Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 14 Ocak 2009 (19:44) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
46865 kez görüntülenmiş, 9 cevap yazılmış ve son mesaj 21 Kasım 2011 (19:50) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 2.85  |  Oy Veren: 13      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 14 Ocak 2009, 19:44

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir? Açıklamasıyla birlikte .Çok acil lazım!!
En iyi cevap fadedliver tarafından gönderildi

Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.




Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Rapor Et
Eski 14 Ocak 2009, 19:52

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#2 (link)
fadedliver
Ziyaretçi
fadedliver - avatarı
Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.




Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Rapor Et
Eski 14 Ocak 2009, 22:04

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#3 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
SEYMENLERİN KIYAFET VE TERTİBATI
ankara-seymen-2
Seymen alayının kenarları sırmalı bir bayrağı vardır. Bu camiin avlusuna dikilir, dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay şu suretle harekete geçerdi. Alayın ününde davulcular ve zurnacılar geçerdi. Bu davulcular birer Şamana benzemektedir. Bunlar beyaz şalvar giyerler. Üzerlerinde de sırmalı camadan ları vardır. Bellerinde geniş bir meşin silâhlık ve bunun içinde tel sırmalı bir mendil sarkar. Göğüslerinde bir takım paralar ve boynuzlar ve yada taşı gibi ufak ufak taşlar asılıdır. Bunlar Seymen alayının önünde bulunurlar. Zurna çaldığı zaman, bunlar davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayaklan üzerinde dönerler, davullarını havaya kaldırırlar, sonra omuzlarını kımıldatırlar, ayaklarıyla Zeybek oynar gibi rakslar yaparlar, davulu yere doğru çalarlar, tekrar havaya kaldırırlar, sıçrarlar, yere diz çökerlerdi. Çok kere de iki davulcu karşılıklı oynarlar. İki davulcu değnek­lerini davulların kasnağına vurarak dokuz adım yürürler. Tekrar geri dönerler. Üçüncü defa davulu hızlı çalarak ilerler, sonra rakslara başlarlardı.Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, Seymen alayı nın bayrağını taşır. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde Tekepala dedikleri, iri palaların uçlarını yukarı tutmuş bir vaziyetle ilerlerdi. Bunlara bölükbaşı denilirdi. Bunların önünde on veya ondört yaşlarında bulunan millî kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklar yürümekte idi. Davulcularla Efe sancağının arasında iki tane gür sakallı ve gayet iri adamlar omuzlarında balta önlerinde birer meşin önlük ağır ağır yürümekle olup âdeta seyredene dehşet verirlerdi. Bunlara Seymen baltacıları derlerdi. Alaya iştirak eden Seymenler sağlı ve sollu iki dizi teşkil ederlerdi.
Seymenler birer adım ara ile birinci ve ikinci diziyi meydana getirirlerdi, bütün Seymenlerin elinde Tekepalalar bulunmakta idi. Seymen başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında yürür. Yanında ikinci efe vardır. Bunların elinde birer Osmanlı kılıcı bulunmakladır. Altın kakmalı ve üzerinde bir takım âyetler yazılıdır. Bu kılıç yalnız efelerin evinde asılı durur. Seymen başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp :
- Doh, doh...
Diye bağırır. Bu defa bütün Seymenler gür ve kalın bir sesle Doh Doh... derler, bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir. Bu alay pek ağır yürür. Doh Doh dan sonra davul ve zurna Zeybek çalar. Bu zaman efeler kılıçlarıyla Zeybek oynayarak ilerler. Bunlar pek heybetli bir manzara insanlara dehşet ve korku saçardı


home_1_01
Rapor Et
Eski 14 Ocak 2009, 22:05

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#4 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
home_1_03
Rapor Et
Eski 19 Kasım 2009, 19:03

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
yöresel kıyafetlerimiz nelerdir
Rapor Et
Eski 19 Kasım 2009, 19:26

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#6 (link)
_KleopatrA_
Ziyaretçi
_KleopatrA_ - avatarı
Alıntı:
fadedliver adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.




Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Alıntı:
Keten Prenses adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

SEYMENLERİN KIYAFET VE TERTİBATI
ankara-seymen-2
Seymen alayının kenarları sırmalı bir bayrağı vardır. Bu camiin avlusuna dikilir, dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay şu suretle harekete geçerdi. Alayın ününde davulcular ve zurnacılar geçerdi. Bu davulcular birer Şamana benzemektedir. Bunlar beyaz şalvar giyerler. Üzerlerinde de sırmalı camadan ları vardır. Bellerinde geniş bir meşin silâhlık ve bunun içinde tel sırmalı bir mendil sarkar. Göğüslerinde bir takım paralar ve boynuzlar ve yada taşı gibi ufak ufak taşlar asılıdır. Bunlar Seymen alayının önünde bulunurlar. Zurna çaldığı zaman, bunlar davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayaklan üzerinde dönerler, davullarını havaya kaldırırlar, sonra omuzlarını kımıldatırlar, ayaklarıyla Zeybek oynar gibi rakslar yaparlar, davulu yere doğru çalarlar, tekrar havaya kaldırırlar, sıçrarlar, yere diz çökerlerdi. Çok kere de iki davulcu karşılıklı oynarlar. İki davulcu değnek­lerini davulların kasnağına vurarak dokuz adım yürürler. Tekrar geri dönerler. Üçüncü defa davulu hızlı çalarak ilerler, sonra rakslara başlarlardı.Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, Seymen alayı nın bayrağını taşır. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde Tekepala dedikleri, iri palaların uçlarını yukarı tutmuş bir vaziyetle ilerlerdi. Bunlara bölükbaşı denilirdi. Bunların önünde on veya ondört yaşlarında bulunan millî kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklar yürümekte idi. Davulcularla Efe sancağının arasında iki tane gür sakallı ve gayet iri adamlar omuzlarında balta önlerinde birer meşin önlük ağır ağır yürümekle olup âdeta seyredene dehşet verirlerdi. Bunlara Seymen baltacıları derlerdi. Alaya iştirak eden Seymenler sağlı ve sollu iki dizi teşkil ederlerdi.
Seymenler birer adım ara ile birinci ve ikinci diziyi meydana getirirlerdi, bütün Seymenlerin elinde Tekepalalar bulunmakta idi. Seymen başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında yürür. Yanında ikinci efe vardır. Bunların elinde birer Osmanlı kılıcı bulunmakladır. Altın kakmalı ve üzerinde bir takım âyetler yazılıdır. Bu kılıç yalnız efelerin evinde asılı durur. Seymen başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp :
- Doh, doh...
Diye bağırır. Bu defa bütün Seymenler gür ve kalın bir sesle Doh Doh... derler, bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir. Bu alay pek ağır yürür. Doh Doh dan sonra davul ve zurna Zeybek çalar. Bu zaman efeler kılıçlarıyla Zeybek oynayarak ilerler. Bunlar pek heybetli bir manzara insanlara dehşet ve korku saçardı


home_1_01
Alıntı:
Keten Prenses adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

home_1_03
^inceleyiniz.
Rapor Et
Eski 12 Nisan 2010, 17:11

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Alıntı:
ankaranin giysileri
lütfen

lütfen
lütfen
Rapor Et
Eski 19 Nisan 2010, 20:39

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ankaranın giyimleri nelerdir
Rapor Et
Eski 13 Nisan 2011, 11:06

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ANKARA'NIN YÖRESEL KIYAFETLERİ
Rapor Et
Eski 21 Kasım 2011, 19:50

Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.


Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.


Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.

14-01-2009 #2 (mesaj-linki)
fadedliver

Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.


Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.


Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.

14-01-2009 #3 (mesaj-linki)
Keten Prenses

SEYMENLERİN KIYAFET VE TERTİBATI

Seymen alayının kenarları sırmalı bir bayrağı vardır. Bu camiin avlusuna dikilir, dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay şu suretle harekete geçerdi. Alayın ününde davulcular ve zurnacılar geçerdi. Bu davulcular birer Şamana benzemektedir. Bunlar beyaz şalvar giyerler. Üzerlerinde de sırmalı camadan ları vardır. Bellerinde geniş bir meşin silâhlık ve bunun içinde tel sırmalı bir mendil sarkar. Göğüslerinde bir takım paralar ve boynuzlar ve yada taşı gibi ufak ufak taşlar asılıdır. Bunlar Seymen alayının önünde bulunurlar. Zurna çaldığı zaman, bunlar davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayaklan üzerinde dönerler, davullarını havaya kaldırırlar, sonra omuzlarını kımıldatırlar, ayaklarıyla Zeybek oynar gibi rakslar yaparlar, davulu yere doğru çalarlar, tekrar havaya kaldırırlar, sıçrarlar, yere diz çökerlerdi. Çok kere de iki davulcu karşılıklı oynarlar. İki davulcu değnek­lerini davulların kasnağına vurarak dokuz adım yürürler. Tekrar geri dönerler. Üçüncü defa davulu hızlı çalarak ilerler, sonra rakslara başlarlardı.Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, Seymen alayı nın bayrağını taşır. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde Tekepala dedikleri, iri palaların uçlarını yukarı tutmuş bir vaziyetle ilerlerdi. Bunlara bölükbaşı denilirdi. Bunların önünde on veya ondört yaşlarında bulunan millî kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklar yürümekte idi. Davulcularla Efe sancağının arasında iki tane gür sakallı ve gayet iri adamlar omuzlarında balta önlerinde birer meşin önlük ağır ağır yürümekle olup âdeta seyredene dehşet verirlerdi. Bunlara Seymen baltacıları derlerdi. Alaya iştirak eden Seymenler sağlı ve sollu iki dizi teşkil ederlerdi.
Seymenler birer adım ara ile birinci ve ikinci diziyi meydana getirirlerdi, bütün Seymenlerin elinde Tekepalalar bulunmakta idi. Seymen başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında yürür. Yanında ikinci efe vardır. Bunların elinde birer Osmanlı kılıcı bulunmakladır. Altın kakmalı ve üzerinde bir takım âyetler yazılıdır. Bu kılıç yalnız efelerin evinde asılı durur. Seymen başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp :
- Doh, doh...
Diye bağırır. Bu defa bütün Seymenler gür ve kalın bir sesle Doh Doh... derler, bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir. Bu alay pek ağır yürür. Doh Doh dan sonra davul ve zurna Zeybek çalar. Bu zaman efeler kılıçlarıyla Zeybek oynayarak ilerler. Bunlar pek heybetli bir manzara insanlara dehşet ve korku saçardı




14-01-2009 #4 (mesaj-linki)
Keten Prenses



19-11-2009 #5 (mesaj-linki)
Misafir
yöresel kıyafetlerimiz nelerdir

19-11-2009 #6 (mesaj-linki)
_KleopatrA_
Alıntı:
fadedliver adlı kullanıcıdan alıntı
Erkek Giysileri
Cenel olarak erkek giyimi, ayakta yemeni, diz kapağına kadar çekilen yün veya tiftikten çorap, şalvar, şal, kadife yelek ve üstüne giyilen içlikten ibarettir. Başa ise bir tatke giyilir, çevresine puşu bağlanır.
II.Abdülhamit Devrinden önce Ankara'da efelet "çarlık dizlik" denilen beyaz patiskadan diz kapağının hemen altında bir tür kısa şalvar giyerlerdi. Bu dizliklerin "paçalık" olarak adlandırılan kısımları (üst bacak boyunda olan kısım) sarı ipekle işli olur ve sim karışık, yünden uzun, beyaz "Sivrihisar diz çorapları" ile giyilirdi. Sonraları Sivrihisar'da işlenip örülen bu dizlik ve çoraplar terkedilerek II. Abdülhamit devrinin ilk yarısına kadar bunların işlemesiz, düz patiskadan olanları ile düz beyaz yünden diz çorapları giyilmiştir. Beyaz dizlikler ile sırta "çarlık işlik" denilen beyaz patiskadan parmak yakalı, önden iri sedef düğmeli, uzun bilezikli kollu bir işlik ve onun üzerine kırmızı beyaz yollu "osmaniye işlik" giyilir, bele genişçe şal, kuşak ile silahlık takılırdı. Bu takımlar ile ayağa kesinlikle “kırmızı” diz bağlı, uzun, beyaz ajurul diz çorabı ve kırmızı cimcime veya yemeni, sırta da osmaniye işlik üzerine sırmalı, camdan veya sırmalı cepken, bunlar yoksa sırmalı yelek giyilirdi. Sadece seğmen günlerine özgü olan bu dizliklere sırmalı takımlar giyilmesi koşuldu. İsteyenler bu elbiseler üzerine boyundan atma gümüş köstekli saat, gümüş hamail, kola "pazvant" takarlardı.
Osmaniye işlikleri: Osmaniye topu denilen, kırmızı beyaz yollu kalın ipekli kumaştan yapılan bu işlikler haydari yakalı ve önü açıktır. Her iki yönünde birer peş bulunur. Bel hizasından, yandan küçük bir bağla bağlanarak iki ön birbiri üzerine kavuşur. Kolları uzun bilek hizasından yırtmaçlı istenildiği zaman kapanabilmek üzere düğmelidir. Yaka kenarı, kol yerleri iki santimetre genişliğinde sarı veya siyah ipek kaytanla çevrelenmiş olup içi beyaz astarlıdır.
Camadanlar: Seymen alayı gibi önemli günlerde dizlik veya zıvgalarla beraber osmaniye işlikleri üzerine giyilen camadanlar boyu belden yukarı, göğüs hizasında kalacak şekilde kısa ve önüde bir biri üzerine kavuşmayacak derecede dardır. Uzun olan kolları bilek hizasında hafifce yırtmaçlı, bir parmak yakalı, üstü baştan başa sim işlemeli ve içi astarlıdır.
Cepkenler: Çuhadan, baştan başa sim işlemeli ve sarkık kollu olurlar. Camadanlar gibi bunlarda ancak önemli günlerde dizlik veya zivgelerle beraber giyilir.
Sarmalı yelekler: Camdan veya cepken gibi sırmalı takımları bulunmayanlar osmaniye işlik üzerine "sırmalı yelek" giyerler. Bu yeleklerin boyu göğüs hizasında kalacak biçimde kısa ve önünde birbiri üzerine kavuşmayacak derecede dar vücuda sıkıca oturmuş durumdadır. Sırmalı yelek, camadan ve cepkenler Ankara'da yapılmaz dışardan gelirdi.
Diz çorapları: Çorabı beyaz dizlikleri ile kesinlikle beyaz yün veya tiftikten ajurlu "diz çorapları" giyilir. Önce çorap koncuna merbut bulunan ince bağ ile sıkıca dize bağlanır, sonra üzerine süsü olarak "kırmızı diz bağı" takılır.
Diz Bağları: Çorap tutmak için çoraba bağlanan bu bağlar kırmızı renkte bir bir buçuk parmak genişliğinde yarım metre boyda tor (dokuma) dan ve uçları püsküllü olur. Püskülün diz bağına merbut kısmında münver ağacından bir santimetre uzunluğunda ibrişim ve geverse ile işli sigara zıvanası gibi bir süs bulunur ve püskül bunun ucundan sarkar. Diz bağları sadece beyaz dizliklere özgüdür. Daha sonraları giyilen ne yarım dizlik ne de zıvgalar ile bunlar kullanılmamıştır.
Hama'iller: İçinde musk gibi ayetler veya enam gibi küçük din kitabı bulunan gümüşten, dört köşe kutucuklardır.
Seymen alayı gibi önemli günlerde efeler tarafından boyunlarına takılır. Yaşlıca kimselerle, nazara fazla inananlar bunun çuhadan kaplı olanını elbiseleri altından gizlice takarlar.
Bazubent veya Pazvantlar: Farsça kol .manasında olan "Bazu" ile bağlama manasına gelen "bent" den meydana gelen bu değimin anlamı "kol bağı" demektir ve halk arasında buna kısaca "pazvant" denir. Üzeri kabartma veya telkari süslü dört köşe kutucuklardan ibaret olan bu bazubentler içine muska konarak pazuya kuvvet vermek üzere seymen alaylarında efeler tarafından kollarına takılır.
II. Abdülhamit devrinin ortalarına kadar giyilen bu beyaz dizlikler sonraları davulcu dizlikleri ile karşılaştırıldığında terkedilmiş, yerine yarım dizlik denilen ve bunların renkli çuhadan olanları giyilmeye başlanmıştır.
Yarım Dizlikler: Aynı beyaz dizlikler biçiminde olmakla beraber lacivert kurşuni veya siyah renkte kalın çuhadan yapıldıklarından onlar kadar fazla bol ve döküntülü değildirler. Paçalarında beyaz dizliklerden farklı olarak siyah ipek harçtan ufak bir motif ile dikiş yerlerinde kaytan süsleri bulunur.
Yarım dizliklerden sonra efeler tarafından Cumhuriyet devrine kadar "zıvga" denilen uzun ve dar paçalı arkası fazlaca kabarık bir tür şalvar giyilmiştir.
Zıvgalar: Genellikle lacivert veya kurşuni çuhadan yapılır. Bileğe kadar uzun ve dar paçalı, arkası bir kuyruk oluşturacak derecede bol ve dökümlü olur ve parçaları diz çorabı üzerinden baldıra kadar özenli kıvrımlar oluşturacak derecede sıvanarak adeta kısa bir şalvar giyilmiş hissi verilir. Bunların ilk örneklerini paçalık kısmı işlemeli ise de sonralarını bu işlemeleri sadece paça ve dikiş yerlerindeki birkaç sırta patiska, keten veya pazenden haydari veya parmak yakalı, uzun bilezikli kollu iç işliği giyilir, onun üzerinde yollu kumaştan (Hama Humus topundan) önü harçlı bir yelek, harçlı yeleği olmayanlar kadife bir yelek ve yelek üzerine osmaniye işlik giyer, bele genişçe şal kuşak ile silahlık takarlar. Bu kıyafetle başa puşulu fes, ayaklara uzun diz çorapları ile yemeni veya buna benzer bir ayakkabı, sırta da osmaniye işlik üzerine “İzmir Yeleği” bulunanlar ayrıca İzmir yeleği olmayanlar doğrudan doğruya fermani, cumadan veya cepkenden birini giyer.
Önü harçlı yelekler: Bu yelekler daha çok alttaki iç çamaşırına veya iç işliğini kapatarak üzerine giyilecek osmaniye işliklerin yakasından güzel görünmek için giyilir. Kapalı yakalı, kolsuz ve önü üç dört santimetre genişliğinde ipek harç ve ibrişim düğmeli olur, ve genellikle osmaniye işlikleri ile takım olabilmesi için osmaniye topundan yapılırdı.
Kadife veya Çuha Yelekler: Harçlı yelek bulunmadığı zaman osmaniye işlik altına giyilen bu yelekler kolsuz, kapalı yakalı, önden birbiri içine girecek biçimde kapaklı ve iki sıra düğmelidir. Genellikle siyah veya lacivert çuha veya kadifeden yapılırsa da bordo, nefti, mor renk kadifeden olmak üzere arzu ettikleri renkte giyenlerde bulunur.
İzmir yelekleri: Osmaniye işlikleri üzerine bazen "İzmir Yeleği" denilen çuha veya kadifeden çaprazvari, üzeri harçlı kolsuz bir yelek giyilir. Bu yeleklerin önü mailen karşılıklı bir sıra harç ve ilik düğmeli ise de düğmeleri iliklemeden bırakılır. Bu suretle yeleğin Harçlı uçlarının silahlık üzerinde kulak gibi dik durması efenin "Fiyakası" sayılır. İzmir Yelekleri ve kuşağın altında ya da üstünde kalmak üzere giyilir. Bu yeleklerin sırmalı olanları da vardır.
