Arama

Arkadaşlarımızın hayatımızdaki yeri ve önemi nedir?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 3 Ekim 2018 Gösterim: 6.155 Cevap: 2
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
30 Eylül 2010       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Arkadaşlarımızın hayatımızdaki yeri ve önemi nedir?
EN İYİ CEVABI fadedliver verdi
Başarılı arkadaşlıklar hayatımızda belirli bir rolü olan arkadaşlarla kuruluyor. Gallup bu rolleri, yani kaç tür arkadaşımız olabileceğini 8 ana başlıkta topluyor:

Reklamlar
Bunlar; Yapıcı, Destek Veren, İşbirlikçi, Yoldaş, Birleştirici, Enerji Veren, Ufuk Açan ve Yönveren arkadaşlar.

Sokakta Yaşayanlar ve Arkadaşlık
Araştırmacılar, bir zamanlar evsizken, sokaklarda yaşarken, yaşamını değiştirme savaşına girişmiş, savaştan kazanan olarak çıkmış kişilerin kurtuluş macerasının başlangıcını sorgulamaya başlıyorlar.

Evsiz insanların en önemli ortak noktası, tartışmasız bir şekilde, şiddetli alkol ve madde bağımlılıkları ya da akıl hastalıkları olarak karşımıza çıkar. Ancak yapılan görüşmelerde görülüyor ki, alkolizm ya da bağımlılık, sorunun temel nedeni olmaktan çok bir belirti olma özelliği taşıyor. Vakaların çoğunda içki ya da uyuşturucu ile kurulan yakın ilişki temelde, yakın bir arkadaşın ya da sevgilinin olmamasından kaynaklanıyor.

Uzun süreler evsiz kalan insanların en önemli ortak noktası sağlıklı ilişkilere sahip olmamaları. Benzer şekilde sokakta yaşamaktan kurtulup, kendilerine bir hayat kurmayı başaranların çıkış noktası, sabırla ve inatla yanlarında kalıp “Ben varım ve senin dostunum/sevgilinim...” diyerek tutarlı bir şekilde hayatlarında kalan kişiler, yakın ilişkiler olarak karşımıza çıkıyor.

İnsan Doğası ve Temel İhtiyaçlarımız
İnsan doğasına ve temel ihtiyaçlarımıza bakacak olursak, yakın ilişkiler kurmak, diğer insanlarla bir arada yaşayabilmek, paylaşabilmek en temel ihtiyaçlarımızdan biri. Gerçek şu ki, bizler biyolojik olarak ilişki kurmaya programlanmış, ilişki kurma ihtiyacına sahip yaratıklarız. İçinde yaşadığımız ortam her gün bir yandan bu ihtiyacı perçinlerken, diğer yandan zorlaştırıyor da diyebiliriz.

Bu noktadan baktığımızda biz psikologların, sosyologların hatta antropologların atladığı bir nokta var gibi görülüyor. Araştırmalarımızı bireye ya da gruplara dönük olarak, bu alandaki dinamikleri ortaya çıkarabilmek için yapıyoruz ve iki kişi arasındaki etkileşimi ve ilişkiyi de sıklıkla gözardı ediyoruz. İlişki araştırmalarının psikoterapi alanında çığır açışının nedeni de bundan olsa gerek.

Bir kitapçıya gittiğinizde, gördüğünüz kitapların hemen hepsi liderlik, yöneticilik, kişisel gelişim gibi bireysel özellikleri geliştirmeye yönelik kitaplar. Kurumlar, şirketler yöneticilerine ve çalışanlarına kişisel gelişimle veya takım çalışmasının gelişimine yönelik eğitimler aldırabilmek için adeta yarış içindeler. Gallup araştırmaları da gösteriyor ki, insanların sadece küçük bir bölümü “ilişki yönetimi” gibi birebir ilişkileri geliştirebilmek için eğitimler almışlar. Aslında kendimizi geliştirmek, daha bilinen tabirle kişisel gelişim, hem bizim hem de dünyanın pek çok ülkesinin eğitim sisteminin ana fikri. Daha ilkokul yıllarından itibaren hedef kendimizi geliştirmekse ve 40 yaşına geldiğimizde hala kendimizi yetersiz hissediyorsak, belki de ilişkilerimizi nasıl geliştirebiliriz diye düşünmenin de sırası gelmiş demektir...

Yapılan pek çok araştırmada görülüyor ki, yanınızda bir arkadaşınızın olması en katlanılmaz durumları bile eğlenceli hale getirebiliyor. Ayrıca güçlü sosyal ilişkilerin varlığı yaşamdan aldığımız doyumu da belirleyen konulardan biri ve bu özellik kültürlerarasında da farklılaşma göstermiyor. Tüm kültürlerde “mutluyum” diyen insanlarla “güçlü sosyal ilişkilerim var” diyen insanlar arasında olumlu bir korelasyon var. Aynı zamanda arkadaşlıklar ve yakın ilişkiler beklentilerimizi, isteklerimizi, hedeflerimizi hatta yaşam koşullarımızı da belirleyen önemli özellikler.

Yalnızlık Yaramıyor
Yakın ilişkilerin sağlığımız üzerindeki etkisi de şaşırtıcı boyutlarda. Duke Üniversitesi tarafından 2001 yılında yapılan bir araştırmada, kalp hastalığı olan kişilere yakın ilişkilerle ilgili bir anket yapılıyor ve bu kişiler dört yıl süren bir çalışmaya dahil ediliyorlar.

Araştırma sonuçlarına göre yaşamında dörtten az yakın ilişki bulunan kişilerin, diğer gruptakilere oranla dört kat daha fazla ölümle sonuçlanan kalp krizi geçirdikleri görülüyor. Araştırmacılar stres, sosyal statü, gelir düzeyi, sigara, saldırganlık ve hastalığın şiddeti gibi faktörlerin anlamlı bir fark göstermediğini, yakın ilişkiler faktörünün tek başına ölüm oranını diğer özelliklerden daha fazla belirlediğini göstermiştir.

Özetle, yaşamımızda en azından dört yakın ilişkinin bulunması, daha uzun yaşamamızı sağlıyor. Daha fazla arkadaş sahibi olmak, daha uzun yaşamak demek de değil. Araştırmada yaşamında dört, beş, altı hatta sekiz yakın ilişkiye sahip olan kişiler arasında anlamlı bir fark görülmüyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, yalnız kişiler hem psikolojik hem de fiziksel pek çok sorun yaşıyor. İnsanların hayatlarında kaliteli arkadaşlıkların bulunmaması, fiziksel ve ruhsal sağlığı, üretkenliği ve yaşam süresini olumsuz etkiliyor.
Son düzenleyen Safi; 3 Ekim 2018 02:59
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
30 Eylül 2010       Mesaj #2
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Bir zaman önce Gallup''un çalışan bağlılığı ile ilgili yaptığı araştırmaları özetlemiştik. Gallup "çalışan memnuniyeti" ve "çalışan bağlılığı" arasında bir ayırım yapıyordu. Örneğin bir çalışanın işyerinin imajından, aldığı ücretten, işyeri koşullarından memnun olması, işyerine bağlanmasını gerektirmiyordu. Bir çalışan işyerinden memnun olabiliyordu ama bu onun işyerine bağlanmasını garantilemiyordu. Aslında aynı olgu "müşteri memnuniyeti" ve "müşteri bağlılığı" için de geçerliydi Gallup''a göre.

Sponsorlu Bağlantılar
Bir restoranda et istediğim kıvamda pişmiş olabilir, her şey zamanında servis edilmiş olabilir, içeride çalan müzik rahatsız etmemiş olabilir, yani her şeyden memnun olabilirim ama bütün bunlar beni o restorana bağlamayabilir. Bir daha hiç gitmeyebilirim o restorana. Aslında Gallup "bağlanmaktan" söz ettiğinde, bu bağlılığın duygusal bir bağlılık olduğunu söylüyordu. Çalışanı işyerine bağlayan temel faktörlere baktığımızda çalışan, yöneticisine ve çalışma arkadaşlarına bağlanıyordu. Yine altını çizelim: Bağlanmaktan söz ettiğimizde aslında "bırakamamaktan, bırakmayı aklımızdan bile geçirmemekten" yani "yoğun bir duygusal bağlılıktan" söz ediyoruz.

Çalışanı işyerine bağlayan olgulardan biri de, çalışanın ekibine bağlanmasıydı. Nitekim araştırma sonuçlarından biri de, işyerine bağlı çalışan kişinin, mutlaka çalıştığı yerde en azından "çok iyi bir arkadaşı" olduğundan söz etmesiydi. Tom Rath bu araştırmanın arkadaşlık boyutunu "Hayati Öneme Sahip Arkadaşlar" diye çevirebileceğimiz "Vital Friends" adlı kitabında anlatıyor. İşte bazı sonuçlar: İşyerinde dostu olan insanlar işlerine konsantre olmada diğerlerinden yedi kat daha başarılılar. Aynı zamanda daha az kaza geçiriyorlar ve daha sadık müşterilere sahip oluyorlar. Ayrıca yeni fikirler bulmakta ve bunları paylaşmakta da daha başarılılar.

Pek çok şirketin kaçındığı ve çoğu zaman hoş görülmeyen bir durum olsa da Gallup''un araştırması, işyerindeki yakın arkadaşlıkların çalışanların tatmin düzeyini yüzde 50 arttırdığı görülüyor. Kurulan arkadaşlıkların kalitesi, kişilerin mutluluk düzeyleri ve yaşamdan tatmin olma düzeyleri ile olumlu korelasyon gösteriyor. Aynı zamanda fiziksel sağlık üzerinde önemli derecede olumlu etki sahibi. İşyerinde en az üç yakın arkadaşı olanlar, işlerinden yüzde 46 ve genel olarak hayatlarından yüzde 88 oranında daha fazla tatmin oluyorlar.

Araştırmaya katılan ve yakın arkadaşı olan kişilerin, evliliklerinden yakın arkadaşı olmayanlara oranla yüzde 70 daha memnun oldukları görülüyor. Araştırmaya katılanların bir bölümü cinselliği ve yakın ilişkileri en önemli ilişkiler kategorisinde değerlendirirken, bu değerlendirmeyi yapanların beş katı kişi, dostluğu daha değerli bir ilişki olarak değerlendiriyorlar. Patronlarla vakit geçirmenin günün en az zevkli zamanı olarak tespit edildiği araştırmada, patronları ile yakın arkadaşlığı olan kişilerin diğerlerine göre işlerinden iki kat daha fazla tatmin oldukları görülüyor. Bir diğer önemli sonuç da, bizlerin çok iyi bildiği üzümün üzüme baka baka kararabilme becerisidir.

Sağlıklı beslenen kişilerle yakın arkadaşlıklar kuranlar, diğerlerinin beş katı düzeyinde daha sağlıklı besleniyor vb. Peki, nasıl kurulur bu arkadaşlıklar? Başarılı arkadaşlıklar hayatımızda belirli bir rolü olan arkadaşlarla kuruluyor. Bu noktada arkadaşlıklarla ilgili doğru beklentilerin var olması hayati bir önem taşıyor. Beklentilerimizle, ilişkinin yaşamımıza kattıkları aynı doğrultuda olduğu sürece, ilişkilerin zenginleştiği, iki tarafın da ilişkiden yüksek ve benzer düzeylerde doyum sağladığı görülüyor. Kurduğumuz dostluğun ve arkadaşlığın yaşamımızda sahip olduğu rolü, yine Gallup sonuçlarına dayanarak, belli başlıklar altında toplayabiliyoruz.
Son düzenleyen Safi; 3 Ekim 2018 03:00
fadedliver - avatarı
fadedliver
Ziyaretçi
30 Eylül 2010       Mesaj #3
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Başarılı arkadaşlıklar hayatımızda belirli bir rolü olan arkadaşlarla kuruluyor. Gallup bu rolleri, yani kaç tür arkadaşımız olabileceğini 8 ana başlıkta topluyor:

Bunlar; Yapıcı, Destek Veren, İşbirlikçi, Yoldaş, Birleştirici, Enerji Veren, Ufuk Açan ve Yönveren arkadaşlar.

Sokakta Yaşayanlar ve Arkadaşlık
Araştırmacılar, bir zamanlar evsizken, sokaklarda yaşarken, yaşamını değiştirme savaşına girişmiş, savaştan kazanan olarak çıkmış kişilerin kurtuluş macerasının başlangıcını sorgulamaya başlıyorlar.

Evsiz insanların en önemli ortak noktası, tartışmasız bir şekilde, şiddetli alkol ve madde bağımlılıkları ya da akıl hastalıkları olarak karşımıza çıkar. Ancak yapılan görüşmelerde görülüyor ki, alkolizm ya da bağımlılık, sorunun temel nedeni olmaktan çok bir belirti olma özelliği taşıyor. Vakaların çoğunda içki ya da uyuşturucu ile kurulan yakın ilişki temelde, yakın bir arkadaşın ya da sevgilinin olmamasından kaynaklanıyor.

Uzun süreler evsiz kalan insanların en önemli ortak noktası sağlıklı ilişkilere sahip olmamaları. Benzer şekilde sokakta yaşamaktan kurtulup, kendilerine bir hayat kurmayı başaranların çıkış noktası, sabırla ve inatla yanlarında kalıp “Ben varım ve senin dostunum/sevgilinim...” diyerek tutarlı bir şekilde hayatlarında kalan kişiler, yakın ilişkiler olarak karşımıza çıkıyor.

İnsan Doğası ve Temel İhtiyaçlarımız
İnsan doğasına ve temel ihtiyaçlarımıza bakacak olursak, yakın ilişkiler kurmak, diğer insanlarla bir arada yaşayabilmek, paylaşabilmek en temel ihtiyaçlarımızdan biri. Gerçek şu ki, bizler biyolojik olarak ilişki kurmaya programlanmış, ilişki kurma ihtiyacına sahip yaratıklarız. İçinde yaşadığımız ortam her gün bir yandan bu ihtiyacı perçinlerken, diğer yandan zorlaştırıyor da diyebiliriz.

Bu noktadan baktığımızda biz psikologların, sosyologların hatta antropologların atladığı bir nokta var gibi görülüyor. Araştırmalarımızı bireye ya da gruplara dönük olarak, bu alandaki dinamikleri ortaya çıkarabilmek için yapıyoruz ve iki kişi arasındaki etkileşimi ve ilişkiyi de sıklıkla gözardı ediyoruz. İlişki araştırmalarının psikoterapi alanında çığır açışının nedeni de bundan olsa gerek.

Bir kitapçıya gittiğinizde, gördüğünüz kitapların hemen hepsi liderlik, yöneticilik, kişisel gelişim gibi bireysel özellikleri geliştirmeye yönelik kitaplar. Kurumlar, şirketler yöneticilerine ve çalışanlarına kişisel gelişimle veya takım çalışmasının gelişimine yönelik eğitimler aldırabilmek için adeta yarış içindeler. Gallup araştırmaları da gösteriyor ki, insanların sadece küçük bir bölümü “ilişki yönetimi” gibi birebir ilişkileri geliştirebilmek için eğitimler almışlar. Aslında kendimizi geliştirmek, daha bilinen tabirle kişisel gelişim, hem bizim hem de dünyanın pek çok ülkesinin eğitim sisteminin ana fikri. Daha ilkokul yıllarından itibaren hedef kendimizi geliştirmekse ve 40 yaşına geldiğimizde hala kendimizi yetersiz hissediyorsak, belki de ilişkilerimizi nasıl geliştirebiliriz diye düşünmenin de sırası gelmiş demektir...

Yapılan pek çok araştırmada görülüyor ki, yanınızda bir arkadaşınızın olması en katlanılmaz durumları bile eğlenceli hale getirebiliyor. Ayrıca güçlü sosyal ilişkilerin varlığı yaşamdan aldığımız doyumu da belirleyen konulardan biri ve bu özellik kültürlerarasında da farklılaşma göstermiyor. Tüm kültürlerde “mutluyum” diyen insanlarla “güçlü sosyal ilişkilerim var” diyen insanlar arasında olumlu bir korelasyon var. Aynı zamanda arkadaşlıklar ve yakın ilişkiler beklentilerimizi, isteklerimizi, hedeflerimizi hatta yaşam koşullarımızı da belirleyen önemli özellikler.

Yalnızlık Yaramıyor
Yakın ilişkilerin sağlığımız üzerindeki etkisi de şaşırtıcı boyutlarda. Duke Üniversitesi tarafından 2001 yılında yapılan bir araştırmada, kalp hastalığı olan kişilere yakın ilişkilerle ilgili bir anket yapılıyor ve bu kişiler dört yıl süren bir çalışmaya dahil ediliyorlar.

Araştırma sonuçlarına göre yaşamında dörtten az yakın ilişki bulunan kişilerin, diğer gruptakilere oranla dört kat daha fazla ölümle sonuçlanan kalp krizi geçirdikleri görülüyor. Araştırmacılar stres, sosyal statü, gelir düzeyi, sigara, saldırganlık ve hastalığın şiddeti gibi faktörlerin anlamlı bir fark göstermediğini, yakın ilişkiler faktörünün tek başına ölüm oranını diğer özelliklerden daha fazla belirlediğini göstermiştir.

Özetle, yaşamımızda en azından dört yakın ilişkinin bulunması, daha uzun yaşamamızı sağlıyor. Daha fazla arkadaş sahibi olmak, daha uzun yaşamak demek de değil. Araştırmada yaşamında dört, beş, altı hatta sekiz yakın ilişkiye sahip olan kişiler arasında anlamlı bir fark görülmüyor.

Araştırmalar gösteriyor ki, yalnız kişiler hem psikolojik hem de fiziksel pek çok sorun yaşıyor. İnsanların hayatlarında kaliteli arkadaşlıkların bulunmaması, fiziksel ve ruhsal sağlığı, üretkenliği ve yaşam süresini olumsuz etkiliyor.
Son düzenleyen Safi; 3 Ekim 2018 03:00
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

13 Aralık 2012 / NURHİLAL Cevaplanmış
12 Kasım 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
19 Nisan 2011 / Misafir Cevaplanmış
7 Aralık 2012 / Ziyaretçi Cevaplanmış
28 Aralık 2012 / Misafir Cevaplanmış