Arama

Deniz Gezmiş kimdir, hayatı hakkında bilgi verir misiniz?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 7 Mayıs 2017 Gösterim: 14.252 Cevap: 1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Ziyaretçi
17 Aralık 2008       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Deniz Gezmiş kimdir, hayatı hakkında bilgi verir misiniz?
EN İYİ CEVABI _KleopatrA_ verdi

Deniz Gezmiş


Deniz Gezmiş, Ankara'nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947'de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul'da bitirdi.
Sponsorlu Bağlantılar
1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968'de Hukuk Fakültesi'nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968'de Samsun'dan İstanbul'a Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.

1969 Haziran'ında Filistin'e giderek Eylül'e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969'da yakalandı ve Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.
9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de idam edildi.

Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı 'Yok edilme' düğmesine basıldığı andan itibaren kamuoyundan hiç destek alamayan Deniz Gezmiş'e sevgi beyan etmek son zamanlarda moda haline geldi. Hatta düşünce açısından ona en fazla karşı olacaklarını bekleyebileceğiniz çevreler Deniz Gezmiş'e sevgi ve saygı duyduklarını söylemeye başladılar. Hükümetin bazı bakanları bile bu hislerini alenen söylediler.

Bu sevginin ortaya çıkacağı, yıllardır Che Guevera'dan yeniden kült figürü oluşturulmasıyla belli olmuştu. Para sahibi olmayı burjuva olmakla aynı sanan çevrelerde Che Guevera birden çok sevilmeye başlanmış, Che Guevera ile ilgili şarkılar 'Beyaz Türk' eğlence mekanlarının en beğenilen parçaları arasında olmuş. Bununla birlikte Küba da neredeyse Bodrum ve Çeşme'den sonra en favori gezi hedefleri arasına girmişti.

Bu çevrelerin Che'den sonra aynen Deniz Gezmiş'i de severek hissiyatlarını lokal bir baza oturtmaları hiç de şaşırtıcı bir olay değildir. Çünkü burada, fikirleri ve amaçları değerlendirme, özlemleri paylaşma gibi bir şey katiyen yok. Sadece isyana övgü ve özenti var. Konformist yaşamlar isyandan kopmadıklarını Che ve Deniz Gezmiş gibi insanları severmiş gibi davranıp çevreye göstermeye çalışıyorlar.

Dün 'Yurtsever Cephe' üyelerinin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret edeceklerini öğrenince bu meseleler aklıma geldi. Komünistler 'partili olmak' fetişizmini sosyalist hareket içine taşımışlar ve partili hareket dışında kalanları goşist olarak damgalamakta çekince görmemişlerdir. Bu goşist damgası devlet katında anarşist olarak değiştirilip topluma aynen servis edilmiştir. Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı.

Yurtsever Cephe'nin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret etmesi büyük ihtimalle modaya uyum sağlamak niyeti taşımıyordur, ancak ziyaret bana bir zamanlar sosyalist gelenek içinde yaşanan tartışma ve ayrılıkların ne kadar yanlış olduğunu hatırlattı. Partili gelenekten gelenlerin Deniz Gezmiş'e mezarında sahip çıkmaları maalesef geç kalmış bir sevgiden ibarettir. Ve niyetleri ne olursa olsun modaya uymak için yapılmış görüntüsü taşımaktadır.

Yüksel Hançerli 'nin objektifi Deniz Gezmiş 'e çevrilmişti. Deniz elinde kazağı, yakın arkadaşlarından Bozkurt Nuhoğlu, Işıtan Gündüz ve Zihni Çetiner 'le İstanbul'da üniversitenin bahçesinde yürüyor. Yanında bir gazeteci, ona sorular soruyor. Gazeteci de Deniz kadar genç. Hemen yanında elinde fotoğraf makinesiyle gazeteci Ergin Konuksever.O da ne kadar genç. Deniz incecik, sırım gibi. Ciddi bir şekilde yürüyor. Deniz, her zaman böyle düşünceli görünmezdi. Gülümserdi, muziplik yapmaktan hoşlanırdı. En zor koşullarda işi alaya alabilirdi.Albümün başka sayfasını çeviriyorum. Aynı insanlar, yine Hançerli'nin objektifindeler. Deniz hâlâ düşünceli. Giysilerine bakıyorum. Filistin'den döndüğü günler olmalı. Ayağında lastik bez karışımı askeri postallar. Gömlek de Filistin'den olabilir.

Bir başka fotoğraf. Bir mahkeme sonrası mı ya da bir gençlik olayı mı, bilemiyorum. Belki de Deniz cezaevinden yeni bırakılmıştı. Onu ne çok gözaltına aldılar, ne çok tutukladılar. Bir sayfa daha çeviriyorum. Bu kez Deniz askerler arasında mahkemeye getiriliyor. Sonraki görüntü mahkemeden.

İnce dal gibi bir gençti Deniz. 1968 gençlik eylemlerinin tartışmasız önderiydi, sembolüydü. Onunla 1968 Haziran işgalleri sırasında arkadaş olmuştuk. Daha önce de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın Tünel'deki binasında karşılaşır konuşurduk. O kadar çok tutuklanır ve kaçak duruma düşerdi ki, bu nedenle onunla uzun boylu arkadaşlık yapmak mümkün olmazdı.

1968'de Samsun'dan Ankara'ya 'Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü' nü birlikte düzenledik. Ne güzel umutlarımız vardı. Samsun-Ankara yürüyüşünde başımıza neler gelmedi ki! Hemen her gün yaşadıklarımız aleyhimize bir haber olarak sağcı gazetelerin manşetlerinde yer alıyordu. Sonradan anladık ki, aramaza bir ajan yerleştirmişlerdi.

Yürüyüşün erzak işlerini üstlenen Muzaffer hemen her gün bağlı olduğu istihbarat örgütüne bilgi veriyormuş, onlar da gazetelere servis yapıyorlarmış. 'Yüksel Hançerli'nin objektifinden 1970 İstanbul' fotoğraflarına yeniden bakıyorum. Jandarmalar, bir duvarın arkasında ellerinde silahlar, belli ki gençleri izliyorlar. Bir başka fotoğrafta binlerce genç 6. Filo'yu protesto için yürüyor.
Deniz Gezmiş bir duruşmada kendini savunuyor. Yine etrafı jandarmalarla sarılı. Bir başka sayfada 'güzel bacak yarışması' nın fotoğrafları görülüyor.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 'ı, 6 Mayıs 1972'de Mamak'ta yanımızdaki hücrelerden alıp idama götürdüler. Genceciktiler. Düzene itirazları vardı. Haksızlığa isyan etmişlerdi. Aradan tam 33 yıl geçmiş.
Onları yanımızdan alıp götürdüklerinde aynı yaşlardaydık. Şimdi 60 yaşlarına yaklaştık.
Yüksel Hançerli'nin çektiği Deniz Gezmiş fotoğraflarını ilk defa gördüm. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamışlardı. O albümü karıştırırken geçmişe yolculuğa çıktım. İçimi garip bir hüzün bastı.

Yaşam akıp gidiyor. İnsan belleği hep acılarla yaşayamaz ki! Yaşamın hızı ve acımasızlığı sürükleyip götürüyor. Aniden karşınıza çıkan bir eski arkadaşınız ya da bir ölüm haberiyle sarsılıyor, sonra yola devam ediyorsunuz. Deniz'in genç ve yakışıklı fotoğraflarına içim acıyarak baktım. Her zaman öyle olmaz. Deniz, benim için genellikle umut ve neşe anlamına gelir.

Türkiye neden bir türlü demokratikleşemiyor sorusunu soruyoruz. İspanya 50 yıl diktatörlük altında kaldı. Portekiz 60-70 yıl. Yunanistan on yıldan fazla. Bu ülkeler demokrasi konusunda bizden daha geriden başladıkları halde öne geçtiler. Biz neden hep bir engele takılıp kalıyoruz.


DEVAMI Deniz Gezmiş
Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2017 12:18
_KleopatrA_ - avatarı
_KleopatrA_
Ziyaretçi
29 Ocak 2010       Mesaj #2
_KleopatrA_ - avatarı
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.

Deniz Gezmiş


Deniz Gezmiş, Ankara'nın Ayaş ilçesinde 27 Şubat 1947'de doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olarak çeşitli kentlerde ilk ve orta öğrenimini gördü. Liseyi İstanbul'da bitirdi.
Sponsorlu Bağlantılar
1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne giren Gezmiş, lise yıllarında sol düşünceyle tanıştı ve 1965'te Türkiye İşçi Partisi'nin Üsküdar İlçesine üye oldu. 30 Ocak 1968'de Hukuk Fakültesi'nde Devrimci Hukukçular Örgütünü kuran Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesine önderlik etti.

İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı. 1 Kasım 1968'de Samsun'dan İstanbul'a Mustafa Kemal Yürüyüşü'nü düzenledi.

1969 Haziran'ında Filistin'e giderek Eylül'e kadar Filistin gerilla kamplarında kalan Gezmiş, 20 Aralık 1969'da yakalandı ve Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı. Daha sonra Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu'nu(THKO) kurdu. 4 Mart 1971'de dört ABD'li erin kaçırılması eyleminde bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Aslan'la birlikte yakalandı.
9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırılan Gezmiş, 6 Mayıs 1972'de idam edildi.

Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı 'Yok edilme' düğmesine basıldığı andan itibaren kamuoyundan hiç destek alamayan Deniz Gezmiş'e sevgi beyan etmek son zamanlarda moda haline geldi. Hatta düşünce açısından ona en fazla karşı olacaklarını bekleyebileceğiniz çevreler Deniz Gezmiş'e sevgi ve saygı duyduklarını söylemeye başladılar. Hükümetin bazı bakanları bile bu hislerini alenen söylediler.

Bu sevginin ortaya çıkacağı, yıllardır Che Guevera'dan yeniden kült figürü oluşturulmasıyla belli olmuştu. Para sahibi olmayı burjuva olmakla aynı sanan çevrelerde Che Guevera birden çok sevilmeye başlanmış, Che Guevera ile ilgili şarkılar 'Beyaz Türk' eğlence mekanlarının en beğenilen parçaları arasında olmuş. Bununla birlikte Küba da neredeyse Bodrum ve Çeşme'den sonra en favori gezi hedefleri arasına girmişti.

Bu çevrelerin Che'den sonra aynen Deniz Gezmiş'i de severek hissiyatlarını lokal bir baza oturtmaları hiç de şaşırtıcı bir olay değildir. Çünkü burada, fikirleri ve amaçları değerlendirme, özlemleri paylaşma gibi bir şey katiyen yok. Sadece isyana övgü ve özenti var. Konformist yaşamlar isyandan kopmadıklarını Che ve Deniz Gezmiş gibi insanları severmiş gibi davranıp çevreye göstermeye çalışıyorlar.

Dün 'Yurtsever Cephe' üyelerinin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret edeceklerini öğrenince bu meseleler aklıma geldi. Komünistler 'partili olmak' fetişizmini sosyalist hareket içine taşımışlar ve partili hareket dışında kalanları goşist olarak damgalamakta çekince görmemişlerdir. Bu goşist damgası devlet katında anarşist olarak değiştirilip topluma aynen servis edilmiştir. Deniz Gezmiş hareket içindeyken onu dışlamaya çalışanların şimdi mezarını ziyaret etmeleri eski günlerde yaşananları ve son modaları çağrıştırdı.

Yurtsever Cephe'nin Deniz Gezmiş'in mezarını ziyaret etmesi büyük ihtimalle modaya uyum sağlamak niyeti taşımıyordur, ancak ziyaret bana bir zamanlar sosyalist gelenek içinde yaşanan tartışma ve ayrılıkların ne kadar yanlış olduğunu hatırlattı. Partili gelenekten gelenlerin Deniz Gezmiş'e mezarında sahip çıkmaları maalesef geç kalmış bir sevgiden ibarettir. Ve niyetleri ne olursa olsun modaya uymak için yapılmış görüntüsü taşımaktadır.

Yüksel Hançerli 'nin objektifi Deniz Gezmiş 'e çevrilmişti. Deniz elinde kazağı, yakın arkadaşlarından Bozkurt Nuhoğlu, Işıtan Gündüz ve Zihni Çetiner 'le İstanbul'da üniversitenin bahçesinde yürüyor. Yanında bir gazeteci, ona sorular soruyor. Gazeteci de Deniz kadar genç. Hemen yanında elinde fotoğraf makinesiyle gazeteci Ergin Konuksever.O da ne kadar genç. Deniz incecik, sırım gibi. Ciddi bir şekilde yürüyor. Deniz, her zaman böyle düşünceli görünmezdi. Gülümserdi, muziplik yapmaktan hoşlanırdı. En zor koşullarda işi alaya alabilirdi.Albümün başka sayfasını çeviriyorum. Aynı insanlar, yine Hançerli'nin objektifindeler. Deniz hâlâ düşünceli. Giysilerine bakıyorum. Filistin'den döndüğü günler olmalı. Ayağında lastik bez karışımı askeri postallar. Gömlek de Filistin'den olabilir.

Bir başka fotoğraf. Bir mahkeme sonrası mı ya da bir gençlik olayı mı, bilemiyorum. Belki de Deniz cezaevinden yeni bırakılmıştı. Onu ne çok gözaltına aldılar, ne çok tutukladılar. Bir sayfa daha çeviriyorum. Bu kez Deniz askerler arasında mahkemeye getiriliyor. Sonraki görüntü mahkemeden.

İnce dal gibi bir gençti Deniz. 1968 gençlik eylemlerinin tartışmasız önderiydi, sembolüydü. Onunla 1968 Haziran işgalleri sırasında arkadaş olmuştuk. Daha önce de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı'nın Tünel'deki binasında karşılaşır konuşurduk. O kadar çok tutuklanır ve kaçak duruma düşerdi ki, bu nedenle onunla uzun boylu arkadaşlık yapmak mümkün olmazdı.

1968'de Samsun'dan Ankara'ya 'Tam Bağımsızlık İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü' nü birlikte düzenledik. Ne güzel umutlarımız vardı. Samsun-Ankara yürüyüşünde başımıza neler gelmedi ki! Hemen her gün yaşadıklarımız aleyhimize bir haber olarak sağcı gazetelerin manşetlerinde yer alıyordu. Sonradan anladık ki, aramaza bir ajan yerleştirmişlerdi.

Yürüyüşün erzak işlerini üstlenen Muzaffer hemen her gün bağlı olduğu istihbarat örgütüne bilgi veriyormuş, onlar da gazetelere servis yapıyorlarmış. 'Yüksel Hançerli'nin objektifinden 1970 İstanbul' fotoğraflarına yeniden bakıyorum. Jandarmalar, bir duvarın arkasında ellerinde silahlar, belli ki gençleri izliyorlar. Bir başka fotoğrafta binlerce genç 6. Filo'yu protesto için yürüyor.
Deniz Gezmiş bir duruşmada kendini savunuyor. Yine etrafı jandarmalarla sarılı. Bir başka sayfada 'güzel bacak yarışması' nın fotoğrafları görülüyor.

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan 'ı, 6 Mayıs 1972'de Mamak'ta yanımızdaki hücrelerden alıp idama götürdüler. Genceciktiler. Düzene itirazları vardı. Haksızlığa isyan etmişlerdi. Aradan tam 33 yıl geçmiş.
Onları yanımızdan alıp götürdüklerinde aynı yaşlardaydık. Şimdi 60 yaşlarına yaklaştık.
Yüksel Hançerli'nin çektiği Deniz Gezmiş fotoğraflarını ilk defa gördüm. Daha önce hiçbir yerde yayımlanmamışlardı. O albümü karıştırırken geçmişe yolculuğa çıktım. İçimi garip bir hüzün bastı.

Yaşam akıp gidiyor. İnsan belleği hep acılarla yaşayamaz ki! Yaşamın hızı ve acımasızlığı sürükleyip götürüyor. Aniden karşınıza çıkan bir eski arkadaşınız ya da bir ölüm haberiyle sarsılıyor, sonra yola devam ediyorsunuz. Deniz'in genç ve yakışıklı fotoğraflarına içim acıyarak baktım. Her zaman öyle olmaz. Deniz, benim için genellikle umut ve neşe anlamına gelir.

Türkiye neden bir türlü demokratikleşemiyor sorusunu soruyoruz. İspanya 50 yıl diktatörlük altında kaldı. Portekiz 60-70 yıl. Yunanistan on yıldan fazla. Bu ülkeler demokrasi konusunda bizden daha geriden başladıkları halde öne geçtiler. Biz neden hep bir engele takılıp kalıyoruz.


DEVAMI Deniz Gezmiş
Son düzenleyen Safi; 7 Mayıs 2017 12:21

Benzer Konular

16 Aralık 2016 / acil_lütfenn Cevaplanmış
16 Aralık 2016 / Misafir Cevaplanmış
30 Kasım 2016 / Ziyaretçi Cevaplanmış
17 Aralık 2016 / McBiLgİ Cevaplanmış
17 Aralık 2016 / Misafir Cevaplanmış