Efe Kuşakları: Efeler bellerine ekonomik durumlarına göre kıymetli lahuri şal "bademli" dedikleri bir cins acem şalı veya bunların taklitlerini sararlar. Düzgün durması için bir de keçe kemer takarlar. Çok kalın olan bu keçe kemerler uçlarından sahtiyan ile iliklerin ve kurşun geçmesine de engel olurdu.
Bir buçuk iki metre uzunluğunda ve dikdörtgen şeklinde olan şallar beldeki kemer veya çarşaf üzerine kasıklardan göğüse kadar olmak üzere genişçe ve sıkıca sarılır ve bel bu suretle büsbütün bir heybet ve haşmet kazanırdı. Bu kuşaklar içerisine mendil, para kesesi ve tütün kesesi konur, üzerine de silahlık takılır.
Silahlıklar: Efelerin şal kuşaklarına taktıkları silahlıklar meşinden ve yedi, sekiz gözlü olur. Yanlarda bulunan kayış kemer ve tokaları aracılığı ile bele sıkıca bağlanır ve içine de bıçak, kama, tabanca ve para konur. Ankara efelerinin silahlıklarında üzeri deri ile hasır örgüsü süslemeli Anadolu’nun diğer bölgelerine ait silahlıklar ise genellikle isim işlemelidir.
Çorap ve ayakkabılar: Efeler ayaklârına genellikle beyaz renkli ajurlu veya nakışlı diz çorapları giyerler. Ayakkabı olarak genellikle ayağa yeneni, kundura veya kalçın giyilir.
Kadın Giysileri
Genellikle Türk kadın giyimi entariler, şalvar ve bluzlar olarak ele alınabilir. Kadın giyiminin en eski örneklerini oluşturan şalvarla giyilen üç-etek ya da iki etek entariler Ankara yöresinde karşılaştığımız en yoğun yöre giysilerindendir. Genellikle bu entarilerin altında şalvar, üstünde salta veya fermane bulunur.
Kadın giysilerinin en güzel biçimde düğünlerde sergilendiği varsayımdan yola çıkarsak düğün giysileri üzerinde durmamızın daha doğru olacağı inancındayız.
Ankara yöresinde düğün ve gelin giysileri birbiriyle küçük ayrıntılar dışında benzerlikler gösterir. Yöre ağzıyla "ağır elbise" olarak adlandırılan bu giysiler sadece düğün ve düğünlerle ilgili törenlerde (nişanlarda, kına gecelerinde) giyilir.
Üç Etek Entariler: Bunlar, Ankara'da düğünlerde giyilen ağır elbiselerin en eski örneklerini oluştururlar. Üç etekler bilindiği gibi eteklerinin yanları yırtmaçlı önü açık, belden bir kaç adet düğmeli veya bir karış yeri kapalı etekleri yere değecek derecede uzun etekli entarilerdir. Bunların altına yine kendi kumaşından işlemeli holtalar giyilir. Kadife veya atlastan yapılan üç eteklerin en tanınmışı TEPE-BAŞLI denilen üç etektir.
İki Etek Entariler: Üç eteklerden sonra giyilmeye başlanılan bu elbiselerin 19. yüzyıl başlarından II.Abdülhamit devrine kadar giyildiği anlaşılmaktadır.
Bu elbiseler genellikle kadife veya telli hare denilen kalın ipeklerden yapılır. İki metre, uzun, baştan geçme boy entariler olup omuzları dikişsiz, korsaj kısmı vücuda göre, belinin iki yanı hafif pastalı (çantalı), etekleri iki yandan diz bo- yunca yırtmaçlıdır. Bu yırtmaçlar nedeniyle önde ayrı, arkada ayrı bir etek oluşturmaktadır. Bu eteklerin belirgin bir özelliği de ön ve arka eteklerin bele kadar yatay tarzda sırma işli (harbalı) yakası düz ve yuvarlak olup kısmen bele kadar açık olan önü, yakadan tek düğme ile kapanmaktadır. Beden kısmı omuzlardan itibaren sivrice ve geniş üçgen şeklinde veya sadece yaka bölgesi genişçe madalyonvari harbalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzun olup kol yenleri yine sivri tarzda aynı motiflere işli ve yukarı kısımları ise sarpme dal ve çiçek motifidir. Yırtmaç kenarları ve etekler ince sırma bordürlüdür.
Bu entarilerin üzerine elmas inci kaşlı telkari gümüş kemerler takılır. Telkari kemerler genellikle Yozgat işidir Ankara'nın kemerleri hasır örgüsü biçiminde altın suyuna batmış gümüş kemerlidir.
İki etek altında aynı renk ve kumaştan yanı tarzda işlemeli bir holta giyilir ve öndeki etek gümüş kemerin bir yanına, arkadaki etekde diğer yanına sokulmak suretiyle bu işlemeli holta gösterilmiş olur.
Holta ve entariden oluşan bu takım üzerine yine aynı takımın bir parçası olan aynı renk ve aynı tarzda işlemeli kısa bir salta yahut da dize kadar uzayan, etek kısımları hafifçe kloş uzun, sarı sim işli sırmalı kap (uzun salta) giyilir.
Holtalar: Bir tür şalvar olup üste giyilen elbise ile takım oluşturacak şekilde elbisenin aynı renk ve kumaşından yapılır. Uçkurluğu ile paçalarının bir karışlık yeri beyaz bezdendir. Paçaları büzmeli beli uçkurludur. Dizden bağlamak biçimiyle topuklara kadar bol bir dökümlülük oluşur. Yanları işli olduğundan iki etek bele kaldırılınca yanlardan bu sırmalar görülür.
Yanları Çantalı Entariler: Bunlar genellikle kadifeden baştan geçme, uzun boy entarilerdir. Beden kısmı vücuda göredir. Belinin her iki yanından birkaç pasta kırılarak eteğe oldukça bolluk sağlar. Bu yan pastalardan dolayı (çantalı entari) denilmiştir. Yakası yuvarlak düz ve önü bele kadar açıktır. Yakanın açığından içe giyilen helai gömlek görünür. Bunların da etekleri tıpkı iki etekler gibi genellikle bele kadar yatay tarzda harbalı, beden kısmı ise omuzlardan itibaren bütün göğsü kaplayacak tarzda üçgen şekilde işli veya sırmalıdır. Kollar hafifçe bol ve uzun olup yenleri de aynı tarzda sivri şekilde harbalı, etek ince bordürlüdür. Bazılarının arka eteği hafif kuyrukludur. Bu bol etekli büzgülü tip elbiselerin iç kısmına da genellikle pek dikkat edilmiş elbisenin içerisine ayrıca elbisenin genişliğinde ve elbiseye merbut, ince beyaz bezden bir eteklik dikilmiştir. Bazılarının etek ve kol kenarları iki parmak genişliğinde dantelle çevrilidir. Bu entari ile de başa yine krep veya yemeni örtülür, bele gümüş kemer bağlanır.
Kutu-içi Entariler: Bu elbiselerin aşağı yukarı yüzyıla yakın bir geçmişi vardır. Genellikle kadife, nadiren de atlastan yapılır. Baştan başa bindal tarzında sırma işli, düz, boy, entarisi şeklinde olan bu elbiseler hazır olarak satıldıkları için Ankara'lılar tarafrndan (kutu-içi entari) olarak adlandırılır.
Topuklara kadar tamamıyle düz olarak inen bu entariler de eteğe bolluk vermek amacıyla koltuk altından itibaren yanlara birer veya ikişer peş konulmuştur. Yuvarlak olanlar önden bele kadar, dört köşe olanlar ise yandan göğse kadar açık ve kopçalıdır. Kolları hafifçe bol ve uzundur. Kol yenleri bazılarında dilimli bazılarında ise yaka kol ve etek kenarları iki parmak genişliğinde beyaz dantellidir: Bunlarla da başa yemeni veya krep örtülüp bele gümüş kemer bağlanır.
Ayakkabılar: l9.yüzyıldan II. Abdülhamit devrine kadar ayağa "Sarı. pabuç" denilen lastik mestlerden biraz daha boylu sarı çizme ve sarı çizmenin dışına da aralıklı terlik biçiminde pabuç giyilirdi. Sonraları bu sarı pabuçlar ihtiyarlara özgü kalarak üzeri kopçalı mest-pabuçlar giyilmeye başlanmıştır. Mestlerden sonra da "Kalloş Potin" giyilmiştir. Kalloş potinler uzunca konçlu, önden boylu boyunca kaytan bağlı ve birbuçuk parmak yüksekliğinde topukludur. Bunun dışına arkalık terlik biçiminde topuğu yuvalı ayrıca bir pabuç giyilir.

ANKARA YÖRESEL KIYAFETLERI:

Eskiden kadinlar bacaklarina kivraktan dokunan don giyerler, üstlerine ise namaz bezi denilen çatkili koyu renk bir örtü ile örtünürlerdi. Erkekler ise ingiliz paça dokuma kalin kumas pantalon ile yelek-ceket giyerlerdi. Yöresel bu kiyafetleri günümüzde yasli kisiler giymektedir.


Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.


Gerçi yöresel giysiyi görmek için müzeye gitmeniz en doğrusu ama günlük giysilerini de görmenizi istedik. Çektiklerimizden en uygununu sizlerle paylaşıyoruz.

Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın.
Alıntı:
Keten Prenses adlı kullanıcıdan alıntı
SEYMENLERİN KIYAFET VE TERTİBATI

Seymen alayının kenarları sırmalı bir bayrağı vardır. Bu camiin avlusuna dikilir, dua okunduktan ve kurban kesildikten sonra alay şu suretle harekete geçerdi. Alayın ününde davulcular ve zurnacılar geçerdi. Bu davulcular birer Şamana benzemektedir. Bunlar beyaz şalvar giyerler. Üzerlerinde de sırmalı camadan ları vardır. Bellerinde geniş bir meşin silâhlık ve bunun içinde tel sırmalı bir mendil sarkar. Göğüslerinde bir takım paralar ve boynuzlar ve yada taşı gibi ufak ufak taşlar asılıdır. Bunlar Seymen alayının önünde bulunurlar. Zurna çaldığı zaman, bunlar davullarını havaya kaldırırlar, davul havada iken tokmak vurarak, helezonlar çizerek, yere yatarlar, kalkarlar, bir ayaklan üzerinde dönerler, davullarını havaya kaldırırlar, sonra omuzlarını kımıldatırlar, ayaklarıyla Zeybek oynar gibi rakslar yaparlar, davulu yere doğru çalarlar, tekrar havaya kaldırırlar, sıçrarlar, yere diz çökerlerdi. Çok kere de iki davulcu karşılıklı oynarlar. İki davulcu değnek­lerini davulların kasnağına vurarak dokuz adım yürürler. Tekrar geri dönerler. Üçüncü defa davulu hızlı çalarak ilerler, sonra rakslara başlarlardı.Davulcuların arkasında iri yapılı bir efe, Seymen alayı nın bayrağını taşır. Bayrağın iki tarafında meşhur kabadayılardan iki efe de ellerinde Tekepala dedikleri, iri palaların uçlarını yukarı tutmuş bir vaziyetle ilerlerdi. Bunlara bölükbaşı denilirdi. Bunların önünde on veya ondört yaşlarında bulunan millî kıyafetli çocuklar da ellerinde som saplı bıçaklar yürümekte idi. Davulcularla Efe sancağının arasında iki tane gür sakallı ve gayet iri adamlar omuzlarında balta önlerinde birer meşin önlük ağır ağır yürümekle olup âdeta seyredene dehşet verirlerdi. Bunlara Seymen baltacıları derlerdi. Alaya iştirak eden Seymenler sağlı ve sollu iki dizi teşkil ederlerdi.
Seymenler birer adım ara ile birinci ve ikinci diziyi meydana getirirlerdi, bütün Seymenlerin elinde Tekepalalar bulunmakta idi. Seymen başı bu dizinin bıraktığı boşluk arasında yürür. Yanında ikinci efe vardır. Bunların elinde birer Osmanlı kılıcı bulunmakladır. Altın kakmalı ve üzerinde bir takım âyetler yazılıdır. Bu kılıç yalnız efelerin evinde asılı durur. Seymen başı arasıra bu kılıcı havaya kaldırıp :
- Doh, doh...
Diye bağırır. Bu defa bütün Seymenler gür ve kalın bir sesle Doh Doh... derler, bir ağızdan çıkan bu sesler, duyulmaya değer, heyecanlı bir sahnedir. Bu alay pek ağır yürür. Doh Doh dan sonra davul ve zurna Zeybek çalar. Bu zaman efeler kılıçlarıyla Zeybek oynayarak ilerler. Bunlar pek heybetli bir manzara insanlara dehşet ve korku saçardı





Kaynak: Ankara'nın yöresel kıyafetleri nelerdir?
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.996 saniyede (94.60% PHP - 5.40% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 05:20
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi