Arama

Ankara

Güncelleme: 13 Eylül 2017 Gösterim: 130.187 Cevap: 17
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
11 Eylül 2009       Mesaj #1
perlina - avatarı
Ziyaretçi

Ankara


Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti
Sponsorlu Bağlantılar
Ülkenin ortakuzey kesiminde il ve il merkezi kent. Yüzölçümü 25.706 km2 olan Ankara ili kuzeyde Bolu ve Çankırı, doğuda Kırıkkale, güneydoğuda Kırşehir ve Aksaray, güneyde Konya, batıda da Eskişehir illeriyle çevrilidir.
Ad:  KIZILAY MEYDANI.jpg
Gösterim: 1738
Boyut:  136.6 KB
Kuzey ve kuzeybatı kesimdeki bazı toprakları Karadeniz Bölgesi, büyük bölümü ise İç Anadolu Bölgesi sınırları içinde yer alan Ankara ili, dağlık ve ormanlık Kuzey Anadolu Dağları ile kurak Konya Ovası arasında bir geçit alanıdır. Sınırları kuzeyde Köroğlu Dağlarının orman ve steplerle kaplı güney yamaçlarına kadar uzanır ,bu dağların güney uzantıları yer yer il sınırları içine girer ve gittikçe alçalıp ilin orta kesimlerinde bir plato görünümü alarak, güneyde Tuz Gölü havzası ve Cihanbeyli Platosu ile birleşir. Kızılırmak ve kolları ilin doğu sınırını, Sakarya Irmağı ise batı sınırını belirler.

Doğal yapı.


Daha çok bir plato niteliğindeki il topraklarının en yüksek noktası Köroğlu Dağlarındaki Yıldırım Dağının 2.034 m’ye erişen Harami Tepesidir. Öteki önemli yükseltilerin tümü 2.000 m’nin altındadır (İdris Dağı, 1.997 m; Aydos Dağı, 1.879 m Elma Dağı, 1.761 m).

İlin doğu kesiminin sularını Kızılırmak, batı kesiminin ise Sakarya Irmağı toplar. Sakarya’nın önemli kollarından biri olan Ankara Çayı İncesu ile Çubuk, Hatip ve Ova çaylarından oluşur. Çubuk Çayı üstünde Çubuk I ve Çubuk II barajları, Hatip Çayının kolu Bayındır Deresi üstünde Bayındır Barajı, gene Ankara Çayının kollarından biri olan Kurtboğazı Deresi üzerinde Kurtboğazı Barajı vardır. İlin güneydoğusunda Kızılırmak üstünde yer alan Hirfanlı ve Kesikköprü barajları ile batısında Sakarya Irmağı üstünde kurulmuş olan Sarıyar ve Gökçekaya barajlarının ardında birer yapay göl oluşmuştur.

Ankara ilinde ovalar fazla yer kaplamaz; başlıca düzlükler Çubuk ve Mürtet ovalarıdır. Yükseltisi 1.000 m’den fazla olan dalgalı düzlükler geniş yer tutar. İlin güney kesiminde Tuz Gölünün kuzey ucu ile Sakarya Irmağı vadisine kadar uzanan düzlükler Haymana Platosu olarak adlandırılır.

Ekonomi.


Ankara, eskiden Türkiye’nin Konya’dan sonra ikinci önemli tarım iliydi.Topraklarının yarıya yakın bölümünde bitkisel üretim yapılan ilde faal nüfusun dörtte biri tarımda çalışmakta, ama il çapında sağlanan gelirde tarımın payı yüzde 10’u bile bulmamaktadır (1986). En çok tahıl, şeker pancarı, kavun, karpuz, domates, havuç, patates, baklagiller, elma, armut, hıyar ve ayçiçeği yetiştirilir. 1988’e ait Devlet istatistik Enstitüsü (DİE) verilerine göre Türkiye’de üretilen havucun yüzde 31’i, vişnenin yüzde 18’i, dutun yüzde 13’ü, kavunun yüzde 12’si ve yeşil mercimeğin yüzde ll’i Ankara ilinde gerçekleştirilmişti.

Hayvancılık, Ankara yöresinde eskiden beri önemli bir uğraştır. En çok koyun ve dünyaca ünlü Ankara (tiftik) keçisi yetiştirilir. Sığır besiciliği ve tavukçuluk gelişmektedir; arıcılık da yapılır.

İl genelinde hizmetler ve sanayi, tarıma göre daha çok önem taşır. Başlıca sanayi kuruluşları dokuma, içki, traktör, tarım alet ve makineleri, elektromekanik, motor, plastik, boya, şeker, yem, süt ürünleri, mobilya, çimento, tuğla ve kiremit fabrikalarıdır.

Tarih

Ad:  ANKARA GRAVÜRÜ.JPG
Gösterim: 1609
Boyut:  101.7 KB

Kentin ilk adı, “gemi çapası” anlamına gelen “Ankyra” idi. Bizanslı Stephanos Coğrafya Sözlüğünde kente bu adın, Mısırlıları denize kadar sürüp çapalarına el koyan Galatlarca verildiğini yazar. Pausanias ise kentin Galatlardan önce, Frigya kralı Midas tarafından kurulduğunu öne sürer. Frig söylencelerine göre Midas, gemi çapasını bulan kişidir. Çok sonraları kent “Engürü” olarak adlandırılmıştır. Bu sözcüğün Farsça “üzüm” anlamına gelen “Engür”den geldiği söylenir.

Yörede ilk insan yerleşiminin Alt Paleolitik Çağda (y. 45 bin - 15 bin yıl önce) başladığı sanılmaktadır. Haymana kasabasının kuzeydoğusundaki Dereköy yakınında yer alan Gâvurkale’de bulunan 16 m’lik kaya kabartması Hititlerden kalmadır. Ankara yöresindeki hemen her vadide İlk, Orta ve Son Tunç çağlarından bir ya da birkaç höyük yer alır. Bunlardan Bitik, Ahlatlıbel, Karaoğlan, Yalıncak, Polatİı ve Karayavşan en ilginçleridir. Gbrdion, Beştepeler ve Gölbaşı’nda Hitit ve Friglere ait buluntular ele geçmiştir.

İÖ 7. yüzyılda Lidyalılar Kızılırmak’a kadar bütün bölgeyi ele geçirdi. İÖ 547’de ise Pers egemenliği başladı. Herodotos’a göre ordu, ticaret ve posta yolu olarak kullanılan Kral Yolu, Ankyra’dan geçiyordu ve kent bu yol üstünde önemli bir konaklama ve ticaret merkeziydi. Ankyra adı, yazılı kaynaklarda ilk kez Büyük İskender’in Asya seferiyle ilişkili olarak geçer. Bu kaynaklarda tarihçiler İskender’in, ordusunu Kelainai'den (Dinar) Gordion’a getirdiğini ve burada ünlü düğümü kestikten sonra da Ankyra’ya ulaştığını yazarlar. Büyük İskender’in Pers egemenliğine son vermesiyle Helenistik dönem başladı. Kral Yolu eski önemini yitirince, Ankyra da bir ölçüde geriledi.

İskender’in ölümünden sonra (İÖ 323) Ankyra İÖ 3. yüzyılın ilk çeyreğine değin Selevkoslann elinde kaldı. Daha sonra Balkanlardan gelen ve üç kola ayrılan Galatların Tektosag kolunun eline geçti. İÖ 189’da Roma orduları Ankyra’ya geldi ve Galatları yenerek bölgeyi Pergamon (Bergama) Krallığı’na bağladı. İÖ 168’de Pergamon Krallığı ile Galatlar arasında bir savaş daha oldu ve yöre yeniden Galat egemenliği altına girdi.

İÖ 21’de Galatya bir Roma eyaleti durumuna gelince, Ankyra da bu eyaletin merkezi oldu. Yazıt ve sikkelerden anlaşıldığına göre, kent Roma döneminde gerek ticaret, gerek askeri açıdan oldukça önemli bir merkezdi. İS 2. yüzyılda yapılan yeni yollar kentin önemini artırdı. Bizans döneminde orduların kışlık konaklama, ikmal ve toplanma yeri olarak Ankara’nın da önemi sürdü; ekonomik yaşam canlandı; dokuma ve boyalı kumaş üretimi ile ticaret gelişti.

Bu barış ve refah dönemi, 7. yüzyıl başlarında Sasanilerin saldırılarıyla sona erdi. Ankara 8. yüzyıl sonları ile 9. yüzyılın başında Arap saldırılarına uğradı, 838’de yağmalarla büyük zarar gördü. Sonraki iki yüzyıl boyunca bir barış ve toparlanma dönemi yaşandı. Bizans’ın Doğu ile ticareti arttıkça Ankara da gelişti. 11. yüzyılın ilk yarısındaki veba salgını, kıtlık ve deprem göçlere yol açtı. 11. yüzyılın sonlarıyla 12. yüzyıl başlarında kent Anadolu Selçukluları, Danişmendliler ve Bizans arasında el değiştirdi. Çalkantılı bir dönemin ardından 12. ve 13. yüzyıllarda biraz toparlandı. 13. yüzyılın ikinci yarısında Moğol akmları başladı. Bu dönemde Moğolların önünden kaçan çok sayıda esnaf ve zanaatçı Anadolu’ya, bu arada Ankara’ya göç etti. Ekonomik ve toplumsal yaşamda önemli değişiklikler oldu. Ahi örgütlenmesi kuruldu (bak. ahilik). Kent ve çevresinde dericilik, sof yapımı, tahıl üretimi ve bağcılık gelişti. Anadolu Selçuklularının dağılma döneminde, kent OsmanlIlara geçmeden önce, yönetim bir süre ahilerin elinde kaldı.

Osmanlılar Ankara’yı ilk olarak 1354’te Orhan (Gazi) Bey zamanında ele geçirdiler. Daha sonra Karamanlıların egemenliğine giren kent çeşitli çatışmalara sahne oldu. Bunlardan en önemlisi 1402’de Ankara önlerinde yapılan ve I. Bayezid’in (Yıldırım) Timur’a yenilmesiyle sonuçlanan Ankara Savaşı’dır. Ankara yöresi, 1413’te kesin olarak Osmanlı topraklarına katıldı ve Anadolu Eyaleti’ne bağlı bir sancak yapıldı. II. Murad döneminde imar edildi. II. Mehmed (Fatih) döneminde ordunun toplandığı bir uğrak yeriydi. 16. yüzyıl ortalarında bir süre Anadolu Eyaleti’nin merkezi oldu.

Osmanlı döneminde Ankara sof yapımı, debbağlık ve kundura üretiminde uzmanlaşmış bir ticaret merkezi olarak gelişti. Özellikle sof İstanbul, Halep, Bursa gibi merkezlerden başka, Venedik, Lehistan, İngiltere gibi uzak Avrupa ülkelerine de satılıyordu. 16. yüzyıl başlarında kentin nüfusu 15 bine ulaşmıştı. Bu nüfusun yüzde 10’unu Rum, Ermeni ve Yahudiler oluşturuyordu. 16. yüzyıl boyunca ekonomik büyümesini sürdüren kentte üretim ve hizmet etkinliklerinin sayısı arttı (şeriye sicillerinden 16. yüzyıl sonunda kentte 43 tür esnaf kolu olduğu saptanmıştır).

Bu gelişmeye paralel olarak nüfus 1590’da 25 bine yükseldi. Bu yıldan sonra Anadolu’nun kırsal kesimini saran Celali Ayaklanmaları Ankara kentini de etkiledi. Birkaç Celali saldırısından sonra dış mahalleler boşaldı ve kent nüfusu azaldı. Bunun üzerine 1607-08’de halk birleşerek kent dışında (bugün yıkılmış olan) üçüncü surun yapımını gerçekleştirdi. 1832’de İbrahim Paşa yönetimindeki Mısır ordusu tarafından işgal edilen Ankara 19. yüzyılın üçüncü çeyreğinde büyük bir kıtlıkla karşı karşıya kaldı. Bu yüzyılda tiftiğin hammadde olarak ihracına izin verilmesi, sof üretimini ve dokumacılığı geriletti. 19. yüzyılın sonuna doğru tiftik keçisinin Güney Afrika ve California’da da yetiştirilmeye başlamasıyla Ankara bu alanda dünyada eşsiz olma durumunu yitirdi. Üretimindeki bu gerilemeye karşılık ticarette dışa açılmanın getirdiği bir çeşitlenme ortaya çıktı. 1892’de kente demiryolunun ulaşması ve Ankara çevresindeki tarımın kısmen ticarete açılmasının sağlanmasıyla bu gelişme daha da arttı.

12. yüzyılda Türkmenlerin yerleşmeye başlamasından sonra Engürü olarak anılan kentin adı Batılı kaynaklarda Angora olarak geçiyordu. 20. yüzyıl başlarında yerli halk arasında Angara biçimini alan kentin adı sonraları Ankara’ya dönüştü.

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesinden sonra kabul ettirilmek istenen barış koşullarına karşı ulusal direnişin örgütlenmesi sırasında Ankara, Kurtuluş Savaşı’nın merkezi haline geldi. Sivas Kongresi’nin sonuna doğru Damat Ferid Paşa Hükümeti’ni devirmek için başlatılan telgraf savaşı başarıya ulaştı. Son Heyet-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanması kararlaştırılınca, İstanbul’a gidecek mebuslarla konuşup onları yönlendirebilmesi için Mustafa Kemal’in Sivas’tan Ankara’ya gitmesi gerekti. İstanbul ve Batı Anadolu ile
Ad:  atatürk bulvarı eski.jpg
Gösterim: 1933
Boyut:  83.4 KB
demiryolu bağlantısı olan Ankara, Sivas’a göre daha stratejik bir konumdaydı. Sivas Kongresi kararlarını yürütmek için tam yetkiyle donatılmış Heyet-i Merkeziye 27 Aralık 1919’da Sivas’tan Ankara’ya gitti. 16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi ve meclisin kapatılması üzerine Mustafa Kemal, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni topladı. Kurtuluş Savaşı’nın başarıyla sonuçlanması ve Lozan Antlaşmasının imzalanması üzerine yeni devletin niteliğinin ne olacağı gündeme geldi. Malatya mebusu İsmet Paşa (İnönü) ve 14 arkadaşının, Ankara’nın başkent olması için verdiği önerge, 13 Ekim 1923’te mecliste kabul edildi. Bunu 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin ilanı izledi.

Siyasal rejim değiştirilirken, Osmanlı yönetimiyle özdeşleşmiş kozmopolit yaşantının simgesi, dış etkilere açık bir liman kenti olan eski başkent bırakıldı. Ülkenin ortasında, ulusun bütünleşmesini sağlayacak, yeni yöntemi simgeleyecek, yeni bir başkent seçildi. Ulusal bir devletin başkenti olmak Ankara’ya, ülkenin geliştirilecek altyapı ağında merkezî bir konum sağladı. Ankara’ya daha önce de bir demiryolu hattı ulaşıyordu. Ama bu hat onu ülke iç pazarından çok, ülke dışına bağlıyordu. Oysa Cumhuriyet’in ilk yıllarında uygulanan ve ülkenin iç pazarını geliştirip bütünleştirmeyi amaçlayan demiryolu politikası, Ankara’yı ülke pazan içinde çok merkezî bir konuma getirdi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanmaya başlayan karayolu politikası, kentin bu konumunu pekiştirdi. Ülke pazarındaki merkezî konumu Ankara’nın uluslararası bağlantılarını da kolaylaştırdı.

Bugün Türkiye’nin Avrupa ve Ortadoğu ile bağlantısını sağlayan E-5 Karayolu Ankara’dan geçmektedir. Ankara Esenboğa Havaalanı, Türkiye’nin ikinci büyük hava limanıdır. Uluslararası hatlara da hizmet etmekle birlikte, daha çok iç uçuşlarda kullanılmaktadır.

Kaynak:Ana Britannica

Bakınız
> Ankara Savaşı





BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 13 Eylül 2017 16:37
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
24 Haziran 2010       Mesaj #2
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

Ankara' nın Tarihi

Ad:  eski ankara anıtkabir.jpg
Gösterim: 1533
Boyut:  68.7 KB

Ankara kentinin bir görüşe göre, galatlar tarafından kurulduğu ve gemi çapası anlamına gelen adıyla bilindiği ileri sürülmektedir. Diğer bir görüşe göre ise Ankara’nın kurucusu Frikya Kralı Midas’tır. Daha sonraları kent Engürü olarak adlandırılmıştır. Kuruluş dönemi ve şekli ne olursa olsun kent ilk dönemlerden beri ticaret yollarının kesiştiği bir konuma sahip olmuştur.
Sponsorlu Bağlantılar
Hitit döneminde Ankara’nın bir askeri garnizon olarak kullanıldığı bilinmektedir. Büyük Hitit İmparatorluğu’nun tarihe karıştırmasından sonra kent ve yöresinde M.Ö.7. yüzyıla kadar Friğler egemen olmuştur.

Frig devletinin yıkılışından sonra Lidyalılar M.Ö. 547 yılına kadar bölgeye hakim olmuştur. Daha sonra Ankara Pers eğemenliğine girmiştir. Yaklaşık 200 yıl süren pers egemenliği döneminde Ankara’nın önemli bir konaklama yeri ve ticaret kenti durumuna geldiği belirtilmektedir.
Mekadonya Kralı Büyük İskender M.Ö. 333 baharınde persleri yenerek Ankara’yı kendi imparatorluğuna katmıştır. Bu dönemde Anadolu’ya gelen savaşçı kavim Galatlar eski Ankara Kalesi’ni yapmışlardır. Daha sonra bölgede siyasal birliği kuran Romalılar M.Ö. 189 yılında Galatlar yenerek Ankara’yı ele geçirmişlerdir. Roma döneminde Ankara ulaşım sistemini oluşturan önemli yollardan birinin üzerinde bulunmaktaydı. Kent Roma döneminde içişlerinde bağımsız ve demokratik yapıda yönetilmiştir.. Bu dönemde halk tarafından “ Demoj ” ve “ Bule ” adı verilen iki ayrı gruptan oluşan bir belediye meclisi seçilirdi. Bu Meclisler bütün gereksinimlerini saptardı ve böylece kentin iç yönetiminde Kent meclisi ve Halk Meclisi bütün kararları almak yetkisine sahip olurdu. Bu dönemde kentin alt yapısı tamamlanmış, kente 60 Km uzaklıktaki Elmadağ’dan taş borularla getirilen su mahallelere dağıtılmıştır.

M.S. 3. Yüzyıl ortalarında Roma İmparatorluğu’ndan ortaya çıkan Sosyal ve ekonomik çöküntüye paralel olarak kent o günlere kadar koruduğu açık kent niteliğini yitirmiş ve çevresi surlarla çevrilmiştir. İmparatorluk beşkenti İstanbul’a taşınınca, Bizans döneminde Ankara’dan geçen ve başkenti doğuya bağlayan yolların önemi daha da artmıştır. M.S. 10. yüzyıla kadar Ankara Diğer Bizans Kentleri gibi para ekonomisinin geliştiği, örgütlü bir ekonomik yapısı olan önemli bir merkez özelliği kazandırmıştır. Bu dönemde, kent planının temel öğeleri; kent düşman saldırılarına karşı koruyan kalın surlar, pazar yeri işlevini gören agora ve kilisesidir. Ayrıca tahıl depoları, ambarlar ve hamamlar işlevlerini sürdüren diğer önemli ögelerdir.

Ankara’nın Selçukluların eline geçmesi, Malazgirt savaşından sonra 1073 yılına rastlar. Ankara gibi Bizans kentlerine Türklerin kitle halinde girmesi 11. yüzyılın son çeyreğinden sonra başlar. Türkler büyük bir hızla kırsal alana yerleştiler ve tarımsal üretime katıldılar. Daha sonra 12 ve 13. yüzyıllarda Selçuklu sultanlarının da çabasıyla transit ticaret bir gelişme gösterdi. Ankara 1304’de görevli özerklik vererek Osmanlı Devletine
Ad:  eski meclis.jpg
Gösterim: 1427
Boyut:  83.6 KB
bağladığı Ankara, 1.Murat zamanında kesin olarak Osmanlı topraklarına bağlandı, 1402 yılında Timur orduları ile osmanlı Sultanı Yıldırım Beyazıt arasındaki Ankara Meydan Savaşı zamanında Ankara ve çevresinin büyük ölçüde harap olmasına karşın Anadolu birliğini yeniden kuran 2.Murat zamanında yeniden onarılmıştır. Bu dönemde su yollarına kadar bütün alt yapı tesisleri, hanlar, hamamlar ve diğer kamu binaları onarılmıştır.
Ankara 16-19. yüzyıllar arasında birçok yabancı gezginin de uğrak yeri olmuştur. Gezginler yazdıkları seyahat namelerinde kentle ilgili çok doğru bilgiler vermiş, çizdikleri gravürlerle o döneme ilişkin görsel malzeme sağlamışlardır. 19. Yüzyıl sonlarında Deutshe Bakn ile Osmanlı Devleti arasında imzalanan bir demiryolunun yapılması konusunda anlaşmaya varılmış ve 1889’ da başlayan yapım çalışmaları sonunda 1892’ de ilk tren Ankara’ya gelmiştir.

Ankara’nın önemi Kurtuluş Savaşı ile birlikte artmıştır. Gazi Mustafa Kemal ve arkadaşları Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı Ankara’dan yönetmişler. İlk Ulusal Meclis yine Ankara’da toplanmıştır.
Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olduktan sonra hızlı bir gelişme göstermiş, bir yandan Prof. Hermann Jansen’in hazırladığı kent planı çerçevesinin de İmar hareketleri hızkanırken diğer yandan, kamu yönemitinin başlıca kurumları kentte örgütlenmeye başlamıştır.

Nüfus’u 1920’lerde 25.000 dolaylarında olan kent büyümüş ve 1990’lı yıllarda 4 milyona ulaşmıştır.



BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 17:17
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
9 Mayıs 2011       Mesaj #3
perlina - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  Hacı Bayram-ı Veli Camii ve ankara kalesi.jpg
Gösterim: 1601
Boyut:  50.6 KB

Ankara

;Konya'dan sonra Türkiye'nin ikinci geniş ili ve Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti. Kuzeyde küçük bir parçası Karadeniz Bölgesi'ne girer (Kızılcahamam-Nallıhan yöresi). Kuzeyde Çankırı ve Bolu, doğuda Kırıkkale, Kırşehir, güneyde Konya, Aksaray ve batıda Eskişehir illeriyle çevrilir. İlçe sayısı, cumhuriyet döneminde iki kat artmış, bugün 24'e çıkmıştır. İstanbul'dan sonra Türkiye'de ikinci kalabalık ildir.

İç Anadolu'nun daha çok tekdüze görünüşlü Konya bölümü ile Batı Karadeniz dağlarının iç sıraları arasında kalan Ankara ilinde plato düzlükleri, bu düzlükler üzerinde yükselen orta yükseklikteki dağlar ve yine plato düzlükleri içine gömülmüş, az çok kapalı ve tabanları yeni alüvyonlarla örtülü ovalar, morfolojik peyzajın ana çizgilerini meydana getirir.

İç Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Sakarya bölümünde yer alan Ankara, sularını Ankara Çayı ile Sakarya'ya gönderen bir ovanın (Ankara Ovası) doğu kenarında kurulmuştur. Bu ovanın en alçak yerinin yüksekliği 840 m. (Ankara garı 851 m.), kalenin kurulduğu tepe ise 978 m.'dir Ankara Ovası, İç Anadolu'nun bu bölümünde yayılan ortalama 1.100 m. yükseklikte bir plato içine gömülmüştür (Ankara-Haymana Platosu). Üzerinde yükselen dağlar, ovayı dört yanından kuşatır (başlıcaları, kentin güneydoğusunda Elmadağı 1.800 m., doğuda Hüseyingazi 1.400 m., İdrisdağı 1.900 m., kuzey ve kuzeybatıda Bağlum tepeleri 1.300-1.450 m. ve kentin hemen güneyinde Dikmen sırtlarının en yüksek yeri Çaldağı 1.300 m.).

Ankara ili, çok belirli olmayan karasal bir iklime sahiptir. Örneğin başkentte en soğuk ve en sıcak ayların ortalaması 0,3° ve 23,3°, 45 yıllık dönem içinde uç değerler -24.9° ve 40.8°; yıllık yağış tutarı ise 370 mm.'dir (bu son miktar yıllar boyunca 250-500 mm. arasında oynar). Yer yer ormana rastlanmakla beraber (özellikle Karadeniz Bölgesi'ne taşan kesimde), egemen doğal bitki örtüsü, step formasyonlarıdır. Akarsuların çoğu Sakarya havzasına bağlıdır (Ankara Çayı, Kirmir gibi). Bir kısmı da Kızılırmak'a karışır. Tarım hayatı bakımından göze çarpan başlıca özellik, öteki İç Anadolu illerinde de olduğu gibi, ürün çeşitlerinin sınırlı olması ve tahılın rakipsiz olarak başta gelmesidir. Örneğin Ankara ili tahıl üretimi 2 milyon tonu bulmuştur. Bunun 1.5 milyon tona yakını buğdaydır. Hayvanlar içinde tiftik keçisi ön sırayı alır.

Yeraltı kaynakları içinde demir cevheri (Balâ, Keskin) ve linyit (Beypazarı, Nallıhan) işletilmektedir. Sanayi kuruluşları daha çok merkez ve Kırıkkale'de toplanmıştır. Ulaşım bakımından çok avantajlı bir duruma sahiptir. Ankara, demir yolu, hava yolu ve kara yollarıyla Türkiye'nin en önemli düğüm noktalarından biridir. Esenboğa Havalimanı, iç ve dış hat hava trafiği yoğunluğu ile Atatürk Havalimanı'ndan sonra ikinci sırayı alır.

Ad:  bentderesi 1930 lar.jpg
Gösterim: 2114
Boyut:  67.7 KB
Dünyanın en eski kentlerinden biri olan Ankara, Anadolu'nun çeşitli bölgelerini birbirine bağlayan yollar üzerindeki konumu nedeniyle tarih boyunca ticaret ve askerlik bakımından önemli bir merkez olmuştur. Örneğin Selçuklular karşısında gerileyen Bizans İmparatorluğu'nun bir sınır kalesi olarak rol oynamış, Yıldırım Bayezit, doğudan gelerek Anadolu'yu istilâ eden Timur ile burada savaşmış; nihayet Kurtuluş Savaşı'nın en çetin çarpışmaları da yine Ankara kapılarında yapılmıştır. Fakat günümüzün büyük kenti Ankara, Cumhuriyet döneminin bir eseridir. 60 yıl kadar önce Ankara kalesinin eteklerine sıkışmış, çoğu kerpiç evlerden meydana gelen, yaklaşık 25-30 bin nüfuslu bir kentti. Kasabanın kenarlarını tarlalar, çevredeki tepeleri ise bağlar kaplıyordu.

19. yüzyılın sonlarında Haydarpaşa demiryolu Ankara'ya ulaştı. Kentin gelişmesinde olumlu rol oynayan ilk olay budur. Böylece Ankara, Çankırı, Kırşehir, Yozgat gibi İç Anadolu'nun komşu illeriyle İstanbul arasında bir transit ticaret (her iki yönde) merkezi oldu. Fakat 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti oluşundan beri, örneğine az rastlanan bir hızla gelişmiş, kalabalıklaşmış ve her türlü kuruluşlarıyla modern bir kent niteliği kazanmıştır. Böylece bir yandan eski Ankara'nın şekli ortadan silinirken, bir yandan da batıya ve özellikle güneye doğru genişlemiş ve eski tarlalar üzerinde yeni kent doğmuştur.

Bugün İstanbul'dan sonra Türkiye'nin ikinci kültür merkezidir. Nüfusun kalabalıklaşması kent çevresinde ve yakınında çeşitli sanayilerin kurulmasına ve ticaretin hızla canlanmasına yol açmıştır. Sanayi kuruluşlarının ilki askerî fabrikalardır. 1950'de "Makine Kimya Endüstrisi Kurumu" içinde toplanmıştır. Öteki kuruluşlardan bazıları şunlardır: Çimento, şeker, şarap, bira, yem fabrikaları ve Devlet Demiryolları tamirhaneleri.

Nüfusun hızla artmasının en sakıncalı yanı, İstanbul ve öteki büyük kentlerimizde de olduğu gibi, Türkiye'nin her yöresinden buraya akan kırsal nüfusun yarattığı durumdur. Kent, alınan kimi önlemlere rağmen, özellikle 20-30 yıldan beri giderek büyüyüp yoğunlaşan bir "gecekondu" çemberiyle kuşatılmıştır. Büyük bölümü, sağlık koşulları bakımından çok yetersiz, belediye hizmetlerinden yoksun olan bu çarpık yerleşme, bugün kentin en önemli sosyal sorunu olmaktadır.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 17:13
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
11 Eylül 2012       Mesaj #4
perlina - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  harita_ankara.jpg
Gösterim: 1666
Boyut:  41.3 KB

Kentleşme


Ankara’nın başkent olması, bir yandan gelişen altyapı sisteminin ona ekonomik üstünlükler sağlayacak biçimde gerçekleşmesine yol açarken, bir yandan da ekonomik etkinliklerin niteliğini belirlemiştir. Ankara’da istihdamın temel kaynağını başkentlik işlevleri oluşturur. Devlet bürokrasisi ve kamu iktisadi kuruluşlarının yönetim merkezleri ile siyasal partilerin, meslek kuruluşlarının, sosyal güvenlik örgütlerinin merkezleri ve karar organları Ankara’da toplanmıştır. Türkiye’de yönetimin merkezî yapısı bu toplanmayı daha da artırmaktadır. Ankara’nın başkent olmasının yanı sıra hızla büyümesi de yüksek öğretim, sağlık, bankacılık ve kentsel hizmetler gibi pek çok hizmet alanının burada yoğunlaşmasına yol açmıştır.
Kent ekonomisini belirleyen temel etmenin başkentlik işlevleri olmasına karşılık, özellikle 1970’lerden sonra sanayide de küçümsenmeyecek bir gelişme izlenmiştir. Makine Kimya Endüstri Kurumu’na (MKE) ait gaz maskesi, fişek, kapsül, dokuma ve makine fabrikaları ile çimento fabrikası, traktör fabrikası, tarım araçları ve madeni eşya yapan, orman ürünlerini işleyen fabrikalar kentin önemli sanayi kuruluşları arasında sayılabilir.

