Arama

Atatürk'ün tuttuğu takım hangisidir?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 20 Ekim 2017 Gösterim: 43.613 Cevap: 6
thR - avatarı
thR
Ziyaretçi
28 Aralık 2008       Mesaj #1
thR - avatarı
Ziyaretçi
Atatürk'ün tuttuğu takım hangisidir?
EN İYİ CEVABI Keten Prenses verdi
ATAMIZIN FENERBAHÇELİ OLDUĞUNUN 9 AYRI KANITI
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk'ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışçasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor. Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat'ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı imiş gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 63 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor.
Reklamlar

Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. 100. Yıl kutlama hazırlıklarını sürdüren Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk'ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk'ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara kafa karıştırmaloji uzmanları demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.

Galatasaraylılara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk'ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü'nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk'ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...

"ATATÜRK'ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk'ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır." Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen'in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal'i Galatasaray'ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk'e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal'in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır.

Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray'a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri'nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü'nün Taksim Sıraselviler'de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık'ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir."

Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.

Biz Fenerbahçeli'lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe'mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız'ın Fenerbahçeli'liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.

1- ATATÜRK'ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜ'NÜ ZİYARETİ:
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal'in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı'nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal'i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul'a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul'da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal'den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey'in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.

Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul'da parlak bir ilkbahar güneşi olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir. Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907 doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş, Osmanlı Devleti'nin başkentinde direkt olarak hissedilmese de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu. Öğleden sonra Moda'dan Kuşdili'ne giden yolda iki kişi yürümekteydi. Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü. Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa'dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri ve Büyük Atamız'ın en sevdiği arkadaşlarından biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.

Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul'a gelişinde Sabri Bey'in Moda'daki evinde kalırdı. Sabri Bey o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Filistin Cephesi'ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul'a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı'nın yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali'ne geldiler. Çanakkale'de düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli'lerin bu aziz konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü sevgi ve takdir duygularını yazmıştır;

"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

03.05.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal

(Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum.)

Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır. Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi'nin beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçelilere son söz olarak: "Fenerbahçe'ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar) dilerim, Allahaısmarladık" demişti.

2- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN MAÇINI İZLİYOR:
1925 yılının ekiminde Türkiye Şampiyonu Muhafızgücü'nün ünlü futbolcuları Milli Takım kalecisi Hamit, Talat, Sudi ve Nuri ile Bursa'nın seçme futbolcuları karma bir takım oluşturmuşlardı. Bu karma takımla maç yapması için Alay Komutanı Fenerbahçe'ye öneri götürmüştü.

Ancak kulübümüzün bir gün sonra İstanbul'da lig maçı olduğundan, yöneticiler Bursa'ya ancak A Takım'dan birkaç takviyeli üçüncü takımı yolladılar. Muhafızgücü Bursalı futbolcular karması ve Fenerbahçe üçüncü takımı (bugünkü B Genç Takımlar dengi) arasındaki bu maç 1-1 sonuçlandı. Atatürk o sırada Bursa'da idi. Maçı izlemiştir. Yazımızın başında da söz ettik. Galatasaray dergisinin 6. Sayısında (Aralık 2002) "Atatürk'ün Futbol Merakı" adı altında Atatürk'ün yaşamı boyunca gittiği maçlara değinen sayın Adnan Işık bu maçı yazık ki gözden kaçırmış. Yani onun savladığı gibi Atatürk üç maç değil bununla birlikte dört maç izlemiş oluyor.

3- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN YAZ BALOSUNA GELİYOR:
1960'lı yıllara değin Kalamış'ta ünlü Belvü Oteli ve Gazinosu vardı. Fenerbahçe burada sürekli olarak üye ve mensuplarına balolar düzenlerdi. İşte 1927 yılında bu gazinoda tertiplenen bir yaz balosunu o sıralar İstanbul'da olan Atatürk yine koyu Fenerbahçeli olan 3. Kolordu Komutanı Şükrü Naili Gökberk Paşa ile birlikte onurlandırmış, burada Fenerbahçeliler ile geç vakitlere kadar sohbet etmiştir. Fenerbahçelilerin bu yaz balosu 57 yıllık o kısacık ömründe Atatürk'ün gittiği tek spor kulübü balosudur.

4- ATATÜRK : "BUNLAR BİZE ÜSTÜN"
1928 yılı haziranında Dolmabahçe sarayında yine bir sohbet anında sekiz kişiydiler. Atatürk, Şükrü Saraçoğlu, Necmeddin Sadak , Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Necati, Kazım Özalp ( Fenerbahçe'ye üye olmadan önce), Kılıç Ali ve gazeteci İsmail Müştak spor üzerine söyleşmekteydiler. Atatürk bir ara aniden Şükrü Saraçoğlu'na doğru dönüp, "Bak onlar altı kişi. Fenerbahçeli olarak burada bir sen bir de ben varız. Bunlar 6-2 bize üstünler. Aman ayağımızı denk tutalım." der. Bu yukarıda yazdığım anekdot sonraki yıllarda Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olan Şükrü Saraçoğlu tarafından nakledilmiştir. Onunla yıllarca aynı yönetim kurullarında yakın ilişki içinde bulunan Rüştü Dağlaroğlu'na anlatılmıştır.

5- ATATÜRK: "BEN DE FENERBAHÇELİYİM."
1928 yılının ağustos ayında ezeli rakibimiz Galatasaray'la kazananın Atanın bir büstünü müzesine götüreceği özel bir maç yapıyorduk (Gazi Büstü Kupası). Bu maç Taksim Stadı'nda 10 Ağustos 1928'de oynandı. Atatürk o sıralar İstanbul'da idi. Gündüz Büyükdere'de bir Milletvekili arkadaşının yazlığına konuk olan Atatürk, akşam üstü Dolmabahçe Sarayı'na geri dönmüştü. Henüz akşam sofrasına geçilmemiştir. O akşam Atatürk'ün sofrasının konuklarından beşi Gazi ile sohbet etmektedirler. Söz, o günkü maçtan açılır. Atatürk Akşam Gazetesi sahibi, Sivas Milletvekili aynı zamanda Galatasaray Kulübü Başkanı Necmettin Sadak'a döner ve sorar: "Bugünkü maç ne oldu?" Sadak'tan önce yine bir Galatasaraylı olan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati yanıt vermek ister. Gazi ona "Sen dur, sana sormadım." der. Bunun üzerine Necmeddin Sadak "3 - 3 berabere bitti paşam" diye yanıt verir. Bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar Beyler'den oluşan iki Fenerbahçeli konuğuna doğru yaklaşıp, "Ya öyle mi! Zaten burada da 3-3 berabereyiz." demiştir. Çünkü Necmettin Sadak, Mustafa Necati'den başka orada bulunan Ruşen Eşref Ünaydın da Galatasaraylıdır. Hemen arkasından da merakla kendisine bakan karşısındaki Galatasaraylılara anlamadınız mı! der gibi bir yüz ifadesiyle şu cümleyi söylediği görülür:

"BEN DE FENERBAHÇELİYİM"
Ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılan ilginç öykü:
1951 yılında Fenerbahçe atletizm takımı, ilk Türk kulübü olarak Atina'ya müsabakalar yapmaya gitmişti. 19 kişilik kafileyle Yunanistan'a gidildi ve çok başarılı olundu. Fenerbahçeli atletler yarışmalarda 7 birincilik kazandılar. O sıralar Atina Büyükelçimiz Atatürk'ün her zaman en yakınında bulunmuş olanlardan Ruşen Eşref Ünaydın'dı. 25 Nisan 1951'de mektepli (Liseden Galatasaraylı) ve de en önemlisi Galatasaray Spor Kulübü'nün 11 no'lu kurucu üyesi Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın atletlerimizin kazandığı büyük başarılardan sonra kafilemize Türk Büyükelçiliğinde bir kokteyl verdi. Burada Fenerbahçelilere yaptığı konuşmada, "Atina'da bayrağımızın zafer kudretinin tam ve şerefli bir simgesi oldunuz... Biliniz ki, büyük Atamızın da ruhu şad olmuştur. (sevinmiştir)" dedikten sonra, atletler kendisi ve dört arkadaşı Atatürk ile sohbet ederlerken Atanın "Ben de Fenerbahçeliyim" dediği anıyı yani 10 Ağustos 1928 cuma akşamını orada bulunanların isimlerini de tek tek vererek anlatmıştır. Bu tarihsel anekdotun kulübünün ilk üyelerinden ve ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılması ilginçtir. Böylece olay her türlü spekülasyona böyle dediği doğru mu... yoksa... acaba..! gibi düşüncelere mahal bırakmayacak soyut, doğrulanamayan bir mecranın dışına çıkıyor. Daha da bir anlam kazanıyor. Ruşen Eşref bugün yaşamıyor... Kendisini saygıyla anıyoruz.

6- ATATÜRK, KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR:

5 Haziran'ı 6 Haziran 1932'ye bağlayan gece Fenerbahçe'mizin Kuşdili'nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler, kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti. Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira'yı bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi'nden öğreniyoruz 21 Haziran 1932 Salı gününe ait 2917 no'lu Cumhuriyet Gazetesi'ni elinize aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe'ye 500 Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor. Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda 1300 Lira'ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk'ün Fenerbahçe Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık. Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu söylememize gerek yok herhalde!

7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN"

Atatürk'ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir. 1987'de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı. Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım gibi örneğin Mahmutpaşa'dan aldığım bornozlar ve başlıklar ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda Atatürk dinlenmek üzere Yalova'ya gelmişti. Onun onuruna Yalova'da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü, benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey'di. (O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak o an bir şey soramadım.

İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı Yalova'ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli topluydu. Sueri'ye ısrarla Ata'nın huzuruna böyle çıkmanın saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova'ya göndermelerini söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız" diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri öyle arzu ettiler".

8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ"

Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe Kulübü'nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe Stadı Türkiye'de Atatürk'ün büstünün konmasına izin verdiği tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.

9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI İLE UĞRAŞSIN"
Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk" adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK 1937'DE FENERBAHÇE KOYUNDA "

Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış ve Fenerbahçe'yi gezerek, ilgililere önemli direktifler veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde 20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe'yi gezerek, yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek: Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu ettiğini söylemişlerdir. İşte K. Atatürk'ün bu emirlerini gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç duymaktayız."

Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz: Gençlik Fenerbahçe Kulübü'nde deniz sporları ile uğraşsın. Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü'nün ve onun gençlerinin amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937 yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda) gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın." direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu'nun Hisarbank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Atatürk ve Spor " 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci'nin Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir. " FENERBAHÇE SEVGİSİ "

Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da, o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe'ye gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü - için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara'nın çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk'e gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk'tür." "Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar:

"ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"
20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri, tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır. Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk'ün gönül verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu'nun "Fenerbahçe Tarihi" adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.

"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken bunu övünerek söyleyecekti."

Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin veriniz: O Karşıyaka kulübünün defterine duygularını yazmıştı, Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir. Beşiktaşlıları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez konuşmuş, Galatasaray'ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış, bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir. Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet edişinden de bu özel sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk'ün Fenerbahçe'ye olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmiş, hatıra defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş, Yalova Termal'deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş, Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile ilgilenmesi isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Her şeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak şekilde iki kez Fenerbahçeliliğini deklare etmiştir. Atatürk'ün hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden bu kişilere "Kulüpçü" denirdi. Bunların yaptıkları gerçekten de tam bir kulüpçülük...

Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi" adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu'nun Taksim'deki evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birinde Haluk San, Dağlaroğlu'na , " Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen Eşref Ünaydın'dan duyduğu Atatürk'ün Ben de Fenerbahçeliyim dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu bize 1951'da Atina'da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu'nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda verdiği bilgiler için şükranlarımızı sunarız.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 20 Ekim 2017 22:10
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
28 Aralık 2008       Mesaj #2
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
ATAMIZIN FENERBAHÇELİ OLDUĞUNUN 9 AYRI KANITI
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk'ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışçasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor. Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat'ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı imiş gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 63 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor.
Sponsorlu Bağlantılar

Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. 100. Yıl kutlama hazırlıklarını sürdüren Beşiktaş Jimnastik Kulübü'nün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk'ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk'ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara kafa karıştırmaloji uzmanları demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.

Galatasaraylılara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk'ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü'nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk'ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...

"ATATÜRK'ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk'ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır." Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen'in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal'i Galatasaray'ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk'e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal'in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır.

Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Galatasaray'a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü'nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler'de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim." Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylıların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen'in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.

Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray'a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri'nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü'nün Taksim Sıraselviler'de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık'ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir."

Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü'nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata'nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.

Biz Fenerbahçeli'lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe'mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız'ın Fenerbahçeli'liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.

1- ATATÜRK'ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜ'NÜ ZİYARETİ:
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal'in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı'nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal'i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul'a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul'da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal'den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey'in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın.

Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul'da parlak bir ilkbahar güneşi olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir. Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907 doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş, Osmanlı Devleti'nin başkentinde direkt olarak hissedilmese de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu. Öğleden sonra Moda'dan Kuşdili'ne giden yolda iki kişi yürümekteydi. Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü. Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa'dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri ve Büyük Atamız'ın en sevdiği arkadaşlarından biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.

Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul'a gelişinde Sabri Bey'in Moda'daki evinde kalırdı. Sabri Bey o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Filistin Cephesi'ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul'a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı'nın yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali'ne geldiler. Çanakkale'de düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli'lerin bu aziz konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü sevgi ve takdir duygularını yazmıştır;

"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."

03.05.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal

(Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum.)

Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır. Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi'nin beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçelilere son söz olarak: "Fenerbahçe'ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar) dilerim, Allahaısmarladık" demişti.

2- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN MAÇINI İZLİYOR:
1925 yılının ekiminde Türkiye Şampiyonu Muhafızgücü'nün ünlü futbolcuları Milli Takım kalecisi Hamit, Talat, Sudi ve Nuri ile Bursa'nın seçme futbolcuları karma bir takım oluşturmuşlardı. Bu karma takımla maç yapması için Alay Komutanı Fenerbahçe'ye öneri götürmüştü.

Ancak kulübümüzün bir gün sonra İstanbul'da lig maçı olduğundan, yöneticiler Bursa'ya ancak A Takım'dan birkaç takviyeli üçüncü takımı yolladılar. Muhafızgücü Bursalı futbolcular karması ve Fenerbahçe üçüncü takımı (bugünkü B Genç Takımlar dengi) arasındaki bu maç 1-1 sonuçlandı. Atatürk o sırada Bursa'da idi. Maçı izlemiştir. Yazımızın başında da söz ettik. Galatasaray dergisinin 6. Sayısında (Aralık 2002) "Atatürk'ün Futbol Merakı" adı altında Atatürk'ün yaşamı boyunca gittiği maçlara değinen sayın Adnan Işık bu maçı yazık ki gözden kaçırmış. Yani onun savladığı gibi Atatürk üç maç değil bununla birlikte dört maç izlemiş oluyor.

3- ATATÜRK FENERBAHÇE'NİN YAZ BALOSUNA GELİYOR:
1960'lı yıllara değin Kalamış'ta ünlü Belvü Oteli ve Gazinosu vardı. Fenerbahçe burada sürekli olarak üye ve mensuplarına balolar düzenlerdi. İşte 1927 yılında bu gazinoda tertiplenen bir yaz balosunu o sıralar İstanbul'da olan Atatürk yine koyu Fenerbahçeli olan 3. Kolordu Komutanı Şükrü Naili Gökberk Paşa ile birlikte onurlandırmış, burada Fenerbahçeliler ile geç vakitlere kadar sohbet etmiştir. Fenerbahçelilerin bu yaz balosu 57 yıllık o kısacık ömründe Atatürk'ün gittiği tek spor kulübü balosudur.

4- ATATÜRK : "BUNLAR BİZE ÜSTÜN"
1928 yılı haziranında Dolmabahçe sarayında yine bir sohbet anında sekiz kişiydiler. Atatürk, Şükrü Saraçoğlu, Necmeddin Sadak , Ruşen Eşref Ünaydın, Mustafa Necati, Kazım Özalp ( Fenerbahçe'ye üye olmadan önce), Kılıç Ali ve gazeteci İsmail Müştak spor üzerine söyleşmekteydiler. Atatürk bir ara aniden Şükrü Saraçoğlu'na doğru dönüp, "Bak onlar altı kişi. Fenerbahçeli olarak burada bir sen bir de ben varız. Bunlar 6-2 bize üstünler. Aman ayağımızı denk tutalım." der. Bu yukarıda yazdığım anekdot sonraki yıllarda Fenerbahçe Kulübü'ne başkan olan Şükrü Saraçoğlu tarafından nakledilmiştir. Onunla yıllarca aynı yönetim kurullarında yakın ilişki içinde bulunan Rüştü Dağlaroğlu'na anlatılmıştır.

5- ATATÜRK: "BEN DE FENERBAHÇELİYİM."
1928 yılının ağustos ayında ezeli rakibimiz Galatasaray'la kazananın Atanın bir büstünü müzesine götüreceği özel bir maç yapıyorduk (Gazi Büstü Kupası). Bu maç Taksim Stadı'nda 10 Ağustos 1928'de oynandı. Atatürk o sıralar İstanbul'da idi. Gündüz Büyükdere'de bir Milletvekili arkadaşının yazlığına konuk olan Atatürk, akşam üstü Dolmabahçe Sarayı'na geri dönmüştü. Henüz akşam sofrasına geçilmemiştir. O akşam Atatürk'ün sofrasının konuklarından beşi Gazi ile sohbet etmektedirler. Söz, o günkü maçtan açılır. Atatürk Akşam Gazetesi sahibi, Sivas Milletvekili aynı zamanda Galatasaray Kulübü Başkanı Necmettin Sadak'a döner ve sorar: "Bugünkü maç ne oldu?" Sadak'tan önce yine bir Galatasaraylı olan Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati yanıt vermek ister. Gazi ona "Sen dur, sana sormadım." der. Bunun üzerine Necmeddin Sadak "3 - 3 berabere bitti paşam" diye yanıt verir. Bu sonucu öğrenen Mustafa Kemal, Sabri Toprak ve Vasıf Çınar Beyler'den oluşan iki Fenerbahçeli konuğuna doğru yaklaşıp, "Ya öyle mi! Zaten burada da 3-3 berabereyiz." demiştir. Çünkü Necmettin Sadak, Mustafa Necati'den başka orada bulunan Ruşen Eşref Ünaydın da Galatasaraylıdır. Hemen arkasından da merakla kendisine bakan karşısındaki Galatasaraylılara anlamadınız mı! der gibi bir yüz ifadesiyle şu cümleyi söylediği görülür:

"BEN DE FENERBAHÇELİYİM"
Ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılan ilginç öykü:
1951 yılında Fenerbahçe atletizm takımı, ilk Türk kulübü olarak Atina'ya müsabakalar yapmaya gitmişti. 19 kişilik kafileyle Yunanistan'a gidildi ve çok başarılı olundu. Fenerbahçeli atletler yarışmalarda 7 birincilik kazandılar. O sıralar Atina Büyükelçimiz Atatürk'ün her zaman en yakınında bulunmuş olanlardan Ruşen Eşref Ünaydın'dı. 25 Nisan 1951'de mektepli (Liseden Galatasaraylı) ve de en önemlisi Galatasaray Spor Kulübü'nün 11 no'lu kurucu üyesi Büyükelçi Ruşen Eşref Ünaydın atletlerimizin kazandığı büyük başarılardan sonra kafilemize Türk Büyükelçiliğinde bir kokteyl verdi. Burada Fenerbahçelilere yaptığı konuşmada, "Atina'da bayrağımızın zafer kudretinin tam ve şerefli bir simgesi oldunuz... Biliniz ki, büyük Atamızın da ruhu şad olmuştur. (sevinmiştir)" dedikten sonra, atletler kendisi ve dört arkadaşı Atatürk ile sohbet ederlerken Atanın "Ben de Fenerbahçeliyim" dediği anıyı yani 10 Ağustos 1928 cuma akşamını orada bulunanların isimlerini de tek tek vererek anlatmıştır. Bu tarihsel anekdotun kulübünün ilk üyelerinden ve ömrü boyunca camiasına gönülden bağlı kalmış bir Galatasaraylı tarafından anlatılması ilginçtir. Böylece olay her türlü spekülasyona böyle dediği doğru mu... yoksa... acaba..! gibi düşüncelere mahal bırakmayacak soyut, doğrulanamayan bir mecranın dışına çıkıyor. Daha da bir anlam kazanıyor. Ruşen Eşref bugün yaşamıyor... Kendisini saygıyla anıyoruz.

6- ATATÜRK, KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR:

5 Haziran'ı 6 Haziran 1932'ye bağlayan gece Fenerbahçe'mizin Kuşdili'nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler, kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti. Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira'yı bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi'nden öğreniyoruz 21 Haziran 1932 Salı gününe ait 2917 no'lu Cumhuriyet Gazetesi'ni elinize aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe'ye 500 Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor. Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda 1300 Lira'ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk'ün Fenerbahçe Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık. Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu söylememize gerek yok herhalde!

7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN"

Atatürk'ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir. 1987'de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı. Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım gibi örneğin Mahmutpaşa'dan aldığım bornozlar ve başlıklar ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda Atatürk dinlenmek üzere Yalova'ya gelmişti. Onun onuruna Yalova'da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü, benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey'di. (O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak o an bir şey soramadım.

İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı Yalova'ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli topluydu. Sueri'ye ısrarla Ata'nın huzuruna böyle çıkmanın saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova'ya göndermelerini söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız" diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri öyle arzu ettiler".

8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ"

Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe Kulübü'nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe Stadı Türkiye'de Atatürk'ün büstünün konmasına izin verdiği tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.

9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI İLE UĞRAŞSIN"
Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk" adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK 1937'DE FENERBAHÇE KOYUNDA "

Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış ve Fenerbahçe'yi gezerek, ilgililere önemli direktifler veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde 20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe'yi gezerek, yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek: Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu ettiğini söylemişlerdir. İşte K. Atatürk'ün bu emirlerini gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç duymaktayız."

Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe'nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz: Gençlik Fenerbahçe Kulübü'nde deniz sporları ile uğraşsın. Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü'nün ve onun gençlerinin amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937 yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda) gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın." direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu'nun Hisarbank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Atatürk ve Spor " 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci'nin Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir. " FENERBAHÇE SEVGİSİ "

Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da, o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe'ye gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü - için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara'nın çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk'e gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk'tür." "Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar:

"ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR"
20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri, tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır. Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk'ün gönül verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu'nun "Fenerbahçe Tarihi" adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.

"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü'ne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken bunu övünerek söyleyecekti."

Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin veriniz: O Karşıyaka kulübünün defterine duygularını yazmıştı, Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir. Beşiktaşlıları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez konuşmuş, Galatasaray'ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış, bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir. Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten Türkiye Cumhuriyeti'ni gençlere emanet edişinden de bu özel sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk'ün Fenerbahçe'ye olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etmiş, hatıra defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş, Yalova Termal'deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş, Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile ilgilenmesi isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Her şeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak şekilde iki kez Fenerbahçeliliğini deklare etmiştir. Atatürk'ün hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden bu kişilere "Kulüpçü" denirdi. Bunların yaptıkları gerçekten de tam bir kulüpçülük...

Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi" adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu'nun Taksim'deki evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birinde Haluk San, Dağlaroğlu'na , " Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen Eşref Ünaydın'dan duyduğu Atatürk'ün Ben de Fenerbahçeliyim dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu bize 1951'da Atina'da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu'nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda verdiği bilgiler için şükranlarımızı sunarız.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 20 Ekim 2017 22:11
Quo vadis?
nünü - avatarı
nünü
Ziyaretçi
15 Mayıs 2009       Mesaj #3
nünü - avatarı
Ziyaretçi
Atatürk Fenerbahçeli miydi yoksa Beşiktaşlı mı?
‘Atatürk de bu maçı izlemiş olsaydı mutlaka beğenirdi. Çünkü, o da Fenerbahçeli'ydi.' Eski defterlerin yeniden açılmasının müsebbibi Fenerbahçe Teknik Direktörü Werner Lorant'a ait olduğu iddia edilen bu sözler değildi elbette. Werner Lorant'ın sözlerine de, spor sayfalarında yapılan ‘‘Atatürk Fenerbahçeli'ydi'' yorumlarına da Galatasaraylılar'dan pek öyle önemli bir itiraz gelmedi.

Çünkü, yorumcuların sevdiği kelimelerle söylemek gerekirse, ‘‘spor kamuoyu'nda da, onun dışında kalan ‘‘kamuoyu''nda da üzerinde hemen hiç tartışılmayan ve ortak kabul gören fikir, Atatürk'ün Galatasaraylı olmadığıydı. Galatasaraylı olmamak bir yana, Galatasaray'ı yıkma aşamasına getiren Güneş Spor Kulübü'nü kendisinin kurdurttuğu da bir sır değildi. Güneş'in Atatürk'ün ölümünden birkaç gün sonra kapatılması da bunu doğruluyordu zaten. Dolayısıyla, Atatürk'ün tuttuğu kulübe ilişkin tartışma, yıllardır Fenerbahçelilerle Beşiktaşlılar arasında ve genellikle alttan alta sürüp gidiyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, bu satırların yazarının da taraftarları arasında yer aldığı Beşiktaşlılar, öyle durup dururken bu tartışmayı yeniden gündeme getirip alevlendirmeye niyetli filan değillerdi. Ancak, Werner Lorant'a ait olduğu söylenen sözler ve kimi spor sayfalarının manşetleri, tarihin tozlu raflarına doğru şöyle bir uzanmayı zaruri hale getirdi.

Atatürk'ün Fenerli olduğuna dair rivayet, adı üzerinde rivayetti. Fenerbahçe camiasının önde gelen isimlerinden ve Fenerbahçe Tarihi'nin yazarlarından Cem Atabeyoğlu'nun anlattıklarına göre işin aslını araştırmak için Yunanistan'ın başkenti Atina'ya kadar uzanmak gerekiyordu. Ruşen Eşref Ünaydın'ın Atina Büyükelçisi olduğu yıllardı. Fenerbahçe'nin jimnastik takımı, çeşitli müsabakalar için geldikleri Atina'da son derece başarılı olmuştu. Bunun üzerine, Büyükelçi Ruşen Eşref, kendilerine bir yemek vermişti. Yemekte bulunanlardan biri de, o dönem Fenerbahçe Yüzme Kulübü'nün kaptanı olan Fenerbahçe Tarihi yazan Rüştü Dağlaroğlu'ydu. Zaten Ruşen Eşref'in anlattığı anekdotu nakleden de ondan başkası değildi:

İLK ZİYARET FENERBAHÇE'YE
Bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı sırasında Atatürk ve dostları Dolmabahçe Sarayı'ndadır. Bir ara Atatürk maçın skorunu merak eder. Öğrenip, 'üç-üç' diyorlar. O da, oradaki zevatı göstererek, 'Biz de zaten burada üç-üçüz' diyor. Kimdir onlar, Milli Eğitim Bakanı Necati Bey, Ruşen Eşref ve Necmettin Sadak. Bunların Galatasaraylı olduğu biliniyor. Vasıf Çınar, Tarım Bakanı Sabri Toprak ise FB'li. Peki üçüncü kim, kim olacak Mustafa Kemal elbette! Atabeyoğlu'na göre, kulaktan kulağa aktarılan bu anekdot, Atatürk'ün Fenerbahçeli olduğunu en azından imá ediyor.

Atabeyoğlu başka örnekler de veriyor: Atatürk'ün 1918 yılında ilk ziyaret ettiği ve hatıra defterini imzaladığı kulüp Fenerbahçe'dir. Bu ziyaret esnasında, İngiliz takımlarına karşı kazandığı başarıdan dolayı Fenerbahçe'yi övmüş, ayrılırken de, 'Fenerbahçe'ye ebedi muvaffakiyetler temenni ederim' demiştir. Bir diğer örnek de şu: Yalova'da yüzme havuzu yapıldığı zaman, Atatürk havuzda bir sutopu gösterisi yapılmasını istiyor. 'Kimi çağıralım' diyorlar, o da tereddüt etmeden, 'Fenerbahçe'yi çağırın' diyor. Üstelik Fenerbahçe Kulübü o sırada yangın geçirmiş ve bütün malzemeleri yanmıştır. Bu örnekleri anlattıktan sonra, ‘‘Bütün bunlar, en azından Atatürk'ün Fenerbahçe'ye teveccühü olduğunu gösteriyor'' diyordu Cem Atabeyoğlu.

Ancak bu iddialara yönelik asıl önemli itiraz, Bir Beşiktaşlıdan değil, yılların Fenerbahçelisi Ergun Hiçyılmaz'dan gelecektir: ‘‘O kadar şey karşısında gözyaşı dökmemiş olan ben, Pendik maçındaki yenilgiden sonra ağlayacak kadar Fenerbahçeli'yim. Benim Fenerbahçe'yle ilgili kitabımın adı, 'Ömrüm Seni Sevmekle Nihayet bulacaktır.' Atatürk Fenerbahçeli'dir dersem, bilime ve kültüre ihanet etmiş olurum. Fenerbahçe'nin Anadolu'ya açılan bir kapı olması, Fenerbahçe ile birlikte Özbekler Tekkesi üzerinden Anadolu'ya silah ve asker sevkiyatı yapılması, Mustafa Kemal'in de dikkatini çekmiştir. Bu bakımdan Fenerbahçe'ye yakınlık göstermesi son derece doğaldır. Ancak, aynı şekilde Beşiktaş'a da yakınlık göstermiştir.''

BEŞİKTAŞLILAR BOŞ DURMUYOR
Beşiktaşlılar da boş durmuyor, Atatürk'ün Beşiktaşlı olduğunu kanıtlamak için benzer bir çaba içine giriyorlar. Válá Somalı ‘‘Türk Sporunda Bir Asır'' kitabında gayet net bir biçimde özetliyor fikrini: ‘‘Atatürk gerçek bir Beşiktaşlı idi.'' Somalı'ya göre, ‘‘Atatürk'ün Beşiktaş ile ilgisi 1915'de Çanakkale Müdafii olarak adını dünya tarihine yazdırmadan önce başlamıştı.'' Dolayısıyla, Atatürk'ün 1918'de ilk kez Fenerbahçe'yi ziyaret ettiği fikri havada kalıyordu. Bir başka şey daha söylüyordu Somalı: ‘‘1914 ile 1920 yılları arasında Akaretler Spor Caddesi'nde Beşiktaş Kulübü'ne komşu olan Mustafa Kemal Atatürk, görevleri icabı sık sık İtanbul dışına çıktığı günlerde, birlikte oturduğu annesini Siyah-Beyazlı sporcu ve idarecilere emanet etmiştir, gözü arkada kalmadan...'',

İddia sahipleri birbirini çürütemiyordu ama görüldüğü kadarıyla, ‘‘Atatürk'ü bir takımın taraftarı gibi göstermek doğru değildir. Bu tür iddialar hem lüzumsuz tartışmalara sebep olur, hem de Atatürk üzerinde oluşan toplumsal mutabakata zarar verir'' fikrinde buluşyorlardı.

FENERBAHÇELİ ARAŞTIRMACI ERGUN HİÇYILMAZ
Beşiktaşlı olma ihtimali daha yüksek
Mustafa Kemal'in Beşiktaş Akaretler'deki evini, Beşiktaş Kulübü'yle bir bahçe çiti ayırıyordu. Beşiktaş'la Atatürk aynı mahallenin çocuklarıdır, dersek, yanlış olmaz. Bir başka şey daha var beni böyle düşünmeye sevk eden. Beşiktaş, liglere çok geç katılmıştır. Çünkü o sırada İstanbul'da Milli Mücadele için çalışıyor ve gençleri örgütlüyordu. Tabii Mustafa Kemal böyle istediği için. Çok aklı başında Fenerlilerin buna karşı çıkması mümkün değildi zaten. Diğerlerine ise söylediğim şudur: Bana bir belge gösterin, ben de ikna olayım. Bir de şunu söylerim elbette: ‘‘Madem Atatürk'e sahip çıkma konusunda bu kadar gayretlisiniz, neden Fenerbahçe Stadı'nın adını Atatürk Stadı koymadınız da Şükrü Saraçoğlu Stadı koydunuz? 'Atatürk Fenerbahçeli'ydi' demenin ölçütü budur.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 20 Ekim 2017 22:12
UnknowN - avatarı
UnknowN
VIP VIP Üye
15 Mayıs 2009       Mesaj #4
UnknowN - avatarı
VIP VIP Üye
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi. Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi: "Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"

5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca, ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında, hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir; "Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal

9 AYRI OLAYLA DOĞRULANAN BİR GERÇEK:
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk’ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışcasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.
Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı’ymış gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 66 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor. Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. Jimnastik kulübümüzün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk’ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk’ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara "kafa karıştırmaloji uzmanları" demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.
Galatasaraylı’lara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk’ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü’nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk’ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...
"ATATÜRK’ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk’ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır."
Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen’in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal’i Galatasaray’ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk’e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal’in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.
Hayat yazar, sen sadece oynarsın!
buz perisi - avatarı
buz perisi
VIP Lethe
2 Şubat 2012       Mesaj #5
buz perisi - avatarı
VIP Lethe
Atatürk hangi takımı tutardı?
F.Bahçe ve Beşiktaş'tan sonra G.Saray'ın da 'Atatürk Galatasaraylıydı" iddiası küllenmiş bir tartışmayı yeniden alevlendi. Taraflardan birbirinden ilginç açıklamalar geldi. İşte iddialar

Atatürk hangi futbol takımını tutardı? Geçmişte yaşanan bu tartışma, Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı İnan Kıraç'ın açıklamasıyla bir kez daha alevlendi. Kıraç "Atatürk için kimi Beşiktaşlıdır, kimi Fenerbahçelidir diyor ama biliyoruz ki Atatürk Galatarasaylıydı" dedi ve 3 gerekçe gösterdi: "Birincisi, Tevfik Fikret'e olan bağlılığıdır, İstanbul'a her gelişinde onun Aşiyan'daki mezarını ziyaret ederdi. İkincisi, yanında güvendiği Galatasaraylılar vardı. Üçüncüsü de, çok iyi okuyup yazdığı Fransızca nedeniyle Galatasaraylıdır."
İşte tarafların 'Atatürk'ün tuttuğu takımla" ilgili iddiaları...

Fenerbahçe Cephesi
* Ali Şen (Fenerbahçe Kulübü eski Başkanı)
Tabii ki Fenerbahçeliydi
1928'de FB- GS arasında oynanan ve 3-3 biten Gazi Kupası maçından sonra 3'ü GS'li 2'si Fenerli 5 kişinin önünde şunları söylemiştir: "Burada üçe üçüz, çünkü ben de Fenerbahçeliyim."

* Selim Soydan (Eski futbolcu-spor yazarı)

Kulübü ziyaret etmiş
Her her Türk Atatürk'e sahip çıkmak ister. Galatasaraylılar da sahip çıkmak istiyorlar. Benim bildiğim Atatürk, Fenerbahçeli. Kulübe gelip "Ziyaret etmekten çok büyük mutluluk duydum" demiş.

* Sertaç Kayserilioğlu (FB Müzesi Danışmanı)
GS'lilerin belgesi yok
Galatasaraylıların ellerinde hiçbir belgeleri yok. Atatürk'ün hiç bir yerde "Ben Galatasaraylıyım" diye yazdığı bir yazı bulunmuyor.

* Ergun Hiçyılmaz
Beşiktaş'a daha yakındı
Atatürk'ün evi Beşiktaş Kulübü'ne komşuydu. Beşiktaşlı yöneticilerin kendisini ziyaret ettiği söylenebilir. Kurtuluş Savaşı'na imza atmış birçok kişi Beşiktaş Kulübü'nün kurucuları arasındaydı. Madem Atatürk Fenenerli, Fenerliler statlarına neden Atatürk ismini koymadılar.

Galatasaray Cephesi
* Doğan Koloğlu (Spor Yazarı)
Galatasaray'a yakındı
Atatürk'ün laiklik konusundaki fikir babası Tevfik Fikret'tir. O dönemlerde laikliğin konuşulduğu tek yer Galatasaray camiasıdır. Bu anlamda bu camiaya yakın olduğunu söyleyebiliriz.

* Gün Kut (Galatasaray Lisesi Müdürü)

Arkadaşları GS'liydi
Atatürk değerleri ve eğitim kurumu olarak Türkiye'ye katkılarından ötürü Galatasaray'ı ayrı bir yere koyuyordu. Çünkü hem saygı duyduğu kişiler hem de yakın arkadaşları Galatasaraylıydı.

* Refik Arkan (GS Asbaşkanı)

Tek kanıt ziyaret
Herhangi bir kulübe kayıtlı olduğuna dair bir belge bulunmuyor.. Bütün kulüpler ziyaretlerden yola çıkarak kendilerine üye olduğunu söylüyorlar.

* Tuğrul Yenidoğan
Takım tutsaydı Harbiye'yi tutardı
Atatürk hayatında 2 kez futbol maçına gitmiştir. İkisi de üç büyük klübün maçı değildir. Tüm kulüplere aynı uzaklıktaydı. Galatasaray Kulübü'nü değil, Galatasaray Lisesi'ni ziyaret etmiştir. Atatürk takım tutsaydı Harbiye takımını tutardı. Üç büyük takımın hiç birini tutmuyordu.

BJK Cephesi
1) Komşumuzdu
Atatürk, Yıldırım Ordu Komutanlığı'na getirilmeden önce Beşiktaş Kulübü'nün yanındaki evde oturuyordu. Takımı çalıştıran Ahmet Fetgeri'yi yanına çağırarak Beşiktaş'ın spora verdiği önemden ötürü memnuniyetini dile getirirdi.

2) Annesini bize emanet ederdi
1914-1920 arasında sık sık İstanbul dışına çıktığından annesi ile kız kardeşini Beşiktaşlı idarecilere emanet ederdi.

3) Beşiktaş'ın misyonunu sevmişti
Hatta İttihat Terakki toplantılarının birinde "Beşiktaş Osmanlı Terbiye-i Bedeniye kadar olamadınız" diyerek Beşiktaş'ı örnek veriyordu. Hatta İttihat Terakki toplantılarının birinde "Beşiktaş Osmanlı Terbiye-i Bedeniye kadar olamadınız. Programınız ve lideriniz yok" diyerek Beşiktaş'ı örnek veriyordu.

'Atatürk taraftarımızdı' dedirten iddialar
Fenerbahçe
1) 5 Haziran 1932'de Fenerbahçe'nin Kuşdili'ndeki binası yanınca, Ata 500 kuruş bağışlar.
2) Atatürk kulüp ziyaretinde hatıra defterine şöyle yazar: "Fenerbahçe Kulübü'nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan aşari mesaisini işitmiş ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3) Atatürk İstanbul'a her gelişinde yakın arkadaşı aynı zamanda Kulüp Başkanı olan Sabri Bey'in Moda'daki evinde kalırdı.
4) 3 Mayıs 1918'de Filistin Cephesi'ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul'a uğrayıp, Fenerbahçeyi ziyaret etti.

Galatasaray
1) Savaşlarda Atatürk'ün çevresinde hep Galatasaraylılar oldu.
2) Galatasaray Lisesi'ni 3 kez ziyaret etti.
3) Atatürk'ün okulu ziyaretinde Şükrü Kaya, "Efendim, siz de bizden misiniz?" demiş. Atatürk "Ne demek o?" demiş, "Yani Galasataraylı mısınız?" demiş. "Ben demiş takım tutamam. Ben bütün takımların üzerindeyim, bütün takımlar benim takımımdır" demiş.

Not:Ben bu konuyu buraya tartışma amacı açmadım...Sadece sizleri bilgilendirmek amacı açtım..Lütfen cevaplarınıza dikkat ediniz..
Son düzenleyen Safi; 20 Ekim 2017 22:16
In science we trust.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Aralık 2016       Mesaj #6
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
hayir cunku ataturk bir konusmasinda soyle diyor

futbol dunyada unlululesmisdir bu yuzden ben galatasarayi tutuyorum demistir
link var ama buraya koyamadim lutfen internete yazin cikar
ataturk kesinlikle galatasaraylidir bunu akliniza yazin
ataturk galatasaray vs fenerbahce macinda tribune gelmistir ve galatasaryin tribunune oturmustur yani bu ataturkun galatasarayli oldugunu kanitliyor
zalım - avatarı
zalım
Kayıtlı Üye
5 Aralık 2016       Mesaj #7
zalım - avatarı
Kayıtlı Üye
Fenerbahçeliydi.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

26 Kasım 2017 / Misafir Cevaplanmış
3 Mayıs 2014 / HerHangiBiri Genel Mesajlar
30 Eylül 2013 / Misafir Soru-Cevap
13 Kasım 2012 / Ziyaretçi Soru-Cevap
7 Kasım 2017 / ZİYARETCİ Cevaplanmış