| | #1 (mesaj-linki) | |
| Ağız ve Diş Sağlığı Ağız ve Diş Sağlığı Diş ve diş eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli sağlık sorunları arasındadır. Ancak hayatı doğrudan tehdit etmediği için gereken önem verilmemektedir. Ağız sindirim kanalının girişidir. Ağızdaki olumsuzluklar diş sağlığının bozulmasına, sindirimin olumsuz etkilenmesine yol açar. Ağızla aldığımız yiyecekler çiğnenip, tükürükle karıştırılarak yutulmaya ve sindirime hazır hale getirilirler. Ağız aynı zamanda konuşmaya yardım eder. Tat alma organı olan dilin; çiğneme, yutma, konuşma gibi çok önemli yan görevleri de bulunmaktadır. Dişlerin besinlerin parçalanması, öğütülmesi görevlerinin yanı sıra konuşmada ve görünümümüzde önemli etkileri vardır. Dişleri eksilmiş kişilerin bazı sesleri çıkarabilmeleri zorlaşır, çiğnemede ve/veya ısırmada da zorluk olur. Dişlerin gelişim süreci içerisinde ilk çıkan süt dişleri, daha sonra yerlerini kalıcı dişlere bırakır. Ağız ve diş sağlığında en önemli iki hastalık diş çürükleri ve diş eti iltihaplanmalarıdır. Diş eti hastalıkları kimi zaman diş yuvasının bulunduğu çene kemiğinin erimesine kadar ilerleyen bir etki yapabilir. Diş sağlığının bozulması vücuttaki diğer organları da etkileyebilir. Dişler neredeyse bütün sistemleri olumsuz etkileyen sürekli enfeksiyon odağı haline gelebilir ve kalp, böbrek, eklemler vb. yapılarda önemli sağlık sorunlarına yol açabilen enfeksiyonlara kaynaklık edebilir. Ağızda ve dişlerde yapısal ve işlevsel herhangi bir bozukluğun olmaması, ağız ve dişlerin görevlerini tam olarak yapabilmeleri durumu “ağız ve diş sağlığı”nın varlığını gösterir. 1. Diş Çürümesi Diş çürüklerinin oluşmasında üç temel etmen bulunmaktadır: Duyarlı bir diş yüzeyi, mikroorganizmalar için elverişli yiyecek artıkları, bunların parçalanmasına ve asit oluşumuna yol açacak mikroorganizmaların varlığı. Besinler içinde diş çürümesine en çok neden olanlar karbonhidratlar, yani kabaca, şekerli gıdalardır. Dişler düzenli olarak fırçalanır ve bakımlarına özen gösterilirse, mikroplar onlara zarar veremezler. Diş çürüğü, dişte oyuklar yaparak dişin yapısını bozan ve kendi kendine iyileşmeyen bir hastalıktır. Dişler iyi temizlenmeyecek olursa, üzerinde besin artıkları ve mikroplar birikir. Ağız içerisindeki bakteriler yiyecek artıklarındaki şekerli maddeleri kullanarak onu saydam, yapışkan bir madde haline getirir ve dişler üzerine yapışmasını sağlar. Bu birikintilere plak denir. Bu plaklar bakterilerin diş üzerinde tutunmalarını da kolaylaştırırlar. Besinlerin tatlandırılması için kullanılan şekerli maddelerin içinde bulunan asit, dişlere zarar verebilir, ancak bakterilerin kendileri de asit oluşturabilmektedir. Asit diş minesinin erimesine neden olur. Böylece oluşan erime bölgelerinden giren mikroplar kolayca alttaki yumuşak dokuya ulaşabilirler. Asitler dişin koruyucu tabakası olan diş minesi üzerinde küçük delikçikler oluşturur. Bu delikler giderek genişler ve küçük oyuklar haline gelir. Diş minesinin erimesinden sonra çürük hızla ilerler, alttaki tabakada geniş ve derin bir oyuk meydana getirir. Diş çürüğü diş özüne doğru ilerledikçe dişler ağrımaya başlar. Çürük daha da ilerlerse diş özü bölgesinde ve çene kemiği içerisinde cerahat oluşmaya ve birikmeye başlar. Buna diş apsesi denir. Eğer diş hekimi tarafından daha başlangıcında tedavi edilmeyecek olursa çürük diş için daha zor, karmaşık ve pahalı tedaviler gerekebilir. Diş plağı, diş etlerinin önemli hastalık nedenlerinden biridir. Yemeklerden sonra dişlerin fırçalanması ve diş ipi kullanarak yemek artıklarının çıkarılması dişlerin çürümesini, diş eti hastalıklarının oluşumunu ve ilerlemesini önler. Dişlerin ağrımaması sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Diş ağrısının olması için diş çürüğünün çok ilerlemiş olması gerekir. Diş çürüklerinin tedavi edilebilir dönemde belirlenmesi için ağrı oluşmasını beklemeden senede en az iki kez diş hekimine giderek dişlerin muayene ettirilmesi gerekir. Diş hekimleri gerektiğinde dişlerin filmini çekerek gözle görünmeyen diş oyuklarını da belirleyebilirler. Diş çürüklerinin erken dönemde tanınması dişlerin kaybedilmesini engelleyebilir veya en azından geciktirebilir. Bu hem sağlık açısından, hem de sosyal ve ekonomik açıdan önemli katkılar sağlar. Ağza takma diş takılmasına olan ihtiyacı azaltır. Hiçbir şey kendi doğal dişlerimizin yerini tutamaz. Kalıcı dişlerin erken dökülmesi beslenme sorunlarına neden olur. Doğal dişlerin uzun süre dayanmasında ağız ve diş bakımının önemi çok büyüktür. Diş sağlığı açısından sularla aldığımız flor da çok önemlidir. Sularında flor eksikliği olan yerleşim yerlerinde diş çürüklerinin oranı çok artar. Bu nedenle florla ilgili olarak sağlık kuruluşlarının önerilerine uyulmalıdır. 2. Diş Eti Hastalıkları Dişin diş eti dışında görünen bölümü diş minesi denilen sert bir tabaka ile kaplanmıştır. Bunun altında daha yumuşak bir yapı vardır. En içte ise diş özü vardır. Burada bol miktarda damar ve sinir bulunur. Diş gövdesi diş etine ve onun altındaki kemiğe girdiği bölümde daralır. Bu bölüme dişin boyun bölümü denir. Çene kemiği içinde kalan bölümüne ise dişin kök bölümü adı verilir. Diş kökü diş yuvasında çene kemiğine özel doku uzantıları ile sıkıca bağlanmıştır. Diş eti hastalıkları, diş çürükleri ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olduğunda nedeni araştırılmalıdır. Diş eti hastalıkları en önemli diş sağlığı sorunları arasındadır. Ağız hijyeninin bozukluğu ile yakından ilişkilidir. Başlangıç döneminden itibaren diş etleri kolay kanar. Diş eti kanamalarında diş hekimi muayenesi zorunludur. Diş etleri, diş yuvaları ve ağız tabanındaki iltihaplanmalar genel olarak diş eti hastalığı olarak bilinmektedir. Diş üzerindeki plaklar bunun en önemli nedenidir. Tedavi edilmeyen diş eti iltihapları çene kemiğinin de iltihaplanmasına ve zarar görmesine yol açabilir. Diş çürüğü, diş eti hastalıkları, sinüzit, bademcik iltihabı, solunum sistemi hastalıkları, sindirim sorunları, ağız bakım yetersizliği ağız kokusuna neden olabilir. Bu hal, sosyal ilişkileri de etkiler. Bazı metabolizma hastalıkları da ağızda kendine özgü kokular yapabilir. 3. Dişlerin Gelişim Bozuklukları Ağızda kapanma bozukluklarına neden olan diş düzensizlikleri dişlerin çürümesini kolaylaştırır ve daha erken dönemde dökülmesine yol açar. Düzensiz dişler, alt ve üst çene arasındaki ilişkinin bozulmasına neden olabilir. Çiğneme ve temizleme güçlüğü yaratırlar, kötü ağız kokusuna yol açarlar. Düzensiz dişlerin en önemli nedeni süt dişlerinin zamanından önce yitirilmesi olabilir. Bunun sonucunda çıkan kalıcı dişler birbiri üzerine gelecek biçimde yerleşebilirler. Düzensiz dişler konuşma bozukluklarına ve görünüm bozukluklarına neden olabilir. Sigara dişlerde renk değişikliği yapar. Sigara içenlerin dişleri kahverengimsi bir renk alır. Canlılığını kaybetmiş olan dişler gri renkte görünür. Çocuklarda hatalı olarak kullanılan bazı ilaçlar da dişlerde renk değişikliğine neden olabilir. Aşırı derecede flor dişlerin sararmasına neden olabilir. Hamilelikte ve süt çocukluğu döneminde kullanılan antibiyotik vb. bazı ilaçlar dişlerde kalıcı renk değişikliklerine neden olabilir. Bu nedenle hekim önerisi olmaksızın ilaç kullanılmamalıdır. 4. Ağız ve Diş Sağlığı Nasıl Korunur? Diş hastalıkları ve diş sağlığının korunması açısından erken tanı çok önemlidir. Bu nedenle yılda en az iki kez diş hekimine muayene olunması önerilir. Diş çürümelerinin önlenmesinde sularda yeterli flor olması, düzenli olarak dişlerin fırçalanması, diş ipi kullanılması, aşırı tatlı ve şekerli yiyeceklerden olabildiğince kaçınma bunlar yendiğinde mutlaka dişlerin fırçalanması, diş hekimi kontrollerine gidilmesi temel uygulamalardır. Diş eti hastalıklarının önlenmesinde de diş fırçalama ve düzenli diş hekimi kontrolleri önemlidir. Dişlerde gelişim bozuklukları varsa erken dönemde özel diş hekimliği dallarında uzmanlaşmış birimlere başvurularak gerekli tedavi sağlanmalıdır. Aşırı asitli ve şekerli yiyecekler mikroorganizmaların etkisini artırır. Dişler sert cisimlerle karıştırılmamalı, fındık, ceviz vb. kabuklu yiyecekler dişlerle kırılmamalıdır. Bunlar diş minesinin çatlamasına ve bakterilerin etkisinin artmasına neden olur. Diş minesinin koruyucu etkisi ortadan kalkar. 5. Diş Fırçalama Tekniği Dişlerimizi korumanın en etkili yolu düzenli olarak fırçalamaktır. Diş fırçalamanın ilk adımı doğru fırça seçimidir. En uygun fırça naylon ve orta sertlikteki fırçalardır. Ağız içinde kolay hareket ettirilmesi ve arka dişlere rahat ulaşabilme açısından fırçanın kafasının fazla büyük olmaması tercih edilir. Uygun fırça seçildikten sonra dişler en az günde iki kere düzenli olarak fırçalanır. Diş macunu ağza verdiği hoşa giden koku ve his nedeniyle diş fırçalanmasını kolaylaştırır. Diş parlatma tozları diş hekimi önerisi olmadıkça kullanılmamalıdır. Aşırı kullanımlar diş sağlığı açısından zararlıdır. Diş fırçalanmasında fırçanın duruşu dışındaki temel hareket aynıdır: Fırça diş eti çizgisine eğimli olarak yerleştirilir. Bu durum bozulmadan küçük dairesel hareketlerle dişler fırçalanır. Daha sonra fırça, bir fırça boyu kadar kaydırılarak fırçalama sürdürülür. 1. Diş fırçası 45 derecelik açı yapacak biçimde tutulur ve diş eti hizasından başlanarak ağız boşluğuna doğru fırçalamaya başlanır. Dış yüzeylerden başlayan fırçalama sert darbeler halinde değil, yumuşak ve daireler çizecek biçimde, ön dişlerden arka dişlere doğru yapılmalıdır. 2. Daha sonra dişlerin iç yüzeyleri aynı şekilde fırçalanır. Bu işlemde fırça eğik tutularak,diş etinden ağız boşluğuna doğru hareket ettirilir. 3. Daha sonra dişlerin çiğneme yüzeyleri fırça düz olarak ileri geri hareket ettirilerek fırçalanır. Fırçalama işleminin en az iki-üç dakika sürmesi gerekir. Sağlıklı diş etleri fırçalama sırasında kanamaz. Diş fırçası kişiye ait bir araçtır, başkalarıyla paylaşılmaz. Diş fırçaları birkaç ayda bir, en geç altı ayda değiştirilmelidir. Gerektiğinde ara yüzlerin etkin olarak fırçalanmasını sağlamak üzere ara yüz fırçaları kullanılır. Bunlarla ilgili önerilerini almak üzere diş hekimine başvurmak gereklidir. 6. Diş İpi Kullanımı Diş ipi, diş aralarında kalan yiyecek artıklarının uzaklaştırılması açısından çok yararlı bir araçtır. Çok küçük yaşlardan başlanarak uygun diş fırçalama ve diş ipi kullanma tekniklerinin öğrenilmesi gerekmektedir. Dişler fırçalandıktan sonra diş ve diş eti çizgisi ile dişler arasında kalan yemek artıklarının temizlenmesi için diş ipi kullanılır. Bu artıklar en önemli çürük nedenlerindendir. 1. Otuz santimetre kadar diş ipi alınır. Diş ipinin bir bölümü bir elin orta parmağına diğer ucu da diğer elin orta parmağına dolanır. İpin bir bölümü ortada kalmalıdır. 2. Ortada kalan ip bölümü işaret parmağı ile geriye doğru itilir.İp, dişler arasından geçirilir. Bu hareket sırasında sert olunmamalıdır. İp diş etine kadarindirildikten sonra ağız boşluğuna doğru diş aralarını sıyıracak biçimde indirilir. Busırada diş etinin kesilmemesine özen gösterilmelidir. 3. Aynı uygulama diğer bir parça ip alınarak alt dişler için de tekrarlanır. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ağız ve Diş Sağlığı Diş Sağlığı ve Sosyal Yaşantımız Yaşları 18-50 arasında değişen yetişkin bireylerde yapılan bilimsel bir araştırma ile ağız diş sağlığının sosyal yaşantımıza etkisi incelenmiş ve şu çarpıcı sonuçlar elde edilmiştir. Sağlıklı dişler ve sosyal ilişkiler: ·Araştırmaya katılanların %94’ü, yeni tanıştıkları kişide ilk dikkatlerini çeken şeyin kişinin gülümsemesi olduğunu belirtmişlerdir. İnsanlar yeni tanıştıkları kişinin göz rengine, saç modeline veya boyuna daha az dikkat etmektedirler. ·Katılımcıların yarısından fazlası (%71) sağlıklı ve güzel gülümsemeye sahip olan bireylerin olmayanlara göre çok daha kolay arkadaş edinebildiklerini belirtmişlerdir. ·Katılımcıların üçte birine göre güzel ve sağlıklı olmayan gülümseme kişinin dış görünüşünün kalanını gölgeyebilir. ·Katılımcıların önemli bir bölümü (%85) bir kişinin güzel bir gülümsemeye sahip olmasının iyi bir ilk izlenim için en önemli faktör olduğunu belirtmişlerdir. Sağlıklı dişler ve özgüven: ·Katılımcıların nerede ise üçte ikisi (%64) güzel bir gülümsemeye sahip bireylerin çok daha girişken olabildiklerini düşünmektedir. ·%77 katılımcıya göre bir yetişkinin ortodontik tedavi amacı ile tel takıyor olması, o kişinin toplum tarafından sağlığı konusunda bilinçli hareket ettiğinin düşünülmesine neden oluyor. ·Katılımcıların üçte biri güzel ve sağlıklı bir gülümsemeyi bir dünya seyahati biletine veya bir gardrop dolusu giysiye tercih edebileceklerini belirtmişlerdir. ·%87 katılımcı bir kişinin özgüven sahibi olabilmesi için sağlıklı ve estetik bir gülümsemenin çok önemli olduğunu belirtmişlerdir. ·Katılımcıların %25 yüz görüntülerinde eğer mümkün olsaydı dişlerinde değişiklik yapmak istediklerini belirtmişlerdir. Bu oran burunlarını değiştirmek isteyenlerde %17, ciltlerini güzelleştirmek isteyenlerde %13’dür. Sağlıklı dişler ve karşı cins ile ilişkiler:
| |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ağız ve Diş Sağlığı Ağız ve Diş Sağlığında Vitaminler Beslenme diş sağlığı ve güzelliği ile doğrudan ilişkilidir. Bunun nedeni hem beslenmenin ağız ve diş yoluyla yapılması, hem de beslenme sayesinde hücre dokularının sağlıklı olmasına neden olan besinlerin alınmasıdır. İnsanların sağlıklı yaşamaları büyümeleri ve çoğalmaları için gerekli sentezleri organizmada yapılmayan, dışarıdan eser miktarda alınması gereken organik bileşiklere vitamin adı verilir. İnsanda vitamin eksiklikleri yetersiz alış, barsak absorbsiyonundaki bozukluk ya da alışa oranla ihtiyacın artması sonucu meydana gelmektedir. Vitaminler yağda ve suda eriyenler olarak ikiye ayrılır;
A Vitaminin eksikliğinde: Kollejen liflerde dejenerasyon meydana gelir ve periodontal aralık genişler. Yine bu vitaminin eksikliğinde hipersementoz ve diş sürmesinde gecikme meydana gelebilir. A Vitamininin fazlalığında: Hipervitaminozunda epitelde dejenerasyon, iyileşmede gecikme, osteoporosiz, alveol kemiğinde belirgin kemik rezorbsiyonları, deride pigmentasyon, soyulmalar ve kaşıntılar, menstürasyon bozuklukları meydana gelir. D VİTAMİNİ: Kemiğin normal mineralizasyonunu sağlar. Büyüme çağındaki çocuklarda, gebelerde ve emzikli kadınlarda vitamin D'nin günlük dozu 400 UI'dır. Bu dozun büyük bir kısmı güneş ışınından sağlanmaktadır. Vitaminin kalsuyumdan ve bağırsaktan emilimi ile hizmet verir. Vitaminde kemik oluşumunda gereklidir. Vitamin D'nin eksikliğinde: Çocuklarda reşitizme, erişkinlerde osteomalezi hastalığına neden olur. E VİTAMİNİ: Soya fasulyesi, mısır, pamuk yağı, taze yeşillikler ve sebzelerde bulunur. Günlük gereksinme duyulan miktar 12-12 IU'dır. Yumurta ve ette de bulunur. Vitamin E bir antioksidantdır. Vitamin E hücre elemanları için esas olan oksidasyonu oksidasyonunun toksik ürünlerini önler. E vitaminin bulunduğu durumlarda eritrositlerin hidrojen peroksid içinde hemolize olmalarına karşı dirençleri artmıştır. Plasentadan vitamin E'nin geçişi sınırlıdır. Bebekler süt ile yeterli düzeyde E vitamini alabilirler. E Vitaminin eksiliği: Hücre epitalinde dejerasyon meydana getirebilmektedir. E vitaminin eksikliğinde çocuklarda kas gelişiminde düzensizlik meydana getirir. Diş eti hastalığı olan kişilerde E vitamini uygulamasının iltihap olayını etkilemediği gözlenmiştir. VİTAMİN K: Karaciğerde protrombin yapılmasında kullanılır. Yokluğunda kan ile ilgili belirtiler ortaya çıkar. Normal olarak barsaklarda bulunan bakteriler tarafından sentezlenir. Vitaminin K eksikliğinde: Kanama pırtılaşma ile ilgili sorunlar ortaya çıktığından bu vitamin vücut için çok gereklidir.
Vitamin B6 eksikliğinde: Yetişkin bir kimsede çeşitli belirtiler ortaya çıkar. İlk gözlenen adele güçsüzlüğü, yorgunluk ve uykuya eğilimdir. Dudak, burun kıvrımlarında, göz etrafında, yanakların çevresinde alında, kulak arkasında ve ensenin aşağı kısımlarında seboreik dermatit görülür. Dilde ve ağızda iltihaplar çıkar. Dudak kenarında çatlaklar olur. TİAMİN (Vitamin B1): Yeşil sebzeler, balık, et, meyve ve sütte, baklagillerde ve özellikle bezelyede bulunur. Yemek pişirme durumunda ısı 100 derecenin üzerine çıkarsa vitamin özelliğini yitirir. Soğukta ve dondurularak saklanan yiyecekler B1 vitamini yönünden kayba uğramazlar. Yetişkin bir insan günde bir miligram Tiamin'e ihtiyaç duyar. Tiamin vücutta karbonhidrat metobolizması için gereklidir. Tiamin B1 eksikliğinde: Beriberi hastalığı görülür. Ağızda görülen sorunlar arasında dilde yanma, tat kaybı, ağız mukozasında aşırı duyarlılık. Tiamin ve öteki B1 vitaminleri insan tükrüğünde bulunan bakterilerin büyümesini inhibe eder. RİBOFLAVİN (B2 Vitamini): Süt ve et ürünleri bu vitaminin asıl kaynağıdır. Isıya oldukça dayanıklıdır. Yemeklerin pişirilmesi sırasında etkisini kaybetmez. Güneş ışığı tarafından bozulur. Erişkinler günde 1 .2 miligram almalıdır. Vücuttaki çeşitli metobolizmaları enzim mekanizmalarında etkili olur Riboflovin eksikliği: Semptomları genellikle dudaklar, dil, gözler ve deride görülür. Dudak kenarında iltihap meydana gelir. Dil üzerinde pırtıklı ve gıranürlü bir görünüm vardır. Çoğrafik dil adı ile anılır. Dil üzerine yiyecek ve içeceklerin değmesi ağrı ve yanma hissi meydana getirir. Bazı olgularda dil morumsu, kırmızı ya da erguvani bir renk alır. NİKOTİNİK ASİT VE MİKOTİNAMİD: Niasinin rolü riboflavinde olduğu gibi oksidasyon ve redüksiyon olaylarında anahtarlıktır. NAD ve NADP bileşikleri olarak, niasin karbonhidrat ve lipid metabolizmasında mitokondrilerdeki elektron transportunun sağlayarak katılırlar. Nikotinik asit ve mikotinamid eksikliğinde: Pellegra adı verilen bir hastalık meydana geliyor. Pellegra hastalığında başlıca semtomlar ağız kavitesinde rastlanır. Ağız mukozasında yanma hissi, dudak ve dilin yan kısmı kırmızı ve şiştir. Daha sonraki dönemlerde dilin üstü kırmızı ve şiş olarak devam eder. Diş eti epitelinde de dejarasyonlar görülür. Diş eti iltihabı dişetleri arasındaki papillalarda ülserler tükrük bezlerinin büyümesi tükrük salgısında artış gelir. Bu vitamin et, karaciğer, bira mayası ve yer fıstığı bulunur. Biotin: Bira mayası ve yumurta sarısında bulunur. Vücuttaki çeşitli enzim mekanizmalarında rol alır. Vitamin B12 (Siyanokobalamin): Hayvansal orjinli gıdalar Vitamin B12 deposudur. Bunlar, karaciğer ve böbrek, süt peynirdir. Vitamin B12 gastrointestinal kanalda mide mukozası tarafından salgılanan protein bağlayan bir faktör (intrinsik faktör) bulunmadan uygun bir biçimde emilmezler. İntrinsik faktör bir glikoprotein yapısındandır ve midenin parietel hücreleri tarafından salgılanır. Pernisiyoz anemi mide mukozasındaki intrinsik faktörün eksikliği sonucunda gelişen vitamin B12 eksikliği hastalığıdır. İntramüsküler vitamin B12 enjeksiyonu ile düzeltilebilir. Günlük gereksinme duyulan miktar 2-5 mikrogramdır. B12 vitamini yağ ve karbonhidrat metobolizmasında önemli rol oynar. Vitamin B12 eksikliğinin: Semptomları içerisine yetersiz hemotopoiesis, gastroentestinal kanal bozuklukları, uygun olmayan miyelin sentezi ve genel güçsüzlük girer. Vitaminin eksikliği kemik iliği ve gastroentestinal kanaldaki hücreleri etkiler. Eritroblastlar uygun şekilde bölünemezler ve megaloblastlara dönüşürler. Bu da alyuvarların normal düzeylerini bozar ve anemi meydana gelir. Sindirim kanalında atrofik değişiklikler görülür. Spianemi meydana gelir. Sindirim kanalında atrofik değişiklikler görülür. Spinal korda miyelin dejenerasyonu meydana gelir. Hasta takadsızlıktan, yürümedeki güçlükten şikayet eder. Deride limon sarısı bir renk görülür. Pernisiyöz anemide pek çok ağziçi semptomları bulunur. Bunlar dilde yanma ve acımayla birlikte bulunan ve tekrarlanarak çıkan kırmızı lekelerdir. Dildeki papillalar atrofiye uğramıştır. Yanak, boğaz mukozasında ve dilin arka tarafında kırmızı lezyonlar vardır. Folik asit (Pterolglutamitik asit) : Folik asit karaciğer, yapraklı yeşil sebzelerde ve bira mayasında bulunur. İnce barsak floryasında hazırlanır. Dünya sağlık örgütü erişkin için 200 gama gram, çocuk için 50-100 gama gram, gebelik ve süt verme sırasında ise 400 gama gram dozunda alınmasını önermektedir. Folik asit hücre çoğalmasında etkili rol oynar. Folik asit eksikliğinde: megaloblastik anemi tablosu meydana çıkar. Ağızdaki belirtileri ise glossitis, angular şelozis ve gingivitistir. Glossitis, dilde şişme, kırmızılık ile başlar bunu takiben papillalarda deskuamasyon görülür ve kırmızı bir halka ile bırırlanmış ülserler bulunur. Anguler şeloziz ve gingivitis riboflavin eksikliğini anımsatır. Folik asit eksikliği, yetersiz beslenme, gebelik, malabsorbsiyon sendromu ve kronik alkolizmde ortaya çıkar. Ayrıca antikonvülsan ilaç alan hastalarda da bulunduğu bildirilmiştir. Askorbik Asit (Vitamin C) : Askorbik asit, turunçgiller, yeşil biber, domates, meyveler ve genellikle sebzelerde büyük miktarlarda bulunur. Pişirme işlemi sırasında gıdalarda bulunan askorbik asitin yüzde 50 sinden fazlası parçalanır. Günlük alınması önerilen miktar 45-80 miligramdır. İnce barsaktan glikoza benzer biçimde hızlı ve kolay emilir. C Vitaminin küçük bir bölümü diketoglon ve oksalik asitler gibi kıkılarak atılır . Vitamin C pek çok reaksiyona katılmaktadır. Vitamin C eksikliğinde: Ortaya çıkan başlıca hastalık skorbüttür. Bunun ağız içi belirtileri işlenmiş inek sütü ile beslenen ve öteki besinleri çok az alan çocuklarda, yemeği kendi hazırlayan ve ekseriya işlenmiş süt, hububat, ekmek ve çok az öteki besinleri alan bekarlarda (bekarlık hastalığı) Acayip diyetlerle midelerini dolduran psikonörtik kişilerde görülür skorbüttür hastalığı. İnsanlarda C vitamininden yoksun gıdalarla beslenildiğinde takatsızlık, iştahsızlık, büyümede durma, anemi, ateş ve infeksiyona karşı direncin düşmesi, dişetlerinde şişme ve iltihaplanma, diş kaybı, el bilek ve ayak mafsallarında şişme peteşi şeklinde kanama, kaburgalar ve kostalarda kırılmalar, mafsal içine, kas içine ve barsak içerisine kapiler fijilite nedeniyle kanamalar ortaya çıkar. Soğuk algınlığına karşı C vitamininin önerilmesi uygundur. Vitamin C 1 gram miktarlarında kullanıldığında diyare meydana getirebilir. Aynı şekilde vitamin C idrarı asitleştirdiği için idrar yollarında oksalat taşlarının çökmesine neden olabilir. Son Düzenleyen Blue Blood; 17-11-2006 @ 22:44. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ağız ve Diş Sağlığı Çocukların dişleri niye çürüyor? Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir. Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler. Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir. Çürük oluşumu engellenebilir mi? Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir. Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır. | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| İmplantoloji (Eksik Dişlerin Yerine Diş Çakılması) İmplantoloji (Eksik Dişlerin Yerine Diş Çakılması) İmplantasyon, günümüz diş hekimliğinde eksik dişlerin tedavisinde sık kullanılan, diğer protez ve köprü uygulamalarına karşı iyi bir alternatiftir. İmplant, eksik diş bölgesindeki kemik içine yerleştirilen bir vida sistemidir. Bu vida tamamıyla doku dostu olan (genellikle titan) maddelerden üretilir. Çene kemiğine yerleştirilen implantın iyileşmesi ve kemiğe adaptasyonu için 3-6 ay kadar beklemek gerekir. Daha sonra bu implantın üstüne seramik bir kuron yapılarak implantasyon işlemi tamamlanır. İmplant sadece tek veya birkaç diş eksikliğinde değil, dişsiz alt ve üst çenelere de uygulanabilir. İmplantlar üzerine uygulanacak protezler, daha stabil, daha konforlu ve daha estetik bir sonuç sağlayacaktır. Bu tedavi, dişsiz bölgelerde çene kemiğine yerleştirilen doku dostu vidalarla hareketli protez kullanımına son verir. Günümüzde, risklerin en aza indirildiği bu yöntemle, vidalar üzerine yerleştirilen sabit protezler sayesinde estetik ve fonksiyonel açıdan başarılı sonuçlar elde edilmektedir. | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ağız ve Diş SağlığıKÖTÜ AĞIZ KOKUSU (HALITOSIS) ![]() ![]() Kötü ağız kokusu, çoğu zaman mahcubiyete, sosyo-psikolojik problemlere sebep olur; hatta evlilikleri bile etkileyebilir. SEBEPLERİ:
| |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Ön Dişlerde Periodontal Doku Yaralanmaları ve Tedavi Seçenekleri Ön Dişlerde Periodontal Doku Yaralanmaları ve Tedavi Seçenekleri Periodontal doku yaralanmaları ön yüz bölgesinde geçirilen bir travma sonucu tek başına olabildiği gibi daha önce sıralanan sert doku yaralanmaları ile beraber görülebilir. Periodontal doku yaralanmaları şu şekilde sıralanabilir: 1) Concussion (Sıkışma) 2) Sublüksasyon (Gevşeme) 3) Ekstrüzyon (Uzama) 4) Lateral Lüksasyon (Yer değiştirme) 5) İntrüzyon (Gömülme) 6) Avülsyon (Soket dışına çıkma) Tedavi seçenekleri: 1) Concussion (Sıkışma): Klinik olarak herhangi bir belirti vermez. Çiğneme sırasında hassasiyet vardır. Marjinal dişetinde kanama yoktur. Ağız içi muayene sırasında dikey perküsyonda hassasiyet vardır. Röntgende herhangi bir bulgu yoktur. En hafif periodontal yaralanma şeklidir. Tedavi için önce okluzyon değerlendirilir. Alt keser dişler, üst keser dişlerin (özellikle travma geçiren dişin) palatinaline temas ediyorsa; tedavi süresince okluzal travmalara neden olacaktır. Bu nedenle mümkünse alt dişlerin insizal kenarlarından hafif bir mölleme yapılır ve topikal florür ajanı uygulanır. İnsizal kenarlardan alınamadığı durumlarda posterior dişlerden iki simetrik dişil okulzal bölgelerinde kompozit rezin esaslı bir materyal ile okluzyonda yükseltme yapılır. Bu tedavinin süresi 2 hafta olacaktır. Böylece tekrarlayan travmalar engellenecek ve periodontal iyileşme sağlanacaktır. Eğer çocuk hasta dişi yeni bir travmadan koruyamayacaksa 2 hafta için semirijid splintleme düşünülebilir. Bu tedavi komşu iki dişi içine alır. Tüm bu tedaviler süresince hastaya yumuşak diyet önerilir. Tedavinin sonunda diş klinik olarak mobilite, vitalite ve perküsyon açısından ve radyolojik olarak değerlendirilir. Splint veya rezin çıkarılır. Hasta 6. ay ve 12. ayda kontrole çağrılır. Süt dişlerinde benzer bir yaralanma varsa bırakılır. Yumuşak diyet tavsiye edilir. Splint yapılmaz. 2) Sublükasyon (gevşeme): Klinik olarak yine dikey perküsyonda hassasiyet vardır. Ancak bunlara ek olarak dişeti kenarında sızıntı şeklinde kanama ve horizontal mobilite vardır. Ancak bu mobilitenin çocuklarda yeni süren diş mobilitesi ile karıştırılmaması gerekir. Bunun için arkın başka bir bölgesinde sürmekte olan bir dişin mobilitesine bakılabilir. Radyolojik bulgular normaldir.hasta sıkışma yaralanmasındaki gibi tedavi edilir. Süt dişlerinde sublüksasyon olgularında hasta takibe alınır. Yumuşak diyet önerilir. Splint yapılmaz. 3) Ekstrüzyon (Uzama): Ciddi yaralanma çeşitlerinden biridir. Dişte uzama ve palatinale yer değiştirme vardır. Okluzyon engellenebilir. Ayrıca mobilite de kaydedilir. Dişeti kenarında yoğun kanama vardır. Alınan röntgende özellikle apikal bölgede periodontal ligament aralığında kalınlaşma görülür. Hasta kazadan hemen sonra başvurmuşsa lokal anestezi yapılır ve diş parmak basıncı ile repoze edilir. Splint süresi 3 haftadır. Splintlemeden önce okluzyon mutlaka kontrol edilmelidir. Üçüncü haftanın sonunda diş klinik ve radyolojik olarak değerlendirilir ve problem yoksa splint çıkarılır. Bu tip yaralanmalarda geç dönemde ortaya çıkan bir problem pulpa nekrozudur. Özellikle kök ucu kapanmış dişlerde pulpa nekrozu veya obliterasyonu sık görülür. Hastanın takibi sırasında görülürse tedavi edilir. Kontroller yine 1-2-3-6-12. aylar ve daha sonra yıllık olmalıdır. Süt dişlerinde ekstrüzyon olgularında dişin çekilmesi gerekir. Repoze edilmesi sırasında alttan gelen daimi diş germine zarar verebilir. Çekim sonrası hastaya dişli bir yer tutucu yapılır. 4) Lateral Lüksasyon (yer değiştirme): Dişin alveol soket içinde yer değiştirmesidir. Özellikle labiale olan yer değiştirmelerde alveol kemiği kırığı da görülür. Kron palatinale yer değiştirmiştir. Dişte mobilite yoktur. Perküsyonda tok bir ses alınır. Repoze edilerek tedavi edilmesi gerekir. Alveol kemiği kırıklarında ise dişin repozisyonu problem çıkarabilir. Bu durumda bukkalde parmak basıncı uygulanarak dişin sokete yerleşmesi ve kemik bariyerini atlaması sağlanabilir. Daha sonra bukkal ve palatinal bölgeden kemiğe dekompresyon yapılmalıdır. Diş sokete yerleştikten sonra 4 hafta splintlenir. Bu süre içinde pulpal değişiklik görülürse kanal tedavisi splint varlığında yapılır. Kanal tedavisi önce 6-12 ay için kalsiyum hidroksit ile yapılır daha sonra klasik kanal tedavisi bitirilir. Dişetinde de yırtılmalar beraberinde görülebilir ve sütüre edilmeleri gerekir. Süt dişlerinde yine repozisyon alttan gelen daimi dişe zarar vereceğinden çekimi uygundur. 5) İntrüzyon (Gömülme): Dişin değişik seviyelerde alveol soketin içine gömülmesidir. İntrüzyon olan dişlerin bukkal bölgesinde kemik ekspansiyonu nedeni ile şişlik görülür. Dişetinde kanama vardır. Perküsyonda metalik ses alınır. Alınan röntgenlerde periodontal ligament aralığı izlenemez. Bu tip yaralanmalarda röntgen bulgusunun yanında kök gelişim evresi de tedavi seçeneğini etkiler. Kök gelişimini tamamlamamış dişlerde yeniden erüpsiyon beklenir. 6 ay içinde reerüpsiyon görülür. Kök ucu kapanmamış dişlerde dişin ekstrüzyonunu sağlayan tedavi uygulanırsa kökte eksternal rezorbsiyon görülür. Bu nedenle beklemek daha uygun bir tedavi olacaktır. Bekleme süresi içinde pulpada enfeksiyon veya nekroz gelişirse kanal tedavisi kalsiyumhidroksit ile yapılır ve kök ucunun kapanması beklenir. Kök ucu kapalı dişlerde ise intrüzyonda periodontal ligament aralığının görüntüsü tedavi seçeneğini etkiler. Röntgende periodontal ligament aralığı yer yer izlenebiliyorsa 3 ay reerüpsiyonu beklenebilir. Ya da ligament aralığının izlenemediği durumlarda seçilen ekstrüzyon tedavisi uygulanır. Bu tedavi ya cerrahi ya da ortodontik ekstrüzyon ile sağlanır. Ortodontik ekstrüzyon tedavisi yapılacaksa pulpa nekrozu gelişmesi ihtimalini göz önüne alarak dişin singulumunun ağız içinde 3-4 hafta içinde görünür hale gelmesi istenir. Bu durumda kanal tedavisini yapmak mümkün olacaktır. Cerrahi ekstrüzyon tedavisi ise davye ile dişe verilen rotasyon hareketi sonrası dişin ekstrüze edilmesi ve 3-4 hafta splintlenmesi ile yapılır. Süt dişlerinde erken dönemde (1-2 yaş) görülen intrüzyon olgularında daimi diş germinin hipoplaziden kron dilaserasyonuna kadar değişen derecelerde zarar görmesi mümkündür. Bunun radyolojik olarak değerlendirilmesi zordur. İntrüzyon olgularında süt dişinin 6 ay içinde reerüpsiyonu mümkündür. Bu nedenle beklenir. Hasta takibi sırasında dişteki renk değişikliği, enfeksiyon bulgularında bulgularına dikkat edilmelidir. Süt dişlerinde travma sonrası oluşan renk değişiklikleri de takip edilmelidir. Enfeksiyon varlığında hasta ile kooperasyon kurulabiliyorsa kanal tedavisi yapılabilir. Tedavi edilemediği durumlarda çekim önerilir. 6) Avülsyon (Soketten dışarı çıkma): En komplike travma şeklidir. Tedavi seçenekleri hastanın geliş süresi, dişin getirildiği vasat ve kök gelişim evresine göre değişiklik gösterir. Tedavi seçenekleri: a) Hasta hemen ararsa: Dişin kronundan tutarak musluk suyu altında 10 dk yıkanması ve mümkünse yerine yerleştirip hemen gelmesi söylenir. Yerine yerleştirilmesi mümkün değilse kutu süt içerisine yerleştirilip hemen gelmesi istenir. Avülsyon tedavisinde dişin saklandığı koşullar çok önemlidir. Çünkü tedavinin başarısı kök üzerinde kalan periodontal ligament hücrelerinin canlılığı ile bağıntılıdır. Bu nedenle dişin uygun şartlarda dişhekimine getirilmesi gerekir. Steril edilmiş kutu sütler mevcut koşullarda en kolay ulaşılabilen, güvenli vasatlardandır. Bunun dışında serum fizyolojik, tükürük veya musluk suyu da kullanılabilir. Avülse diş aşağıdaki vasatlarda ve sürelerde saklanabilir: Stril süt: 6 saat Serum fizyolojik ve tükürük: 2 saat Musluk suyu: 20 dakika Yukarıda sayılan koşullarda getirilen dişlerde tedavi yaklaşımı; i. Röntgen alınır, yabancı cisim veya kırık olup olmadığına bakılır, lokal anestesi yapılır. ii. Diş akan serum fizyolojik ile yıkanır ve serum fizyolojik içine bırakılır. iii. Soketteki pıhtı serum fizyolojik ile yıkanır ve küret ile çıkarılır. Soket fazla kürete edilmemelidir. iv. Diş parmak basıncı ile sokete yerleştirilir ve okluzyon değerlendirilir. v. En az 10 gün en fazla 3 hafta için splintlenir. vi. Hastaya ilk gün 1 gr, daha sonraki 4 gün 500 mgr X 4 dozunda penisilin türevi antibiyotik profilaktik amaçla verilir. vii. Klorheksidinli gargara kullanımı önerilir. Yumuşak bir fırça ile fırçalanması söylenir. viii. Tetanoz aşısı yönünden hasta yönlendirilmelidir. Kanal tedavisi: Yukarıda sayılan koşullarda replante edilen dişlerde kanal tedavisi kararı kök gelişimine göre verilir. Kök ucu açık dişlerde kanal tedavisine gerek yoktur. Ancak hasta takibi sırasında gerek klinik gerekse radyolojik olarak pulpal değişiklik gözlenirse kanal tedavisi kalsiyum hidroksit ile yapılır. Kök ucu kapalı dişlerde ise pulpa nekroz şansı çok fazla olduğundan replantasyondan sonra 1. haftada kanal tedavisi yine kalsiyumhidroksit ile yapılmalıdır. Kalsiyumhidroksit rezorbe oldukça yenilenir ve 6-12 ay sonra klasik kanal tedavisi yapılır. b) Diş 20dk-60dk kuru ortamda kalırsa: Kök üzerindeki periodontal ligament hücrelerinin bir kısmı canlılığını kaybetmiştir. Ancak halen canlı olan hücreler göz önüne alınarak diş serum fizyolojikte yıkandıktan sonra topikal florür tedavisinde kullanılan Asidülofosfatflorür (APF) jeli içinde 20 dk bekletilir. Daha sonra 2 dk serum fizyolojik ile yıkanır. Soket daha önce anlatıldığı gibi hazırlanır ve diş replante edilir. Splint süresi 6 hafta olmalıdır. Kanal tedavisi 1. haftada yapılır. c) Diş 60 dk’dan fazla kuru kalmışsa: tedavi şekli implantasyon adını alır. Bu tedavinin basamakları şu şekilde sıralanır: · Dişin üzerinde nekrotik hücre artıkları pomza ve fırça ile temizlenir. · Diş serum fizyolojik ile yıkanır. · Pulpa ekstirpe edilir. · Diş APF jel içinde 20 dakika bekletilir. · Bu sırada röntgen alınır. Soket muayene edilir. · Diş yıkanmadan kanal doldurulur (gutta perka ile) · 2 dk serum fizyolojik ile yıkanır. · İmplante edilir. · 6 hafta splintlenir. · Antibiyotik, tetanoz aşısı....vd uygulanır. Süt dişlerinde avülsyon olduğundan replantasyon yapılmaz. Replantasyon sonrası ankiloz, enfeksiyon ve daimi diş germine replantasyon sırasında verilecek zarar olasılıkları nedeni ile bu tedavi şekli tercih edilmemelidir. Bunun yerine uygun yaşlarda dişli bir yer tutucu yapılabili | |
|
| | #8 (mesaj-linki) | |
| Yirmi Yaş ve Gömülü Dişler Yirmi Yaş ve Gömülü Dişler Yirmi yaş veya diğer gömülü dişlerin varlığı ve genellikle çene darlığından dolayı sürmemeleri diş hekimliği kliniğinde sıkça görülen bir durumdur. Bu durumda en sık sorulan soru kişinin herhangi bir şikayeti olmasa da, bu dişlerin çekilip çekilmemesidir. Farklı nedenlerden dolayı böyle dişlerin sorun çıkarmasını beklemeden çekilmesi önerilir. Gömülü 20.yaş dişlerinin pozisyonları En solda : Operasyon basittir. Sonrasında genellikle sorun yaşanmaz. Ortada : Öndeki dişe baskı sonucunda öndeki dişi çürütme ve sıkıştırma ihtimali vardır. Operasyon biraz daha uğraştırıcıdır. Sonrasında hafif sıkıntı çekilebilir. En sağda : Kemik altında gömülüdür. Operasyon uğraştırıcıdır ve sonrasında şişlik , yutkunma zorluğu , hafif ağrı olabilir. Gömülü diş oluşmasının nedenleri * Çene darlığı nedeniyle dişlerin sürmesi için gerekli yer olmayabilir ve dişler uygun olmayan pozisyonlara yerleşerek o bölgede iltihaba neden olabilir. Bu da iltihabın bütün ağız, burun ve solunum yoluna yayılmasına neden olur. * Kist oluşumuna neden olabilir ve bu kist bütün çene kemiğine yayılabilir, komşu dişlerin çürümesine ve çekilmesine neden olabilir. * Üst çenede sinüslere olan yakınlığından dolayı, sinüslerin iltihaplanmasına yol açabilir ve vücutta bir fokal enfeksiyon riski yaratır. * Diş hekiminin yapacağı bir tedaviyi (protez, dolgu gibi) ve ortodontik tedavinin başarısını engelleyebilir. Bu nedenlerden dolayı gömülü, yarı gömülü yirmi yaş ve diğer dişlerin şikayet olmadığı durumda bile çekilmesi en doğru tedavi yöntemidir . 20. yaş dişi iltihabı veya absesi Belirtileri Ağrı (kendiliğinden veya üstüne basınca) - Şişlik (ağız içerisinde veya yüzde) Kızarıklık - Çene altındaki lenf bezlerinin şişmesi Yutkunma zorluğu - Ağzın kapatılamaması veya kapatınca 20.yaş dişi üzerindeki diş etinin ısırılması, baskı olması. Zararları Öndeki dişe baskı yaparak çapraşıklığa neden olabilir Öndeki dişte çürüğe neden olabilir. İltihap için uygun bir ortam yarattığından zaman zaman ağrı ve şişliğe neden olabilir. Mevcut iltihap , vucudun zayıf bir anında kana karışıp; kalp, böbrek, beyin, eklemler gibi hayati organlara yerleşebilir ve hayati tehlike yaratabilir. Tedavisi Öncelikle antibiyotik tedavisi ile akut durumdaki iltihabın kronikleştirilmesi gerekir. ( Burada bulunan iltihap , antibiyotik kullanımı ile sadece kronikleşmektedir. Tamamen temizlenememektedir. Bu nedenle antibiyotik kullanımı sonrasında şikayetlerin geçmesine aldanarak dişin çekilmesinden vazgeçilmemelidir. ) Daha sonra cerrahi bir işlemle bu dişler çekilmelidir. | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Süt Dişlerinin Önemi Süt Dişlerinin Önemi Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır. Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar. Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır. Süt dişlerindeki çürüklerin tedavisi gerekli mi? Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir. Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir. | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Ağız ve Diş SağlığıDiş Çürümesine Karşı yoğurt... Yakın zamanda diş macunları , yoğurtta bulunun bir bakteri sayesinde çok daha etkili olacak. Tam adı, Lactobacillus Bulgaricus olan bakteri, sütün içinde yaşıyor ve yoğurt yapımında etkili oluyor. NEW YORK - Bilimsel dilde Strepptococcus mutans adlı bir bakteri, dişlerin çürümesine neden oluyor. Strepptococcus mutans dişin yüzeyine yapışarak, bir asit salgılıyor ve bu asit diş minelerine zarar veriyor. Ancak yoğurtta bulunan bir başka bakteri dişlerin imdadına yetişiyor. Bilim insanları lactobacillus adlı bir bakterinin Strepptococcus mutans’ları diş minelerinden silerek yok ettiğini ve böylece dişlerin çürümesini önlediğini buldu. Kaynak: LIVESCIENCE NTV-MSNBC | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
| kemik ve dis sagligi, |
Ağız ve Diş Sağlığı Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Üflemeli Çalgılar - Ağız Mızıkası | KisukE UraharA | Müzik | 0 | 04-11-2008 19:43 |
| Diş Protez Teknikeri - Ağız ve Diş Sağlığı Teknikeri | P.u.S.u | Meslekler | 3 | 16-09-2008 01:41 |
| Bengü - Ağız Alışkanlığı | Blue Blood | Türkçe Şarkı Sözleri | 0 | 13-08-2008 10:29 |
| Ağız - Ağız Nedir - Ağız Hakkında | nünü | X-Sözlük | 0 | 16-02-2008 00:57 |
| Ağız Kanseri | GusinapsE | Hastalıklar | 0 | 01-09-2006 18:41 |