Ankara başkent olduktan sonra bütün Türkiye’den, özellikle de İç Anadolu illerinden gelen göçlerle 1975’e değin yılda yaklaşık yüzde 6 düzeyinde sürekli bir büyüme gösterdi. 1975 sonrasında büyüme hızında bir düşme görüldü. Ankara’nın büyümesi 1950’ye değin, Türkiye’nin kentleşme hızının iki katıydı. 1950-75 döneminde ise, Türkiye’nin kentleşmesi de hızlandığı için, büyüme hızı ülke kentleşme hızının biraz üstünde ilerledi. Ankara kentinde 1927’de 74.553 kişi yaşıyor, bu sayı ülke nüfusunun binde 5’ini oluşturuyordu. 1985’te nüfusu 2.235.035’e, ülke nüfusu içindeki payı yüzde 4,4’e yükselen Ankara, bir metropoliten kent haline geldi. 1990’da bu oran yüzde 4,5’e çıktı. Ankara’nın böyle hızlı bir büyüme dinamiğine kavuşup İstanbul’un yarısına yakın büyüklükte bir metropol haline gelmesi, Türkiye’yi (gelişmekte olan birçok ülkede gözlenen) bir tek egemen kentin bulunduğu, dengesiz bir yerleşme sisteminden kurtardı.

1917’de büyük bir yangın geçirmiş olan Ankara, başkent olduğunda harap bir kasaba görünümündeydi. Kentin eski başkent İstanbul’la yarışacak bir biçimde imar edilmesi ve Cumhuriyet’in öngördüğü yaşam biçiminin yaratılabilmesi, rejimin başarısıyla özdeşleşmişti. İlk yıllardaki imar hareketleri bir plana bağlı olmadan, daha çok pragmatik bir tutumla yönlendi. 1924’te Ankara Şehremaneti Kanunu çıkarılarak kent İstanbul’a benzer bir yönetime kavuşturuldu. Haydar Bey’in şehreminliği zamanında, kentin hızla büyümesi ve imarı için gerekli yapı malzemesini sağlamak üzere tuğla, kiremit, kireç, çimento ve kereste fabrikaları kuruldu. Kente ilk kez elektrik verildi. Gelişme alanı olarak Yenişehir’de 400 hektarlık bir arazi kamulaştırıldı. Atatürk 1.500 hektarlık Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) toprağını satın alırken hem kente büyük bir yeşil alan kazandırmayı, hem de kentin belli gıda gereksinimlerini karşılamayı amaçlıyordu.

Bu ilk yıllar içinde kentin gelişme yönleri de belirdi. Kale çevresinde kümelenmiş eski kent batıdaki İstasyon’a doğru uzandı; Atatürk’ün Çankaya’da oturmaya başlaması da güneye doğru gelişme eğilimini doğurdu. AOǒnin batıda kurulması bu yöndeki gelişmeyi sınırlarken, Yenişehir için yapılan kamulaştırmanın kentin güneyinde olması bu yöndeki gelişmeyi hızlandırdı. Ankara bu dönemden sonra, 1970’lere değin kuzey- güney ekseni boyunca büyüdü.

Yönetsel kararlarla kent ancak plansız olarak biçimleniyordu. 1925’te eski Ankara için Heussler firmasına, 1927’de de yeni kent için Kari Lörch’e yaptırılan plan, kenti yönlendirmekte başarılı olamamıştı. 1928’de İçişleri Bakanlığı’na bağlı bir Ankara İmar Müdürlüğü kurularak güçlü uygulama yetkileriyle donatıldı. Aynı yıl H. Jansen, Leon Jausseley ve M. Brix arasında açılan kent planlama yarışmasını H. Jansen kazandı. Jansen hem kentin tarihini göz önünde tutan, hem de düşük yoğunluklu bahçeli evlerin ve geniş yeşil alanların bulunduğu, gösterişli yatırımlardan kaçman bir plan öneriyordu. Yönetim Jansen’den, planını 50 yıl sonra kent nüfusunun 300 bine ulaşacağını varsayarak hazırlamasını istemişti. Hazırlanan plan 1932’de onaylanarak yürürlüğe kondu ve kentin büyümesini 1950’lere değin önemli ölçede yönlendirdi.

Yenişehir ve Cebeci konut bölgeleri, Bakanlıklar, TBMM, yükseköğretim kurumlarının bir bölümü Gençlik Parkı, 19 Mayıs Spor Sitesi ve Hipodrom bu plana göre gelişti. Ama planın onanmasıyla birlikte yükselen arsa değerleri, orta sınıfın kentte konut sahibi olmasını güçleştirdi; böylece plan dışına çıkma eğilimi doğdu. Türkiye’deki ilk toplu konut kooperatifi olan, üst düzey bürokratların oluşturduğu Bahçelievler Yapı Kooperatifi ile plan dışı gelişmeler başladı. Bu tür gelişmeler çoğalınca plan 1937’de yeniden gözden geçirilerek kent planına kuzey-güney gelişme ekseninin yanı sıra bir doğu- batı gelişme ekseni eklendi. Uygulamada süregelen çatışmalar 1939’de Jansen’in görevine son verilmesiyle sonuçlandı. ( Jansen Planı.) Jansen Planı'nın uygulanmasıyla çağdaş bir kent görüntüsü elde edilmeye başlanmakla birlikte, hızla artan kentli nüfusu barındıracak yeterli sayıda ve ucuzlukta konut üretecek bir düzen kurulamamıştı.

1935’lerden sonra gelişen konut kooperatifleri de, II. Dünya Savaşı’nın son günlerinde gerçekleştirilen ve üst düzey bürokratlara kiralanacak lojmanlardan oluşan Saraçoğlu Mahallesi de, bu sorunu çözmekten uzaktı. Bu nedenle 1930’larda ortaya çıkmaya başlayan gecekondular, II. Dünya Savaşı yıllarında büyük bir hızla çoğaldı ve savaş sonrasında yasal olarak da (1949’da çıkarılan 5218 ve 5228 sayılı yasalar) kabul edilen bir olgu haline geldi. Yenimahalle gibi planlı bir konut yerleşiminin kurulmasına karşın gecekondulaşma sürdü ve gecekonduların toplandığı Altındağ semti 1953’te ilçe merkezi yapıldı.

1955’te kent nüfusu 450 bine ulaşarak Jansen Planı’nın öngördüğü sınırı aşınca, yeni bir imar planı için uluslararası bir yarışma açıldı. Yarışmayı Nihat Yücel ile Raşit Uybadin’in önerisi kazandı. 2000 yılında kent nüfusunun 750 bine ulaşacağı varsayımıyla hazırlanan yeni imar planı 1957’de onaylanarak uygulamaya girdi.

Jansen Planı'na göre daha yüksek yoğunluklu, oldukça homojen dokuda bir kent tasarlayan bu plan üzerinde 1961’de önemli bir değişiklik yapılarak yapıların kat adedi iki üç misli artırıldı. Bu değişiklik yapsatçılık yoluyla konut yapımını kârlı hale getiriyordu. Öngördüğü nüfus hedefinin daha 1965’te aşılmasına karşın, kentin imarlı büyümesi 1970’lerin ortalarına değin Yücel Uybadin Planı uyarınca yönlendirildi.

Bu planın hazırlandığı tarihe değin Ankara’daki iş merkezi Ulus’ta odaklanmıştı. 1960’ların başlarında Kızılay ikinci bir iş merkezi olarak ortaya çıktı. Elçiliklerden ve kentin güneyinde toplanan yüksek gelirli kesimin konut alanlarından ulaşmanın kolay olmasının da etkisiyle hızla büyüyen Kızılay zamanla Ulus’un birçok işlevini de bünyesinde topladı. Ulus ile Kızılay arasında bulunan demiryolu, çeşitli eğitim kurumlan, devlet yapıları ve Gençlik Parkı bir kesiklik oluşturarak, 1960’ların başında kentte biri modern, öbürü geleneksel etkinliklere dönük iki merkezin bulunduğu izlenimini uyandırıyordu. Ama Kızılay merkezinin gelişerek Tandoğan Meydanı ve Cebeci yönündeki uzantılarının zamanla Ulus merkezinin uzantılarıyla birleşmesi sonucunda 1970’lerde kent yeniden tek merkezli bir hale geldi.

Merkezî iş bölgesinin böyle bir değişme gösterdiği bu dönemde küçük üreticiler ve esnaf, yönetimin öncülüğünde merkezin hemen çevresine çıktı ve Konya-Samsun çevre yolu üstünde Yeni Sanayi Çarşısı (1950), Büyük Sanayi ve Ata Sanayi çarşıları (1953), Demir Sanayi Çarşısı (1954), Keresteciler Sitesi (1959) gibi küçük sanayi siteleri kurdu.

Ad:  Ankara-Anitkabir-.jpg
Gösterim: 1468
Boyut:  70.4 KB
Yücel-Uybadin Planı’nda yapılan değişiklikle Jansen Planı döneminin az katlı konutları yıkılmaya, bunların yerini yüksek katlı apartmanlar almaya başladı. Bu sürecin başlaması kent içi arazi spekülasyonunu artırdı, yeni yapılanmaya açılan alanlar da apartmanlaşmak durumunda kaldı. Bunun sonucunda kent içindeki yoğunluğun artması, kentin bir topografik çanak içindeki konumu, İç Anadolu’nun kara ikliminin ortaya çıkardığı evritim olgusu ve ısıtmanın düşük kaliteli linyitle yapılması bir araya gelince, önemli bir hava kirliliği sorunu doğdu. 1960’larda başlayan hava kirliliği 1970’lerden sonra çok üst düzeylere ulaştı. Kış mevsiminde Ankara hava kirliliği bakımından dünyada en ön sırayı alan kentlerden biri haline geldi. Ama yakıt olarak önce yüksek nitelikli kömür ve 1980’lerin sonunda da doğal gaz kullanımının yaygınlaşması sonucunda hava kirliliği büyük ölçüde ortadan kalktı (1992). Kentin imarlı kesiminde çok katlı konut gelişmesi olurken gecekonduların artışı sürdü. Ankara nüfusunun yüzde 60’ından çoğu kenti dört bir yandan kuşatan gecekondularda yaşıyordu.

1969’da Ankara Metropoliten Alan Nazım Plan Bürosu kuruldu. 1970’te nüfusu 1.230.000 olan kent artık metropoliten boyutlara ulaşmıştı. Bu büro 1990’da Ankara’nın 3,6 milyon nüfusa ulaşacağını öngören bir plan hazırladı. Planın temel özelliği, o döneme değin kuzey-güney doğrultusunda süregiden gelişmeyi, batıya doğru yönlendirmek ve böylece hava kirliliğinin daha az olacağı alanları yerleşime açmaktı. Gerçekten de Nazım Plan Bürosu 1970 sonrasında büyük konut ve sanayi bölgelerinin kentin batısında yerleşmesini sağlayarak bu yönde bir gelişme dinamiği başlatabildi. Gene bu büronun çabaları sonucunda, 1980 sonrasında kent çevresinde bir yeşil kuşak oluşturulmaya başlandı.

Gelişmeyi batıya doğru yönlendirmek için önemli adımlar atılırken, kent merkezi güneye doğru gelişmesini sürdürdü. Önceleri bir semt merkezi olan Tunalı Hilmi, Kızılay merkeziyle bütünleşti. Bu bütünleşmeyle birlikte Gazi Osman Paşa ve Çankaya’nın anayollarındaki konutlar büro binalarına dönüşmeye başladı ve uluslararası büro işlevleri burada yoğunlaştı.

Küçük üreticilerin, kent merkezinden koparak küçük sanayi sitelerinde bir araya gelme eğilimleri 1970 sonrasında da sürdü. Aynı dönemde gerek devletin gerek özel sektörün sanayi kuruluşları İstanbul, Eskişehir, Konya ve Çubuk karayolları üstünde, gittikçe kentten daha uzak bölgelerde yerleşmeye başladılar.

Konut alanında 1970’lerden sonra görülen en önemli gelişme, Türkiye’de otomobil üretimine geçilmesi ve özel otomobil sahiplerinin artması sonucunda banliyöleşme (alt kentleşme) eğiliminin ortaya çıkmaya başlaması oldu. 1970’lerin ikinci yarısında büyük konut şirketleri eliyle kurulan ORAN Sitesi ve MESA Batı Sitesi banliyöleşmenin ilk örnekleriydi. Bu dönemin en önemli girişimi Ankara Belediyesi ve Kent Koop işbirliğiyle gelişen Batıkent Toplu Konut Yerleşmesi’ydi. 1980 sonrasında uygulanan devletin lojman yaptırma politikası da Çankaya- ORAN yolu boyunca yapılan Askeri Konut Sitesi, milletvekili lojmanları, Devlet Mahallesi, Gölbaşı TEK lojmanları vb ile bu olguya yardımcı oldu.

Bu arada gecekondu sayısındaki artış da sürdü. 1985 sonunda Ankara’da gecekondu sayısı 290 bine ulaştı. Gecekondu mahallelerinde apartmanlaşma eğilimi ortaya çıktı. Demetevler örneğinde olduğu gibi bütünüyle apartmanlardan oluşan imardışı mahalleler ortaya çıktı.

Ankara’nın metropoliten bir kent olması dolayısıyla 1983 sonrasında yeni bir yönetim düzenlemesine gidildi. Daha çok metropoliten ölçekteki kent yönetimi sorunlarıyla uğraşmak üzere Ankara Büyük Şehir Belediyesi ve bunun sınırları içinde beş ilçe belediyesi (Çankaya, Altındağ, Yenimahalle, Mamak, Keçiören) kuruldu. Daha sonra bunlara Etimesgut ve Sincan da katıldı. Ankara ilinin Merkez ilçesi yoktur; Ankara metropoliten alanı bütün bu ilçelerin merkezlerinden oluşur.

Kenti çevreleyen bu halkadaki gelişmeleri yönlendirmek amacıyla 1986’da Örta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Şehir Planlama Bölümü’nden bir planlama ekibine, 2015 yılında bu alanda 5 milyon nüfusun yaşayacağı öngörüsüne göre, yapısal bir plan hazırlatılmıştır.

Tarihsel yapılar


Ankara tarihsel yapılar yönünden çok zengindir. Bunların başında, tarihi Hititler dönemine değin götürülebilen Ankara Kalesi gelir. Kale bugünkü görünümüne yüzyıllar boyunca yapılan çeşitli eklerle ulaşmıştır. Bugün kent içinde ayakta kalmış antik kalıntıların tümü Roma dönemi ve sonrasına tarihlenir. Birçok kalıntı ise modern kent yapılarının altındadır (örneğin Ulus-Dışkapı yolundaki Kıraner Han’ın altındaki nymphaion, Posta Caddesi’ndeki Telefon Baş Müdürlüğü’nün altındaki hamam yapısı). Roma dönemine ait en önemli kalıntılar Roma ve Augustus Tapınağı ile Caracalla Hamamı’dır. Roma ve Augustus Tapınağı, Hacı Bayram Camisi yanındadır. Bu tapınak Galatların, temeli dine dayalı “Konion” kuruluşunun toplantı merkezidir. Galatların üç kolunun temsilcileri burada toplanır ve eyalet yönetimi buradan yönlendirilirdi. Ulus’ta Maliye Bakanlığı önünde yer alan ye Julian Sütunu diye anılan sütunun 362’de İmparator Julianus’un Ankara’yı ziyareti nedeniyle dikildiği sanılır. Kentteki tiyatro 1983’ten bu yana Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanlarınca kazılmaktadır. Tiyatro 2. yüzyılın ilk yarısında yapılmış, skene ve proskerıion bölümleri büyük bir olasılıkla daha sonra, 5-6. yüzyıllarda eklenmiştir.

Bazı yazıtlardan kentin ilk kez Roma döneminde surlarla çevrelendiği anlaşılır. Ama bu surlar ortaçağda yok olmuştur. Ankara Adliyesi’nin kuzey yanındaki duvar St. Clemens Kilisesi’ne aittir. Yapı bazı kaynaklarda Roma (3. yy), bazı kaynaklardaysa Bizans (9. yy) dönemine ait olarak geçer.

Ankara’daki en eski Türk yapısı, iç kaledeki Alaeddin Camisi’dir. Minberi 1197/98 tarihli olan cami sonraki dönemlerde büyük ölçüde değiştirilerek özgün biçimini kaybetmiştir. 13. yüzyılın başında yapılıp bugünkü görünümünü 1289/90’da alan Arslanhane ya da Ahi Şerafettin Camisi ise kentin en önemli Selçuklu anıtıdır. Bunların dışında, 13. yüzyılda yapıldığı bilinen yapılar Saraç Sinan Mescidi (1288) ile Akköprü’dür (1222).

15. yüzyılda kentte yapım etkinlikleri hızlanmış, bazısı bugün de ayakta duran pek çok cami, mescit ve han yapılmıştır. Buna karşılık, Ahi Elvan Camisi (14. yy sonu) dışında 14. yüzyılda yapıldığı kesinlikle bilinen hemen hemen hiçbir yapı yoktur. Pek çok mescidin yazıtı bulunmadığından, 14 ya da 15. yüzyılda yapıldıkları konusunda kesin yargıya varmak zordur. Karacabey Camisi, Hamamı ve Türbesi (1440), Hacı Bayram Camisi ve Türbesi ile Kurşunlu Han (15. yy’m sonu) ve belki de Mahmut Paşa Bedesteni gibi en önemli eski Ankara yapıları 15. yüzyılda inşa edilmiştir. 16. yüzyılda yapılan en önemli mimarlık anıtıysa, Sinan’a ait olduğu bilinen Cenabı Ahmet Paşa Cami ve Türbesi’dir (1565/66).

16. ve 17. yüzyıllarda kentin öneminin artmasının bir sonucu olarak çok sayıda han yapıldığı bilinmekteyse de, bunlardan yalnızca Çengel Han (1522/23), Haşan Paşa Hanı ve Çukur Han varlıklarını koruyabilmiştir. Sonraki yüzyıllarda Ankara’da yoğun bir mimarlık etkinliği olmamıştır. Kentin üretim ve ticaret gücünün azaldığı bu dönemin en ilginç mimarlık ürünleri, birkaçı 18. çoğu ise 19. yüzyıla tarihlenen konut yapılarıdır. Osmanlı döneminde gerçekleştirilen son yapı, Vedat Tek tarafından tasarlanan Halk Fırkası Kulübü’dür (bitmesi 1924). Yapı sonradan İkinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası olarak kullanılmıştır.

Ankara’nın başkent olmasıyla birlikte, bu işlevin gerektirdiği yapıların gerçekleştirilmesi de zorunlu hale gelmiştir. Kentin, Cumhuriyet Türkiyesi için bir tür mimarlık müzesi ve laboratuvarına dönüşmesi bu zorunluluktan kaynaklanır.

1920’den bu yana Türkiye’de geçerli olan her mimarlık anlayışı ya da üslubunun en ilginç ve başarılı örnekleri Ankara’da verilmiştir. I. Ulusal Mimarlık akımının en önemli örnekleri Ankara Palas (Vedat Tek, 1928), Etnografya Müzesi (Arif Hikmet Koyunoğlu, 1926), Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü (G. Mongeri, 1929), Gazi Eğitim Enstitüsü (Kemaleddin Bey, 1928), bugünkü Gümrükler Genel Müdürlüğü (Arif Hikmet Koyunoğlu, 1927), bugünkü Ankara Devfet Resim ve Heykel Müzesi (Arif Hikmet Koyunoğlu, 1930), İş Bankası Genel Müdürlüğü (G. Mongeri, 1928) gibi yapılardır.

Yaklaşık 1930’dan 1940’a değin süren Akılcı-Işlevci Mimarlık döneminde, Ankara yabancı mimarların yoğun biçimde ürünler verdiği bir kente dönüşmüştür. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin Batılılaşma politikası mimarlık alanında bu yapılarla somutlaşmıştır. 1930’ların en ilginç yapıları arasında Sayıştay (E. Egli, 1930), ismet Paşa Kız Enstitüsü (E.Egli,1930),Cumhurbaşkanlığı Köşkü (C. Holzmeister, 1932), Bakanlıklar Sitesi (C. Holzmeister, 1932-34), Sergi Evi (Ş. Balmumcu, 1935, sonradan Büyük Tiyatro), eski Başbakanlık (S. H. Eldem, 1937), Hariciye Köşkü (S. Arkan, 1935), Sümerbank Genel Müdürlüğü (M. Elsaesser, 1936), İller Bankası (S. Arkan, 1937), ve Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi (B. Taut, 1940) sayılabilir.

1940’larda, bütün Türkiye’de olduğu gibi Ankara’da da II. Ulusal Mimarlık akımı egemen olmuştur. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğü (B. Uçar, 1941), Anıtkabir (E. Onat ve O. Arda, 1953), Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi (S. H. Eldem ve E. Onat, 1947), Saraçoğlu Mahallesi (P. Bonatz, 1945) bu anlayış doğrultusunda tasarlanmış yapılardır.

1950’den sonra Türkiye’de modern mimarlık etkileri yeniden güçlenmeye başlamıştır. Devletin yapı gereksinimi, başkent Ankara’nın Türk mimarlığı içinde ayrıcalıklı konumunu sürdürmesini sağlamıştır. Aralarından birçoğu devlet kurumlarmı barındıran çeşitli yapılar, Türkiye genelinde en başarılı ve özenli örnekler olmuştur. 1950’lerden günümüze değin Ankara’da gerçekleştirilmiş yapılardan bazıları şunlardır: Ulus İşhanı ve Çarşısı (O. Bolak, G. Beken, O. Bozkurt, 1955), Emniyet Genel Müdürlüğü (E. Onat, 1959), Büyük Ankara Oteli (M. J. Saugey, 1958-65), Kızılay Emek işhanı (E. Tokay, I. Tayman, 1959), Türk Standartları Enstitüsü (V. Dalokay, 1959), DSİ Genel Müdürlüğü (E. Tokay, B. Çinici, T. Doruk, 1959), ODTÜ Mimarlık Fakültesi (A. ve B. Çinici, 1962-63), Milli Eğitim Bakanlığı (Y. Sanlı, Y. Tuncer, 1962-67), Milli Savunma Bakanlığı Öğrenci Yurdu (Ş. Vanlı, E. Gömleksizoğlu, 1965), Hindistan Büyükelçiliği (S. H. Eldem, O. Çakmakçıoğlu, 1965), Anadolu Kulübü (E. Yener, 1965), Türk Tarih Kurumu (T.Cansever, E. Yener, 1966), ORAN Toplu Konut Yerleşmesi (Ş. Vanlı, 1968), Maden Tetkik Arama Enstitüsü (R. Bediz, D. Kamçıl, 1968), Karayolları Genel Müdürlüğü (F. Cankut, A. Okan, 1970), MESA Toplu Konut Yerleşmesi (Aykut Mutlu, 1970), Türk Dil Kurumu (C. Bektaş, 1972- 78), Danıştay (D. Tekeli, S. Sisa, 1974), İş Bankası Genel Müdürlüğü (A. Böke, Y. Sargın, 1977).

Eğitim ve sağlık kurumları, kültürel yaşam

Ad:  ankara gölbaşı.jpg
Gösterim: 1523
Boyut:  92.8 KB

Çok sayıda ilk ye orta öğretim kurumundan başka Ankara Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi olmak üzere Türkiye’deki üniversitelerden beşi Ankara’dadır. Ayrıca Gülhane Askeri Tıp Akademisi ile Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) ve Türkiye Bilimsel, ve Teknik Araştırma Kurumu’nun (TÜBİTAK) merkezleri de Ankara’dadır.

Kent, sağlık hizmetleri yetersiz olan çevre bölgelere hizmet verir. Genel ve uzman sağlık hizmeti veren birçok hastane vardır. Hastanelere başvuran hastaların yüzde 70’i Ankara dışından gelmektedir. Numune Hastanesi, Doktor Sami Ulus Çocuk Hastanesi, Atatürk Sanatoryumu, Doğum ve Çocuk Bakımevi, Onkoloji Hastanesi, SSK Ankara Hastanesi, İbni Sina Hastanesi, Gülhane Askeri Hastanesi ve Hacettepe Hastanesi başlıca sağlık kuruluşlarıdır.

Çevresindeki baraj gölleri ile Mogan Gölü ve yakınındaki Emir Gölü, ayrıca içindeki hayvanat bahçesiyle Atatürk Orman Çiftliği, Ankara’nın başlıca dinlence alanlarıdır. Kent içindeki parklar da yeşil alan gereksinimine bir ölçüde karşılık yermektedir. Ankara ilindeki önemli eğlence ve dinlenme alanlarından biri de Kızılcahamam yakınlarındaki Soğuksu Milli Parkı’dır.

Kültür ye sanat kurumlan bakımından Ankara, İstanbul’un hemen arkasından gelir. Türkiye’de çıkan tüm yayınların toplandığı Milli Kütüphane, Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, çeşitli özel tiyatrolar, Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğü bunların başlıcalarıdır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Ankara Entoğrafya Müzesi’nde değerli yapıtlar sergilenir. Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nde bulunan Tabiat Tarihi Müzesi de (1968) görülmeye değer yerler arasındadır. Nüfus (1990) il, 3.236.626; kent, 2.559.471.

kaynak: Ana Britannica
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 3 Kasım 2016 16:19
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
11 Eylül 2012       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  1891601-ankara-ulus-ataturk-heykeli.jpg
Gösterim: 1774
Boyut:  56.3 KB

Ankara nın Başkent Oluşu


"Türkiye Devleti`nin başkenti Ankara şehridir."
Efendiler, Lozan Antlaşması`nın eklerinden olan düşman işgali altındaki topraklarımızı boşaltma protokolu uygulandıktan sonra, yabancı işgalinden tamamen kurtulan Türkiye`nin toprak bütünlüğü fiilî olarak sağlanmıştı. Artık yeni Türkiye Devleti`nin başkentini bir kanunla tespit etmek gerekiyordu. Bütün düşünceler, Yeni Türkiye`nin başkenti Anadolu`da ve Ankara şehri olarak seçme lüzumunda birleşiyordu.
Bu seçimde, coğrafî durum ve askerî strateji en büyük önemi taşıyordu. Devletin başkentini bir an önce tespit ederek, içten ve dıştan gelen kararsızlıklara bir son vermek şarttı. Gerçekten de, bilindiği üzere, başkentin İstanbul olarak kalacağı veya Ankara olacağı konusunda öteden beri içeride ve dışarıda kararsızlıklar görülüyor, basında demeçlere ve tartışmalara rastlanıyordu. Bu arada İstanbul`un yeni milletvekillerinden bazıları, Refet Paşa başta olmak üzere, İstanbul`un hükûmet merkezi olarak kalması gereğini bazı örneklere dayanarak ispat etmeye çalışıyorlardı. Ankara`nın gerek iklim, gerek ulaştırma araçları ve gelişme kabiliyet ve istidadı ve gerekse mevcut tessisler ve kuruluşlar bakımından hiç de uygun ve elverişli olmadığını söylüyorlar; İstanbul`un "payitaht" olması lâzımdır ve mutlaka olacaktır, diyorlardı. Bu ifadeye dikkat edilirse, bizim "başkent" deyimiyle kastettiğimiz anlam ile, bu ifadelerdeki "payitaht"deyimini kullananların görüşleri arasında bir fark bulmamak mümkün değildir. Bundan dolayı, bu konuda zaten kesinleşmiş bulunan kararımızı resmen ve kanunî yoldan ilân ettirerek,"payitaht" sözünün de yeni Türkiye Devleti`nde kullanılmasına gerek kalmadığını göstermek lâzım, geldi. Dışişleri bakanı İsmet Paşa,9 Ekim 1923 tarihli tek maddelik bir kanun tasarısını Meclis`e teklif etti. Altında daha on dört kadar zatın imzası bulunan bu kanun teklifi,13 Ekim 1923 tarihinde uzun görüşme ve tartışmalardan sonra çok büyük bir çoğunlukla kabul edildi. Kabul edilen kanun maddesi şudur : "Türkiye Devleti`nin başkenti Ankara şehridir."
Kaynak:Nutuk

ANKARA`NIN BAŞKENT OLUŞU


Lozan Barış Antlaşması`nın TBMM tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923`ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923`de İstanbul`un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul`dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa (İnönü) hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara`nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim
Ad:  ulus meydanı eski.jpg
Gösterim: 1719
Boyut:  68.5 KB
1923`te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak TBMM`ne verdi. İsmet Paşa, Ankara`nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozan`dan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir. İsmet Paşa`ya göre, Ankara`nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır:
"Lozan`da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti`ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması`yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu`nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".
İsmet Paşa`ya göre; Ankara`nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilafetle bir ilgisi yoktur. Fakat, Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor:
"Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara`nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul`da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."

Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır:
''Türkiye Devletinin merkezi idaresi Ankara şehridir." Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara`nın yeni Türkiye`nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye`nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu`nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu.
13 Ekim 1923`te TBMM`de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele`nin başından beri uygulanan Ankara`nın İstanbul`a hakim olacağı esasının bir sonucu idi.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 14:50
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
11 Eylül 2012       Mesaj #6
Safi - avatarı
SMD MiSiM
ANKARA
Türkiye Cumhuriyeti devletinin başkenti; Ankara ilinin merkezi; alan, nüfus, öğretim ve kültür etkinlikleri bakımından Türkiye'nin ikinci büyük kenti. Büyük kent belediye sınırları içinde 2 235 035 nüf. (1985). İstanbul'a 440, Zonguldak’a 270, Konya’ya 263, Adana'ya 458, İzmir'e 578 km uzaklıktadır.

COĞRAFYA.


Hatip, Çubuk ve İncesu çaylarının kavşağı yakınında, bir ovanın doğu kenarındaki heybetli kalenin çevresinde yayılır. Geçmişi tarihöncesi dönemlere inen, bugünkü adı pek az değişiklikle yüzyıllar boyunca izlenebilen Ankara, elde edilmesi için çok savaşılmış eski ve önemli bir yerleşmedir, iç Anadolu bozkırının kenarını izleyen tarihi yol şebekesi üzerinde bir kavşak olması nedeniyle, çağlar boyunca stratejik ve ekonomik bakımdan önemini korumuştur.
Ad:  ankara-manzarasi.jpg
Gösterim: 1410
Boyut:  104.6 KB
Ankara, iç ve K. Anadolu bölgeleri arasındaki geçiş alanında, platolarla çevrili, suları Ankara çayı ile Sakarya'ya boşaltılan Ankara ovasının D. kenarında yükselen bir volkanik kütlenin çevresinde kurulmuştur. Platolardan vadilerle yarılarak ayrılmış, ova tabanından (850 m) yaklaşık. 150 m daha yüksek olan bu kütle, Hatip çayının (Bent deresi) açtığı çok dik yamaçlı, dar, derin ve kayalık bir boğazla iki tepeye ayrılır. Kentin tarihsel çekirdeğini oluşturan Ankara kalesi, güneydeki Kaletepe üzerinde; eski Ankara da onun eteklerinde yer alır. 1925’e dek boş olan K.'deki kayalık Timurlenk tepe ise günümüzde gecekondu bölgesidir.Ankara'nın alansal gelişiminde, başkent oluşuna dek geçen uzun süre, eski dönem olarak nitelenebilir. Bu dönemden birçok yapı ve kalıntı, kaleden B.’ya, G.'e ve D.'ya doğru, kalenin bulunduğu tepenin eteklerini izleyen ve dış surlara kadar uzanan eski kentte yer alır. XIX. yy. sonlarında dış surların ötesinde bataklıklar, çayırlar, sebze bahçeleri, ovayı çevreleyen platoların yamaçlarında da meyvelikler ve bağ evleri vardı. Bu mekân düzenlemesi ve yaklaşık 30 000 nüfusu ile Ankara, tipik bir Anadolu kenti görünümündeydi. Eski kent günümüzde de karakteristik özellikleri ile kent planında kolaylıkla seçilir. Eski tip evlerden oluşan mahalleler, dar ve dönemeçli sokaklar, tarihsel yapılar ve anıtlar, Çankırı ve İstanbul kapıları gibi dış surlar üzerindeki kapıların yerlerini belirten semt adları, eski kentin tanıtıcı özelliklerini oluşturur. Kalenin batı yamaçları eteğindeki, önceki adı Taşhan olan Ulus meydanı ve çevresi de, eski kentin sonradan düzenlenmiş bir parçasıdır. Ankara başkent olduktan sonra bile,1930’a değin nüfusun büyük bölümünü barındıran, ilk bayındırlık çalışmalarının (ilk Büyük millet meclisi, bakanlıklar, dönemin başlıca otelleri, ticarethaneler) başlatıldığı eski kent, günümüzde de etkinliğini sürdüren bir iş merkezi niteliğindedir Eski kentten daha geniş yer kaplayan yeni Ankara, daha çok 1930’dan sonra, kentin alansal yayılışında başlayan planlı ve plansız gelişmelerin ürünüdür.

Bu gelişmeler, çeşitli yerlerde kurulan yerleşme çekirdeklerinin büyüyerek birbirine kaymasıyla olmuştur. Gelişmenin başlıca çekirdeklerini, ilk aşamada Yenişehir, Cebeci, Maltepe: 1950'den sonra Bahçelievler, Yenişehir'in güneyindeki yeni semtler (Kavaklıdere, Çankaya) ve Yenimahalle gibi belli bir plana bağlı olarak kurulan semtler oluşturur. Bunlardan eski kentin güneyindeki birtaraça üzerinde, H. Jansen'in hazırladığı plana göre kurulan Yenişehir ve onun daha yakın tarihlerde gelişen güney uzantısı, günümüzde başkentin birçok önemli yapısının bulunduğu yönetim, iş ve ticaret merkezidir. Ulus'tan güneye doğru kenti kesen Atatürk bulvarı üzerinde ve yakınlarında Opera, Dil ve tarih-coğrafya fakültesi, Hacettepe üniversitesi, Anıtkabir, bakanlıklar, Türkiye Büyük millet meclisi, başlıca kamu kuruluşlarının genel müdürlükleri, bankalar, işyerleri, mağazalar, kitapçılar, oteller, seyahat şirketi büroları; Kavaklıdere boyunca yabancı ülke temsilcilikleri, Çankaya' da Cumhurbaşkanlığı köşkü gibi yapılar yer alır.

Ankara'nın büyümesi, 1956’dan sonra kente eklenen bazı planlı ve küçük yerleşme alanlarının (Aydınlıkevler, Subayevleri, Gazi mahallesi, Anıttepe gibi) ve özellikle tepeler ve sırtlar üzerinde hızla beliren ve kenti kuşatan plansız gecekondu semtlerinin katılmasıyla günümüzde de sürmektedir. Kent, özellikle batıya doğru Eskişehir yolu boyunca büyümektedir. (MTA, Orta Doğu teknik üniversitesi, Hacettepe üniversitesi Beytepe kampüsü, YOK tesisleri ve bazı kamu kuruluşları.) Türkiye’nin kentleşme hızı en yüksek kentlerinden Ankara’nın, başkent olduğunda 35-40 bin dolayında olan nüfusu 1935'te 122 720'ye, 1980'de de 1 877 757’ye çıktı; 1985 nüfus sayımında ise 2,5 milyona yaklaştı. Ankara’da hızlı ve kısmen plansız gelişmeye karşın yönetim, iş, ticaret, endüstri, kültür, eğitim ve ulaşım merkezleri az çok bellidir, Yönetim, ış ve ticaret işlerinin yürütüldüğü ve çeşitli kamu ve öğretim kurumlannın yer aldığı semtler, K.'de Dışkapı'dan S başlayarak Ulus, Sıhhiye, Kızılay, Bakanlıklar ve Çankaya'ya dek uzanır. Küçük imalat sanayisi ve bazı endüstri kolları daha çok Ulus’un B. ve K.B.'sında toplanmıştır. Konut alanları bu merkezleri kuşatır. Başlıca açıklıklar, Atatürk bulvarı’nın hemen batısındaki Gençlik parkı ve daha küçük öbür yeşil alanlar dışında, B.’da (Atatürk orman çiftliği ve Hayvanat bahçesi, Hipodrom), K.’de (Çubuk barajı) ve G.'dedir (Gölbaşı). istasyon çevresinde ulaşımla ilgili kuruluşlar vardır (demiryolu, hava ve karayolu terminalleri).

Antik dönemden beri önemli bir ulaşım ve ticaret merkezi olma özelliğini koruyan Ankara'nın bu geleneksel işlevi, başkent olduktan sonraki gelişmesine koşut olarak büyük ölçüde artmış, ekonomik etki alanı çok genişlemiş ve kent aynı zamanda Türkiye’nin başlıca sermaye merkezlerinden biri olmuştur. Geçmişte, kervan yollarını denetleyen ve 1892'de demiıyolu ile İstanbul'a bağlanan Ankara, Cumhuriyet döneminde kuzeye, güneye, doğuya ve batıya giden demiryolları ve karayollarının, dış seferlerle de bağlantılı iç havayollarının en önemli kavşak noktası durumuna geldi. Merkezden yaklş. 35 km kuzeydeki Esenboğa, trafik bakımından Türkiye’nin ikinci büyük havalimanıdır. Kent çevresinde ayrıca birkaç askeri havaalanı da vardır (Etimesgut, Güvercinlik, Mürted).

Ankara'nın günümüzdeki en belirgin işlevsel özelliklerinden biri de, Türkiye’nin en büyük kültür (Devlet tiyatro ve operası, özel tiyatrolar, Milli kütüphane, Anadolu medeniyetleri, Etnografya ve Atatürk müzeleri ile radyo-televizyon yayın kuruluşu merkezi: TRT) ve eğitim (Ankara Üniversitesi, Hacettepe üniversitesi, Orta Doğu teknik üniversitesi, Gazi üniversitesi) merkezlerinden biri olmasıdır.

TARİH


Ankara kalesi eteklerinde, Çubuk çayı kıyısında ve kente yakın birçok yerde bulunan yontmataş döneminden araç ve gereçler, Ankara ve çevresinin Anadolu’nun en eski yerleşmelerinden biri olduğunu göstermektedir. Kent, ilkçağ’ dan bu yana değişik, ama birbirine çok benzeyen adlarla anıldı. Dönem dönem kullanılan Ankyra, Ancyra, Engürü, Angora yazılış ve söylenişleri, giderek bugünkü Ankara’yı oluşturdu. Bizanslı tarihçi Stephanos'un İ.Ö. II. yy.'da yaşamış matematikçi ve astronom Apollonios’a dayanarak verdiği bilgiye göre, İ.Ö. 278'de Anadolu'ya gelen Galatlar, Pontos kralıyla birlikte Mısırlılar'a karşı savaşıp onları denize sürdüler. Bu nedenle Galatlar'a Ankara ve yöresi verildi. Galatlar, Mısır gemilerinden savaş ganimeti ve zafer nişanesi olarak aldıkları çapaların adından esinlenerek, yeni topraklara Ankyra (çapa) adını verdiler. Ünlü tarihçi Pausani- as’a göre Ankara, Phrygia kralı Midas tarafından bir gemi çapası bulduğu yerde kuruldu. Ne var ki Galatlar’ın Ankara’yı kurmaları sözkonusu olamaz; çünkü Galatlardan önce de burası bir yerleşim merkeziydi. Ankara yakınlarında ortaya çıkartılan yapı kalıntıları ve buluntular. Phrygia döneminde kente yerleşildiğini göstermektedir.

Atatürk orman çiftliği ile Anıtkabir arasındaki 20 dolayındaki yığma tepe, Phrygia dönemi nekropolüdür. Bunun dışında, kent yakınlarındaki Gâvurkale, Sincanköy, Etimesgut ve Bitik'te yapılan kazılarda birçok Phrygia yapıtı ortaya çıkarılmış, Augustus tapınağı’nın temellerinde Phrygia döneminden duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Çankırıkapı'daki kazılarda da aynı dönemden kalma birçok yapıt ve seramik ele geçmiştir. Phrygialılar'ın yıkılışından sonra Ankara ve yöresi sırasıyla Lydialılar’ın, Medler’in ve Persler’in egemenliğine girdi. Doğu seferi sırasında Büyük İskender, Gordıon’dan sonra İ.Ö. 333 baharının başlarında, Ankara'ya uğradı ve kendisine bağlılığını bildirmeye gelen Paphlagonia elçilerini kabul etti, İskender'in ölümünden (I.Û. 323) sonra Phrygia satraplığı, dolayısıyla Ankara, önce Antigonos'un, ipsos savaşı'ndan (I.O. 301) sonrada Lysimakhos'un egemenliğine girdi. Ancak Selefkiler Lysimakhos’u yenerek Phrygia ye Ankara'yı ele geçirdiler (İ.Ö. 281).

İ.Ö. 278’de Phrygia yöresine gelen Galatlar'ın Tektosag boyu Ankara çevresine yerleşti. Tegtosaglar başkent yaptıkları Ankara’yı geliştirdiler. Roma konsülü Manlius Vulso, Anadolu’ya düzenlediği sefer sırasında Galatlar’ı yendikten sonra Ankara’ya girdi (İ.Ö. 189), Yağmacılığı bırakmaları koşuluyla, yönetimi yine onlara verdi. Ankara İ.Ö. 25’te Roma’ya bağlandı, İ.Ö. 21’de Galatia eyaletinin başkenti oldu ve metropolis (anakent) sanını aldı. Bir ordu ve ticaret yolu üzerinde bulunması, kentin büyüyüp gelişmesine yol açtı. i.S. II.-III. yy.’lar arasında günümüzdeki Hacettepe, Gençlik parkı, Bentderesi’ne kadar yayılan Ankara, i.S. 270’te surla çevrildi. Roma imparatorluğu ikiye ayrılınca (395), Ankara, Doğu Roma’nın (Bizans) payına düştü. Kent, bu tarihten VI. yy.’ın
Ad:  hacı bayram camii.jpg
Gösterim: 1450
Boyut:  61.4 KB
sonlarına kadar imparatorluğun bir eyalet merkezi olarak önemini korudu. VII. yy.'ın başlarında Sasaniler tarafından bir o kaç kez yağmalandı. 654'te çok kısa bir süre için arap-islam ordularının elinde kat dı. Sürekli akınlar karşısında yıkıma uğrayan kentin surlarını imparator Leon III onarttıysa da, Abbasi halifesi Harunurreşıt'in Ankara'yı almaşı pnlenemedi (806), Daha sonra halife Mytasım kenti bir kez daha yağmaladı,yakıp yıktı (838) Ankara’da bulunan bir Dins yazıtında bu yıkım ve yağma anlatılarak kenti imparator Mikhael onarttığı belirtilmiştir. X.yy. ve XI. yy.’ın başlarına kadar, Bizans güçlü durumda olduğundan, Ankaraya başka saldırı olmadı.

Bu döhemde kent, Bukellarion theması'nın merkeziydi. Selçuklu sultanı Alparslan’ın Bizans imparatoru Romanos Diogenes'i Malazgirt'te kesin bir yenilgiye uğratması (1071), Anadolu’yu Türkler’e açtı.Malazgirt zaferinden iki yıl kadar sonra Ankara, Türkler'in eline geçti. Birinci haçlı seferi sırasında Raimond de Toulouse, ele geçirdiği Ankara’yı Bizans'a geri verdi. Ankara, daha sonraki yıllarda Danişmentli Emir Gazi'nin (1127), oğlu Mehmet Gazi’nin ve Selçuklu sultanı Mesut'un eline geçti (1143). Mesut I ölünce (1155) Ankara’ya Çankırı ile birlikte, oğlu Şehinşah egemen oldu. Şehinşah, bütün direnmesine karşın, her iki kenti de sonunda tahtın gerçek sahibi kardeşi Kılıç Arslan H’ye bırakmak zorunda kaldı (1169). Kılıç Arslan II, ülkesini oğulları arasında paylaştırdığında Ankara, Muhittin Mesut'un payına düştü; daha sonra kenti ele geçiren kardeşi Rüknettin Süleyman, Muhittin’i iki oğluyla birlikte idam ettirdi, izzettin Keykavus I, taht kavgasına girişen kardeşi Alaettin Keykubat'ı Ankara kalesinde kuşattı ve teslim aldı.

Selçuklu dönemınae, kent askerlik Sıhhiye parkı bakımından önemini koruduğu gibi ekonomik yönden de önemli merkezlerden biri durumuna geldi. Kösedağ savaşı’ndan (1243) sonra Moğollar’ın egemenliğine giren Ankara daha sonra Eretna devletine bağlandı. Bu dönemde Ankara’da ahilik örgütü etkin rol oynadı; örgütün zaman zaman kentin yönetimini ele geçirdiği de oldu. 1354’te Orhan Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa, Ankara'yı osmanlı topraklarına kattı. Daha sonra yeniden ahilerin yönetimine geçen kenti Murat I savaşsız geri aldı (1361). Yıldırım Bayezit ile Timur arasındaki Ankara savaşı, kentin kuzeyindeki Çubuk ovasında yapıldı (1402). Savaşta yenilen Yıldırım Bayezit, bir süre Ankara kalesinde hapsedildi. Timur’un Anadolu'dan ayrılmasından sonra, kent şehzadeler arasında birkaç kez el değiştirdi. OsmanlI yönetiminde Ankara, uzun süre olaysız, sakin bir kent görünümünde kaldı. Kalenderoğlu Mehmet Paşa, Celali ayaklanmaları sırasında Ankara'yı kısa bir süre elinde tuttu (1607).

Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’nın ayaklanmasında da, yine kısa bir süre işgale uğradı (1832). Ankara, Osmanlılar döneminde Anadolu eyaletinin merkeziydi; eyalet merkezi Kütahya'ya taşınınca sancak merkezi, daha sonra yeniden eyalet merkezi oldu.
Ankara, Türk Kurtuluş savaşı'nda özel bir yere sahiptir. Ulusal hareketin önderi Mustafa Kemal Paşa ile Anadolu ve Rumeli Müdafaai hukuk cemiyeti heyeti temsiliyesi, 27 aralık 1919'da Ankara’ya geldiler. Bu tarihten sonra milli mücadele Ankara’dan yönetildi; 23 nisan 1920’de TBMM Ankara'da toplandı. Kurtuluş savaşı'ndan sonra, bir yasayla yeni Türkiye'nin başkenti oldu (13 ekim 1923).

Kaynak: Büyük Larousse
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 3 Kasım 2016 20:17
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
11 Eylül 2012       Mesaj #7
Safi - avatarı
SMD MiSiM

SANAT


Anadolu'nun en eski yerleşim yerlerinden biri olan Ankara ve çevresinde yapılan araştırmalarda, tarih öncesinden bugüne uzanan pek çok kalıntıya rastlanmıştır. Tarihöncesi buluntu yerleri arasında Maltepe, Uzağıl, Etiyokuşu, Dereköy, Gölbaşı, Keçiören, Gâvurkalesi (yontmataş), Macunçay sekileri (ortataş), Ankara kalesi, Çubuklu çayı (yenitaş), Karaoğlan, Etiyokuşu, Ahlatlıbel, Bitik (tunç çağları) sayılabilir.

Anadolu’da birbirini izleyen uygarlıkların önemli merkezlerinden olan kent, çeşitli dönemlerde bayındırlık çalışmalarına tanık olmuştur; ancak yapıların çoğu savaşlarda yıkılmıştır. Bu yüzden günümüze ulaşan örnekler, daha çok yakın dönemlerdendir.
Hitit döneminden yapı kalıntısı yoktur. Bu dönemin buluntu merkezleri Gâvurkalesi, Karaoğlan, Ahlatlıbel ve Bıtik’tir. Yine bu döneme tarihlenen, Etimesgut’ta bulunmuş bir aslan heyketi (1928), Ahiyakup camisi yakınında bulunmuş kanatlı sfenksler (1932) Anadolu medeniyetleri müzesi’nde sergilenmektedir.

Phrygialılar döneminde önemli bir merkez olan kentte, kale dışında, tepe yamaçlarında ve düzlüklerde yerleşilmişti. Roma döneminden Augustus tapınağı’nın temellerinde, Çankırıkapı'da, belediye yapısı yanında, duvar kalıntıları ve seramikler; Hacıbayram camisi yakınında küçük ev kalıntıları ortaya çıkarıldı. Anıtkabir ile Atatürk orman çiftliği arasında, dönemin nekropolü olduğu anlaşılan, yaklaşık 20 yığma tepe saptandı. ODTÜ' den Cevat Erder ve Sevim Buluç'un üç yığma tepede yaptığı kazıların buluntuları ODTÜ'nün müzesindedir. Bir yapının parçaları olduğu sanılan ve Ankara taşından yapılmış "Ankara kabartmaları" diye bilinen 8 parça kabartma da, dönemin önemli kalıntılarıdır. Bunlarda çeşitli hayvanlar betimlenmiştir.
Galatlar döneminden buluntu yoktur. Yalnızca Karalar yöresinde, Galatia beylerinden Deiotaros'un (öl. İ.Ö. 40) tonoz örtülü mezarı bulundu.

Ad:  ANKARA TARİH.jpg
Gösterim: 1376
Boyut:  38.9 KB
Kentteki Roma dönemi anıtlarının en önemlileri Augustus tapınağı, Roma hamamı, Julianus sütunu, sütunlu yol, su yolları ve kimi yazıtlardır. Belkıs minaresi diye de bilinen Julianus sütunu, Roma imparatoru Julianus’un Ankara'ya gelişi onuruna dikilmiştir (İ.S.362). Üzerleri yivli on beş taştan oluşan anıtın başlığı, kenger yaprakları biçimindedir. Çankırıkapı’ daki Roma hamamı ’nda, 1937-1943 arasında Türk Tarih kurumu’nca kazı yapılmış; yapının soyunma, yıkanma, külhan ve servis bölümleri açığa çıkarılmıştır. Burada bulunan yılan tutan bir el kabartması, hamamın Asklepios adına Roma imparatoru Caracalla döneminde yapıldığını kesinleştirmiştir (i.S, 211-217). VIII. yy.’a değin onarım ve eklemelerle kullanılan yapı merkezi, ısıtmalı odalar ve palaestra bölümlerinden oluşur, Ulus meydanından Ziraat fakültesi'ne giden caddenin açılışı sırasında Hadrianus döneminde yapıldığı sanılan sütunlu yol ortaya çıkarılmıştır. Bunların dışında, antik kaynaklarda kentte bulevterion. hipodrom, agora, tiyatro, tapınaklar bulunduğu bildirilmektedir.

Bizans dönemi kalıntıları arasında Adıye sarayı'nın arkasındaki Klemens kilisesi (V. yy.) ve Ulaştırma bakanlığı yapılırken ortaya çıkarılan, biri kuş motifli fresklerle bezeli mezarlar sayılabilir.

Türk döneminde Ankara, başta cami ve mescit olmak üzere pek çok yapıyla donatılmış, ancak bunların önemli bir bölümü bugüne ulaşmamıştır. Anadolu Selçukluları döneminde daha çok Ankara kalesi'nın ve surların onarımına önem verilmiştir. iç kalede Kılıç Arslan H'nin oğlu Muhittin Mesut Şah’ın yaptırdığı Alaettin camisi türk döneminin en eski yapısıdır (1198); uzunlamasına diktörtgen planlı ana mekân ile önündeki son cemaat yerinden oluşur. Birkaç kez onarılan yapının tavanı ve İbrahim bin Ebubekir’in ürünü olan beş köşeli yıldızlarla bezeli ahşap minberi ağaç işçiliğinin seçkin örnekleridir. Yapım tarihi kesin olmayan, ancak XIII. yy.’a tarihlendirilen Ahişerafettin camisi de denilen Aslanhane camisi ulu camiler planındadır. Caminin yanında Aslanhane tekkesi, Ahişerafettin türbesi (1330), mezarlar ve Kesikbaş türbesi (XIV. yy.) vardır. Yürüyendede (Yörükdede) türbesi de (XIV. yy.) Selçuklu üslubunda bir yapıdır. Atpazarı'ndaki Saraçsinan mescidi (1288); Alaettin Keykubat zamanında yaptırılmış, Ankara çayı üzerindeki Akköpru (1222) dönemin anılması gereken örnekleridir.

Ahiliğin önemli merkezlerinden olan kentte, XIV.-XV. yy.'larda özel kişilerce yaptırılmış pek çok cami ve mescit vardır. Tasarımlarıyla Selçuklu üslubuna bağlı olan bu yapılar, bezeme açısından yalındır. Camilerin yakınında tekke, medrese, imarethane ve hanlar vardır. Özgünlüğünü büyük ölçüde koruyan Ahi Elvan Mehmet'in yaptırdığı Ahielvan camisi (1382). mermer başlıklı 12 ahşap direkle mihraba dik dört şahına ayrılmış bir yapıdır. Harputlu Mehmet bin Bayezit’in yapıtı olan ahşap minberi ve İstanbul Türk-İslam eserleri müzesi’nde bulunan dolap kapaklan, ağaç işçiliğinin önemli örnekleridir. Dönemin en özgün yapılarından biri Hacıbayram camisi'dir (1427).

Mimar Ahmet bin Ebubekir in yapıtı olan Karacabey (imaret) camisi (1427), türbesi, hamamı, çeşmesiyle bir külliye oluşturur. Yapı, erken osmanlı Bursa üslubunun ters T planlı yapılar grubuna giren ilginç bir örnektir. Planı yanında, geometrik motiflerle bezeli giriş kapısı, ahşap ve mermer işçiliği, çini bezemeli minaresiyle dikkati çeker. Avlusundaki sekizgen planlı Karacabey türbesi osmanlı mimarlığının ilk kubbeli anıtlarındandır. Hamamı (1440) çifte hamam planındadır. Anadolu beylerbeyi Cenabi Ahmet Paşa'nın yaptırdığı yeni (Cenabiahmetpaşa) cami (1566), kubbeyle örtülü ana mekân ile önünde, üç küçük kubbeyle örtülü son rinden oluşur. Kimi tezkirelerde Mimar Sinan'ın yapıtı olarak gösterilir. Taş işçiliği ve yay kemerli somaki mermer girişiyle dikkati çeker. Avluda Cenabi Ahrog] Paşa'nın sekizgen planlı, kubbeli türbesi bulunur. Klasik osmanlı türbeleri planında, bir başka örnek de Karyağdı türbesi'dir (1577).

Yine XVI. yy.’dan Kurşunlu cami, klasik osmanlı üslubunda, merkezi kubbeli bir yapıdır. Geometrik bezemeli alçı mihrabı, alçı sanatının önemli örneklerindendir. XVII. ve XVIII. yy.'larda yapılan cami ve mescitler, uzunlamasına diktörtgen planlı, önlerinde son cemaat yeri bulunan yalın örneklerdir (Ağaçayak camisi [1705], Çiçekçioğlu camisi [XVII. yy.], ibadullah camisi [XVII. yy.], iki Şerefeli cami [1674]). Şeyhülislam Mehmet Emin Efendi'nin yaptırdığı Zincirli cami (1687), Nakkaş Mustafa'nın yapıtı olan ahşap bezemeleriyle tanınır.

Yazılı kaynaklardan bilinen medreselerden bugüne ulaşan örnek yoktur. Ticaret yapıları arasında, Fatih Sultan Mehmet' in sadrazamlarından Mahmut Paşa'nın yaptırdığı Mahmutpaşa bedesteni (1464 -1471), klasik şemada önemli bir yapıdır. Ortada 10 kubbeli, 18 X 49 m boyutlarında büyük bir orta mekân, çevresinde karşılıklı dükkânlar yer alır. Yapı onarıldıktan sonra (1933-1946) Ankara Arkeoloji müzesi; 1967'de yeniden düzenlenerek Anadolu medeniyetleri müzesi olmuştur. Bedestenin bitişiğindeki Kurşunlu han da Mahmut Paşa tarafından yaptırılmıştır (XV. yy ). Klasik hanlar planındaki iki katlı yapı, ortada revaklı büyük bir avlu çevresinde odalardan oluşur. Çengel han (1522), Sulu han (1685), Nasuhpaşa hanı (1613) klasik şemada yapılardır.

Kentin Cumhuriyet dönemi anıtları arasında, P. Canonica’nın yapıtı olan Atatürk anıtı (1927) ve Zafer anıtı (1927), Krippel' in ürünü olan Cumhuriyet’ anıtı (1927), H. Holzmeister’in yapıtı olan Güven’ anıtı (1935), Hüseyin Özkan'ın (Anka) yapıtları olan Mithat Paşa anıtı (1966) ve Mimar Sinan anıtı (1956) sayılabilir.

EDEBİYAT


Kurtuluş savaşı'ndan önceki dönemde Ankara’yı konu edinmiş edebiyat yapıtları sınırlıdır. İslamlıktan önceki dönemin ünlü arap şairi imrülkays’ın bu kentte öldüğü (540) ve son şiirlerinde bu çevreyle ilgili izlenimlerini dile getirdiği ileri sürülmüştür. 1648’de kente gelen Evliya Çelebi burada gördüklerini konu edinirken düşüne giren Er Dede Sultan adlı ermişin Kalealtı’nda, Odunpazarı semtindeki mezarını nasıl bulduğunu da hoş bir biçimde anlatır (Seyahatname, II). Ahmet Şerif, Anadolu’da Tanin başlıklı röportaj dizisinde kentin ikinci meşrutiyet sonrasındaki durumunu betimler.

Kurtuluş savaşı yıllarından başlayarak Ankara'da yaşayan yazarlar, kenti ve buradaki yaşamı ayrıntılarıyla canlandırdılar. Yakup Kadri Karaosmanoğlu Ankara (1934) romanında, Kurtuluş savaşı Ankarası'nın gerçekçi bir görünümünü sunar. Güç koşullar içinde, yoksunluklara katlanarak yeni devletin kurulmasına katkısı olan aydınların zamana kendi çıkarlarını gözetmeye koyulduklarına dikkati çeker. Romanın yazılışından on yıl sonrasına ait bölümde başkent Ankara çalışkan, özverili, halkıyla bütünleşmiş aydınların kenti olarak canlandırılır. Ahmet,Hamdi Tanpınar Beş şehir (1946) kitabının Ankara'ya ayırdığı bölümünde yapılara (Ankara kalesi, Augustus tapınağı, Hacıbayram cali misi vb.), kendi anılarına, gözlemlerine dayanarak kentin yeni Türkiye'nin kültür bileşimi içindeki yerini araştırır. Avlusundaki hitit aslanları ve yılan figürlü mihrabıyla Aslanhane camisi'ni, Augustus tapınağıyla yanı başındaki Hacıbayram camisi’ni tanımlarken farklı kültürlerin benzerlik ve karşıtlıklarını gösterir. Âka Gündüz Dikmen yıldızı (1928) romanında Kurtuluş savaşı yıllarına ait görünümleri canlandırır. Memduh Şevket Esendal hikâyeleriyle Ayaşlı ve kiracıları (1934) romanında, Cumhuriyet’in kuruluşunu izleyen döneme ait kişilikleri betimler ve kentteki yaşamdan hareketli bir kesit verir.

Kültür merkezi İstanbul’un yanında Ankara ikinci bir merkez oluştururken, burada yaşayan, görev yapan yazarlar da kentin türlü yönlerini dile getirmişlerdir, ilhan Tarus memur kesimini, devlet dairelerindeki yaşamı gerçekçi biçimde anlatır. Falih Rıfkı Atay (Çankaya, 1958), Şevket Süreyya Aydemir (Suyu arayan adam, 1961), Ceyhun Atuf Kansu (Cumhuriyet bayrağı altında, 1973), Erhan Bener (Bürokratlar, 1978-1979), Mehmet Kemal (Kalenin eteğinde, Pulsuz tavla, 1984), Adalet Ağaoğlu (Göç temizliği, 1985) vb, anılarını yazarken kentin yaşamını canlandırırlar. Ankara'da dönemlerinin siyasal toplumsal gelişimlerine tanıklık eden Fakir Baykurt (Amerikan sargısı, 1967), Sevgi Soysal (Yenişehir'de bir öğle vakti, 1973), Adalet Ağaoğlu (Bir düğün gecesi, 1979; Üç beş kişi, 1984) vb. bu göz temlerinin çerçevesi olarak kentten görünümler verirler.

Atatürk'ün kentte birleşen kişiliği Cumhuriyet'in ilk dönem şiirini besleyen bir tema oldu (Faruk Nafiz Çamlıbel, "Çankaya”); Ankara'nın semtlerinden, sokaklarından kaynaklanan izlenimler şiirleri besledi (ilhan Berk, "Sakarya sokağı baladı”). Kentin kenar semtlerini, gecekondu mahallelerini konu edinen toplumsal içerikli şiirler de (Ahmet Arif,"Karanfil sokağı”).yazıldı.

Kaynak: Büyük Larousse
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 15:15
volture - avatarı
volture
VIP "Ipıslak Balık"
1 Ocak 2013       Mesaj #8
volture - avatarı
VIP "Ipıslak Balık"

Ankara

ili Türkiye'nin başkentidir ve ülkemizin İstanbul'dan sonra gelen en büyük şehridir. Nüfusu 5 milyonun üzerindedir. Şehirde kültürel anlamda geçmişin izlerine rastlamak mümkündür. Şehir, 1402 yılında Timurlenk ile Yıldırım Beyazıt arasındaki tarihi savaşa adını vermiştir. Ankara ülkenin merkezi konumundadır. TBMM, Cumhurbaşkanlığı Makamı, Merkez Bankası, Genelkurmay Başkanlığı, Bakanlıklar'a ev sahipliği yapan metropol bir kenttir. Ankara 13 Ekim 1923 Yılında Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti olmuştur. Ankara'da gezilebilecek yerlerden bazıları Ankara Etnografya Müzesi, Ankara Roma Hamamı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Anıtkabir, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi, Cumhuriyet Müzesi, Rahmi Koç Müzesi, Pembe Köşk , Gordion Müzesi, Çankaya Köşkü, Ankara Kalesi, Atatürk Orman Çiftliği, Atakule, Kocatepe Camii, Gençlik Parkıdır. İlçeleri Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Nallıhan, Şereflikoçhisar, Polatlı'dır.

Ankara'nın Nesi Meşhur ?


Türkiyenin başkenti olan Ankara en çok bu özelliği ile bilinir. Anadolu da bir merkezdir. Herkes doğudan batıya, batıdan doğuya giderken uğradığı şehrimizin meşhur şeyleri de bakalım nelermiş.

Meşhur Ankara Hayvanları :

Ad:  ankara hayvanları.jpg
Gösterim: 1813
Boyut:  32.2 KB

Ankara Kedisi
Ankara Tiftik Keçisi
Ankara(Angora) Tavşanı

Ankara Yöresel Yemek ve Lezzetleri:

Ankara Döneri :


Ankara Kızılay meydanı ara sokaklarında gezmek bir keyiftir. Döner yemek ise ayrı bir keyif. Ankara Kızılaya gidince bir köşeden döner alın sonra sokaklarına karışın herkes gibi.

Ankara Tavası :


Damak düşkünü biriyseniz burada yiyeceğim en güzel yemek ne diye sorarsanız hemen Tava deriz. Tavası ve kavurması ile meşhur restoranları sorun ve gidip sınırsızca tadına varın.

Ankara Simiti :


Birçok şehrin kendi adına simiti meşhurdur. Tabiki Ankara simidi de meşhur. Çok aramanıza gerek yok. Sokaklarda önünüze çıkacaktır meşhur Ankara Simidi.

Ankara Armudu :


Yöresel Meyvelerden Ankara'nında meşhur Armudu var.

Ankara Elması :


Yöresel Meyvelerden Ankaranında meşhur Elması da var. Bulabilirseniz tabi

Diğer Yöresel Yemekleri :


Bu yemeklerin hepsi ilginç isimleri olsa da lezzetiyle Ankara yöresine özel. Fakat restoranlarda bulabilir misiniz bilemiyoruz. Nedir Ankara yöresine has meşhur yemekler :
Alabörtme, Calla, Bici,
İlişkik, Sızgıç, Siyel, Pıtpıt pilavı,
Tohma, Altüst böreği,
Entekke böreği, Hamman, Papaç,
Yalkı, Carcıran, Köremez,
Tamtak Tiridi, Öllüğün Körü, Bırtlak,
Bezdirme, Gizleme, Kartalaç , Saçkıran
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 17:11
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
13 Eylül 2013       Mesaj #9
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Ankara

şehri, Türkiye'nin başkentidir. Ankara (il)'nin merkezidir. İç Anadolu Bölgesi'nin kalbinde, yeni kurulmuş cumhuriyetin yeni hükümetine ev sahipliği yapma görevine cumhuriyetin kurucusu Atatürk tarafından layık görülmüştür.

Türkiye'nin en kalabalık ikinci şehri olan Ankara'nın rakımı 950-1050 metredir. Keçisi, kedisi ve armudu ile meşhur olan kent İç Anadolu Bölgesi'nde yer alır. Ankara'da genel olarak yaz ayları sıcak ve kurak, kış ayları soğuk ve kar yağışlı kurak bir karasal iklim tipi görülmektedir. Yağmur genellikle ilkbaharda ve sonbaharda yağar.

Ad:  ankara minyatür.jpg
Gösterim: 1297
Boyut:  100.3 KB

TARİHİ


Ankara ve çevresinin tarihi Bronz çağındaki Hatti Uygarlığına kadar gider. M.Ö. 2. bin yılda Hititler bölgenin hakimi durumuna gelmiş ve onları sırası ile Frigyalılar, Lidyalılar ve Persler izlemiştir. M.Ö. 3. yüzyılda, bir Kelt ırkı olan Galatlar Ankara'yı başkent yapmıştır.
İlin Roma İmparatorluğu zamanındaki adı "Ανκυρα Ankyra"dır. Galatlar Ankara'yı ilk defa başkent olarak kullanmışlardır. Hitit döneminin küçük bir şehri olduğu bilinmekle birlikte, bu yörede bu döneme ait herhangi bir eser bulunmamıştır. Frig çağından sonra şehir sırasıyla Pers, Büyük İskender, Galat dönemlerini yaşamıştır. M.Ö. 25 yılında İmparator Augustus şehri Galatia krallığıyla beraber Roma imparatorluğuna bağlamıştır.
VII. ve VIII. yüzyıllarda İslamiyetin doğuşuyla birlikte şehir Pers ve Arap akımlarına maruz kalmıştır.871-893 tarihleri arasında birkaç kez el değiştirir. 1127'de şehir kesin olarak Türk Ahiler hakimiyetine girer ve adı Ankyra adının Türkler'ce bozuk söylenişi ile "Engürü" "Engüriye" olur. 1402'de Yıldırım Bayezid ve Timurlenk arasındaki Ankara Savaşında şehir kısa bir süre Moğol hakimiyetinde kalır. Ancak 1414'de kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girer.

Kurtuluş Savaşı sırasında 1920'de Ankara merkez üs olarak seçilir ve 13 Ekim 1923'te Mustafa Kemal tarafından coğrafi, stratejik, siyasi ve Kurtuluş Savaşı'ndaki merkez üs özellikleri nedeniyle başkent ilan edilir. O günlerde Avrupa'dan şehir mimarları getirilerek bugünkü modern Ankara'nın temelleri atılır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk inşa ettiği fabrika olma unvanını taşıyan Maltepe Havagazı Fabrikası, 2006 yılında İ. Melih Gökçek (Ankara Büyükşehir Belediyesi başkanı) tarafından yıkılmıştır.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi,

Ankara’da, Anadolu'nun arkeolojik eserlerini sergileyen ve dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan bir müzedir. Atpazarı semtinde, Ankara Kalesi'nin dış duvarının güneydoğu kıyısında, yeni işlev verilerek düzenlenmiş iki Osmanlı yapısında yer alır. Bu yapılardan biri Mahmut Paşa Bedesteni, diğeri Kurşunlu Han'dır.
Başlangıçta sadece Hitit dönemine ait eserlerin sergilendiği müze, daha sonra diğer uygarlıklara ait eserlerle zenginleşmiş ve Hitit Müzesi olmaktan çıkıp, Anadolu Medeniyetleri Müzesi haline gelmiştir. Bugün kendine özgü koleksiyonları ile dünyanın sayılı müzeleri arasında yer alan Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, Anadolu Arkeolojisi, Paleolitik Çağdan başlayarak günümüze kadar Osmanlı Devrinin bu tarihi mekanlarında kronolojik bir sırayla sergilenmektedir.
1997 tarihinde İsviçre'nin Lozan Kentinde 68 müze arasından birinci seçilerek Ayrupa'da Yılın Müzesi unvanını almıştır.

Ad:  Ankara-Evleri-Hamamönü-.jpg
Gösterim: 1380
Boyut:  50.8 KB

Yapıların Tarihçesi


Bedestenin, Fatih Dönemi baş vezirlerinden Mahmut Paşa tarafından 1464-1471 tarihleri arasında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Kitabesi yoktur. Kaynaklarda Ankara sof kumaşlarının buradan dağıtıldığı yazılıdır. Yapının planı klasik tiptedir. Ortada ön kubbe ile örtülü dikdörtgen planlı kapalı mekân, karşılıklı yerleştirilen üstü beşik tonozlarla örtülü 102 dükkandan meydana gelen bir arasta ile çevrelenmektedir.
Kurşunlu Han, tahrir defterlerine, sicil kayıtlarına dayanan son araştırmalara göre Fatih Dönemi baş vezirlerinden Mehmet Paşa'nın İstanbul'un Üsküdar semtindeki imaretine vakıf olarak yaptırılmıştır. Kitabesi yoktur. 1946 yılındaki onarımda [II. Murat]'a ait sikkeler ele geçirilmiştir. Bu buluntular, hanın 15. yüzyılın ilk yarısında var olduğunu kanıtlar niteliktedir. Han, Osmanlı Devri hanlarının tipik plan karakterinde olup, ortada avlu ve revak sırası ile, bunları çeviren iki katlı odalardan oluşur. Zemin katta 28, birinci katta 30 oda yer alır. Odalar ocaklıdır. Odaların batı ve güney yönlerinde yer alan bodrum katta L tipinde bir ahır kısmı mevcuttur. Hanın kuzey cephesinde 11, doğu cephesinde 9 ve giriş eyvanı içerisinde karşılıklı yerleştirilen 4 dükkan yer alır.Bugün, müzeyi oluşturan bu iki yapı, 1881 yılındaki son yangından sonra terkedilmiştir.

Müzenin Tarihçesi


Ankara'da ilk müze, Kültür Müdürü Mübarek Galip Bey tarafından 1921 yılında kalenin Akkale olarak isimlendirilen burcunda kurulmuştur. Bu müzenin yanı sıra Augustus Mabedi ile Roma Hamamından da eser toplanmıştır.
Atatürk'ün isteği ile merkezde bir 'Eti Müzesi' kurma düşüncesinden hareket edilerek, diğer bölgelerdeki Hitit eserleri de Ankara'ya gönderilmeye başlanınca geniş mekanlara sahip bir müze binası gerekli görülmüştür. Zamanın Kültür Müdürü Hamit Zübeyr Kosay tarafından devrin Millî Eğitim Bakanı Saffet Arıkan'a, metruk halde bulunan Mahmut Paşa Bedesteni ve Kurşunlu Hanın onarılarak müze binası olarak kullanılması önerilmiş ve 1938 yılından 1968'e kadar devam eden bir restorasyon çalışması başlatılmıştır. 1943 yılında binaların onarımı devam ederken Alman arkeolog H. G. Güterbock başkanlığındaki bir heyet tarafından düzenlenmiş olan kubbeli orta salon ziyarete açılmıştır. Bu bölümün onarım projesi Y. Mimar Macit Kural, onarımı ise Y. Mimar Zühtü Bey tarafından yapılmıştır. 1948 yılında müze idaresi Akkale'yi depo olarak bırakıp, Kurşunlu Hanın onarımı tamamlanan dört odasına taşınmıştır. Kubbeli mekanın çevresindeki arastanın restorasyon ve teşhir projeleri Anıtlar Yüksek Mimarı İhsan Kıygı tarafından hazırlanmış ve uygulanmıştır. Müze yapısı 1968 yılında son şeklini almıştır.

Müzede bulunun bazı eserler ;


Takılar,Baş,Takıları,Diademler,Taçlar,Küpeler,SaçTakıları,Hızma,BoyunTakıla rı,Kolyeler,Pandatifler,Boyunluklar,El Kol Takıları,Yüzükler ,Bilezikler ,Halhal ,Pazıbent Giysi Takıları, Aplikler, Borşlar, Düğmeler ve İğneler,ÖlüTakıları,AğızveGöz Bantları, Kulak tıkaçları , Muskalar, Aynalar
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 15:28
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
13 Eylül 2013       Mesaj #10
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Ad:  SAMANPAZARI VE KOCATEPE CAMİİ.jpg
Gösterim: 1443
Boyut:  87.7 KB

Ankara

Türkiye Cumhuriyetinin Başkenti , Orta Anadolu'nun merkezi bir noktasında kurulmuştur. Bu merkezi konumu itibariyle tarih boyunca özellikle Selçuklular ve Osmanlılar devrinde, Ankara keçilerinin tüylerinden yapılan sof kumaşlarının yurt dışına satılması Ankara'yı kervansarayların güzergahı ve bir ticaret merkezi haline getirmiştir.

Ankara, Birinci Dünya Savaşı sonrası Atatürk liderliğindeki ulusal direnişte belirgin bir konum üstlenmiş ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Türk yurdunun yabancı işgalinden kurtarılmasıyla 13 Ekim 1923'de yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti ilan edilmiştir.

Ankara'nın en belirgin noktasında yer alan yapı, Ulu Önder Atatürk için yaptırılan ihtişamlı Anıtkabir'dir. 1953 yılında tamamlanan bu antik ve modern mimari sentezi yapı Türk mimarisinin gücünü ve zarafetini kanıtlamaktadır.

Şehrin en eski bölümleri tarihi Kaleyi çevrelemektedir. Duvarlar içinde 12. yüzyıla ait Alaaddin Cami her ne kadar Osmanlılar tarafından elden geçirilmişse de hala Selçuklu ahşap işçiliği ve sanatının güzel örneklerini sergiler. Pek çok sayıda ilginç eski Türk evi restore edilmiş ve sanat galerileri ya da geleneksel Türk mutfağından örneklerin sergilendiği lokantalar olarak yeniden hayat bulmuştur.

Hisar Kapısı'nın yakınlarında güzel bir şekilde restore edilmiş olan Bedestendeki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde Paleolitik, Neolitik dönemlere ve Hatti, Hitit, Frigya, Urartu ve Roma Uygarlıklarına ait paha biçilmez eserler yer almaktadır.

Kalenin dışında 13. yüzyıldan kalma Arslanhane Cami ve 14. yüzyıla ait Ahi Elvan Cami görünmeye değer eserlerdendir. Roma döneminin şatafatını M.S. üçüncü yüzyıldan kalma hamamlar, dördüncü yüzyıla ait Julian Sütunu ve ikinci yüzyıldan kalma korint stiline inşa edilmiş olan Agustus Tapınağı Ulus Meydanı'na yakın bir biçimde kalenin çevresindedir. İmparator Augustus'un ''Politik Emirleri'' nden biri olan ve kendisinin başarılarını ayrıntılı olarak veren yazıt, Ankara'daki Augustus Tapınağı'nın duvarlarıdır.

Kale yakınlarında, bir Roma Tiyatrosu ve aynı bölgede 15. yüzyıldan kalma Hacı Bayram Cami ve türbesi yer almaktadır.Selçuklu tahta kapı oymacılığının şaheserlerinin ve diğer günlük kullanım araçlarının sergilendiği Etnografya Müzesinin hemen yanında yer alan Resim ve Heykel Müzesi Türk güzel sanatlarından kesitler içerir. Ankara'daki en büyük camii olan Kocatepe cami 1976 ile 1987 arasında Osmanlı mimarisine uygun olarak inşa edilmiştir.

Ankara, seçkin bale, tiyatro, opera ve halk dansları düzenlemeleri ile hareketli bir sanatsal ve kültürel yaşama sahne olmaktadır. Şehir, özellikle dinleyici sayısı hiç düşmeyen Flarmoni Orkestrası ile ünlüdür.

İLÇELER:


Ankara ilinin ilçeleri; Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan, Yenimahalle, Akyurt, Ayaş, Bala, Beypazarı, Çamlıdere, Çubuk, Elmadağ, Evren, Gölbaşı, Güdül, Haymana, Kalecik, Kazan, Kızılcahamam, Nallıhan, Polatlı ve Şereflikoçhisar' dır.

Akyurt

: Kent merkezine 33 km. uzaklıktadır. İlçeye bağlı Balıkhisar Köyüne 1 km uzaklıkta, M.Ö. 3000 yılı ortalarından itibaren yerleşime sahne olmuş, Eski Tunç Çağına ve sonrasına ait büyük bir höyük bulunmuştur.

Altındağ

: Kent merkezine 1 km. uzaklıkta, Selçuklular , Osmanlılar ve daha eski medeniyetleri kapsayan ilçede; Ankara Kalesi, Augustus Tapınağı, Julianus Sütunu, Roma Hamamı, Cumhuriyet Anıtı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Etnografya Müzesi, Kurtuluş Savaşı Müzesi ve Cumhuriyet Müzesi bulunmaktadır. Ayrıca Karacabey, Ahi Şerafettin, Hacı Bayram Veli Efendi, Karyağdı, Gülbaba ve İzzettin Baba Türbeleri ile Hacı Bayram, Aslanhane, Ahi Elvan, Alaaddin, Zincirli ve Kurşunlu camileri de ilçe sınırları içerisindedir.

Ayaş

: Kent merkezine 58 km. uzaklıktaki Ayaş İlçesi kaplıcaları ile ünlüdür. Karakaya Kaplıcası ile 23 km. batısındaki Ayaş içmelerinin mineralli ve radyoaktifli suların sağlık açısından önemli bir zenginlik kaynağıdır. Karadere Bağlan, Ova Bağları, Arıklar Bağları, Kirazdibi Bağları ilçenin diğer tabiat varlıklarıdır.

Bala

: Ankara'nın güneyinde yer alan Bala ilçesi sınırlarındaki, ilçeye 35 km uzaklıktaki Beynam Ormanları Balâ ilçesinin olduğu kadar Ankara'nın da önemli mesire yerlerindendir. Burası genellikle çam ormanlarıyla kaplıdır.

Beypazarı

: Ankara'ya 99 km. mesafede olan Beypazarı ilçesinin tarihi Hitit ve Friglere kadar uzanmaktadır. Beypazarı'nın bir piskoposluk merkezi olduğu, adının önceleri Lagania Anastasıopolıs olarak değiştirildiği tarihi eser ve haritalardan anlaşılmaktadır.

Beypazarı,

tarihi evleri, gümüş işçiliği ve havucu ile ünlü şirin bir ilçedir. Boğazkesen Kümbeti, Suluhan, Eski Hamam, Sultan Alaaddin Cami, Akşemseddin Cami, Kurşunlu Cami, Rüstem Paşa Hamamı, Gazi Gündüzalp Türbesi (Hırkatepe), Kara Davut Türbesi (Kuyumcutekke), Karaca Ahmet Türbesi, ilçe sınırları içerisinde olup görülmeye değer tarihi mekanlardır.
Ad:  ANKARA GİF.gif
Gösterim: 2168
Boyut:  991.7 KB

İlçeye 10 km. uzaklıkta bulunan Tekke Yaylası, 44 km uzaklıktaki Karaşar beldesinde bulunan Eğriova Yaylası ve Gölü, Dereli köyü civarında peri bacalarını andıran yapılar ilçenin ilgi çekici yerleridir.

Çamlıdere :

Ankara'nın kuzeybatısında yer alan Çamlıdere ilçesinin şehir merkezinden uzaklığı 108 km. dir. İlçede Selçuklu dönemine ait Peçenek Beldesinde bir Camii bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Bizans Dönemine ait mezar ve yerleşim yerleri kalıntılarına da rastlanılmaktadır.

Çankaya

: Çankaya İlçesi, şehir merkezine 9 km. uzaklıktadır. Ankara'nın önemli ilçelerinden olan Çankaya İlçesi, ili merkezine yakın pek çok semti içine alır. Atatürk Orman Çiftliği, Eymir Gölü, Elmadağ Kayak Tesisleri, Ahlatlıbel Spor ve Eğlence Merkezi ilçe sınırlarındadır.

Anıtkabir, Atatürk Müzesi, Atatürk Anıtı (Zafer Anıtı-Sıhhiye), MTA Genel Müdürlüğü Tabiat Tarihi Müzesi, Güvenlik Anıtı, Etnografya Atatürk Anıtı, Doğa Tarihi Müzesi, ODTÜ Arkeoloji Müzesi, Devlet Resim ve Heykel Sergi Salonu, Anıt Park, Botanik Bahçesi, Abdi İpekçi Parkı, Güven Park, Kurtuluş Parkı, Kuğulu Park, Milli Egemenlik Parkı, Ahmet Arif Parkı, 100. Yıl Kapalı Yüzme Havuzu, Belediye Buz Paten Sahası gibi spor alanları, Oyuncak Müzesi (Cebeci-Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi), Hitit Anıtı, Atakule, TBMM ilçenin başlıca turistik yerlerindendir.

Çubuk

: Çubuk, Ankara şehir merkezine 39 km uzaklıktadır. Aktepe' de bulunan bir kale harabesi ve Karadana Köyünde Oyulu Kaya Mezarı Hitit kalıntılarıdır.
Çubuk II. Barajı drenaj alanında bulunan ormanlık ile Karagöl mevkiinde bulunan ormanlık alanlar önemli mesire yerleridir.

Elmadağ

: Kent merkezine 41 km. uzaklığındadır. Kökü Selçuklulara kadar uzanan halıcılık, el dokuması, kilim, heybe ve çantalar kültür zenginliklerini günümüze kadar getirmiştir.

Etimesgut :

Etimesgut ilçesinin Ankara şehir merkezine uzaklığı 20 km. dir. Gazi Tren istasyonu ve Atatürk'ün İstanbul'a gidiş gelişlerinde uğurlandığı Etimesgut Tren İstasyonu tarihi yapı özellikleriyle dikkat çekicidir. Etimesgut'a adını veren Ahi Mes'ud, Ahi Elvan gibi Türk büyüklerinden, Ahi Elvan Hazretlerinin Türbesi Elvanköy' de Elvanköy Cami avlusunda bulunmaktadır.

Evren

: İl merkezine 178 km. uzaklığındadır. Çevrede rastlanan höyük ve kilise, kale kalıntıları bu yörenin İslamiyetten çok önceleri yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. İlçe sınırları içerisinde Evren-Sarıyahşi yolu üzerinde Evren' e 2 km. uzaklıkta bir höyükte bin yıla ait seramik kalıntılarına rastlanmıştır. Çatalpınar Köyünün 2 km güneybatısında bulunan Sığırcık Kalesi Geç Bizans ve Osmanlı Dönemine aittir.

Gölbaşı

: Ankara'ya 20 Km. uzaklıktaki Gölbaşı ve çevresi Ankara'nın mesire, sayfiye, turizm ve sanayi bölgesi durumundadır. Mogan ve Eymir Gölleri, doğal güzelliği, temiz havası ve balık üretimi ile ilçeye turistik bir değer kazandırmaktadır.
İlçe sınırlarında, İncek, Hacılar ve Tulumtaş köyleri arasındaki Karayatak Tepe Mevkiinde yer alan Tulumtaş Mağarasında görülmeye değer dikit, sarkıt ve sütunlar bulunmaktadır.

Haymana

:Kent merkezine uzaklığı 73 km. olan Haymana kaplıcalarıyla dünyaca ünlüdür. Kaplıcaların tarihi Hititlere kadar uzanmaktadır. Hititlerden sonra Romalılar devrinde kaplıca tesisleri yeniden onarılmış, ayrıca kaplıcanın 1-1.5 km doğusunda halen harabeleri bulunan bir şehir kurularak, bu bölge bir su tedavi merkezi haline getirilmiştir.

Kalecik

: Kent merkezine 71 km. uzaklıktaki Kalecik ve civarının ilk defa M.Ö. 3500-4000 yıllarında erken Kalkolitik Devirde iskan edilmiş olduğu tahmin edilmektedir. Hasbey, Saray, Tabakhane Camileri, Kazancıbaba, Alişoğlu Türbesi ile Kızılırmak üzerindeki Develioğlu Köprüsü ve Kalecik Kalesi belli başlı tarihi eserleridir.

Kazan

: Kazan' ın şehir merkezinden uzaklığı 45 km. dir. İlçenin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan kazılar sonucu çıkan birçok tarihi eser, çok değişik medeniyetler zamanında ilçe ve köylerinde yerleşim olduğunu göstermektedir.

Keçiören

: Keçiören ilçesinin Ankara şehir merkezine uzaklığı 3 km. dir. Ankara'nın Merkez ilçelerinden biridir. Mustafa Kemal'in Kurtuluş Savaşına hazırlandığı ve karargah olarak kullandığı Ankara Eski Tarım Okulu bugün müze olarak Keçiören sınırları içerisindedir.

Kızılcahamam

: İl merkezine 83 km. uzaklıkta bulunan Kızılcahamam Ankara'nın en yoğun orman örtüsüne sahip olan yerleşim yeridir. Maden suyu bakımından oldukça zengin olan Kızılcahamam'a 16 km uzaklıktaki Şey Hamamı Kaplıcası ülkenin önemli kaplıcaları arasındadır.

Mamak

: Mamak ilçesinin şehir merkezine uzaklıgı 7 km. dir. İlçede kültür hizmetlerini yerine getirmek için şimdiki Belediye Başkanlık Binasının yer aldığı Konservatuar Binası bulunmaktadır. Ayrıca 75. Yıl Cumhuriyet Anfi Tiyatrosu, kültürel faaliyet varlıklarından sayılabilir.Tabiat varlıkları olarak Hatip Çayı, Bayındır Barajı ve önemli 4 mesire yerlerindendir.

Nallıhan :

Nallıhan'ın şehir merkezine uzaklığı 161 km. dir.İlçe merkezi 1599'da Vezir Nasuhpaşa' nın burada bir han yaptırmasıyla teşekkül etmiş, adını bu Han'dan almıştır. Halen çatısı yıkık olan Han ile birlikte cami ve hamam da yapılmıştır. İlçede, Uluhan (Köstebek) Köyünde 17. Yüzyılda inşa edilmiş olan Uluhan Cami de diğer önemli bir eserdir.
Ad:  mogan gölü.jpg
Gösterim: 1254
Boyut:  54.5 KB


Polatlı

: Polatlı ilçesinin şehir merkezine uzaklığı 78 km. dir. Bugünkü Polatlı'nın 20 m. kuzeybatısına düşen Yassıhöyük Köyü ve çevresi bölgede gerçek bir tarih başlangıcı sayılabilir. Bu çevrede 86 adet tümülüs ve kral mezarları ve kalıntıları ilçe merkezinde de tümülüs ve şehir kalıntıları bulunmaktadır.

Şereflikoçhisar

: Şehir merkezine 148 km. uzaklıktadır. İlçede, Türkiye'nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü bulunmaktadır. Kuzeyinde bulunan Hirfanlı Baraj Gölünde balıkçılık yapılmaktadır. Tuz Gölü, Kurşunlu Camii, Koçhisar Kalesi ve Parlasan Kalesi, ilçenin tarihi ve turistik zenginliklerini oluşturur.

Yenimahalle

: Yenimahalle'nin şehir merkezine uzaklığı 5 km. dir. Kent Merkezinde yeralan Yenimahalle'nin tarihini vurgulayan eserler arasında Selçuklu Hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından 1222 yılında eski Bağdat Ticaret yolunun geçtiği Ankara Çayı üzerinde yaptırılan Akköprü sayılabilir. Tarihi özelliğini hala korumakta olan Köprü, 4 büyük, 3 küçük olmak üzere 7 kemerden oluşmuştur.

NASIL GİDİLİR


Karayolu

: Ankara'dan Türkiye'nin her tarafına otobüsle ulaşım olanağı vardır.
Otogar Tel : (+90-312) 224 10 00

Havayolu

: Uluslararası Ankara Esenboğa Havalimanı, şehir merkezine 25 km. mesafededir. Ulaşım HAVAŞ servisleriyle sağlanmaktadır.
Hava Limanı Tel : (+90-312) 398 00 00/1517 - 398 05 50 --398 00 00/1649

Demiryolu

: Ankara-İstanbul, Ankara-İzmir, Ankara-Balıkesir, Ankara-Isparta-Burdur, Ankara-Zonguldak, Ankara-Adana, Ankara-Elazığ-Diyarbakır güzergahlarında trenle ulaşım mevcuttur.
İstasyon Tel : (+90-312) 311 49 94 - 310 65 15

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 2 Kasım 2016 17:08

Benzer Konular

11 Eylül 2008 / Misafir Taslak Konular