Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

Bu konu Soru-Cevap forumunda Misafir tarafından 25 Aralık 2010 (13:30) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
45795 kez görüntülenmiş, 37 cevap yazılmış ve son mesaj 13 Şubat 2014 (16:12) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 3.00  |  Oy Veren: 20      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 25 Aralık 2010, 13:30

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#1 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
osmanlı devletinin yenileşme hareketlerinden biri olan eğitim kurumlarından günümüzde de varlığını sürdürenler hangileridir?
En iyi cevap ener tarafından gönderildi

Alıntı:
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

osmanlı devletinin yenileşme hareketlerinden biri olan eğitim kurumlarından günümüzde de varlığını sürdürenler hangileridir?
Batı İle Temaslar Ve Yenileşme Dönemi Eğitim Kurumları

Kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile siyasi ve askeri çekişmeler içerisinde gelişen münasebetlerinde görülen bariz niteliklerden birisi Osmanlılar’ın kendilerini her bakımdan Avrupalılar’dan üstün kabul etmeleridir. Osmanlılar askeri ve ekonımik yönden Avrupa devletlerinden ve diğer Müslüman devletlerden daha güçlü durumdaydı. Zengin maden yataklarını ellerinde bulundurmaları ticaret yollarını kontrol etmeleri ve giriştikleri bütün muharebelerden galip çıkmaları Osmanlılar’ın hem ekonomik yönden hem de kendilerini Avrupa’ya karşı üstünlük şuuru içerisinde görmelerine vesile olmuşur. Osmanlılar mensup oldukları İslam dininin en son ve en doğrusu olduğu inancı içerisinde ve varisi oldukları parlak Ortaçağ İslam medeniyeti tesiriyle manevi yonden de kendilerini Avrupa’ya karşı üstün görmekteydiler. İşte bu sebepler Osmanlılar’ın Rönesans dönemi ve sonrası Batı Avrupa’Da ortaya çıkan yeni entelektüel anlayışı fark etmelerine ona bağlı gelişmelerin Avrupa toplumlarının gelişmesinde icra edeceği tesirleri ve bütün bunların kendilerine karşı potansiyel tehlike olabileceğini takdir etmelerine mani olmuştur. Osmanlılar Avrupa dışındaki güçlü diğer bazı devletler gibi Avrupa’nın ilerlermesini ve aradaki mesafenin kolay aşılamayacağını Sanayi devriminin yarattığı yayılmacı politikalar ile askeri ve iktisadi gücün ezici üstünlüğünü görünce fark ettiler.

Osmanlılar bir taraftan 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’daki harp teknolojisi madencilik haritacılık pusula ve saatçilik konularındaki gelişmeleri arada fazla zaman farkı olmadan takip ederken diğer taraftan coğrafya astronomi ve tıp gibi belirli alanlarda bilgi transferini de gerçekleştirmiştir. Coğrafya ve haritacılık alanında 16. yüzyıldan itibaren Piri Reis’in çalışmalarıyla en büyük eserlerini vermeye başlamıştır. Piri Reis çalışmalarında bir çok haritadan yararlandığını belirtmektedir. Bir yandan eski bilgileri derlemiş diğer taraftan yeni gelişmeleri takip etmiş olması ve bunlara ilaveten kendi müşahadelerini de not etmesi Piri Reis’in ilmi tavrını göstermektedir.
Osmanlılar’ın Rönesans tıbbı ile ilk temaslarını oldukça erken zamana rastlar. II.Murad zamanında sarayda hizmete giren Avrupalı hekimler ile Osmanlı tababeti 15. yüzyılın sonunda ve 16. yüzyılın ilk yarısında büyük ölçüde Rönesans tıbbını tanıma imkanına kavuşmuştur. 1393-1394’te II. Murad zamanında Fransa’dan ve Almanya’dan sürülen Yahudiler Türkiye’ye sığındıktan sonra 1491-1492’de İspanyadan çıkarılan Yahudiler de Osmanlı Devleti’nin himayesinde dinlerini ve hayatlarını teminat altında bulmuşlardır. Osmanlı Devleti’ne iltica eden Yahudiler arasında İspanyol Portekiz ve İtalyan asıllı hekimler de bulunmaktaydı. Rönesans tıbbının tesirlerinin Osmanlı tıbbına daha çok bu ikinci dalgada gelen hekimler ile ulaştığı söylenebilir.

2.1 Yeni Eğitim Kurumlarının Kuruluşu


Osmanlılar Avrupa’da gelişen teknolojiden ve özellikle askeri sahalardaki lerlemelerden etkilenmeleri sonucunda yeni bilimi öğretecek yeni eğitim kurumları kurma yoluna gitmişlerdir. Osmanlı klasik eğitim kurumlarına dokunmadan kurulan bu müesseseler imparatorlukta yeni bir bilim ve eğitim anlayışının doğuşunu hazırlamışlardır.

* Askeri Mühendislik Eğitimi

a. Humbaracı Ocağı

Osmanlılar’da Avrupa kaynaklı modern askeri teknik eğitim 18. yüzyılın başlarından itibaren orduda yapılan ıslahat haraketiyle başlamıştır. 1730’da Lale devrinine son veren ve Sultan III.Ahmed’in tahttan indirilerek I.Mahmud’un tahta çıkmasına sebep olan Patrona Halil ayaklanması ile Osmanlı siyasi hayatında yeni bir donem açılmıştır. Bu tarighten itibaren Osmanlı ordusunun ıslahı konusunda ilk teşebbüsler Osmanlı Devleti’ne iltica ederek Müslüman olan Fransız Generali Comte de Bonneval nezaretinde 1735 yılında kurulan Humbaracı Ocağı ile başlamıştır. Burada Avrupa uslulü yeni bir askeri eğitim gerçekleştirilmiştir. Bu ocağın en önemli özelliği zabitler arasında teorik ve tatbiki olarak matematik ve modern harp sanatları konusunda ders veren Avrupalı ve Osmanlı hocaların mevcudiyetidir. Humbaracılar burada teorik ve pratik eğitim yanında yeni harp tekniklerinin uygulamarı hakkında da bilgi sahibi olmuşlardır. Avrupa tarzı modern eğitimde bir diğer teşebbüs de Fransız subayı Baron de Tott’ın İstanbul’da bulunduğu sırada (1770-76) kurulmuş olan “Topçu Mektebi” ve “Hendese Odası”nı örnek gösterebiliriz.

b. Hendesehane’nin Kurulması

Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın isteği ile Tersane personeline ihtiyaç duyulan teorik eğitimi vermek üzere 29 Nisan 1775’de Tersane ambarlarında bir odada “Hendese Odası” kurulmuştur. Burada Baron de Tott’un nezaretinde Campbell Mustafa Ağa ve Fransız S. Kermovan ders vermişlerdir. Denizciliğe Donanmaya Coğrafya ve Haritacılığa dair dersler verilerek Osmanlı Donanmasında bu ilimlerden anlayan kaptanlar yetiştirilmeye çalışılmıştır.
1789’da Sultan III.Selim’in tahta çıkması ile başlattığı “Nizam-ı Cedid” haraketi çerçevesinde ele alınan askeri ıslahat çalışmaları askeri teknik eğitim konusunda yeni bir sayfayı başlatmıştır. 1792 yılında kışlaları tanzim ve nizamların yeniden ele alınan Humbaracı ve Lağımcı Ocakları’na gerekli görülen aritmetik ve hendese eğitimini vermek üzere bu kışlara bitişil yeni bir mühendishane açılmıştır. Mühendishane-i Cedid adı verilen bu müessese doğrudan Humbaracı Ocağı’na bağlı bir statüde kurulmuştur.




c. Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn (Deniz Mühendishanesi)

Mühendishane-i Cedid açıldıktan sonra Tersane mühendishanesindeki hoca ve 7 nefer talebe buraya nakledilmiştir. Tersane mühendishanesi gemi inşa haritacılık ve coğrafya eğitimi veren bir deniz mühendishanesi haline getirilmiştir. Fransız bir subay olan Jacques Balthasar le Brun bu kurumun başına getirilmiş burada Avrupa usulüne uygun olarak gemi inşa dersi vermiştir. Bu mühendishane 1821 yılına kadar “fenn-i inşa” ve “fenn-i harita ve coğrafya” adlarında iki şubeli olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1845 yılında Heybeliada’ya taşınmıştır. Günümüzde Deniz Harb Okulu olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

d. Mühendishane-i Cedid (Kara Mühendishanesi)

1795-96 yılında Humbaracı ve Lağımcı kışlasına bitişik olarak inşa edilen binada eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam eden Mühendishane 1801 yılında Başhocalığa getirilen Hüseyin Rıfkı Tamani ile sistemli olarak Avrupa tarzı fen eğitimine geçmiş ve 1806 yılında Sultan III. Selim tarafından Humbaracı ve Lağımcı ocağından ayrılarak müstakil bir kurum haline getirilmiştir. Devletin bu yeni müesseseyi kurmaktan maksadı her şeyden önce ordunun yeni bir nizama sokulması yeni tekniklerle donanmış ve Avrupa orduları karşısında mağlup olmamak için fen tahsili görmüş zabit yetiştirmek gibi acil ihtiyaca cevap verecek insan gücüne sahip olmaktır. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılıp yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin zabit ihtiyacını karşılamak üzere mühendishane talebe kontenjanı çoğaltılmıştır.

* Sivil Mühendislik Eğitimi

19. Yüzyılın son çeyreğine kadar ülkede modern tarzda sivil mühendislik hizmetini verecek eleman yetiştirmek üzere bir müessese kurulmamıştır. Ancak yüzyıl boyunca ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda da geniş bir uygulama sahası bulan modern teknolojiler buhar ve daha sonraları elektrik gücüne dayalı olarak çalışan endüstri kuruluşları küçük sanayi işletmeleri telgraf ve demiryolları karayolları ve sivil inşaatlar İmparatorluğun mühendis ihtiyacını arttırmıştır. Devlet bu ihtiyacını kısmen askeri mühendis kıskem de yabancı uzmanlar veya Avrupa’da tahsil görmüş gayri Müslimler vasıtasıyla karşılamaya gayret ederken ihtiyaç duyulduğunda küçük çapta sivil amaçlarla teknik eleman yetiştirmek üzere bazı mektepler açtığı görülmektedir. Bunların ilk örnekleri “Telgraf Mektebi” (1860) ile Midhat Paşa’nın gayretile açılan “Sanayi Mektebi” (1868) olmuştur. Sanayi Mektebi’nin en önemli özelliği teorik ve pratik eğitimin bir arada verilmiş olması ve o güne kadar İmparatorlukta cari olan “usta-çırak” usulü yerine yeni tekniklerle eğitilmiş bilgili sanatkarlar yetiştirmek hedeflenmiştir. 1884’de kurulan Mülkiye Mühendis Mektebi kuruluş safhasında Mühendishane-i Berri-i Humayun gibi idaresi Tophane Nezareti’ne bağlanmış ancak mezunları Nafıa Nezareti’nin kontrolune bırakılmıştır. Bu şekilde askeri makamlara bağlı olduğu halde mezunlarının sivil sahalarda istihdam edildiği bir müessese meydana getirilmiştir. 1946’da İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür.

* Tıp Mektepleri

Osmanlı Devleti’nde modern tıp eğitiminin başlangıcı 19. yüzyılın başlarına kadar dayanmaktadır. Ocak 1806 yılında Mühendishane-i Cedide’den ilham alınarak “Tersane Tıbbiyesi” adlı bir tıp mektebi kurulmuştur.Tersane-i Amire’de donanmanın tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla açılan bu mekteple asıl olarak imparatorlukta tıp tahsilinin yaygınlaştırılması ve Devlet-i Aliye tebaasından tabiplerin sayısının artması hedeflenmiştir. İmparatorluğun Tersane’de açılan bu ilk modern tıp okulunun faaliyetleri kısa ömürlü olmuş ve kuruluşundan iki yıl sonra sırasyıla Kabakçı İsyanı Sultan Selim’in tahttan indirilmesi onun yerine Mustafa’nın geçişi onun kısa süren saltanatından sonra 1808’de meydana gelen “Alemdar Olayı” Sultan III. Selim’in öldürülmesi ve II. Mahmud’un tahta çıkışı gibi büyük çalkantılar arasında bu mektebin de faaliyelerinin kesilmiş olduğunu zannediyoruz. Tersane’de açılan Tıp Mektebi’nden yaklaşık yirmi yıl sonra 1827 yılında ordunun tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak maksadıyla Mustafa Behçet Efendi’nin önderliğinde “Tıbhane-i Amire” adında İstanbul’da yeni bir tıp mektebi açılmasına teşebbüs edilmiştir. 1832’de Topkapı Sarayı’na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda “Cerrahhane-i Amire” kurulmuştur. Tıbhane-i Amire daha sonra Cerrahane-i Amire ile birleştirilip Mekteb-i Tıbbiye adını almıştır. Bu kurumlara yabancı doktorlar müdür olarak atanmışlar ve eğitim dili Fransızca olmuştur. İlk başta sadece Müslüman öğrenciler alınırken 1839 Tanzimat Fermanı ile gayr-i Müslim öğrenciler de bu kurumlara girebilmişlerdir.1865 yılında mektebin başına getirilen Cemaleddin Efendi bu kurumun eğitim dilini Türkçeleştirme çabalarına girmiş ve organize ettiği öğrenci sınıfıyla Türkçe ilk tıp lügatı olan Lügat-ı Tıbbıye’yi neşretmişlerdir. 1909’da Mekteb-i Tıbbıiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa’ya nakledilmiştir. 1915’de Darül Fünun’a bağlanarak bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne dönüşmüş ve daha sonra Türkiye’de kurulan diğer tıp fakülteierine kaynaklık etmiştir.

* Mekteb-i Harbiye

1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ilgası ile Sultan II.Mahmud tarafından “Asakir-i Mansure Muhammediye” adı altında yeni bir ordu kurulmuştur. Bu orduda yeni savaş usul ve tekniklerini bilen subayların yetiştirilmesi maksadıyla 1832-1833 yılında bir askeri mektep kurulmasına teşebbüs edilmiştir. 1834-1835’te tamir ettirilerek 400 talebe alacak kapasitede bir mektep haline getirilmiş olan Maçka Kışlası’nda “Mekteb-i Harbiye” resmen kurulmuştur. Başına da tahsilini Avrupa’da tamamlamış ve Batı dillerini iyi bilen Namık Paşa getirilmiştir. Mühendishane’den getirilen hocalarla ders programları düzenlenerek eğitim seviyesi yükseltilmiştir. Ayrıca Sultan II. Mahmud bu mektebin muallim ihtiyacını karşılamak için bazı talebe ve subayları özellikle Viyana ve Paris’e tahsile göndermiştir. Burada düzenli eğitim 1838-1839’da Avrupa’da tahsilini tamamlayıp dönen Mühendishane’nin başhocalarından Hüseyin Rıfkı Tamani’nin oğlu Emin Paşa’nın bu mektebin nazırlığına getirilmesinden sonra başlamıştır. 1848 yılında bir yıl öğretim süreli Erkân-ı Harbiye Mektebi açıldı. Daha sonra askerî okulların rüşdiye kısımları da açıldı (1875). Harbiye'deki esas yenilikler 1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra olmuştur. O zamana kadar Fransa Harp Okulu örneğine göre öğretim yapan okul Alman subayı Von der Goltz tarafından Alman sistemine göre kurulmuştur (1884). İçerde askerî ıslahat yapılırken II. Abdülhamit devri olmasına rağmen 1883 ve 1887 tarihlerinde Avrupa'ya iki gurup askerî öğrenci gönderildi. 1905 yılında Edirne Manastır Erzincan Şam ve Bağdat gibi ordu merkezlerinde de birer Harp Okulu açıldı. Ama 1908 yılında bunlar kapatıldı. 1913 ve 1914'te Okulda Alman Uzman Heyeti önemli değişiklikler yaptı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman Albayı Berek von Erlich Askerî Okullar Genel Müdürü olarak çalıştı. Esasen Harbiye 1914-1920 arasında kapalı kaldı. 1920'de de ancak üç ay kadar açık kaldı. Bu sırasa Türk Ordusunun yönetim merkezi İstanbul'dan Ankara'ya kaymıştı. Ankara'da 1920'de kurulan Zabit Namzetleri Talimgâhı 1923 yılında Harp Okulu "ilk adım" olarak İstanbul'a taşındı 1936 da ise yeniden Ankara'ya döndü.
3. Osmanlı Devleti’nin Tahsil İçin Avrupa’ya Yönelmesi
3.1. Avrupa’ya Tahsile Talebe Gönderilmesi
Osmanlılar’da Avrupa’ya tahsile talebe gönderilmesi uygulaması Sultan II. Mahmud zamanında başlamıştır. İlk olarak 1830 yılında Serasker Hüseyin Paşa’nın himayesinde 4 talebe masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere Fransa’ya tahsile gönderilmiştir.1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar tamamı askeri mekteplerden ve mühendishanelerden seçilen otuz altı kişi Avrupa’nın Londra Paris ve Viyana gibi büyük şehirlerine Avrupa teknolojisini öğrenmek ve döndükten sonra Osmanlı askeri fabrikaları ve imalathanelerinde görevlendirilmek üzere gönderilmişlerdir. Tanzimat’ın ilanından sonra Müslüman öğrencilerin yanında gayri müslim tebaadan da çok sayıda talebe gönderilmiştir. Bu öğrenciler döndüklerinde devletin değişik kademelerinde görevlendirilmişlerdir sadrazamlık dahil olmak üzere nazırlık büyük elçilik ordunun her kademesinde komutanlık valilik çeşikli devlet şuralarında azalık Mühendishane Tıbbıye Harbiye ve diğer mekteplerde hocalık mühendislik doktorluk ve mütercimlik yanında müze ve kütüphane müdürlüğü gibi mühim vazifelerde bulunanlar olmuştur.
3.2. Mekteb-i Osmani
Osmanlı idaresi Paris’e gönderilmiş olan talebelerin oradaki eğitim ve disiplin işlerini üzene koymak maksadıyla 1857 yılında açtırdığı okuldur. Mektebin kuruluşunun asıl maksadı Paris’de bulunan Osmanlı talebelerinin Fransız hükümetinin değişik okullarının derslerini verimli bir şekilde takip edebilmelerini sağlayarak edebiyat ve fen eğitimlerini tamamlamalarını temin etmektir.
kaynak
Rapor Et
Eski 25 Aralık 2010, 13:52

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#2 (link)
ener
Ziyaretçi
ener - avatarı
Alıntı:
Misafir adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

osmanlı devletinin yenileşme hareketlerinden biri olan eğitim kurumlarından günümüzde de varlığını sürdürenler hangileridir?
Batı İle Temaslar Ve Yenileşme Dönemi Eğitim Kurumları

Kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile siyasi ve askeri çekişmeler içerisinde gelişen münasebetlerinde görülen bariz niteliklerden birisi Osmanlılar’ın kendilerini her bakımdan Avrupalılar’dan üstün kabul etmeleridir. Osmanlılar askeri ve ekonımik yönden Avrupa devletlerinden ve diğer Müslüman devletlerden daha güçlü durumdaydı. Zengin maden yataklarını ellerinde bulundurmaları ticaret yollarını kontrol etmeleri ve giriştikleri bütün muharebelerden galip çıkmaları Osmanlılar’ın hem ekonomik yönden hem de kendilerini Avrupa’ya karşı üstünlük şuuru içerisinde görmelerine vesile olmuşur. Osmanlılar mensup oldukları İslam dininin en son ve en doğrusu olduğu inancı içerisinde ve varisi oldukları parlak Ortaçağ İslam medeniyeti tesiriyle manevi yonden de kendilerini Avrupa’ya karşı üstün görmekteydiler. İşte bu sebepler Osmanlılar’ın Rönesans dönemi ve sonrası Batı Avrupa’Da ortaya çıkan yeni entelektüel anlayışı fark etmelerine ona bağlı gelişmelerin Avrupa toplumlarının gelişmesinde icra edeceği tesirleri ve bütün bunların kendilerine karşı potansiyel tehlike olabileceğini takdir etmelerine mani olmuştur. Osmanlılar Avrupa dışındaki güçlü diğer bazı devletler gibi Avrupa’nın ilerlermesini ve aradaki mesafenin kolay aşılamayacağını Sanayi devriminin yarattığı yayılmacı politikalar ile askeri ve iktisadi gücün ezici üstünlüğünü görünce fark ettiler.

Osmanlılar bir taraftan 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’daki harp teknolojisi madencilik haritacılık pusula ve saatçilik konularındaki gelişmeleri arada fazla zaman farkı olmadan takip ederken diğer taraftan coğrafya astronomi ve tıp gibi belirli alanlarda bilgi transferini de gerçekleştirmiştir. Coğrafya ve haritacılık alanında 16. yüzyıldan itibaren Piri Reis’in çalışmalarıyla en büyük eserlerini vermeye başlamıştır. Piri Reis çalışmalarında bir çok haritadan yararlandığını belirtmektedir. Bir yandan eski bilgileri derlemiş diğer taraftan yeni gelişmeleri takip etmiş olması ve bunlara ilaveten kendi müşahadelerini de not etmesi Piri Reis’in ilmi tavrını göstermektedir.
Osmanlılar’ın Rönesans tıbbı ile ilk temaslarını oldukça erken zamana rastlar. II.Murad zamanında sarayda hizmete giren Avrupalı hekimler ile Osmanlı tababeti 15. yüzyılın sonunda ve 16. yüzyılın ilk yarısında büyük ölçüde Rönesans tıbbını tanıma imkanına kavuşmuştur. 1393-1394’te II. Murad zamanında Fransa’dan ve Almanya’dan sürülen Yahudiler Türkiye’ye sığındıktan sonra 1491-1492’de İspanyadan çıkarılan Yahudiler de Osmanlı Devleti’nin himayesinde dinlerini ve hayatlarını teminat altında bulmuşlardır. Osmanlı Devleti’ne iltica eden Yahudiler arasında İspanyol Portekiz ve İtalyan asıllı hekimler de bulunmaktaydı. Rönesans tıbbının tesirlerinin Osmanlı tıbbına daha çok bu ikinci dalgada gelen hekimler ile ulaştığı söylenebilir.

2.1 Yeni Eğitim Kurumlarının Kuruluşu


Osmanlılar Avrupa’da gelişen teknolojiden ve özellikle askeri sahalardaki lerlemelerden etkilenmeleri sonucunda yeni bilimi öğretecek yeni eğitim kurumları kurma yoluna gitmişlerdir. Osmanlı klasik eğitim kurumlarına dokunmadan kurulan bu müesseseler imparatorlukta yeni bir bilim ve eğitim anlayışının doğuşunu hazırlamışlardır.

* Askeri Mühendislik Eğitimi

a. Humbaracı Ocağı

Osmanlılar’da Avrupa kaynaklı modern askeri teknik eğitim 18. yüzyılın başlarından itibaren orduda yapılan ıslahat haraketiyle başlamıştır. 1730’da Lale devrinine son veren ve Sultan III.Ahmed’in tahttan indirilerek I.Mahmud’un tahta çıkmasına sebep olan Patrona Halil ayaklanması ile Osmanlı siyasi hayatında yeni bir donem açılmıştır. Bu tarighten itibaren Osmanlı ordusunun ıslahı konusunda ilk teşebbüsler Osmanlı Devleti’ne iltica ederek Müslüman olan Fransız Generali Comte de Bonneval nezaretinde 1735 yılında kurulan Humbaracı Ocağı ile başlamıştır. Burada Avrupa uslulü yeni bir askeri eğitim gerçekleştirilmiştir. Bu ocağın en önemli özelliği zabitler arasında teorik ve tatbiki olarak matematik ve modern harp sanatları konusunda ders veren Avrupalı ve Osmanlı hocaların mevcudiyetidir. Humbaracılar burada teorik ve pratik eğitim yanında yeni harp tekniklerinin uygulamarı hakkında da bilgi sahibi olmuşlardır. Avrupa tarzı modern eğitimde bir diğer teşebbüs de Fransız subayı Baron de Tott’ın İstanbul’da bulunduğu sırada (1770-76) kurulmuş olan “Topçu Mektebi” ve “Hendese Odası”nı örnek gösterebiliriz.

b. Hendesehane’nin Kurulması

Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın isteği ile Tersane personeline ihtiyaç duyulan teorik eğitimi vermek üzere 29 Nisan 1775’de Tersane ambarlarında bir odada “Hendese Odası” kurulmuştur. Burada Baron de Tott’un nezaretinde Campbell Mustafa Ağa ve Fransız S. Kermovan ders vermişlerdir. Denizciliğe Donanmaya Coğrafya ve Haritacılığa dair dersler verilerek Osmanlı Donanmasında bu ilimlerden anlayan kaptanlar yetiştirilmeye çalışılmıştır.
1789’da Sultan III.Selim’in tahta çıkması ile başlattığı “Nizam-ı Cedid” haraketi çerçevesinde ele alınan askeri ıslahat çalışmaları askeri teknik eğitim konusunda yeni bir sayfayı başlatmıştır. 1792 yılında kışlaları tanzim ve nizamların yeniden ele alınan Humbaracı ve Lağımcı Ocakları’na gerekli görülen aritmetik ve hendese eğitimini vermek üzere bu kışlara bitişil yeni bir mühendishane açılmıştır. Mühendishane-i Cedid adı verilen bu müessese doğrudan Humbaracı Ocağı’na bağlı bir statüde kurulmuştur.




c. Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn (Deniz Mühendishanesi)

Mühendishane-i Cedid açıldıktan sonra Tersane mühendishanesindeki hoca ve 7 nefer talebe buraya nakledilmiştir. Tersane mühendishanesi gemi inşa haritacılık ve coğrafya eğitimi veren bir deniz mühendishanesi haline getirilmiştir. Fransız bir subay olan Jacques Balthasar le Brun bu kurumun başına getirilmiş burada Avrupa usulüne uygun olarak gemi inşa dersi vermiştir. Bu mühendishane 1821 yılına kadar “fenn-i inşa” ve “fenn-i harita ve coğrafya” adlarında iki şubeli olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1845 yılında Heybeliada’ya taşınmıştır. Günümüzde Deniz Harb Okulu olarak faaliyetlerine devam etmektedir.

d. Mühendishane-i Cedid (Kara Mühendishanesi)

1795-96 yılında Humbaracı ve Lağımcı kışlasına bitişik olarak inşa edilen binada eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam eden Mühendishane 1801 yılında Başhocalığa getirilen Hüseyin Rıfkı Tamani ile sistemli olarak Avrupa tarzı fen eğitimine geçmiş ve 1806 yılında Sultan III. Selim tarafından Humbaracı ve Lağımcı ocağından ayrılarak müstakil bir kurum haline getirilmiştir. Devletin bu yeni müesseseyi kurmaktan maksadı her şeyden önce ordunun yeni bir nizama sokulması yeni tekniklerle donanmış ve Avrupa orduları karşısında mağlup olmamak için fen tahsili görmüş zabit yetiştirmek gibi acil ihtiyaca cevap verecek insan gücüne sahip olmaktır. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılıp yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin zabit ihtiyacını karşılamak üzere mühendishane talebe kontenjanı çoğaltılmıştır.

* Sivil Mühendislik Eğitimi

19. Yüzyılın son çeyreğine kadar ülkede modern tarzda sivil mühendislik hizmetini verecek eleman yetiştirmek üzere bir müessese kurulmamıştır. Ancak yüzyıl boyunca ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda da geniş bir uygulama sahası bulan modern teknolojiler buhar ve daha sonraları elektrik gücüne dayalı olarak çalışan endüstri kuruluşları küçük sanayi işletmeleri telgraf ve demiryolları karayolları ve sivil inşaatlar İmparatorluğun mühendis ihtiyacını arttırmıştır. Devlet bu ihtiyacını kısmen askeri mühendis kıskem de yabancı uzmanlar veya Avrupa’da tahsil görmüş gayri Müslimler vasıtasıyla karşılamaya gayret ederken ihtiyaç duyulduğunda küçük çapta sivil amaçlarla teknik eleman yetiştirmek üzere bazı mektepler açtığı görülmektedir. Bunların ilk örnekleri “Telgraf Mektebi” (1860) ile Midhat Paşa’nın gayretile açılan “Sanayi Mektebi” (1868) olmuştur. Sanayi Mektebi’nin en önemli özelliği teorik ve pratik eğitimin bir arada verilmiş olması ve o güne kadar İmparatorlukta cari olan “usta-çırak” usulü yerine yeni tekniklerle eğitilmiş bilgili sanatkarlar yetiştirmek hedeflenmiştir. 1884’de kurulan Mülkiye Mühendis Mektebi kuruluş safhasında Mühendishane-i Berri-i Humayun gibi idaresi Tophane Nezareti’ne bağlanmış ancak mezunları Nafıa Nezareti’nin kontrolune bırakılmıştır. Bu şekilde askeri makamlara bağlı olduğu halde mezunlarının sivil sahalarda istihdam edildiği bir müessese meydana getirilmiştir. 1946’da İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür.

* Tıp Mektepleri

Osmanlı Devleti’nde modern tıp eğitiminin başlangıcı 19. yüzyılın başlarına kadar dayanmaktadır. Ocak 1806 yılında Mühendishane-i Cedide’den ilham alınarak “Tersane Tıbbiyesi” adlı bir tıp mektebi kurulmuştur.Tersane-i Amire’de donanmanın tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla açılan bu mekteple asıl olarak imparatorlukta tıp tahsilinin yaygınlaştırılması ve Devlet-i Aliye tebaasından tabiplerin sayısının artması hedeflenmiştir. İmparatorluğun Tersane’de açılan bu ilk modern tıp okulunun faaliyetleri kısa ömürlü olmuş ve kuruluşundan iki yıl sonra sırasyıla Kabakçı İsyanı Sultan Selim’in tahttan indirilmesi onun yerine Mustafa’nın geçişi onun kısa süren saltanatından sonra 1808’de meydana gelen “Alemdar Olayı” Sultan III. Selim’in öldürülmesi ve II. Mahmud’un tahta çıkışı gibi büyük çalkantılar arasında bu mektebin de faaliyelerinin kesilmiş olduğunu zannediyoruz. Tersane’de açılan Tıp Mektebi’nden yaklaşık yirmi yıl sonra 1827 yılında ordunun tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak maksadıyla Mustafa Behçet Efendi’nin önderliğinde “Tıbhane-i Amire” adında İstanbul’da yeni bir tıp mektebi açılmasına teşebbüs edilmiştir. 1832’de Topkapı Sarayı’na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda “Cerrahhane-i Amire” kurulmuştur. Tıbhane-i Amire daha sonra Cerrahane-i Amire ile birleştirilip Mekteb-i Tıbbiye adını almıştır. Bu kurumlara yabancı doktorlar müdür olarak atanmışlar ve eğitim dili Fransızca olmuştur. İlk başta sadece Müslüman öğrenciler alınırken 1839 Tanzimat Fermanı ile gayr-i Müslim öğrenciler de bu kurumlara girebilmişlerdir.1865 yılında mektebin başına getirilen Cemaleddin Efendi bu kurumun eğitim dilini Türkçeleştirme çabalarına girmiş ve organize ettiği öğrenci sınıfıyla Türkçe ilk tıp lügatı olan Lügat-ı Tıbbıye’yi neşretmişlerdir. 1909’da Mekteb-i Tıbbıiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa’ya nakledilmiştir. 1915’de Darül Fünun’a bağlanarak bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne dönüşmüş ve daha sonra Türkiye’de kurulan diğer tıp fakülteierine kaynaklık etmiştir.

* Mekteb-i Harbiye

1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ilgası ile Sultan II.Mahmud tarafından “Asakir-i Mansure Muhammediye” adı altında yeni bir ordu kurulmuştur. Bu orduda yeni savaş usul ve tekniklerini bilen subayların yetiştirilmesi maksadıyla 1832-1833 yılında bir askeri mektep kurulmasına teşebbüs edilmiştir. 1834-1835’te tamir ettirilerek 400 talebe alacak kapasitede bir mektep haline getirilmiş olan Maçka Kışlası’nda “Mekteb-i Harbiye” resmen kurulmuştur. Başına da tahsilini Avrupa’da tamamlamış ve Batı dillerini iyi bilen Namık Paşa getirilmiştir. Mühendishane’den getirilen hocalarla ders programları düzenlenerek eğitim seviyesi yükseltilmiştir. Ayrıca Sultan II. Mahmud bu mektebin muallim ihtiyacını karşılamak için bazı talebe ve subayları özellikle Viyana ve Paris’e tahsile göndermiştir. Burada düzenli eğitim 1838-1839’da Avrupa’da tahsilini tamamlayıp dönen Mühendishane’nin başhocalarından Hüseyin Rıfkı Tamani’nin oğlu Emin Paşa’nın bu mektebin nazırlığına getirilmesinden sonra başlamıştır. 1848 yılında bir yıl öğretim süreli Erkân-ı Harbiye Mektebi açıldı. Daha sonra askerî okulların rüşdiye kısımları da açıldı (1875). Harbiye'deki esas yenilikler 1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra olmuştur. O zamana kadar Fransa Harp Okulu örneğine göre öğretim yapan okul Alman subayı Von der Goltz tarafından Alman sistemine göre kurulmuştur (1884). İçerde askerî ıslahat yapılırken II. Abdülhamit devri olmasına rağmen 1883 ve 1887 tarihlerinde Avrupa'ya iki gurup askerî öğrenci gönderildi. 1905 yılında Edirne Manastır Erzincan Şam ve Bağdat gibi ordu merkezlerinde de birer Harp Okulu açıldı. Ama 1908 yılında bunlar kapatıldı. 1913 ve 1914'te Okulda Alman Uzman Heyeti önemli değişiklikler yaptı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman Albayı Berek von Erlich Askerî Okullar Genel Müdürü olarak çalıştı. Esasen Harbiye 1914-1920 arasında kapalı kaldı. 1920'de de ancak üç ay kadar açık kaldı. Bu sırasa Türk Ordusunun yönetim merkezi İstanbul'dan Ankara'ya kaymıştı. Ankara'da 1920'de kurulan Zabit Namzetleri Talimgâhı 1923 yılında Harp Okulu "ilk adım" olarak İstanbul'a taşındı 1936 da ise yeniden Ankara'ya döndü.
3. Osmanlı Devleti’nin Tahsil İçin Avrupa’ya Yönelmesi
3.1. Avrupa’ya Tahsile Talebe Gönderilmesi
Osmanlılar’da Avrupa’ya tahsile talebe gönderilmesi uygulaması Sultan II. Mahmud zamanında başlamıştır. İlk olarak 1830 yılında Serasker Hüseyin Paşa’nın himayesinde 4 talebe masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere Fransa’ya tahsile gönderilmiştir.1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar tamamı askeri mekteplerden ve mühendishanelerden seçilen otuz altı kişi Avrupa’nın Londra Paris ve Viyana gibi büyük şehirlerine Avrupa teknolojisini öğrenmek ve döndükten sonra Osmanlı askeri fabrikaları ve imalathanelerinde görevlendirilmek üzere gönderilmişlerdir. Tanzimat’ın ilanından sonra Müslüman öğrencilerin yanında gayri müslim tebaadan da çok sayıda talebe gönderilmiştir. Bu öğrenciler döndüklerinde devletin değişik kademelerinde görevlendirilmişlerdir sadrazamlık dahil olmak üzere nazırlık büyük elçilik ordunun her kademesinde komutanlık valilik çeşikli devlet şuralarında azalık Mühendishane Tıbbıye Harbiye ve diğer mekteplerde hocalık mühendislik doktorluk ve mütercimlik yanında müze ve kütüphane müdürlüğü gibi mühim vazifelerde bulunanlar olmuştur.
3.2. Mekteb-i Osmani
Osmanlı idaresi Paris’e gönderilmiş olan talebelerin oradaki eğitim ve disiplin işlerini üzene koymak maksadıyla 1857 yılında açtırdığı okuldur. Mektebin kuruluşunun asıl maksadı Paris’de bulunan Osmanlı talebelerinin Fransız hükümetinin değişik okullarının derslerini verimli bir şekilde takip edebilmelerini sağlayarak edebiyat ve fen eğitimlerini tamamlamalarını temin etmektir.
kaynak
Rapor Et
Eski 28 Aralık 2010, 18:50

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#3 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Beşyüz yılı aşkın bir eğitim ve öğretim geçmişinin ulaştığı aşama:

Galatasaray Üniversitesi...

Bugünkü adıyla Galatasaray tarihte ilk kez 1481 yılında Sultan II. Beyazıd tarafından Galata Sarayı adıyla bir Enderun okulu olarak kurulmuştur. Okul, bugünkü Galatasaray Lisesi'nin bulunduğu yerde eğitime başlamıştır. Amaç, Devletin çeşitli yönetim kademelerine memur yetiştirmekti. Çalışkan ve yetenekli gençler orta dereceli bir okulda eğitiliyor ve yüksek derecedeki Enderun'a gönderiliyordu. Yatılı, düzenli ve çağın gerektirdiği eğitimi veren Galata Sarayı'ndaki Saray kelimesi, devlet işlerinin görüldüğü idare merkezi ve yüksek derecede Enderun okulu anlamındadır. Günümüze kadar adını, geleneksel yapısını ve işlevini sürdüren tek eğitim kurumu Galata Saray'dır.

Tabii her kurum gibi Galata Sarayı da bazı duraklamalar, gerileme ve yeni atılımlar yaşamıştır.

1838 yılında mevcut bina yeniden inşa edilmiş ve Galata Sarayı, Tıbbiye-i Şahane'ye dönüştürülmüştür. Öğretim dili Fransızca olan bu yüksek okuldan ilk Türk kadın ebeler ile sağlık alanında Devlete hizmet veren kişiler yetişmiştir. Böylece sivil öğretim alanında batı bilimine yönelişin önemli bir adımı atılmıştır. 1868 yılında bugünkü Galatasaray'ın üçüncü aşamasını oluşturan Mekteb-i Sultani hizmete açılmıştır. Fransızca öğretime ağırlık veren bu okulun kurulması için büyük çaba sarfedenlerden biri, tıbbiye-i şahane'den mezun, o dönemin Hariciye nazırı ve daha sonra Sadrazam olan Keçecizade Fuat Paşa, diğeri ise Ali Paşa'dır. Tarihi okul ile işlevsel, mekansal ve beşeri bağlantıya mensup gençlerin yatılı bir düzende birlikte ve tam bir vicdan özgürlüğü içerisinde eğitildikleri bir eğitim ve öğretim kurumu olmuştur. 1874 yılında Sultan Abdülaziz'in iradesiyle Mekteb-i Aliye-i Sultaniye adı altında toplanan ve Galatasaray Hukuk Mektebi, Galatasaray Mülkiye Mühendisliği Mektebi ve Galatasaray Edebi Mektebi'nden oluşan üç tane yüksekokul açılmıştır. Bu yüksekokulların idari örgütü ile ders programları Sorbonne Üniversitesi'ne uygun bir şekilde yapılmıştır. Özellikle Mekteb-i Hukuk, günümüzün hukuk fakültelerinin tarihi gelişimi bakımından Batı'daki emsalleri gibi öğretim veren bir okul olmuştur.

Mekteb-i Aliye-yi Sultaniye 1877 yılında Darülfünun-u Sultaniye adını almış ve bünyesinde ayrıca, Devletin üst düzey memurlarının bilgi ve kültür düzeylerinin yükseltilmesi amacıyla kurslar da düzenlenmiştir.

Galatasaray, büyük Atatürk ve kadrosunun gerçekleştirdiği yeni devlet düzeniyle birlikte Cumhuriyet Lisesi olarak hizmet vermeye devam etmiş ve Galatasaray Lisesi adını almıştır.
Rapor Et
Eski 2 Ocak 2011, 17:03

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#4 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
galatasaray lisesi
Rapor Et
Eski 15 Ocak 2011, 20:17

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
galatasaray lisesi sahnı seman medresesi
Rapor Et
Eski 22 Ocak 2011, 18:55

medrese

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
osmanlıda kurulan yeni eğitim kurumları hangileridir?(madde madde sıralarsanız sevinirim)
Rapor Et
Eski 16 Şubat 2011, 19:06

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Hala Kalanlar?
Uzun Uzun Anlatmazsanız sevinirim
Sadece hala kalmakta olna kurumlar
O kadar yazıdan Sorumun cevabını bulabilecek kadar Zamanım yok.
Rapor Et
Eski 17 Şubat 2011, 20:38

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
satuk bugra han dervişhanesi ivedik mektebiyesi galatasaray lisesi
Rapor Et
Eski 20 Şubat 2011, 14:31

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
Alıntı:
osmanlida kurulan egitim kurumlari ile ilgili daha fazla bilgi istiyorum

mektebi tıbbiye
Rapor Et
Eski 20 Şubat 2011, 16:21

Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
benim bu yazıyı okuyacak vaktim yok sadece günümüze gelen kuruluşları öğrenmek istiyorumm !!!!!!!!!!!!!!!
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.337 saniyede (85.90% PHP - 14.10% MySQL) 17 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +2 - Saat: 15:37
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi