolara, 1997'de ise 546.81 milyon dolara çıktı." (Hürriyet, 22 Mart 1999). Aynı kaynağa göre, belirtilen dönemde "Türkiye'de 1995'te 170.85 milyon dolar olan televizyonların toplam reklam geliri, 1996'da 230.38 milyon dolara, 1997'de de 317.13 milyon dolara çıkmıştır. Bu dönemdeki yıllık ortalama artış oranı yüzde 36.24 olarak gerçekleşti."
Reklam geliri: En önemli kaynak ama...
Bu verilere bakıldığında, Türkiye'de televizyon sektörünün finansmanında reklam gelirlerinin önemli bir kaynak olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan yirminin üzerinde televizyon kuruluşunun bulunduğu hatırlanırsa, çok pahalı olan yayıncılık faaliyetinin sürdürülmesinde reklam sektörünün sağladığı girdinin, her bir yayın kuruluşunun payına düşen miktar bakımından yetersiz kalabileceği tahmin edilebilir. Yukarıda belirtilen OECD verileriyle ilk bakışta çelişkili gibi görülse de, televizyon kuruluşlarının yayın faaliyetlerinden genellikle zarar ediyor oldukları, yazılı basında sıklıkla gündeme getirilen konular arasındadır. Dahası, reklam gelirlerinin önemli bir kısmı en büyük üç ya da dört televizyon kuruluşu tarafından paylaşıldığı için toplam izlenmeden elde ettikleri pay görece düşük olan yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinin de önemli ölçüde düşük olduğu bilinmektedir.
1999 yılı reklam gelirleri dağılımına kabaca bir bakış bu eşitsizliği açığa vurmaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) verilerine göre, 1999 yılında TRT ve 16 özel televizyon kanalının toplam reklam geliri, 125 trilyon 101 milyar 676 milyon 663 bin TL olarak gerçekleşmiştir.
Belirtilen dönemde ATV, Kanal D ve Show TV yayın kuruluşları bu miktarın yaklaşık 86 trilyon TL'sini aralarında paylaşmışlardır : ATV: 32.359.217.491 bin TL, KANAL D: 30.749.122.654 bin TL, SHOW TV: 22.815.855.096 bin TL gelir elde etmiştir.
Televizyon yayıncılığı bir kültürel üretim alanıdır
Yayıncılık alanında "reklam pastasının" bölüşümündeki eşitsizlik, yayıncılığın ticari bir faaliyet olmasının doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Her ticari faaliyette olduğu gibi burada da büyükler ve küçüklerin olması kaçınılmazdır. Buradaki sorun, yayıncılık faaliyetinin aynı zamanda bir kültürel üretim olması ile ilişkilidir. Yayıncılık alanının temel gelir kaynaklarından biri olan reklam gelirlerinin dağılımındaki olağanüstü eşitsiz durum, bu alandaki tekelleşme ve ürün benzeşmesi eğilimleri ile yakından ilişkilidir.
Bu durum, program içeriklerinin belirlenmesinde sıklıkla, "genel kamu" olarak tarif edilen bir hedef kitlenin gözetilmesini getirmekte, yayıncılıkta tematikleşme eğilimlerini dolayısıyla da çok sesliliği törpülemekte ve içeriklerde bir tek tipleşme ile sonuçlanmaktadır.
Uzun dönemde bu, küçük yayın kuruluşlarının giderek daha fazla büyük sermayenin denetimine geçmeleri ya da yok olmaları anlamına gelecektir. Bunlar, televizyon yayıncılığı alanında yalnızca yatay düzeyde ortaya çıkan sorunlar değildir. Gazete ve dergi gibi basılı yayıncılığı da içeren dikey bir düzeyde de benzer bir işleyiş hakimdir. Türkiye'de özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda yazılı basın sektörüne de önemli ölçüde hakim olan sermaye gruplarının elinde olması, ulusal düzeyde genel bir "gelir eşitsizliği" ve "demokrasi" problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili çok temel bir problem olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye'de medya sermayesinin yapısı
Bu arada, medya alanındaki sermayenin, daha önce belirtildiği gibi, genellikle medya dışı faaliyet alanlarından gelen bir birikime dayalı olduğu da hatırlanmalıdır. Otomotiv sanayii, beyaz eşya ya da bankacılık sektörü ve diğer finans alanlarından kökenlenen bir sermayenin, kültürel üretim alanları olan görsel ve basılı yayıncılık alanlarına ağırlıklı olarak el atmasının kendisi, bu alanların kontrolünün önemli bir prestij ve güç sağlıyor olmasından ötürü, siyaset alanında da önemli sonuçlar doğurabilmektedir.
Medya, sermaye, siyaset üçgeninde geçtiğimiz on yılda yaşanan pek çok skandal-olay, bu iç içe geçmenin somut örnekleri olmuştur . Bununla birlikte, medyanın kaynak sorununun makro ölçekteki neden ve sonuçları, detaylı incelemelere konu edilmesi gereken oldukça karmaşık ve önemli konulardır. Bu anlamda da böyle bir yazının sınırlarını aşmaktadır. Burada ancak genel bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Medyanın kaynak sorununun diğer bir boyutu da Türkiye'de medya içerikleri üretimindeki genel eğilimlerle ilişkilidir. Kitle iletişim araçlarının içerikleri olarak, televizyon ve radyo programları ya da gazete ve dergilerdeki haber ve yazılar da medya alanındaki hızlı büyüme nedeniyle nitel bir olgunlaşmadan giderek uzaklaşan bir görünüm kazanmaktadırlar. Bu görünüm özellikle televizyon yayıncılığında çok aşikar bir hale gelmiştir.
Özel televizyon yayıncılığında içerik sorunu
Özel televizyon yayıncılığının geride bıraktığımız on yılında, televizyon programlarının ulusal ya da sektörel düzeydeki kriz ve eğilimlerden geniş ölçüde etkilenmesi, belli program tür ve formatlarının birdenbire bir furya halinde, tüm televizyon kanallarını doldurmaları ve sonra gözden düşmeleri ya da televizyon ekranlarında sıklıkla aynı yüzler ve konuların dolaşıyor olması gibi sorunlar, yayın kuruluşlarının maddi kaynakları kullanma eğilimleriyle yakından ilişkilidir.
Rekabetçi ve büyük ölçüde reklam gelirlerine dayalı medya sektörü, programcılık alanında uzun vadeli planlamadan uzak, sıklıkla tepkisel eğilimler sergileyen ve çeşitli bakımlardan olgunlaşamamış bir görünüm arz etmektedir.
Bu tür bir rekabet düzeni içinde yayın kuruluşları, stratejik bir yayın akışı oluşturmada ve yayın çizgilerini belirlemede önemli istikrarsızlıklar sergilemektedirler. Bu durumu örneklerle açıklayacak olursak, iki yıl kadar önce Show TV'nin "Kim 500 Milyar İster?" adlı patentli yarışma programı (quiz show) ile elde ettiği başarı, birdenbire diğer yayın kuruluşlarının da, ana-yayın kuşaklarında, benzeri türden "Aslan Payı", "Ağırlığınca Altın" ya da "Fırsat Bu Fırsat" gibi büyük ödüller dağıtan yarışma programlarına yönelmelerine yol açmış ve farklı yayın kuruluşlarının izleyiciye sunduğu programlar yine gerçek bir çeşitlilikten, ya da alternatif yaratma potansiyelinden uzaklaşarak ortak bir eğilimde birleşmişti.
İzleyicinin yoğun ilgi gösterdiği ve bir gecede "milyarlar dağıtan" bu programlar, kısa zaman sonra, kazandığı para ya da diğer ödülleri alamayan vatandaşların, yayın kuruluşlarını deşifre etmeleri ile yavaş yavaş gözden düştü . Yerli yarışma programları genellikle sona erdi ve başarısını sürdüren tek quiz show patentli olan, yani yabancı bir programın Türkiye versiyonu olduğu için, orijinal programın teknik ya da etik ilkelerine bağlılığı da denetlenen "Kim 500 Milyar İster?" adlı program oldu. Bunun gibi geçen yıl, Taxi Orange isimli yabancı bir programın Türkiye versiyonu olarak üretilen "Biri Bizi Gözetliyor" adlı yarışma programının ardından "Dokun Bana" gibi, bilhassa gençler olmak üzere sıradan vatandaşları programın merkezine yerleştirerek her anlarını takiple, çeşitli konulardaki dayanıklılıklarını ölçen ve kazanan kişiye büyük ödüller veren yeni bir yarışma programı türü benzer bir ilgiye mahzar oldu.
2001 yılının yıldızı parlayan program türü ise durum komedileriydi (situation comedy). Yabancı bir durum komedisinin, "Dadı" adıyla Show TV'de yayınlanan Türkçe uyarlamasının izleyiciden büyük ilgi görmesinin ardından bu program türü büyük yayın kuruluşlarının ana yayın kuşaklarını doldurmaya başladı. Program türlerinin hızla tüketilmeleri ve/ya da istikrarsız bir biçimde yükseliş ve düşüşlerine dair bu örnekler, yayın kuruluşlarının kısa dönemde bir rating patlaması sağlayabilmek için, uzun erimli yayıncılık stratejilerini ve hedeflerini göz ardı etmelerinin somut bir göstergesidir.
"Rating Savaşları"
Akılcı bir planlamayı engelleyen bu tarz bir "rating savaşı" nedeniyle, büyük yayın kuruluşlarının pek çoğu, aynı yayın kuşağında benzer türden programları ekrana getirmekte ve karşılaşılan krizlere aynı türden çözümler üretmektedirler.
Bazen aynı yayın döneminde belli başlı yayın kuruluşları hep birlikte yerli dramalara ağırlık vermekte ve pahalı bir yapım olan bu program türü bütün kanalları işgal etmektedir. Kimi zaman da ülke ekonomisindeki dalgalanmalara bağlı olarak, en yüksek izlenme oranlarına sahip yerli diziler bile, üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yayından çekilebilmekte ve yerlerini game showlar ya da "televole" türü magazin programları almaktadır.
Televizyon yayıncılığında mali kaynakların etkin kullanımının önündeki bir diğer engel de bu olgunlaşamamış sektördeki rekabetçi yapının doğal bir sonucu olarak, televizyon programlarının maliyetlerindeki aşırılaşma eğilimleri ile ilgilidir. Yayın kuruluşları, özellikle popüler televizyon starlarının yer aldığı programları kendi kanallarına transfer edebilmek ya da bu programların başka kanallara transferlerini önlemek için akıl almaz ödemeler önerebilmekte ve program maliyetleri buna bağlı olarak sürekli yükselmektedir.
Sonuç olarak yalnız drama ya da eğlence programlarında değil, haber bültenlerinden, tartışma programlarına kadar televizyonun bütün formatlarında "star" yaratmak ve "star"la çalışmak temel motivasyon haline gelmektedir. Böylece, bir anchor man'in başka bir yayın kuruluşu ile çalışmaya başlamasının ardında, milyon dolarlık transfer sözleşmelerinin bulunması kaçınılmaz olmaktadır .
Görüldüğü üzere, özel televizyon yayıncılığının bu hayli uzun süren "olgunlaşamama sendromu"nun ekonomik boyutu, mali olanakların kısıtlılığından çok, medya sektöründeki mülkiyet yoğunlaşmasıyla, kaynakların etkin kullanılamamasıyla ve norm ve standart oluşturulamamasıyla ilişkilidir.(EK)

BİA Haber Merkezi - Ankara
Rapor Et
Eski 11 Ocak 2009, 20:31

Özel yayıncılığın temel aldığı yayın ilkeleri nelerdir?

#3 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
bana yardımcı olursanız sevinirim...ÖzelYayıncılığın Temel Aldığı Yayın İlkeleri Nelerdir?
Rapor Et
Eski 11 Ocak 2009, 22:26

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#4 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Yayın İlkeleri
Madde 4 – (Değişik: 15/5/2002-4756/2 md.)
Radyo, televizyon ve veri yayınları, hukukun üstünlüğüne, Anayasanın genel ilkelerine, temel hak ve özgürlüklere, millî güvenliğe ve genel ahlâka uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılır. Yayınların Türkçe yapılması esastır. Ancak, evrensel kültür ve bilim eserlerinin oluşmasına katkısı olan yabancı dillerin öğretilmesi veya bu dillerde müzik veya haber iletilmesi amacıyla da yayın yapılabilir. (Değişik dördüncü cümle: 15/7/2003-4928/14 md.) Ayrıca, kamu ve özel radyo ve televizyon kuruluşlarınca Türk vatandaşlarının günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de yayın yapılabilir. (Ek hükümler: 3/8/2002-4771/8 md.) Bu yayınlar, Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel niteliklerine, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olamaz. Bu yayınların yapılmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar, Üst Kurulca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Radyo, televizyon ve veri yayınlarında uyulması gereken yayın ilkeleri şunlardır:
a) Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkılâplarına aykırı yayın yapılmaması.
b) Toplumu şiddete, teröre, etnik ayrımcılığa sevk eden veya halkı sınıf, ırk, dil, din, mezhep ve bölge farkı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik eden veya toplumda nefret duyguları oluşturan yayınlara imkân verilmemesi.
c) Yayıncılığın, gerek yayın organı, gerekse hisse sahipleri ve üçüncü derece dahil olmak üzere üçüncü dereceye kadar kan ve sıhrî hısımları veya bir başka gerçek veya tüzel kişinin haksız çıkarları doğrultusunda kullanılmaması.
d) İnsanların dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri nedenlerle hiçbir şekilde kınanmaması ve aşağılanmaması.
e) Yayınların toplumun millî ve manevî değerlerine ve Türk aile yapısına aykırı olmaması.
f) (Değişik: 3/8/2002-4771/8 md.) Özel hayatın gizliliğine saygılı olunması.
g) Türk millî eğitiminin genel amaçlarının, temel ilkelerinin ve millî kültürün geliştirilmesi.
h) Türkçenin; özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanılması; millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak çağdaş kültür, eğitim ve bilim dili halinde gelişmesinin sağlanması.
ı) Kişilerin manevî şahsiyetlerine eleştiri sınırları ötesinde saldırıda bulunulmaması, cevap ve düzeltme haklarına saygılı olunması, soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberlerin soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanmaması, saklı kalması kaydıyla verilen bilgilerin kamu yararı ciddî bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanmaması.
j) Yayıncılığın haksız bir amaç ve çıkara alet edilmemesi ve haksız rekabete yol açılmaması, ilân ve reklam niteliğindeki yayınların bu niteliklerinin şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklanması, bir basın organının özel çabalarla yarattığı ürünün kendi ürünüymüş gibi sunulmaması, ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilmesi.
k) Suçlu olduğu yargı kararı ile kesinleşmedikçe hiç kimsenin suçlu ilân edilmemesi veya suçluymuş gibi gösterilmemesi; kişileri suç işlemeye yönlendirecek veya korku salacak yayın yapılmaması.
l) Haberlerin yayınlanmasında tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine bağlı olunması; özgürce kanaat oluşumunun engellenmemesi; haber kaynaklarının kamuoyunun yanıltılmasının amaçlandığı haller dışında gizliliğinin korunması.
m) Halkı aldatacak, yanıltacak veya haksız rekabete yol açacak reklam yayınlarına yer verilmemesi.
n) Siyasî partiler ve demokratik gruplar arasında fırsat eşitliği sağlanması; tek yönlü, taraf tutan yayın yapılmaması; seçim dönemlerinde belirlenen seçim yasaklarıyla ilgili ilkelere aykırı davranılmaması.
o) (Değişik:3/3/2004 – 5101/5 md.) Yayınlarda, eser ve bağlantılı hak sahiplerine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile tanınan hakların ihlâl edilmemesi.
p) Bilgi iletişim telefonları yoluyla yarışma ve benzeri yöntemlere başvurulmaması ve bunların sonucunda dinleyici ve seyircilere ikramiye verilmemesi veya ikramiye verilmesine aracılık edilmemesi, lotarya yapılmaması, bilgi iletişim telefonları yoluyla yapılacak anket ve kamuoyu yoklamalarının, hazırlık aşamasından sonuçlarının ilânına kadar noter nezaretinde gerçekleştirilmesi.
r) Televizyonda bölünür ekran yoluyla ana program ile ilgili veya ilgisiz bilgiler veren konuları işleyen yayınların yapılmaması, çerçeveler veya alt yazı tekniği kullanılarak sürekli yayın yapılmaması, haberde konu ile ilgili olmayan görüntülerin verilmemesi, haberle benzerlik arz eden görüntülerin arşiv niteliğinin belirtilmesi. (1)
s) Program hizmetlerinin bütün unsurlarının insan onuruna ve temel insan haklarına saygılı olması.
t) Yayınların müstehcen olmaması.
u) (Değişik: 1/7/2005-5378/37 md.) Kadınlara, güçsüzlere, özürlülere ve çocuklara karşı şiddetin ve ayrımcılığın teşvik edilmemesi.
v) (Değişik: 3/8/2002-4771/8 md.) Yayınların şiddet kullanımını özendirici veya ırkçı nefret duygularını kışkırtıcı nitelikte olmaması.
y) Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması.
z) Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlakî gelişimini zedeleyecek türden programların, bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması.
Rapor Et
Eski 18 Ocak 2009, 19:24

Özel yayıncılığın ilkeleri nelerdir?

#5 (link)
STR_2
Ziyaretçi
STR_2 - avatarı
1-özel yayınlar zaman içinde hangi aşamalardan geçti ?
2-özel yayınların asla vazgeçemeyeceği ilkeler varmıdır? neden.
Rapor Et
Eski 18 Ocak 2009, 22:07

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#6 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
Alıntı:
STR_2 adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

1-özel yayınlar zaman içinde hangi aşamalardan geçti ?
2-özel yayınların asla vazgeçemeyeceği ilkeler varmıdır? neden.
ilkeler yukarıda.. gelişim içinse umarım bu bilgiler size fikir verebilir..



özel yayıncılık ülkemizde de gelişiyor!
Doğan TV CEO'su Arzuhan Doğan Yalçındağ, Doğan TV'nin gelirlerinin bu yılın ilk 4 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67 büyüdüğünü, kárlılığının da yüzde 1050 oranında arttığını açıkladı. Arzuhan Doğan Yalçındağ, "2006'nın ilk dört ayında ulaşılan 23 milyon YTL'lik faaliyet kárlılığımız, 2005 yılının tamamındaki 20 milyon YTL'lik faaliyet kárlılığının üzerine çıktı. Bu sonuçlar verimlilik odaklı başarılı çalışmaların eseri" diye konuştu.

Star Tv'nin Entegrasyonu Tamam
2005 sonunda devralınan Star TV'nin gruba entegrasyonunun 2 ay gibi kısa bir sürede tamamlandığını belirten Arzuhan Doğan Yalçındağ, şöyle konuştu: "Bu entegrasyon sürecini çok iyi planladık ve izleyiciler, reklam müşterileri ve herşeyden önce çalışanlarımız için en verimli entegrasyon operasyonunu gerçekleştirdik. Star TV, grubumuza reklam gelirlerinin artırılmasından ziyade, hacim ekonomisine bağlı olarak bir verimlilik artışı sağladı. Entegrasyon sürecinde Star TV'nin ekran yüzüne dokunmadık. Şimdi Star TV için yeni bir pozisyon üzerinde çalışıyoruz. Yeni yayın döneminde gerek izleyicinin, gerek ise reklamverenin çok daha beğendiği bir yayın politikası ortaya çıkartacağız. Tabii ki Star TV'nin kimliğine mal olmuş Şampiyonlar Ligi gibi yayınlara da devam edeceğiz."

Tv Yayıncılığı Yapısı Değişiyor
Tüm dünyada TV yayıncılığı alanında baş döndürücü gelişmeler yaşandığına dikkat çeken Arzuhan Doğan Yalçındağ, "Yayıncılık teknolojisi değişiyor, telekom sektörü ile kaynaşıyor, yeni reklam uygulamaları ortaya çıkıyor. İzleyici eğilimleri ise zaten hergün değişiyor. İki yıl önceye kadar sadece bir kanalın içerik yönetimi, reklam pazarlaması olarak tanımlanan yayıncılık, şimdi interaktif görsel platform yönetimi olarak tanımlayacağım, daha teknolojik ve sofistike bir konuma geldi" diye konuştu.

Doğan Tv'nin Üç Yılını Planladık
"Doğan TV olarak 2005 sonunda gelecek 3 yılımızı planladık ve tüm sistemimizi, organizasyonumuzu bu plana göre şekillendirdik" diyen Arzuhan Doğan Yalçındağ, şöyle devam etti: "Günlük işlerimizde sürekli olarak verimliliğe odaklanırken, sektörün dünyadaki gelişimini izliyoruz ve başarılı uygulamaları ülkemizde de hayata geçirmek üzere çalışıyoruz. Özellikle Avrupa'nın en önemli TV yayıncısı gruplarla işbirliği içindeyiz. Doğan TV'nin uzun vadeli aksiyonları içinde yeni tematik kanallar, interaktif uygulamalar, telepazarlama, yerli ve yabancı film dağıtımı (Home Video) ve İnternet platformu üzerinden TV yayını alanında önemli projeler yer alıyor."

Dünyada ve Türkiye'de kanal sayısında hızlı bir artış gözlendiğine işaret eden Arzuhan Doğan Yalçındağ, şunları söyledi: "Özel ilgi alanlarına hitap eden bu kanallar, sadece reklam gelirlerine bağlı olarak izleyiciye sunuluyor. AC Nielsen'ın araştırmasına göre ülkemizde ödemeye dayalı platformun abone sayısı değişmezken uydu anteni ile bedava TV seyreden ev sayısı 6 milyona ulaşmış. Bedava çanak uydu anteni ile erişim penetrasyon oranı yüzde 35'e çıkmış. Bu oran Marmara bölgesinde yüzde 40'a yaklaşmış. Reklamverenler çok yakında tematik kanalların ve uydu alıcılarının farkına varacak. Bu gelişmelerin hem farklı içerik isteyen izleyicilerimiz, hem de farklı konularla izleyiciye ulaşmak isteyen reklamverenlerimize hizmet verebilmemiz için yepyeni fırsatlar ortaya çıkardığının farkındayız. Halkımızın tercih ettiği özel istek alanlarını doğa, seyahat, spor, çocuk, emlak, otomobil, turizm, metropol, sinema ve kültür olarak belirledik."

Mobil TV
MOBİL TV konusunda da kapsamlı bir çalışma yürüttüklerini belirten Arzuhan Doğan Yalçındağ, bu konuda da şunları söyledi: "CNN-Türk'ün podcast yayınına başladık. Türk mobil operatörleri bu konuda gerekli altyapıyı sağlamalarını beklemeden, yurtdışında, muhtemel olarak Almanya'da yaşayan Türkler için Mobil TV hizmetine kısa bir süre içinde başlayacağız. MTV Müzik kanalı sadece telefonlardan seyredilecek Mobil TV yayınına başladı ve geçen Davos toplantılarında ilk tanıtımını yaptı. Doğan TV olarak, Mobil TV alanındaki yenilikleri izliyoruz."

Home Video
2005 yılında Kanal D Home Video'yu kurduklarını hatırlatan Arzuhan Doğan Yalçındağ, şöyle devam etti: "Kanal D Home Video, Gelibolu Belgeseli'ni takiben geçen hafta piyasaya çıkan Kurtlar Vadisi gibi önemli ürünlerin ve başarıların yanında, her ay 15'e yakın yerli ve yabancı yeni filmi tüketicinin beğenisine sunarak çok kısa bir sürede başarılı oldu. Diğer yandan Doğan TV internet üzerinden içerik satışı yani bir dizinin veya bir filmin satışı veya kiralaması gibi iş modellerine yatırım yapıyor. İki ay içinde Amerika'da Napster veya İngiltere'de ITV'nin DVD kiralama servisleri gibi film kiralama servislerini hizmete açıyoruz. 2006 yılının sonuna kadar on line sinema hizmetine başlamayı hedefliyoruz."

İnternet Tv
Internet TV konusundaki gelişmeleri yakından izlediklerini söyleyen Arzuhan Doğan Yalçındağ, "Doğan TV olarak ilk etapta yurtdışında bulunan Türklerin internet üzerinden kanallarımıza ulaşıp, canlı veya arşivden içeriğimizi izleme imkanını sağlamayı tercih ettik. Bu amaçla Jump TV ile global bir anlaşma yaptık. Artık yurt dışında iken internet bağlantısı olan herkes DVD kalitesinde internet üzerinden yayınlarımızı izleyebilecek" diye konuştu. Arzuhan Doğan Yalçındağ, bu projenin benzerinin Türkiye'de kullanılması için de çalıştıklarını belirtti.

Kanal D'nin Tematik Kanal Sayısı Artıyor
Kanal D'nin müşteri memnuniyetini maksimum seviyede tutabilmek için tercihlere göre farklı konularda hızla kanal üretmeye devam edeceğini belirten Arzuhan Doğan Yalçındağ, şöyle konuştu: "Müzik alanında son 5 yılda güçlü bir marka haline gelen Dream TV'den sonra yerli müzikte de Dream Türk'le pazara girdik. Yeni kurduğumuz D-Max dizi kanalı, yerli sinema alanında D-Yeşilcam TV, kültür ve stil alanında D-Plus, emlak alanında Emlak TV yayın hayatına başladı. Fenerbahçe ve Beşiktaş TV ile stratejik işbirliklerimiz var. Galatasaray TV'nin de yayına başlaması için Galatasaray Kulübü ile görüşüyoruz. Çok yakında D-Sinema TV, yabancı film kanalı olarak izleyicilerin hizmetine sunulacak. Seyahat, doğa, çocuk, spor gibi diğer alanlarda da Kanal D gibi güçlü bir markanın altında yeni kanallarımızı birer birer duyuracağız. Amacımız, tam nokta atışı ile reklam vereni hedef kitlesiyle, izleyiciyi de ilgi alanıyla buluşturmak. Bu kanalları uydu alıcısı olan 6 milyon hane bedava izleyebilecek."

Tv'den Alışveriş Başlıyor
2006 yılında telepazarlama alanında Fransa'nın en büyük TV Grubu TF1 ile bir ortak girişim üzerinde yürütülen çalışmaların tamamlandığını bildiren Arzuhan Doğan Yalçındağ, şöyle konuştu: "Bu iş modeli TV kanalları ile bir ürünün tanıtılıp, eve kadar teslimini içeren yeni bir perakende formatı yarattı. Telepazarlama alanında çok tecrübeli olan yabancı bir kuruluşla bu işi yaparak, onların bilgi ve birikimini hemen ülkemize getirmeyi tercih ettik."
Rapor Et
Eski 18 Ocak 2009, 23:08

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#7 (link)
karayel
Ziyaretçi
karayel - avatarı
Özel yayınların asla vazgeçemeyeceği en önemli özellik, reklam gelirleridir.
Rapor Et
Eski 19 Ocak 2009, 15:44

Özel televizyon yayın ilkeleri nedir?

#8 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir?
Rapor Et
Eski 22 Ocak 2009, 19:21

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#9 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
bende bulamadım
Rapor Et
Eski 14 Şubat 2009, 12:05

Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?

#10 (link)
asikız
Ziyaretçi
asikız - avatarı
aradıgım hiçbir şey yok
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.452 saniyede (86.85% PHP - 13.15% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:10
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi