Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Ziyaretçi tarafından 19 Aralık 2008 (12:49) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
215995 kez görüntülenmiş, 22 cevap yazılmış ve son mesaj 18 Şubat 2014 (21:58) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.39  |  Oy Veren: 49      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 19 Aralık 2008, 12:49

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#1 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
osmanlıki mesleklerin adları ve özellikleri
Rapor Et
Reklam
Eski 19 Aralık 2008, 13:13

OSMANLIDA MESLEKLER

#2 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
OSMANLIDAKİ MESLEKLER VE HAKKINDAKİ BİLGİLER
Rapor Et
Eski 19 Aralık 2008, 13:13

OSMANLIDA MESLEKLER

#3 (link)
Ziyaretçi
Ziyaretçi
Ziyaretçi - avatarı
OSMANLIDAKİ MESLEKLER VE HAKKINDAKİ BİLGİLER VERİRİ MİSİNİZ?
Rapor Et
Eski 19 Aralık 2008, 13:26

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#4 (link)
Eski Üyelerin Ruhları
Blue Blood - avatarı
Hemen hemen günümüzdeki meslekler Osmanlı İmparatorluğu dönemindede mevcuttu.

Vezir-i Azam:Padişahtan sonraki en yetkili devlet adamıdır. Padişahın mührünü taşırdı.Bugünkü başbakandır.
Vezir:Sadrazamdan sonraki en yetkili kişidir. Sadrazamın verdiği görevleri yapardı.
Kazasker: Anadolu ve Rumeli'de olmak üzere iki ayrı kazasker bulunurdu. Adalet işlerine bakardı. Ayrıca kadı ve müderrislerin atamasını ya da görevden alma işini yapardı. Bugünkü yargı görevini yaparlardı.
Defterdar:Anadolu ve Rumeli'de iki ayrı defterdar vardı. Rumeli'deki baş defterdardı. Maliye işlerini yapardı. Bugünkü Maliye bakanlığı görevini yürütürdü.
Nişancı:Tapu,kadastro,fethedilen yerleri gelirlerine göre deftere kaydetmek işlerini yürütürdü.
Şeyhülislam:Devlet'te iken verilen kararların İslam'a uygun olup olmadığına karar verir, bu karara fetva denirdi. Sadrazamla eşit rütbedeydi.
Kaptan-ı Derya:Donanma ve denizcilikle ilgili işlerden sorumludur. İstanbul'dayken Divan toplantılarına katılırdı.

Divan-ı Hümayun 2.Mahmut dönemi'de kaldırılarak yerine nazırlıklar(bakanlıklar)kuruldu.


MUSAVVİR: tasvir edenler
NAKKAŞLAR: süsleme yapanlar
ZERGERAN: kuyumcular
SİMKEŞHAN: gümüş işlemeciliginin yapıldıgı yer
ZERGUDAN: altın işleyen
PİSTUNDUZAN: kürkçüler
ZERNİŞANİ: altınla süsleme yapanlar
KUFTEGERAN: maden üzerine süsleme yapanlar
ŞİMŞİRGERAN: kılıçcılar
KARTGERAN: bıçakcılar
SİPERDUZAN: kalkancılar
ÇİLİNGERAN: anahtar ve kilitci
KAZGANYAN: kazancılar
ABA-I BAFAN: yün dokumacıları
KAŞ-İGERAN: çiniciler
CAMGER: camcılar
HAKKAK: oymacılar
KAZZAZLAR: ipekçiler
DÜZ: terziler
MİŞGER: bakırcılar
KALIÇECİ: halıcı
ZİHGİRCİ: okun arkasında parmagını taktıgın yüzük
HALLAÇ: pamuk yün didici
MÜCELLİT: ciltci
MIKRIPHAN: sazcı
Rapor Et
Eski 19 Aralık 2008, 22:41

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#5 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
  • Keçecilik
  • Kosumculuk
  • Hasircilik
  • Nalbantlik
  • Esanscilik
  • Semercilik
  • Kasikcilik
  • Sedefkarlik
  • Zembilcilik
  • Urgancilik
  • Tas Isciligi
  • Çömlekcilik


Keçe, yün, kil ya da pamugun islak ortamda çignenip dövülerek liflerinin birbirine kaynasmasiyla elde edilen ve örtü, yaygi, çadir, giysi yapiminda kullanilan kaba kumastir. Keçe Orta Asya’dan beri Türkler tarafindan bilinmektedir. Osmanlilarda Konya, Diyarbakir, Afyon, Isparta, Usak, Urfa, Bursa keçe üretim merkezleri olarak tanindi. Ahilik örgütleri içinde yer alan esnaf loncalarinda keçecilik, önemli bir yer tutuyordu. Kalfa ve ustalar 6-7 yil süren hairlik dönemlerinde yün ditme, yün atma, ayakla yün tepme, kaliba yün hazirlama, hamamda keçe pisirme gibi yöntemleri ögreniyorlardi. Basa Dönüs

,,

Kosum, bir kosum hayvaninin araba, kagni gibi araçlara ya da saban, pulluk gibi aletlere kosulmasini saglayan kayis takimidir. Kosumcu, cesitli kosum parçalarini yapan kimsedir. Ilk kosum takimlarina M.O. 4 yy’da Mezopotamya’da rastlanmaktadir. Günlük hayatinda ve meydana getirdigi uygarliklarda atin büyük yeri olan Türkler kosum takimlarini Orta Asya’dan beri kullanmaktaydilar. Bugün kosumculuk, kosum hayvanlarinin önemini kaybetmesiyle birlikte kaybolmaya yüz tutan bir meslek haline gelmistir. Basa Dönüs

,

Hasir, kurumus bitki saplari ve saz gövdelerinin birbirine geçirilmesiyle örülen, genellikle taban dösemesi bazen duvar ve tavan kaplamasi olarak kullanilan bir cins yaygidir. Hasirlar, yapildigi sazin incelik, kalinlik ve türüne göre Trablus hasiri, Misir hasiri, Kaba hasir vb.adlar alirdi. Boyanmis sazlarla hasirlara desenler yapilirdi.Osmanlilarda hasircilik, XVII.yy’dan baslayarak önemli zanaat kollarindan biri durumuna geldi. Istanbul’da Hasircilar Çarsisi adiyla çarsisi bile vardi.Günümüzde hasircilik sadece kirsal kesimde belli oranda devam etmektedir. Basa Dönüs

,

Nalbantlik, At, essek, katir gibi binek ve hizmet hayvanlarinin toynaklarina koruma amaciyla nal çakma zanaatina nalbantlik denir. Nallar hayvanin toynagina “nal tokmagi”denen tahta tokmaklar ya da nallama adi verilen özel çekiçle çakilir.Geçmiste ulasim, tasimacilik ve çesitli hizmetlerde hayvanlarin yaygin olarak kullanilmasi nedeniyle, nalbantlik 20.yüzyilin ilk yarisina kadar önemini korudu.Osmanli ordusunda nalbant ihtiyacini karsilamak üzere,bir Askeri Baytar Mektebi’nin kuruldugu biliniyor. Basa Dönüs

,,

Esanscilik, iki kapakli dört tarafi cam bir kutu içine yerlestirilmis küçük siselerde esans satma isidir.Esancilar genellikle köy, kasaba ve sehirlerin pazar yerlerinde, kahvehane, lokanta gibi toplu yasama mekanlarinda dolasir; belli ücret karsiliginda bir miktar esansi bir enjektör araciliyla müsterilerin üzerine püskürtürlerdi. Esansciligin dev bir sektöre dönüstügü günümüzde, eski tip esanslara ve esanscilara çok çok az rastlanmaktadir. Basa Dönüs

,,

Semer = Beygir,katir,esek gibi hayvanlarin sirtina yük baglamak bazende binmek için kullanilan, agaç bir iskeletin sazla doldurulmus “yatak”tan olusan üstlügüdür. Semer genellikle agaç, çuval ve sazdan yapilir.Yük baglamak ve binek hayvanina rahat binmek için kullanilir. Semerler boyunlu ve çatal semer olarak ikiye ayrilir. Ilk kez Araplar ve Iranlilar tarafindan kullanildigi söylenir. Türklere de onlardan geçmistir. Basa Dönüs

,,

Kasikcilik, Anadolu’da, ilk kasiga, Çatalhöyük ve Hacilar’da rastlanmistir.(M.Ö. 7-6 binyil). Kasiklar Anadolu’da yapildiklari malzemeye göre adlandirilir. Önce topraktan yapilan kasiklar daha sonra tahtadan ve madenden yapilmaya baslandi. Tahta kasiklar daha çok simsir, ardiç, gürgen, mese, armut, karaagaç, gibi agaçlardan, metal kasiklar ,demir, bakir, pirinç, gümüs ve altindan yapilir. Anadolu’da kasiklari ile ünlü merkezler arasinda Konya, Akseki, Kas, Gedi, Gevye tarakli, Bolu, Kastamonu, Bergama, Bursa, Eskisehir, Anamur, Silifke özellikle anilabilir. Basa Dönüs

,

Sedefkarlik , sedef üzerinde çalisma, sedef kakma esya yapimidir. Bu isi yapan ustalara da sedefkar denirdi. Sedefkarlik Osmanlilar’da önemli bir meslekti. Özellikle 16.yy’da kendine özgü bir üslup kazanmisti. Osmanli Sarayinda sedefkarlarin çalistigi özel atölyeler vardi. Bunlar, tahtlardan saltanat kayiklarina kadar, padisahlarin pek çok esyasi üzerinde bu ince sanati uygulama imkani buluyorlardi. Bugün önemini büyük ölçüde kaybeden sedefkarlik konusunda Topkapi Sarayi’nda sedef kakmali esyalarin restorasyonuyla ilgilenen bir bölüm bulunmaktadir. Basa Dönüs

,,

Hasirdan ya da sazdan örülerek yapilmis kulplu torbaya zembil denir. Selçuklular’in ve Osmanlilar’in günlük hayatinda zembil esyalarinin büyük önemi vardi. Sanayilesmenin gelismesiyle birlikte zembil esyalarin günlük hayat içindeki önemi büyük ölçüde kaybolmustur. Bugün zembil esyalari, daha çok kentlerin varoslarinda ve kirsal kesimde üretilmekte ve kullanilmaktadir. Basa Döns

,,

Urgancilik, urgan yapim ve satis isidir.Urgan kenevir, keten, jut, pamuk gibi dogal liften yada poliamid, polyester gibi sentetik liften yapilr. Insanlik tarihinde önemli bir yere sahip olan urgancilik mesleginin geçmisi Antikçaga kadar uzanmaktadir. Sanayilesmenin gelismesi, sicim ve urganlarin mekanik olarak üretilmesiyle birlikte günümüzde urgancilik meslegi, kaybolan meslekler arasina katilmistir. Basa Dönüs

,,

TAS ISÇILIGI, Yerlesik hayata geçmeleriyle birlikte Türklerin hayatinda tasin önemli bir yeri olmustur. Selçuklular’dan baslayarak Türkler, tasi sanatkarane bir sekilde islemeye, kemer ve nakis süslemeye büyük önem vermislerdir. Han, hamam ve kervansaraylarda, bugün bile hayranlikla izlenen benzersiz örnekler ortaya koymuslardir. Günümüzde hem tasin öneminin azalmasi hem de “sanatkar” bakisin kaybolmasiyla birlikte tas isçiligi de giderek azalmaktadir. Basa Dönüs

,,

Cömlekcilik Çömlek,topraktan yapilan ve pisirilerek saglamlastirilan kap, tenceredir.Çömlekcilik, Anadolu’da cilalitas devrinden beri bilinmektedir. Özellikle Mersin, Çatalhöyük, Hacilar, kültepe ve Bogazköy çömlekleriyle ünlüdür. Günümüzde bilinen en eski çanak çömlek örnekleri, Anadolu’da çatalhöyük’te ele geçen ve yaklasik 9000 yil önceye ait seramiklerdir. 12.yy’da Ortadogu’da islam çanak çömlekçileri sir maddesini kil hamuruyla karistirip saydam yumusak porselen yapimini denemislerdir.
Son Düzenleyen buz perisi; 2 Mart 2012 @ 13:10.
Rapor Et
Eski 24 Ocak 2009, 20:17

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#6 (link)
Leventbrc
Ziyaretçi
Leventbrc - avatarı
eskiden kabul gören meslekler nelerdir ?
Rapor Et
Eski 24 Ocak 2009, 20:42

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#7 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
89280592jd5
comlekcilik
Çömlekçilik


esanscilik
Esansçılık


hasircilik
Hasırcılık

dsc05595xq4fa1
kesimcilik
Kaşıkçılık


el2
kececilik
Keçecilik


Kafkas_kecesi
kececilik-Kafkas_kecesi
Keçecilik- Kafkas Keçesi


kosumculuk
kosumculuk
Koşumculuk


f47_1_unutulan_sanatlar_nalbantlik
nalbantlik
Nalbantlık


Osmanli-el-sanati-Sedefcilik_12
sedefkarlik-sedefcilik
Sedefkarlık Sedefçilik


semercilik_nalbantlik_4_bmp
semercilik
Semercilik

4
tas-isciligi
Taş İşçiliği


urgan
Urgancılık

bak%C4%B1rc%C4%B1l%C4%B1k

zembilcilik
Son Düzenleyen buz perisi; 28 Şubat 2012 @ 04:58.
Rapor Et
Eski 24 Ocak 2009, 20:44

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#8 (link)
MsXLabs Üyesi
Keten Prenses - avatarı
ESKİ MESLEKLER


Attarlar (Eczanelerden önce onlar vardı)
Osmanlı döneminde, usta-çırak usulüyle yetişen attarlar, ilaç yapımında kullanılan hammaddeleri satan ve ilaç hazırlayan esnaf topluluğuydu.
Bu meslek erbabı, dış ülkelerden getirilen nebati, hayvani ve cemadi hammaddeleri â??kökçüâ?� denilen esnaftan aldıkları maddeleri ve kendilerince hazırlanan ilaç tertiplerini satıyorlardı. Bunların arasında amel, basur, öksürük hapları, pehlivan yakısı, çocuk macunu ve yara merhemini saymak mümkün.
Kimi İstanbul attarları ise kaliteli hammadde elde etmek için bahçelerinde adaçayı, biberiye, boruçiçeği, hatmi, kekik, kudret narı, oğulotu, reyhan ve zater gibi tıbbi bitkiler yetiştirip yaprak ve köklerini zamanında toplayıp kurutarak tezgaha koyarlardı.
İstanbulâ?? da 17. yüzyılda ilgili maddeler satan 300 macuncu, 41 gülsucu, sekiz ilaç yağı satıcısı, 70 dekçi attar, iki bin hoca attar, 35 amberci, 25 buhurcu, üç bademyağcı dükkanı vardı. Ancak 1850â??lerde bu sayılarda düşüş başladı. Bunda bugünkü eczanelerin çoğalması ve hazır ilaçların ülkeye girmesi etkili oldu.


Ayvazlar (Her biri emre amade)
Avrupa malikanelerindeki servantların bir benzeri olan ayvazlar, XVIII. Yüzyılda Osmanlı yaşantısına katıldı.
İşe koyulmuş, hazır bekleyen anlamına gelen bu kelime, çoğu Van yöresinden gelen ve konaklarda çalışma imkanı bulan Ermeni gençlerine deniyordu. Kimi zaman Kürtlerâ??den de ayvazlık yapan oluyordu. Tercih sebepleri ise beden gücüne sahip işlerde becerikli olmalarıydı. Ayvaz istihdamı, Osmanlıâ??nın batıya açılışıyla birlikte yazın sayfiyelere kışın konakları arası ilişkilerin artmasıyla yaygınlaştı.

Konaklardaki ayvazlar bekçilik yapar, geleni karşılar, oda kapılarında emir için bekler, yemek servisi yapar, odun kırar, su taşır, çarşı Pazar işlerine bakar ve gerektiğinde kayıkçılık bile yapardı. Ayvazların ahır ya da ambara bitişik olan kaldıkları yere ise ayvaz evi denirdi. Ayvazlar kalıpsız fes, hem Ermeni hem de ayvaz olduklarını gösteren mor veya mavi bir puşi, sırtlarında sarta yada omuzdan iliklenen kapalı yelek, siyah şalvar, kaba kundura, renkli çorap ve siyah kuşak giyerlerdi. II. Meşrutiyet döneminde yaşanan kıtlıkla birlikte varlıkları sona erdi.



Cezzarlar (Seyyar kasaplar)
Şehirlere yerleşimin artmasıyla birlikte pek çok esnaf gibi cezzarlar da yerleşik düzene geçti.
Esnafın henüz yerleşik hayata geçmediği eski dönemlerde cezzarlar, tıpkı ciğerciler gibi omuzlarında üzerine etler dizilmiş bir sırık, ellerinde etleri kesecek büyük bir bıçak ve bellerine bağlı bir peştemalla sokaklarda dolaşırlardı.

Mallarını satabilmek için de â??semizâ?� ya da â??semiz etlerim varâ?� diye bağırırlardı. En çok satışı pazarlarda yaparlardı. Şehirlere yerleşimin artmasıyla birlikte pek çok esnaf gibi cezzarlar da yerleşik düzene geçti.



Çığırtkanlar (Olmazsa olmazlar)
Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı.
Herhangi bir şey üzerine ilgi toplamak, müşteri çekmek için yüksek sesle bağırtılan adamlardı. İstanbulâ??da çarşı Pazar boylarında kendilerine mahsus edebiyatı olan bir tabakaydı.

Sokaklarda seyyar dolaşan satıcıların her birinde bir çığırtan çalışması zorunlu gibiydi. Bunların başında da Mahmutpaşa çarşısı ve Büyük Kapalıçarşı dükkanlarının çığırtkanları geliyordu.



Kassarlar (Havuzda kuru temizleme)
Eski kayıtlarda kassar şeklinde tesadüf edilen çırpıcı kelimesi Türk diline â??çırpmakâ?� kökünden geldi.
Eski kayıtlarda kassar şeklinde tesadüf edilen çırpıcı kelimesi Türk diline â??çırpmakâ?� kökünden geldi. Boyalı şeyleri çırpıp suya vuran anlamına gelir.

Kassarlar ise özel bir şekilde inşa edilmiş taş havuzlarda halı, kilim, tülbend, keçe ve benzeri şeyleri yıkama yani suda çırparak temizleyen kişilere denirdi.



Kemankeşler (Geçmişin okçuları)
Ok, Türklerâ?? in savaşta en büyük silahları, okçuluk da barışta en büyük sporlarıydı.
Türk boyları dünyanın dört bir yanına dağılırken ok ve yayı da beraberlerinde götürürdü. Osmanoğulları da fethettikleri her diyarda bir okmeydanı inşa ederlerdi. Fetihten sonra İstanbulâ??da da bir okmeydanı kuruldu. II. Bayezid döneminde buraya bir de okçular tekkesi yapıldı.

Tekkede toplantı ve idman salonlarının yanı sıra hocalar için özel daireler, kemankeş denilen okçulara ücretsiz yemek dağıtan bir aşevi vardı. Ancak okmeydanında ok savurmak için okçu lisansı sayılan â??kabzeâ?� alınması şarttı. Bunun için 900 gez (596 m) mesafeye ok düşürmek gerekiyordu.



Mahyacılar (Sadece Ramazan ve bayramlarda çalışırlardı)
Kurulmadan önce kareli bir kağıt üzerine kalıbı hazırlanıp kandillerin yeri belirlenirdi.
Ramazan ve bayram gecelerinde çift minareli camilerde iki minare arasında gerili iplere kandiller asarak yazı yazma ya da şekil yapma geleneği, İslam dünyasında sadece Türklere özel olup özellikle İstanbulâ??da gelişmiş bir sanattı.
Mahyacılar, çifte minareli camilerin minarelerinin arasında â??dış mahyaâ?�; Ayasofya, Sultanahmed, Süleymaniye ve Nuruosmaniye camilerine de â??iç mahyaâ?� kurarlardı. Bir mahya için yaklaşık 8 kg yağ harcanırdı. Kurulmadan önce kareli bir kağıt üzerine kalıbı hazırlanıp kandillerin yeri belirlenirdi.



Sakalar (Günümüzün sucuların yaya hali)
Eski İstanbul evlerinde su ihtiyacı çeşitli şekillerde karşılanırdı.
En basit çözüm tabii ki her evin yakınındaki çeşmelerdi. Fakat onlarda çok kalabalık olurdu. Böylece saka loncası, evlere para karşılığında su taşıyan kişileri bir araya getirdi. Bu 19. yüzyılın sonuna kadar devam etti. Saka, her gün bıraktığı kırba sayısı kadar evin kapısının kenarına tebeşirle işaret koyardı.
Ay sonunda da paralarını toplardı. Fakat hemen hemen her ay müşteriyle saka arasında para toplama zamanı gelince kavga çıkardı. Bazı kesimlerse sakalardan şikayetçiydi çünkü sakalar bazı çeşmeleri kendi mülkleriymiş gibi kullanır buradan su aldıktan sonra çeşmenin suyunu da kesip giderlerdi.



Savatçılar (Modası 150 yıl geçmedi)
Arapça â??karaâ?� anlamına gelen sevad sözcüğünden gelen savar, gümüş üzerine kara nakışlar yapılan bir sanat dalıydı.
Savat yapılmadan önce önce bu işin tatbik edileceği eşyaların; tokaların, kemerlerin, hançer kabzalarının, tütün tabakalarının, muskaların ve dua taslarının yüzeylerine kalemkarlar tarafından çeşitli şekillerin işlenmesi gerekirdi. Bundan sonra savatçılar belirli oranlarda gümüş, bakır, kurşun ve kükürt karışımından elde ettikleri bir alaşımı dövüp tülbentten geçirerek ince siyah bir toz hazırlarlardı.

Bunu söz konusu motif, yazı ve resimlerin üzerine kuru olarak sıvayarak â??ekme savatâ?�, toza boraksla karıştırıp macun haline getirdikten sonra sürmek suretiyle de â??sürme savatâ?� yaparlardı. I. Dünya savaşı öncesinde Vanâ??da 120 dükkanda 400 dolayında savatçı ustası ve kalfası vardı. Ayrıca Sivas, Erzincan, Trabzon ve Samsunâ??da da bu sanat çok gelişmişti. Öyle ki savatlı Türk tabakaları tim Avrupaâ??da özellikle de Paris kuyumcularında kendine yer edinmişti. Anayurdu Dağıstan olan savatçılık, Osmanlıâ??da 150 yıl kadar altın devrini yaşadı.



Seleciler (Ruhsatlı dilenciler)
Yünden hırkaları, ellerinde alemleri, başlarında hasırdan destarları olan dilenciler 16. ve 17. yüzyıl Osmanlısıâ?? nda yedi bin taneydi.

Tanzifatçılar (Zamanın çöpçüleri)
Pirleri Verrad Berberi olan tanzifatçılar, 17. yüzyılda 500 nefer kadardı. Üzerilerinde kırmızı ve siyah meşin kaftanlar vardı. Başlarında teke ve hamid külahları, omuzlarında uzun sırıklar üzerinde çapa demir, arkalarında müdevver ağaç tenekeler, ellerinde kazmalar, süpürge, kürek, omuzlarında zembil, harar ve har ü haşak sepetleri bulunur, ta ki kasıklarına kadar battal siyah çizmeler giyerlerdi.
â??Çöp çıkaramâ?� diye bağırarak sokaklarda dolaşır, evlerin kapılarını çalarak aldıkları çöpleri sırtlarındaki küfelere yükleyerek götürürlerdi. Bu kişiler çoğunlukla ermeniydi. O zamanlar şehrin meydanları gayrımüslimlere temizlettirilir, caddeleri yeniçeriler süpürür, sokakları mahalle halkı süpürürdü. Ama yine de İstanbulâ??un çok temiz bir şehir olduğu söylenemezdi.




Son Düzenleyen buz perisi; 2 Mart 2012 @ 13:12.
Rapor Et
Eski 4 Mart 2009, 18:39

Geçmişten günümüze popülerliğini kaybeden meslekler nelerdir?

#9 (link)
bilibilibili
Ziyaretçi
bilibilibili - avatarı
geçmişten günümüze azalan az kullanılan meslekler
Rapor Et
Eski 4 Mart 2009, 18:52

Eskiden kabul gören gözde meslekler nelerdir?

#10 (link)
SEDEPH
Ziyaretçi
SEDEPH - avatarı
Eski Mesleklere Ne Oldu?


Eski Mesleklere Ne Oldu?
Eski Meslekler Otomasyon teknolojileri, modern hayat, talebin ortadan kalkması, bazı durumlarda da mesleğin inceliklerini öğretecek insanların yok olması nedeniyle artık bazı meslekler Eski Meslekler olarak anılmaktadır. Eski Meslekler her ne kadar eski olarak anılsa bile ihtiyaçların tekrar hasıl olması nedeniyle zaman zaman birden ortaya çıkabiliyor. Hipodromda görev alacaklara yonelik Nalbantlık ve Koşumculuk gibi.Aşağıda çeşitli Eski Mesleklerin listesi verilmektedir. Ayrıntıya ilgili bağlantıdan erişebilirsiniz. Burada asıl konumuz eski mesleklerin tanıtılmasından ziyade Kaybolan eski Meslekler hakkında bir değerlendirme yazısıdır.
  • Bakırcı
  • Bıçakçılık
  • Çarıkçılık
  • Çömlekçi
  • Esansçılık
  • Nalbantlık
  • Hasırcılık
  • Kaşıkçılık
  • Keçecilik
  • Kesecilik
  • Koşumculuk
  • Saraçlık
  • Sedefkarlık veya Sedefçilik
  • Semercilik
  • Tabaklık
  • Taş İşçiliği
  • Urgancılık
  • Zembilcilik

Eski Mesleklere Ne oldu?
Meslekler vardı eskiden aile boyu çoluk çocuğun bile çalıştığı işleri yetiştirebilmek için. Yedi nesline geçim temin edeceği düşünülürdü meslek erbabının. Çuvalla para kazanırlardı. Çok zaman konu komşusu takılırdı “nereye koyacaksın bu kadar parayı” diye. Sonra zaman geldi işleri azalmaya başladı. Çoluk çocukla birlikte bütün ailenin çalıştığı halde müşterilerinden işleri bitiremediği için şikâyetler alan emektar sanatkârlar, müşteri beklemeye başladılar. Gözleri yollara bakar oldu. Her sabah hevesle duayla açtılar ekmek kapılarını, sağı solu süpürdüler ama gözleri yollarda kaldı hep… Akşamları boynu bükük döndüler evlerine günlerce haftalarca. Önce çocuklar terk etti güzide meslekleri. İnatla direndiler ayakta kalabilmek için. Bu yaştan sonra da ne iş değişirdi, ne de ömre bedel meslek. Çoğu yerde dünya ile birlikte terk edildi meslekler, bir bir kapandı ekmek kapıları.
Hepsi gözünüzün önüne gelmiştir. Nalbantlar, Tabakçılar, Semerciler, Kalaycılar, Bakırcılar, Sepetçiler, Değirmenciler, Kispetçiler, daha pek çok meslek dalı en önemli geçim kaynakları iken, birer birer gösterilir hale geldi. Teknolojiye, değişen ihtiyaçlara yenildiler çaresiz…
Köylerimizde her kapıda bir çift öküz, manda, at ya da eşek bulunurdu çeki gücünden yararlanılan. Her çift sezonunda hayvanların nalları yenilenir, çift sürerken düşen nalların yerine yenileri takılırdı. Çift sezonunda, hasat harman dönemlerinde nalbantlar gece gündüz çalışır işlerini bitiremezlerdi. Daha önceleri nakliye işleri de çeki hayvanlarıyla yapılırken, yol boylarında da şimdiki lastikçiler gibi nalbantlar bulunurdu. Köylerimizde ne öküz kaldı ne manda gücünden yararlanılan. Yerini traktörler aldı kısa zamanda. Hızla makineleştik. Nalbantların yapacakları pek bir şey kalmadı ve bir bir kapandı dükkanların kapıları.
Nalbantlık, günümüzde gereksiz gibi görünse de, aslında geçmişteki kadar ihtiyaç var bu mesleğe ve meslek erbaplarına. Kapalı sistem süt sığırcılığında, hayvanlar gezdirilmediği için sürekli tırnak sorunları ortaya çıkmaktadır. Hayvanların tırnak bakımlarının yapılması, hatta nallanması önemli yararlar sağlamakta, ancak bu işleri yapacak nalbant bulunamamaktadır.
Deri işleme tabakhanelerde yapılırdı. Hemen her ilçede onlarca tabakhane bulunurdu. Ailece çalışılır, herkes bir işin ucundan tutardı. Neredeyse hiç masrafsız deriler temizlenir, debağlanır, kösele haline getirilirdi. Her bir tabakhanede usta, kalfa, çırak 5-6 kişi çalışır, bu meslekten geçim temin eder, aynı zamanda bu mesleği öğrenirdi. Sırayla kapanmaya başladı bu emeğe, alın terine dayalı ekmek kapıları. Kapanmalarında en önemli etken petrol ürünleri oldu. Suni deri ve köseleler yırtıksız, çiziksiz olduğu gibi ucuz olmasıyla deri işlemeyi tüketti yavaşça. Önceleri ekonomik olmadığı, sürdürülebilir bir geçim kaynağı olmadığı iddia edildi. Aslında ikinci önemli sebebi de çalışacak eleman bulamadı bu sektörümüz, işsizliğin diz boyu olduğu ülkemizde. Kolay hayat rahat yaşam felsefesi içinde maalesef birçok mesleğimizin geleceğini sanki kendimiz daraltıyoruz.
İki hafta önce ortaokulda okurken Debağlama işinde çalışmaya başlayan Sayın Necdet KURT beyefendiyle kaybolan mesleklerle ilgili kısa bir sohbetimiz olmuştu. Bize sağ olsun mesleğin inceliklerini, zamanında altın bir bilezik olduğunu anlattı deri işlemenin. İyi de gelir getirdiğini ancak, suni deriye yenildiklerini ifade etti. Gerçekten bundan 4-5 yıl öncesi deri çok pahalıydı. Hatta Kurban Bayramlarında deri toplamayla ilgili THK, vakıflar, dernekler, camiler, bazı köy okulları ciddi faaliyetlerde bulunurlardı. Geçtiğimiz hafta Kurban Bayramını kutladık. Şahit olduğum bir ifadeyi paylaşmak istiyorum. Deriler toplama masrafını bile karşılamıyor diyordu bir dernek yöneticisi. Koyun derisi 3-5 YTL’yi geçmiyor. Dört sene önce 16-17 YTL olan koyun derisinin yüzüne bile bakılmıyor artık. O halde şimdi sorgulamak gerekiyor. Deriler bu kadar ucuzlamış iken, tabakhanelerin çalıştırılması, eski ekonomik güçlerine ulaştırılması mümkün değil midir acaba?
Aslında hedeflenen, eskiye iyisiyle kötüsüyle sorgulamadan sahip çıkmak değil, yeniliği yakalayabilmek adına, yenileşebilmek için, gözden çıkardığımız gerekli değerlerimizi korumak. Maddi olsun, manevi olsun, ne değerlerimiz var yitirdiğimiz, yitirirken gözümüzü kırpmaya bile zaman bulamadığımız. İyi düşünmek gerekiyor, değişmeyen tek şey değişimdir diye bakarken, bu değişimin getirdikleri, götürdüklerinin yerine daha güzelini bırakabiliyor mu? Bunların hesabını doğru yapıp, yaşanılanları hazmederek çıkılmadıktan sonra bir yola, yoldaki engellerden daha çok şikayet ederiz.
Prof. Dr. Harun Baytekin


Alıntıdır..
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.367 saniyede (85.54% PHP - 14.46% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:45
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi