Arama

Alfred Dreyfus

Güncelleme: 1 Aralık 2016 Gösterim: 2.957 Cevap: 1
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
1 Ocak 2007       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Dreyfus, Alfred

(d. 19 Ekim 1859, Mulhouse - ö. 12 Temmuz 1935, Paris, Fransa), Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet’in siyasal ve toplumsal tarihine damgasını vuran Dreyfus Olayı’nın kahramanı.
Dokuma fabrikatörü varlıklı bir Yahudinin oğlu olan Dreyfus, 1882’de Politeknik Okulu’na girdi. Daha sonra subay olmaya karar verdi; 1889’da yüzbaşılığa kadar yükselmişti. Savaş Bakanlığı’nda çalışırken, 1894’te, Alman askeri ataşesine Fransız ordusunun sırlarını satmakla suçlandı. 15 Ekim’de tutuklandı, suçlu bulunarak 22 Aralık’ta Fransız Guyanası açıklarındaki ünlü ceza yerleşmesi Şeytan Adasında yaşam boyu hapse mahkûm edildi.
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  dreyfus.jpg
Gösterim: 612
Boyut:  38.5 KB
Yetersiz kanıtlara dayanan yargılamada izlenen yöntem de çok olağandışıydı. Dreyfus’un suçlamayı reddetmesine ve ailesinin de yılmadan kendisini desteklemesine karşın hem kamuoyu, hem de koyu Yahudi düşmanı bir kesimin başını çektiği Fransız basını, mahkeme kararını ve cezayı olumlu karşıladı. Özellikle Edouard Drumont’un çıkardığı La Libre Parole gazetesi Dreyfus’ü Fransız Yahudilerinden beklenebilecek bir sadakatsizliğin simgesi olarak göstermeye çalıştı.

Ama zamanla bu konuda kuşkular belirmeye başladı. Yarbay Georges Picquart,casusluk olayına Binbaşı C. F. (Walsin) Esterhâzy’nin karıştığını ve Dreyfus’ün suçlanmasına neden olan mektubun onun el yazısıyla kaleme alındığını ortaya koyan kanıtlar buldu. Bu nedenle Picquart’m görevinden alınması üzerine, elde edilen bulguların üst makamları çok tedirgin ettiği kanısı yaygınlaştı. Gazeteci Joseph Reinach, Georges Clemenceau, senatör Auguste Scheurer-Kestner ve Emile Durkheim gibi kişilerin de katılmasıyla Dreyfus yanlılarının sayısı gitgide çoğaldı.
Bu arada Esterhâzy’nin birtakım kanıtlar uydurup söylentiler yayması. Dreyfus’ün yazdığı öne sürülen mektubu bulan Binbaşı Hubert Joseph Henri’nin yeni sahte belgeler düzenleyip birtakım belgeleri ise hasıraltı etmesi, olayı inanılmaz ölçüde karmaşıklaştırdı. Ama divanıharbe çıkarılan Esterhâzy aklandı, Picquart ise tutuklandı. Bunun üzerine Dreyfus Davası’nın yeniden görülmesi gerektiğini savunan hareket birdenbire güçlendi. 13 Ocak 1898’de romancı Emile Zola, Clemenceau’nun gazetesi L’A- urore' un birinci sayfasında “J’Accuse” (Suçluyorum) başlıklı bir açık mektup yayımladı. Aurore'un o günkü baskısı 200 bin sattı. Zola, orduyu Dreyfus’le ilgili karardaki yanlışlığı örtbas etmekle ve Savunma Bakanlığı’nın emriyle Esterhâzy’yi aklamakla suçluyordu.

Zola’nın mektubu yayımlandığında, Dreyfus Davası kamuoyunda büyük ilgi uyandırmış ve Fransa’yı iki karşıt kampa bölmüş bulunuyordu. Sorun, Dreyfus’ün suçluluğu ya da suçsuzluğu gibi kişisel boyutları çoktan aşmıştı. Davanın yeniden görülmesine karşı çıkan milliyetçi ve otoriter Dreyfus karşıtları olayı, ülkenin düşmanlarının orduyu küçük düşürme çabası olarak değerlendiriyor, konuya uluslararası sosyalizm ve Yahudilik karşısında bir ulusal güvenlik sorunu, Fransa ile Almanya arasında bir çıkar çatışması gözüyle bakıyorlardı. Dreyfus’ün aklanmasını isteyenler ise onun mahkûm edilmesini, kişi özgürlüğü ilkesinin ulusal güvenliğe feda edilmesi, cumhuriyetçi sivil otorite ile devletten bağımsız davranan askeri otoritenin çatışması olarak görüyorlardı. Parlamentoda büyük gürültü kopuyor, milliyetçilerin baskısıyla hükümet Emile Zola hakkında dava açıyor, taşrada Yahudi düşmanı ayaklanmalar çıkıyordu. Buna karşılık Dreyfus Davası’nın yeniden görülmesini isteyen bir dilekçe, Anatole France, Marcel Proust ve pek çok başka aydınla birlikte 3 bin kişi tarafından imzalandı. Şubatta yargılanmaya başlayan Zola yayın yoluyla iftiradan suçlu bulundu ve bir yıl hapis ile 3.000 frank para cezasına çarptırıldı.

Ama bir yıl içinde Dreyfus yanlıları güç kazandı. Binbaşı Henri sahtekârlık yaptığını itiraf ettikten sonra Ağustos 1898 sonunda intihar etti. Esterhâzy panik içinde Belçika’ya, oradan Londra’ya kaçtı. Artık Dreyfus ailesinin davanın yeniden görülmesi isteği geri çevrilemezdi.
Rene Waldeck-Rousseau başkanlığındaki yeni hükümet Haziran 1899’da göreve başladı ve olayı sonuca bağlamaya karar verdi. Yeniden yargılanmak için Şeytan Adasından getirilen Dreyfus, Rennes’de divanıharp önüne casusluk olayına Binbaşı C. F. (Walsin-) Esterhâzy’nin karıştığını ve Dreyfus’ün suçlanmasına neden olan mektubun onun el yazısıyla kaleme alındığını ortaya koyan kanıtlar buldu. Bu nedenle Picquart’m görevinden alınması üzerine, elde edilen bulguların üst makamları çok tedirgin ettiği kanısı yaygınlaştı. Gazeteci Joseph Reinach, Georges Clemenceau, senatör Auguste Scheurer-Kestner ve Emile Durkheim gibi kişilerin de katılmasıyla Dreyfus yanlılarının sayısı gitgide çoğaldı.

Yeniden yargılanmak için Şeytan Adasından getirilen Dreyfus, Rennes’de divanıharp önüne çıkarıldı (7 Ağustos-9 Eylül 1899). Mahkeme Dreyfus’ü gene suçlu buldu, ama cumhurbaşkanı sorunu çözmek için Dreyfus’ü affetti. Dreyfus af kararını kabul etmekle birlikte, suçsuzluğunu kanıtlamak için sonuna değin çaba gösterme hakkını da saklı tuttu.
1904’te Dreyfus’e yeniden yargılanma hakkı tanındı ve Temmuz 1906’da sivil bir temyiz mahkemesi onu aklayarak hakkındaki bütün eski mahkûmiyet kararlarını bozdu. Parlamento Dreyfus’un eski görevine dönmesini sağlayan bir yasa tasarısını onayladı. Dreyfus 22 Temmuz’da resmen orduya döndü ve Legion d’honneur nişanıyla ödüllendirildi. Orduda kısa bir süre daha görev yapan Dreyfus binbaşılığa yükseldikten sonra kendi isteğiyle yedeğe ayrıldı. I. Dünya Savaşı’nda yeniden göreve çağrıldı ve yarbay rütbesiyle bir cephane birliğine komuta etti.

Savaştan sonra ne yaptığı bilinmemektedir.Fransa tarihine L’Affaire (Olay) adıyla geçen Dreyfus Davası, Üçüncü Cumhuriyet’in ve çağdaş Fransa’nın tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği siyasal ve toplumsal güçler dağılımı, 1905’te kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, Fransa’yı, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında 1914’e, hatta daha sonrasına değin etkisi altında tutacak bir bölünmenin doğmasına yol açtı.

Kaynak:Ana Britannica

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 1 Aralık 2016 11:19
Biyografi Konusu: Alfred Dreyfus nereli hayatı kimdir.
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
1 Aralık 2016       Mesaj #2
perlina - avatarı
Ziyaretçi

Alfred Dreyfus ve Dreyfus (“l’affaire Dreyfus ) Olayı


Laiklik çatışmaları birçok ülkede çok kanlı ve dağdağalı geçmiştir. Batı toplumlarında kilisenin örgütlü hiyerarşik düzeni birtakım düzenlemeleri kolaylaştırdı; her şeyden önce kilise toplumların eğitimini düzenlemiş ve bu düzenleme sırasında da onların dünya görüşünü şekillendirmiştir. Hatta kiliseye düşman kesilen birçok kimsenin tarihe ve diğer dinlere bakışı, toplumsal sorunları ele alış biçimi dahi ister istemez bu eğitimin koyduğu kalıplarla sınırlı kalmıştır. Batı toplumlarındaki anti-semitizm de bunun sonucudur.
Sponsorlu Bağlantılar

13 Ocak 1898’de l’Aurore gazetesi, ilk sayfası tümüyle ünlü Emile Zola’nın “J’accuse- İtham ediyorum” başlıklı uzun makalesine ayrılmış olarak çıktı. Emile Zola herkesin malumu; natüralist materyalizm dediğimiz teknik üslupla, canlı tasvirleriyle toplumların hayatında herkesi acıtacak gerçeği ortaya koyan bir yazardı.
Fransa onun bu açık suçlamasıyla birbirine girdi. Suçlananlar Fransa’nın üst kademe komutanlarıydı. Alfred Dreyfus adlı Yahudi asıllı bir yüzbaşıyı Alman casusluğuyla suçlamışlar, Paris sokakları ve bütün Fransa Yahudilere karşı kışkırtılmış, ülkenin insanları hatta yakın akrabalar bile bu davanın etrafında birbiriyle karşı karşıya gelmişti. Aydınlanmanın getirdiği laik düşünce, şimdi savunmaya ve hatta bir tür saldırıya geçmişti. Emile Zola laiklerin ikonu oldu, ihtilalin getirdiği eşitlik ve Napoleon Bonaparte idaresinin düzenlemelerine rağmen şimdi Yahudilik dindar bağnazlığın ötesinde ırkçı bir saldırıya da uğruyordu.

Önce cezası indi, sonra affedildi
Dreyfus olayından beri kendisini yeni düzenin ve Avrupa’nın yeni ortamında Hıristiyan laiklikle kaynaşmanın temsilcisi olarak gören Theodor Herzl adlı Avusturyalı bir Yahudi gazeteci yazar dahi Fransa’daki bu patlamadan ani bir sarsıntıya uğramış ve endişe ile kaçınılmaz olarak bir Yahudi devleti, Yahudilerin kendi başlarına yaşayacakları bir ülke kurma fikrini ortaya atmıştı. Onun çok kısa zamanda “Der Judenstaat” (Yahudi Devleti) adlı eserinde ortaya koyacağı fikirler Batı Avrupa Yahudilerini “Bu zevzekliğe ve bölücülüğe ne lüzum var?” şeklinde bir tepkiye ittiyse de Polonya, Avusturya-Macaristan ve tümüyle Rusya Yahudiliğinden büyük destek gördü. Çok geçmeden Siyonist kongre Basel’de toplandı ve Siyonizm ortaya çıktı.
Emile Zola’nın direnişi yani sonuçlanmış ve mahkumiyetle biten Dreyfus davasını yeniden deşmesi aslında bir Yahudi taraftarlığı ve adalet arayışı kadar, Avrupa dünyasındaki bu bölünmelere de bir cevap ve çözüm getirme çabası taşımaktaydı. Zola ilk anda Fransa’yı terk etmek zorunda kaldı ama taraftarları arasında Jean Jaures gibi bir sosyalist yanında Anatole France ve ilerinin başbakanı Georges Clemenceau ve gelecek cumhurbaşkanı Henri Poincare gibi onunla pek alakası olmayan büyük şahsiyetler de vardı. Eski dostu ünlü ressam Paul Cezanne ise yoktu.
Dreyfus yeniden yargılandı, önce cezası indirildi sonra cumhurbaşkanı affetti. 1906’da ise yeni bir muhakeme ile tamamen aklanarak yeniden orduya alındı. Ama Dreyfus’un suçluluğu antisemit ve muhafazakar batı dünyasında bir slogan olarak kaldı. “l’affaire Dreyfus / Dreyfus olayı’nı laik veya dindar sağ cenahı suçlamak için kullananlar olduğu gibi sosyalistler ve laik liberaller cephesini suçlamak için kullananlar da elan var.

1908’de Emile Zola’nın kemiklerinin Pantheon’a nakli töreninde dahi Alfred Dreyfus bir saldırıya maruz kaldı ve hafif yaralandı. Bütün bu hazin gelişmelerin içinde ortaya çıkan ama hâlâ örtülmeye ve tartışılmaya çalışılan bir gerçek daha vardır: Casusluğu yapan subay Esterhazy adlı bir başka Genelkurmay mensubuydu. Fransa tarihinin Dreyfus’u gönülden aklaması ise François Mitterand’ın başkanlığı sırasında Raspail bulvarında, bugünkü Ecole des Hautes Etudes’in bulunduğu ve onun
bir müddet kaldığı hapishanenin (Cherche-midi) yerine bir küçük anıt dikilmesiyle oldu.

İlber Ortyalı

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.

Benzer Konular

4 Kasım 2015 / KisukE UraharA Sinema ww
20 Haziran 2011 / ThinkerBeLL Edebiyat ww
5 Ocak 2016 / ThinkerBeLL Siyaset ww
20 Temmuz 2015 / _Yağmur_ Bilim ww
15 Ekim 2015 / _KleopatrA_ Bilim ww