Arama

İnsanın yaratılış mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 17 Aralık 2014 Gösterim: 6.782 Cevap: 3
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Ziyaretçi
8 Kasım 2008       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
İnsanın yaratılış mucizesi hakkında bilgi verir misiniz?
EN İYİ CEVABI BrookLyn verdi
İnsanın Yaratılış Mucizesi

Sponsorlu Bağlantılar
İnsan bedeni, yeryüzündeki en kompleks makinadır. Hayatımız boyunca bu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız. Bedenimiz kemikleri, kasları, damarları, iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir. Bu tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden….
Vücudumuzdaki herşey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kimi biraraya gelerek kemikleri, kimi sinirleri, kimi karaciğeri, kimi midemizin iç yapısını, kimi derimizi, kimi ise gözümüzün kornea tabakasını oluşturur. Hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.
Bu kadar farklı görevler üstlenmiş olan hücreler nasıl ve ne zaman meydana gelmişlerdir?
İşte bu soruya verilecek cevap, bizi her anı mucizelerle dolu olan bir olaya götürecektir. Bugün sizin bedeninizi oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmişlerdir. Şu an sahip olduğunuz hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücre de, annenizin yumurta hücresi ile babanızın sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır.
Allah, Kuran'da insanlara, kimi zaman göklerdeki ve yerdeki, kimi zaman da canlılardaki yaratılış mucizelerini, Kendi varlığının delilleri olarak örnek gösterir. Bu delillerin en önemlilerinden biri de, sözünü ettiğimiz konu, bir diğer ifadeyle insanın kendi yaratılışındaki mucizelerdir.
Birçok ayette insanın, ibret almak için, bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl var olduğu, var olurken hangi aşamalardan geçtiği detaylı olarak tarif edilir. Vakıa Suresi'ndeki ayetlerde, insanın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi, duyan, gören, işiten ve vücut yapısı olarak oldukça kompleks bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise, elbette başıboş bir sürecin, rastgele oluşan tesadüflerin sonucunda gerçekleşemez.
İnsanın oluşumundaki bütün aşamalar, Allah’ın benzersiz yaratışıyla var olmuştur.
Bu kitapta yeryüzünde her insan ile birlikte hiç durmaksızın yaşanan "insanın yaratılış mucizesi"nin detayları anlatılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki, bu kitapta anlatılan olaylar, insanın yaratılışındaki detayların yalnızca bir bölümüdür. Öyleki bu kitapta anlatıldığı kadarı bile, insana, Yaratıcısı'nın sonsuz kudretini, tüm evreni sarıp kuşatan sınırsız ilmini ve aklını bir kez daha göstermektedir. Ve Yüce Allah'ın, "yaratıcıların en güzeli" olduğunu tüm insanlara tekrar hatırlatmaktadır:

Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
(Müminun Suresi, 12-14)

Ayrıca Bakınız: Yaratılmış Bir Varlık Olarak İnsan

Son düzenleyen Mira; 17 Aralık 2014 21:23 Sebep: İç başlık
BrookLyn - avatarı
BrookLyn
Kayıtlı Üye
8 Kasım 2008       Mesaj #2
BrookLyn - avatarı
Kayıtlı Üye
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
İnsanın Yaratılış Mucizesi

Sponsorlu Bağlantılar
İnsan bedeni, yeryüzündeki en kompleks makinadır. Hayatımız boyunca bu bedenle görür, işitir, nefes alır, yürür, koşar ve zevk alırız. Bedenimiz kemikleri, kasları, damarları, iç organları ile mükemmel bir düzen ve tasarıma sahiptir. Bu tasarımın detayına inildiğinde ise daha da şaşırtıcı gerçeklerle karşılaşılır. Birbirinden farklı gibi görünen vücut parçalarının tamamı aynı malzemelerden oluşmaktadır. Hücrelerden….
Vücudumuzdaki herşey milimetrenin binde biri büyüklüğündeki hücrelerden oluşur. Bu hücrelerin kimi biraraya gelerek kemikleri, kimi sinirleri, kimi karaciğeri, kimi midemizin iç yapısını, kimi derimizi, kimi ise gözümüzün kornea tabakasını oluşturur. Hücreler vücudun hangi parçasını oluşturuyorlarsa bu bölgede ihtiyaç duyulan boyuta ve şekle sahip olurlar.
Bu kadar farklı görevler üstlenmiş olan hücreler nasıl ve ne zaman meydana gelmişlerdir?
İşte bu soruya verilecek cevap, bizi her anı mucizelerle dolu olan bir olaya götürecektir. Bugün sizin bedeninizi oluşturan yaklaşık 100 trilyon hücrenin tamamı, tek bir hücreden çoğalarak meydana gelmişlerdir. Şu an sahip olduğunuz hücrelerle aynı yapıya sahip olan bu tek hücre de, annenizin yumurta hücresi ile babanızın sperm hücresinin birleşimiyle ortaya çıkmıştır.
Allah, Kuran'da insanlara, kimi zaman göklerdeki ve yerdeki, kimi zaman da canlılardaki yaratılış mucizelerini, Kendi varlığının delilleri olarak örnek gösterir. Bu delillerin en önemlilerinden biri de, sözünü ettiğimiz konu, bir diğer ifadeyle insanın kendi yaratılışındaki mucizelerdir.
Birçok ayette insanın, ibret almak için, bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl var olduğu, var olurken hangi aşamalardan geçtiği detaylı olarak tarif edilir. Vakıa Suresi'ndeki ayetlerde, insanın yaratılışı şöyle anlatılmaktadır:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
İnsan bedenini oluşturan 60-70 kiloluk et ve kemik kütlesinin özü başlangıçta bir damla suda toplanmıştır. Akıl sahibi, duyan, gören, işiten ve vücut yapısı olarak oldukça kompleks bir yapıda olan insanın bir damla sudan meydana gelmesi şüphesiz ki olağanüstü bir gelişimin sonucudur. Bu gelişim ise, elbette başıboş bir sürecin, rastgele oluşan tesadüflerin sonucunda gerçekleşemez.
İnsanın oluşumundaki bütün aşamalar, Allah’ın benzersiz yaratışıyla var olmuştur.
Bu kitapta yeryüzünde her insan ile birlikte hiç durmaksızın yaşanan "insanın yaratılış mucizesi"nin detayları anlatılmaktadır. Şunu belirtmek gerekir ki, bu kitapta anlatılan olaylar, insanın yaratılışındaki detayların yalnızca bir bölümüdür. Öyleki bu kitapta anlatıldığı kadarı bile, insana, Yaratıcısı'nın sonsuz kudretini, tüm evreni sarıp kuşatan sınırsız ilmini ve aklını bir kez daha göstermektedir. Ve Yüce Allah'ın, "yaratıcıların en güzeli" olduğunu tüm insanlara tekrar hatırlatmaktadır:

Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.
Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine yerleştirdik.
Sonra o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.
(Müminun Suresi, 12-14)

Ayrıca Bakınız: Yaratılmış Bir Varlık Olarak İnsan

AŞK ÇİÇEGİ - avatarı
AŞK ÇİÇEGİ
Ziyaretçi
10 Kasım 2008       Mesaj #3
AŞK ÇİÇEGİ - avatarı
Ziyaretçi
Fıtrat/Yaradılış hakkında bilgi verir misiniz ?
The_DeViL - avatarı
The_DeViL
Ziyaretçi
10 Kasım 2008       Mesaj #4
The_DeViL - avatarı
Ziyaretçi
Madde ve mana evrenlerinin tek yaratıcısı kuşkusuz eşi ve benzeri olmayan Yüce Allah’tır. O’ndan başka ilah ve O’ndan başka yaratıcı yoktur. En güzel isimler ve en yüce nitelikler O’nundur.
Yüce Allah, her varlığı öncesiz ilmi ve kudretiyle belirlediği bir biçimde yaratmıştır. Varlıkların birbirlerine benzemeyen bu yaratılışlarına “fıtrat” denir. Fıtratların değişmeyeceği de kesin bir hükme bağlanmıştır. Bu değişmez kesin hükmün adı ilahi sözde “ed-dinü’l kayyım”dır.
Din sözcüğünün Bağlamak, yol, hüküm, ceza, ödül, şeriat, uyma, ibadet, kulluk, niyet, millet, âdet, durum, mülk, kaza, önlem, boyun eğme, iman, takva, saltanat, bağlılık, yönetme ve kuşatmagibi çeşitli anlamları vardır. Kayyım sözcüğü de dosdoğru, düzgün, sapsağlam, değerli, başkan, idareci gibi anlamlara gelmektedir.
Buna göre Yusuf Suresinin 40., Rum Suresinin 30. ve Beyyine Suresinin 5. âyetlerinde geçen “ed-dinü’l kayyım” ifadesi dosdoğru ve sapsağlam hüküm demektir. Allah’ın koyduğu hüküm düzgün ve sağlam olunca, artık bu hükmün değişmesi veya değiştirilmesi söz konusu bile olamaz.
Genelde her canlının birbirlerine benzemeyen ve onu diğer canlılardan ayıran özellik ve niteliklerin toplandığı bir yaratılış biçimi vardır. Biz bu fiziksel bedenlerin özellik ve niteliklerine bakarak canlıları birbirlerinden kolaylıkla ayırt ediyor ve gördüğümüz her canlıyı şu insan, şu maymun, şu kedi, şu köpek, şu kurt, şu aslan ve şu kaplan diye adlandırıyoruz. Böylece hiç bir canlıyı diğerleri ile karıştırmıyoruz. Tekrarlamak gerekirse canlıların, fiziksel bedenlerini birbirinden ayıran farklı nitelik ve özelliklerdeki bu yaratılışlarına fıtrat denir.
Yüce Allah, Rum Suresinin 30. ayetinde insan fıtratı/yaratılışı ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“(Ey Rasulüm Muhammed!) Sen yüzünü hanif (tevhid ehli) olarak dine (Allah’ın değişmez hükmüne) çevir. Bu Allah’ın fıtratı (yaratışı)dır ki, insanları onun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında ise asla değişme olmaz. İşte dosdoğru, sapsağlam ve değişmez din (hüküm) budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.”
Bu konuda Buhârî ve Müslim’in ortaklaşa Ebû Hüreyre (ra)’den rivâyet ettikleri bir hadiste Rasûlullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Her doğan (çocuk belli bir) fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. Bunun gibi bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık görüyor musunuz?”
Hadisin asıl metninde, fıtrat sözcüğü yalın olarak geçtiği halde bu hadisi Türkçe’ye tercüme edenler, fıtrat sözcüğüne bir de “İslâm” sözcüğü ekleyerek fıtratı “İslâm Fıtratı” biçimine sokmuşlardır. Yani hadisi Türkçe’ye çevirenlere göre Sevgili Peygamberimiz, fıtrat sözcüğü ile İslâm fıtratını kastetmiş olmalıdır. Sonunda hadis:
“Her doğan çocuk İslam fıtratı üzerine doğar, ancak anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. (Yani hangi dinden iseler çocuğu da o dine çevirirler)biçimini almıştır.
Hadis bu kadarıyla Türkçe’ye çevrilir ve kürsülerden bu kadarıyla anlatılır. Gerisi gereksiz bir fazlalıkmış gibi tercüme ve anlatımdan çıkarılır. Çünkü hadisin başlangıcıyla sonu arasında bir anlam bütünlüğü kurulamaz.
Fıtrat hadisini yukarıdaki biçimde tercüme edenler, kendi yorumlarını da tercümede hadismiş gibi gösterme gafletine düşmüşlerdir. Oysa “Kim, kasten bile bile bana yalan isnat ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” Peygamber uyarısını hiç duymamış veya hiç anlamamış gibidirler.
Hadiste geçen fıtrat sözcüğünü eğer İslâm fıtratı biçiminde yorumlayacak olursak, bu anlamın Rum suresinin 30. ayetinde belirtilen “Allah’ın yaratmasında asla değişme olmaz!”hükmü ile çeliştiği görülecektir. Çünkü fıtrat hadisinde, her çocuğun üzerine doğduğu belirtilen İslâm fıtratını anne ve babanın değiştirebileceği belirtilmektedir.
Gerçekte Rum sûresinin 30.âyetiyle fıtrat hadisi arasında hiçbir çelişki bulunmamaktadır. Eğer Fıtrat Hadisinin Türkçe çevirisinden İslâm sözcüğü çıkarılacak olursa, âyetle hadis arasında tam bir anlam bütünlüğünün bulunduğu görülecektir. Şimdi Rum suresinin 30. ayeti ile fıtrat hadisini yeniden ele alalım.
“(Ey Rasulüm Muhammed!) Sen yüzünü hanif (tevhid ehli) olarak dine (Allah’ın değişmez hükmüne) çevir. Bu Allah’ın fıtratı (yaratışı)dır ki, insanları onun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratmasında ise asla değişme olmaz. İşte dosdoğru, sapsağlam, değişmez din (hüküm) budur. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.”
“Her doğan (çocuk belli bir) fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu ya Yahudileştirir, ya Hıristiyanlaştırır, ya da Mecusileştirir. Bunun gibi bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık görüyor musunuz?”
Âyet ve hadiste sözü edilen fıtrat, ister müslüman, isterse kâfir olsun, tüm insanların fiziksel beden yapıları ile ilgili bir yaratılıştır. Varlıklar içinde insana bakıldığında, bir bütün olarak onun hiçbir varlığa benzemediği görülür. Bedendeki iç ve dış organların konumları, çalışma ve hareketleri, birbiriyle uyum içinde olmaları, ayrıca tenin rengi tam bir mükemmelliktedir. Yine insandaki akıl, düşünce, irâde, hayal etme, deneyim ve bilgilerin saklanması başka bir varlıkta yok gibidir.
İşte bu, Yüce Hakk’ın, Tin Suresinde: “Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık”[1] şeklinde belirttiği yaratılıştır. Bu yaratılış biçimi, yalnızca insana özgüdür, onu diğer varlıklardan ayırır, ayrıca bu yaratılışın iman ve küfürle de bir ilgisi yoktur. İşte değişmeyen fıtrat budur.
Ayette geçen din sözcüğüne gelince; pek çok yorumcu bu sözcüğe “şeriat” anlamı vermiştir. Bu da konuyu amacının dışında başka bir alana kaydırdığı için ayeti anlaşılmaz bir duruma sokmuştur. Oysa din sözcüğünün şeriat anlamının dışında pek çok anlamının bulunduğunu yukarıda belirtmiş ve bunları sıralamıştık. Bu sıralama içinde, ayette geçen din sözcüğüne en uygun düşen anlam “hüküm” anlamıdır.
Şimdi fıtrat hadisine geri dönelim ve hadis mütercimlerinin tercümesine gerek duymadıkları kısımla birlikte yeniden ele alalım.
“Her doğan (çocuk belli bir) fıtrat üzerine doğar (ki, bu yaratılış Allah’ın değişmez kesin bir hükmüdür ve hiçbir kimse bu yaratılışı değiştiremez.). Çocuk büyüyünce anne ve babası onu Yahudi iseler Yahudi, Hıristiyan iseler Hıristiyan, Mecusi iseler Mecusi yaparlar.
(Nasıl bir insan yavrusu her organı yerli yerinde insan olarak doğarsa) bir hayvan yavrusu da tüm organları yerli yerinde olduğu halde (hayvan olarak) doğar. Siz onda herhangi bir noksanlık/eksiklik görüyor musunuz?”
Kuşkusuz insanlar ve cinler inanç yönünden iki fıtrat üzerine yaratılmışlardır. Bunlar da “İslâm Fıtratı” ve “Küfür Fıtratı”dır. Ancak anlamını verdiğimiz ayet ve hadisin İslâm ve küfür fıtratlarıyla bir ilgisi bulunmamaktadır.
İslam fıtratı da, küfür fıtratı da Allah’ın asla değişmez kesin hükümlerindendir.
Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
“(Ey Rasulüm!) Kâfirleri (cehennem azabıyla) uyarsan da, uyarmasan da onlar için eşittir (fark eden bir durum olmaz). Çünkü onlar ( ne bugün, ne de gelecek bir zamanda) asla iman etmezler.”[2]
“Haklarında Rabbinin hükmü kesinleşmiş olan (kafirler), her türlü mucize önlerine gelmiş olsa da, son derece elem verici azabı görmedikçe inanmazlar.”[3]
“Onları (inkâr edenleri cehennem azabıyla) uyarsan da, uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar (hiçbir zaman) inanmayacaklar.”[4]
Burada haklı olarak şöyle bir soru sorulabilir:
Küfür fıtratı, Allah’ın değişmez kesin bir hükmü ise, Kur’an kim için ve niçin indirilmiştir?
Bu sorunun cevabını Yüce Allah bakın nasıl veriyor:
“Biz Ona (kulumuz ve Rasulümüz Muhammed’e, kâfirlerin ileri sürdüğü gibi) şiir öğretmedik. Bu Ona yakışmaz da. Kuşkusuz o, (Peygamberimize indirdiğimiz)apaçık bir Kur’an ve zikirdir. Msn Clock, yaşayan herkesi uyarmak için ve kâfirler hakkında verilen (ilahi) söz/hüküm gerçekleşsin diye indirilmiştir.”[5]
Bu âyete göre fıtratı İslâm olanlar “diri”, fıtratı küfür olanlar da “ölü” düzeyindedir. Küfür topluluğu için ayrıca “kör”, “sağır”, “dilsiz”, “kalbsiz” ve “duygusuz” gibi nitelemelerde de bulunulmuştur.
*******
Yine bu konuda Buhârı ve Müslim’in rivayet ettikleri hadisler var.
-Ebû Hüreyre (ra)’den. Peygamber Efendimize (küçük yaşta ölen) müşrik çocukları hakkında soruldu da Peygamber Efendimiz: “Onların ne yapacaklarını Allah daha iyi bilir” diye cevap verdi.
Aynı hadis, değişik sözcüklerle İbni Abbas (ra)’dan da rivayet edilmiştir. Rasûlullah (sav) Efendimize müşriklerin çocukları hakkında soruldu da Rasûlullah (sav) Efendimiz: “Onların ne yapacaklarını onları yaratan daha iyi bilir” diye cevap verdi.
*******
Müslim’in Hz. Âişe (ra.ha) annemizden rivayet ettiği bir hadiste Hz. Âişe (ra.ha) annemiz şöyle anlatmıştır:
–Rasûlullah (sav) Efendimiz, Medineli müslümanlardan bir çocuğun cenazesine çağrıldı. Ben:
-Ey Allah’ın Rasûlü! Ne mutlu ona ki, cennet kuşlarından bir kuş oldu. Çünkü günah işlemedi, günah işleyecek bir çağa da ulaşmadı, dedim. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sav):
- Âişe! Ya dediğin gibi olmazsa… Yüce Allah, cenneti yaratırken cennete, henüz babalarının sulbünde olan bir takım kimseleri, cehennemi yaratırken de cehenneme, henüz babalarının sulbünde olan bir takım kimseleri yaratmıştır, buyurdular.
********
Buhârî ve Nesâi’nin rivayet ettikleri başka bir hadiste Enes (ra) şöyle anlattı:
- Peygamber (sav) Efendimize hizmet eden bir Yahudi çocuğu vardı. O çocuk hastalandı ve gelemedi. Bunun üzerine Peygamber (sav) Efendimiz onu ziyarete gitti. Onun başucuna oturdu. Ona: -müslüman ol! Dedi. Çocuk yanında bulunan babasına baktı. Babası çocuğa: -Ebu’l Kasım’ın sözünü dinle”, dedi. Bunun üzerine çocuk müslüman oldu. Sonra Peygamber (sav) Efendimiz oradan çıkarken:
-Cehennem ateşinden kurtaran Allah’a hamdolsun, diyordu.

Kehf Suresinin 74. ayetinde anlatılan Hızır (as)’ın günahsız bir çocuğu öldürmesi ve aynı surenin 80. ve 81. ayetlerinde öldürüş nedenini açıklaması olayı da küfür ve imanın iki değişmez birer fıtrat olduklarını açıkça ortaya koymaktadır.
Burada çözümü zor olan soru şudur:
“Sözü edilen fıtratların belirlenmesinde ilahi ölçü nedir? Hangi olay, söz konusu fıtratların belirlenmesinde etken olmuştur?”
Bu sorunun cevabı A’raf Suresinin 172. ayetinde yer alan “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusu ile “Evet sen bizim Rabbimizsin” cevabında gizlidir. Burada “kader sırrı” dediğimiz ilâhi bir hükümle karşı karşıyayız. Bize düşen yalnızca inanmaktır. Yüce Rabbimiz “onlar gabya inanırlar”[6] demiyor mu?Bu konuyu iki hadisle noktalayalım.
********
Buhârî ve Müslim Abdullah İbni Mes’ud (ra)’dan rivayet ediyor. Rasûlullah (sav) Efendimiz:
- Sizden her birinizin yaratılışı ana rahminde bir nutfe olarak kırk günde toplanır. Sonra (ikinci) kırk günde alaka (embriyo) olur. Sonra (üçüncü) kırk günde müdga (et parçası) olur. Sonra oraya bir melek gönderilir. Ona ruh üfler ve şu dört kelimeyi yazması emredilir.
1. Rızkını,
2. Ecelini,
3. Amelini,
4. Cennetlik mi yoksa cehennemlik mi olacağını.
Kendinden başka ilâh olmayan Allah’a yemin ederim ki, sizden biri cennet ehlinin amelini işlemeye başlar. Öyle ki, kendisi ile cennet arasında bir arşın (76 cm) yer kalır. Sonra kitap öne geçer, cehennem ehlinin amelini işlemeye başlar, (ömrünü bu hal üzere bitirerek) cehenneme girer.
Yine sizden bir kimse de cehennem ehlinin amelini işlemeye başlar. Öyle ki, kendisi ile cehennem arasında bir arşın yer kalır. Sonra kitap öne geçer. Cennet ehlinin amelini işlemeye başlar, (bu hal üzere ömrünü bitirerek) cennete girer” dediler. Bunun üzerine sahabeden birisi:
“Ey Allah’ın Rasâlü! Mademki cennetlik veya cehennemlik olduğumuz daha ana rahminde iken belirlenmiştir, öyle ise niçin iyi amellerde bulunalım?” diye sordu. Allah’ın Rasûlü (sav):
“Kim ne için yaratılmışsa, ona o yol kolaylaştırılır”,diye cevap verdiler.
*******
Yine buna benzer bir soru üzerine Rasulullah (sav) Efendimiz:
“Kim cennet için yaratılmışsa, Allah onu cennet ehlinin ameliyle işletir. Kim de cehennem için yaratılmışsa, Allah onu cehennem ehlinin ameliyle işletir” diyecevap verdiler.
Görülüyor ki, fıtrat/yaratılış ister beden yapılarının biçimleri ile ilgili olsun, isterse inanç yapılarıyla ilgili olsun asla değişmez, değişikliğe uğramaz ve değiştirilemez. Anne ve babanın çocuklarını, inanarak bağlı oldukları dine sokmaya çalışmaları da ilâhi bilgide belirlenmiş inanç fıtratlarını değiştirmeye yetmez. Eğer çocuk, anne ve babasının yönlendirmesi ile herhangi bir dine girmişse, çocuğun bu seçimi fıtratının böyle olmasındandır. Sonra anne ve babanın her yönlendirmesinin çocuk üzerinde başarılı olduğu söylenemez. Hz. Nuh (as)’ın bir oğlunun ve eşinin iman etmediğini Kur’an’ın haber vermesiyle biliyoruz.

Bizim asıl bilmediğimiz konu, kimin hangi inanç fıtratı üzerine yaratıldığıdır. İşte gayb perdesi altında gizlenen kader sırrı budur. Bizler ise gayba inanmakla emrolunduk. Her şeyin en doğrusunu, Yaratan Rabbimiz bilir. Biz O’na inandık, O’na yöneldik ve O’ndan bağışlanma dileriz.

[1] Tin Suresi: 3.ayet

[2] Bakara Suresi: 6.ayet

[3] Yunus Suresi: 96-97.ayetler

[4] Yasin Suresi: 9.ayet

[5] Yasin Suresi:69-70.ayetler

[6] Bakara Suresi: 3.ayet




Benzer Konular

24 Mayıs 2011 / Misafir Cevaplanmış
29 Nisan 2012 / Misafir Soru-Cevap