Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Eski masallara örnekler verir misiniz?

Bu konu Soru-Cevap forumunda mervenur245 tarafından 18 Şubat 2009 (14:53) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
25690 kez görüntülenmiş, 20 cevap yazılmış ve son mesaj 30 Mart 2014 (11:37) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.43  |  Oy Veren: 7      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 18 Şubat 2009, 14:53

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#1 (link)
mervenur245
Ziyaretçi
mervenur245 - avatarı
Ordaki en büyük kişiye söylyip bldiği eski bi masalı anlatmasını söyleyebilir misiniz?lütfennn.şimdiden çok tşkkür edermm...
Son Düzenleyen SEDEPH; 18 Şubat 2009 @ 20:05.
Rapor Et
Eski 18 Şubat 2009, 20:08

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#2 (link)
SEDEPH
Ziyaretçi
SEDEPH - avatarı
PADİŞAH İLE İHTİYAR ÇİFTÇİ
Gülistan'dan
Bir gün padişahlar padişahı av için şehirden uzaklaşmış. Yolda giderken pek çok insanın çalıştığı bir tarla görmüş. Merak edip yanlarına yaklaşmış.
Oradaki insanların arasında yaşı doksanı geçkin bir ihtiyar varmış. Bu ihtiyar toprağa bir şeyler ekiyormuş.
Padişah:
- Ne ekiyorsun ihtiyar? diye sormuş.
İhtiyar çiftçi başını bile kaldırmadan cevap vermiş:
- Baharda yeşermesi için ceviz dikiyorum.
Padişah kahkahayla gülmüş.
- Fakat sen çok ihtiyarsın. Şurada iki günlük ömrün kalmış. Neden uğraşırsın? demiş.
Bunun üzerine ihtiyar başını kaldırmış:
- İnsanlar ekip dikmekle zarar etmezler. Başkaları ektiler; biz yedik. Şimdi de biz ekelim; başkaları yesin, demiş.
Padişah bu cevabı çok beğenmiş. Hemen yanındaki adamına dönerek:
- Bu ihtiyara bir kese altın verin, diye emretmiş.
İhtiyar altınları almış ve:
- Gördünüz mü? demiş, benim ağacım daha büyümeden meyve verdi!

ODUNCU İLE İHTİYAR ADAM
Oduncunun biri ırmak boyunda odun keserken baltasını düşürmüş. Ne yapsın? Oturmuş, başlamış ağlamaya. O sırada oradan geçen ihtiyar bir adam oduncunun haline acımış. Irmağa dalmış, bir altın balta çıkarmış. “Bu mu senin baltan?" diye sormuş. Oduncu “Bu değil" demiş. İhtiyar adam yine dalmış, bir gümüş balta çıkarmış. Oduncu “Bu da değil" deyince ihtiyar adam sudan asıl baltayı çıkarmış.
İhtiyar adam oduncuya doğru söylediği için mükafat olarak altın balta ile gümüş baltayı da vermiş.
Oduncu evine dönünce başından geçenleri komşusuna anlatmış. Komşusu onu kıskanmış. Ertesi gün ırmak boyuna gitmiş. Baltasını suya atmış. Sonra başlamış ağlamaya. İhtiyar adam hemen gelmiş.
“Nedir senin derdin?" diye sormuş. Durumu öğrenince ırmağa dalıp bir altın balta çıkarmış. “Bu mu senin baltan?" diye sormuş.
Oduncu çok sevinmiş. “Evet, bu!" demiş. Ama ihtiyar adam onun yalancılığına çok kızmış. Altın baltayı vermediği gibi, asıl baltasını da sudan çıkarmamış.


ALAKARGA İLE KUŞLAR
Ormanlar kralı arslan kuşların da bir kralı olsun istemiş. Bir gün bütün kuşları karşısına çağırmış. “İçinizden en güzelini seçin; size kral olsun" demiş.
Bunu duyan kuşlar su başına gitmişler. Güzelleşmek için yıkanmışlar, taranmışlar. Ama alakarga ne kadar yıkansa, ne kadar taransa yine de güzelleşemeyeceğini anlamış. Hemen bir kurnazlık düşünüp öteki kuşlardan düşen tüyleri toplamış. Sonra hepsini birer birer başına, sırtına, bacaklarına takmış.
Kuşların kral seçecekleri gün gelip çatmış. Hepsi arslanın huzuruna gitmişler. Alakarga durur mu? O da varmış arslanın karşısına. Arslan kuşlara uzun uzun bakmış. Alakargayı göstererek “Doğrusu en güzeliniz bu. Ben size onu kral yapacağım" demiş.
Kuşlar bunu duyunca alakarganın üstüne atılmışlar. Her biri kendi tüyünü bulup geri almış. Alakarga yine alakarga kalmış. Hilesi meydana çıkınca da çok utanmış.


TARLA FARESİ İLE EV FARESİ
Tarla faresi ile ev faresi arkadaş olmuşlar. Bir gün tarla faresi ev faresini yemeğe çağırmış. Ev faresi gelmiş, ama bakmış ki sofrada biraz otla biraz buğdaydan başka bir yiyecek yok, yüzünü buruşturmuş.
Tarla faresine dönerek "Arkadaşım, bu senin yaşamana yaşamak denmez. Buna yoksulluk denir. Bense, bolluk içinde yaşıyorum. Sen de benimle gel. Bizim evdekileri paylaşıp ikimiz de gül gibi geçiniriz." demiş.
Hemen kalkıp yola koyulmuşlar. Ev faresi arkadaşına buğday çıkarmış, incir, peynir, bal, yemiş çıkarmış. Tarla faresi ömründe hiç bu kadar yiyeceği bir arada görmemiş. “Ben ne ettim de bugüne kadar tarlalarda kaldım?" diyerek dövünmüş. Tam yemeğe oturacakları sırada bir adam gelmiş, kapıyı çalmış. İki fare gürültüden korkup her biri bir deliğe girmiş.
İncirden tadacaklarmış; bu sefer de başka biri odadan bir şey almaya gelmiş. Yine bir deliğe kaçmışlar. Bunun üzerine tarla faresi karnının açlığını unutmuş. Arkadaşına dönerek "Arkadaşım, demiş, sen bolluk içinde yiyip içiyorsun, ama türlü tehlikeler ve korkular geçiriyorsun. Ben gidip buğdayla arpamı yiyeyim. Az da olsa, gönül rahatlığı ile yerim" demiş.
Böylece tarla faresi tarlasına dönmüş. Bir daha da halinden hiç şikayet etmemiş.


GRAMERCİ ILE GEMİCİ
(Mesnevî'den)
Bir gün bir dil bilgini gemiye binmiş. Kendini överek "Sen hiç gramer okudun mu?" demiş gemiciye.
Gemici “Hayır " deyince, "Ömrünün yarısı boşa gitti!" demiş.
Gemici bu söze biraz kızmış, ama susmuş ve cevap vermemiş.
Derken sert bir rüzgar çıkmış ve gemiyi girdaba düşürmüş. Denizci dil bilginine bağırarak "Yüzme bilir misin?" diye sormuş.
Dil bilgini "Bilmiyorum" deyince denizci “İşte şimdi ömrünün hepsi gitti. Çünkü gemi birazdan girdaba dalacak ve batacak!" demiş.


FARE İLE DEVE
(Mesnevî'den)


Bir fare bir devenin yularını eline almış; kibirle “Durma, yürü bakalım" demiş.

Uysal deve yürümeye başlamış. Fare de kendini pehlivan sanmış.
Deve farenin düşüncesini anlamış ve içinden "Sabret, şimdi ne olduğunu görürsün " demiş.
Birlikte yürümüşler. Gide gide ancak bir filin geçebileceği büyük bir nehre gelmişler. Fare orada durakalmış.
Deve "Ey şamatacı arkadaşım! Niye durdun? Neden şaşırdın? Hadi nehirde yürü bakalım. Sen benim kılavuzumsun. Hadi hızlı yürü " demiş.
Fare "Ya nehrin suyu derinse, batıp boğulmaktan korkarım " diye cevap vermiş.
Deve “Ben suyu bir kontrol edeyim " diyerek hemen suya yürümüş ve ayağını daldırmış. Sonra "Su dize kadar. Niçin böyle şaşırdın? Aklın başından gitti! " diye sormuş.
Fare "Bana ejderha olan sana karınca gibi gelir. İki diz arasındaki fark açıkça belli. Su senin dizine kadarsa, benim başımı yüz arşın geçer " demiş.
O zaman deve "Öyleyse bir daha böyle küstahlık etme. Yoksa çok sıkıntı çekersin. Kendin gibi farelere karşı kibirlen" demiş.
Fare "Çok pişman oldum. Özür dilerim. Sudan geçmek için bana yol gösterir misin ?" deyince deve acıyıp "Haydi hörgücüme sıçra " demiş.
Fare devenin hörgücüne sıçramış ve birlikte nehrin karşı kıyısına geçmişler.


ANADOLU VE ÇİN RESSAMLARI
(Mesnevî'den)


Bir gün Çinliler resimde daha usta olduklarını iddia etmişler. Anadolulular da “Bunda biz daha kuvvetliyiz." demişler.
Devrin padişahı "Hanginizin daha usta olduğunu anlamak için imtihan etmek gerek." demiş.
Çinliler ve Anadolulular hazırlanmışlar. Anadolulular daha ustaymışlar.
Çinliler "Birer odaya girip ayrı ayrı resim yapalım." demişler.
Arasında perde olan karşılıklı iki oda varmış. Birine Çinliler, diğerine de Anadolulular çalışmak üzere geçmişler.
Çinliler padişahtan yüz renk boya istemişler. İstenilen boyalar verilmiş onlara.
Anadolulu ressamlar "Ne boya ne renk ister. Bunlar pas gidermeye yarar." demişler. Kapıyı kapayıp perde ötesinden odayı cilalamış, bir güzel parlatmışlar.
Çinliler işlerini bitirmişler. Artık açıkça övünüyorlarmış.
Padişah gelip Çinlilerin yaptıklarını görünce aklı başından gitmiş; hayretler içinde kalmış. Sonra Anadoluluların tarafına dönmüş. Aradaki perdeyi kaldırmışlar ki bir de ne görsünler? Karşı odadaki güzel resimler olduğu gibi karşıdaki cilalı duvara yansımış. Resimler daha da güzel görünüyormuş.
Bunun üzerine padişah "Çinlilerin resimleri çok güzel, ama şu duvardaki resimler çok daha güzel!" demiş.


AK BENEKLİ
Çoban Ali her gün erkenden kalkar, koyunlarını otlatmaya giderdi. O sabah da şafak sökmeden uyandı. Yatağının içinde iyice gerindi, uzun uzun esnedi. Kuzu postundan yapılmış tüylü yeleğini giydi. Alelacele yalınayak kulübesinden dışarı çıktı. Ağılın kapısını açtı. Sopasıyla birer birer hepsinin kuyruğundan dürttü.
- Hadi bakalım tembeller! Düşün yola!
Koyunlar, kuzular Ali'yi görünce sevindiler, meleştiler. Ak benekli olanı Ali'nin kucağına atladı, yanaklarını yalamaya başladı.
Ali Ak Benekli'yi çok şımartmıştı. Ak Benekli doğduktan iki gün sonra ayağını taşa çarpmış, yaralanmıştı. Zavallı pek minik olduğu için bir türlü iyileşememişti. Ali gece gündüz onun yanından ayrılmamış, aşağı köyde oturan Senem Nine'nin otlardan yaptığı merhemleri süre süre iyi etmişti Ak Benekli'yi. İşte o gün bu gündür Ak Benekli'yi diğerlerinden bir başka tutar, bir başka severdi Çoban Ali.
Düştüler yola.
Çoban Ali Ak Benekli kucağında, elinde sopa , arkada diğerleri çıngırak sesleriyle kah koştular, kah durdular. Dere boyuna geldiler.
Güneş yükseldi; parladı.
Çoban Ali “Ah bir ağaç olsaydı sırtımı yaslayacak, gölgesinde serinleyecek! " dedi. Böyle derken Ak Benekli'yi kucağından indirdi. Cebinden kavalını çıkarıp başladı çalmaya. Yere, kuru toprağa çömelmiş, çalıyor da çalıyordu Çoban Ali yanık yanık.
Dere boyunda az ilerde Senem Nine'nin kulübesi vardı. Kimsesizdi zavallı kadıncağız. Bir zamanlar Çoban Ali kadar bir torunu olduğunu söylerler köylüler. Kimse bilmez Senem Nine'nin torununa ne olduğunu.
Kimi "Öldü; öldü. Ben biliyorum", kimi de "Kayboldu; kaybolmuş galiba." der, ama kimse sormaya cesaret edemez Nine'ye.
Bir gün biri soracak olmuş; Nineciğin gözlerinden seller gibi yaşlar akmış akmış da hiçbir şey söylememiş.
Yalnız Çoban Ali onun “Ah onlar gelmeden her şey ne kadar güzeldi! Herkes ne kadar mutluydu!" dediğini duymuştu çoğu kez.
"Kimler nine? Kimler geldi buraya?" diyecek olsa Çoban Ali, “Hiç, hiç kimse. Sen bana bakma oğulcuğum. Kendi kendine konuşan bir ihtiyarım işte ben " der, geçiştirirdi Senem Nine.
Çoban Ali bir yandan kavalını çaldı, bir yandan bunları geçirdi aklından. "Zavallı Senem Nine!" diye mırıldandı.
Ak Benekli Çoban Ali'nin üzüldüğünü anladı. Yanına gelip başını onun dizlerine dayadı. Çoban Ali sevdi, okşadı Ak Benekli'yi.
Güneş iyice yükseldi. Öğle oldu. Çoban Ali'nin karnı acıktı. Yerinden doğruldu. İki elinin işaret parmaklarını ağzına götürdü, keskin bir ıslık çaldı. Bunun üzerine bütün koyunlar toplaştılar, meleştiler. Çıngırak sesleri birbirine karıştı.
Senem Nine kulübesinden çıktı. Elini salladı.
- Çoban Ali; gel; taze çörek yaptım.
Çoban Ali sevincinden iki kez takla attı.
- Yaşşaa nineciğim!
Nine iki büklüm, Çoban Ali'ye hizmet ediyordu. Çörekler getirdi, ayran yaptı.
Ali ağzını çöreklerle doldurdu. Ak Benekli'yi de yanına çağırdı.
Senem Nine onların karşısına geçti, oturdu. Gözlerinden iki damla yaş aktı.
- Hey Çoban Ali! Oğulcuğum. Torunum da yaşasaydı, senin kadar olacaktı. Ah onlar gelmeseydi, o adamlar! Her şey ne güzeldi!
Çoban Ali yerinden ok gibi fırladı:
- Söyle nineciğim. Söyle, kimler geldi? Hangi adamlar? Ne olur anlat nine! Torununa ne oldu?
Ali böyle haykırırken Senem Nine'nin dizlerine kapanmış, sımsıkı onun ellerinden tutuyordu.
Senem Nine ağlıyor, bir yandan da Çoban Ali'nin saçlarını okşuyordu.
- Peki Çoban Ali. Anlatacağım oğulcuğum.
Ali ninenin yanına çöktü. Ak Benekli sanki olağanüstü bir şeyler olduğunu anlamış gibi bir nineye, bir Çoban Ali'ye bakıyordu. Çoban Ali Ak Benekli'yi çekti, kucağına oturttu.
Nine bir eliyle gözyaşlarını sildi. Başını kaldırdı. Dere boyunun iki yanını gözleriyle uzun uzun taradı.
- Çoban Ali, şuraları görüyor musun?
İşaret parmağıyla ta uzakları gösterdi. Yine devam etti:
- İşte buraları bir zamanlar yemyeşil ormandı. Çamı, kavağı, meşesi; ne ağaçlardı onlar! Dallarında cıvıl cıvıl kuşlar öterdi... Gölgelerinde köylüler serinlerdi. Mis gibi havasını ciğerlerimize doldururduk. Kuraklık nedir bilmezdik. Bereketli yağmurlar yağardı hep. Kışın kar yağıp da ilkbaharda erimeye başlayınca dere dolup taşardı. Ama o güzelim ağaçlar bizleri selden korurdu.
Çoban Ali merakla sordu:
- Eee nineciğim, ne oldu o güzelim ağaçlara?
Senem Nine hırsla kalktı. Bir elini yukarı kaldırıp yumruğunu sıktı:
- Onlar geldiler, o baltalı adamlar Çoban Ali. Yıktılar, devirdiler ağaçlarımızı. Söktüler köklerinden. Sanki canlarımızı da aldılar gittiler. O gün bu gündür bu toprak çorak, bu toprak kurak...
Çoban Ali yine sordu :
- Torununa ne oldu nine?
Senem Nine yine çöktü yere. Başını iki yana salladı. Kısık bir sesle:
- O kış çok kar yağdı Ali buralara, dedi. İlkbahar geldi. Dağlardaki tepelerdeki karlar başladı erimeye. Bu dere doldukça doldu. Doldu da taştı. Sel bastı her yeri. İşte benim minik torunumu da o sel aldı gitti... Gidiş o gidiş...
Çoban Ali'nin gözleri kocaman açılmış, rengi sapsarı olmuştu. Sanki bir şeylerden korumak istiyormuş gibi Ak Benekli'yi sımsıkı sardı, göğsüne bastırdı. Göz pınarlarından damla damla yaşlar yanaklarına süzülüyordu. "Nineciğim, zavallı nineciğim benim!" dedi.
Senem Nine çocuğu üzdüğünü anlayıp gülümsemeye çalıştı. "Hadi Çoban Ali, kalk. Derle toparla sürünü. Seni üzdüm oğulcuğum." dedi.
Çoban Ali bugünden sonra Senem Nine'nin anlattıklarını hiç unutmadı. Günler, geceler boyu hep düşündü durdu.
Yaz bitti; sonbahar geçti; kış geldi. Lapa lapa kar yağdı. Öyle yağdı ki Çoban Ali günlerce sürüsünü çıkarıp otlatamadı. Yalnızca Ak Benekli'yi yanından hiç ayırmadı.
Bazı geceler Çoban Ali neşelenir, ocağın karşısına geçer, kavalını çalardı. Ak Benekli o zaman zıplar da zıplar, onun neşesine katılırdı. Ali'nin canı bir şeye sıkılacak olsa Ak Benekli de hüzünlenirdi. Böyle kuvvetli bir dostluk vardı aralarında.
Günler, geceler geçti. İlkbahar geldi. Çoban Ali sevindi. Ak Benekli zıplayıp dans etmeye başladı. Sürü indi dere boyuna. Meleştiler, otladılar. Senem Nine onları gördü; seslendi :
- Çoban Ali... Gel, çörek yaptım.
Sarıldılar, nineyle öpüştüler.
Nine "Ak Benekli görmeyeli ne kadar büyümüş! dedi.
Güneş parlıyor, karları eritiyordu. Dere coştukça coşuyordu.
Ertesi gün Çoban Ali yine sürüsünü otlatıyordu. Öğle vakti yaklaştı. Senem Nine'nin kulübesinin kapısı hala açılmamıştı.
Çoban Ali merakla koştu. Kapıyı çaldı.
- Nine; benim. Çoban Ali. Aç kapıyı.
Biraz sonra nine kapıyı açtı. Yüzü solgun, sapsarıydı. Gözlerinde korku vardı.
- Ne oldu nineciğim, hasta mısın?
Nine Çoban Ali'nin üzerinden dereye doğru baktı. "Korkuyorum Çoban Ali; korkuyorum!" dedi.
- Neden nine?
- Dere hoşuma gitmiyor. Taşacak gibi. Yine felaket getirecek gibi.
Çoban Ali geriye döndü. Dere gürültülü sesler çıkarıyor, taştıkça taşıyordu. Korkuyla yanına baktı. Ak Benekli yoktu. Koşarak sürünün yanına geldi. "Ak Benekli neredesin? " diye bağırdı.
Zavallı hayvanlar derenin sesinden ürkmüşler, taşan sulardan korunmak için bir oraya bir buraya kaçışıyorlardı.
Çoban Ali yine seslendi: Ak Benekli ! Ak Benekli!
Kavalını çıkardı, çaldı Ak Benekli duyar da gelir diye. Ama ne gelen vardı ne giden. Zaten suyun sesi yükselmiş, hiçbir şey duyulmaz olmuştu.
Senem Nine de kulübesinden çıktı; Ali'nin yanına geldi. "Çoban Ali, durma buralarda. Kaç, sürünü kurtar. Sel başladı " diyordu. Bir yandan da “Ah yine o felaket!" diye ağlıyordu.
Çoban Ali durmadı, koştu. Dere boyu sulara bata çıka koştu. Hem koşuyor hem sesleniyordu:
- Ak Benekli, Ak Benekli! Ak Benekli!
O da sulara daldı. Kayboldu gitti ta ki aşağı köylüler onu bulup kurtarana dek.
Ak Benekli'yi sel alıp götürmüştü. O günden sonra Çoban Ali'nin yüzü hiç gülmedi. Her gün dere boyuna inip "Ak Benekli! Ak Benekli!" diye ağladı.
Yaz geldi, sular çekildi. Çoban Ali yine dere boyuna inmiş ağlıyordu.
- Ak Benekli nerdesin?
Omuzuna biri dokundu. Çoban Ali sıçradı, döndü. Senem Nine'yi gördü.
Senem Nine "Yas tutmayı bırak Çoban Ali. Ağlamakla Ak Benekli'yi geri getiremezsin " dedi.
"Ne yapabilirim nine ?" diye ağlamaya devam etti çocuk.
- Çok şeyler yapabilirsin. Çok şeyler yapabiliriz Çoban Ali, diye bağırdı nine. Ağaç dikeriz, yeniden ağaçlandırırız buraları. Yemyeşil orman olur zamanla. Eskisi gibi cıvıl cıvıl kuşlar öter dallarında o güzelim ağaçların. Ötmez mi Çoban Ali?
Çoban Ali kalktı.
Gözyaşlarını siliyor, bağırıyordu . "Öter nineciğim, öter nineciğim " diyordu.
Şimdi aradan uzun yıllar geçti. Dere boyu yine eskisi gibi ağaçlık, yemyeşil orman oldu. Kuşlar cıvıl cıvıl. Havası mis gibi.
Kimin yolu düşerse, gitsin baksın. Çoban Ali ile Senem Nine'nin kulübesi hâlâ orada duruyor.
Hatta bazıları Aka Benekli'nin de meleyişini duyar gibi olduklarını söylüyorlar


Rapor Et
Eski 23 Ocak 2011, 18:56

çoban ali

#3 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
sizin masallardan hem çoban ali masallı hemde onunla ilgili sorular nazım ........................................................................... ............................
Rapor Et
Eski 11 Şubat 2011, 10:06

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
yha
arkadaşlar bana mercan kız karayılan gibi masallar lazım bulabilirmisiniz
Rapor Et
Eski 15 Mart 2011, 15:58

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#5 (link)
68100
Ziyaretçi
68100 - avatarı
Alıntı:
mervenur245 adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

Ordaki en büyük kişiye söylyip bldiği eski bi masalı anlatmasını söyleyebilir misiniz?lütfennn.şimdiden çok tşkkür edermm...
vallaha bende arıyorum dedelerin nenelerin anlattığı eski masallar fırkalar
Rapor Et
Eski 16 Mart 2011, 20:02

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#6 (link)
68100
Ziyaretçi
68100 - avatarı
arkadaşlar nolur dedlerin nenelerin ebelerin anlattıpı sölediği masl tekerleme ninni vb şeyler paylaşın nolur performans ödevi nourrrrrrrrrr
Rapor Et
Eski 30 Mart 2011, 15:30

tumu

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
aynen hoca bize deödev verdi nolursun nuzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz
Rapor Et
Eski 5 Nisan 2011, 18:00

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ya daha değişik ve kısa şeyler yok mu öğretmen ödev verdidee.
Rapor Et
Eski 13 Nisan 2011, 17:40

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Bende dedelerin ninelerin büyüklerin anlattığı masallardan arıyorum.
Rapor Et
Eski 4 Mayıs 2011, 21:18

Eski masallara örnekler verir misiniz?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ben de bu masallar çok yeni güzel eski masal yokmu
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.286 saniyede (84.21% PHP - 15.79% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 07:28
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi